Tam bir imha ve temizlenme anlamına gelen diri diri yakılma, Ortaçağ Avrupasındaki Engizisyon Mahkemelerinin ceza hiyerarşisindeki en ağır infaz şekli idi.

Engizisyon Mahkemeleri tarafından 17. yüzyılın başına kadar kısmen uygulanan ölüm cezaları, bazen başka yöntemler kullanılsa da “diri diri yakma”, “suda boğma” ve “diri diri toprağa gömme” olarak üç farklı grupta toplanabilir.

Bu infaz yöntemleri arasında “diri diri yakma” ceza hiyerarşisi içinde en ağırı idi.  Tam anlamıyla bir imha ve temizle(n)me anlamına gelen bu infaz şekli; cadılık, kâfirlik, zehir terkipçiliği, hayvanlarla cinsel ilişki ve kalpazanlıktan hüküm giyenler için vazgeçilmez bir infaz yöntemi idi.

Yakılarak infaz 16. yüzyıl boyunca özellikle de kadınlara karşı cadı avının tüm hızıyla sürdüğü bölgelerde yoğun bir biçimde uygulanmıştır. Yakılarak ölüme mahkum olan suçlunun, özellikle odun yığınının yavaş yandığı durumlarda uzun süre acı çekmesini engellemek için, odun yığınına çıkarılmadan önce boğularak öldürülmesi, daha sonra yakılması sıklıkla olmasa da, başvurulan bir yöntemdir.

Suçlunun yakılarak öldürülmesi, üzerinde ayrıntılı bir biçimde düşünülmüş kusursuz bir tasarım olarak karşımıza çıkar.

Suçlunun yakılarak öldürülmesi, üzerinde ayrıntılı bir biçimde düşünülmüş kusursuz bir tasarım olarak karşımıza çıkar.

Engizisyon Mahkemesi tarafından ölüme mahkum edilen kişinin cezasının infazı, Pazar günleri ya da diğer (dini) tatil günlerinde, çocuk, kadın, yaşlı, genç kalabalık bir izleyici kitlesi önünde şenlik, bayram havasında, genellikle kasaba ve şehir meclisinin bulunduğu geniş alanlarda gerçekleşir.

İnfaz için Pazar (tatil) günlerinin ya da kutsal günlerin seçilmesinin nedeni, yalnızca katılımın arttırılmasını sağlamak için değildir. Engizisyon Mahkemeleri’nde ve daha sonraki yıllarda devreye giren sivil mahkemelerde, kiliseye karşı işlenen suçlardan dolayı ölüm cezasına çarptırılanların yakılarak infaz edilmesi, suçlular için bir tür arınmayı temsil ettiği için, infaz ritüelinin Hıristiyanlığın kutsal saydığı günlerde veya Pazar günleri yerine getirilmesi, yakılanın, özünde saf ve temiz olan ruhu için yerine getirilmesi gereken son bir görev olarak görülür.

Mahkeme tarafından suçluluğuna hükmolunan kişi, eğer yargılanma aşamasında önemli sayılabilecek itiraflar yapmışsa, yani engizisyonun istediği gibi ifade verebilmişse, yakılmadan önce boğularak öldürülme şansına sahip olabilirdi.

Mahkeme tarafından suçluluğuna hükmolunan kişi, eğer yargılanma aşamasında önemli sayılabilecek itiraflar yapmışsa, yani engizisyonun istediği gibi ifade verebilmişse, yakılmadan önce boğularak öldürülme şansına sahip olabilirdi.

Böyle bir şansa kavuşamayarak  diri diri yakılan suçluların çığlıklarının izleyicileri tedirgin etmemesi amacıyla işkence uygulanırken de yararlanılan “boğma armudu” ya da “işkence maskesi” kullanılır. Çelik ya da bronzdan yapılan “boğma armudu” zanlının işkence görürken bağırmasını engellemek için düşünülmüş basit bir düzenektir; işkence görenin ağzını neredeyse tamamıyla kaplayacak şekilde, kösele ya da vidalarla başın arkasında sabitlenmiş olarak tüm ağız boşluğunu kaplar. Böylece suçlunun çığlık atmasının ya da bağırmasının önüne geçilmiş olur. İşkence maskesi, yüzü önden tamamıyla saran bir blok kısım ve başın arkasında birbirine kavuşan demir halkalardan oluşur. Yalnızca çeneye yerleştirilen ve ağzın -dilin- oynatılmasına engel olan daha basit şekli de aynı amaca hizmet eder.

Bazı engizitörler daha da ileri gidip, sapkın olarak öldüklerini sonradan saptadıkları kişilerin kadavra ve kemiklerini mezarlarından çıkararak atların arkasına bağlayıp şehirlerin içinde sürüklettirip ardından yaktırmışlardır. Ya da bazen suçlunun yanında kurban da aynı cezayı paylaşmak zorunda kalmıştır. Örneğin 17 Eylül 1605 tarihinde Johnne Jak (nam-ı diğer Scott) adlı kişi hayvanlarla cinsel ilişkiye girmekten suçlu bulunup yakılırken yanında başka bir kurban daha vardı: Cinsel ilişkiye girdiği iddia edilen kısrak!

Ölüme mahkum edilenlerin cezasının infazı, infaz kararı engizisyon mahkemelerinde alınmış olmakla birlikte, dünyevi mahkemelerin gözetiminde yapılır. Bu uygulamanın nedeni, kilisenin elini kana bulamak istememesi ve hiçbir üyesinin silah taşıma yetkisinin olmamasıdır. (Kaynak)

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler