Türkiye'nin ilk kadın milletvekili Satı Kadın (Satı Çırpan) Kazan Köyündendir. Atatürk tarafından Türk kadınına örnek olması için Satı Kadın Meclisin ilk kadın milletvekili olarak seçilmiştir.

Türkiye'nin ilk kadın milletvekili Satı Kadın (Satı Çırpan) Kazan Köyündendir. Atatürk tarafından Türk kadınına örnek olması için Satı Kadın Meclisin ilk kadın milletvekili olarak seçilmiştir.

Babası Kara Mehmet Efendi köyde tarlası ve arazisi çok, ağa bir adamdır. Kara Mehmet’in Emine Hanımdan ikisi kız biri oğlan, üç çocuğu olur. İlk çocuğu Satı Kadın’dır.

Satı Kadın büyür ve gelinlik çağa gelir. Cafer Efendi ile evlenir ve eşinin köyüne yerleşir. Hamile iken eşi vefat eder.

Bir oğlan çocuk dünyaya getirir ve ismini de eşinin ismine teberrüken Cafer koyar. Cafer büyüyünce ve "Soyadı Kanunu” çıkınca “Koçak” soyadını alır.

Satı Kadın, eşi Cafer Efendi’nin vefatından sonra babası Kara Mehmet’in yanına döner. Kader onu bu sefer de İbrahim efendi ile karşılaştırır. İbrahim Efendi ile evlenir ve eşinin köyü olan Tekke Köyüne yerleşir.

Kara Mehmet’in ihtiyarlığını fırsat bilen çevredeki bazı kimseler, arazisini gasp etmek isterler. Kara Mehmet, ihtiyar haliyle arazisini gasp etmek isteyenlerle mücadele edemeyeceğini, malına sahip çıkamayacağını anlar ve kızı Satı Kadın’ı çağırarak, gelip malına mülküne sahip çıkmasını ister. Bunun üzerine, eşi İbrahim Efendi ile birlikte baba ocağı Kazan Köyüne geri döner. Evin idaresini eline alır.

Satı Kadın, babasının malını gasp etmek isteyenlerle mücadele ederek, arazilerine sahip çıkar ve kimseye kaptırmaz. Gösterdiği bu mücadele ve dirayetinin yanında, halka karşı gösterdiği yakın ilgi ve alakası sonunda kendisine “Satı Ağa” denir.

26 Ekim 1933 tarihinde, 18 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 442 sayılı Köy Kanununda yapılan değişiklikle kadınlara, muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkı tanınır. Satı Kadın da bu kanun değişikliğinden yararlanarak Kazan köyüne muhtar seçilir.

Satı Kadının muhtar olması ile birlikte hayatında yeni bir sayfa açılır. Artık yöneticidir, sorumluluk sahibidir. Köyün işleri ile ilgilenecek, geleni gideni karşılayacak, devlet yöneticileri ile muhatap olacak, nahiyede yapılacak tören ve etkinliklere katılacaktır.

Satı Kadının muhtar olması ile birlikte hayatında açılan yeni sayfaya en büyük not, 1934 yılı sıcak bir Temmuz gününde düşülür. Düşülen bu not, onun adının dünyaca duyulmasının başlangıcı olur.

1934 Yılı Temmuz ayında Atatürk’ün Kızılcahamam üzerinden İstanbul’a gideceği haberini alan Halkavun Nahiye Müdürü, hemen köylere haber salar. Çünkü Atatürk Kızılcahamam’a giderken Halkavun Nahiyesinden geçecektir. Satı Kadın da bu haberi alır ve kendince hazırlıklarını yapar. Karşılama günü de en güzel elbisesi olan, halen torunlarınca saklanan bindallısını giyer, görenleri hayran bırakan gümüş işlemeli kemerini beline akar ve törene katılır.

16 Temmuz 1934 günü Atatürk Kızılcahamam’a gitmek üzere Ankara’dan ayrılır. Halkavun Nahiyesi’nde de hazırlıklar yapılır. Bir gölgelik kurulur, yerlere halılar serilir, masa konur ve köylerden gelen halk ile birlikte Nahiye yöneticileri Atatürk’ü beklemeye başlarlar. Atatürk mahiyetindekilerle birlikte otomobil ile gelir:

Satı Kadın, M. Kemal Atatürk ile ilk karşılaşmasını şöyle anlatır:

"Bir gün gelip de saylav (Milletvekili) olacağım aklımdan bile geçmezdi. Pederim köyde ihtiyardı (muhtardı). Sonra yerine ben ihtiyar oldum. Gücüm yettiği kadar çiftçilik yapıp geçiniyordum. Silahım, tabancam ve bıçağım vardı. Asker zamanında köyün inzibatına ben bakardım. Kadınların içinde ilk defa ben resmen ihtiyar oldum.

Bundan bir yıl kadar evveli ‘Atatürk Kızılcahamam’a doğru geçiyor’ diye haber aldım. Hemen köyü temizlettim. Evleri badana ettirdim. Atı çektirdim. Bir şalvar, bir cepken, bir poşu, bir değnek alınca bizim köyün yarım saat ötesinde Halkavun Nahiyesine vardım. Ahali toplandık, Ata’nın gelmesine durakladık. Durakladıktan elli kamyonlar geldi. Atatürk geldi. Geldikten kelli eline vardım. Şapadanak öptüm. Ata’nın eli bana guzu eti gibi tatlı geldi.

Atanın yanında kalakaldım. O bana baktı, ben ona baktım. Bir de şöyle döndüydüm. Köylüler ayran yapmışlar emme vermeye cesaret edememişler. Ben goştum, hazırlanmış bardağı gapınca Atama verdim. Ayranı içtikten kelli Atam bir bana baktı, bir de döndü Müdür Beye (Bucak Müdürüne) baktı. Müdür Bey benim için Ataya “Kazan Köyünün Muhtarıdır.” dedi.

Atam bana sordu:


- “Muhtar mısın?” dedi.

- “Muhtarım Atam.”

- “Hoşnut musun?”

- “Hoşnudum, Atam.”

- “Adın ne?”

- “Bana Kara Mehmet kızı Satı derler Atam.” dedim.

Bunun üzerine makineyi (Otomobili) yürüttüler. Eline vardım ancak bir toka yapabildik.”

S. Arif Terzioğlu, Satı Kadın ile Atatürk’ün karşılaşmasını “Yazılmayan Yönleriyle Atatürk” adlı kitabında şöyle anlatır:

“Ankara’da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam’a giderken, Kazan Köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerinin içinden geçen, şosede duran bu yabancı konukları görünce hep koşuştular. Kimi su seyirtti, kimi ayran, bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata’ya uzattı:

-“Bir soğuk ayran içer misiniz,” dedi.

Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde, bronzlaşmış Türk kadınının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk Anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. Ata’sı, ayranı kana kana içmiş ve biran durakladıktan sonra ona: -“Senin kocan kim?” diye sormuştu!

Köylü kadını, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk Anası, Ankara’nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi. Ata bir soru daha sordu:

- “Ne zaman doğdun?”

- “1919’da Atatürk Samsun’a çıktığı zaman doğdum.”

Ata, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi. Halbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu, tekrar sordu:

- “Nasıl olur!”

Evet, nasıl olurdu. Bu Satı Kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:

- “Evet Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!”

Bu espiri Ata’yı bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi. Daha sonra biz Satı Kadını Büyük Millet Meclisine giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz.”

3 Aralık 1934’de İsmet İnönü ve 191 arkadaşı tarafından Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleriyle, Seçim Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve bu kanuna bir madde eklenmesi hakkında bir kanun teklifi hazırlanır. Teklif ile 22 yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün milletvekili seçme; 30 yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün milletvekili seçilebilme hakkına sahip olması amaçlanır. Verilen teklif 5 Aralık 1934 tarihinde yasalaşarak kadınların milletvekili seçme ve seçilme yolu açılmış olur.

Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının 5 Aralık 1934’de Anayasada yer almasının ardından, Satı Kadın için tarih sayfasına bir not daha düşülür. 16 Temmuz 1934’de medeni cesaretini ortaya koyarak Atatürk’e ikram ettiği bir bardak ayran ve bu ayranı ikram ederken gösterdiği incelik, O’nun hayatında yeni bir sayfanın açılmasına neden olur. Satı Kadının gösterdiği bu nezaket karşısında Atatürk’ün aldığı not, zamanı gelince hemen devreye gider ve 1935 yılının Şubat ayında yapılacak Milletvekilliği seçimlerinde milletvekili adayı olarak listede yerini alır. Satı Kadın, milletvekili olması ile ilgili süreci şöyle anlatır:


“Aradan birkaç ay geçti (Atatürk ile karşılaşmasından sonra). Bir gece yarısı köye bekçi geldi ki. Seni nahiyeden bölük kumandanı istiyor diye .... Ayağıma mestlerimi çektim. Elime bir değnek aldım. Bir yanıma bekçiyi, bir yanıma köyden bir gonşuyu aldım yola çıktık. Nahiyeye vardık. Bölük Kumandanı bana:

-“Biz seni kariya (köy) muhtarlarının başına reis yapacağız” dedi.

-“İyi ya olurum,” dedim. Hökümetin emrine kellem bile feda olsun.

Oradan atlara bindik köyümüze döndük. Birkaç gün geçtikten sonra köylüler ellerinde gazete ile geldiler. Beni namzet (aday) göstermişlermiş. Yirmi gün sonra da iki candarma gelip, beni aldılar. Atıma bindim, heybeye ekmeğimi goydum. Eşi dostu Tanrıya ısmarlayıp, Ankara Hacıbayram önüne indik. Üç gün sonra beni İsmet Paşa Enstitüsüne götürdüler, buluzlar, elcikler (eldivenler) çoraplar, potinler verdiler. Sonra da meclise varıp yemin ettikten kelli mebusluğa başladım. İreyislik dedikleri meğer mebusluk imiş.

Ankara’nın kenarında iki katlı bir ev duttum. Mahsus apartuman dutmadım ki köylülerim: “Bizim Satı Ankara’ya varınca bizleri unuttu, burnu büyüdü” demesinler diye... Benim heç boş vaktim yoktur. Her gün her saat köyümden beni görmeye gelirler. Kiminin gözü ağırır, kimi ciğerini gösterir. Hepsini alıp hastane, hastane dolaştırırım. Dertlerine deva ararım. Kapım akşama kadar herkese açıktır.

Meclise vardığımda Ziraat Encümeninde çalışırım. Çok işimiz var. Allah devlete millete zaval vermesin. Ulu Atatürk’ümüze de uzun ömür versin. O olmasa köylü Satı’yı Meclisin önünden bile geçirmezlerdi. O geldi de Satılar adam yerine geçtiler. Mebus bile oldular. Bin yaşasın Atatürk’üm.”

Şubat 1935 tarihinde yapılan genel seçimde Satı Kadın, Ankara Milletvekili olur ve 5. Dönem Ankara Milletvekili olarak 1935-1939 tarihleri arasında T.B.M.M.’de görev yapar.

Satı Kadın milletvekili olunca Samanpazarı semtinde bir ev tutar, eşi ve çocukları ile birlikte yeni evine taşınır. Kazan ve civar köylerden gelenler ile evi dolar taşar. Gelenlerin rahat etmeleri için üç defa evini değiştirir. Hastası olan, Devlet dairelerinde işi olan Satı Kadına gelirler, evde veya mecliste nerede bulurlarsa peşine takılırlar. Mecliste bazıları bu durumdan rahatsız olur ve “Satı Kadın geldi Meclise, Meclisin önü köylüden geçilmiyor” diye. Hatta Atatürk’e kadar bu yakınmalarını iletirler. Atatürk: “Bırakın Satı Kadını, o ne yaptığını bilir; ona yardımcı olun” der.

Satı Kadın, bir yandan köylülerinin derdi ile ilgilenirken bir yandan da Meclis çalışmalarına devam eder. Ziraat Encümeni’nde görev alır. Mecliste görüşülen her kanun teklifine veya diğer konulara “Evet” demez. Aklına yatmayanlara da "Hayır” demesini bilir. Meclis zabıtlarının incelenmesinde azımsanamayacak ölçüde “Hayır” oyu kullandığı görülür. 1938 yılında halkevinde verilen bir müsamerede Satı Kadın, bir köylü gurubunun içeri alınmadığını görür. Sebebini sorduğunda kapıdaki görevli “Efendim bugün milletvekillerinin günü” der. Bunun üzerine Satı Kadın köylüleri göstererek:

“Bunlar milletin vekilleri değil, asıllarıdır” diyerek yana çekilir ve köylülere yol gösterir.

Satı Kadın milletvekili olduğu zaman, kendisini Ankara Köy Enstitüsü’ne götürürler, orada şehirliler gibi giyinmesini isterler. “Hayır” der. “Ben köylüyüm. Sizin adetlerinizi hem hak edemem, hem de istemem, yersiz olur” Bunu Atatürk’e anlattıkları zaman, “O yapacağını bilir, ne isterse öyle yapsın, hiçbir şeye zorlamayın” der.

Zaman su gibi akıp gider ve 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün vefatı üzerine Satı Kadın, hayatının en büyük acılarından birini yaşar. Mecliste de yavaş yavaş hareketlenmeler başlar ve yeni bir seçim arifesine gelinir. 26 Mart 1939 tarihinde Milletvekili seçimleri yapılır. Aday gösterilmediği için seçilemez ve baba ocağı Kazan Köyü’ne geri döner ve hayatının bundan sonraki kısmını, çiftçilik yaparak, mütevazı bir şekilde geçirir. Kendisine yardım talebi ile gelenleri imkânları ölçüsünde boş çevirmemeye çalışır. İkinci Dünya Savaşının getirdiği olumsuzluklar karşısında yaşanan gıda sıkıntısı dönemlerinde bile odasını kapatmaz, misafirlerini yedirir içirir.

Atatürk’ün ismini Hatı olarak değiştirdiği ve Meclis tutanaklarında da ismi “Hatı” olarak geçen Satı Kadın, hayatının sonlarına doğru felç geçirir. 19 Mart 1956’da vefat eder ve o zamanki Köy mezarlığına defnedilir.

BU YAZI,  AV. ÇİLER N. KOŞAR TARAFINDAN SİTEMİZDE YAYINLANMAK ÜZERE KALEME ALINMIŞTIR. 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içeriğimiz ile ilgili yorumlar