Buraya bakın benim midemin bulantısı geçmiyor; hatta bu bulantının yoğunluğu azalacak gibi de değil. Çünkü bulandıranların inisiyatifleri ve fiilleri söz konusu bulantıyı yaratmak konusunda inanılmaz bir istikrara sahipler.

Binlerce yıllık koku bu coğrafyada hala yayılıyor.

Bu kokudan nasıl korunuruz diye çabalarken elimize bir gazete alınca, televizyona bakınca ya da bir muhabbet esnasında geçen bir haber sayesinde yine vuruyor suratımıza suratımıza bu ‘’dünyanın açık ara en berbat kokusu’’. Ama bu kez farklı bir şey yapacağım; belki kıyıda köşede bu kokuya maruz kalmayıp salonlarında hüküm süren ‘’lavanta ferahlığı’’ eşliğinde hayatına devam edenleri de kusma noktasına getireceğim.

Ben bu ülkede bir avukat adayıyım ve yakında atlayacağım denizin ne kadar pis koktuğuna tek başıma tanık olmak istemiyorum.

Olum ben 23 yaşındayım ve bu koku karşısında yalnız kalmak istemiyorum lan. Ortalık leş gibi kokuyor ve bu kokuya karşı ‘’burunlarımızı bir süre tıkamak dışında’’ bir şeyler yapmalıyız, en azından o kokuyu içimize derin derin çekip kusalım.

Kusmak fiili sayemizde bir muhalefet ögesi olsun, lütfen lan kusmak sayemizde insani bir reaksiyon olsun. Kusamayanlar da en eski yönteme başvurup birbirlerinin ağızlarına parmaklarını soksunlar, yine mi olmadı? Durun o zaman ben kokunun kaynağını sizlere anlatarak içinizi dışınıza çıkarayım;

2012 yılının ortalarında Tokat’ta D.K. adlı bir kız çocuğu tecavüze uğramıştı hatırladınız mı? Pek sanmıyorum; çünkü haberi duyan herkes çıkan kokudan rahatsız olup burnunu bir süre tıkamıştı, o kadar. Her neyse; geçtiğimiz günlerde Tokat Ağır Ceza Mahkemesi’nden çıkan koku, tecavüz vakasının yarattığı kokuyu bastırdı.

Şöyle ki; dava sürecinde görevli savcı Türk Ceza Kanunu’nun 103/6. maddesine göre “çocuğun cinsel istismarı” suçundan en az on beş yıl ve ‘‘cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan da bir buçuk yıldan yedi buçuk yıla kadar hapis cezası verilmesini istemesine rağmen, mahkeme heyeti vermiş olduğu kararla bu coğrafyanın alışık olduğu kokuyu hepimize bahşetti:

Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki “Mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir” şeklindeki maddeye dayanarak, D.K.’nin 8 Aralık 1997 olan doğum tarihini 8 Aralık 1996 olarak değiştirdi. Bu değişiklikten sonra D.K.’nin, suç tarihindeki yaşı 15’e yükselmiş oldu. Sonrasında heyet tarafından; “15 yaşını bitiren mağdurla rızasıyla cinsel ilişkiye girme” suçunun şikayete tabi olduğunu, D.K.’nin olaydan hemen sonraki ifadesinde T.Ö.’den şikayetçi olmadığını beyan ettiği belirtilmek suretiyle T.Ö.’nün beraatine karar verildi. Heyet bir de, “kişiyi hürriyetinden yoksul kılma” bakımdan da suçun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirerek sanığın beraatine hükmetti.

Çıkan koku tanıdık; bu leş gibi koku bizim mentalitemizden ve balık hafızalarımızdan yükselen kokudur. Bu koku ‘’suçun işlendiği tarihte 14 yaşında’’ olan ve Karşıkaya Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün raporuna göre de “doğum tarihiyle kemik yaşının uyumlu olduğu” anlaşılan D.K.’ye tecavüz eden yaratığın değil; onu ‘’aklayıp paklayarak’’ topluma sunan ataerkil düşünce sistematiğinin ‘’şefkatli kollarından’’ çıkan kokudur. Bu koku yakında dahil olacağım adalet mekanizmasından çıkıyor. Bu kokunun dağılması için hiç durmadan kusmamız lazım.

Kusun lan lütfen.

Ne oldu?

Kusamadıysanız bile biraz olsun insani özelliklere sahipseniz mideniz ağzınıza gelmiştir. O halde ben işimi şansa bırakmayayım ve ikinci (üstelik oldukça taze) koku kaynağını da yüzünüze çarparak tüm ülkenin kusmukla yıkanması için elimden geleni yapmış olayım.

Diyarbakır’da ikamet eden M.N.E. ve eşi arasındaki boşanmanın akabinde yaşları 3, 5 ve 10 olan üç kız çocuğunun velayeti annede kalıyor. Burunları tıkamakla kurtulamayacağımız kokunun kaynağı ise çocukların yaşadıklarını babaları M.N.E' ye anlatmasıyla ortaya çıkıyor. Şöyle ki; 2011 yılında kardeşlerden M.E 3 yaşındayken kayboluyor. M.E'nin kaybolması üzerine yapılan kayıp başvurusu sonrasında yapılan çalışmalar sırasında anne A.E ile Yenişehir İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memuru O.K arasında başlayan tanışıklık zamanla flört seviyesine ulaşıyor. A.E. ise görüşmek üzere gittiği polis memuru O.K'nin evine çocuklarını da götürüyor. Anne A.E. ile ilişki kuran polis memuru O.K. bir süre sonra 3 küçük çocuğa da cinsel istismarda bulunuyor. Anne A.E. artarak devam eden bu cinsel istismara rağmen ilişkisini sürdürmeye devam ediyor. Bir süre sonra üç kardeş; O.K.’nın meslektaşı olan arkadaşları F.B. ve A'nın da istismarına uğruyor. Okurken yutkunamadığınız bu süreç 2013 yılına kadar sürüyor lan. Sadece bu olayı düşünerek 15 dakikadan fazla geçiremeceğimiz aşikarken çocuklar bu sapkınlığa 2 yıl boyunca maruz kalıyor! Mağdur çocuklardan şu an 10 yaşında olan Z.C.E’nin günlüğüne yazdıkları yaşadığı travmatik sürecin aynası; "…doğum kontrol hapı ve uyuşturucu da bana verdiniz. O. (polis memuru), F.'den (diğeri) uyuşturucu istedi. Sen de (annesine) hem kendin içtin hem bana verdin. Senin dediğini yapacağım hani sen demiştin ya 'Kendine de zarar ver' demiştin. Dediğini yapacağım. Kahrol seni hiç sevemiyorum…"

Benim anlamaya çalıştığım tüm bu coğrafyayı pislik götürürken niye kusamadığımız?

Midemize noldu lan bizim?

Kim bizim kusmadan maruz kalabileceğimiz rezalet seviyesini bu denli sıçrattı?

Ama madem hala tutuyorsunuz kendinizi şunu da ekleyeyim; henüz resmi bir açıklama olmamasına rağmen söz konusu polis memurları hakkında takipsizlik kararı verildiği iddiası var. Şimdi evinize değil beş dakikanızı ayırarak kapınızın önüne kusun. Bu ülkede herkes kendi kapısının önüne kussa; çok şey değişir.

Stj.Av. Saruhan Gence BAŞARAN - 2015

saruhan-gence-basaran@hotmail.com

Bu yazı, sitemizde yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Tüm hakları, yazarın kendisine aittir.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları