Nietzsche’nin, kim olduğu sorusunu eğer yanıtlayabilseydik; onun önünde mi, arkasında mı, ya da karşısında mı yoksa yanında mı yer aldığımıza karar verebilirdik. Ancak onun felsefesinin ilk hedefi; okuyucularını özerk olmaya teşvik etmesidir.

Nietzsche’nin, kim olduğu sorusunu eğer yanıtlayabilseydik; onun önünde mi, arkasında mı, ya da karşısında mı yoksa yanında mı yer aldığımıza karar verebilirdik. Ancak onun felsefesinin ilk hedefi; okuyucularını özerk olmaya teşvik etmesidir. O modern insanlar tarafından anlaşılamayacağı inancındaydı. Bu nedenle; öncelikle bir gelecek için yazmıştır. Örneğin; Ahlakın Soy Kütüğü Üstüne’nin önsözünde ; kendisinin etkin bir şekilde okunabilmesi için okuyucunun yorumlama sanatında ustalaşmış olması gerektiğini söylemiştir.

Nietzsche’yi okumak çok büyük tehlikeler içerir. Kişi kendi sağlığına ciddi zararlar verebilir. Onu yanlış yorumlamak da, bağlam dışında okumak da mümkündür. Nietzsche’yi söylemek için; Nietzsche’ci olmak gerekir ama kesinlikle; Nietzsche’den yana olmak gerekmez. Yani; onun düşünüş biçimiyle, onun dünya görüşünün farkına varmak gerekir. Onun; üzerine yazmak, konuşmak, onu anlamak için dört temel güçlüğün üstesinden gelmek gerekir.

Birinci güçlük; Nietzsche ilk bakışta “her yerden” başlıyor. Her an ve her konuda; dinden, felsefeden, biyolojiden, trajediden, estetikten ve psikolojiden, tarihten, bilgiden başlıyor. Onda temel güçlük; “her şeyin” nasıl “bir yerden” başlanarak söyleneceğidir.

Örneğin; Nietzsche’ci anti-demokratizmi ele alalım. Eğer bu konuda; sadece onun eşitçiliğe, basının ve kamuoyunun mutlak iktidarına veya parlamentarizmin çöküşüne yönelik eleştirileriyle sınırlı kalırsak; politika ile uğraştığımızı düşünürüz. Eğer demokratizmi; sürücül içgüdüden yola çıkarak düşünürsek, bir çeşit antropoloji ile uğraşmamız gerekir. Eğer bu sürücül içgüdü’yü; zayıfların ve güçlülerin tarihi açısından ele aldığımızda, güç istencini düşünürüz. Güç istencini incelersek; onun niteliğini araştırmamız gerekir. Çünkü; güç istenci onu elinde bulunduranlara bağlı olarak etkin ya da geriletici olabilir. Dolayısıyla; güç istencinin kendisi, bizi biyolojik bir varlık olarak insana gönderir. İnsan kavramı da bizi yaşam kavramına, yaşam kavramı da kaosa gönderir. Yani bütün soy kütükleri (felsefenin, ahlakın…) aynı yolu izlerler.

Yanıt; onun bütün soy kütüklerinin(*) yola çıktıkları yer; “madde” dir.

İkinci güçlük: Nietzsche’de; aynı kategoriler yeniden karşımıza çıkar. Yeniden ele alınırlar , yeniden değerlendirilirler, şu ya da bu perspektife yerleştirilirler. “Ben” ,”nedensellik”, “ereklilik”, antropolojide, tarihte, ahlakta, biyolojide, psikolojide sürekli yeniden ele alınırlar. Bir tek soy kütüğü; (örneğin; İyinin ve kötünün ki) din, ceza, hukuk, ve bilinçle olan ilişkilerine göre yüzlerce soy kütüğüne dönüşür. Sonuçta; Nietzsche’nin eserleri, görüş açılarının dev bir birleşimi olarak karşımıza çıkar.

Üçüncü Güçlük: Nietzsche’nin metinleri; kaos, bilinç işleyişi, demokrasi gibi kavramlara getirdiği düzensiz tanımlarda bile; yaptığı somut analizler açısından çok zengindir. Nietzsche; bizim modernliğimizin eşi benzeri olmayan bir araştırmacısıdır. Onun; ince alayları, tahrikleri sadece suyun üstündeki köpüktür. Onun altında, derinlerde, sağlam bir platform ve hatasız bir biçimde yapılanmış temeller vardır.

Dördüncü Güçlük: Nietzsche; genel bir zayıflamanın, endüstriyel köleliğin farkına varıyor. Kapitalizmin insanlık dışı politikasının; sürücüllüğün sonucu olduğunu düşündüğü için de ona göre; bastırılması ya da hiç değilse yeniden yönlendirilmesi gereken şey sürücüllüktür. Ona göre kitleler; hiçlik istencinin aracı, demokrasi, hiçliğin politik rejimi, İşçi sınıfı; hiçliğin sınıfı, çalışma; hiçliğin değeri, kapitalizm ise; hiçliğin ekonomisidir. Andığım bu güçlükler nedeniyle; bu sunu kendi yapıtları okunarak değil, ancak; Nietzsche’yi inceleyen felsefecilerin yapıtlarından yararlanarak hazırlanabilmiştir.

...VE BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT:

Nietzsche’nin; şiirsel, vahiy tarzında ve kıssalar biçiminde yazılmış olan Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü, genellikle felsefi bir yapıt olarak kabul edilmez. Ancak; kitap incelendiğinde, Nietzche’nin felsefi düşüncesinin; saptamalarına ilişkin önemli bilgilere ulaşabiliriz. Bu yapıtta yer alan iki önemli temel düşünce; üstinsan ve aynının ebedi (sonsuz) dönüşüdür.

…ÜSTİNSAN ÖĞRETİSİ:

Yapıtın öndeyişinde Zerdüşt; on yıllık inzivadan sonra insanların arasına iner ve insanın alt edilmesi gereken bir şey olduğunu ilan eder. İnsanlara, pazar yerinde üstinsanı anlatır. “Yeryüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere!” Zerdüşt; “yalnızca farklı bir insanlığın başarabileceği, insanın geleceğinin üstüne ve/veya ötesine geçilmesi için; önce nasıl yok olunacağını (batılacağını) öğrenmemiz gerekir. Asla bir üstinsan var olmamıştır”, der. Çünkü; insan, önce nasıl yok olunacağını öğrenmek zorundadır. Yok olduğumuzda, “büyük hor görme anını” yani; şu anki mutluluklarımızın, aklımızın ve erdemlerimizin bizim için tiksintici olmaya başladığı anı yaşarız. Zerdüşt’e göre; insanlık, ebedi dönüş öğretisiyle nasıl yok olacağını öğrenebilir. Dolayısıyla; üstinsana uzanan yolu (köprüyü) sağlayan dönüş öğretisidir.

Öncelikle; insanın bir amaç değil, yalnızca bir köprü olduğunu öğrenmemiz gerekir. Hayvanla, üstinsan arasına bağlanmış bir iptir insan. Dipsiz bir uçurumun üstündeki köprüde tehlikeli bir yolculuktur. Kendini yenmeye yönelik bu arzunun karşıtı ise; “son insanın”, yaşama yönelik tavrını belirleyen kendini koruma arzusudur. Son insan; mutluluğu bulmuş ve kendini korumak isteyen bir insanlığı açıklar. Son insan; artık riske veya denemelere girmeye ya da hiç bir şeye inanmaz. Tutkulardan yoksundur. Bu insan; ne iyi ve kötü, ne zengin ve yoksul, ne itaat eden, ne yöneten ve yönetilen olacaktır.

Nietzsche; üstinsan kavramı ve öğretisiyle; soylu bir insan eylemliği kavramını yeniden kurmaya çalışır. Son insan yalnızca maddi teselli peşindeyken; üstinsan yaşamını büyük eylemler ( yaratıcı eylemler ) uğruna harcamaya hazırdır. ” Üstün ” olmak; isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde olmak anlamındadır. Sürünün anladığı anlamda ahlakın ötesinde olmak demektir. Yaratıcı eylem; yeni kurallar ve normlar kurduğu için kaçınılmaz olarak ahlakın ötesine geçen eylemdir.

Acaba; Üstinsan terimi ile Nietzsche ne anlatmak istiyor. Üstinsan; Nietzsche efsanesinin üstün insanı yani; bir tür insan üstü güçlere sahip superman’imi? Yoksa; modern dönemin, nihilizmini ve modern insanlığın yaşamdan bezmişliğini alt etmiş, gelecekteki insanlığın sembolünü mü? Nietzsche; Ecce Homo’da üstinsan kavramının; hiç bir şekilde, Darwinci bir çizgide veya yüksek bir idealin temsili olarak kavranmaması gerektiğini belirterek; bize bu konuda bir ipucu vermektedir.

…SONSUZ DÖNÜŞ:

Nietzsche; sonsuz dönüş öğretisini Ecce Homo’da; herşeyin, sonsuza dek, durmadan yok olup, yeniden doğması olarak tanımlamıştır. Bu öğreti; Nietzsche’nin varlık kavramını kökünden yadsıyarak, onun yerine “oluş’u” koyduğu temel bir argümanıdır. Nietzsche gibi ifade edilirse; sonsuz dönüşü olanaklı kılan oluşa evet demektir. Nietzsche; Böyle Buyurdu Zerdüşt’te de sonsuz dönüşten “üstinsan” bağlamında söz etmiştir. “Bakın, size üstinsanı öğretiyorum” der Nietzsche, “Tanrının ölümünden sonra, üstinsanın yeryüzünün anlamı olduğunu” söyler. Üstinsan ise; kendinden öteyi yaratmak isteyen ve böylece yok olandır.

Bu bağlamda; sonsuz dönüş; oluş, yok oluş ve üstinsana eklemlenir. Zerdüşt; bu öğreti aracılığıyla, insanın nasıl yok olacağını öğreneceğini gösterir. İnsan aşılması gereken bir şeydir; sonsuz dönüş, üstinsana yani öteye geçiş için bir ip köprüdür. Ama yalnızca bir köprü değil! Bu ip; aynı zamanda insanda; insanın ötesine geçme arzusu uyandırmayı da amaçlar. Nietzsche, sonsuz dönüş öğretisiyle; insan yaşamında olup biten her şeyin, tüm eylemlerinin de, iyinin ve kötünün ötesinde onaylandığını bildiriyor.

…MORAL, NİHİLİZM, İYİ VE KÖTÜNÜN ÖTESİNDE OLAN ÜSTİNSAN:

Eski Yunan felsefesinde; değerler problemi, erdemler problemi olarak görülür. Etiğin ana problemi “iyi nedir?” sorusudur. Erdemler basamaklandırılır. Bu basamakların; tepe noktasına da belli bir erdem ya da “iyi” yerleştirilir. Ana sorun; bu iyinin dolayısıyla onun karşıtı olarak, kötünün ne olduğudur. Değerleri moral değerler olarak gören bu görüş; Nietzsche’nin zamanına kadar gelmiş, eski Yunanlılardan sonra batı dünyasının hayatını etkilemiş, Hıristiyanlıkla da bütün Avrupa’nın moral anlayışının temelini oluşturmuştur.

Sokrates’ten beri, Avrupa tarihinde ortak belirti; diğer bütün değerleri moral değerlerin boyunduruğu altına sokma denemesidir. Öyle ki bu değerler; yalnızca yaşamı değil a) bilgiyi b)sanatları c) devlet ve toplumun çabalarını yönetip, yargılamışlardır. Tek ödev; daha iyi olma çabasıdır. Nietzsche’ye göre; temelini Sokrates’in düşüncülerinde bulan, batı dünyasının bu ahlak görüşü; insan hayatına aykırı bir değerler görüşüdür. Böyle bir görüşün ana kaygısı; iki zıt moral değer olarak iyi ile kötüyü sınırlandırmak; böylece ilkini öğretmek, diğerleriyle de yani; kötülerle savaşmaktır. Bu; hayatı yoksullaştıran, insanın yapısına aykırı bir görüştür.

Nietzsche’de; moral sözü çoğu zaman olumsuz bir anlam taşır. Moral; şeylerin değeriyle ilgili bir hazır yargılar bütünüdür. İnsanlar; başkalarının yargı gücüne, kendi yargı güçlerinden daha çok güvenirler. İnsanlarda (tembel ve korkak insanlarda) “iyi” damgasını taşıyan her şeyi, hep iyi saymak eğilimi vardır. Bu türlü kalıplaşmış yargılardan oluşan bir moralin bütün görüşlerinde; (Nietzsche’nin deyişiyle; antropolojik ve psikolojik temel eksikliği nedeniyle) insan yapısına aykırılık vardır.

Onda moral; herhangi bir değerlendirme tarzı; belli bir çağın değer yargıları ve “iyidir-kötüdür” dediği şeylerin tablosudur. Bu değer yargıları; şeylere iyi veya kötü denmesi (yapılması ve/veya yapılmaması gereken) insandan insana, değer tabloları da çağdan çağa değişirler. Nietzsche’nin “iyinin ve kötünün ötesi” sözüyle dile getirdiği “öte”; belli bir moralin değer yargılarının dışında olma, bunlara dayanarak yargıda bulunmamaktır. Bunun ise; çoğu kez sanıldığı gibi, başıboşlukla herhangi bir ilgisi yoktur.

Ona göre; bütün etikçiler (Kant ve Schopenhauer de) etiklerini; kendi zamanlarının moraline dayanarak, onu “verilmiş olarak” kabul ederek ve bu morali haklı çıkarmak için kurdular. Çünkü ana hedefleri; buldukları morali haklı çıkarmak, onu doğrudan doğruya veya dolaylı olarak öğretmekti. Nietzsche ise; çeşitli morallerle hesaplaşarak kendi zamanının moralinden sıyrılma çabasında olmuştur.

Nietzsche’nin istediği; yeni ama başka bir moraldir. Değerlerin yeniden değerlendirilmesidir. Ancak insanı araştırdıktan sonra; geçerlikte olan ve kalıplaşmış moralden başka, yeni bir moral (kendisine bir hedef koyan moral), ortaya konabilir; değerler yeniden değerlendirilebilir. Ancak; insanı bilen bir kişi, şeyleri doğru ve doğal değerlerine uygun olarak değerlendirebilir. Çünkü gerçek, hayat, olup biten her şey moral dışıdır. Nietzsche’nin, değerler sözüyle ifade ettiği; bütün insan başarıları, düşünceleri, ülküleri, bilimi, sanatı, felsefesi, dini ve tarihidir.

Ahlaklılık nedir? Ahlaklılık; gerek istekle gerekse de zorlukla geçerli bir kurala veya geleneğe boyun eğmektir. Kişinin eylemlerini ve değerlendirmelerini buna uydurmasıdır. Bir geleneğe ve kurala bağlı olmak iyidir; kötü olan ise bundan kopmadır. Böylece moral, bir insan grubunun ayakta durabilmesi, kendini bir birlik olarak sürdürebilmesi için; “iyidir- kötüdür” dediği şeylerdir. Bu birliği koruyan her şey iyidir; onu tehlikeye düşüren her şeyse kötüdür.

Nietzsche değer duygularımızın ne dereceye kadar yaratıcıları olduğumuzu, yani; tarihe ne dereceye kadar anlam yüklediğimizi bilmemiz gerekir der. Çünkü bunun yapılması ona göre; değerlerin yeniden değerlendirilmesidir. Tarih boyunca insan başarılarının, bugün için anlamını kavrayarak geleceği hazırlamak; yaşayabilmek için yeni başarılar ortaya koymak; değerlerin yeniden değerlendirilmesidir. Bu anlamda, değerlerin yeniden değerlendirilmesi; Nietzsche’nin felsefecilerde eksik olduğunu düşündüğü, tarih bilgisi ve duygusuna, perspektifli bir görüşe dayanır. Değerlerin yeniden değerlendirilmesi; önceki başarılarla hesaplaşma yaparak; onlara realiteye uygun, yeni bir anlam kazandırmakla ve onları yeni başarılarla ileriye taşımakla sağlanır. Geçmişi değerlendirmenin hedefi; şimdiyi değerlendirmenin hedefi olduğu kadar; geleceği de hedeflemektir. Bu bakımdan; yeniden değerlendirmelerin ölçüsü insan; ama herhangi bir insan değil; realiteyi kendi gözleriyle gören, geçerlikte olan moralin dışında yeni başarılarıyla yeni değerler ortaya koyan, geleceğe yön verebilen yaratıcı (trajik) insandır.

Nietzsche’de; insanlar realiteyi görebilme veya görememeleri, bu anlamda; realiteyi başka başka tarzlarda değerlendirmeleri bakımında üç ana tipte toplanabilir.

Birinci tip; Nietzsche’nin; sürü, kalabalık, yığın, bilge olmayan, iyi insan, zayıf insan gibi adlar verdiği insan tipidir. Yaşamasını geçerlikte olan moral içinde ayarlayan; kendi gözleriyle görmediği realiteyi bu moralin değer yargılarına göre değerlendiren insan tipidir. Bu kendisine; “…yapmalısın,……etmelisin denilen insandır.

İkinci tip; Kendi gözleriyle gördüğü realiteyi, tabi değerine uygun olarak değerlendiren, tesadüfen yetişmiş insan tipidir. Nietzsche bu insan tipine; trajik insan, üstinsan, üstüninsan, dionizik insan, filozof der. Bu insan olduğu gibi olan, kendi kendisi olan, eylemleriyle ve başarılarıyla insana ve geleceğe yön veren yaratıcı insan, “ben’im ” diyen insandır.

Üçüncü tip; bu iki insan tipi arasındaki tiptir. Bu insan geçerlikte olan moralin; kalıplaşmış değer yargılarının, insan realitesine aykırı olduğunu gören insandır. Henüz yaratıcı olmamış insan; kendi gözleriyle görmek isteyen, kendi kendisi olmak isteyen, kendi yolunu arayan, ancak kendi hayatına yön verebilen insandır. “Ben istiyorum” diyen insandır. Bu insan trajik kişilerin geçirdiği bir ara dönemdir. Bu insanlara Nietzsche; özgür insan, bilen insan, hazırlayıcı insan der.

Sürü İnsanı: Sürü insanı moralli insandır. Yine sürü insanı; eylemlerini ve değerlendirmelerini geçerlikte olan moralin; değer yargılarına uydurmaya çalışan insandır. Sürü insanı için; bütün değerlerin, insanla ilgili her şeyin değerlendirilmesi kendisinden önce yapılmıştır. Kişinin tek yapacağı; bunlara göre yaşamak, eylemlerini bu değer yargılarına göre ayarlamaktır. Sürü insanı “ben buyum” der ve moral sürü insanına; “….yapmalısın,….etmelisin” der. Sürü insanının tek yaptığı, bu morale boyun eğmektir.

Özgür İnsan: Bu insan moral dışı insandır. Özgür insan; içinde yaşadığı sürüden kopmuş, kendi yolunu arayan, insanla ilgili her şeyi kendi gözleriyle görmek isteyen insandır. Geçerlikte olan moralin dışına çıkmada ilk adım “büyük kopma” dır. Moral değerlerin ve değer yargılarının anlamsızlığının farkına varan kişi, bu kopmanın sınırındadır. Ancak bu farkına varma ile geçerlikte olan morale hayır yani; “ben istiyorum” demenin arasındaki yol uzun ve basamaklıdır. Geçerlikte olan moralden kopma; kişinin; o zamana kadar bağlı olduğu ve değerli gördüğü her şeyi değersiz ve anlamsız görmesi, kişiyi yanlış bir genelleştirmeye götürebilir. Her şeyi; anlamsız bularak ve hakikat olarak kabul edilen her şeyin kesin olarak yanlış olduğunu düşünerek, nihilizme saplanıp kalabilir.

Nihilizm; moralin mantığı sonuna kadar götürüldüğünde; en yüksek değerlerin, değerlerini yitirmesi, hedefin ve neden? sorusunun karşılığının bulunmamasıdır. Kişinin; moralden kopmanın yarattığı boşluktan sıyrılamayarak, artık hiç bir şey istememesidir. Bu pasif ya da olumsuz nihilizmdir. Aktif nihilizm ise; kişinin eylemleriyle; koptuğu moralin, değer yargılarını yok etmek istemesidir. Yaratıcı olacak kişilerin; kendi kendileriyle hesaplaşma ve eski kendilerini arkada bırakma, iyileşme dönemidir. Nihilizmi arkada bırakan kişi; bu insan dünyasının; realitenin anlamını kendi gözleriyle görmek, değerini kendi değerlendirmek ister. Ya da insanla ilgili her şeyin; yeniden değerlendirilmesi gerektiğini görür ve ister.

Özgür insan bir çok erdemlerinin olmasını istemez; bir tek erdemi yani; kendi erdemini ister, kendi erdemini sever ve kendi erdemi için yaşar. Bir insanın bir erdeminin olması; o insanın kendi kendisi olmak demektir. Ve özgür insan kendi kendisi olmak ister. Özgür insan değer zıtlıkları görmez; ancak insanları, yükseklikleri farklı basamaklarda görür. Moral değer yargıları kurmaz; çünkü o,”iyinin ve kötünün ötesi” ne geçmiştir. Değerlerin yeniden,hep yeniden değerlendirilmesi gerektiğini bilir ve bunu ister. Özgür insan; kendine ve kendi erdemlerine hakim olmuş, kendi kendini eğitmiş, kendini kendi avucu içine almış insandır. Bu onun gücü ve gücü istemesidir.

Trajik İnsan (Üstinsan, Üstün insan, Dionizik İnsan, Filozof) : Bu insan; realiteyi olduğu gibi gören ve kavrayan insandır. Bunun için de realiteden kopmuş değildir. O; realitenin kendisidir. Üstün insan hayata evet diyen, yani; hayat çemberinin son bulmaz dönüşünü kavrayıp, onu isteyen insandır. Başka bir anlatımla; her zaman sürü vardı, her zaman özgür insanlar vardı, trajik insanlar vardı. Her zaman sürü, özgür insanlar ve trajik insanlar olmaya devam edecek. Her insanın; olduğu gibi olması ve yaşadığı gibi yaşaması kaçınılmazdır. Her insanın; gördüğü gibi görmesi ve değerlendirdiği gibi değerlendirmesi kaçınılmazdır. Bu hayat çemberinin; sonsuz dönüşünün antropolojik anlamıdır. Bunu istemek ve sevmek de Nietzsche’nin; ” Amor- fati” (kader sevgisi) sidir. Kişinin hayata evet diyebilmesi için; yeni kurulan yapılarla, yeni başarılarla (yeni değerlerle) her şeyi sürekli olarak, yeniden değerlendirmesi gerekir. Hayata evet demenin bir anlamı da; kişinin kendi hayatına evet demesi, hayatını olduğu gibi, tekrar, tekrar aynı hayatı yaşamaya hazır olmasıdır. İşte; kişinin kendi hayatına evet demesi, onu olduğu gibi hep istemesi ve sevmesi kişinin amor fati’sidir (kader sevgisidir).

Üstinsan; yeryüzünün anlamıdır. Dünya ve hayat yaratıcı insanlarla anlam kazanır. Dünyanın bu anlamla yüklenmesi iki anlamdadır. Birincisi; yaratıcı insanlar yeni başarılarıyla, başarıları ve olayları yeniden değerlendirmekle, insana ve dünyaya anlam katarlar; çünkü onlar yeryüzünün anlamlandırıcısıdırlar. İkincisi ise; diğer yandan dünya, yaratıcı insanların varlığıyla anlam ve değer kazanır; çünkü onlar yeryüzünün anlamıdırlar.

Trajik insan soylu insandır. Soylu insan ise; insanlar arasında derece ve sıra farklılığı gören, onları kendisiyle eşit görmeyen yani; “mesafe ihtirası” olan insandır. Yaratıcı insanın bu ihtirası iki anlamlıdır. Birinci anlamı; yaratıcı insanın, kendisiyle sürü insanları arasındaki uzaklığı korumasıdır. İkinci anlamı ise; Yaratıcı insanın kendi içinde bu uzaklığı daha ötelere taşımayı güçle istemesidir. Kısaca; insan tipinin yükselmesi, (moralin bir terimi olarak moral üstü bir anlamda kullanılırsa) insanın sürekli olarak kendini arkada bırakmasıdır. Yaratıcı insan egoisttir; o insan olmakla gurur duyar, olduğu gibi olmakla övünür.

Özetle; Nietzsche’ye göre; insanlar arasındaki yapı ayrılığı,onların realiteyi yani; insan başarılarını ve olayları değerlendirmelerinde ortaya çıkmaktadır. Bu çeşitli değerlendirme tarzlarının meydana getirdiği moraller iki ana grupta toplanabilir. İki ana tip değerlendirme tarzı vardır demek ise; iki ana tip insan vardır demektir. Aradaki üçüncü tip (özgür insan) bir ara durumdur. Değerlendirmeler yapmayan ya da yapamayan insanların durumudur. Nietzsche bu anlamda; “bir efendi morali, bir de köle morali vardır” demektedir. Köle morali; sürü insanının, (moralli insanın) insan başarılarını ve olayları sürüce yani; o sürünün faydası açısından değerlendirmesiyle ortaya koyduğu katı değer yargılarının bütünüdür. Efendi morali ise; yaratıcı insanların, kendi varlık şartlarına dayanan değerlendirmelerdir.

Bu iki değerlendirme tarzı, yani; bu iki ana insan tipi yan yana bulunur, yaşarlar ve sürekli olarak birbiriyle çatışırlar. Kaldı ki; bu iki değerlendirme tarzı tek kişide bile çatışabilir. Bu çatışma; insanın, insan hayatının ve kişinin çatışmalı yapısından kaynaklanır. İnsanın bu çatışmalı yapısı; insan başarılarının da temelidir. Burada dikkat edilmesi gereken; bu çatışmada çatışan iyi ile kötü değildir; çünkü; iyi ve kötü hazır etiketlerdir. Kendi başına iyi veya kötü olan bir değer yoktur; insanların iyidir veya kötüdür dediği şeyler vardır. Yani; moral değer yargıları vardır. İnsanla ilgili her şeyin değerlendirilmesinde ortaya konan bu değer yargıları; insana, sürüye, insan tipine ve morale göre değişir.

Değerlendiren sürü insanı ise; sürüsü ve kendisi için zararlı olan her şey kötüdür. Dolayısıyla; sürüsü ve kendisi için yararlı olan iyidir. Bir sürü ve çağ için yararlı olansa, başka bir sürü ve çağ için yararlı olmayabilir. Sürü insanının; insanları değerlendirmesinde de durum aynıdır. Kendi gözleriyle gören yani yaratıcı insan, sürü için tehlikelidir ve o kötü insandır. Sürü insanını doğrudan doğruya ilgilendiren; bu kötü insandan gelen tehlikedir. Bu nedenle de, ancak sürünün teki olan, kendisi gibi iki yüzlü olan moralli insan iyidir, çünkü ;zararsız insandır ve korkulacak bir yanı da yoktur. Bu değerlendirmelerin, insan başarılarıyla ve kendileriyle bir ilgisinin olmadığı açıkça görülmektedir.

Yaratıcı insansa; geçerlikte olan moralin dışında, “iyinin ve kötünün ötesinde” olan insandır. İyinin ve kötünün ötesinde olmak; değerlendirmemek ya da insan başarılarının değersiz olduklarına inanmak demek değildir. İyinin ve kötünün ötesinde olmak; moral değer yargıları kurmamak, yani; geçerlikte olan morali yok saymak ve bir sürünün yararlarını, göz önünde bulundurarak değer yargıları kurmamak demektir. Çünkü onlar aslında yoktur; onların realiteyle ilgileri yoktur; göreli yargılardır. İyini ve kötünün ötesinde olmak; insanın, sürünün moral değer yargılarının şeylerle ilgisi olmadığını görerek; kendi gözleriyle görerek, şeylerin tabii değerlerine uygun olarak değerlendirmesi demektir. Böyle bir değerlendirmede her kişi, kendi kendisiyle ve insanla ilgili her şeyle karşı karşıya kalır. Böyle bir değerlendirmede; her kişi, geçerlikte olan moral değer yargılarıyla çatışır ve yaptığını yapar. Yaptığı ise; insanla ilgili her şeyi yeniden değerlendirmek, onlara yeni bir boyut kazandırmaktır.

 iyi veya kötü olan ile, moral olay diye bir şey olmayıp; ancak insan başarıları ve insan olayları vardır. Diğer yandan da, yaratıcı insan, insanlar arasındaki yapı ayrılığını çok açık olarak görür. Bu nedenle; o, yaratıcı olduğu için yaptığını yapar ve eserini ortaya koyar. Bu eserle; moral değer yargıları değil yeni bir değer ortaya koyar. Kısaca; yaratıcı insanın zavallı olarak gördüğü insan tipi; sürü insanının iyi insan dediği insandır. Sürü insanı için ise; kötü insan, kendi sürüsünün morali dışında olan insan yani; yaratıcı insandır. Sürü insanının insanları değerlendirmesi; onların, eylemlerinin morale uygun olup olmamasına dayanır. Yaratıcı insansa; insanların, eylemleri karşısında hemen moral bir değer yargısı savunmaz. Bir bütün olarak; insanları, yapılarına uygun olarak değerlendirir. Ve bir eylemin değerlendirilmesi söz konusuysa; onu kimin yaptığına bakar. Taban tabana zıt bu iki değerlendirme tarzının birbiriyle çatışması kaçınılmaz olduğu kadar doğaldır. Tekrar belirtmek gerekir; burada çatışan iyi veya kötü değil, kendi gözleriyle gören insan ile sürü insanıdır. Yaratıcı insanların attıkları adımlar, eserleri ve başarıları da bu çatışmanın ürünleridir.

Nietzsche’nin, temelden sarsmak istediği şey; sürünün moral değer yargıları ve sürü moralinin baş değer olduğu inancıdır. Sarsmak istemiştir çünkü; yaratıcı olabilecek birçok insan, bu sürü morali yüzünden engellenmesin.

Naci YAZICI (20 Kasım 2001)

Kaynaklar:

1- Nietzsche ve İnsan-İoanna KUÇURADİ/Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları 2- Kusursuz Nihilist-Keith Ansell PEARSON/Ayrıntı Yayınları 3- Nietzsche Yaşamı ve Felsefesi-Jules Chaix RUY/Çivi Yazıları 4- Nietzsche Üzerine-Georges BATAILLE/Kabalcı Yayınları 5-Nietzsche’nin Tanrı Öldü Sözü-Martin HEIDEGGER/Asa Yayınları 6-Nietzsche’nin Felsefesi-Fehmi BAYKAN/ Kaknüs Yayınları 7-Nietzsche-Cogito Özel Sayısı/Yapı Kredi Yayınları

(*) Soykütüğü Yöntemi: Genel olarak, örneğin; bilgi gibi bir kavramın, özne gibi bir varlığın veya ahlak gibi bir disiplinin bugününü ve bugünkü durumunu açıklığa, aydınlığa kavuşturmak için; ilgili kavramın geçmişine bakan, kökenlerle ilgili analiz yöntemidir. Ve yöntemin kurucusu Nietzsche’de; kişilerin ve kültürlerin değer sistemlerini oluşturma biçimlerini belirleyen; tarihsel koşul ve koşullandırmaları ortaya çıkarmaya yarayan metoddur.

Yazarla iletişim: naciyazici@superonline. com

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler