Pornografi ile suç arasındaki ilişki hala kanıtlanmış değil. Ancak seri katillerin işledikleri suçlar nedeniyle pornografiyi sorumlu tutmaları sık rastlanan bir durum..

Kendilerini Ahlâk Savaşçıları olarak adlandıran bir grup insan, seks suçlarının giderek artmasının baş nedeninin pornografi ve diğer şiddet içerikli eğlence ürünleri olduğunu iddia eder. FBI’ın Davranış Bilimleri Ünitesi’nden uzmanlara göreyse, seri katillerin yüzde seksenden fazlası pornografiye, sado-mazoşist seks içeren film ve kitaplara düşkündür. 

Elbette ki bu şaşırtıcı değildir. Aslına bakılırsa, seri katillerin pembe dizi aşk romanlarından hoşlanıyor olması çok daha şaşırtıcı olurdu.

Şiddet içerikli medya ile suç arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söyleyen ahlakçı psikologlara karşı, bu söylemin tam tersini öne sürenleri de vardır. Onlara göre, seks ve şiddet içeren yayınlar saldırgan güdülerin fitilini söndürürler.

Pornografi ile suç arasındaki ilişki hala bulanıktır. Porno yayınlar, kanlı filmlerden yüzyıl önce toplumsal reformcuların baş hedefi kötü adam ve kadınların, sert dedektiflerin dehşet verici maceralarını anlatan ucuz kitaplardı.

1800’lerin sonunda Amerika’nın ilk kadın doktoru Elizabeth Blackwell (1821–1910) çirkin ve şiddet içeren neşriyattan kaynaklanan tehlikenin ebeveynler tarafından hafife alınmaması gerektiğini söylüyor ve bununla ilgili propagandasını -tüm ülke çapında- yaygın ve güçlü biçimde yürütüyordu.

Aynı dönemde, Boston’lu çocuk katil Jesse Pomeroy (1859–1932), Blackwell’in bu iddiasını çürütmüştür. Tuhaf görünüşlü Pomeroy daha 11 yaşındayken diğer çocuklara işkence yapmaya başlamış ve 14 yaşındayken iki çocuğu vahşîce öldürerek cinayete terfi etmiştir. Tutuklandıktan sonra, -başta Dr Blackwell olmak üzere- tüm öfkeli ahlâk savunucuları ucuz kitapların yozlaştırıcı etkisini gündeme getirmişler, ancak bu iddiaları Pomeroy’un hayatında hiç kitap okumamış olduğu gerçeği karşısında boşa çıkmıştır.

20. yüzyılda cinsellik, şiddet ve korku içeren çizgi romanlar, gençlerin suç oranlarının artmasının başlıca nedeni olarak gösterilmişlerdir. Gerçekte ise, bu tür yayınlarla insan davranışı arasında doğrudan bir bağlantı kurmak çok zordur. Eğer insanı suça iten sorun bir medyadan ilham almaktan ibaret olsaydı, İncil’deki bazı pasajları son derece tahrik edici bulan 1930’ların yamyam katili Albert Fish'in yüzden fazla çocuğu katletmektense, emekliliğini papatya tarlalarında geçirmeyi hayal eden biri olması gerekirdi. Satanist katil Charles Manson’ın cinayet fantezileri popüler sanatın en ılımlı çalışmalarından biri olan Beatles’in White Album’ünden esinlenilmiştir. 

'Kara Orman Canavarı' olarak tanınan Alman seks katili Heinrich Pommerencke vakası, aynı konunun devamı niteliğini taşır. 1959’da bir sinemaya giden ve perdede bir sürü kadının oynaştığını gören Pommerencke, tüm kadınların ölmeyi hak ettiğine kanaat getirmiş ve kısa bir süre sonra da dört vahşî cinayetinden ilkini işlemiştir.

Seri katil adayının üzerinde bu korkunç öfkeyi yaratan ilham verici film, Musa Peygamber'in hayatını anlatan Cecil B. DeMille’in 1956 yapımı ‘On Emir’di.

30 ila 50 kızın ölümden suçlu bulunan ve temiz görünüşlü bir üniversite öğrencisi gibi çekici ve sevimli biri olan Theodore Robert Bundy (1946-1989), çok erken yaşlarda cinsel şiddet görüntülerine bağımlı hale geldiğini ve bu tür pornografinin onu bir seks katiline dönüştürdüğünü iddia etmiştir. Hapishane duvarlarının dışında yüzlerce kişinin şampanyayla kutladığı idamına giderken, tek suçlunun seks içerikli neşriyatta olduğunu söylemiş, “Bunları bana pornografi yaptırdı” demiştir. “Pornografiden sakının, sizi kötülüğe sevk eder.” 

Porno karşıtları, Ted Bundy’nin bu ifadesine dört elle sarılmışlar ve o güne dek iddia ettikleri, “pornografi suça sevk eder” varsayımına güçlü bir kanıt olduğunu söylemişlerdir. Ancak, Ted Bundy’nin sözleriyle ilgili birkaç sorun vardı. Birincisi, bu vicdansız seri katil 1946 doğumluydu ve 50’li yıllarda geçen çocukluğunda sado-mazoşist pornoya erişmesi epeyce güçtü. İkinci sorunsa, Bundy’nin psikopat bir yalancı olup, 10 yıl süren ve kendisini savunduğu duruşmalarda suçun hep başkalarında olduğunu iddia etmesiydi.

Velhâsıl, porno izliyorsunuz diye katiyen vicdan azabı çekmeyin, seks filmeri hiç kimseyi suça yönlendirmez. Kaldı ki istatistiklere göre, yalnızca suçlular değil, normal insanların çoğunluğu cinsel içerikli medyaya meraklıdır. Bana kalırsa, suça yönlendiren esas sorunu seks  filmlerinde değil, kahreden yalnızlıkta arayalım, dostlar, Batı’nın bu kadar çok seks suçlusu üretmesinin en büyük nedeni yalnız ve ailesiz ortamlarda bozulan ve patalojik hale gelen psikolojilerdir. 

Ahlâk kumkumalarının çığırtkanlıklarını dikkate almak yersiz, ancak sado-mazoşist öğeler içeren çocuk pornosuı izleyen birilerini görürseniz, orada hastalıklı bir durum var demektir ve bizler bunu normal kabul etmemeliyiz. 

Ne yapacağınızı biliyorsunuz, değil mi? 

Ercan Akbay – Cinayet Bilimleri Enstitüsü - Kaynak

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler