Bu yazıda 1949-1954 yılları arasında yayımlanmış Seksoloji: Cinsî Bilgiler Mecmuası'nı incelemeyi amaçlıyorum. Yapacağım incelemeyle, 1950lerin başında Türkiye'de cinselliğe dair söylemlerin 'cinsel terbiye' başlığı altında nasıl eklemlendiklerine ve geçerli kılındıklarına bakacağım.

İNDEX

1. SAYFA - 2. SAYFA - 3. SAYFA - 4. SAYFA

Her ne kadar salt dergi üzerine yapacağım inceleme dönemin cinsiyet rejimini anlamaya yetmeyecek olsa da, derginin içeriği dönemin toplumsal cinsiyet ilişkileri bağlamında değerlendirildiğinde önem kazanmaktadır. Foucault'nun on dokuzuncu yüzyıl cinsel bilimi için sorduğu bir sorunun, bu yazının ele aldığı meseleler açısından önemli olduğunu düşünüyorum: Cinselliğe ilişkin belirli dönemde ortaya çıkan söylemde ne gibi yerel iktidar bağıntıları görebiliriz, bu bağıntıların arasındaki ilişkiler nelerdir ve değişimlerini nasıl anlayabiliriz? Her ne kadar yazı, bu soruya cevaplama iddiasında olmasa da, Seksoloji dergisini ve derginin yayımlandığı dönemde toplumsal cinsiyet ilişkilerini ele almak bu sorular ekseninde anlam kazanacaktır.


Ezgi Sarıtaş, "Seksoloji: 1945-1955 arası Türkiye'de cinsel terbiye" Fe Dergi 4, sayı 2 (2012), 57-71.
Giriş: On dokuzuncu yüzyıl Avrupasında cinsellik bilimi

Bu yazıda 1950'lerin ilk yarısında yayımlanan Seksoloji: Cinsî Bilgiler Mecmuası (bundan sonra Seksoloji) dergisi üzerine yapacağım incelemeyle, cinselliğin kurulumunda farklı söylemlerin eklemlenişi ve geçerli kılınışına bakacağım. Özellikle cinsel terbiye kavramına yoğunlaşarak farklı söylemsel eklemlenmelerin bu kavramı nasıl tanımladığına yoğunlaşacağım.

Seksoloji – cinsellik bilimi - bir bilim dalı olarak on dokuzuncu yüzyıl sonlarında Almanya'da, Aydınlanma'nın etkisiyle ortaya çıkan hukuki ve bilimsel özne kavrayışıyla yakından ilişkili biçimde ortaya çıkmıştır.1 Sosyoloji, antropoloji gibi sağlık, üreme ve insan cinselliğine odaklanan beşeri bilimlerin de çağdaşıdır.2 On dokuzuncu yüzyıl boyunca ilerleyen bu bilimlerin de etkisiyle cinsellik yalnızca kadın/erkek karşıtlığı üzerinden değil, normal/anormal, tabii/gayritabiî, sapkın/sağlıklı gibi karşıtlıklarla da tanımlanır hale gelmiştir. Batı düşüncesinin ikili düşünce sistemi, seksoloji söylemi içinde sürekli yeni karşıtlıklarla eklemlenerek kendini sürdürmüştür.

Seksoloji – scienta sexualis – Foucault'nun da söylediği gibi bilim-iktidar biçimine göre düzenlenen yöntemler geliştirmiştir. Erotik sanatla bağlarını koparan ve kilise söylemine endekslenen cinsel bilim, cinselliğe yönelik doğru söylemler oluşturma çabasında itirafı, bilimsellik kurallarına oturtmuştur. Hıristiyan Batı'da cinselliğe dair hakikat üretiminin ilk yöntemi olan itiraf, cinsel bilimde de cinsellik üzerine "doğru" söylem üretiminin genel kalıbını oluşturmuştur.3

İtiraf yoluyla sökülüp alınan hazlar, bilimsel yöntemlerle birleşerek cinsiyete dair hakikati üretmiştir. Foucault'ya göre cinsellik, cinsel bilim tertibatıyla karşılıklı bağıntı içinde gelişmiştir. Söylem kendi hakikatini üretmiş, daha sonra cinselliği doğal olarak var olan bir şey olarak tanımlamıştır. Bu alan belirsiz nedenselliklerin odağı, ortaya çıkarılması, dinlenmesi ve yorumlanması gereken gizli ve karanlık bir kelam olarak tanımlanmıştır. Foucault'ya göre cinselliğin tarihi, bu iktidar etkilerini oluşturan söylemlerin tarihlerinden hareketle oluşturulmalıdır.4 Böylesi bir tarih çalışması için Foucault şu soruları sormayı önerir: Belirli bir tarihte ve mekânda, cinselliğe ilişkin söylemlerde ortaya çıkan iktidar bağıntıları nelerdir? Bu bağıntılar söylemleri nasıl olanaklı kılar ve söylemler bu bağıntılara nasıl dayanak oluşturur?5



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler