Hep eleştirilen Adalet Bakanı’nın başkanlığı ve Müsteşarın, Adalet Bakanı’nın olmadığı toplantılarda bakanı temsil etmesi durumunun korunmasıyla tamamen siyasi iktidarın baskın olacağı yeni bir sisteme gitmek herhalde kıskaca girmekten başka şekilde ifade edilemez.

Türkiye’mizde, yargı erkinin önemli ve üst kurullarından biri son Anayasa değişikliğiyle yapı değişikliğine uğruyor. Anayasa’nın 159. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi oylamasıyla farklı bir yapının kurulmasını öngörüyor.

Bu değişikliğe göre, öncelikle Kurulun ismindeki Yüksek sıfatı çıkarılıyor; üye sayısı yirmi ikiden on ikiye; daire sayısı da üçten ikiye indiriliyor, yedek üyelik ise kaldırılıyor.

Adalet Bakanı’nın Kurul Başkanlığını korunduğu gibi Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın da Bakanın yokluğunda Kurul Başkanlığına vekaleti devam ediyor.

Üyelerin seçimi, Cumhurbaşkanına ve TBMM’ye bırakılıyor. Cumhurbaşkanı, Yüksek Öğretim Kurumlarında bulunan hukukçulardan veya avukatlardan iki üyeyi, adli yargı yargıç ve savcılarından iki üyeyi ve idari yargı yargıç ve savcılarından bir üyeyi seçiyor.

TBMM ise Yargıtay üyelerinden üç üyeyi, Danıştay’dan iki üyeyi ve Yüksek Öğretim Kurumlarındaki hukukçulardan veya avukatlardan bir üyeyi seçiyor. Bu seçim, doğrudan Meclis Başkanlığı’na başvuruyla başlayıp birtakım komisyonlardan geçip Meclis oylamasıyla gerçekleşiyor.

Oysa yürürlükteki Anayasa’da da Cumhurbaşkanının üye seçme yetkisi olsa da, bu Kurulun ancak altıda bir oranında oluyor, şimdi ise Kurulun hemen hemen yarısını Cumhurbaşkanı seçiyor. Diğer yandan, Yargıtay, Danıştay, Adalet Akademisi, değişiklikten önce, doğrudan üyeleri seçebiliyorlardı.

Meclis oylamalarından geçen son değişiklik, kurulun dördüncü yapısal değişimini ortaya koymaktadır:
1961 Anayasasıyla kurulan Yüksek Hakimler Kurulu ve 1971 Anayasa Değişikliğiyle getirilen Yüksek Savcılar Kurulu, 1982 Anayasasıyla tek bir Kurul olmuş, üye sayısı düşürülmüş ancak 07/05/2010 tarihli Anayasa değişikliğiyle üye sayısı yeniden arttırılmıştı.1*

Madde değişikliğiyle ilgili gerekçede değişikliğin temel nedeninin açıklanmadığını, yüzeysel bir ifadeyle yetinildiğini görmekteyiz. Şöyle ki:

“Maddeyle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı ve uygulamalarında ortaya çıkan sorunların giderilebilmesini teminen Kurul yapısı yeniden tasarlanmaktadır. Bu çerçevede yeniden yapılandırılan Kurula Meclisin de üye seçmesi öngörülerek Kurulun demokratik meşruiyeti güçlendirilmektedir.”2*

Değişiklik eleştirilerle karşılanmaktadır. Türkiye Barolar Birliği Değerlendirme Raporunda şöyle denilmektedir:

“Gerçekten de bu değişiklik, Anayasa değişikliği teklifiyle gündeme getirilen bu yeni Anayasa düzeninde hukukun, yargının ve tüm temel hak ve özgürlüklerin yerinin ne olabileceği konusunda çok açık bir fikir vermektedir. Bu anlayışa göre yargı, “Kuvvetler Ayrılığı” prensibine uygun olarak işleyen ve özellikle de yürütmenin ezici kuvvetine karşı vatandaşlar için bir güvence mekanizması olan bir “Kuvvet” olmaktan uzaklaştırılmakta ve adeta yürütmeye tabi olan bürokratik bir organ şeklinde tasarlanmaktadır. Nitekim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye kompozisyonuna ilişkin olarak önerilen düzenlemeler de, bu anlayışın somut bir yansıması ve dışa vurumu olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.”3*

Eleştirileri Besler şu şekilde tamamlamaktadır:

“Yargıtay ve Danıştay’a üye seçme, hakim ve savcıları mesleğe kabul etme, meslekten çıkarma, tayin terfilerine, özlük ve disiplin işlerine karar verme” yetkisine sahip olan HSYK’ya yargıç ve savcıların kendi içlerinden üye seçmesi uygulamasına son verilmesini öngören teklife göre, üye sayısı 22’den 12’ye düşürülen ve “yüksek” kelimesi çıkarılarak Hakimler Savcılar Kurulu olarak nitelendirilen kurulun başkanı Adalet Bakanıdır. Kalan 11 üyeyi Cumhurbaşkanı’nın ve TBMM’nin seçip ataması öngörülmektedir. Cumhurbaşkanı ve Meclis çoğunluğu arasındaki denklem düşünüldüğünde, HSYK da yürütmenin vesayeti altına girecektir. HSYK’nın yetkileri düşünüldüğünde, Yargıtay ve Danıştay dahil olmak üzere tüm yargı sisteminin yürütmenin vesayeti altına gireceği ayan beyan ortadadır.”4*

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yargıçların ve savcıların atanmalarını, meslekte yükselmelerini, meslek içindeki ilerlemelerini karara bağlayan son derece önemli bir kuruldur. Böylesine önemli bir Kurula üye seçimi konusunun yeniden gözden geçirilmesi ve bunda Cumhurbaşkanıyla TBMM’ye yetki verilmesi tamamen siyasetin bu Kurul üzerinde egemen olacağının işaretini vermektedir.

Bugüne kadar Adalet Bakanı’nın başkanlığı ve Müsteşarın, Adalet Bakanı’nın olmadığı toplantılarda bakanı temsil etmesi hep eleştirilirken ve bu durum siyasetin bir çeşit etkisi olarak nitelendirilirken şimdi de bu eleştirilen durumun korunmasıyla tamamen siyasi iktidarın baskın olacağı yeni bir sisteme gitmek herhalde kıskaca girmekten başka şekilde ifade edilemez.

Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Güncel Hukuk Dergisi, Şubat 2017, S.158

===========================

1. Burak Çelik, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, İstanbul, 2012, s. 158.
2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 17. Madde Gerekçesi http://www.ntv.com.tr/galeri/turkiye/anayasa-degisikligi-teklifi-21-maddenin-tamami,oc7bS2xYZ0KeBEN94ml-NA/Xuj9NyenDUOq9ldgf4xo-w
3. Türkiye Barolar Birliği Anayasa Değişikliği Teklifi, Ankara, 2016, s. 37
4. Berra Besler, 2/1504 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Değerlendirilmesi, Ankara, 2016, s. 12

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları