Osmanlı Devletinin Anadolu’da hâkimiyetini sağlaması ile Osmanlı Madenciliği başlamıştır. Osmanlı’da maden kaynaklarının işletmesi, madenin bulunduğu toprağa bağlı olarak yapılmıştır. Vakıf arazi madenleri, vakıf; devlet arazisindeki madenler devlet tarafından çıkartılır ve kullanılırdı.

Türklerin madenle tanışması Ergenekon Destanıyla başlamıştır. Ergenekon kelimesi maden yeri anlamına gelir. Osmanlı Devletinin Anadolu’da hâkimiyetini sağlaması ile Osmanlı Madenciliği başlamıştır. Osmanlı’da maden kaynaklarının işletmesi, madenin bulunduğu toprağa bağlı olarak yapılmıştır. Vakıf arazi madenleri, vakıf; devlet arazisindeki madenler devlet tarafından çıkartılır ve kullanılırdı. Özel-tapulu arazide yer alan madenlerde ise, arazi sahibi sermaye koyarak madeni çıkartmalı ve yılda 1/5 oranında devlete pay vermelidir. Eğer arazi sahibi madeni çıkartmazsa madene devlet tarafından el konulurdu.

Osmanlının gerileme döneminde ise, kapitülasyonlar, 1838 Osmanlı – İngiliz Ticaret Sözleşmesi sonrasında diğer ülkelerle de aynı sözleşmelerin yapılması Osmanlı Devletinin madenlerini diğer  ülkelere pazar haline getirmiştir. 1858 Arazi Kanunu yapılmasından sonra kimin uhdesinde olursa olsun devlet madenleri tekelinde toplamaya başlamıştır. 1861 Maadin Nizamnamesi ve 1862 Paris Anlaşması, Osmanlı Madenlerini batılı ülkelere bir pazar ve ucuz hammadde kaynağı haline getirmekteydi.

1865 yılında Balıkesir’deki Boraks madenleri işletme imtiyazının «DESMAZURES» adlı Fransız şirkete verilir ve 1810 tarihli Fransız Kanunundan mülhem yeni bir «Maadin Nizamnamesi» yürürlüğe girer. Ayrıca, 1862 Paris Anlaşmasında -1867 Yabancıların Mülk Edinmeleri Yasası–1869 Maadin Nizamnamesi arasında birbirini tamamlayan ve yabancıların Osmanlı Madenlerini ucuz bir bedelle hatta bazı durumlarda karşılıksız olarak kullanmasını sağlayan bir oluşum meydana getirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla madencilik; yazılı hukuk kuralları ve maden politikaları çerçevesinde yasallaşmıştır. Cumhuriyet dönemi madenciliği ise izlenen politikalar açısından kendi içinde gruplara ayırarak incelemek gerekmektedir.

1923-1933 dönemi: Özel teşebbüsler ile sanayileşmeye çalışılmıştır. Cumhuriyetin kurulması ile maden okulları açılmış ve maden alanında uzmanlaşması için yurtdışına öğrenci gönderilmiştir.

17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında yapılan İzmir İktisat Kongresinde madencilik açısından radikal kararlar alınmıştır. O dönemin madencilik politikası yabancı sermayeye karşı durmamış, sadece Osmanlı Devletinde olduğu gibi ayrıcalıklar bekleyen sermayecilere karşı durmuştur. Kaldı ki dönem itibarıyla maden işletmeciliği küçük işletmeler şeklindedir. Teşviki Sanayii Kanununun kabul edilmiş ve maden alanında teşvik oluşturulmuştur.

Yabancı sermayeli şirketler dönem itibarı ile Türk sermayeli şirketlerden gerek sayı gerekse sermaye miktarı açısından fazladır.

1933-1941 dönemi: Devletçilik politikasının en ağır şekilde uygulandığı dönemdir. 10 yıllık özel teşebbüslere teşvik başarılı olamamıştır. Gerek Lozan Barış Anlaşmaları’nın olumsuz etkisi gerekse 1929 ekonomik krizi sebebiyle özel teşebbüs ikinci sıraya alınarak devlet madencilik sektörüne girmiştir.

5 Yıllık Sanayi Planı (BBYSP) ve ikinci 5 Yıllık. Sanayi Planı (İBYSP) programlarında madencilik sektörüne ağırlık verilmiş ve başarı ile de uygulanmıştır.

Bu dönem maden ile ilgili birçok kurum ve kuruluşun temelini oluşturur. 1935 yılında Etibank–1935 yılında Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) kurulmuştur.

1940-1945 dönemi: İkinci Dünya Savaşının başlaması her ne kadar savaşa girilmese de maden alanında gerekli lojistik amacıyla maden üretimine ağırlık verilmiştir. 

1940 yılında yürürlüğe giren Milli Koruma Kanunu savaş unsurunu dikkate alarak hazırlanmış ve gerektiğinde devletin madenlerin işletmesini alabileceğini ya da program verebileceğini içerir. 

“İkinci Dünya Savaşının başlaması ve ülkemizde savaş ekonomisinin uygulanmasından ötürü, bu dönemde devlet üretim tesislerine el koymuş, vergiler artmış, fiyat, üretim ve tüketim kontroller sıklaştırılmıştır. Ayrıca ithalat ve ihracatın kısıtlanması, yeni tesislerin kurulamaması, başlamış projelerin beklemesi, Milli Korunma Kanunu, Varlık Vergisi Kanunu, Paralı İş Mükellefiyeti gibi tedbirler bu dönemin özelliklerindendir.”

1945-1960 dönemi: Savaş sonunda iletişim içinde bulunulan devletlerden kendi çıkarlarına uygun baskılar olmuş ve bu baskılar sonunda da belirli düzenlemeler ortaya çıkarılmıştır. Bu baskılar ağırlıklı olarak ABD’den yapılmıştır. Bunun ispatı ise ABD’den alınan 500 milyon dolarlık kredi ile 1947 Kalkınma Planı’nın uygulanmaya çalışılmasıdır. ABD’nin Marshall Planı ile Osmanlı Devletinde olduğu gibi bu kez ABD’ye ayrıcalıklar verilmiştir.

1960-1980 dönemi: 27 Mayıs I960 hareketiyle başlayan yeni dönemde kabul edilen 1961 Anayasa’sının 41. maddesi planlı kalkınmayı öngörmüştür. Madencilik hakkında ilk Anayasal düzenleme yine 1961 Anayasası’nın 130. maddesinde düzenlenmiştir. Bu durumu takiben 1963 yılında Cumhurbaşkanlığı onayı ile Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kurulmuştur.

12 Mart Muhtırasından sonra, işbaşına gelen hükümetler madencilik alanında da bazı reform hareketlerine başlamıştır. 1713 sayılı “Maden Reformu Kanunu” çıkartılmış ve Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiştir. 7.5.1975 tarihinde kabul edilen 1895 sayılı “Devletçe işletilecek Madenler Üzerindeki Hakların Geri Alınması ve Hak Sahiplerine Ödenecek Tazminat Hakkında Kanun” yürürlüğe girmiş, ancak bu Kanun da Anayasa Mahkemesinin 5.2.1.976 gün, E: 1976/5, K: 1.976/7 sayılı kararıyla biçim yönünden iptal edilmiştir.

Bu dönemde nüfusun artışı ve enerji ihtiyacındaki açıklık sebebiyle yabancı ülkelerden enerji satın alınmaya başlanmıştır.

1980 ve Sonrası Dönem: 24 Ocak Kararları olarak bilinen devlet politikası, madencilik sektöründe yeniden özel sektöre dönüş şeklini almıştır. Ancak 1981 Anayasası’nda 1961 Anayasası’ndaki ilgili hükümler korunmuştur. Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, kamulaştırılan maden alanları eski sahiplerine iade edilmiştir. 

15.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Yasası çıkartılmıştır. 03.02.2005’te Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği, 06.11.2010’da Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği, 30.06.2012’de ise İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girmiştir. Uluslararası Düzeyde: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sosyal adaletin sağlanması yoluyla dünyada kalıcı bir barışın gerçekleştirilmesi için 1919 yılında Versailles Barış Antlaşması uzmanlık kuruluşu olarak kurulmuştur. 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üyeliğimiz ile ILO üyeliğini de kazandık.

Türkiye, aralarında temel çalışma haklarına ilişkin sekiz sözleşmenin de bulunduğu uluslararası çalışma sözleşmelerinden 57 sini onaylayarak ulusal mevzuatına katmıştır.

Sonuç olarak,1981 Anayasası ile liberal devlet politikasının uygulanması sonucu devletin bu iş kolunu tamamen özel ve yabancı sermayeye bırakmış olduğu görülmektedir. Sermaye sahiplerinin sermayelerini artırma amacı taşıması sonucunda denetim, güvenlik ve özen yükümlülüklerini tam olarak yerine getirilmesinde problemler oluşmaktadır 

İş sağlığı ve güvenliğinin yeni yeni yasallaşması, madencilik alanında uzmanlaşmamış işçilerin çalıştırılması ve büyük sermayelerin madencilik alanında sanayileşmemiş – sırf emeğe dayalı- bir işletim yolu yürütmeleri sektörün büyümesini engellerken, bu durum iş kazalarının, hatta facialarının artmasına neden olmaktadır.

TÜRKİYE’DE MADEN HUKUKUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ

Stj. Av. Dilek Gülseli DURMUŞ – Stj. Av. Ali EVLİCE

HUKUK GÜNDEMİ DERGİSİ 2014/2 


KAYNAKÇA

http://www.maden.org.tr/resimler/ekler/b4e2b9376139fa0_ek.pdf

Cumhuriyet Döneminde Madenciliğimizin Gelişimi Ve Türkiye Madencilik Politikası, Ahmet KARTALKANAT, MTA Genel Müdürlüğü,

Maden Etüd Ve Arama Dairesi, 

http://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/9be9f83741d1275_ek.pdf?dergi=JEOLOJ%DD%20M%DCHEND%DDSL%DD%D0%DD%20DERG%DDS%DD.

ILO ile İlişkiler, ÇSGB Dış İlişkiler  ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 

http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/diyih.portal?page=disiliskiler&id=2.1

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler