Ceza muhakemesi esasında kamu düzeninin bozulmasına dair bir şüpheyi araştırıp maddi gerçeği ortaya çıkarmayı amaçlar. Yani, olayın yargının şekli işlemlerinden bağımsız olarak bütün unsurlarıyla ortaya çıkarılması ceza muhakemesinin amacıdır. Ancak bu maddi gerçeklik aranırken kanuna aykırı yollar takip edilemez.

Ceza muhakemesi esasında kamu düzeninin bozulmasına dair bir şüpheyi araştırıp maddi gerçeği ortaya çıkarmayı amaçlar. Yani, olayın yargının şekli işlemlerinden bağımsız olarak bütün unsurlarıyla ortaya çıkarılması ceza muhakemesinin amacıdır. Ancak bu maddi gerçeklik aranırken kanuna aykırı yollar takip edilemez. Araştırma, muhakeme hukukunun kurallarına uygun olarak yapılmalıdır. Aynı zamanda soruşturma ve kovuşturma sırasında, burada haklarında soruşturma yapılan süjelerin hakları da korunmalıdır. Sonuç olarak süjelerin hakları ihlal edilmeden ve kanuna uygun olarak tespit edilmiş maddi gerçeklik, hukuka uygun bir hüküm tesis etmek için kullanılmalıdır. 

BU DERS NOTUNUN TÜM HAKLARI AV. AHMET NECİP ARSLAN'A AİTTİR VE KENDİSİNİN İZNİ İLE BU ALANLARDA YAYINLANMAKTADIR. DERS NOTUNUN TİCARİ AMAÇLA ÇOĞALTILMASI VE DAĞITILMASI KESİNLİKLE YASAKTIR. .

Ceza Muhakemesi Hukuku

Ceza muhakemesi esasında kamu düzeninin bozulmasına dair bir şüpheyi araştırıp maddi gerçeği ortaya çıkarmayı amaçlar. Yani, olayın yargının şekli işlemlerinden bağımsız olarak bütün unsurlarıyla ortaya çıkarılması ceza muhakemesinin amacıdır. Ancak bu maddi gerçeklik aranırken kanuna aykırı yollar takip edilemez. Araştırma, muhakeme hukukunun kurallarına uygun olarak yapılmalıdır. Aynı zamanda soruşturma ve kovuşturma sırasında, burada haklarında soruşturma yapılan süjelerin hakları da korunmalıdır. Sonuç olarak süjelerin hakları ihlal edilmeden ve kanuna uygun olarak tespit edilmiş maddi gerçeklik, hukuka uygun bir hüküm tesis etmek için kullanılmalıdır.

Ceza Muhakemesi Hukuku’nun Kaynakları

1.       CMK ve gerekçesi

2.       Anayasa

3.       Yönetmelikler

4.       PVSK

5.       Mit Kanunu’nun birkaç maddesi

6.       Jandarma Teşkilatı Kanunu

Ceza Muhakemesi ve Medeni Hukuk Muhakemesinin Temel Farkları

Ceza muhakemesinde de medeni hukuk muhakemesinde olduğu gibi lafzi ve amaçsal yorum yapılabilir. Ceza hukukunda yorum kurumunun sınırı kıyas yasağıdır. Ancak ceza muhakemesinde bu yasak yoktur. Dolayısıyla kıyas yapılabilir.

Kıyas serbestisi sınırsız değildir. Bunun iki kriteri vardır.

1.      İstisnai hükümlerde kıyas yoluyla yorum yapılamaz. Örneğin; ceza hukukunda tanıklık kurumu zorunludur. Bunun istisnası kişisel durumları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecek kişilerdir. Bu istisna kıyas yoluyla genişletilemez. Eşin tanıklıktan çekinmesine izin verilmiştir, öyleyse nişanlı da çekinebilmelidir şeklinde bir yorum hukuka aykırıdır.

2.       Sınırlayıcı hükümlerde kıyas yoluyla yorum yapılamaz. Kanunun tahdidi olarak saydığı unsurlar kıyas yoluyla genişletilemez.

Ceza Muhakemesi Kanunlarının UygulanmasıCeza Muhakemesi Kanunlarının Yer Bakımından Uygulanması

Her ülke kendi kanunlarını uygulayacaktır. Şahsilik ilkesi ceza muhakemesi hukukunda yoktur.

Ceza Muhakemesi Kanunlarının Zaman Bakımından Uygulanması

Zaman bakımından uygulamada asıl prensip derhal uygulamadır. Bu uygulama şeklinde kanun derhal yürürlüğe girer ve yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak olan tüm işlemlere uygulanır. Kanun yürürlüğe girdikten sonra, kendisinden önce tamamlanmış olan işlemlerin geçerliliğini ve meşruluğunu etkilemez. Buna istisna teşkil eden iki durum vardır;

1.      Derhal uygulama kuralı uygulandığında kişinin hakkı doğrudan ortadan kalkıyorsa, “derhal uygulama” ilkesinden sapılır. Örneğin, temyiz süresini 7 günden 3 güne düşüren bir kanun, bir sanığın temyiz isteme süresinin 4. gününde yürürlüğe girip sanığın temyiz isteme hakkını kaldırmışsa, derhal uygulama kuralından sapılır ve lehe olan kural uygulanır. Genelde kanunlar yürürlüğe girerken geçici maddelerle bu sorunları çözerler.

2.      Derhal uygulama kuralı doğrudan bir hak kaybına sebep olmuyorsa ancak temel haklar bu kuraldan dolayı zarar görüyorsa hangi kuralın uygulanacağı konusunda farklı görüşler vardır. Askeri Yargıtay’ın görüşüne göre lehe olan kural uygulanır ve aleyhe olan eski hükme göre tamamlanmış işlemler geçerliliğini kaybeder. Sivil Yargıtay’ın görüşüne göre ise işlemler uygulandığında anda meşru ise, daha sonra çıkan kanun bu işlemlerin meşruiyetini etkilemez. Doktrin de ağırlıkla askeri Yargıtay’ın görüşüne katılmaktadır.

Ceza Muhakemesinin İlkeleri

Muhakeme süreci yürütülürken takip edilen ilkelerin bazıları ceza hukukundan kaynaklanan, bazıları ceza muhakemesi hukukuna münhasır ilkelerdir. Diğer bir grup ilkeler ise insan hakları hukukunun ilkeleridir. Öncelikle bunları inceleyeceğiz.

İnsan Haklarından Doğan İlkeler

Şüpheli, sanık ve diğer tüm katılanlar muhakeme sürecinin birer süjesidirler. Hepsinin birbirinden bağımsız hakları vardır.

Muhakeme süreci hukuk devleti ilkesine göre ilerlemelidir. Hukuk devleti, pozitif hukuk normlarının uygulanmasından ibaret değildir. Öyle olsaydı, yürütmenin veya yasamanın yaptığı kanunlara uygun olarak yaptığı her işlem hukuk devletine uygun olurdu. Her kanun, hukuk devletine uygun olmayabilir.

Hukuk devleti halkın devlete güven duyabilmesi için ortaya çıkan bir ihtiyaçtır. Bunun sonucunda vatandaşlar, devletin kendilerine karşı nötr olmasını bekler. Aynı zamanda kuralın uygulayıcısı olan idare ajanları da kurala tabi olanlara karşı nötr olmalıdır.

Ceza muhakemesinde devletin cebir kuvveti açık şekilde görüldüğünden, bahsedilen devlete karşı güvenlik ihtiyacı tehdit altındadır. Bu sebeple şu haklar ve yasaklar ortaya çıkmıştır:

İşkence Yasağı

İşkence kişinin bedensel anlamda bir zorluğa tabi tutulmasıdır. Bu zor sistematik ve sürekli bir zor olmalıdır. Ayrıca belli bir şiddet eşiğine ulaşılmış olmalıdır. Mülga kanun ayrıca bir amaca yönelik olmasını da arar. Bu amaç eski kanuna göre, kişiden bilgi alma amacıdır.

Adil Yargılanma Hakkı

Adil yargılanma hakkı şu beş unsuru kapsar.

1.     Tabi ve kanuni hakim güvencesi

2.     Aydınlatılma hakkı

3.     Makul sürede yargılanma hakkı

4.     Meram anlatabilme hakkı

5.     Denetim mahkemesine başvurabilme hakkı

 Kişiler ancak fiillerinden önce kurulmuş ve bu fiili yargılamaya kanunca görevli kılınmış bir mahkemede yargılanabilirler.

Mahkemelerin görev alanları kanunla belirlenir. Bireylerin haklarını ve kendilerine yapılan suç isnadının içeriğini öğrenme hakkı devletin nötr olması ilkesi ile ilgilidir. Kişinin hangi fiili sebebiyle kendisine suç isnat edildiğini öğrenme hakkı vardır. Hukuk devletinin kişiye karşı nötr olması gerektiği için, ondan bilgi saklaması mümkün değildir. İsnadı öğrenme hakkı, kişinin hangi suçla suçlandığını öğrenmesi anlamına gelmez, kişinin hangi fiil sebebiyle suçlandığını öğrenmesi anlamına gelir.

Devlet, kişiye soruşturma ve kovuşturma süresince sahip olduğu hakları bildirmelidir. Bu kamu otoritesinin amaca uygun yargılamayı gerçekleştirebilmesi için gereklidir. Aksi halde yargılamada önceden tespit edilmiş bir hedefe doğru ilerlemenin amaçlandığı düşünülebilirdi.

Makul sürede yargılanma, kimsenin ne zaman biteceği belli olmayan veya makul olmayacak derecede uzun bir yargılamaya tabi tutulamamasını ifade eder.

Kişi yargılamada bir süje olduğuna göre, en az diğer süjeler kadar kendini anlatabilme imkanına sahip olmalıdır. Bu meramını anlatabilme hakkını ve tercümandan yararlanabilmek hakkını içerir. Bu ilke aynı zamanda şahsa kendisi ile ilgili başka delillerin toplanmasını isteme hakkı verir. Zira bu kişilerin bazı özgürlükleri halihazırda kısıtlanmış ve bu sebeple delilleri kendilerinin getirmesi imkansız hale gelmiş olabilir. Meram anlatma ilkesinin sonucu olarak her yeni delil ikamesinden sonra taraflara delil hakkında görüşleri ve bir sözleri olup olmadığı sorulur.Tercüman hakkı Türkçe bilmeyen kişi için mahkemenin bir tercüman temin etmesi gerektiğini ifade eder.

Verilen hüküm ve kararlar denetlenebilir olmalıdır. Denetimin sadece yasada var olması hakkın tesis edildiği anlamına gelmez. AİHM ayrıca etkin olarak kullanılabilen bir denetim mekanizmasının varlığını aramaktadır. AİHM denetimin nasıl yapılacağına ve usul kurallarına müdahale etmez. Sadece etkin bir denetim mekanizması aramaktadır.


Ceza Muhakemesi Hukukuna Münhasır İlkeler
Kovuşturmanın Kamusallığı ve Mecburiliği İlkesi

Dava, herhangi bir suç iddiası sebebiyle yapılan takibatı ifade eder. Ceza soruşturması yapma yetkisi kamudadır. Mevcut düzende buna hiçbir istisna getirilmemiştir. Ceza soruşturması yapabilecek olan tek kurum Cumhuriyet Başsavcılığıdır. Zarar gören ancak talepte bulunabilir ve daha sonra dava açılırsa açılan davaya katılabilir.

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dava açma konusunda yetkisinin tekel olması sebebiyle dava açma yetkisini kullanma konusunda takdiri sınırlı tutulmuştur. Suç şüphesi varsa savcılık bunu araştırmak, teknik terimle ifade edecek olursak soruşturmak zorundadır. Soruşturma yapmamak yetkisi yoktur. Soruşturma yapılmalı ve eğer bir suç şüphesi görülüyorsa dava açılmalıdır.

Kovuşturmanın mecburiyeti ilkesinin istisnası maslahata uygunluktur. Bizim ceza muhakemesi hukukumuzda buna sadece iki yerde izin verilmiştir. Cumhuriyet Savcısı şahsi cezasızlığı gerektiren bir sebep görürse veya cezasızlığı gerektiren bir aktif pişmanlık tespit ederse dava açmama yetkisine sahiptir. Burada savcının dava açmama zorunluluğu yoktur. İsterse yine de dava açabilir.

Kovuşturmanın mecburiliği ilkesinin sonucu olarak dava açmama kararlarının denetimi gerekir. Suçtan zarar gören, takipsizlik kararlarına karşı, takipsizlik kararı veren savcının, nezdinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine, 15 gün içinde başvurabilir. Bu başvuru kanunda itiraz olarak nitelendirilebilirse de, doktrinde kovuşturma davası olarak nitelendirilmektedir.

Davasız kovuşturma olmaz. Soruşturmanın sonunda savcı mahkemeye bir iddianame sunarak davayı açar. Davanın konusu, iddianamede belirtilen fiil ve failden ibarettir. Fiile iddianamede yer verilmemişse mahkemenin iddianamede olmayan bu fiili resen inceleme yetkisi yoktur.

Kanun yollarında da bu geçerlidir. Bazı istisnaları olmakla beraber, kural olarak temyiz incelemesi de talebe bağlıdır. Temyiz başvurusunu sadece başvurmaya yetkili olanlar yapabilir. Mahkeme de talep ve itiraz konusu ile sınırlı olarak inceleme yapabilir. Bundan daha geniş bir inceleme yapmasına kanun koyucu tarafından izin verilmemiştir.

Bu ilkenin yukarıda bahsedilen istisnası şudur. 15 yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı hükümler, resen istinaf ve temyiz incelemesine tabidir.

Aynı hükmün içerisinde birden fazla dava varsa bunlar ayrı ayrı değerlendirilir. Dava temyize götürülürse, ancak itiraz edilen dava için inceleme yapılabilir. Ancak bir sanık kanun yoluna başvurur ve bu sanık hakkında hüküm bozulursa, bu bozmanın diğer sanıklarına uygulanması mümkünse, bozma onların davalarına da sirayet eder.

Mahkeme, hakkında iddianame olmayan fail ve fiiller ile iddianamedeki fail ve filler arasında bağlantı kursa bile, hakkında iddianame olmayanları kovuşturmaya dahil edemez.

Hakimlerin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı

Hakimin bağımsızlığı ile anlatılmak istenen, yargılamayı yapan hakimin hukuka uygun, kanuna ve vicdanına göre hüküm verebilmesidir. Bu amaçla hakimin yasama, yürütme ve üst yargı organlarına karşı bağımsızlığı sağlanmıştır. Hakimin maaşında kesinti yapılamaz, yaş haddi haricinde zorla emekli edilemez, özlük haklarına dokunulamaz. Hakimlerin ayrıca kamuoyunun etkilerine karşı da korunması gerekir.

Hakim, taraflar arasında eşit uzaklıkta durmalı ve taraf tutmadan hüküm vermelidir. Taraf tutmayı önlemek için iki koruyucu kurum getirilmiştir. Bunlardan ilki hakimin davaya bakmaktan yasaklı olduğu hallerdir. İkinci kurum hakimin tarafsızlığını şüpheye düşüren hallerdir. Bu kurumun içeriği, dışarıdan bakan bir objektif gözlemcide hakimin artık tarafsız olamayacağı kanaatini oluşturacak bir halin varlığı halinde hakimin yargılamanın tarafları tarafından reddedilebilmesi anlamına gelir. Hakim her iki kurumu da resen göz önüne alabilir. Ancak hakimin yasaklılığının ileri sürülmesi veya resen göz önüne alınması belli bir süreye bağlanmamışken, hakimin tarafsızlığını şüpheye düşüren hallerin ileri sürülmesi belirli bir süreye bağlanmıştır.

Halka Açıklık İlkesi

Soruşturma aşaması gizli, kovuşturma aşaması aleni olarak yürütülür. Bu kuralın iki yönde de istisnaları vardır. Örneğin çocuklara ilişkin yargılamalarda duruşma aleni olamaz. Soruşturma aşamasında bilgi edinme hakkı ile dosya hakkında bilgi edinilebilir.

Soruşturma aşaması kural olarak yazılı gerçekleşir. Tüm işlemler yazılı olarak yapılır veya sözlü yapılan tüm işlemler tutanak tutularak yazıya aktarılır. Kovuşturma aşaması ise kural sözlü olarak ilerler ancak duruşma zabıt katibi tarafından tutanağa aktarılır.

Masumiyet Karinesi

Suçluluğu kesin hükümle tespit edilip kesinleşene kadar tüm şüpheli ve sanıkların masum sayılması anlamına gelir. Fiilin hukuki nitelendirmesi konusunda ortaya çıkan belirsizlik, şüphe değildir. Örneğin, fiilin hırsızlık mı yoksa yağma mı olduğuna dair incelemede şüpheden sanık yararlanır diyerek hırsızlığa gidilemez. Burada maddi gerçeklik araştırılır.

Kendini Suçlayıcı Beyana Zorlanmama İlkesi

Bu Anayasa’da güvence altına alınmış bir haktır. Suçlanan kişinin doğru cevap vermesi gereken tek husus kimliğidir. Susma hakkının kullanılması olumlu veya olumsuz bir sonuç doğurmaz. Sanığın doğruyu söyleme zorunluluğu da yoktur. Zira ifade tutanağı kendisi aleyhine delil olarak kullanılabilecektir. Buna Latincede “nemo tenetur se ipsum accusare” ilkesi denir.

Kimse yakınları aleyhine tanıklık yapmaya zorlanamaz. Bu yüzden tanıklıktan çekinme kurumu getirilmiştir. Tanıklıktan çekinebilecek kişiler yemin etmek zorunda değildirler. Bu kişilere yemin teklif edilemez. Sadece tanıklıktan çekinebilecek konumda olduklarına dair yemine davet edilebilirler. Tanıklıktan çekinebilecek kişiler, savcı ve hakim tarafından uyarılmak zorundadır. Yeminden veya tanıklıktan dilerlerse çekinebilecekleri bu kişilere bildirilmelidir. Bu kişilerin kendileri veya yakınları hakkındaki gerçeğe uygun olmayan beyanları yalan tanıklık suçunu oluşturmaz.

Silahların Eşitliği İlkesi

İddianame makamının ve savunma makamının eşit hukuki imkanlara sahip olması gerekliliğini ifade eder.

İspata İlişkin İlkeler

İspat aşaması delillerin sunulması ve delillerin değerlendirilmesi olarak ikiye ayrılır.

Hüküm ancak kollektif delillere dayanarak verilebilir. Bu deliller, gerçekliği hakim tarafından denetlenmiş ve tasdik edilmiş deliller olmalıdır. Duruşmaya getirilmemiş bir delil hükümde kullanılamaz.Gizli tanıklarınbeyanı bu açıdan sorun oluşturan bir delil olsa da uygulamada delil olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Deliller resen araştırılır. Ceza mahkemesi kovuşturmanın her aşamasında delil toplayabilir. Mahkeme tarafların sunduğu delillerle bağlı değildir.

Deliller doğrudan doğruya değerlendirilmelidir. Hakim tanığın ifadesini tutanaktan okuyarak tanığın dinlendiğini tutanağa geçiremez. Hakim doğrudan doğruya dinlemeli, görmeli, delilleri huzuruna çağırmalıdır.

Neyin ne ile ispatlanacağına dair bir kural yoktur. Her şey delil olabilir ve her şey her hususun ispatında kullanılabilir. Hakim bu incelemelerin sonunda vicdanına göre karar verir. Daha sonra hükümde hangi delili neden kullandığını ve hangi delili neden kullanmadığını açıklamak zorundadır. Bunun istisnası, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerdir.

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği, nitelikli halin gerçekleştiği veya gerçekleşmediği yönünde şüphe varsa sanık lehine kanaat oluşturulmalıdır. Şüpheli olan hususlarda sanık lehine olan sonuç nasıl doğacaksa, o şekilde hüküm tesis edilir.

Ceza Muhakemesinin Aşamaları

Ceza muhakemesi suç şüphesiyle başlar. Bu şüphenin bir sonuca bağlanmasıyla sona erer.

Bu şüphenin ortaya çıkmasının iki yolu vardır. Ceza soruşturmasını yapmakla yetkili kişiler bu şüpheyi bizzat öğrenebilir veya kendilerine bildirmekle görevli kamu görevlilerinden öğrenebilirler. Bu kişilere suçtan zarar gören kişiler veya suçtan zarar gören sıfatını taşımayan diğer kişiler bildirimde bulunmuş olabilir. Suçtan zarar gören tarafından yapılan bildirime şikayet, diğer kişiler tarafından yapılan bildirime ihbar denir.Soruşturmayı yapmakla yetkili kişiler, suç şüphesini basın yoluyla veyahut anonim ihbarlardan da öğrenebilirler. Bu iki yol da bizzat öğrenme kapsamında değerlendirilir.

Suçlar resen takip edilebilen suçlar ve takibi şikayete bağlı suçlar olarak ikiye ayrılır. Soruşturma makamlarının herhangi bir başvuruya ihtiyacı olmadan takip edebildiği suçlar resen takip edilebilen suçlardır. Takibi şikayete bağlı suçlarda ise suç şüphesinin öğrenilmesi soruşturmaya başlanması için yeterli değildir. Suçtan zarar görenler tarafından soruşturmaya yetkili makamlara başvurulması veya bu makamlara şikayeti bildirmeye yetkili makamlara başvurulması üzerine başlanabilir. Bu bildirme şikayet denir.

Şikayetin en fazla 6 ay içerisinde yapılması gerekir. 6 aylık süre geçtiğinde halen soruşturulabilir bir suçtan bahsedilemez. Şikayet, hüküm kesinleşene kadar geri alınabilir. Resen soruşturulabilir suçlarda böyle bir imkan yoktur.

Suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin mahkeme tarafından kabulüne kadar geçen süreye soruşturma evresi denir. Bu aşamada henüz açılmış bir dava yoktur. Prensip olarak yetkili makam Cumhuriyet Başsavcılığıdır. Soruşturma aşamasında hakim kararı gereken bir işlem yapılmasına ihtiyaç duyulduğunda, bu işlemleri yapan hakim mahkeme üyesi sıfatıyla değil hakim sıfatıyla kararı verir.

Soruşturma aşamasının temel amacı, ortaya çıkan şüphenin dava açmayı gerektirecek seviyeye ulaşıp ulaşmadığının tespitidir. Şüphe dereceleri delille oluşur. Bu soruşturmayı yapan kişi, şüphe seviyelerini delille gerekçelendirmelidir.

Soruşturma aşamasında suç şüphesi altında bulunan kişiye şüpheli adı verilir.

Soruşturmayı yürüten makam dava açılmasına yeter delil olduğuna ve muhakeme engeli olmadığına karar verebilir. Bu durumda Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesini düzenler. Diğer ihtimal dava açmaya yeterli delil olmadığı sonucuna veya başka bir muhakeme engeli olduğuna ulaşılmasıdır. Bu durumda takipsizlik kararı verilir.

İddianamenin düzenlenmesi soruşturmanın son bulduğu, davanın açıldığı anlamına gelir. Mahkemeye sunulan iddianame ve ekleri 15 günlük bir süre içerisinde mahkemece Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. Maddesine göre değerlendirilir. 15 günlük değerlendirme süresi içinde mahkeme iddianameyi kabul edebilir, iade edebilir veya eylemsiz geçirebilir. Bu zaman dilimine ara muhakeme adı verilir. Bu süre dolana kadar mahkeme hareketsiz kalmışsa iddianame zımnen kabul edilmiş sayılır. Ara muhakeme halen soruşturma aşamasıdır. Soruşturma aşamasının ilkeleri geçerlidir.

Eğer mahkeme iddianamenin kabul edilebilir olduğunu düşünürse, iddianamenin kabulüne karar verir. Bu aşamadan sonra hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreye kovuşturma aşaması denir.

Kovuşturma aşamasında suç şüphesi altında bulunan kişiye sanık denir. Sanık da masumiyet karinesinden hükmün kesinleşmesi anına kadar yararlanır.

Kovuşturma aşamasında kural olarak yetkili organ mahkemedir. Hakim kararı alınması gereken durumlarda kararı mahkeme verir.

Kovuşturmanın ilk aşaması duruşma hazırlığı evresidir. Duruşma ceza muhakemesinde her bir oturumun adı değildir. Duruşma, mahkeme salonunda yoklama işleminin yapılması ile başlar ve hükmün verilmesine kadar geçen sürer. Duruşma süresince yapılan her oturumun adı celsedir. Kural olarak dava, aksi zorunlu olmadıkça tek celsede bitirilmelidir.

Hükmün verilmesinden sonra kanun yollarına başvurulur. Kanun yolları aşaması halen kovuşturma aşamasıdır. Kovuşturma aşaması hükmün kesinleşmesi ile son bulur.

Kararın kesinleşmesinden sonra verilen hükmün infazı aşamasına geçilir.

Mahkemeler Teşkilatı

Ceza muhakemesinde görev alan mahkemeler birinci ve ikinci derece mahkemeler olarak ikiye ayrılır.

Birinci derece mahkemeler il ve ilçe mahkemeleridir. İkinci derece mahkemeler bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay’dır.

Birinci derece mahkemeler üç ana gruba ayrılırlar:

·       Ağır Ceza Mahkemeleri

·       Asliye Ceza Mahkemeleri

·       Sulh Ceza Mahkemeleri

Her il merkezinde bir Ağır Ceza Mahkemesi’nin kurulması gereklidir. Bu mahkemelerin şubelerinin oluşturulmasına da izin verilmiştir. Bu mahkemeler heyet halinde çalışırlar. Asliye Ceza Mahkemeleri ve Sulh Ceza Mahkemeleri tek hakimli olarak görev yaparlar. Ağır Ceza Mahkemeleri gerekli görüldüğü kadar hakimle görev yapar. Ağır Ceza Mahkemeleri en az üç üyeyle toplanabilirler.

Görev tasnifini Teşkilat Kanunu yapar. Buna göre;

·       Sulh Ceza Mahkemesi, 2 yıl veya daha az cezayı ve bununla birlikte emniyet tedbirine hükmedilmesini gerektiren suçlardan ötürü açılan davalara veya münhasıran emniyet tedbirine hükmedilmesi gereken davalara bakar.

·       Ağır Ceza Mahkemesi 10 yıl veya daha fazla cezayı gerektiren suçlara ve özel olarak, yağma, dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, hileli iflas gibi kanunda belirtilmiş bazı suçlarla ilişkin davalara bakar.

·       Bu iki sınırlamanın dışında kalan tüm davalar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görülür.

Mahkemelerin görevi hesaplanırken, nitelikli haller göz önüne alınmadan kanunun öngördüğü üst sınır ve alt sınır dikkate alınır.

Yetki konusunda coğrafi sınır tespiti yapılır. İllerde kurulu mahkemeler coğrafi sınırlarla sınırlıdır. O ilde işlenmiş bütün suçlara bakmakla yetkili olurlar.İlçelerde kurulan mahkemeler bakımından coğrafi sınır tespiti yapılmaz.

Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesine göre kurulan özel görevli ağır ceza mahkemeleri özel mahkemelerdir. Bunlar için yapılan ayrım da kanunda açıkça belirtilmemiş olmak ve doktrinde tartışmalı olmakla beraber görev ayrımı olarak kabul edilmelidir. Çünkü bu mahkemeler farklı bir muhakeme usulü görmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 6. Maddesi bu mahkemeler için uygulanmamalıdır.

Kurulan her Ağır Ceza Mahkemesinin nezdinde görevli bir Cumhuriyet Başsavcılığı teşkilatı vardır. Bu teşkilatlar yeteri kadar Başsavcı vekili ve yeteri kadar Başsavcı yardımcısından oluşur. Başsavcı vekili ve yardımcısının görevleri farklıdır. Başsavcı vekillerin kim olacağını HSYK belirler. Diğer çalışan tüm savcılar başsavcı yardımcısıdır.

Başsavcılık hiyerarşik bir yapıdır. Diğer tüm savcılar tek Başsavcı adına işlem yapar. Örneğin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, kendisi adına yapılan tüm işlemleri denetleyebilir ve değiştirebilir, iptal edebilir.

Kanun yolu yargılamasında iki farklı mahkeme vardır:

·       Bölge Adliye Mahkemeleri

·       Yargıtay

Bölge Adliye Mahkemeleri henüz faaliyete geçmemiştir. İstinaf kanun yolunu görmekle yetkili ikinci derece kanun yolu mahkemeleridir. Kendi bünyesinde en az üç hukuk ve en az iki ceza dairesinden oluşur. Her bölge adliye mahkemesi nezdinde görev yapan bir başsavcılık teşkilatı bulunur.

İkinci derece yargılamada ilk derece mahkemeleri tarafından verilen hükümlere karşı başvurulacak tek olağan kanun yolu istinaftır. Temyiz incelemesi ancak Bölge İnceleme Mahkemesi kararlarına karşı yapılır.

Mülga Ceza Kanunu’nun temyiz hükümleri halen yürürlüktedir. Bölge Adliye Mahkemeleri kurulduğunda yeni kanunun kanun yolları yürürlüğe girecektir. Bu zamana kadar birinci derece mahkemelerinin verdiği kararlar temyiz incelemesine tabidir.

Birince derece mahkemeler maddi vakıa ve hukuki sorunla ilgilenir. Maddi vakıa, olayın nasıl olduğu, kim tarafından gerçekleştirildiği, ne zaman gerçekleştiği gibi yaşamsal olgularla ilgilidir. Bunların tespiti muhakeme kurallarına uygun olarak yapılmalıdır. Tespit edilen maddi vakıanın hangi hukuki sorunu oluşturduğu tespit edilmelidir.

İkinci derece mahkeme verilen hükmün denetimi ile görevlidir. Temyiz mahkemesi hükmün maddi yanına ilişkin denetim yapamaz. Olayın nasıl olduğu, kim tarafından gerçekleştiği, ne zaman gerçekleştiği gibi olgusal tespitler ancak delillerle muhatap olan yargıca aittir. Yargıtay ancak hükmün hukuki yanına ilişkin denetim yapar. Zira temyizde hükmü bozma sebebi; hükmün hukuka aykırılığı, yani bir hukuki hükmün uygulanmaması veya yanlış uygulanması olabilir. Örneğin temyiz mercii bir hükmü, tanığın beyanını inandırıcı bulmadığından bozamaz. Ancak tanığın çekinme hakkının kendisine bildirilmemesinden dolayı hükmü bozabilir.

Temyiz mahkemesi ispat kurallarına bir aykırılık tespit ederse bunu bozabilir. Aynı örnekten gidersek, tanık beyanları arasındaki çelişkinin giderilmemiş olmasını bozma sebebi yapabilir. Yargıtay kabule ilişkin yanlış uygulamalarda da hükümleri bozmaktadır.

Yargıtay bir Anayasal organ niteliğindedir. İlk derece mahkemelerinin verdiği kararların nihai denetim makamıdır. Bazı kişiler ve bazı suçlar için Yargıtay birinci derece mahkemesi olarak görev yapar. Bu durumlarda temyiz incelemesi yapmaz.

11 Ceza Dairesi ve 1 Ceza Genel Kurulundan oluşur. Her dairenin 4 üyesi ve 1 raportörü vardır. Yargıtay Genel Kurulu başsavcılığın itirazı, direnme sonrası temyiz gibi hususlarda inceleme yapar.

Yargıtay’a bağlı bir başsavcılık da vardır. Bu başsavcılık, Yargıtay dairesi tarafından verilen karara karşı temyiz yoluna başvurabilir. 

Muhakeme Engelleri

Muhakeme sürecinin sürdürülebilmesi için yerine getirilmesi zorunlu olan hususlar vardır. Muhakeme şartlarının bir bölümü ceza davasının açılmasına engel olurlar. Kalan diğer bölümü ise açılmış bir davaya devam edilebilmesi için sağlanmalıdır.

Birinci grubun klasik örneği şikayettir veya izindir. İkinci grubun örneği sanığın akıl hastası olmamasıdır. Bu sınıflandırmayı kabul etmeyenler de vardır. Bunların görüşüne göre, yargılamanın açılmasını engelleyenler yargılamanın her aşamasında da ileri sürebileceği için tasnife gerek yoktur.

Dava ŞartlarıDava Şartlarının Etkileri

Soruşturma aşamasında dava şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği denetlenmelidir. Eğer dava şartının var olmadığı fark edilirse, savcılık makamı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir.

Dava şartlarının varlığı konusunda hataya düşülüp de dava açılmış ise, mahkeme şartın gerçekleşmesi mümkünse durma kararı verir. Mahkeme dava şartına ilişkin sorunu tespit ettiğinde şartın gerçekleşmesi mümkün ise ve yargılamaya henüz başlanmamışsa davanın reddi kararı verilir. Zira dava yargılamaya uygun halde değildir. Şartın gerçekleşmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılırsa düşme kararı verilir. Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.

Söz konusu sorun kesin hükmün bulunması veya açık bir davanın bulunması ise, hakim davanın reddine karar verir.

Şikayet

Dava koşullarının ilki şikayettir. Ceza Kanunu’nda düzenlenen suç tiplerinin bazıları ancak şikayet üzerine soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi tutulabilirler. Suçtan zarar görenin şikayeti kabule yetkili makamlardan birine yaptığı başvuruya şikayet denir. Bu şikayet yapılmadan davanın açılması mümkün değildir.

Resen soruşturulan suçlarda yapılan başvurunun adı ihbardır.

Şikayet başvurusunu yapmaya yetkili kişi, suçtan zarar gören veya bu kişinin kanuni yahut iradi temsilcisidir.

Şikayet başvurusu fiilin veya failin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde yapılmalıdır. Bu sürenin durması ya da kesilmesi söz konusu değildir. Bu süre hak düşürücü bir süredir. Hak düşürücü süre olduğu için de kusursuz olarak süre kaçırılırsa, kişi eski hale iade yoluna başvurarak bu imkandan faydalanabilir.

Şikayet başvurusu Cumhuriyet Savcılıklarına ve ona bağlı kolluk görevlilerine, mahkemelere, valiliklere, kaymakamlıklara, konsolosluk ve büyükelçiliklere, kamu kurumunun içerisinde işlenen suçlarda kamu kurumunun yöneticisine yapılabilir. 6 aylık süre içerisinde ilgili makama şikayet başvurusunun yapılması yeterlidir. Şikayetin savcılığa ulaşması 6 ayı geçse dahi başvuru zamanında yapılmış olarak kabul edilir.

Şikayet hak düşürücü süresi fiilin veya failin öğrenmesinden itibaren başlar. Ancak fiil ve fail öğrenilmese dahi dava zamanaşımı süresi işlemeye devam eder.

Şikayetin konusu fail değildir, fiil ile ilgili olarak şikayet yapılır. Bu sebeple şikayet failler bakımından bulaşıcıdır. Müştekinin şüpheliler arasında ayrım yapabilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde birden fazla kişinin zarar gördüğü suçlarda bu zarar görenlerden bir tanesinin şikayeti de soruşturmanın başlatılması ve davanın açılması bakımından yeterlidir.

Takibi şikayete bağlı suçlarda, yakalama işlemi ancak şikayetten sonra gerçekleşebilir. Çocuklara karşı veya kendini savunamayacak ölçüde malul olanların zarar gördüğü takibi şikayete bağlı suçlarda ise yakalama için bu şartı aranmaz.

Şikayet, fiille ilgili olarak geri alınabilir. Bu ancak şikayet için geçerlidir.İhbarın geri alınması mümkün değildir.

Şikayet beyanını geri alma her zaman mümkündür.Ancak şüpheli veya sanık geri almayı kabul etmezse yargılamaya devam edilir ve hüküm kurulur. Tek bir şüpheli açısından yapılan geri alma, tüm şüpheli ve sanıklar için geçerlidir. Birden fazla sanık varsa, geri almayı kabul etmeyenler bakımından dava devam eder.

Geri alma beyanı geri alınamaz.

Bir suçun takibinin şikayete bağlı olup olmadığının tespiti onun hukuki nitelendirmesine göre yapılır. Bu hukuki nitelendirme de aşamasına göre yetkili merci tarafından yapılır. Hukuki nitelendirme hatalı yapılabilir veya daha sonra değişebilir. Resen soruşturulan bir suç olduğu düşünülen bir fiil hakkında dava açılır da daha sonra mahkeme bu fiilin takibi şikayete bağlı bir suç teşkil ettiğini fark ederse, suçtan zarar gören kişi açıkça şikayetini geri aldığını beyan etmedikçe şikayet yapılmış gibi yargılamaya devam edilir. Bu unsur soruşturma aşamasında fark edilirse savcı, kovuşturma aşamasında fark edilirse mahkeme zarar görene şikayetçi olup olmadığını sorar. Eğer suçtan zarar gören veya onun temsilcileri şikayetçi olmadıklarını beyan ederse, dava hakkında düşme kararı verilir. Çocuk ve kanuni temsilci şikayetçi olmadığını belirtse dahi, müdafi katılma talebinde ısrarcı ise mahkeme katılmayı kabul edecektir.

Dava Süresi

Kanun koyucu bazı suç tiplerinde davanın açılmasını belirli bir süreye tabi tutmuştur. Bu hususun, suçun takibinin şikayete bağlı olması ile bağlantısı yoktur. Bunun en önemli örneği Basın Kanunu’ndan kaynaklanan suçlardır. Günlük yayınlarda dava süresi 4 aydır. Diğer yayınlarda 6 aydır.

Dava süresi resen araştırılır.

Gerekli süre içinde soruşturmaya başlanılmış olması yeterli değildir. Davanın açılmış olması gerekir.

Dava süresi hak düşürücü süre değildir. Savcının hak düşürücü süresi olmaz. Bu sebeple mücbir sebeple geçirilmesi halinde eski hale iade yoluna başvurulamayacaktır.

İzin

Bazı durumlarda savcıların dava açabilmesi için, yetkili makamların fail hakkında dava açılmasını uygun bulduklarını açıklaması gerekir.

Kamu görevlilerinin görevleri dolayısıyla işledikleri suçlardan ötürü yargılanması için bağlı bulundukları amirin izin vermesi gerekir. Farklı personeller için farklı kanunlarda farklı prosedürler öngörülmüştür.

İzinle ilgili temel mevzuat 4483 sayılı kanundur.

İsnat edilen fiilin görevle bağlı bir fiil olması gerekir. Görevle bağlantısı olmayan bir suç için bu prosedür uygulanmaz. Kanun suçun görev sırasında olması şartı aramaktadır. Ancak Yargıtay suçun görev sırasında olmasını yeterli görmeyip, ayrıca görevle bağlantılı olmasını aramaktadır.

3628 sayılı kanuna göre zimmet, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, gümrük kaçakçılığı suçlarında 4483 sayılı kanun uygulanmaz. Dolayısıyla savcı bu suçlar için soruşturma yapması gerektiğinde izin prosedürüne başvurmayacaktır. Bu sadece 4483’e tabi kamu görevlileri açısından geçerlidir. Yani 4483’e tabi olmayan memurlar için bu suçlar için de izin gerekecektir.

İzne tabi bir suçla ilgili isnat olduğunu fark eden savcı doğrudan doğruya takipsizlik kararı veremez veya doğrudan dava açamaz. Cumhuriyet Savcısı yetkisizlik kararı verir ve davayı şüphelinin bulunduğu idareye gönderir. İdare bir ön soruşturma yürütür. İdari soruşturma sonunda verilen karara göre dava açılır veya dava açılmaz.

İzin verilmemesi durumunda idarenin verdiği karar idari bir işlem olduğu için bu kararın denetimi ancak idari yargı yoluyla olur. İzin verilmemesi yönündeki karar bazı kişiler için Danıştay tarafından resen denetlenir.

İzin alınması için gereken süre dava süresine dahil değildir. İzin alınması için gereken süre zamanaşımı süresini de durdurur.

İzin alınmaksızın bir dava açılmasına rağmen, daha sonra mahkeme tarafından izne tabi olduğunun anlaşılması üzerine durma kararı verilir.

İznin konusu bir suç değildir. İznin konusu kamu görevlisine isnat edilen somut fiildir. Daha sonra hukuki nitelendirmenin değiştirilmesi iznin hukuki geçerliliğini etkilemez.

Talep

Bazı durumlarda kanun koyucu belirli suçlarda dava açılmasını belli bir makamın talebine bağlı tutmuş olabilir. Örneğin yabancıların Türkiye’de işlediği suçlar bakımından Adalet Bakanının talebi olmadan dava açılamaz.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun kapsamındaki suçlar bakımından Sermaye Piyasası Kurulunun yapacağı başvuru şikayet değil, taleptir. Zira bu kurulun talepte bulunduğu suçlar soruşturulması şikayete bağlı suçlardan değildir. Ayrıca şikayeti suçtan zarar gören yapabilir. Oysaki kurul bu suçlardan dolayı zarar gören konumunda değildir.

Yargı Bulunmaması

“Ne bis in idem” ilkesi gereği tek bir yargılama yapılabilir ve tek bir hüküm tesis edilebilir. Açık bir kesin hüküm bulunması, şüpheli veya sanık hakkında aynı fiil için yeniden dava açılmasına engel olur. Açık bir kesin hüküm bulunması davanın reddi gereğidir. Savcılık tarafında soruşturma aşamasında takipsizlik kararı verilmelidir. Eğer savcılık yine de dava açarsa mahkeme davanın reddine karar verir.

Soruşturma sürecinin sonunda iki farklı karar verilebileceği, davanın açılabileceği veya kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebileceği söylenmişti. Yargılamaya başlanır ve sonunda bir hüküm kesinleşirse de, takipsizlik kararı verilmiş olsa da, kanundaki istisnai yollar işletilmeksizin aynı fiil ile ilgili yeni dava açılamaz.

Buna göre, verilmiş ve kesinleşmiş bir takipsizlik kararından sonra, o fiil ile ilgili yeni delil ortaya çıkmadıkça, savcılık makamı tarafından yeni dava açılamaz. Kesinleşmiş bir hüküm varsa bu hükmün sanık aleyhine ortadan kaldırılabilmesi ve yeniden yargılama yapılabilmesi, ancak olağanüstü yargı yolu olan yargılamanın yenilenmesi yoluyla mümkündür. Bu savcılık makamı ve mahkeme tarafından göz önüne alınması gereken bir yargılama koşuludur.

Yurtdışında verilmiş bir mahkeme kararı olsa bile Türkiye’de yeniden yargılama yapılabilir. Ancak bazı suçlar için yeniden yargılama yapılabilmesi için, kanun sanığın yurtdışında mahkum olmamış olmasını aramaktadır. Yani yurtdışında işlenmiş suçlar için de, “ne bis in idem” kuralı kısmen kabul edilmiştir.

Mahkumiyet hükmü, bir mahkeme tarafından verilmiş ve kesinleşmiş bir karardır. Uzlaşma benzeri bir hüküm, kamu davasının açılmasının ertelenmesi hükmü, ön ödemenin kabul edilip yargılamanın yapılmamış olması hükmü de Türkiye’de yeniden yargılama yapılmasını erteleyebilir veya engelleyebilir.

Ana fiilin ne olduğu konusunda bir tartışma vardır. Bu kuraldan her zaman mutlak olarak yararlanılamaz. Somut olayın özelliklerine göre bir ayrım yapılmalıdır. Örneğin 2007 yılında bir kişi tarafından gerçekleştirilen 8 zimmet suçu hakkında dava açılmış ve dava sonunda verilen hüküm kesinleşmiştir. 2007 yılında gerçekleştirilmiş 9. zimmet suçu yeni fark edilmişse, sanık “ne bis in idem” korumasından yararlanır. Çünkü verilecek cezada değişiklik olmayacaktır. Somut cezada değişiklik yapılmasını gerektiren durumlarda ise bu korumadan yararlanılamaz. Örneğin ilk 8 zimmet bir kişiye karşı gerçekleştirilmişsefiiller zincirleme suç kapsamındadır, tek suçun cezası artırılarak verilir. 9. zimmet başka bir kişiye karşı işlenmiş ise verilecek ceza değişeceği için hükümlü korumadan yararlanamaz.

Ön Ödemenin Bulunmaması

Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesine göre bazı suçlarda şüpheli belli bir ödemeye davet edilir ve eğer bu ön ödeme yapılırsa takipsizlik kararı verilir. Eğer ön ödeme kabul edilmezse veya ön ödeme kabul edilir de bedel ödenmezse dava açılır.

Ön ödeme prosedürü işletilmeksizin dava açılmışsa durum fark edildiğinde durma kararı verilir. Mahkeme ön ödeme prosedürünü gerçekleştirir. Eğer ön ödemenin gereği yerine getirilirse davanın düşmesine karar verilir, ön ödeme kabul edilmez yahut yerine getirilmezse mahkeme devam etme kararı verir.

Uzlaşma

Uzlaşmaya tabi bir suç söz konusu ise uzlaşma prosedürünün işletilmesi bir dava şartıdır. Uzlaşma kurumu işletilmeksizin veya işletilip de başarısız olmaksızın dava açılırsa,bu prosedür mahkeme tarafından işletilir. Başarılı olursa davanın düşürülmesine karar verilir.

Yargılama ŞartlarıYargılama Şartlarının Etkileri

Yargılama şartlarından birisinin gerçekleşmemesi durumunda mahkeme durma kararı verir ve şartın gerçekleşmesini bekler. Şartın gerçekleşme imkanı kalmadığı anlaşıldığında da düşme kararı verir.

Yargılama koşulu ile dava koşullarının ayrılması gerekmektedir. Mahkeme ikisini de incelemek zorundadır. Kovuşturma aşamasında bu koşulların olmadığı fark edilirse, mahkeme koşulun gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığını incelemelidir. Eğer gerçekleşme imkanı varsa mahkeme öncelikle bunu gerçekleştirmelidir. Eğer bunu sağlayabilirse yargılamaya devam eder. Koşulu sağlayamaması durumunda düşme kararı verir.

Eğer koşulun sağlanması başından beri mümkün değil ise, mahkeme davanın reddine karar vermek zorundadır.

Sanığın Hazır Bulunması

Bir şüphelinin tespit edilemediği durumlarda herhangi bir ceza davasının açılması mümkün değildir. Kimliği bilinmeyen şüpheli hakkında dava açılamaz. Kimliği bilinen şüpheli hakkında dava açılırsa ama sanık duruşmaya katılmazsa, kural olarak yargılama yapılamaz. Bunun üç istisnası vardır.

·       Sanığın gaipliği

·       Sanığın kaçaklığı

·       Sanığın yokluğu

Gaiplik

Bir sanığın gaip olması için şu durumlardan birisi mevcut olmalıdır:

·       Sanığın yurtiçinde veya yurtdışındaki yeri bilinmemeli,

·       Yurtdışında bulunduğu yer bilinen sanık duruşmaya getirilememeli veya getirilmesi uygun bulunmamalı,

Sanığın getirilmesi ile elde edilecek yarar ve zarar arasında uygun bir oran yoksa getirilmesi uygun olmayan bir sanıktan söz edilir. Hastalık, yaşlılık gibi seyahat engeli veya yurtdışında hastanede yatarak tedavi görme gibi bir durum varsa getirilemeyen bir sanık vardır. Aynı şekilde yurtdışında tutuklu bulunan sanık da getirilemeyen sanıklardandır. 

Şüphelinin gaip olması durumunda dava açılabilir. Ama gaip sanık hakkında duruşmaya başlanmaz. Savcılık delillerin toplanması ile ilgili işlemleri yerine getirir. Ancak duruşma açılamaz.

Gaip sanığa ilan vasıtasıyla tebligat yapılır. Kendisine bir müdafi görevlendirilir.

Gaip sanığa duruşmaya gelmesi durumunda tutuklanmayacağına dair bir güvence belgesi verilebilir. Ancak sanık hapis cezası ile mahkum olursa veya hükümden önce sanığın kaçma hazırlığı tespit edilirse güvence belgesi hükümsüz olur.

Kaçaklık

Sanık, hakkında açılmış bir soruşturmayı sonuçsuz bırakmak amacıyla yurtiçinde saklanıyor veya yurtdışında bulunuyorsa kaçak sayılabilir.

Kaçaklık ve gaiplik farklı durumlardır. Gaiplikte bir varsayım vardır. Kaçaklıkta ise sanığın amacı bilinmektedir. Gaiplikte bilinçli bir durum olmayabilir. Kaçaklıkta sanık bunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir.

Kaçak sanık hakkında duruşma yapılarak hüküm verilebilir. Ancak daha önce sorgusu yapılmamış ise mahkumiyet kararı verilemez. Eğer beraat kararı verilecekse, sanığın kaçak olması sebebiyle karar bekletilmez, beraat kararı verilir.

Kaçaklık söz konusu ise mahkeme bakımından sanığın duruşmaya katılmasını sağlamak amacıyla zorlayıcı ve ikna edici imkanlar vardır.

·       Özel tutuklama

·       Teminat belgesi

·       Özel el koyma

Kaçak sanık söz konusu olduğunda bu durumu mahkeme tespit eder. Öncelikle sanığın bilinen adresine tebligat yapılır. Bu şekilde ulaşılamıyorsa son oturduğu yerde kapıya belge asılır. Yine de ulaşılamazsa gazetede ilan edilir. Yine de mahkemeyle irtibat kurulmazsa, sanığın kaçaklığı tespit edilir.

Bir diğer zorlayıcı önlem gıyabında tutuklama kararı verilmesidir. Normal şartlarda sanığın gıyabında tutuklama kararı verilemez. Bunun tek istisnası yurtdışında kaçak sanıktır. Yurtiçinde saklanan sanık açısından gıyapta tutuklama kararı verilemez.

İkna edici imkanlardan birisi tutuklanmayacağına dair güvence belgesidir. Güvence belgesini mahkeme verir, savcı veremez.Kaçak sanığa tutuklama kararı verilmeyeceğine dair güvence veren belge münhasıran fiille ilgili değil faille ilgilidir. Bu yüzden güvence belgesi verilen kimseyi diğer mahkemeler güvence belgesi veren mahkemede kovuşturulan suçtan veya güvence belgesi veren mahkeme başka bir suçla ilgili olarak tutuklama kararı veremez.

Teminat belgesi şarta bağlı olarak verilebilir. Şartları mahkeme tespit eder. Teminat belgesi hüküm verilinceye kadar geçerlidir.

Zorlayıcı tedbirler de vardır. Örneğin, sanığın Türkiye’de bulunan malvarlığı değerlerine el konulabilir.

Gaiplik, yokluk ve kaçaklık hallerinde sanığın müdafi göndermesine engel teşkil eden bir durum yoktur.

Sanığın yokluğunda yapılan işlemlerin daha sonra hukuka aykırı olduğu tespit edilirse, sanık eski hale iade yolunu kullanabilir.

Sanığın Yokluğu

Sanığın yokluğu durumunda sanık duruşmadan ve soruşturmadan haberdardır. Ancak duruşmaya katılmaz. Sanığın yokluğu şu hallerde söz konusudur.

·       Sanığın duruşma sırasında mahkemeden uzaklaşması

·       Sanığın duruşmadan vareste tutulması

·       Sadece adli para cezası gerektiren veya müsadere gerektiren suçlarda mahkemenin gıyapta karar vermesi

·       Sanığın duruşmadan çıkarılabileceği haller

Tüm bu şartlar gerçekleşmiş olsa bile, mahkemenin sanığın gıyabında yargılama yapma zorunluluğu yoktur. Mahkemenin bu konuda takdir yetkisi vardır.

Mahkeme başkanına sanığın duruşmadan uzaklaşmamasını sağlayacak tedbirleri alma yetkisi verilmiştir. Sanığın ilk celseye katıldığı halde, ikinci celseye katılmaması durumunda, sorgusu yapılmış olmak kaydıyla gıyabında mahkumiyet kararı verilebilir. Eğer sorgusu yapılmamışsa mahkeme yakalama emriyle sanığı getirtebilir. Sanığın sorgusu yapılmadan gıyabında mahkumiyet kararı verilemez. Mahkumiyet dışında, örneğin beraat yönünde hüküm kurulması gerekiyorsa bu hüküm sanığın yokluğunda kurulabilir.

Sanığa isnat edilen fiilin yaptırımı sadece adli para cezası veya müsadere ise ve sanığa gelmemesi halinde gıyabında karar verilebileceğine dair bir ihtar yapılmışsa, sanığın gıyabında da hüküm kurulabilir. Bu sanığın gaipliğinde değil yokluğu halinde mümkündür. Sanığın gaip olması halinde, bu şekilde dahi hüküm kurulamaz.Sanığın gaipliği halinde, sanığın gıyabında sadece beraat kararı verilebilir.

Sanık kendi isteğiyle, sorgusundan sonra duruşmanın diğer celselerine katılmamasına izin verilmesini isteyebilir. Bu gibi durumlarda sanık duruşmadan vareste tutulabilir. Sanığın sorgusunun duruşma dışında yapılmasına da izin verilebilir. Cezası 5 yıla kadar olan suçlarda sorgu başka bir mahkeme tarafından da yapılabilir. Sanığa katılmadığı duruşmanın tutanakları daha sonra okunur.

Vareste kavramı, sanığın aslında hazır bulunmak mecburiyetinde olduğu bir duruşma celsesinden, kendi talebiyle mahkeme tarafından azat edilmesini ifade eder.

Sanık salondayken bir tanığın veya suç ortağının doğruyu söylemeyeceğinden endişe ediliyorsa, sanık duruşmanın düzenini bozacak bir davranışta bulunuyorsa veya orada bulunması duruşmanın düzenini tehlikeye sokuyorsa sanık duruşmadan uzaklaştırılabilir. Bu durumda duruşmaya sanığın gıyabında devam edilir.

Sanığın Akıl Hastası Olması

Fiili işlediği sırada akıl hastası olmayan ancak yargılama sırasında akıl hastalığına yakalanan kişiler hakkında yargılama engeli vardır. Kendisini savunamayacak kadar akıl hastalığına duçar olmuş kişi hakkında yargılama yapılamaz. Mahkeme bu durumda durma kararı verir.

Yani iki unsuru vardır. Akıl hastalığı yargılama başladıktan sonra ortaya çıkmış olmalı ve yargılamayı durdurmayı gerektirecek derecede önemli olmalıdır.

Bekletici Mesele

Bekletici meseleyi mahkeme kendisi de çözebilir, bir başka mahkemede dava açılmasını da bekleyebilir.

Mahkeme yaşa ilişkin iddiaları kendisi çözümler. Bu yüzden yaşla ilgili iddialar yargılama engelidir. Yaş meselesi bekletici sorun yapılamaz.

Bekletici mesele sayılmasının zorunlu olduğu durumlarda yargılama engeli vardır. Örneğin mahkeme tarafından ciddiye alınan bir Anayasa’ya aykırılık iddiası… Eğer Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülürse bekletici mesele sayma zorunluluğu vardır.

Geçici Yasama Dokunulmazlığı

Bu bir yargılama engelidir. Dava şartı değildir. Geçici yasama dokunulmazlığı bulunan hallerde mahkeme tarafından verilecek karar durma kararıdır.

Seçilmiş milletvekilleri ve atanmış bakanlar, birkaç istisna dışında açılan ceza davalarında sorgulanamazlar, tutuklanamazlar, yargılanamazlar.

Soruşturma aşamasının sonunda davanın açılmasına bir engel yoktur. Ancak mahkeme durma kararı verir ve süreci durdurur. Yargılama yapılamaz.

Yargılamanın SüjeleriHakim

Hakim bakımından veya yargı bakımından bakılacak ilk yasal düzenleme Anayasa’dır. Anayasa ikitemel güvenceye yer vermiştir: Tabi hakim önünde yargılanma, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme önünde yargılanma hakları.

Kişi fiili işlediği sırada hangi mahkemede yargılanması gerekiyorsa, o mahkemede yargılanır. Fiil işlendikten sonra yeni ihsas edilen bir mahkemede kişinin yargılamasının yapılması tabi hakim hakkının ihlalidir. Bu tabi hakim ilkesinin bir sonucudur.

Hakimlerin bağımsızlığı için ise şu önlemler alınmıştır.

·       Hakimler yaş haddi haricinde, kendi istekleri olmaksızın emekliye sevk edilemezler.

·       Mahkemeleri kaldırılsa bile hakimlerin ödeneği iptal edilemez.

·       Görülmekte olan bir davayla ilgili mecliste önerge verilemez, konuşulamaz.

Hakimin mesleki kariyerine karar verme yetkisi HSYK’ya verilmiştir. HSYK kararlarının bazıları yargı denetimine tabiyken, bazıları değildir.

Hakimlerin tarafsızlığı ile kastedilen, hakimin yargılamanın süjeleri arasında eşit mesafede durabilmesidir. Bu tarafsızlığın sağlanamayacağı düşünülmüş olan durumlar için iki kurum düzenlenmiştir:

·       Hakimin yasaklılığı

·       Hakimin tarafsızlığının şüpheye düşmesi halleri

Hakimin Yasaklılığı

Yasaklılık hallerinde, hakimin o yargılamaya katılıp katılamayacağı objektif ve açıktır. Zira burada durum somut bir olguya dayanmaktadır.

1.       Hakim suçtan doğrudan kendisi zarar görmüşse,

2.       Hakimin sonradan kalksa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile arasında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi olmuşsa,

3.       Hakim şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoyu veya altsoyu ise,

4.       Hakimin şüpheli sanık veya mağdur ile arasında evlat edinme ilişkisi varsa,

5.       Hakim şüpheli, sanık veya mağdurun üçüncü derece dahil kan hısmı ise,

6.       Hakim sonradan evlilik ortadan kalksa bile, şüpheli, sanık veya mağdurun ikince derece dahil kayın hısmı ise,

7.       Hakim aynı davada daha önce adli kolluk veya savcı olarak görev yapmışsa, şüpheli, sanık veya mağdur avukatlığını yapmışsa,

8.       Hakim aynı davada bilirkişilik veya tanıklık yapmışsa davayı görmekten yasaklıdır.

Ayrıca üç görev yasağı daha öngörülmüştür.

1.       Hakim görev aldığı bir davanın kanun yolundaki denetiminde görev alamaz. Bu davayı gören hakimin daha sonra Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’a atanıp orada aynı davanın kanun yolunda görevli olması halinde söz konusu olacaktır.

2.       Hakim davanın soruşturma evresinde görev almışsa, kovuşturma evresinde yasaklıdır.Bu yasak, Yürürlük Kanunu’nun 11. Maddesiyle, sadece Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 163. Maddesine göre hakimin görev yaptığı durumlarla sınırlandırılmıştır. Suçüstü halinde savcıya ulaşılamadığında ve işin niteliği savcılık makamının iş gücünü aşıyorsa, Sulh Ceza Hakimi savcı sıfatıyla bu soruşturmayı yürütebilir. Bu halde, kovuşturma aşamasında görev alamayacaktır. Bunun haricinde hakimin soruşturma aşamasında yaptığı tüm görevler onu yasaklı hale getirmez. Hakim ancak kendisi savcı sıfatıyla görev yapmışsa kovuşturma aşamasında yasaklıdır. Bunun haricinde, tutuklama kararı, yakalama kararı, arama kararı vermesi onu yasaklı hale getirmez.

3.       Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hakim davayı görmekten yasaklıdır.

Yasaklı olan hakimdir, mahkeme değildir. Eğer hakim yasaklandığında mahkeme toplanamıyorsa, örneğin tek hakimli bir mahkeme varsa veya heyet halinde toplanacak mahkeme bir hakimin yasaklanmasıyla yeterli sayıya ulaşamıyorsa dava bir sonraki şubeye devredilir.

Yasaklılık sebebi söz konusu olduğunda, hakim bizzat kendisi çekilebileceği gibi taraflar tarafından da reddedilebilir.

Görev yasağına rağmen hakimin hükme iştiraki mutlak bozma sebebidir.

Hakimin Tarafsızlığının Şüpheye Düşmesi

Hakimin tarafsız olmadığının tespiti sırf bu durumda sayılan hallerle sınırlı değildir. Hakimin tarafsızlığını şüpheye düşüren haller varsa hakim yine reddedilebilir. Bu sebepler açıkça tanımlanabilir sebepler değildir. Bu sebeple tahdidi olarak sayılmamıştır.

Hakimin tarafsızlığının şüpheye düştüğü gerekçesiyle görev yapamaması ihtimali hakim tarafından resen göz önüne alınabileceği gibi taraflar tarafından da ileri sürülebilir.

Bu sebepler bir arada tespit edilip beyan edilmek zorundadır. Yargılama prosedürü başlatılmadan önce bu şüphe varsa, ilk derece mahkemesinde sanığın sorgusundan önce, istinaf yolunda duruşmalı işlerde öninceleme raporunun ve temyiz yolunda duruşmalı işlerde tetkik hakiminin raporunun açıklanmasından önce, diğer hallerde incelemenin başlamasından öncehakimin reddi başvurusunun yapılması gerekir. Eğer sonradan öğrenilen bir şüphe sebebi varsa, sebebin öğrenilmesinden itibaren 7 gün içinde mahkemeye sunulması gerekir.

Ret talepleri, objektif üçüncü bir gözlemcide, bu ret sebebiyle tarafların artık tarafsız bir yargılama bekleyemeyeceğini düşüncesi oluşturup oluşturmadığına göre incelenir.

Hakimin yargılama bitmeden, vereceği karara ilişkin kısmi de olsa beyanlarda bulunması ret sebebidir. Ara kararlarda yazılan ahlaki nitelendirmeler tarafsızlığın şüpheye düşmesi sonucunu oluşturur.

Hakimin tarafsızlığını şüpheye düşmesi sebebiyle yapılacak retler, hakimin görev yaptığı mahkemeye sunulurlar. Bu sunma önceden hazırlanmış bir dilekçeyle yapılabileceği gibi, zabıt katibine tutanak tutturularak da yapılabilir. 

Hakimin Reddedilmesi Usulü

Ret sebeplerinden görev yasağı veya tarafsızlığı şüpheye düşüren bir durum varsa hakim davaya bakmaktan çekinir. Eğer kendisi çekinmemişse reddi istenebilir.

Hakimin bu şartlar altında olup olmadığı değerlendirmesini şüpheli, sanık,  sanık müdafisi, katılan, katılan vekili, cumhuriyet savcısı ve hakimin kendisi isteyebilir.

Yasaklılık sebepleri için herhangi bir süre koşulu öngörülmemiştir. Yasaklılık sebebi fark edilirse hakimin hangi aşamada olursa olsun hemen resen işten el çekmesi gerekir. Eğer taraflar hakimin tarafsızlığının şüpheye düştüğünü ileri sürüyorsa, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusuna kadar, Bölge Adliye Mahkemelerinde inceleme raporu sunulana kadar, Yargıtay’da tetkik hakimi raporunu verene kadar ileri sürülmelidir. Hakimin tarafsızlığının şüpheye düştüğü daha sonra fark edilirse, öğrenilmesinden itibaren 7 gün süre içinde başvurulmalıdır.

Ret talebinde ret talepleri bir defada toplu olarak, hakimin görevli olduğu mahkemeye sunulur. İstem hakkında hakimin görüşü alınır. Yasaklılık söz konusuysa, herhangi bir inceleme yapılmaksızın, mahkeme hakimin yerine görev yapacak diğer hakimi atar.

Tarafsızlığı şüpheye düşüren sebeple ret söz konusuysa, gerçekten bunun mevcut olup olmadığı konusunda bir muhakeme yapılması gerekir. Bu muhakeme, kural olarak hakimin bulunduğu mahkemece yapılır. Hakim davadan azledilirse ve bu mahkemenin bir yedek hakimi varsa, azledilen hakimin yerini yedek hakim alır.Bir hakim reddedildiğinde, mahkemenin kalan üyeleri mahkemeyi oluşturmaya yeterli değilse şu hükümler uygulanır.

1.       Sulh ceza hakimi reddedilirse, nezdinde görev yaptığı asliye ceza mahkemesi inceleme yapar.

2.       Asliye ceza hakimi reddedilirse, nezdinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesi inceleme yapar.

3.       Ağır ceza hakimi reddedilirse, bir sonraki ağır ceza mahkemesi inceleme yapar. Eğer bir sonraki daire mevcut değilse, en yakın Ağır Ceza Mahkemesi inceleme yapar.

Hakim kendisini yasaklı görüyorsa, hakimin bu konudaki kararı kesindir ve inceleme yapılmaz. Eğer hakim kendisinin tarafsızlığının şüpheye düştüğünden bahisle davadan çekinmek istiyorsa, hakimin bu konudaki kararı konusunda inceleme yapılır. Ret talebi diğer ilgililerce yapılmışsa, daima bir inceleme yapılması gerekir.

Ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir. Ret isteminin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilir.

Reddedilen hakim, gecikmesinde sakınca bulunan işlemler dışındaki işlemleri yapamaz. Reddi istenen hakim için, ret kararı kabul edilirse, bu hakimin yaptığı işlemler baştan itibaren hükümsüzdür. Bu işlemlerin yeniden yapılması gerekir. Ancak yeniden yapılması mümkün olmayan işlemler geçerliliğini korur.

Hakimin duruşmada reddedilmesi, duruşmaya ara verilmesi gerektiği sonucunu doğurmaz. Ancak delillerin incelemesine geçilemez. Ret hususunda kesin bir karar verilmeden bir sonraki celseye geçilemez.

Ret talebinin kötüye kullanılmasını önlemek için, bu taleplerin doğrudan hakim tarafından reddedilebileceği 3 hal öngörülmüştür.

1.       Süreye uyulmamışsa

2.       Ret talebinin delil ve sebepleri gösterilmemişse

3.       Ret talebinin açıkça duruşmayı uzatma amacıyla yapıldığı anlaşılıyorsa

Eğer hakim yukarıdaki üç öncüle dayanarak ret talebini reddetmişse, bu kararına karşı itiraz kanun yolu açıktır.

Zabıt katibi bir süje değildir. Ancak objektif ve tarafsız olmalıdır. Hakimin reddine ilişkin tüm hükümler zabıt katibi için de geçerlidir. Katibin reddi talebi, katibin görev yaptığı mahkeme tarafından değerlendirilir.

Cumhuriyet Savcısının reddine ilişkin bir düzenleme kanunda yoktur. Cumhuriyet savcıları, aslında Başsavcının yardımcısıdır. Bu yardımcı savcıların yaptığı tüm işlemler, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılmaktadır. Eğer savcının tarafsızlığının şüpheye düştüğü bir durum veya yasaklı olması gereken bir durum varsa, Başsavcılıktan yeni bir savcı atanması istenir. Eğer Başsavcının tarafsızlığı şüpheye düşmüşse, HSYK’ya başvurulur.

Hakimlerin Yetkileri

1.       Görev bakımından

2.       Yer bakımından

3.       Kişi bakımından

Görev

Ceza mahkemesi olarak görev yapan mahkemeler üçe ayrılır: Sulh ceza mahkemeleri, asliye ceza mahkemeleri, ağır ceza mahkemeleri.

Bunların kendi içinde bir iş bölümü ayrımı vardır. Belirli fiillerin yargılanması için özel mahkemeler kurulmuş olabilir. Bu mahkemeler, bu asıl şemadan ayrılmış sayılmazlar. Özel mahkemeler ya bir asliye ceza ya da bir ağır ceza mahkemesidir.

Özel mahkemeler kanunla kurulur.

İş bölümü ayrımı, o iş bölümünü üstlenen mahkeme için ayrı yargılama kuralları gerektirmez.

Asliye cezanın görev alanına giren bir dava, sulh cezada yargılanamaz. Bu bir kesin bozma sebebidir. Ancak sulh cezanın görev alanına giren bir davanın asliye cezada görülmesi bir bozma sebebi değildir. Zira burada tarafların menfaatini zedeleyen bir durum yoktur.

1. Asliye cezada yargılanması gereken dava, 2. Asliye cezada yargılanmışsa bu bir bozma sebebi değildir.

Mahkemelerin kurulmasına bakanlık önerisiyle HSYK karar verir. Her ilde bir ağır ceza mahkemesi kurulur. Bu aynı zamanda bir asliye ceza ve sulh cezanın kurulmasını gerektirir. Bir ilçede sadece asliye ceza kurulması mümkündür. Ama asliye ceza kurulduysa sulh ceza da kurulması mutlaka gerekir. Eğer bir mahkeme kuruluyorsa, başsavcılığın da kurulması şarttır.

A.      Yargıtay

1.       BAM 1

a.       Ağır Ceza Mahkemesi 1

i.                     Asliye Ceza Mahkemesi 1

-          Sulh Ceza Mahkemesi 1

-          Sulh Ceza Mahkemesi 2

-          Sulh Ceza Mahkemesi 3

ii.                   Asliye Ceza Mahkemesi 2

iii.                 Asliye Ceza Mahkemesi 3

b.      Ağır Ceza Mahkemesi 2

c.       Ağır Ceza Mahkemesi 3

2.       BAM 2

3.       BAM 3

Görev tasnifini Teşkilat Kanunu yapar.

·       Sulh Ceza Mahkemesi, 2 yıl veya daha az cezayı ve bununla birlikte emniyet tedbirine hükmedilmesini gerektiren suçlardan ötürü açılan davalara veya münhasıran emniyet tedbirine hükmedilmesi gereken davalara bakar.

·       Ağır Ceza Mahkemesi 10 yıl veya daha fazla cezayı gerektiren suçlara ve özel olarak, yağma, dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, hileli iflas gibi kanunda belirtilmiş bazı suçlarla ilişkin davalara bakar.

·       Bu iki sınırlamanın dışında kalan tüm davalar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görülür.

Mahkemelerin görevi hesaplanırken, nitelikli haller göz önüne alınmadan kanunun öngördüğü üst sınır ve alt sınır dikkate alınır.

İşbölümü, görevle aynı sonuçları doğurmaz. Bu tasnifin dışında, adeta görev ayırımı şeklinde olan özel mahkemeler kurulabilir. Bunlar ayrı yargılama usulleri uygularlar.

TMK 10. Maddeye göre kurulan Ağır Ceza Mahkemeleri bunlara örnektir. Bu mahkemelerin lehine ve aleyhine yapılan görev ayırımı, görevle aynı sonucu doğurur. Yüce Divan, Çocuk Mahkemeleri gibi mahkemeler için de aynı şey geçerlidir.

Hangi mahkemelerin hangi fiillerle ilgili yargılama yapabileceği kanunda belirtilmiştir. Mahkeme kovuşturmanın her aşamasında görev incelemesi yapmak zorundadır.

Görevsizlik iddiasının reddi kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulamaz.

Görevsiz bir mahkemenin yaptığı yargılama ve işlemler, sadece bu sebeple mutlak bozma sebebi oluşturur. Mahkeme kendini kanuna aykırı olarak görevli saymışsa ve bu yargılamayı sonuçlandırmışsa,  bu bozma sebebi olur.

Bir mahkemenin varlığından veya görevinden söz edebilmek için kovuşturmaya geçilmiş olmalıdır. Görevsizlik nedeniyle iddianame iade edilemez. Görev aykırılığı çok açıksa, mahkemenin bu sebeple iddianameyi iade edebileceği kabul edilmektedir. Sonuç olarak, görev değerlendirilmesi iddianamenin kabulünden sonra yapılır.

Görevle İlgili İstisnalar

Bazı durumlarda bazı mahkemeler istisnaen görevli sayılmıştır.

Görevli Olmayan Mahkemede Dava Açılması

Görevli olmayan mahkemede dava açılması ve mahkemenin bu davayı sonuçlandırması bozma sebebidir. Ancak önemsiz bir fiilin, gerektiğinden daha önemli bir mahkemede yargılanmış olması bozma sebebi değildir. Mahkeme de duruşma gününde yoklama yaptığı ana kadar görevsizlik kararı verebilir. Ancak yoklamayı yapıp duruşmaya başladığı andan itibaren, artık daha önemsiz bir mahkemenin görevi olduğunu söyleyerek, aşağıya yönelik görevsizlik kararı veremez. Yargılamayı devam ettirir ve sonuca bağlar.

Bağlantı

Bağlantı hallerinde de görev istisnası vardır. Bir hukuki uyuşmazlığın başka bir hukuki uyuşmazlıkla irtibat içinde olması bağlantıdır. Bu fiilden, failden vs. kaynaklanabilir. Dar bağlantı yargılama konusu fiil veya yargılamanın yöneltildiği kişi tarafından kaynaklanan bağlantıdır. Bir failin birden fazla fiil için yargılanıyor olması halinde sübjektif dar bağlantı vardır. Objektif dar bağlantı, fiil sebebiyle bağlantıdır. Herhangi bir fiilin birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde objektif dar bağlantı vardır.

Geniş bağlantı, suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme hallerinde vardır. Bu suçlar bağlantılı olarak incelenir.

Bir mahkemenin görmekte olduğu davalar arasında, objektif veya sübjektif bir bağlantı olmasa da, geniş bağlantının ilk hali olmasa da, mahkeme tarafından bunların bir arada görülmesinde fayda görülüyorsa, mahkeme davaları bir arada görebilir.

Uyuşmazlığın ceza hukuku dışında bir başka uyuşmazlıkla bağlantılı olması durumunda karışık bağlantı vardır.

Bağlantılı bir hukuki sonuç ortaya çıktığında, birleştirme, bekletici sorun sayma yollarından birisine gidilebilir.

Bağlantı sebebiyle birden fazla dava soruşturma aşamasında birleştirilirse, yüksek görevli mahkemede dava açılır. Kovuşturmada birleştirilirse yine yüksek görevli mahkemede birleştirme yapılmalıdır.

Birleştirme için davalar arasında dar veya geniş bağlantı olmalı ve birleştirmede fayda olmalıdır. Fayda, ulaşılacak sonuçların daha doğru olacağına inanç veya daha hızlı yargılamadır. Birleştirme olanaklı olmalıdır. Davalar aynı aşamalarda değilse, birleştirme yapılmaz. Maddi gerçekle hızlı yargılama arasında kalınırsa, maddi gerçek tercih edilir.

Cumhuriyet savcısı suçları soruşturma aşamasında birleştirebilir. Savcı davayı üst görevli mahkemede açtığında, o mahkeme alt mahkemedeki suç için de istisnaen görevli hale gelir.

Birleştirmenin mecburi olduğu herhangi bir örnek yoktur.

Olanak, davaların birleştirilebilmesinin mümkün olmasıdır. Bir dosya soruşturma aşamasındayken, bir dosya kovuşturma aşamasındaysa, aynı dosya aynı anda soruşturmanın gizliliği ve kovuşturmanın aleniliği ilkesi gereğince hem aleni hem de gizli olamayacağı için birleştirme mümkün değildir.

Birleştirilen davalar daha sonra yeniden ayrılabilirler.

Hüküm aşamasındaki birleşik davalardan birisinde hüküm verilebileceği, diğerinde verilemeyeceği durumda hakim davayı ayırabilir. Ayrılan dava alt görevli mahkemeye gönderilemez. Hangi mahkemedeyse orada görülmeye devam edilir.

Karışık bağlantı durumunda nispi muhakeme ve bekletici sorun sayma ortaya çıkabilir.

Mahkeme, bir hukuki durumla ilgili asıl görevli mahkemenin kararını bekleyebilir. Bu duruma bekletici sorun sayma adı verilir. Mahkeme bağlantılı diğer hukuki uyuşmazlık çözülene kadar kendi yargılamasını durdurur. Kanun koyucu bekletici mesele sayıp saymama konusunda mahkemeye takdir yetkisi tanımıştır.

Bazı istisnai durumlarda bekletici mesele sayma zorunluluğu vardır. Örneğin Anayasa’ya aykırılık iddiası konusunda, mahkeme iddiayı ciddiye alırsa bekletici sorun yapmak zorundadır.

Nispi Muhakeme Yapılması

Nispi muhakeme yapılması halinde mahkeme sorunu kendisi, kendisine yetecek kadar çözer. Ceza muhakemesine ait olmasa da uyuşmazlık ceza muhakemesi kurallarına göre çözülür.

Yaş iddiasında bulunulması durumunda veya mahkemenin resen yaşı tespit etmek istemesi durumunda, bu inceleme resen yapılmak zorundadır.

Görev Uyuşmazlığı

Görev uyuşmazlığı iki şekilde ortaya çıkabilir. İki farklı mahkeme yargılamanın kendi görev alanına girmediğini iddia edebilir. İki farklı mahkeme yargılamanın kendi görev alanına girdiğini iddia edebilir. İlkinde olumsuz görev uyuşmazlığı, ikincisinde olumlu görev uyuşmazlığı vardır. İkisinde de görev uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkeme, iki mahkeme arasındaki müşterek yüksek görevli mahkemedir.

İstanbul Asliye Ceza ile İstanbul Sulh Ceza arasındaki uyuşmazlığı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi çözer.  Uyuşmazlığa düşen mahkemelerden birisi Bakırköy, birisi İstanbul mahkemesi olsaydı, müşterek yüksek görevli mahkeme aranırdı. Bu da Marmara BAM veya bu kurulmadığı için Yargıtay olacaktır. Zira İstanbul ve Bakırköy arasında hiyerarşik astlık üstlük yoktur.

Bu uyuşmazlıklar suçun hukuki nitelendirmesinden kaynaklanır. Bir mahkeme hakaretin basit olduğunu, diğer mahkemede de hakaretin aleni olduğunu söyleyebilir.

Görevsiz hakimin yaptığı işlemlerden tekrarlanması mümkün olmayan işlemler hariç, hepsi hükümsüzdür.

Yetki

Hangi yerdeki mahkemenin uyuşmazlığı yargılamada yetkili olduğuyla ilgilidir. Buradaki ayırım coğrafidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. Maddesinde sıralanmıştır. Kanun birden fazla mahkemeyi de yetkili kılabilir. Bu durumda seçimlik yetki vardır. Seçimlik yetkili mahkemelerden birinde dava açılması diğerlerinin yetkisini kaldırır.

1.       Fiilin işlendiği yer mahkemesi prensip olarak yetkili mahkemedir.  Hareketin veya neticenin gerçekleştiği yer bu yerdir.

2.       İştirak halinde işlenmiş suçlarda asıl fiilin gerçekleştirildiği yer mahkemesi yetkilidir.

3.       Teşebbüs aşamasında kalmış fiillerde son icra hareketinin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir.

4.       Zincirleme suçlarda zincirin son aşamasının işlendiği yer mahkemesi yetkilidir.

5.       Basın yayın yoluyla işlenen suçlarda, basın yayın aracının merkezinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Bazı durumlarda bir basın yayın organı birden fazla yerde birbirinden farklı olarak basılır. Farklı basım yerlerinden birinde münhasıran bu suç işlenmişse seçimlik yetki vardır. Yayın merkezinin ve basım fiilinin gerçekleştiği yer mahkemesi birlikte yetkilidir. Takibi şikayete bağlı hakaret suçlarında, mağdurun oturduğu yerde yayın yapılmış ve görülmüşse, mağdurun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Bunlardan birinde dava açılması, diğerlerinin yetkisini ortadan kaldırır. Bu hüküm görsel ve işitsel yayınlar için de uygulanır.

6.       Fiilin tam olarak nerede gerçekleştiği tespit edilemiyorsa, şüpheli veya sanığın yakalandığı yer, henüz yakalanmamışsa yerleşim yeri, yerleşim yeri yoksa Türkiye’de son adresinin bulunduğu yer, bu da yoksa ilk usuli işlemin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir.

7.       Suç yurtdışında işlenmişse yedek yetki kuralına başvurulur. Yurtdışında işlenmiş suçlarda, fiilin nerede gerçekleştiğinin tespit edilemediği halde başvurulan kurala başvurulur. Ancak son aşamada ilk usuli işlemin yapıldığı yer değil, Yargıtay tarafından belirlenen mahkeme yetkilidir.

8.       Diplomatik bağışıklığa sahip kamu görevlilerinin yurtdışında işlediği suçlar bakımından Ankara mahkemesi yetkilidir.

9.       Ulaşım araçları içerisinde işlenen suçlar için Türk bayrağını taşıma yetkisini haiz bir deniz, hava ve demiryolu araçları için ayırım yapılır. Suç yurtdışında işlenmişse bu aracın ilk uğradığı yer, yurtdışında işlenmişse bağlama limanı veya ilk uğradığı yer mahkemesi yetkilidir. Yurtiçinde işlenmişse ilk uğradığı yer mahkemesi yetkilidir.

Yetki kuralları kamu düzeninden değildir. Yetkisiz hakimin yaptığı işlemler her durumda hükümsüz sayılmazlar. Mahkemenin yetkisizlik kararı verebileceği zaman dilimi sınırlandırılmıştır. İlk derece mahkemelerinde sanığın sorgusundan önce, Bölge Adliye Mahkemesi’nde ve Yargıtay’da raportörün raporunun okunmasından önce verilebilir. Bundan sonra taraflar da yetkisizliği iddia edemez, mahkeme de yetkisizlik kararı veremez. Süresinde bu itiraza başvurulmamış ve mahkeme de kendisini yetkisiz görmemişse, mahkeme yetkili hale gelir.

Yetkisiz hakimin sadece yetkisizliği sebebiyle yaptığı işlemler hükümsüz kılınmaz. Başka bir hukuka aykırılık varsa hakimin yaptığı işlemler yine de hükümsüz olabilecektir.

Yetkisiz hakim, gecikmesinde sakınca bulunan işlemleri, yetkisiz olduğunu fark etse dahi yapabilir.

İki mahkeme fiilin kendi yetki alanına girdiğini veya girmediğini iddia edebilirse yetki uyuşmazlığı ortaya çıkar. Ortak yüksek görevli mahkeme, yetkili hakim ve mahkemeyi belirler.

Yetkisizlik kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Hakimin yetkisizlik iddiasını reddetmesi ancak asıl hükümle birlikte istinaf yoluna götürülebilir.

Yetki İstisnaları

Yer bakımından yetkide de istisnai durumlar vardır. Bazı yetkisiz mahkemeler yetkili hale gelebilirler.

Davanın nakli durumu bunların ilkidir. Mahkeme fiili veya hukuki sebeple inceleme yapamazsa, dava nakledilebilir. Bu durum, mahkemenin tüm üyelerinin yargılamadan yasaklı hale gelmesinde görülebilir. Bu tür hukuki sebepler ortaya çıktığında yüksek görevli mahkeme yargılamanın aynı seviyede bir başka yer mahkemesinde yapılmasına karar verir. Bu hukuki imkansızlıktır. Doğal afet durumunda veya istifa eden hakimin yerine hakim atanmaması halinde de fiili imkansızlık vardır. Kamu güvenliği sebebiyle o yerde yargılama yapılmasının istenmemesi halinde, Adalet Bakanlığının talebi üzerine Yargıtay tarafından başka yere nakil kararı verilebilir.

İkinci durum istinabe müessesesidir. Bazı durumlarda yapılacak işlem yetkili mahkemenin yetki alanı dışındaysa mahkeme, kendisiyle aynı seviyedeki işlemin yapılacağı yer mahkemesinden istemin yapılmasını ister. İşlemi o mahkeme yapar ve sonucu o mahkemeye bildirir. İşleme ilişkin tutanak yetkili mahkemede okunur.

İstinabe yapılabilmesi için mahkemenin o yer dışında yapılacak işlemleri yapamaması gerekir. Örneğin İstanbul mahkemesi Ankara’dan bilirkişi raporu istiyorsa, mahkeme olarak kalkıp Ankara’ya gidemez. Ya bilirkişileri getirir, ya da istinabe yoluna başvurur. 5 yıl veya daha fazla mahkumiyeti gerektiren suçlarda sanığın sorgusu istinabe yoluyla yapılamaz.

Benzer işlemlerin uluslararası adli yardım çerçevesinde yurtdışındaki mahkemelerden yardım alması mümkündür. Uluslararası adli yardımda istinabe işlemleri ulusal adli yargıdaki hükümlere göre yapılır.

Büyükşehir belediye sınırları içerisinde istinabe yapılması mümkün değildir. Büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan adliyeler, istinabe için tek adliye kabul edilir. Bu yüzden dışarıdan gelen istinabe talebi hatalı gelmiş olsa bile, aynı büyükşehir belediyesi sınırları içindeyse mahkeme yetkisizlik iddia ederek işlemi geri gönderemez. İşlemi yapmak zorundadır.

İstisnaen yetkili olmanın üçüncü örneği birleştirme halleridir. Bağlantı sebebiyle birleştirilen davalarda dava, yetkili mahkemelerden birisinde görülür. Soruşturma aşamasında savcılıkların uyuşmasıyla bu mahkemelerden birisinde dava açılabilir. Açılmış davalarda mahkemelerden biri birleştirme talep ederse, kabul eden mahkeme yetkili hale gelir. Mahkemeler uyuşmamışsa, davaların iki ayrı mahkemede görülmesi mümkündür. Ancak şüpheli veya sanık da birleştirmeyi Savcılıktan talep edebilir. Ortak yüksek görevli mahkeme davaların birleştirilip birleştirilmeyeceğine karar verir.

Yetki Uyuşmazlığı

Yetki uyuşmazlığında yüksek görevli mahkeme kendisi yetki konusunda karar veremez.

İşbölümü

Mahkemeler kendi içlerinde uzmanlaşma veya iş yoğunluğu sebebiyle farklı dairelere ayrılırlar. Bazı daireler belli işler için görevlendirilir. Bu görevlendirme kanunla veya idari kararla yapılabilir.

İşbölümü görev ölçüsünde bir ayrım değildir. Görevle aynı sonuçları doğurmaz.

Kanun bazı suçlarda özel bir yargılama usulü öngörmüştür. Bunun en bilindik örneği, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesine göre görevli özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’dir. Bu mahkemeler aslında işbölümü ayrımı içinde sınıflandırılmaktadır. Bu mahkemeler bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 6. Maddesi uygulanmaz. Yani yargılamanın hangi aşamasında olursa olsunlar, uyuşmazlığın kendi görev alanı dışında olduğunu düşünürlerse görevsizlik kararı vermek zorunda olup olmadığı belirsizdir. Bu mahkemelerin hem yapılanma itibariyle hem de soruşturma usulü itibariyle genel yetkili mahkemelerden ayrılması, sanık bakımından daha aleyhe olması sebebiyle, herhangi bir fiilin kendi görev alanına girmediğini fark etmeleri halinde görevsizlik kararı vermek zorunda olduğu söylenebilir. Duruşmaya başlanmış olsa dahi görevsizlik kararı vermelidirler. Her ne kadar bunların ayrımı bir işbölümü ayrımı olarak görülse de, gerçekte bu bir işbölümü ayrımı değildir. Zira farklı bir yargılama usulü uygulamaktadırlar.  TMK 10. Madde ile kurulan mahkemelerde çocukların yargılanması mümkün değildir.

TMK 10. Madde ile kurulan mahkemeler, devlete karşı suçlar, örgüt halinde uyuşturucu madde imalatı ve satımı ile ilgili suçlar, cebir tehdit ile çıkar elde etme suçlar ile ilgili görev yaparlar.

Kişi Bakımından Yetkili Mahkemeler

Bunların ilk örneği Çocuk Mahkemeleri ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleridir. Çocuk Mahkemesi 18 yaşından küçüklerce işlenmiş ve Sulh ceza ve Asliye Ceza alanına giren suçlarla ilgilenir. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi 18 yaşından küçüklerce işlenmiş ve Ağır Ceza alanına giren suçlarla ilgilenir.

Eğer bir yerde Çocuk mahkemesi yoksa isnat edilen suçun niteliğine göre asliye ceza mahkemesi veya ağır ceza mahkemesi davaya bakar.

Çocukla yetişkinin iştirak halinde suç işlemiş olması halinde, davalar ayrı görülür. Açılmış davalar çocuk mahkemesinin uygun görmesi şartıyla genel yetkili mahkemede görülür. Ancak çocuklar için öngörülen özel soruşturma ve kovuşturma usulleri mutlaka uygulanır.

Diğer örnek Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı yargılamadır. Bakanlığın görev süresince görev sebebiyle işlediği suçları Yüce Divan yargılar. Bakanın iştirak halinde suç işlemesi halinde, birleştirme yapılamaz.

Birinci sınıfa ayrılmış hakimlerin işlediği suçlarla ilgili yargılamayı birince derece mahkemesi olarak Yargıtay Ceza Dairesi yapar.

Hakimler ve savcılar kanununda adli kolluk sıfatıyla görev yapan yönetici kadrosunun görev sebebiyle işlediği suçlarla ilgili görevli mahkeme doğrudan Ağır Ceza Mahkemesi’dir.

Asker kişilerin görev sebebiyle ve görev sırasında işlediği suçlarla ilgili yargılama Askeri Mahkeme’de yapılır. İstisnası TMK 10’dur.

Genelkurmay Başkanı’nın ve kuvvet komutanlarının görevi sebebiyle işlediği suçlardan dolayı yargılamayı Yüce Divan yapar.

Savcı

Savcı kişi olarak önem taşımaz. Savcı bir kişi olarak değil, Başsavcılık teşkilatının temsilcisi olarak görev yapar.

Her mahkeme nezdinde bir Başsavcılık teşkilatının kurulması gerekir. En aşağı derecede mahkeme ise ilçelerde kurulabilir. Bir ilçede bir ceza mahkemesi kurulacaksa, en aşağı Asliye Ceza kurulması gerekir. Bunların hepsinde de bir Başsavcılık teşkilatı kurulması gerekir. Bu teşkilatlar bulundukları coğrafi bölge için soruşturma ve kovuşturmaya yetkilidirler.

Cezaevlerinin idaresi, mahkemelerin idari işleri Başsavcılık teşkilatı tarafından yürütülür.

Kişilerin kendi başına bir ceza davası açması mümkün değildir. Soruşturma ve kovuşturma kamusaldır. Bu yüzden savcıların soruşturma açıp açmama konusundaki takdir yetkisi sınırlı tutulmuştur.

Savcıların bağımsızlıkları yürütmeyle birlikte çalışmaları zorunluluğundan dolayı sorgulanabilir. Savcıların bağımsızlıkları için, hakimlerin özlük hakları için tanınan güvenceler savcılara da tanınmıştır. Savcıların tarafsızlıkları işin doğası gereği tartışmalıdır. Savcılar, öncelikle herhangi bir iddia ile ilgili dava açmaya yeterli şüphe olup olmadığını tespit etmekle yükümlüdürler. Eğer yeterli şüphe varsa bir yargılama zorunluluğu vardır. Savcının dava açmış olması ise, fiilin işlenip işlenmediği konusunda fikrinin oluşmuş olması anlamına gelmez. Savcının aradığı, dava açmaya yeter şüpheyi gösteren delillerin var olup olmamasıdır.

Yargısal görevler bakımından yürütmenin savcılığa verebileceği tek talimat, kanun yararına bozma halidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun soruşturmaya ilişkin hükümleri, savcıya sadece aleyhe delilleri toplamak değil, lehe olan delilleri de toplamak ve dava açarsa lehe olan delilleri de göstermek zorunluluğu getirir.

Savcı dava açma tekeline sahip süjedir. Ayrıca soruşturma aşamasında tek patron ve yöneticidir. Soruşturma açmak, alternatif yolları yürütmek, tutuklama için talepte bulunmak, tedbirlerin gereksiz olduğuna karar verirse bunları ortadan kaldırmak konusunda takdir yetkisi vardır.

Savcı şüpheyi iki şekilde öğrenebilir. Bunlardan ilki şikayet, ikincisi ihbardır. Fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren suçtan zarar gören tarafından 6 ay içinde yapılan başvuru şikayettir. İhbar ise suçtan haberdar etmektir.

Resen soruşturulan suçlar bakımından ihbar veya şikayet gerekli değildir. Resen soruşturulan suçlar bakımından yapılan bildirim teknik anlamda ihbardır. Bizzat öğrenme veya şahit olma durumunda da aslında bir ihbar vardır. Zira bu öğrenme ihbarla aynı sonuçları doğurur.

Ceza Muhakemesi hukukunda soruşturmanın başladığı zamana ilişkin net bir değerlendirme yoktur. Bildirimin veya öğrenmenin yazıya aktarıldığı an soruşturma başlamış sayılabilir.Savcılık soruşturmayı dava açılana kadar açık tutabilir, sonrasında da sürdürebilir.Soruşturma açıldıktan sonra, kolluk yoluyla yürütülür.

Cumhuriyet savcısının temel yardımcısı adli kolluk görevlileridir. Bu görevliler, adli soruşturmalar bakımından Cumhuriyet Savcısının hiyerarşik astıdır. Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen talimatları yerine getirirler. Kolluk belirli bir işlem yapmışsa, bir tedbir almışsa, Cumhuriyet Savcısını derhal bilgilendirmek zorundadır. Sürecin işleyişi ve yapılacak işlemler bakımından karar yetkisi savcıya aittir.

Cumhuriyet Savcısının soruşturma aşamasında gerçekleştireceği işlemler için adli kolluk görevlidir. Kanun belirli kolluk makamlarını, adli kolluk olarak da görevlendirmiştir. Jandarma, sahil güvenlik, gümrük muhafazanın üstü durumundadır. Orman kolluk vs. gibi kolluk da gerekliyse savcının talimatını yerine getirmek zorundadır.

Adli kolluk savcıdan gelen talepleri gecikmeksizin karşılar. Cumhuriyet Savcılığı bakımından verilen talimatın gecikmesi veya yapılmaması durumunda görevliler için ceza sorumluluğu vardır. Cumhuriyet savcısı bu kişilere doğrudan doğruya dava açabilir. İzin almak zorunda değildir.

Savcıların görevi bakımından, kanun tarafından yapılan bir ayrım yoktur. Bu sebeple bir savcının yaptığı işlem bakımından görevsizlik iddiasında bulunulamaz. Savcılık tarafından yapılan işlemlerde savcı göz önüne alınır. Hangi mahkemenin nezdinde görev yaparsa yapsın, işlemin sıhhatini mahkemenin kimliği etkilemez.

Görev bakımından tek istisna kişi bakımındandır. Çocuklarla ilgili soruşturmaları, çocuk mahkemesi nezdinde görev yapan savcılar yürütür. Yani bir yerde çocuk mahkemesi varsa, soruşturma işlemleri oradaki savcı tarafından yapılır.

Özel yetkili mahkemelerin (TMK 10) yetki alanına giren bir suç şüphesi ortaya çıktığında, bu mahkeme nezdinde görev yapan savcı soruşturma yapmalıdır. Ancak bu mahkemelerin yetki alanı coğrafi olarak sınırlıdır. Soruşturma işlemlerini yaptıktan sonra, başka bir yerde dava açılması gerektiğini fark ederse, dosyayı oraya gönderir.

Eğer savcılar bir başka savcıdan bir işlemi yapmasını isterse, aynı işleve sahip süjeler arasında yardımlaşma ilişkisi vardır.

Türkiye çapında görev yapan bir savcılık teşkilatı yoktur.

Cumhuriyet Savcıları kendi yetki sahaları içinde işlenen suçlar için soruşturma yapmakla yetkilidir. Yetki sahaları, nezdinde görev yaptıkları mahkemenin coğrafi sahasına göre belirlenir. Dava açılması söz konusuysa, kendi yetki sahasının aşıldığını düşünen savcı, yetkili gördüğü savcıya soruşturma evrakını gönderir. Buna uygulamada fezleke adı da verilir.

Fezleke gönderilen savcı da yetkisiz olduğunu düşünürse savcılar arasında yetki uyuşmazlığı çıkabilir. Yetkili savcının hangisi olduğunu, son yetkisizlik kararı veren makamın nezdinde görev yaptığı Ağır Ceza Mahkemesine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi tespit eder.

Soruşturma aşamasında hakim kararını gerektiren bir durum ortaya çıktığında, kararı Sulh Ceza Hakimi verir. Cumhuriyet Savcısının yetki sorumluluğunu aşan durumlarda, soruşturma Sulh Ceza hakimi tarafından yürütülür. Suçüstü halinde ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcıya erişilemiyorsa soruşturma Sulh Ceza Hakimi tarafından yürütülür. Hakimin yaptığı işlemler soruşturma işlemi sayılır ve burada hakim savcı gibi hareket eder. Soruşturmayı yürüten hakim, karar alınması gereken hallerde başka hakime başvurarak karar alır.

Soruşturma aşamasında prensip yazılılıktır. Savcı bütün talimatlarını yazılı olarak verilir. Sözlü olarak verilen talimat da derhal yazılı hale getirilir. Soruşturma aşamasında yapılan tüm işlemler tutanağa bağlanır. Tutanaklar arasında çelişki varsa, hakim veya savcı bunlardan birisinin doğru olduğuna karar vermek için başka argümanları varsa diğerini geçersiz kılabilir.

Cumhuriyet savcısı soruşturma sonucunda iki farklı karar verebilir. Söz konusu fiille ilgili yeterli şüphe gösteren delillere ulaşırsa unsurları belirtilen iddianameyi düzenler ve mahkemeye sunar. Bir diğer ihtimal kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesidir. Bunun için haklı sebeplerin olması gerekir. Cumhuriyet savcısı dava açmaya yetecek sebeplerin olmadığı kanaatine varırsa dava açmaz. Dava açmaya yeterli şüphe varsa ama dava açma engeli varsa, bu engelin aşılması mümkün değilse takipsizlik kararı verir.

Takdir yetkisi bulunan hallerde savcı, kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir. Bunlardan ilki şahsi cezasızlık sebebi ve cezasızlığı gerektiren etkin pişmanlıktır. Bir diğeri uzlaşma yolunun işletilmesidir, bu durumda takipsizlik kararı verilir. Son olarak ön ödemeye tabi bir suç varsa ve ön ödeme gerçekleştirilirse savcı takipsizlik kararı verebilir.

Savcı dava açılmasının mümkün olduğunu düşünürse iddianameyi düzenler ve mahkemeye sunar.

İddianame bir fiille ilgili olarak düzenlenir. Savcı hangi fiili soruşturduğunu gösterir. Savcı şüpheliyi ve adresini gösterir. Suçtan zarar görenin kimliğinin, suç tarihinin, ihbarcının veya şikayetçinin kimliklerinin açıklanması tehlike oluşturmuyorsa kimliklerinin, fiilin işlendiğini gösteren delillerin olayla ilişkilendirilerek iddianameye koyulması gerekir. Delillerin sadece listelenmesi yeterli değildir. Aynı zamanda olayla ilişkilendirilmelidir. Söz konusu fiille ilgili olarak uygulanması istenen yaptırım türü ve miktarı iddianamede mevcut olmalıdır.

İddianamenin düzenlenmiş olması davanın açılması anlamına gelmez. Kovuşturmaya, iddianamenin kabulü kararı ile başlanır. Mahkeme 15 gün içinde kabul kararı verir veya süreyi işlemsiz geçirirse iddianame kabul edilmiş olur.

İddianame kendisine sunulan mahkeme, iddianamenin gerekli unsurları taşımadığı kanaatindeyse veya kanunda sayılan diğer sebeplere dayanarak iddianameyi iade edebilir.

1.       İddianame kanunda sayılan iddianamede yer alması gerekli unsurları taşımıyorsa,

2.       İddianame konusu fiil ön ödeme veya uzlaşmaya tabiyse ve bu usuller işletilmemişse,

3.       Suçun ispatı için mutlak sayılacak bir delil toplanmamışsa iddianame iade edilebilir.

Ceza Muhakemesinde temel prensip tüm delillerin soruşturma aşamasında toplanıp, kovuşturmada ise delillerin değerlendirilmesidir. Bu şekilde kovuşturmanın kısa sürmesi istenir. Toplanmamış delil, suçun ispatı içinmutlak sayılacak bir delil değil ise, iddianame iade edilmemelidir.

Cumhuriyet savcısı iddianamenin iadesi kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurabilir. İtirazı inceleyen merci itirazı reddedebilir veya kabul edebilir. İtirazı kabul eden merci, dosyayı kovuşturma yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderebilir. Yani bu durumda itiraz mercii hem iddianamenin iadesi kararını kaldırır, hem de iddianameyi kabul eder. Eğer merci, iade kararının yerinde olduğuna karar verirse, savcı gösterilen eksikliği giderme yoluna gider. Savcı bu aşamada yaptığı incelemede dava açılmasına yer olmadığına karar verirse, dava açmak zorunda değildir. Takipsizlik kararı verebilir.

İddianamenin iadesi birden fazla kez gerçekleştirilebilir. Savcılık iade sebebi olan eksikliği gidermemişse, mahkeme iddianameyi ikinci, üçüncü, dördüncü kez iade edebilir. Bu konuda bir sınırlama yoktur. Ancak, mahkeme ikinci iadesinde ancak ilk iade sebebine gösterilen sebeplerin giderilip giderilmediğini denetler. Mahkeme ikinci iadesinde ilk iadesinde gösterdiğinden başka, yeni bir iade sebebi göstermeyecektir.

Soruşturma zemini başka bir alana kaymışsa, iddianame farklı bir zeminde verilmişse, mahkeme yeni bir iade sebebi gösterebilecektir. Zira burada yeni bir iddianame vardır.

Mahkeme, suçun hukuki nitelendirilmesinin yanlış yapıldığı gerekçesiyle iddianameyi iade edemez. Hukuki nitelendirmenin yanlış yapılmış olması mahkeme bakımından sınırlayıcı bir unsur değildir. Mahkeme iddianameyi kabul edip, suçu farklı şekilde nitelendirerek yargılamaya devam edebilir.

Mahkeme görevsiz veya yer bakımından yetkisizse iddianameyi iade edebilir. Bu yukarıda iddianamenin iadesi sebepleri arasında sayılmamıştır. Bu sebeple, tek başına yer ve görev bakımından yetkisizlik iade sebebi olamaz. Ancak öğretide ve uygulamada, savcı açık bir tespit hatasıyla görevsiz ve yetkisiz mahkemeye iddianameyi sunmuşsa, iddianame iade edilebileceği görüşü savunulmaktadır. Mahkeme görevsiz veya yetkisiz olduğunu fark etse dahi, iddianamenin kabulünden sonra soruşturmaya başlanmasından önce, dosyayı görevli veya yetkili mahkemeye gönderebilir.

İddianamenin kabulüne ilişkin karar, tekrarlanması mümkün olmayan bir karardır. Mahkemenin daha sonra görevsiz veya yetkisiz olduğuna karar vermesi, bu işlemin geçerliliğini etkilemez. Yani iddianameyi kabul eden mahkeme daha sonra görevsiz olduğunu fark edip görevsizlik kararı verse dahi, dosya soruşturma aşamasına dönmez.

Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın denetiminin yapılması gerekir.Suçtan zarar görenin bu kararın kendisine tebliğine itibaren Cumhuriyet Savcısının nezdinde görev yaptığı mahkemeye en yakın Ağır Ceza Mahkemesine başvurması mümkündür. Bu yol, kanunda itiraz olarak nitelendirilir. Ancak bu itiraz, kanun yolundaki itirazdan farklıdır. Bu yüzden, öğretide buradaki itiraza, kovuşturma davası adı verilir.

Suçtan zarar gören, kararın kendisine tebliğinden itibaren 15 gün içinde başvuruda bulunmalıdır. Bu başvuruda, hem talep hem de dava açılmasını gerektiren sebeplerin yer alması gerekmektedir. Mahkeme burada yer alan sebeplerden başka sebeplerle kovuşturmaya karar verebilir. Başvuru hakkında mahkeme heyet halinde karar verir. Ağır ceza mahkemesi, başvuru üzerine 3 farklı karar verebilir.

·       Mahkeme talebin yersiz olduğu sonucuna ulaşabilir. Bu durumda başvuruyu reddeder ve başvurucuyu masraflara mahkum eder.

·       Mahkeme soruşturmanın genişletilmesi gerektiği ve ancak ondan sonra bir karar verilebileceği sonucuna ulaşabilir. Yani soruşturma dosyasının olgunlaştırılması gerektiğini tespit edebilir. Bu durumda Sulh Ceza Hakimini bu yönde görevlendirir. Sulh Ceza Hakimi bu görevi yerine getirdikten sonra Ağır Ceza Mahkemesi davayı yeniden ele alır.

·       Mahkeme talebi haklı bulur ve dava açılmasına karar verir.

Yargıtay uygulaması ile yeni bir yol daha açılmıştır.

·       Ağır Ceza Mahkemesi soruşturma hiç yapılmadan takipsizlik kararı verildiği sonucuna ulaşırsa,  soruşturmanın yeniden yapılması için dosyayı yeniden savcılığa gönderir. Savcılık soruşturmayı yeniden yapar ve yeniden karar verir. Savcılığın bu durumda dava açma zorunluluğu yoktur.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karar o fiille ilgili yeni bir soruşturma açılmasını engeller. Ancak yeni bir delil ikame edilmişse bu fiille ilgili yeni bir soruşturma açılabilir.

Bir takipsizlik kararı, 15 günlük başvuru süresi başvurulmadan geçirilirse veya başvuru yapılır ve başvuru Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilirse kesinleşir. Başvuru yapılmadan kesinleşirse, o fiille ilgili yeni soruşturma açılması yeni bir delil ikame edilmesine bağlıdır. Başvuru yapılmış ve reddedilmişse, sadece yeni delil bulunması yeni soruşturma açılması için yeterli değildir. Aynı zamanda, takipsizlik kararını uygun bulan mahkemenin, yeni delilin dava açmaya yeter sebep oluşturduğunu tespit etmesi gerekir.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi için, dava açılmasının mümkün olduğu haller dışında, savcıya takdir yetkisi verilen durumlar da vardır. (171) Bu maslahata uygunluk ilkesinin bir yansımasıdır. Bu durumun ortaya çıkması için, öncelikle dava açılmasını gerektirecek suç şüphesinin olması gerekmektedir. Aksi takdirde zaten takipsizlik kararı genel yolla verilecektir.

·       Şahsi cezasızlık sebebi

·       Etkin pişmanlığı gerektiren cezasızlık sebebi

Cezada indirimi gerektiren ama cezayı ortadan kaldırmayacak durumlarda, savcı dava açmak durumundadır.

Yukarıdaki iki unsur mevcut olsa dahi, savcı dava açabilir. Savcının burada takdir yetkisi vardır. Savcı beraat kararı verilip verilmeyeceği konusunda tereddüde düşüyorsa takdir yetkisini dava açma yönünde kullanmalıdır. Eğer beraat kararı verileceği kanaati kendisinde hasıl olmuşsa takdir yetkisini takipsizlik kararı verme yönünde kullanmalıdır.

171. maddeye göre verilen takipsizlik kararı kovuşturma davasıyla denetime tabi değildir. Burada tek imkan, savcılık hiyerarşik yapısıyla savcının kararının üstleri tarafından kaldırılıp dava açılmasıdır. Bu da hukuki güvenliği zedelemektedir. Çünkü takipsizlik kararı kaldırılacaktır.

Ceza yollarının alternatif yollardan çözülmesini sağlayan yollardan birisi kamu davasının açılmasının ertelenmesidir. Gerekli şartların yerine getirilmesi durumunda savcıya dava açmama imkanı verilmiştir. Uzlaşmaya tabi bir suç varsa, öncelikle uzlaşma yolu denenmelidir. Takibi şikayete bağlı suçlarda veya birden daha az cezayı gerektiren suçlarda, sanığın bir daha suç işlemeyeceği yolunda kanaat oluşturması, şüphelinin daha önce kasten suç işlememiş olması durumunda kamu davasının açılması ertelenebilir. Şüpheli 5 senelik bir denetim süresine tabi olur. 5 yıllık süre içerisinde dava zamanaşımı süresi işlemez. Bu erteleme süresince koşullara uyar ve bir başka kasten suç işlemezse, süre sonunda takipsizlik kararı verilir. Bu kayıtlar adli sicile kaydedilmez. Özel bir sicile kaydedilir.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı, itiraz kanun yoluna başvurulabilir.


Şüpheli ve Sanık

Soruşturma aşamasında suç şüphesi altında bulunan kişiye şüpheli, kovuşturma aşamasında bu kişiye sanık denir. Sanık ve şüpheli her aşamada aynı haklara sahiptir. Yani bu ayrım, sadece terminolojik bir ayrımdır. Bir görüşe göre bu ikisinin aynı haklara sahip olması soruşturma aşamasının amacına aykırıdır.

Soruşturma öncesi aşamada bir şüpheli yoktur. Soruşturma aşamasına başlandığında şüpheli ortaya çıkacaktır. Herhangi bir soruşturmada birisi şüpheli olarak kayda geçirildiğinde, o kişi hakkında şüpheli olmaktan kaynaklanan haklar yürürlüğe girer. Örneğin, birisi şüpheli olmadan önce tanık yükümlülüklerine ve haklarına sahip olacakken, daha sonra şüpheli yükümlülük ve haklarına sahip olacaktır. Şüphelilik soruşturmanın sona ermesiyle son bulur. Soruşturma takipsizlik kararı, kamu davasının açılması veya kişinin ölümü ile son bulur.

Soruşturmaya başlanmasının önkoşulu suç ile ilgili haber alınmasıdır. Suçun kim tarafından işlendiğinin bilinmemesi soruşturma açılmasını engellemez. Ancak soruşturma aşamasının sonunda, bir şüpheli belirlenememişse kovuşturma aşamasına geçilemez.

Kovuşturma aşamasında başka şüphelilerin de olduğu tespit edilirse, bu kişiler hakkında da yeni soruşturma açılması gerekmektedir. Hiç kimse hakkında soruşturma yapılmadankovuşturma yapılamaz.Ancak soruşturma aşamasının diğer soruşturmalarda elde edilmiş deliller sebebiyle kısa tutulması mümkündür. Öyle ki, savcı soruşturmayı başlattığı andan hemen sonra bitirip iddianameyi bitirebilir. Yine de, şekli de olsa soruşturma aşamasına başlanılmış olmalıdır.

Şüpheli veya sanık sadece gerçek kişi olabilir. Çünkü tüzel kişiler suç faili olamaz. Öğretide bir görüş tüzel kişinin güvenlik tedbirlerine muhatap olabilmesi, davaya katılabilmesi sebebiyle şüpheli veya sanık sıfatına sahip olduğunu belirtmektedir. Zira suç faili olamayanların şüpheli veya sanık olamayacağı kabul edilirse, akıl hastaları da şüpheli veya sanık olamayacaktır. Tüzel kişiye şüpheli veya sanık sıfatı verilmese bile bir başka sıfat verilmesi gerekmektedir. Bu durumda bu kişilere verilebilecek başka bir sıfat da bulunamadığı içinSerdar Talas Hocam, tüzel kişilerin de şüpheli veya sanık sıfatına sahip olabileceğini düşünmektedir.

Şüpheli veya sanık olmak bazı haklar ve yükümlülükler getirir.

Şüpheli ve Sanığın Hakları

Bu hakların ilki müdafiden faydalanmaktır. Bazı hallerde müdafilik zorunludur. Örneğin alt sınırı 5 yıl veya daha fazla cezayı gerektiren suçlarda, şüphelinin veya sanığın kendisini savunamayacak kişilerden olması halinde şüpheli veya sanığın kendini müdafi ile savunması zorunludur. Şüpheli veya sanık kendisi bir müdafi seçmezse ve müdafi seçebilecek maddi imkana sahip değilse, baro tarafından görevlendirilen bir müdafinin yardımından faydalanmak zorundadır.

Şüpheli veya sanığın aydınlatılması çerçevesinde, sanığa müdafii yardımından yararlanabileceğine ilişkin bilgi verilmelidir. Şüpheli veya sanık soruşturma organıyla ilk temasa geçtiğinde, hangi fiil sebebiyle soruşturulduğu ve haklarının hepsi anlaşılır şekilde tek tek anlatılmalıdır. Bu hakların metin olarak verilmesi yeterli değildir. Bu hakların da en önemlisi müdafii yardımından faydalanmadır. Müdafinin avukat sıfatına sahip olması ve şüpheli veya sanığın yardımı için seçilmiş ve görevlendirilmiş olması gerekmektedir.

Şüpheli veya sanık kovuşturma ve soruşturma evresinde, bütün işlemlerde müdafi yardımından yararlanabilir. Müdafi bütün soruşturma işlemlerine katılabilir, kovuşturma evresinde tüm duruşma celselerine katılamaz.

Sanık müdafii ile herhangi bir kimsenin olmadığı bir ortamda görüşebilir. Dolayısıyla bu hakkın kullanımı, müdafi seçmek ve müdafi ile müdahale olmaksızın görüşebilme imkanını kapsar.Görüşme yetkisinin istisnası Terörle Mücadele Kanunu’dur. Bu kanun kapsamında soruşturulanların, gözaltının ilk 24 saatinde müdafi ile görüşmesi engellenebilir. Ancak bu süre içinde ifade alınması yasaktır.

Şüpheli veya sanık kendisi ile ilgili soruşturma evrakını inceleyebilir. Aynı şekilde müdafinin de evrakı incelemesini isteyebilir.

Şüpheli veya sanık arasındaki yazışmalar, görüşmeler denetlenemez.

Görevlendirilmiş müdafii iki farklı şekilde söz konusu olduğunu söylemiştik. Bunlardan ilki kişinin müdafi seçebilecek durumda olmaması, diğeri müdafiliğin kanunen zorunlu olmasıdır. Zorunlu müdafilik şu üç halde söz konusudur:

·       Şüpheli veya sanığın çocuk olması,

·       Şüpheli veya sanığın kendisini savunamayacak derecede malul veya akıl hastası olması,

·       Şüpheli veya sanığa isnat edilen fiilin 5 yıldan daha fazla mahkumiyeti gerektiren bir suç oluşturması.

Şüpheli veya sanık kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaz. Susma hakkı ve kendisi aleyhine delil göstermeye zorlanmama hakkı iki şekilde ortaya çıkabilir. Öncelikle bu hak Anayasal bir hak olduğu için, kişi kendisi hakkındaki soruşturmada hiçbir beyanda bulunmaya zorlanamaz. İkinci olarak, tanık zorunluluğu öngörülen hallerde, kişi kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanlarda bulunmak yerine kısmi susma hakkını kullanabilir. Bu şüpheli veya sanık olmayan tanıklar için geçerlidir. Şüpheli veya sanık ise, kendisine yöneltilen hiçbir soruya cevap vermek zorunda değildir. Cevap verse bile, doğru söylemek zorunda değildir. Ancak, bu yalan iftira niteliğinde ise şüpheli veya sanık hakkında işlem yapılabilir.Bu hükmün tek istisnası şüpheli veya sanığın kimliği hakkında doğru beyanda bulunma zorunluluğudur. Şüpheli veya sanığın kimliği hakkında susma hakkı yoktur.

Şüpheli veya sanık kendisi hakkında yürütülen soruşturmada maddi gerçeğin araştırılmasına katılmak zorunda değildir. İspat yükü hiçbir zaman şüpheli veya sanığa yüklenemez. Şüpheli veya sanığın susması kendisi lehine veya aleyhine sonuç doğurmaz. Susmanın ikrara delalet ettiği veya şüpheli veya sanık aleyhine yorumlanması görüşleri doğru değildir.Yargıtay ikrarı tek başına bir delil olarak kabul etmez. İkrarın delil olarak kullanılabilmesi için hayatın olağan akışına uygun olması ve diğer delillerle uyum içinde, destekleniyor olması gerekir.

Kişi başlangıçta ifade vermeyi kabul edip, ifadesinin belli bir noktasında susma hakkını kullanmayı tercih edebilir. Şüpheli veya sanık, kendisine yüklenen suçla ilgili olarak, bütünüyle susabilir, belirli sorulara cevap vermemeyi seçebilir, belirli zamanlarda susmayı tercih edebilir.

Duruşmada her tanık veya sanık açıklamasından sonra, başka bir açıklaması olup olmadığı sorulur.Türkçeyi tam olarak bilmeyen kişi, talebi halinde veya mahkeme tarafından gerekli görülmesi halinde tercümandan yararlanabilir. Tercümandan yararlanmak konusunda belirleyici olan şüpheli veya sanığın iradesi olmalıdır. Kişi Türkçeyi çok iyi biliyor olsa bile, tercüman hakkından yararlanabilmelidir.

Masumiyet karinesi gereği şüpheli veya sanık hakkında kesinleşmiş mahkeme hükmü olana kadar, şüpheli veya sanık suçlu kabul edilemez. Bu kişilerin kamuoyuna suçlu olarak duyurulmasına sebebiyet verilemez. Soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayınlanamaz.

Kişinin şüpheli sıfatını kazanmasının en önemli sonucu kendisi hakkındaki suçlamaları öğrenme hakkıdır. Kolluk görevlileri şüpheli veya sanık ile ilk temaslarında kendisine hangi fiili ile ilgili soruşturma yapıldığını bildirmelidir. Sadece suçun hukuki nitelendirilmesinin söylenmesi isnadı öğrenme hakkının gereğinin yerine getirilmesi anlamına gelmez. Hangi fiilin soruşturulduğu mümkün olduğunca somut olarak açıklanmalıdır. Zira şüpheli veya sanık teknik hukuki terimi bilmeyebilir, yapılan hukuki nitelendirme hatalı yapılmış olabilir, zincirleme olarak suç işlemiş bir kimse hangi fiilinden dolayı soruşturulduğunu bilmek isteyebilir.

Şüpheli ve Sanığın Yükümlülükleri

Kişi kendisine yapılan davetlere icabet etmek, hazır bulunmak zorundadır. Aksi halde süreci yürüten süjenin zor kullanma yetkileri, yakalama, zorlama getirme söz konusu olacaktır.

Kişi kendisi hakkındaki işlemlere katlanmak zorundadır. Soruşturmanın amaca uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi için yapılması gereken işlemler vardır. Şüpheli veya sanığın katlanmaması, direnç göstermesi durumunda kişi üzerinde fiziki cebir uygulanabilir. Bunun en bilindik örnekleri, kişinin vücudundan materyal ya da doku alınması, üst araması, akıl hastalığı durumunda şüpheli veya sanığın müşahede altına alınmasıdır. Zor kullanma yetkisi ölçülü ve amaca uygun olmalıdır.

Katlanma yükümlülüğünün ikinci aşaması, özgürlüğü kısıtlayıcı veya anayasal hakları kısıtlayıcı koruma tedbirleridir. Bu kısıtlanmalar istisnai olarak ve kanunda öngörülen şekilde uygulanır. Şüpheli veya sanığın buna katlanmaması durumunda, amaca uygun ve ölçülü cebir kullanılabilir.

İfade ve Sorgu

Soruşturma evresinde şüphelinin bilgisine başvurulmasına ifade alma, söz konusu işlemin soruşturma evresinde hakim huzurunda veya kovuşturma evresinde mahkeme huzurunda yapılmasına sorgu denir.

Sorguda yapılan açıklamalar delil vasfına sahiptir. Bir yandan da şüpheli veya sanık için bir savunma aracıdır. Şüpheli veya sanık tarafından ifade edilen hususlar tek başına hüküm için yeterli delil olmazlar. Bunun temel sebebi, yıllarca ikrarın işkence ile elde edilmiş olmasıdır.İfade ve sorguda yasak usuller adlı bir düzenleme kanunda yer almaktadır.

İfade ve sorguda sanığın beyanı, şüpheli veya sanığın özgür iradesine dayanmalıdır. Şüpheli veya sanık ifade verme konusunda ve ifadenin içeriğinde özgür iradeye sahip olmalıdır. Sanığın ifade verebilecek durumda olup olmadığı ilk olarak tespit edilmelidir. Sarhoş, ilaç etkisi altında olan şüpheli veya sanık ifade verebilecek durumda değildir. Aynı şekilde şüpheli veya sanık kalıcı olarak ifade veremeyecek durumda olabilir. Bu durumda şüpheli veya sanık gözetim altına alınır. Sorgusu da ayrı bir usulle yapılır. Kişi beyanının özgür irade ile verilmesini önleyici kötü muamele, bedensel ve ruhsal müdahale, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir yasaktır.

İfade veya sorguda, sanığa kanuna aykırı bir vaatte bulunulamaz. Sanığa, kanunun bahşetmediği bir imkan vaat edilerek, ifadesinin alınması yasaktır.

Mahkeme, bu şekilde elde edilmiş bir delil tespit ettiğinde delili ayrı bir şekilde sınıflandırır ve hüküm tesis ederken hiçbir şekilde dikkate almaz. Buna şüpheli veya sanık da rıza gösteremez.

Şüpheli veya sanık ifade verebilecek durumda ise, öncelikle isnadın ve hakların hatırlatılması tekrar yerine getirilir. Sanığa susma hakkı tekrar hatırlatılır.

Şüphelinin kolluk tarafından soruşturma aşamasında alınan ifadesi, müdafi olmaksızın alınmışsa, ancak hakim huzurunda teyit edilmesi koşuluyla kullanılabilir. Bu durum, sadece müdafinin zorunlu olmadığı durumlarda söz konusudur. Müdafinin zorunlu olduğu durumlarda, müdafinin yokluğu ifadeyi hukuka aykırı hale getirir. Şüpheli veya sanık rıza gösterse dahi bu rıza ifadeyi hukuka uygun hale getirmeyecektir. Bu kural, kolluğun müdafiyi kullandırma konusunda teşvik edilmesini sağlamak için getirilmiştir. Bu kaide alınan ifadenin hukuka aykırı olduğu sonucunu doğurmaz. Ancak ifadenin kullanılması için ek bir koşul gerektirir. Yani ifade elde edilebilir, ancak değerlendirebilmesi için teyit edilmesi gerekecektir.

Aynı fiilden ötürü şüphelinin tekrar ifadesinin alınması gerektiğinde işlem kolluk tarafından yapılamaz, Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılmalıdır.

Soruşturma evresinde yazılılık ilkesi geçerli olduğu için sorgunun bir tutanağa bağlanması gerekir. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Bu işlemler yerine getirilmeli ve işlemlerin yerine getirildiği tutanakla tespit edilmelidir. İfade alma ve sorgu işleminin gerçekleştirildiği yer ve saat, katılanın, müdafinin, ifadeyi yerine getirenin kimliği, hazır bulunanların imzası, imzadan imtina edilen durumlarda imzadan neden imtina edildiği tutanakta yer almalıdır. 

Şüpheli veya sanık ifadesini yazılı olarak verebilecektir. İfade ve sorgu tutanağını tutan kişi, verilen belgenin sanığın iradesini yansıttığını, altındaki imzanın ona ait olduğunu teyit eder.

Zorunlu müdafilik gerektiren bir hal yoksa şüpheli veya sanık da talepte bulunmamışsa ifade müdafi olmadan da alınabilir. Ancak bu ifade hakim huzurunda doğrulanmadan kullanılamaz.

İfade ve sorgu teknik araçlardan faydalanarak kaydedilebilir. Ancak bu bir zorunluluk değildir. Eğer bu imkan varsa, imkandan faydalanılmalıdır. İmkan mevcut değil ise, bu bir zorunluluk olmamalıdır. İfade veya sorgu teknik araçla kaydedilse de, daha sonra tutanağa aktarılmalıdır.

Teknik araçla yapılan kaydın ispat kuvveti de tartışmalıdır. Ses ve görüntü kayıtlarının doğrudan delil niteliğine sahip olmadığını, ancak teknik analizden geçtikten sonra bu kişilerin görüşleri ile delil vasfına sahip olacağını söyleyen görüş, hakim görüştür. Yani, ses veya görüntü kaydı hakim tarafından doğrudan dinlenip, izlenip değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu eski bir görüştür. Günümüzde kayıtların manipüle edilip edilmediği kolaylıkta tespit edilmektedir.

Müdafi

Şüpheli veya sanığa hukuki yardımda bulunan avukat müdafidir. Müdafi sanığın yanı veya yardımcısı değil, bağımsız bir süjedir. Ancak var olabilmesi, sanığın varlığına bağlıdır.Prensip olarak bir soruşturmada müdafinin yer alabilmesi şüpheli veya sanığın iradesine bağlıdır. Ancak bazı durumlarda bu iradeye bakılmaksızın, müdafi zorunlu olarak yer alır.

Müdafinin zorunlu olduğu haller;

·       Şüphelinin çocuk olması,

·       Şüphelinin kendisini savunamayacak derecede malul olması, sağır ve dilsiz olması,

·       Şüpheliye isnat edilen suçun 5 yıldan fazla mahkumiyeti gerektirmesi.

Bazı işlemlerde müdafinin katılması zorunlu olarak aranmıştır. Bu gibi durumlara işlem bazlı zorunlu müdafilik halleri denir. Bu işlemler müdafi katılmaksızın yapılamaz.

Şüpheli veya sanığın kanuni temsilcisi müdafi atayabilir veya seçebilir. 

Şüpheli veya sanığın müdafi sayısı konusunda bir sınırlama yoktur. Sadece soruşturma evresindeki ifade alma işlemine, ancak en fazla müdafi katılabilir.

Müdafi ile şüpheli veya sanık kimsenin olmadığı bir ortamda görüşebilir. Bu görüşme incelenemez, izlenemez, kayıt altına alınamaz. Aralarındaki yazışmalar ve konuşmalar denetlenemez, telefonları dinlenemez. Müdafilere ceza evlerinde yapılan arama sadece bir güvenlik aramasıdır. Üzerlerinde taşıdığı belgelerin denetlenmesi mümkün değildir. Hükümlü ile vekili arasındaki ilişkiye yönelik hükümler ise bundan farklı olabilir.Buradaki düzenlemelere benzer olarak, şüpheli veya sanık ile tanıklıktan çekinebilecek akrabaları arasındaki iletişim de denetlenemeyecektir. 

Görüşme yetkisinin istisnası Terörle Mücadele Kanunu’dur. Bu kanun kapsamında soruşturulanların, gözaltının ilk 24 saatinde müdafi ile görüşmesi engellenebilir. Ancak bu süre içinde ifade alınması yasaktır.

Şüpheli veya sanık katılsın veya katılmasın, müdafi bütün işlemlere katılabilir. Şüpheli veya sanığın katıldığı işlemlere de katılan müdafi, şüpheli veya sanığa yardımcı olabilir, tavsiye verebilir. Ancak şüpheli veya sanık yerine geçerek işlem yapamaz.

Şüpheli veya sanık dosyayı inceleyip, belge örneği alabilir. Şüpheli veya sanığın dosyayı inceleyebileceğini amabelge örneği alamayacağını belirten görüşler de vardır. Bu görüş, dosyayı incelemenin teknik bir bilgi gerektirdiğini, bu yüzden ancak müdafinindosyayı inceleyip örnek alabileceğini söylemektedir. Bu azınlık görüşüdür. Genel olarak kabul edilen görüş müdafinin de, şüpheli veya sanığın da dosyayı inceleyip evrak örneği alabileceğidir.

Müdafi soruşturma ve kovuşturma evresinde dosyayı inceleyebilir. Harç ödemeden, sadece masrafları karşılayarak dosyadan örnek alabilir.  Her avukat, müdafilik görevini üstlendiğini veya üstlenebileceğini söyleyerek dosyayı inceleyebilir. Ancak bir örnek almak istiyorsa vekaletname ibraz etmek zorundadır. Müdafinin resmen vekil olarak görevlendirilmesinin gerekmeyeceğini söyleyen bir görüş de vardır.

Müdafinin dosyayı incelemesi ve örnek alması, soruşturma evresinde belli hallerde kısıtlanabilir. Eğer dosyanın incelenmesi veya örnek alınması, soruşturmanın amacı tehlikeye düşürecekse, savcının talebi üzerine sulh ceza hakimi gizlilik kararı verebilir. Bu tehlikeye düşme ihtimali genellikle örgüt suçlarında ortaya çıkmaktadır.  Savcı gizlilik kararını niye istediğini ve gerekçelerini belirterek gizlilik kararı talep edebilir.

Gizlilik kararı bütün evrakları kapsamaz. Müdafinin katılmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin belgeler, gizlilik kapsamı dışındadır. Bilirkişi raporları da gizlilik kapsamı dışındadır. Gizlilik kararı, cumhuriyet savcısının artık gizliliğe gerek olmadığı kararıyla veya iddianamenin kabulüyle kendiliğinden kalkar.

Örgüt ve terör soruşturmalarında, müdafinin, bu yetkisinden doğan imkanlarını kötüye kullandığı gerekçesiyle müdafinin yetkilerinin kısıtlanması mümkündür. Müdafinin görevinden yasaklanması ancak, müdafinin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, silahlı örgüt kurma ve terör suçlarıyla soruşturuluyor veya kavuşturuluyor olanların müdafiliğini, hükümlü olanların vekilliğini üstlenmiş ve müdafinin hakkında bu suçlardan birisi isnat edilerek kovuşturma açılmış olması halinde mümkündür.

Yasaklama ilk aşamada 1 yıl için verilebilir. Daha sonra 2 kez, 6’şar ay uzatılabilir.

Müdafinin görevden yasaklanmasına müdafi hakkında başlanılan kovuşturmayı yürüten mahkeme karar verebilir.

Müdafinin görevden yasaklanması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir.

Müdafi görevden yasaklanmışsa, başka bir suçla ilgili avukatlığını yaptığını söyleyerek tutukluyu cezaevinde ziyaret edemez. Özgürlüğü kısıtlanmamış bir kişinin müdafii ile olan ilişkisi kısıtlanamaz.

Avukatın birden fazla kişinin müdafiliğini üstlenmesi mümkündür. Ancak bunun uygulanabilmesi için, müdafinin savunduğu kişiler arasında doğrudan veya dolaylı çıkar çatışması bulunmamalıdır. Çıkar çatışması ortaya çıktığında, müdafinin bu görevi sürdürmesi mümkün değildir. Çıkar çatışmasını cumhuriyet savcısı veya hakim fark ederse, müdafii ve şüpheli veya sanığı uyarmak zorundadır. Hatta müdafi temin ederek şüpheli veya sanıkların farklı müdafiler tarafından temsil edilmesini sağlamak zorundadır.Çıkar çatışması işi aldığı an itibariyle müdafi tarafından fark edilebiliyorsa müdafi kendisi kimi savunmak istediği hakkında bir seçim yapmalıdır. İş alındıktan sonra çıkar çatışması ortaya çıkar ise, müdafinin iki imkanı bulunur. İlki çıkar çatışması bulunan taraflardan birisini tercih etmek, ikincisi tamamının müdafiliğinden çekinmesidir. İkinci seçenek, meslek etiği açısından daha uygundur. Aksi halde, diğer şüpheli veya sanıklar aleyhine diğer müdafilerin ve mahkemenin gözünde bir kanaat oluşmasına sebebiyet verebilir.

Müdafinin Görevleri ve Sır Saklama Yükümlülüğü

Müdafi hukuki yardımda bulunmak zorundadır. Bunun haricinde, şüpheli veya sanığa ilişkin bizzat savunma yapmak zorundadır. Bu görevlerin yerine getirilmemesi halinde, seçilmiş müdafi azledilebilir. Baro tarafından atanmış müdafi bu görevlerini yerine getirmiyorsa mahkemeye görevi ihmal ile ilgili suç duyurusunda bulunulabilir.

Müdafinin bulunmasının zorunlu olduğu hallerde müdafinin oturumda yoksa veya işlem bazlı zorunlu müdafilik öngörülmüş hallerde müdafi hazır değilse, mahkeme erteleme kararı verip müdafinin gelmesini temin etmek veya barodan yeni müdafi görevlendirilmesini talep etmek zorundadır.

Müdafinin zorunlu olduğu ama hazır olmadığı durumlarda yapılan işlemler veya verilen kararlar hukuka aykırıdır. Bu işlemler iptal edilebilir. Avukatların duruşmaya katılmaması, baronun müdafi atamayı reddetmesi halinde duruşma ilerlemeyecektir. Bu sebeple bir mahkemede davanın görülmesi fiili veya hukuki sebeplerle mümkün değilse, başka bir mahkemenin görevlendirilmesi istenecektir.

Müdafi, kendisine müdafi veya müstakbel müdafi sıfatıyla tevdi edilen bilgileri açıklamamakla yükümlüdür. Meslek sırrının ifşasını suç sayan açık bir düzenleme yoktur. Ancak disiplin suçu oluşacaktır. Sır saklama yükümlülüğünün hiçbir istisnası yoktur.

Avukatın bir başka davada tanık olarak dinlenmesi halinde, doğru söyleme yükümlülüğü ile sır saklama yükümlülüğü çakışırsa, avukat tanıklıktan çekinecektir. Diğer meslek grupları sır sahibi rıza gösterirse beyanda bulunmak zorundayken, avukat sır sahibi rıza verse dahi bu konuda tam takdiryetkisine sahiptir.

Müdafiyi olay hakkında bağlayan müvekkilinin beyanıdır. Müvekkilin maddi gerçeği araştırıp bunu ortaya çıkarmak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Avukat, şüpheden sanık yararlanır ilkesine dayanarak bir savunma hazırlayıp, durumun şüpheli kalması için çaba gösterebilir.


Mağdur, Suçtan Zarar Gören, Katılan, Malen Sorumlu Olan

Mağdur, korunan hukuki yararın üzerinde somutlaştığı kişidir. Her mağdur aynı zamanda suçtan zarar görendir. Suçtan zarar gören ise her zaman mağdur olmayabilir. Örneğin, öldürme suçunun mağduru ölen kişidir. Suçtan zarar gören kişi ise ölenin yakınlarıdır.

Takibi şikayete bağlı suçlarda şikayetçi olabilmek için suçtan zarar gören olmak yeterlidir.

Suçtan zarar görenin kovuşturma evresinde yargılamaya kamusal iddia makamının yanında, bireysel iddia makamı olarak katıldığı durumlarda suçtan zarar görene katılan veya müdahil adı verilir.Mutlaka her kovuşturmada bir katılanın bulunması da zorunlu değildir.

Soruşturma evresinde katılandan söz edilemez.

Suçtan zarar gören veya mağdur soruşturma aşamasında;

·       Dosyayı incelemek ve dosyadan örnek alabilmek,

·       Vekili bulunmaması halinde vekil görevlendirilmesini istemek,

·       Çocuk ise veya kendisini savunamayacak derecede malul ise talebi olmaksızın kendisine vekil atanması,

·       Dosyada bulunan delil veya delil niteliğinde eşyayı vekili aracılığıyla incelemek,

·       Verilen takipsizlik kararına karşı itiraz hakkını kullanmak,

·       Takibi şikayete bağlı suçlarda şikayetçi olabilmek,

·       Kovuşturma aşamasında katılmayı talep etmek haklarına sahiptir.

Suçtan zarar gören olmak için, suçun koruduğu değer ile doğrudan doğruya ilişki içinde olmak aranmaktadır. Kamuya karşı işlenen suçların bazılarında, herkes suçtan zarar gören değildir. Bireylerin daha yakın ilişki içinde oldukları suçlarda, bireylerin doğrudan korunan hukuki değerin sahibi olması aranmaktadır. Örneğin, denizin kirletilmesinde tüm bireyler suçtan zarar gören değildir, ancak kişinin özel mülkiyetindeki arazinin kirletilmesinde hem mala zarar verme suçu hem de çevrenin kirletilmesi suçu oluşur. Bu durumda kişi çevrenin kirletilmesi suçundan da doğrudan zarar gören kişi olabilir ama sadece mala zarar verme suçuna ilişkin davaya katılabilir. Bunların tek istisnası, böyle suçları engellemekle görevli kamu tüzel kişilerinin katılan olabilmesidir.

Birleştirmenin söz konusu olduğu durumda, birden fazla dava vardır. Burada, bir davanın katılanı, katılanı olamayacağı davayı temyiz edemeyecektir.  Ancak kendisiyle ilişkin olan davanın sonucuna ilişkin hükmü kanun yoluna götürebilecektir.

Devlete karşı suçlar açısından, suçtan zarar gören yoktur. Örgüt suçu, bir tehlike suçudur. Bu suçta korunan hukuki değer kamu güvenliğidir. Bu suçlarda, suçtan zarar gören olmaz. Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek aynı şekildedir. Zaten böyle bir suçtan herkes zarar görmüş denildiğinde, yargılamayı yapacak hakim bile olmayacaktır. Zira hakim suçtan zarar gören olduğu için yasaklı olur.

Tehlike suçlarında, suçun niteliğine göre suçtan zarar görenin olması mümkün olabilir. Teşebbüs söz konusu ise, kişi zarar görmemiş olsa bile, kişi suçtan zarar gören olabilir.

Tüzel kişiler suçtan zarar gören olabilir.Suçtan zarar görenin tüzel kişinin temsilcisi, tüzel kişi adına katılmayı talep edebilir.

Suçtan zarar gören veya mağdur, genel terminolojidir. Kovuşturma evresinde suçtan zarar gören, bu vasfını muhafaza eder. Kanun koyucu, açılmış davada bu davacının iddia makamının yanında tali davacı olmasına izin vermektedir. Bu işleme müdahale denir. Müdahale edene, katılan denir.

Soruşturma evresinde müdahale mümkün değildir. Müdahaleyi talep eden kişi suçtan doğrudan doğruya zarar gören olmalıdır. Talep yazılı veya sözlü olarak mahkemeye sunulmalıdır. Mahkeme, bu hususta sanığın görüşünü de aldıktan sonra karar vermelidir.

Katılan kovuşturma aşamasında;

·       Delil toplanmasını talep etmek, delil getirmek,

·       Duruşmadan haberdar edilmek,

·       Kamu davasına katılmak,

·       Tutanak ve belgelerden örnek istemek,

·       Tanıkların davetini istemek,

·       Hüküm verildikten sonra kanun yoluna gitmek,

·       Vekili yoksa cinsel saldırı suçundan zarar gören ise ve alt sınırı 5 yıl hapis cezası olan suçlarda baro tarafından kendisine avukat atanmasını istemek,

·       Kendisine savunamayacak derecede malul ise veya çocuk ise zorunlu olarak vekil ile temsil edilmek  haklarına sahiptir.

Çocuğun mağdur olduğu fiillerde şöyle sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çocuğun cinsel tacize uğradığı olayda, katılma hakkı çocuk ve kanuni temsilcidedir. Çocuk ve kanuni temsilci şikayetçi olmadığını belirtse dahi, vekilin katılma talebinde ısrarcı olması halinde, katılma kabul edilecektir. Yargıtay’a göre burada katılma talebinde bulunma yetkisi, vekildedir. Katılma talebinin kabulüne ilişkin kararlar kesindir. Katılma talebinin reddine ilişkin kararlara karşı da kanun yolu öngörülmemiştir. Katılma talebi kanun yolu aşamasında ileri sürülemez.

Davaya müdahale bakımından Yargıtay’ın getirdiği ölçütler şunlardır.

·       Katılma talebinin açıkça beyan edilmesine gerek yoktur. Suçtan zarar görenin kovuşturma evresinde, katılan haklarını kullanmaya yönelik bir beyanı katılma talebi olarak kabul edilir. Buna ilişkin karar verilmeden yargılamaya devam edilemez.

·       Önceki bir aşamada şikayetçi olmadığını söyleyen suçtan zarar gören, katılma talebinde bulunursa talebi reddedilir.

Katılma talebinde bulunabilmek için kişinin hayatta olması gerekmektedir.  Mağdurun sağ kalan yakınları da katılan sıfatına sahip olabilir. Bir davada katılan ile katılanın temsilcisi birbirinden farklı kişiler olabilir. Kanuni temsilcisi veya müdafisi temsilci olabilir. Dolayısıyla, katılan olmak için kişinin mümeyyiz olması zorunlu değildir.

Sonradan yapılan katılma talepleri, duruşmaya ara verilmesi için bir gerekçe teşkil etmez. Bu katılma talebi, katılmadan önceki kovuşturma işlemlerini katılana tebliğ zorunluluğu doğurmaz. Sonradan katılma, önceki işlemlere karşı kanun yoluna başvurma imkanı vermez. Ancak yapılan işlemler için, cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurma imkanı devam ediyorsa, katılan da bu sürede kanun yoluna başvurabilecektir.

Suçtan zarar görenin soruşturma ve kovuşturma aşamasında dinlenmesi gerekir. Ancak ispat için mutlaka gerekli değilse, bu kişinin bulunmasının zorunlu olduğu söylenemez. Suçtan zarar görenin beyanı bir tanık beyanıdır. Ancak suçtan zarar görenin beyanı yeminsiz olarak dinlenir. Eğer suçtan zarar gören çocuk ise, zorunlu durumlar haricinde sadece bir kez dinlenebilir. Bu ifade ve sorgunun mutlaka kayıt altına alınması gerekir.

Katılma talebinin reddedilmesi halinde veya bu talebin cevapsız bırakılması halinde suçtan zarar görenin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı yoktur. Ancak katılma talebi kabul edilmemiş suçtan zarar gören de, hükmün tamamıyla birlikte dava sonucu verilen hükmü temyiz edebilir. Bu durumda, katılma talebinin reddinin neden hukuka aykırı olduğu da temyiz başvurusunda açıklanmalıdır.

Malen sorumlu olan, maddi ve mali sorumlu olan kişidir. Bu kişi de kanun yoluna başvurabilir.

Ceza Muhakemesinde İşlemler

Ceza muhakemesi süjelerinin irade açıklamaları, bu işlemleri oluşturur. İşlemler, ceza muhakemesini sonlandırmaya veya bir sonraki aşamaya geçirmeye yöneliktir.

Yapılış şekline göre üç farklı işlem kategorisi vardır.

·       Yazılı işlem

·       Sözlü işlem

·       Eylemli işlem

Sözlü işlem olarak adlandırılan bir işlem yoktur. Ancak kovuşturma aşamasında sözlülük prensip olduğu için bütün işlemler sözlü olarak yapılır. Sözlü işlemin tutanağa bağlı olması onu yazılı yapmaz.

Yazılı işlem, genellikle soruşturma evresinde yapılan işlemlerdir. Bunların bazılarının yazılı olması zorunludur. Bunlara iddianame, gözaltı süresinin uzatılması için işlem vs. örnek olarak gösterilebilir.

İşlemler sadece hakim veya savcının işlemlerini değil, katılan, sanık ve bunların müdafilerinin işlemlerini de kapsar.

İşlemler genellikle kendisinden önce verilen karara istinaden gerçekleşir. Örneğin, arama fiili işlemdir. Arama kararına dayanır. Daha sonra tutanağa bağlanır. Arama kararı yazılı işlemdir. Arama fiili, eylemli işlemdir. Tutanağa bağlanması ise bir işlem değildir, ispat vasıtasıdır.

İşlemleri gerçekleştiren süjeler bakımından da üç kategori vardır.

·       Hakim tarafından

Hakimin irade oluşturduğu işlemler ve hakimin eylem gösterdiği keşif, ifade alma gibi eylemler de işlemdir. Eylemli işlem ve sözlü işlem aynı anda olabilmektedir.

Soruşturma aşamasında hakim işlemlerini sulh ceza hakimi, kovuşturma aşamasında mahkeme yapar.

Burada yapılan işlemler ara karar ve nihai karar olarak ikiye ayrılır. Ara karar uyuşmazlığı bir sonraki aşamaya geçirmeye yöneliktir. Nihai karar, yani hüküm ise uyuşmazlığı ortadan kaldırmayı amaçlayan bir karardır. Nihai karar, uyuşmazlığı bütün olarak ortadan kaldırabilir veya adli yargının dışına atabilir.Mahkeme tarafından verilen nihai kararlar, istinafa ve temyize tabidir. Ara kararlar ise değildir.

Askeri yargı lehine verilen görevsizlik kararı, düşme, kusurun bulunmaması sebebiyle ceza verilmemesi kararları son kararlardır. Durma kararı ise uyuşmazlığı ortadan kaldırmadığı için son karar değildir.

Hakim tarafından verilen kararlar duruşmalı ve duruşmasız kararlar olarak da ikiye ayrılabilir. Bazı kararlar için hakimin duruşmada karar vermesi yükümlülüğü getirilmiş olabilir. Bazı durumlar için de duruşma yapılmadan karar verileceği öngörülmüştür. Örneğin itiraz incelemesinde karar, duruşma yapılmadan verilir.

·       Savcı tarafından

·       Sanık ve katılan tarafından

Süreler

Ceza muhakemesinde üç tür süre vardır.

·       Hak düşümü süresi

·       Düzenleyici süreler

·       Koruyucu süreler

Yasa koyucunun belli bir işlemin yapılması için azami süreyi belirlediği hallerde hak düşümü süresi vardır. Bu süre sonunda süje, işlemi yapma yetkisini kaybeder. Örneğin, temyiz yoluna, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde başvurulabilir.

Koruyucu süreler, belirli bir süjeyi korumak için öngörülmüş sürelerdir. Koruyucu sürelerde, hak düşürücülük söz konusu değildir.  Kamusal olmayan bir süjeyle ilişkilendirilmiş koruyucu sürelerden feragat edilebilir.

Düzenleyici süreler yaptırımsızdır. Bu süreye uyulmamasının yaptırımı yoktur. Örneğin, itiraz başvurusu itiraz edilen kararı veren merciye sunulur. Bu mercii, kararını değiştirebileceği gibi itirazı inceleyecek merciye 3 gün içinde göndermelidir. Bu süre düzenleyici bir süredir. Bu süreye uyulmaması, itiraz kararının geçerliliğini etkilemez.

Bu sürelerde, kararın verildiği gün hesaba katılmaz. Bu durumda ileriye doğru günler, sonraki günden başlayarak sayılır. Süre hafta olarak belirlenmişse, işlemin yapıldığı güne sonraki haftada denk gelen günün mesai saatinin sonuna kadar işlem yapılabilir. Süre ay olarak belirtilmişse, sonraki ayda aynı güne denk gelen günün mesai saatinin sonuna kadar işlem yapılabilir. Sonraki ayda o gün yoksa o ayın son günü sayılır. Yıl bakımından, ay için olan usul uygulanır.

Sürenin sonu resmi tatil gününe denk gelmişse, sürenin sonu bir sonraki iş gününün sonudur. İdari izin veya idari tatiller için bu hüküm uygulanmaz. Son gün idari tatile gelse bile işlem o gün yapılır.

Adli tatile denk gelen süre sonunda da süre işlemez. Sürenin son günü adli tatile gelmişse, adli tatilden sonraki 3 günü işlem yapılabilir.

Hak düşümü süresine riayet edilmezse işlemin yapılması imkanı ortadan kalkar. Ancak sürenin kaçırılması, hak sahibinin elinde olmayan sebeplere bağlı ise, hak sahibi eski hale iade imkanına başvurabilir. Bu süre hak sahibinin kusuru olmaksızın geçirilmelidir. Sebebin ortadan kalkması halinde, kişi engelin ortadan kalkmasından itibaren 7 gün içinde işlemin yapılacağı merciye başvurur. Süreyi kusuru bulunmaksızın kaçırdığını ispat eden olgular ve işlemin esasının gereklerini bir aradagösteren dilekçesini sunar. Eğer kabul edilirse, işlemin kabulü ile muhakemenin devamına karar verilir. Kabul edilmezse ret kararı verilir. Ret kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir.

Eski hale iade sadece hak düşürücü süreler için söz konusudur.

Sürenin kusur bulunmaksızın kaçırılması, bir mücbir sebep yüzünden olabileceği gibi, diğer bir yargı süjesinin yapması gerektiği halde yapmadığı bir işlem yüzünden de mümkün olabilir. Örneğin temyiz hakkı hatırlatılmadığı için temyiz süresi kaçırılırsa, kararda yanlış bir süre gösterilmişse, eski hale iade yolu açıktır.

Cumhuriyet Başsavcılığı bir süreyi kusuru bulunmaksızın kaçırması mümkün değildir. Mücbir sebep doğsa dahi, bu makam eski hale iade isteyemez. Savcılıkta süje makamdır, savcının kişiliği değil. Tek bir savcının görev yaptığı yerde dahi, makam temsilcisiz kalmaz. Örneğin, sulh ceza hakimi 163. madde gereği makamı doldurabilir. Bu sebeple savcılık eski hale iade isteyemez.

Bildirim tefhim veya tebliğ yoluyla yapılabilir.

Ceza muhakemesinde tebligatlar, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.

Tefhim ilk elden, doğrudan doğruya bildirimdir. Yazılı bir tutanağın ilgiliye elden verilmesi de doğrudan doğruya bildirimdir.

Vasıtalı bildirimlerden birisi, söz konusu işlemin gösterilmesi suretiyle yapılmasıdır. Örneğin, mahkemenin savcılıktan görüş istemesi, karar savcılık makamına gösterilerek yapılır.

Vasıtalı bildirimlerden bir diğeri, ilan yoluyla bildirimdir. İlan asılarak veya gazetede yayınlanarak yapılabilir.

Elektronik araçlarla tebligat yapılıp yapılamayacağı önemlidir. Mahkemenin, mahkemeye çağrı için çağrı kağıdı kullanması kuraldır. Mahkeme bu bildirimi elektronik araçla yapma imkanına da sahiptir. Ancak elektronik araçla yapılan davete uyulmazsa, çağrılana yaptırım uygulanması mümkün değildir. Çağrı kağıdında gelmemenin sonuçları bildirilmemişse, yine yaptırım uygulanamaz.

Tefhim yapılabiliyorsa, yazılı tebligata ihtiyaç yoktur. Vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat yapılmışsa, yeniden asıla tebliğ yapılması gerekmez. Sanığın hazır bulunduğu duruşmada yapılan tefhim, vekile tebligat zorunluluğunu ortadan kaldırır.

Kişi kendisine müdafi görevlendirildiğinin farkındaysa, müdafiye yapılan bildirim geçerli ve hukuka uygundur. Kişiye bir müdafi görevlendirilmiş ve bu konuda kendisine bir bildirim yapılmamışsa, bildirime konu kararın ya da işlemin hem sanığa hem de görevlendirilen müdafiye ayrı ayrı tebliğ edilmeleri gerekir.

Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırılıklar ve Bunların GiderilmesiHukuka AykırılıklarYokluk

İşlemin kurucu unsurlarından herhangi birisi yok ise veya hukuka aykırı oluşturulmuş ise, işlem yok hükmündedir. Üç kişiden oluşması gereken Ağır Ceza Mahkemesinin iki kişiyle verdiği karar yok hükmündedir.

Yargıtay, yokluk kavramını genişletmiştir. Kanuna aykırı olarak bir kanun yoluna başvurulmuş ve bu başvuruya dayanarak hüküm verilmişse, hüküm yok hükmündedir. Bu durumda, kişi için süre yeniden başlatılmalıdır.

Kanun yoluna başvuru bakımından yetkisiz kişinin yaptığı başvuruya dayanarak Yargıtay dairesi tarafından verilen karar da yok hükmündedir.

Yokluk söz konusu olduğunda, bu işlem bakımından yapılacak şey yokluğun tespit edilmesidir. İşlemin kaldırılması, iptali mümkün değildir. Çünkü ortada kaldırılabilecek bir işlem yoktur.

İptal Edilebilirlik

İptal edilebilir bir karar, hukuka aykırılığa rağmen mevcuttur. Hukuka mutlak aykırılık hallerinde, kararın hukuka aykırılığı resen tespit edilir. Hukuka aykırılığın hükmün sonucuna etki edip etmemiş olması önemli değildir. Verilen hüküm doğru da olsa, bütün muhakeme kurallarına riayet edilmiş olsa dahi, kararın bozulması zorunludur.

Nispi butlan halleri, ancak tarafların ileri sürmesiyle dikkate alınabilecek hukuka aykırılıklar halinde söz konusudur. Ceza muhakemesinde böyle bir hal yoktur. Zira Yargıtay, temyiz incelemesini resen yapar. Ancak yeni temyiz hükümleri yürürlüğe girdiğinde temyiz sebebi gösterme zorunluluğu gelecektir. Bu halde, mutlak aykırılıklar haricindeki hukuka aykırılıklar nispi butlan oluşturacaktır.

Mahkeme kendisi gerçekleştirdiği bir işlemin hukuka aykırı olduğunu daha sonra tespit ederse ve hukuka aykırılık hükmün esasına etki etmiş ise, hükmün temyiz mahkemesi tarafından iptal edilmesi zorunludur. Ancak hükmün esasına etki etmeyen bir hukuka aykırılık sebebiyle hüküm bozulmaz.

Kabul Edilemezlik

Kabul edilemezlik genel olarak taraf işlemleri için söz konusu olur. İşlem ancak belirli koşullara uyulmasıyla varlık kazanır ve işlemin hukuka uygunluğunu denetleyen bir merciin varlığı zorunludur. Örneğin gerekli şartları içermeyen iddianamenin reddedilmesi buna örnektir.

Hukuka Aykırılığın GiderilmesiGeri Alma

işlemi tesis eden mercii işlemin hukuka aykırı olduğu tespit ederse işlemini geri alabilir. İşlem tesis edildiği anda hukuka aykırı olabilir veya daha sonra böyle bir hukuka aykırılık ortaya çıkmış olabilir. Geri alma işlemi yapılmışsa, işlemdeki hukuka aykırılık giderilerek işlem yeniden tesis edilir.

Bozma

Hukuka aykırılık denetimibir başka mercii tarafından yapıldığında, karar ortadan kaldırılır. Kararı veren mercii, eski kararla bağlı kalmadan işlemi yeniden tesis eder. Bozma kararı veren merci kararı kendisi tesis edemez.

İyileştirme

Hukuka aykırılık bir başka mercii tarafından tespit edildiğinde, o işlemin esasına ilişkin işlemin incelemeyi yapan mercii tarafından yapılması iyileştirme halidir. Örneğin, itiraz merciinin esasa ilişkin kararı tesis etmesi…

Çevirme

Bazı durumlarda hukuka aykırılık mercii tarafından farklı yorumlanarak giderilebilir. Örneğin, kanun yoluna başvuruda mercide hata veya nitelendirmede hata sonucunda, merci çevirme kararı verir ve gönderilmesi gereken yere kararı gönderir.

Düzeltme

Karardaki hata şekle ilişkin hata veya maddi hata ise, aykırılık tespit edilir ve hukuka aykırılığı tespit eden mercii tarafından işlem düzeltilir.

Koruma Tedbirleri

Ceza muhakemesi, kişilerin temel hak ve özgürlükleri üzerinde etki yaratır. Kişinin suçluluğu konusunda kesin bir hükmün olmamasına rağmen, kişinin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması mümkündür. Hatta bazı durumlardabu kısıtlamalar hüküm tesis edilse bile kısıtlanması mümkün olmayan hakları kıstılar. Örneğin, telekomünikasyonun denetlenmesi tedbirine sadece hükümden önce, hükmün tesis edilmesi amacıyla başvurulabilir.

Koruma Tedbirlerinin Özellikleri
Koruma Tedbirlerinin Amacı

Koruma tedbirlerinde iki temel amacı maddi gerçeğin ortaya çıkartılması ve verilen hükmün kağıt üzerinde kalmamasının sağlanmasıdır.

Koruma Tedbirlerinin Tasnifi

Koruma tedbirlerini amaçlarına göre bir tasnife tabi tutmak mümkün değildir. Genellikle bütün koruma tedbirleri hem maddi gerçeğin ortaya çıkartılmasına hem de verilen hükmün kağıt üzerinde kalmamasına hizmet eder.Örneğin tutuklama tedbiri, hem kişinin delil karartmasını önler hem de kişinin adliyenin eli altında olmasını sağlar.

Koruma tedbirleri kısıtladıkları hak bakımından tasnif edilebilirler. Koruma tedbirleri, kişinin mülkiyet hakkını kısıtlayan, seyahat özgürlüğünü kısıtlayan ve özel hayat haklarını kısıtlayan koruma tedbirleri olarak tasnif edilebilir.

Koruma Tedbirlerinin Özellikleri

Koruma tedbirlerinin ortak özellikleri içinde zorlama barındırmak, araç olmak, görünüşte haklı olmak ve geçici olmaktır.

Koruma tedbirleri doğaları gereği zorlama içerir. Yakalama, tutuklama gibi tedbirlerde bu zorlama açık şekilde ortaya çıkar.Telekomünikasyonun denetlenmesi gibi gizli tatbik edilen tedbirlerde de bir zorlama olduğu kabul edilir. Zira bu tedbirlerde kişinin özel hayat alanına cebri bir giriş vardır.

Koruma tedbirlerinin tamamı araç niteliğindedir. Tedbirlerin yöneldikleri amaç maddi gerçeğin ortaya çıkartılması veya verilen hükmün kağıt üstünde kalmasını önlemektir.

Koruma tedbirleri hüküm tesis edilmeden önce temel hak ve özgürlüklerde kısıtlamaya yol açarlar. Tedbirler alınırken bir ihtimal üzerinden hareket edilmektedir. Alınan tedbirlerin icrası için işlenen fiiller Anayasa’da ve kanunda düzenlenmemiş ve bu şekilde izin verilmemiş olsa, suç teşkil edecek niteliktedir.Bu sebeple tedbirlerin görünüşte haklı olduğu ve gerçekte haklılığının kesin hükümle ortaya çıkacağı kabul edilir.

Koruma tedbirleri geçici tedbirlerdir. Herhangi bir koruma tedbiri süresiz olarak sürdürülemez. Tutuklama için dahi en uzun süre 10 yıldır. Koruma tedbirleri, bir hüküm tesis edilebilmesi ve hükmün tatbik edilebilmesi amacına hizmet eder. Koruma tedbiriyle ulaşılması istenen amaç ortaya çıktığında da, tedbirin sona erdirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bir tedbirin en geçsoruşturma ve kovuşturmanın bittiği noktada sona erdirilmesi gerekmektedir.

Koruma Tedbirlerine Başvurabilmenin Koşulları

Bu koşullar bir soruşturma veya kovuşturmanın varlığı, tedbir için gerekli olduğu öngörülmüş şüphe derecesinin varlığı, tedbirin kanunda öngörülmüş olması, tedbirin uygulanmasının gecikemez olması, tedbirin görünüşte hukuka uygun olması ve tedbirin uygulanması ile elde edilecek yararın ihlalle orantılı olmasıdır.

Koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için kişi hakkında bir soruşturma veya kovuşturma yürütülüyor olmalıdır. Ancak üzerinde tedbirin uygulanabileceği kişi kural olarak sadece şüpheli veya sanık değildir. Yani bir kişi hakkında açılmış soruşturma ve kovuşturmada alınan bir tedbir başka bir kişi üzerinde de uygulanabilir.Örneğin başkalarının üzerinde arama yapılabilmesi mümkündür. Sadece şüpheli ve sanık hakkında uygulanabilen tedbirler de mevcuttur. Örneğin, tutuklama, yakalama, gözaltına alma, telekomünikasyonun denetlenmesi ancak şüpheli veya sanık hakkında uygulanabilir.

Koruma tedbirleri bazen PVSK’da öngörülen tedbirler ile benzerlik göstermektedir. Ancak ceza muhakemesi açısından koruma tedbirinden söz edildiğinde, bir suç için soruşturma ve kovuşturma yapılırken uygulanan tedbirler kastedilir. PVSK’da öngörülmüş bazı tedbirlerin uygulanması için bir soruşturmanın veya kovuşturmanın varlığı aranmayabilir.

Bir koruma tedbiri, bu tedbir için kanunda öngörülen şüphenin bulunması halinde uygulanabilir. Ceza muhakemesinde şüphe delille tanımlanır. Durumu kanunda öngörülmüş bu şüphe derecesine çıkaran delil olmadan koruma tedbiri uygulanamaz.Örneğin, üçüncü bir kişinin konutunda arama yapılabilmesi, sanığın orada bulunduğuna dair veya suç konusu eşyanın orada olduğuna dair bir delile dayanılmasına bağlıdır.

Koruma tedbirlerinin temeli Anayasal düzenlemedir. Anayasa’da, hakların ancak kanunla kısıtlanabileceği belirtilmiştir. Bir koruma tedbiri ihsas eden düzenlemenin mutlak olarak kanun olması gerekmektedir.

Bir koruma tedbiri ancak tedbirin zamansal olarak gecikmesi halinde, koruma tedbirinin amacının sağlanamayacağı hallerde uygulanabilir. Buna gecikemezlik ilkesi denir.

Koruma tedbirlerinin tatbikinin tamamı görünüşte hukuka uygundur. Ancak gerçekten haklılığı veya haksızlığı hükümle ortaya çıkar. Yine de, tedbir tatbik edileceğinde içinde bulunulan şartlar, tedbirin uygulanmasını haklı göstermelidir. Bu mutlak bir haklılık değildir ama tedbirin uygulanmasını gerektiren koşullar var olmalıdır.

Koruma tedbirleri ancak amaçla orantılı olarak uygulanabilirler. Bazı suçlar için bazı tedbirlerin uygulanması hiç mümkün değildir. Kanun burada orantısızlığı karine olarak tespit etmiştir. Örneğin, kanuna göre sadece adli para cezasını gerektiren bir suçtan ötürü, tutuklama yapılması mümkün değildir. Ancak kanunda böyle bir yasak öngörülmemiş olsaydı dahi, orantılılık ilkesi gereğince böyle bir tutuklama hukuka aykırı olurdu.Orantılılık her suç soruşturması ve her tedbir için ayrıca değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sadece tedbire hükmedilirken değil tedbirin devamı süresince de yapılmalıdır.

Kişi Özgürlüğü Üzerindeki Koruma Tedbirleri

Kişi özgürlüğü üzerindeki koruma tedbirleri yakalama, gözaltı ve tutuklamadır.

Yakalama kişinin seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Herhangi bir süreye tabi değildir. Yakalanan kişi derhal savcı önüne çıkartılır. Yakalanan kişi bu aşamadan sonra ya serbest bırakılır ya da gözaltına alınır.

Tutuklama ancak hakim kararı ile başvurulabilen bir tedbirdir. Kişinin kaçmasını ve delilleri karartmasını engelleme amacı taşır.

Sırasıyla; yakalanan kişi gözaltına alınabilir. Gözaltına alınan kişi, şartları varsa tutuklanabilir.

Durdurma

Durdurma tedbiri PVSK’da düzenlenmiştir. Yakalamadan önce uygulanır. Kişi, durdurma anı itibariyle seyahat etme özgürlüğünden yoksun bırakılır.

Bu tedbirde kolluk kişileri durdurabilir ve kimlik sorabilir. PVSK, kolluğa durdurma yetkisini belirttiği amaçların gerçekleştirilmesi için vermektedir. Bu işlemi tatbik eden kolluk görevlisi hangi sebebe dayandığını ortaya koymak ve muhatabına açıklamak zorundadır. Bu amaç, bir suçun önlenmesi, faillerin yakalanması, yakalama emrinin veya zorla getirme kararının tatbiki ve kişilerin vücutlarına veya mal varlıklarına yönelik bir tehdidin kaldırılması olabilir.

Eğer kolluk bu yükümlülüğünü yerine getirerek kimlik sorarsa,kişi kimlik bilgilerini beyan etme yükümlülüğü altındadır. Yanlış kimlik beyanı bir suç olarak düzenlenmiştir. Kolluk, kimlik tespitini yapana kadar kişiyi tutabilir.

Yakalama

Yakalama, suç sebebiyle kişinin fiili hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve denetim altına alınmasıdır. Yakalama, fiili yakalama ve yakalama emrinin tatbiki olarak iki farklı şekilde ortaya çıkabilir.

Fiili Yakalama

Kanun herkes tarafından tatbik edilen yakalama ve kolluk tarafından yapılan yakalamayı ayrı ayrı düzenlemiştir.  Kolluk, herkes tarafından yakalama yapılabilen hallerde yakalama yapabileceği gibi ayrıca yakalama emrinin verilmesi gerektiğini düşündüğü durumlarda da yakalama yapabilecektir.

Herkes tarafından yakalama yapılabilmesi için kanunda sayılı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir.

Kişiye suçu işlerken rastlanması halinde herkes tarafından yakalama yapılabilir. Ayrıca suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması hallerinde herkes tarafından yakalama yapılabilir. Suçüstü, işlenmekte olan bir suçu, emarelerden henüz işlenmiş olduğu anlaşılan bir fiili ve fiilin işlenmesinden hemen sonra kişinin takip edilerek yakalanmasının mümkün olduğu durumları ifade eder. Suçun işlenmesi bitmiş ve tamamlanmış ise, ayrıca kişinin izlenerek yakalanması da mümkün değil ise, herkesin yakalama yetkisinden bahsedilemez.

Herkesin yakalama yaptığı durumda da, kişi hemen kolluğa teslim edilmelidir.

Kolluk görevlileri herkesin yakalama yapabildiği durumlarda yakalama yapabilir. Buna ek olarak yakalama emri veya tutuklama kararı verilmesi gereken bir durum ile karşılaşırlarsaCumhuriyet Savcısına ulaşırlar. Savcıya veya amire ulaşamıyorlarsa ve yakalamanın tatbikinin gecikmesinde sakınca varsaemir olmadan yakalama yapabilirler. Kolluk burada bir takdir yetkisi kullanmaktadır.

Kolluk, böyle bir durumu tespit edip savcıyı aradığında savcı cevap vermezse veya savcıyı arama imkanı yoksa yakalama yetkisini kullanacaktır. Savcıya ulaşabiliyorsa, savcının ne yapabileceği kanunda açıkça düzenlenmemiştir. Savcı yakalama emri çıkartabilir. Ama bu acele durum sebebiyle amaca uygun olmayabilir. Savcının yakalama işleminin yapılmasına ilişkin bir talimatı sözlü olarak verebileceği de kanunda düzenlenmemiştir.Ancak kolluk savcıya veya amire ulaşamadığında yakalama yapabiliyorsa, savcı veya amir de yakalama yapılması yönünde talimat verebilmelidir.

Takibi şikayete bağlı suçlarda yakalamanın yapılabilmesi içinkural olarak şikayet gereklidir. Ancak suç çocuklara ve beden, akıl hastalığı veya malullük nedeniyle kendilerini idare edemeyenlere karşı işlenmişse şikayet koşulu aranmaz.

Takibi şikayete bağlı suçlarda, herkesin yakalama yetkisinden de söz edilemez. Ancak şikayete yetkili kişi bu yakalamayı yapabilecektir. Şikayet koşulu sağlanmadan kişi yakalanmışsa, şikayete yetkili kişilere yakalama bildirilir. Bu kişilerin şikayetçi olup olmadığı öğrenilir. Eğer şikayetçi değillerse yakalanan kişi serbest bırakılır.

12 yaşından küçük çocukların ceza sorumlulukları olmadığı için bu çocuklar ancak kimlik tespiti için tutulabilir. Kimlikleri tespit edildiğinde bırakılırlar. 12-18 yaş arası çocuklar yakalama açısından yetişkinlerin düzenine tabidir. Ancak çocuklara kelepçe takılması mümkün değildir.

Yakalama yapıldıktan sonra Cumhuriyet Savcısı durumdan haberdar edilir. Sonraki tüm işlemler, savcı talimatıyla gerçekleşir. Savcıya haber verilene kadar geçen sürede öncelikle kişinin kendisine ve başkalarına zarar vermesini engellemek için önlemlerin alınması ve kaba üst aramasının yapılması gerekmektedir. Kaba üst araması delil etme amacı taşımaz, güvenliği sağlama amacı taşır. Silah gibi tehlike yaratabilecek nesneler tespit edilirse bunlar yakalanan kişiden alınır.

Yakalanan kişi denetim altına alındıktan sonra kendisine hakları ve hangi fiili dolayısıyla suç isnat edildiği kendisine anlatılır. Yakalananın kendisine hatırlatılması gereken hakları müdafiden faydalanabilme hakkı, lehine olan delillerin toplanmasını isteme ve yakınlarına haber verme hakkı, susma hakkı gibi soruşturma evresinde sahip olduğu haklardır.

Kişinin hangi haklara sahip olduğu ve ne ile isnat edildiği anladığı bir dille kendisine izah edilmelidir. Yakalanan konuşma veya duyma engelli ise, işaret dili ile anlatım yapılır.

Kişi yakalandıktan sonra bir yakınına veya istediği kişiye haber verilir. Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarla isnat edilen kişilerin yakalanması halindehaber verme hakkı sadece bir yakına haber verilmesi şeklinde sınırlandırılabilir. Kişi yabancı ise, kişi yazılı olarak karşı çıkmadıkça durum konsolosluğa da haber verilir. Bu bildirim, gözaltı süresinin her uzatılması halinde yenilenir.

Yakalanan kişinin mutlak surette hekim kontrolünden geçirilmesi gerekir.

Yakalama işlemi bir tutanağa bağlanır. Yakalamanın hangi sebeple, kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı saat ve dakika olarak tutanakta belirtilmelidir.

Cumhuriyet Savcısı yakalama kendisine haber verildiğinde,kişinin serbest bırakılması, gözaltına alınması veya kendi huzuruna çıkartılması yönünde talimat verebilir.

Yakalama Emri

Cumhuriyet Savcısı soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya kendisine çağrı yapılamayan şüpheli hakkında yakalama emri düzenlenmesini sulh ceza hakiminden talep edebilir.Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri resen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir.

Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık, ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlüler hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetlerininde yakalama emri düzenleyebilmesi kabul edilmiştir.

Yakalama emri sonunda yakalanan kişi, emri çıkartan kişinin huzuruna çıkartılır ve yakalama emrinin gereği yerine getirilir. Örneğin çağrının amacı ifade ise, ifade alındıktan sonra kişi serbest bırakılır.

Yakalama emri için belli bir süre söz konusu değildir. Yakalama bir süre belirtilmesini gerektirmeyecek kadar kısa bir işlemdir.

Herhangi bir fiilden ötürü kişi yakalandıktan sonra, yeniden bundan dolayı yakalanabilmesi yeni delil ortaya çıkmasına ve savcının kesin talimatına bağlıdır.

Gözaltı

Savcı yakalanan kişinin serbest bırakılmasına, gözaltına alınmasına veya kendi huzuruna çıkartılmasına karar verebilir.Savcı doğrudan gözaltı talimatı veremez. Önce yakalama talimatı verir. Daha sonra ihtiyaç duyulursa gözaltına alınmaya karar verilebilir.

Gözaltı kişinin adliyenin eli altında bulunması gereken durumlarda tutulmasını sağlayan koruma tedbiridir. Süresi kanunda kesin olarak belirtilmiştir ve kısadır. Bu süre dolunca gözaltı işlemi kendiliğinden son bulur. Gözaltı süresi, kişinin yakalanması anından itibaren başlar.

Kişinin gözaltına alınması için suçu işlediği yönünde emarelerin bulunması aranır. Ayrıcasoruşturulmanın sürdürülmesi için kişinin adliyenin elinin altında bulunmasının zorunlu olması gerekmektedir. Gözaltına alınan kişi adli kolluk nezdinde nezarethanede veya adliyede bu işe tahsis edilen yerde tutulur.

Gözaltı süresi prensip olarak 24 saattir. Toplu olarak işlenen suçlarda her seferinde 1 gün uzatılarak 96 saate kadar çıkartılabilir. Her süre artırımında savcı tarafından tekrar karar verilir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesine göre kurulan özel yetkili ağır ceza mahkemeleri nezdindeki savcılıklarda ilk gözaltı süresi 48 saat olabilir. Bundan sonra uzatmalar yine 24’er saat olacaktır.

Süre yakalama emrinin tatbik edildiği anda başlar.

Bu süreye hakim önüne çıkartma için gerekli olan yol süresi dahil değildir. Yol süresi de 12 saati geçemez. 12 saati geçen süre, gözaltı süresinden sayılır. 12 saatlik yol süresi de keyfi olarak kullanılamaz. Hakimin önüne çıkmak için geçecek süre ölçülü olmalıdır.

Gözaltı süresi bittiğinde kişi Cumhuriyet Savcısının talimatıyla salıverilir veya bir hakim huzuruna çıkartılır.

Gözaltına almaya ilişkin talimat sözlü veya yazılı olarak verilebilir. Gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin talimat mutlaka yazılı olarak verilir.

Cumhuriyet Savcısı uzatma kararını verirken kişinin suçu işlediği yönünde emareler olduğunu ve soruşturmanın sürdürülmesi için kişinin el altında olmasının zorunlu olduğunu seferinde kanıtlamalıdır.

Gözaltı ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin kararların tamamı, kişinin bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bildirilir. Terörle Mücadele Kanunu’na göre kurulu mahkemelerde soruşturulan suçlarda bu haber verme hakkı sadece bir yakına haber verilecek şekilde kısıtlanabilir. Yabancılar hakkında yapılan işlemler, yakalananın karşı çıkmaması koşuluyla kişinin tâbi olduğu ülkenin konsolosluğuna bildirilir.

Gözaltı altına alınan kişi hekim kontrolünden geçirilir. Bu muayene yapılırken gözaltına alınan kişi ve hekim muayene odasında yalnız bırakılır.

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı sulh ceza hakimine başvurulabilir. Bu başvuruyu yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımları yapabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi dosya üzerinde yaparak 24 saat dolmadan sonuçlandırır. Sulh ceza hakimi kararın yerinde olduğuna karar verirse başvuruyu reddedebilir veya yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verebilir.

Gözaltına alınan kişi gözaltı süresinin sonunda serbest bırakılmazsa hakim önüne çıkartılarak sorgulanır. Bu sorguda müdafinin hazır bulunması zorunludur.

Tutuklama

Tutuklama kişinin seyahat özgürlüğü üzerinde etkisi olan ve kişinin tedbir süresince tutukevinde tutulmasını sağlayan bir tedbirdir. Azami süreleri gözaltına göre çok daha uzundur.

Soruşturma evresinde tutuklama ancak Cumhuriyet Savcısının talebi ve sulh ceza hakiminin kararı ile mümkündür. Kovuşturma evresinde ise savcı talep etmese dahi mahkeme tutuklamaya karar verebilir. Hakim veya mahkeme haricinde hiçbir merci tutuklamaya hükmedemez. Sulh ceza hakimi savcının görevini yürütüyorsa tutuklama kararı almak için başka bir hakime başvurmalıdır.

Tutuklamanın maddi koşulları kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve tutuklama sebeplerinin bulunmasıdır.

Kuvvetli suç şüphesi kişinin suçu işlediğini gösteren, ikna edici bir şüphedir. Cumhuriyet Savcısı tarafından kuvvetli suç şüphesinin var olduğu iddia ediliyorsa dava da açılmalıdır. Daha sonra yeterli şüpheye ulaşılamadığı gerekçesi ile davanın açılmaması, tutuklama önleminin aslında hukuka aykırı olduğunu gösterir. Kuvvetli şüphe sebeplerini gösteren olgulara ilişkin somut deliller dosyada bulunmalıdır. Tutuklama talep eden veya tutuklama kararı veren süjenin sübjektif olarak şüphelenmesi yeterli değildir.

Tutuklama sebepleri kişinin kaçması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların var olması veya davranışlarının delilleri karartacağı, yargılama süjeleri üzerinde baskı yapacağı yönünde kuvvetli şüphe oluşturmasıdır.

Tutuklama nedenlerinin varsayılabileceği bazı suçlar kanunda katalog olarak sayılmıştır. Bu hallerde tutuklama sebebinin var olduğu kabul edilebilir.

Hakim tutuklama konusunda sebepler var olsa da, kuvvetli suç şüphesi olsa da, kanunda tutuklama nedeni varsayılan hallerde olsa da tutuklama kararı vermek zorunda değildir.

Bazı durumlarda tutuklama yasağı öngörülmüştür. Buna göre kişinin suçlu bulunması halinde sadece adli para cezasına çarptırılacağı suçlara ilişkin takiplerde, iki yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin takiplerde, şüpheli veya sanık 15 yaşından daha küçükse beş yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin takiplerde tutuklama kararı verilemez.

Bazı durumlarda da tutukluluğun devam ettirilmesi ölçülülüğü ihlal eder. Örneğin, bir kişinin tutuklu tutulabileceği süre, cezalandırılmış olsa cezaevinde geçireceği süreyi geçemez.

Dava şartının veya yargılama şartının sağlanmadığı durumlarda tutuklama kararı verilebilmesi mümkün değildir. Ancak arama, el koyma gibi tedbirler uygulanabilir.

Şüpheli veya sanığın gıyabında tutuklama kararı verilemez. Bu kuralın tek istisnası yurtdışında kaçak olan sanık hakkında verilen tutuklama kararlarıdır.

Şüpheli veya sanık gaipse veya kaçaksa mahkeme huzuruna gelmesi için kişinin tutuklanmayacağına yönelik bir güvence belgesi düzenlenebilir. Belgeyi mahkeme düzenler. Bu belge düzenlenmişsekişi hakkında hiçbir şekilde tutuklama kararı verilemez. Güvence belgesi fiil ile ilgili değil, fail ile ilgili olarak verilir. Kişi ortaya çıkınca güvence belgesi veren mahkeme veya başka bir mahkeme tarafından, hiçbir suç nedeniyle tutuklanamaz.

Tutuklama istemi gerekçeli olmalıdır. Kuvvetli suç şüphesini ve tutuklama sebeplerinin varlığını gösteren olguların somut olgularla ortaya koyulması gerekir. Ayrıca adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren hukuki ve fiili nedenlere de yer verilmelidir.

Tutuklama kararı da gerekçeli olmak zorundadır. Tutuklama, tutuklamanın devamı veya tahliyenin reddine ilişkin kararlarda, kuvvetli suç şüphesini, tutuklama sebeplerinin varlığını, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu ve neden adli kontrol tedbirlerine başvurulamadığını gösteren olgular somut delillerle gerekçelendirilerek açıkça gösterilmelidir.

Adli kontrol sebepleri ve tutuklama sebepleri arasında hiçbir fark yoktur. Tutuklama kararı verilebilmesi için, tedbirle amaçlanan sonucun diğer koruma tedbirleri ile sağlanamıyor olması gerekmektedir. Örneğin kişinin kaçmasını önlenmek için adli kontrol tedbirlerinden birisin veya birkaçının birlikte uygulanması yeterli olacaksa kişinin tutuklamasına karar verilemez.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir.

Yakalama ve gözaltı işlemleri kişi bakımından tatbik edilir. Bu sebeple kişi kaç suç işlerse işlesin en fazla 4 gün için gözaltında tutulabilir. Tutuklamada ise kişi hakkında verilmiş birden fazla tutuklama kararı birlikte uygulanabilir. Bu yüzden, tahliye kararlarında, kişinin hakkında başka tutuklama kararı olmaması şartıyla salıverileceği belirtilir. Bir tutuklama kararının süresi sona erse veya bu karar kaldırılsa dahi, kişi hakkında yürürlükte olan başka bir tutuklama kararı varsa, o kişi tahliye edilmeyecektir.

Tutukluluk süresi ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen suçlarda kural olarak 1 yılı aşamaz. Ancak zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek 18 aya kadar uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek 5 yıla kadar uzatılabilir. Terörle Mücadele Kanunu’na göre kurulan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülen bazı suçlar için tutuklama süreleri 2 katına çıkartılabilecektir. Buna göre, azami tutuklama süresi 10 yıl olacaktır.

Kişi tutuklandığında bu husus yakınlarına veya seçtiği bir kişiye haber verilir. Soruşturma amacını tehlikeye düşürmüyorsa kişi durumu bizzat haber verebilir.

Tutuklama işlem bazında zorunlu müdafiliği gerektiren bir durumdur. Tutuklama istenmesinden itibaren kişi bir müdafi seçebilir veya seçmezse kendisine bir müdafi atanır. Müdafi olmadan verilen tutuklama kararı hukuka aykırıdır. Bu kuralın tek istisnası sevk tutuklamasıdır.

Kişi, tutuklandığında tutukevine yerleştirilir. Tutuklular hakkında hükümlüler için öngörülmüş infaz rejimi uygulanmamalıdır.

Tutuklama, tutuklamanın devamı, tutuklunun tahliyesi talebinin reddi kararlarına karşı sanık, şüpheli, yasal temsilcisi, eşive müdafii itiraz kanun yoluna başvurabilir. İtiraz süresi kararın tefhiminden itibaren başlar. Tutuklama kararının reddi ve tahliye kararına karşı Cumhuriyet Savcısı 7 gün içinde itiraz yoluna başvurabilir.

İtiraz dilekçesi kararı vermiş olan makama verilir. Yani soruşturma aşmasında sulh ceza hakimi, kovuşturma aşamasında mahkemeye verilecektir. Bu makam, itiraz dilekçesini inceler. İtiraz hususunda ikna olursa kararını geri alabilir. Kararını geri almazsa, 3 gün içinde dilekçeyi itiraz merciine gönderir.

Cumhuriyet Savcısı itiraz yoluna başvurmuşsa, itirazı inceleyecek merci itirazı kabul edilebilir bulabilir. Bu durumda sanık huzurunda ise tutuklama kararı verebilir. Eğer sanık huzurunda değilse, gıyapta tutuklama kararı veremeyeceği için ancak yakalama emri çıkartabilir. Yakalama emri maksadı tutuklamanın yapılması değildir. Bu yüzden, “tutuklanmak üzere yakalama emri” çıkartılırsa karar hukuka aykırı hale gelir. Çünkü bu halde hakim sorguöncesi kanaatiniaçıklamış olur. Bu da hakimin reddini gerektiren bir husustur.

İtiraz merciinin itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

Cumhuriyet savcısı, şüpheli ve müdafii şüphelinin adlî kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir.

Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi resen serbest bırakır. Soruşturma evresinde en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının veya şüphelinin istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından karar verilir. Kovuşturma aşamasında mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya aralarda resen karar verir.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır. Savcı kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğinde suçtan zarar gören buna itiraz eder ve itiraz sebebiyle karar ortadan kalkarsa tutuklama kendiliğinden yeniden ortaya çıkmaz.

Tutuklu işlerde duruşma tarihleri 30 günü geçemez. Bu süre düzenleyici bir süredir. Buna uyulmamasının yaptırımı yoktur.

Kovuşturma sonunda sanık hüküm giyerse, tutukluluk süresi mahsup edilir. Beraat ederse tazminat hakkı doğar.

Adli Kontrol

Adli kontrol tutuklamaya alternatif olarak uygulanan bir koruma tedbiridir. Tutuklama tedbirinin ortaya çıkarabileceği sakıncaları önlemek için getirilmiştir.

Kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama sebepleri var olmadan adli kontrole hükmedilemez. Tutuklama yasağı olan hallerde adli kontrol kararı verilebilir.Adli kontrole soruşturma aşamasında da kovuşturma aşamasında da karar verilebilir.

Adli kontrol yükümlülükleri kanunda tahdidi olarak sayılmıştır. Kanunda yazılmamış bir adli kontrol hükmüne başvurulamaz.

Adli kontrol için azami süreler öngörülmemiştir. Tutuklama için öngörülmüş azami süreler dolmuş olsa dahi adli kontrol kararı verilebilecektir.

Soruşturma evresinde adli kontrole hükmedilebilmesi için Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hakiminin kararı gerekir. Cumhuriyet savcısı tutuklama istese dahi, sulh ceza hakimi adli kontrole karar verebilir. Cumhuriyet Savcısı adli kontrol istemişse, sulh ceza hakimi tutuklama kararı veremez. Cumhuriyet savcısı belirli bir adli kontrol kararı istese dahi, sulh ceza hakimi başka bir adli kontrol kararı verebilir.

Sulh ceza hakimi birden fazla adli kontrol yükümlülüğünü aynı anda getirebilir.Kovuşturma aşamasında da adli kontrol yükümlülüğü mahkeme tarafından getirilebilir, değiştirilebilir, tamamen veya kısmen kaldırılabilir, belli bir süre için muaf tutulabilir.

Hakim istem üzerinde 5 gün içinde karar verir. Adli kontrole ilişkin tüm kararlar itiraza tabidir.

Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Soruşturma aşamasında adli kontrol yükümlülüğü yerine getirilmemişse tutuklama kararı verilebilmesi için yine savcının talebi gerekecektir.

Arama

Arama bir araştırma faaliyetidir. İşlemi gerçekleştiren kişi işleme başka bir ad da vermiş olsa, işlemin hangi nitelikte olduğuna bakılır. Bu araştırma faaliyetinin fiilen ne şekilde gerçekleştirildiği önemli değildir. Yani bir valizin açılarak içine bakılması da, köpek vasıtasıyla dışarıdan aranması da, elektronik cihaz vasıtasıyla taranması da arama niteliğindedir.

Arama maddi gerçeğin ortaya çıkartılması veya verilen hükmün kağıt üstünde kalmasının önlenmesi için yapılabilir. Arama kararında, kararın hangi amacın sağlanması için verildiği gösterilmelidir.

Arama şüphelinin, sanığın veya üçüncü bir kişinin üstünde, eşyasında veya konutunda gerçekleştirilebilir.

Arama ortada herhangi bir suç olmamasına rağmen yapılan önleme araması ve bir suç soruşturması çerçevesinde yapılan adli arama olarak ikiye ayrılır.

Önleme Araması

Önleme araması PVSK’da düzenlenmiştir.

Kolluğun bir tehlikeyi veya suçu önlemek için arama yapması mümkündür. Bu arama, suç işleneceğine dair bir şüphe üzerine de yapılabilir.

Önleme araması kararı mülki amirin başvurusu üzerine sulh ceza hakimi tarafından ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amir tarafından verilebilir. Mülki amir illerde vali, ilçede kaymakamdır. Gecikmesinde sakınca bulunan halin olup olmadığını mülki amir takdir eder. Miting, gösteri yürüyüşleri, aniden topluluğun oluştuğu yerler, spor müsabakaları çıkışlarında gecikmesinde sakınca bulunan hal olduğu var sayılır.

Arama talep yazısında, arama için makul sebeplerin oluştuğunun gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir.

Arama kararında aramanın konusu, kapsamı, aramanın sebebi, aramanın yapılacağı yer, zaman ve arama kararının geçerli olacağı süre gösterilir.

Önleme araması yapılabilecek yerler kanunda sayılmıştır. Meydanlar, halkın topluca bulunduğu veya bulunabileceği yerler, sendika ve dernek genel kurulu yapılan yerler, öğretim kurumlarının giriş ve çıkış yerleri, toplu taşıma araçları bu sayılan yerlerdir. Umuma kapalı konut, yerleşim yerleri ve işyerlerinde önleme araması yapılması mümkün değildir.

Belirli yerler için sürekli önleme aramasının yapılacağı kanunda öngörülmüştür. Kolluk tarafından bizzat korunan ve giriş çıkışı belli kaidelere tutulan yerlerde sürekli olarak önleme araması yapılır. Üniversite bu kapsamda değildir. Sadece merkez idari teşkilattaki belirli kurumlar böyle bir düzenlemeye bağlanmıştır.

Özel güvenlik görevlilerinin arama yetkileri özel kanunlarında düzenlenmiştir. Özel güvenlik görevlileri koruma hizmeti sundukları yerlerde, giren ve çıkanların üst ve eşyalarını x-ray ve elektronik cihazlarla arayabilirler. Bu görevlilerin doğrudan arama yapma yetkisi yoktur. Özel güvenlik görevlileri önleme araması kararının muhatabı değildir. Yani bu karara dayanarak kişilerin üstlerini arayamazlar. Sadece kendi korudukları yerin giriş ve çıkışında arama yapabilirler.

Yakalanan kişinin kendisinin ve etrafının güvenliğini sağlamak için,  yakalanan kişi nezarethaneye koyulmadan önce, yakalanan kişi kaçarsa yeniden yakalanması halinde, gümrük kapılarında, kapalı bir mekandan imdat çağrısı duyulması halinde, sivil hava alanı girişlerinde, yangın çıkan binalarda kolluk arama izni olmadan da arama yapılabilir. Ayrıca çok açıkça bilinen veya görülen şey için kolluğun arama iznine ihtiyaç yoktur. Örneğin belde görülen silahın alınması için arama iznine gerek yoktur. Arama izni tespit edilemeyen ve görülemeyen şeyler için gerekir.

Kolluk görevlisi, önleme aramasında öğrendiği suçla ilgili veya bulduğu suç delilleriyle ilgili olarak savcıya bilgi vermek zorundadır. Bu delil veya bilgi, adli suç soruşturmasında veya kovuşturmasında kullanılabilir. Bunun için aranan tek ön şart yapılan önleme aramasının hukuka uygun olmasıdır.

Adli Arama

Şüpheli ve sanığa yönelik arama ile üçüncü kişilere yönelik arama birbirinden farklıdır.

Şüpheli ve sanığa yönelik arama kişinin arama sonucunda yakalanabileceği veya arama sonucunda takip için delil elde edebileceği düşünülüyorsa yapılabilir. Bunun için makul şüphe var olmalıdır. Makul şüphe aramanın yapılacağı zaman, yer ve aramayla ilgili kişilerin davranışları gibi vakıalar göz önünde tutularak belirlenir.

Arama şüphelinin veya sanığın üzerinde, eşyasında, konutunda, işyerinde ve ona ait diğer kapalı yerlerde yapılabilir.

Üçüncü kişilerin üzerlerinde, konutlarında, işyerlerinde ve onlara ait diğer yerlerde arama yapılabilmesi için, aranılan kişinin veya suç delilinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilmesini sağlayan somut olayların var olması aranır. Doktrinde bir görüşe göre burada makul şüpheden daha yoğun bir şüphe vardır. Diğer bir görüşe göre ise şüphenin derece farkı yoktur ama şüphenin ispatı için somut ibarelerin ortaya koyulması gerekir.

Arama işlemi bir arama kararına veya arama emrine dayanmalıdır. Aramaya karar verebilecek makam kural olarak soruşturma aşamasında hakim ve kovuşturma aşamasında mahkemedir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı arama emri düzenleyebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcıya ulaşılamıyorsa kolluk amiri arama emri verebilir. Aramanın derhal yapılmaması durumunda delilin yok olması veya zanlının yakalanamaması tehlikesi varsa gecikmesinde sakınca bulunan bir hal vardır. Konut, işyeri ve kamuya kapalı diğer yerlerde arama yapılabilmesi gerektiğinde mutlak surette hakim veya savcı kararı gerekmektedir. Kolluk amiri arama emri verirse, arama biter bitmez durumu savcılığa bildirir.

Bir arama kararı veya arama emri yoksa ilgilinin rızası aramayı hukuka uygun hale getirmez.

Yapılan aramada kişiye aramanın kişinin hangi fiiline ilişkin soruşturma veya kovuşturma kapsamında yapılacağı söylenmelidir.

Arama kararında veya emrinde arama yapılacak yerin, arama süresinin gösterilmesi gerekir. Zaman aşıldıktan sonra bu karara veya emre dayanılarak arama yapılamaz. Ayrıca süre dolmasa bile bir karar veya emre dayanılarak sadece bir arama yapılabilir.

Arama kararı adli kolluğa yönelik olarak verilir. Bu sebeple aramayı sadece adli kolluk uygulayabilir.

Konutta, işyerinde ve kamuya kapalı yerlerde arama kural olarak gündüz yapılır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ve takip edilen kişinin kaçarken girdiği yerlerde gece de arama yapılabilir. Kişinin üstünde ve eşyasında yapılacak aramalarda zaman sınırlaması getirilmemiştir. Güneşin doğmasından bir saat önce ve batmasından bir saat sonra arasında kalan zaman aralığı gündüzdür. Gündüz başlanılan aramaya gece devam edilebilir.

Arama işleminin tatbikinde kolluk görevlisinin aramayı yapmaya yetecek ölçüde güç kullanması mümkündür. Kişinin aramaya rıza göstermemesi halinde zorla üst araması yapılması, kapının çilingir vasıtasıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kırılarak açılması mümkündür.

Arama işlemine müdafii katılabilir. Ama aramaya başlanması için müdafinin gelmesi beklenmez. Eğer savcı aramaya bizzat katılmıyorsa, ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin işlem tanığı olarak bulunması gerekir. Eğer savcı katılıyorsa da işlem tanıklarının katılmasına izin verilir.

Aramanın sonunda işlem bir tutanağa bağlanır ve bu tutanak aramaya katılanlar tarafından imzalanır.

Arama işlemi gerçekleştirilirken kişi aranan kişi yakalanırsa aramaya son verilir.

Arama emirleri hakim onayına sunulmaz. Hukuka aykırı aramadan elde edilen deliller kullanılamayacağı için, bu aramanın hukuka uygunluğu mahkemede takdir edilecektir. Aramanın hukuka aykırılığı dolayısıyla ayrıca tazminata hükmedilebilir.

Arama sonucu elde edilen deliller bir araya getirilip ve kişinin kendi imzasıyla birlikte mühür altına alınır. Arama sonucu elde edilen belge veya kağıtlar kolluk tarafından incelenemez. Bu belgeler ancak arama kararını veya emrini veren kişi tarafından incelenebilir.

Müvekkiline ilişkin suç şüphesi sebebiyle avukatın bürosunda arama yapılamaz. Ancak avukat hakkındaki bir suç soruşturması sebebiyle bürosunda arama yapılabilir. Avukat bürosunda arama yapılabilmesi için hakim veya mahkeme gerekmektedir.

Avukat ofisinde yapılacak arama savcı tarafından bizzat gerçekleştirilir. Ayrıca aramaya o yerin baro başkanı veya onun görevlendireceği bir temsilci katılır.

Bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya temsilcisi arama konusu olan bir eşyanın avukat-müvekkil ilişkisinden kaynaklandığını iddia ederse, bu eşya kapatılır ve incelenmez. Bu belge arama kararını veren hakim veya mahkemenin incelemesine sunulur. Mahkeme eşyanın bu kapsamda olduğunu tespit ederse, eşyayı veya belgeyi iade eder. Avukata tanınan bu korumalar, postada el koyma tedbirinde de geçerlidir.

Arama kararı sonucunda tesadüfen elde edilen, arama işleminin dayandığı fiile ilişkin olmayan ama başka bir suç oluşturabilecek deliller muhafaza altına alınır ve Cumhuriyet Savcısı durum hakkında derhal bilgilendirilir.

Elkoyma

Herhangi bir suçun delilini oluşturan ya da müsadereye tabi olan eşyanın elde edilmesi amacıyla yapılan işleme elkoyma adı verilir.

İspat aracı olarak görülen ya da müsadere konusu oluşturan eşya ilgilisinden istenir ve muhafaza altına alınır. Bu tedbirin adı muhafaza altına almadır. Zilyedin eşyanın tesliminden kaçınması halinde zilyet hakkında disiplin hapsi uygulanır ve eşyaya zorla elkoyulur. Şüpheli, sanık ve tanıklıktan çekinebilen kişiler eşyayı teslim etmezse disiplin hapsine mahkum edilmez.

Elkoyma kararını soruşturma aşamasında hakim, kovuşturma aşamasında mahkeme verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının yazılı emri ile elkoyma işlemi uygulanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan halde savcıya ulaşılamazsa kolluk amiri arama emri çıkartabilir. Savcının ve kolluk amirinin elektronik ortamdaki verilere elkoyma emri verme yetkisi yoktur. Kolluk amirinin postada elkoyma emri verme yetkisi yoktur.

Savcı veya kolluk amiri tarafından verilen elkoyma emri 24 saat içinde hakim onayına sunulur. Hakim, kararını elkoymanın tatbikinden itibaren 48 saat içinde kararını açıklar. Hakim elkoymayı onaylamazsa eşya ilgilisine iade edilir.

Elkoyma kararında veya emrinde elkoymanın nerede uygulanacağı, nelere elkoyulabileceği somutlaştırılır. Bu somutlaştırma eşyaların tek tek sayılması veya belirli bir çerçeve çizilmesi şeklinde olabilir.

Elkoymanın konusu eşya bir belge ise, belgenin suç ile ilgili olmayan kısımlarının okunması ve açıklanması özel hayatın gizliliğinin ihlalini oluşturur. Bu sebeple kolluğa belgeyi inceleme yetkisi verilmemiştir. Belgeler hakim veya Cumhuriyet Savcısı tarafından incelenebilir.

Şüpheli, sanık ve tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasında yapılan yazışmalar, bu kişilerin nezdinde bulunmak kaydıyla elkoyma koruma tedbirinin konusu olamazlar ve delil olarak kullanılamazlar. Ancak bu kişiler belgeyi kendi iradeleriyle zilyetliklerinden çıkarmışsa bu belgeler de kullanılabilir hale gelir.

Bir belgenin içeriğinin devlet sırrı olduğu gerekçesiyle mahkemeden gizlenmesi mümkün değildir. Açıklanması devletin dış ilişkilerine, milli güvenliğine, Anayasal düzenine karşı tehlike yaratacak bilgiler devlet sırrıdır. Bu normun muhatabı belgeyi inceleyecek olan mahkemedir. Dolayısıyla, beyanın veya belgenin devlet sırrı olup olmadığını mahkeme takdir eder. Mahkeme belgenin veya beyanın devlet sırrı olmadığı kanaatine varırsa genel elkoyma usulünü uygular. Eğer belgenin devlet sırrı olduğu kanaatine varırsa takip edilen suç için kanunda öngörülmüş cezaya bakılır. Eğer suçun cezası 5 yıldan daha az hapis ise belgeden hiçbir ifade delil olarak kullanılamaz. Takip edilen suç için öngörülen cezanın alt sınırı 5 yıldan fazla ise belge delil olarak kullanılabilir. Mahkeme heyeti, belgeyi delil olarak kullanacaksa, zabıt katibinin dahi katılmadığı gizli bir oturumda görüşür. Kullanılabilecek bilgileri tutanağa ayrıca geçirir ve sadece bunları delil olarak kullanır.

Kamu kuruluşu veya özel kuruluş olan posta teşkilatlarında postada elkoyma yapılabilmesi mümkündür. Postada elkoyma haberleşmeye müdahale de içerdiği için özel olarak düzenlenmiştir. Postada elkoyma kararını hakim verebilir, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı verebilir. Kolluk amiri postada elkoyma emri veremez. Postada elkoyma tatbik edildiğinde, kolluk görevlileri belgeyi inceleyemez ve gönderinin içeriğine bakamaz. Belgeleri kararı veren hakime veya emri veren savcıya teslim eder. Eğer soruşturmanın veya kovuşturmanın amacını tehlikeye düşürmeyecekse elkoyma işlemi ilgililere bildirilir.

Bilgisayarlarda arama yapılması, bilgilerin içeriğinin tespit edilmesidir. Bilgisayar verilerine elkoyma yapılması ise dosyaların dijital ortamda alınması veya imkan varsa kağıda basılmasıdır.

Bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar programlarında ve bilgisayar cihazı üzerinde elkoyma işlemi, başka surette delil elde etme imkanı bulunmaması halinde mümkündür. Bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoyma yapılabilmesi konusunda karar verebilecek tek kişi hakimdir.  Çünkü bilgisayara elkoyma, özel hayatın gizliliğini ihlal içerebileceği gibi, haberleşmenin denetlenmesi ve tanıklıktan çekinebilecek kişilere ait beyanları da içerebilir. Ayrıca başka türlü delil elde etme imkanının bulunmadığına dair bir değerlendirme yapılması gerekecektir ve bu değerlendirmeyi ancak hakim yapabilir.

Bilgisayarlarda elkoymada ulaşılmak istenen amaç, bilgisayarın içeriğindeki bilginin delil olup olmadığının belirlenmesi ve delilse takip dosyasına aktarılmasıdır. Cihaza elkonulması, orantılılık ilkesinin ihlalidir. Cihaza elkonulması, ancak bilgisayardaki şifreleme sebebiyle içeriğin cihazın bulunduğu yerde elde edilememesi halinde mümkündür. Verilerin tamamının yedeklenmesi zorunludur. Alınan verilerin bir sureti ilgilisine de verilmelidir. İmkan bulunması halinde verilerin tamamı kağıda basılmalı ve baskıların kaynakla uyuştuğu imza altına alınarak tespit edilmelidir.

Herhangi bir bilgisayarda devam eden iletişim söz konusuysa, bu iletişim içeriğinin tespiti telekomünikasyonun denetlenmesi hükmüne göre yapılır. İletişim sona erdikten sonra telekomünikasyonun denetlenmesinden söz edilemez.  Bundan sonra verilerin elde edilmesi bilgisayarda arama ve elkoyma hükümlerine göre yapılacaktır.

Arama ve elkoymanın mutlaka şüpheli veya sanık üzerinde veya ona yönelik olması gerekmez. Postada elkoymada da postanın şüpheli veya sanığa ait olması zorunlu değildir. Bilgisayar sistemlerinde arama düzenlemesine göre, şüphelinin kullandığı üçüncü kişilere ait bilgisayarlar üzerinde de arama ve elkoyma yapılabilir.

Elkoyma koruma tedbirinin uygulanması iki farklı amaçla gerçekleşebilir. Bu amaçlardan birisi delil teşkil eden eşyanın adliyenin eli altında tutulması ve ikincisi müsadereye tabi bir eşyanın elde edilmesidir. Müsadereye tabi bir eşya söz konusu olduğunda elkoymanın kapsamı genişler. Suç işleme amacıyla elde edilen gelir veya bu gelirle elde edilen malvarlığı değeri elkoyma konusu olacaktır. Bu gelir ticaret hayatında serbestçe dolaşır ve her türlü forma girebilir. Bu sebeple müsaderenin konusu sınırlı olarak sayılamaz ve klasik elkoyma hükümleri uygulanamayabilir. Bu sebeple taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyulabilmesi özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur.

Taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyulabilmesi için yasal izni sadece hakim verebilir. Savcı ve kolluk amirinin bu emri verme yetkisi yoktur.

Taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyulabilmesi için kanunda sınırlı olarak sayılmış suçlardan birinin malvarlığına yönelik bir soruşturma veya kovuşturma söz konusu olmalıdır. Suçun hukuki nitelendirmesi değişirse işlemin kaldırılması gerekir. Bu şekilde elde edilmiş delillerin daha sonra kullanılıp kullanılamayacağı tartışmalıdır. Yargıtay aynı suç grubu içindeki suçlarda bu delillerin kullanılmasını kabul etmekte, doktrin hiç kabul etmemektedir.

Taşınmaz hak ve alacaklara el konulabilmesi için soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve eşyanın bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe sebebi olmalıdır.

Taşınmaz, hak ve alacak şüpheli veya sanığa ait olmalıdır. Başka kişilere geçen eşyalarda eşya hukuku kuralları uygulanır. Bu kurallar çerçevesinde eşyanın gerçek sahibine iade edilip edilemeyeceği belirlenir. İade edilemeyecekse üçüncü kişilere geçmiş malvarlığı değerlerine suç soruşturması çerçevesinde elkonulamaz.

Eğer eşya taşınmaz, motorlu taşıt, ticaret şirketi hissesi ise sicile bildirim yapılarak, alacak ise borçluya bildirim yapılarak önlem tatbik edilir.

Şüpheli veya sanığın ortağı olduğu şirketlerin malvarlığı değerlerine elkonulamaz. Çünkü kişi ile tüzel kişinin malvarlığı ayrıdır. Ancak şirket paylarına elkoyulabilmesi mümkündür. Şirketinin bütününe elkoyma yoluna gidilmez. Herhangi bir suçun şirket bünyesinde işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan ve bunun maddi gerçeğin ortaya çıkartılması için zorunlu olduğu durumlarda yargılama sonuçlanana kadar mahkeme tüzel kişiliğe bir kayyım atayabilir. Şirkete kayyım tayini tedbirinin uygulanabileceği suçlar kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Kayyım, tüzel kişi bünyesinde işlenen suçlardaki delillerin yok edilmesini engeller. Bu şekilde, müsadere konusu olacak eşya da korunmuş olur.  Kayyımın yetkisi, şirketin karar organı tarafından verilen kararların tümünün denetleyici olmaktır. Kayyım onayı olmadan işlemler geçerli olmaz. Yönetim organının tüm yetkileri kayyıma da verilebilir. Kayyımın ücreti şirket tarafından ödenir. Koruma tedbirinin hukuka aykırı olduğuna karar verilirse kayyımın ücreti hazineden şirkete ödenir. Kayyımın tayini ticaret siciline tescil ve ilan edilir.

Kaçakların duruşmaya katılmasını sağlamak amacıyla zorlama amaçlı olarak elkoyma düzenlenmiştir. Bu da bir koruma tedbiridir ama bu koruma tedbiri herhangi bir delilin elde edilmesi veya maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacını taşımaz. Kaçak yakalandığında veya kendiliğinden gelerek teslim olduğunda elkoymanın kaldırılmasına karar verilir.

Zorlama amaçlı elkoymanın hangi suçlarda uygulanabileceği kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Zorlama amaçlı elkoymanın uygulanabilmesi için kişinin duruşmaya getirilmesi ile sağlanacak fayda ve uygulanan tedbir arasında orantılılık olmalıdır. Amaç, duruşmaya katılımın sağlanmasıdır. Zorlama amaçlı elkoyma tedbiri uygulandığında elde edilen malvarlığı değerlerinin idaresi için bir kayyım atanır. Zorlama amaçlı elkoyma tedbiri soruşturma aşamasında uygulanamaz. Zorlama amaçlı elkoyma tedbirine sadece mahkeme karar verebilir.

Bütün elkoyma çeşitlerinde şüpheli, sanık, müdafi veya zilyetliğindeki eşyaya elkonulan üçüncü kişi tedbirin kaldırılmasını mahkemeden her zaman talep edebilir. İade isteminin reddine ilişkin kararlara karşı da itiraz yoluna gidilebilir. Talebin kabulüne karşı Cumhuriyet Savcısının itiraz yetkisi kanunda düzenlenmemiştir ama bu yetkinin de varlığı kabul edilmelidir. 

Söz konusu eşyanın adliyenin eli altında bulunmasına duyulan ihtiyaç kalkmışsa ve eşya müsadereye tabi değilse elkoyma tedbiri kaldırılır. Kişi hakkında yürütülen soruşturma veya kovuşturma kalkmışsa veya beraat kararı verilmişse eşyalar iade edilir. Bulundurulması suç olan eşyalar iade edilmez.

Bazı durumlarda eşyanın adliyenin eli altında tutulması güçlük çıkartmaktadır. Eşyanın adliyenin eli altında tutulması zarara neden oluyorsa eşyanın elden çıkartılması için adliyeye yetki verilebilir. Elden çıkartma halinde eşya yediemin sıfatıyla şüpheli, sanık veya üçüncü kişiye teslim edilebilir veya satılabilir. Satış iki farklı şekilde gerçekleştirilebilir. İlk yol eşyanın sahibine eşyanın bedeli karşılığında teslim edilmesidir. Daha sonra müsadere gerçekleşirse bedel müsadere edilir. İkinci yol eşyanın üçüncü kişilere satılmasıdır. Müsadere yapılmasına karar verilene kadar elde edilen değer adliyede tutulur.

Kişinin Bedeni Üzerinden Delil Elde Etme

Kişinin üzerinde beden muayenesi yapılıp bir insani materyal elde edildikten sonra materyalin kime ait olduğunun tespiti için yeni bir işlem yapılması gerekir. Yani delilin elde edilmesi ve delilin değerlendirilmesi iki farklı prosedüre tabidir. Cinsel saldırı suçunda kan ve sperm bulunması delil tespiti, bunun kime ait olduğunun tespiti bilirkişi işlemidir.

Kişinin Gözlem Altına Alınması

Kişinin gözlem altına alınmasının hukuki niteliği belirli değildir. Bu işlemin bir koruma tedbiri olduğu söylenemez. Sadece kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığına ilişkin bir şüphenin giderilmesini amaçlar.

Fiili işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesi olan kişinin akıl hastası olup olmadığı konusunda şüphe oluştuğunda, savcının istemi ve hakim veya mahkeme kararıyla gözlem altına alınması mümkündür. Bu tedbire başvurulması durumunda kişi 3 hafta süreyle bir merkeze yatırılır ve burada akıl hastalığının varlığı konusunda bir tespit yapılır. Kişinin akıl hastası olup olmadığı, ne zamandan beri akıl hastası olduğu ve kişinin hareketlerini yönlendirmesini etkileyip etkilemediği değerlendirilir. Bu tedbire başvurulduğu anda mutlak surette bir müdafi görevlendirilmelidir. 3 haftalık süre 3 aya kadar uzatılabilir. Bu karara karşı itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz sadece bu tedbir için işlemin icrasını durdurur.

Kişinin Muayene Edilmesi ve Üzerinden Örnek Alınması

İşlenen suçun ispatı bakımından zorunlu olması halinde, şüpheli veya sanığın üzerinde iç beden muayenesi, saç, tırnak ve kan örneği alınması mümkündür. Bunun için takip edilen suçun 2 yıldan daha fazla hapis cezasını içeriyor olması gerekir.

İç beden muayenesi kişinin derisinin altında veya görünmeyen organlarında yapılan muayenedir. Cinsel organ veya anüs çevresinde yapılan muayene iç beden muayenesidir.

Şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesine veya vücuttan örnek alınabilmesini Cumhuriyet savcısı veya mağdur isteyebilir. Bu durumda hakim veya mahkeme karar verir. Hakim veya mahkeme resen de bu tedbire başvurabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Cumhuriyet savcısının kararı, 24 saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulur. Hâkim veya mahkeme, 24 saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz.

Şüpheli veya sanığın rızası karara dayanmayan işlemi hukuka uygun hale getirmez. Üçüncü kişinin kendi üzerinden örnek alınmasına veya muayene edilmesine rıza göstermesi işlemi hukuka uygun hale getirir. Ancak soybağının araştırılması gerekiyorsa yine karar gerekecektir.

Şüpheli üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesi veya doku alınabilmesi için işlemin kişinin sağlığını tehlikeye düşürmeyecek olması gerekmektedir. Üçüncü kişiler üzerinde bu tedbir uygulanırken cerrahi işlemler yapılamaz.

Söz konusu muamele veya örnek alma ancak hekim tarafından gerçekleştirilebilir. Muayenesi yapılacak kişi kadın ise muayene imkan dahilinde kadın doktor tarafından yapılmalıdır.

İç beden muayenesi veya vücuttan örnek almaya ilişkin kararlara karşı tüm ilgililer itiraz kanun yoluna  başvurabilir.

Tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişiler kendi üzerlerinde muayene yapılması ve örnek verme kurumundan çekinebilirler. Bu durumda mahkeme kararıyla dahi örnek alınamaz. Tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi tanıklıktan çekinmenin önemini anlayamayacak durumdaysa çekinme hakkını yasal temsilci kullanır. Yasal temsilci şüpheli veya sanık ise hakim tarafından karar verilir. Fakat kovuşturma bitmeden yeni bir kanuni temsilci atanır ve kanuni temsilci söz konusu verinin kullanılıp kullanılmayacağı konusunda verilen kararı onaylayabilir veya verinin kullanılmasını yasaklayabilir.

Moleküler Genetik İnceleme

Vücut üzerinden elde edilen delillerin kime ait olduğuna dair teknik analiz yapılması gerekmektedir. Bu analiz bilirkişi incelemesi niteliğindedir. Kişinin DNA’sının veya genetik bilgilerinin ispat aracı hale gelmesi, kişinin dokunulamaz kişisel sayılan hakları ihlal edildiği için sorunludur.

Moleküler veya genetik inceleme sadece kanunda gösterilen personel tarafından gerçekleştirilir.

Bu bilgilerin gizliliği sağlanmalıdır. Analizi yapan personel tarafından ve soruşturma dosyasında kullanıldıktan sonra gizlilik sağlanmalıdır. Soruşturmanın sonuçsuz kalması sonucunda bilgiler yok edilmelidir.

Fizik kimliğinin tespiti parmak izi, boy, eşkal gibi hususların tespitidir. Cumhuriyet Savcısının talimatıyla yapılır. PVSK gözaltına alınan herkes için bunu öngörmektedir. Bu bilgilerin ne zaman yok edileceğine dair bir bilgi yoktur. 

Telekomünikasyonun Denetlenmesi

Yürütülen bir soruşturma sırasında veya kovuşturmada suç işlediği konusunda kuvvetli şüphe bulunması ve kişi hakkında başka suretle delil elde edilememesi halinde iletişim araçları üzerinde tedbir uygulanabilir. Bu tedbir tespit, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi şeklinde tatbik edilebilir.

Telekomünikasyonun denetlenmesi kararını soruşturma aşamasında hakim, kovuşturma aşamasında mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde 24 saat içinde derhal hakim onayına sunulmak ve onaylanmak koşuluyla Cumhuriyet Savcısı verebilir. Savcı kararının onaylanmaması durumunda tedbire son verilir ve elde edilen veriler kullanılamaz.

Kuvvetli suç şüphesi ve başka bir şekilde delil elde etme imkanının olmaması çoğu zaman birbiriyle çelişir. Kuvvetli suç şüphesi varsa zaten başka şekilde delil elde edilmiştir. Madde metnine göre bu koşulların arandığı diğer bir koruma tedbirinin telekomünikasyonun denetlenmesi ile aynı anda kullanılması mümkün değildir. Bu çelişki, her bir soruşturma bakımından suçun niteliği ve elde edilmek istenen delilin vasfına göre hangi tedbirin daha elverişli olduğu düşünülerek giderilmelidir. Bu tedbirlerin uygunluğu ayrı ayrı denetlenir. İspat edilen şey ile, bu şeyin durumu değerlendirilerek bu tedbirlerden birisi veya hepsi birlikte uygulanır. Ancak her halde, bu tedbirlerle elde edilecek delil, diğer klasik koruma tedbirleri ile elde edilebilecek bir tedbir olmamalıdır.

Kuvvetli suç şüphesinden kasıt, şüphenin diğer delillerle tanımlanmasıdır. Eğer başka bir delille tanımlanabilecek bir şüphe yoksa, kuvvetli şüphe yoktur. Bu elde edilen deliller suçun ispatı için yeterli değildir ve başka bir şekilde delil edilmesi olanağı artık kalmamıştır. Ancak bu halde telekomünikasyonun denetlenmesi yoluna gidilebilir. Eldeki deliller, suçun işlenip işlenmediğini ortada bırakıyorsa, dava açılmasına yeter bir dereceye ulaşmamışsa, kovuşturma aşamasında mahkumiyet hükmü verdirecek bir ispat oluşturmuyorsa, telekomünikasyonun denetlenmesine karar verilmemeli, beraat kararı verilmelidir.

Orantılılık bu tedbir açısından, kanun koyucu tarafından belirlenmiştir. Kanunda sayılan katalog suçlardan başka hiçbir suç soruşturmasında bu tedbir uygulanamaz.

Telekomünikasyonunun denetlenmesi soruşturma veya kovuşturma aşamasında yapılabilir.

Telekomünikasyonunun denetlenmesinin muhatabı, şüpheli veya sanık olabilir. Üçüncü kişilerin bu tedbire muhatap olmaları mümkün değildir.

Bu tedbir mağdura yönelik olarak da uygulanamaz. Mağdur kendi telefonunu kendisi kayda alırsa bunu delil olarak kullanıp kullanamayacağı tartışmalıdır. Bir görüşe göre mağdur bakımından herhangi bir karara ihtiyaç yoktur. Mağdurun rızası ile telekomünikasyonunun denetlenmesi mümkündür ve delil kullanılabilir hale gelir. Ancak her telekomünikasyonunun denetlenmesi, muhatabın da dinlenmesi sonucunu doğurur.  Bu sebeple bu görüş yeterli değildir. Yargıtay’ın kabul ettiği görüş bunun bir suç soruşturması işlemi olduğu ve delil olarak kullanılabileceğidir.

Şüpheli veya sanık hakkında verilen tedbir kararı üçüncü bir kişiyi de tedbirin içine dahil eder. Üçüncü kişi hakkında elde edilen delilin kullanılıp kullanılamayacağı kanunda açık değildir. Bu iletişimin doğası gereği diğer uçta birisinin olması gerektiği gerekçesiyle kanuna alınmamıştır. Bu tür dinlemelere dolaylı dinleme denir ve Yargıtay uygulamasına göre delil olarak kullanılabilir. Dolaylı olarak dinlenen ve fakat hakkında dinleme kararı olmayan kişiden elde edilen bilgiler şüpheli veya sanık hakkında delil olarak kullanılabilir ama bu dolaylı olarak dinlenen kişinin aleyhine kullanılamayacağı tesadüfi delil hükmüne göre belirlenir. Buna göre eğer yeni ortaya çıkan suç da katalogdaki suçlardan veya bunların alt başlığı olan suçlardan biri ise bu delil muhafaza altına alınır ve durum savcıya bildirilir. Bir görüşe bu delil hiçbir surette delil olarak kullanılamaz. Diğer bir görüşe göre bu delil sadece bir ihbar kabul edilir ve soruşturma başlatılır.

Koruma tedbirinin konusu, tedbir tatbik edilirken gerçekleşen telekomünikasyonundur. İletişimden sonra verinin bir yerde muhafaza ediliyor olması halinde, bu verilere ancak arama ve elkoyma tedbiriyle ulaşılabilir. Verinin tutulduğu yer elektronik ortamsa, bilgisayar, bilgisayar kütüklerinde ve bilgisayar programlarında elkoyma hükümleri uygulanır. Bu nitelikte değilse, yani ses teybi, video teybi konumundaysa klasik arama ve elkoyma kullanılabilir.

Yer tespiti bu madde hükümlerine göre yapılmaz. Yer tespiti telekomünikasyonun içeriğine müdahale etmez. Sadece soruşturma organının bilgi toplaması niteliğindedir.

Tespit, yönetmelikte, iletişim içeriğine müdahale etmeksizin şüpheli veya sanığın ne zaman ve kiminle görüştüğüne ilişkin bilgi toplama olarak tanımlanmıştır. Telekomünikasyonun içeriğine ilişkin bilgi elde edilmez. Tespit bakımından yetkili makam katalog ile bağlı değildir. Bütün suçlar için tespit yapılabilir.

Sinyal bilgisinin tanımlanması telekomünikasyonun içeriğine ilişkin bilgi verebilir ama içeriği tam olarak yansıtmayabilir.

Tedbire 3 ay için hükmedilebilir. Bu süre bir defaya mahsus olarak uzatılması mümkündür. Terör suçlarında her seferinde 1 ay olmak üzere sınırsız olarak uzatılması mümkündür.

Başlangıçta kataloğa dahil olduğu varsayılan bir fiilin daha sonra bu nitelikte olmadığı anlaşılmışsa, öğreti elde edilin delilin kullanılamayacağını söylemektedir. Yargıtay aynı nitelikteki suçlar ve farklı nitelikteki suçlar arasında ayrım yapmaktadır. Katalogda yer alan suçun değil de aynı kategoride ve nitelikte başka bir suçun oluştuğu tespit edilirse delil kullanılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan suçların neredeyse tamamı katalogdaki suçların alt suçu olarak gösterilebilir.

Belirsiz kişilere yönelik olarak yapılacak denetim hukuka aykırıdır. Herhangi bir telefonun şüpheli veya sanığa ait olması gerekli değildir. Şüpheli veya sanık tarafından fiilen kullanılan bir telefon denetlenebilir.

Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle olan iletişimi dinlenemez, kayıt altına alınamaz, böyle bir şey olursa veri yok edilir ve delil olarak kullanılamaz.

Müdafinin veya avukatın kendisine isnat edilen bir fiil dolayısıyla iletişiminin denetlenmesi mümkündür. Ancak müvekkiline isnat edilen fiil dolayısıyla dinlenmesi mümkün değildir.

Tedbir niteliği gereği gizli uygulanır. Gizlilik kararı olsa da olmasa da bilgiler dosyada tutulmaz.

Şüpheli veya sanık hakkında takipsizlik veya beraat kararı verilirse veya kovuşturma başka şekilde sonlanırsa, söz konusu veriler savcı denetiminde 10 gün içinde yok edilir. Yok etme tutanağa bağlanır. İlgilisine dinleme bildirilir. İlgilinin ne anlama geldiği açık değildir. İlgili, şüpheli, sanık veya dolaylı dinleme vasıtasıyla dinlenen diğer kişiler olabilir.

Dinleme sonrasında veriler savcının talimatıyla yazılı hale getirilir. Yabancı dilde olanlar Türkçeye çevrilir. İsnat edilen fiille ilgili olmayan tüm veriler dosyadan çıkartılır. Dinleme tutanakları doğrudan delil değildir. Delil niteliğine sahip olan şey verinin bulunduğu teyptir. Keza dinleme kayıtlarının mahkeme tarafından okunması değil, dinlenmesi gerekir. Çünkü kağıda aktarım sırasında yapılan hatalar ve yazının tonlamadan oluşan farklılıkları yansıtmaması gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyebilmektedir.

Telekomünikasyonun denetlenmesi sırasında elde edilen verilerden kullanılabilecek olan veriler soruşturma ve kovuşturma dosyasına alınır ama tüm dinleme dosyaya alınamaz. Şüpheli veya sanığın suçla ilgili görünmeyen konuşmaları, şüpheli veya sanığın lehine delil olabilir. Ama bunlar soruşturma dosyasının dışına çıkarıldığı için bu mümkün olmamaktadır. İşlem tamamlandıktan sonra sadece soruşturma organının suçun ispatı için gerekli gördüklerinin şüphelinin önüne getirilmesi sorun ortaya çıkarmaktadır.

PVSK’da önleme amaçlı denetleme öngörülmüştür. Herhangi bir suç isnat edilmemiş olduğu halde EGM ve MİT’e telekomünikasyonun denetlenmesi imkanı verilmiştir. Katalog yürürlükten kalkan TCK 250’ye göre kurulan mahkemelerin görev alanına giren suçlardır. MİT’in kataloğunda devlet aleyhine suçları ve casusluk suçları da eklenmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde EGM genel müdürü ve MİT başkanı 24 saat içinde onaya sunmak kaydıyla dinleme emri verebilir. Onaya sunulacak hakim de bu mahkemenin hakimidir, Sulh Ceza Hakimi değildir.

Önleme amacının ve bu ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan verilerin talepte belirtilmesi gerekir. Önleme amaçlı olarak yapılan dinlemede elde edilen deliller ceza soruşturmasında delil olarak kullanılamazlar. Zira önleme araması yapılabilmesi için sağlanması gereken kriterler çok daha azdır.

Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi

Bu tedbir için katalog suçlar sayılmıştır. Maddenin genel düzenlemesinden katalogda sayılan suçların örgüt halinde işlenmesi halinde uygulanabileceği anlaşılmaktadır.

Bu tedbire ancak hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararı ile başvurulabilir. Savcının emri onaya tabi tutulmamıştır.

Bir kamu görevlisinin herhangi bir suçta delil toplamak için örgüte sokulmasıdır. Gizli soruşturmacı yöntemine başvurulabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin var olması ve başka surette delil elde edilememesi gerekmektedir.

Gizli soruşturmacı bir kamu görevlisi olmak zorundadır. Kamu görevlisinin kim olacağı konusunda bir netlik yoktur. Soruşturma organının postacıyı veya doktoru gizli soruşturmacı yapabilip yapamayacağı tartışmalıdır. Genel olarak savcının doğrudan emir verebildiği kolluk görevlilerinin olabileceği düşünülmektedir.

Gizli soruşturmacının görevi delil toplamaktır, tanıklık yapmak değildir. Gizli soruşturmacının tanıklığı dolaylı tanıklık olarak kabul edilir. Yani kendisi gördüğü şekilde değil, başkasının gördüğünü aktaran kişinin tanıklığı gibi değerlendirilir.

Bu tedbir konusunda bir azami süre süre söz konusu değildir. Gerekli olduğu sürece sürdürülebilir.

Gizli soruşturmacı suç işleyemez. Sadece örgüt üyesi olma suçundan muaf tutulmuştur.

Teknik Araçla Takip

Teknik araçla takip şüpheli veya sanığın kamuya açık faaliyetlerinin veya işyerinin izlenmesi, denetlenmesi, görüntü kaydı alınmasıdır. Kolluğun genel soruşturma yetkisine göre, polis bir kişiyi takip edebilir. Bu teknik araçla takip değildir. Koruma tedbirlerinin altında kalan ve herhangi bir hak ihlali doğurmayan ve bilgi toplama amaçlı olan takipler için herhangi bir karara ihtiyaç yoktur.

Teknik araçlarla izlemeye hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur.

Bu tedbire başvurulabilmesi için başka surette delil elde edilememesi ve kuvvetli suç şüphesi gerekir.

Bu tedbir, katalog suçlar için uygulanabilir. Elde edilen deliller, bu katalog ve soruşturma, kovuşturma dışında kullanılamaz. Ayrıca tesadüfen elde edilen deliller başka bir suçta kullanılamayacaktır. Bu süreçte başka bir suçun işlendiğine dair bilgi elde edilirse soruşturmaya başlanabilir.

Teknik araçla takipte faaliyetler bir takım kaydedici cihazlarla dosyaya aktarılır.

Teknik araçla takip kişinin konutundaki faaliyetler bakımından uygulanmaz. Kişinin konutunun teknik araçla takibi mümkün değildir. Yaşamsal faaliyetlerin sürdürüldüğü ve barınılan her yer konuttur. İşyerinde yaşanılıyorsa, zamansal ayrım yapılır.

Teknik araçlarla izleme kararı en çok dört haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir haftadan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.


Zorla Getirme

Zorla getirme sadece sorgu için veya ifade alınmasını sağlamak için kullanılabilecek bir tedbirdir. Hakim, mahkeme ve Cumhuriyet Savcısının kararı gerekir.

Zorla getirmenin önkoşulu kişiye tebligatın yapılmış olması ve davete uyulmazsa zorla getirme yapılacağına dair bilgi verilmiş olmasıdır. Kişi iş veya ev adresinden o yerdeki kolluk marifetiyle alınır ve ihzarı çıkartan merciin önüne götürülür. Bu kişinin bulunduğu yerde yakalanması söz konusu değildir.

Kişinin hakkında yakalama veya tutuklama kararı verilmesi gereken durumlarda yine ihzar kararı çıkartılabilir. Bu sadece şüpheli veya sanık için geçerlidir.

Amaç gerçekleştikten sonra kişi gözaltına alınmayacak veya tutuklanmayacaksa serbest bırakılmalıdır.

Koruma Tedbirlerinde Tazminat

Bu maddelerde düzenlenmiş tazminat kişi özgürlüğünü bağlayan tedbirlerde ve arama ile elkoymanın ölçüsüz olarak uygulanması halleri için öngörülmüştür. Diğer koruma tedbirleri bakımından bu hükümlerin uygulanması mümkün değildir. Bu tedbirler için genel tazminat hükümlerine göre idareden veya sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinden tazminat istenebilir.

Tazminat talebi, gözaltında veya tutuklulukta geçirilen sürede kişinin kaybettiği işgünü hesaplanarak ve işgünü ile belirli bir miktar çarpılarak tazminata hükmedilmektedir.

Tazminatı bu sebeplerle koruma tedbirine maruz kalan kişi isteyebilir. Geçirdiği zaman başka bir mahkumiyetinden mahsup edilen kişiler, genel af sebebiyle soruşturması veya kovuşturması sonlandırılmış kişiler, kendi yarattığı sebeplerle özgürlüğü kısıtlanmış kişiler, yaş küçüklüğü vs. sebeplerle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişiler tazminat isteyemez.

Beraat veya takipsizlik kararının öğrenilmesinden itibaren 3 ay içinde ve her halde 1 yıl içinde, kişinin ikametgahının bulunduğu yer Ağır Ceza Mahkemesi’ne talep yapılmalıdır. İşlemi gerçekleştiren mahkemenin bir sonraki Ağır Ceza Mahkemesi, tek mahkeme varsa en yakın ağır ceza mahkemesine talep yapılır.

Talepte zararı gösteren ispat vesikaları bildirilmelidir.

Tazminat talebi kabul edilmiş ve daha sonra tazminat kaldırılmışsa verilen tazminat geri alınır.

İspat

Her hüküm iki soruya cevap verir. Öncelikle olayda ne olduğu ve sonra olan bitenin hangi hukuki kalıbı oluşturduğu hükümde anlatılır. Olayda ne olduğu ispat kaidelerine dayanarak tespit edilir.

Ceza muhakemesinde maddi gerçek araştırılır. Ceza muhakemesinde mahkeme soruşturmada ve kovuşturmada ne olduğunu belirlemek yükümlülüğü altındadır ve bu sebeple delil serbestisi vardır. Her şey her şeyle ispatlanabilir. Hakim hükmünü duruşmada önüne getirilmiş ve hukuka uygun elde edilmiş her türlü delile dayandırabilir. Buna delillerin serbestliği ilkesi denir.

Ceza muhakemesinde ispat yükü daima iddiada bulunan makamın veya mahkemenin üzerindedir. Yargılanan tarafın susma hakkı vardır.

Hükme esas alınacak delil hakim tarafından doğrudan denetlenmiş olmalıdır. Bu denetlemenin bazı aracılar tarafından yapılması mümkün değildir. Buna delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesi denir.

Delil, bütün süjelerin denetimine ve ulaşımına açık olmalıdır. Buna delillerin kollektifliği adı verilir. Gizli tanık bu açıdan sorun oluşturmaktaysa da uygulamada kullanılmaktadır.

Şüpheden sanık yararlanır. Bu ilke “in dubio pro reo” olarak da bilinir. Ceza muhakemesinde kişinin mahkum edilmesi veya aleyhine bir durumun kabul edilmesi için mahkemenin kişinin suçluluğuna inanması yeterli değildir. Kesin bir kanaate ulaşılmadan bunlara karar verilmez. Şüphe halinde, her bağımsız ispat vasıtası sanık lehine yorumlanır. Delil yetersizliğinden beraat şeklinde bir hüküm formu hukuka aykırıdır. Şüphe yenilebilmişse mahkumiyet, delil yetersizse beraat kararı verilir. Beraat kararı delil yetersizliğinden değil, suçluluk ispatlanamadığında suçsuz sayılma kural olduğundan verilmektedir.

İspat hukukunun son ilkesi vicdani delil ilkesidir. İspat araçları açısından bir hiyerarşi yoktur. Hakim söz konusu delilleri kanuna ve vicdani kanaatine göre değerlendirir. Ayrıca ispat aracının kullanılması her olayda farklılık arz eder. Hukuka aykırı delillerin kullanılamamasıkuralı haricinde vicdani delil ilkesini sınırlayan herhangi bir hüküm yoktur.Ancak bu hükmün kurulmasında keyfilik olduğu anlamına gelmez. Hakim, aksine üç delil olmasına rağmen, sadece bir delile dayanarak hüküm kurabilir ama bundan sonra hükmünü gerekçelendirmek ve hükmünde niye bir ispat vasıtasını diğerine tercih ettiğini açıklamak durumundadır. İlk derece mahkemesinde hükmü veren kişi doğrudan doğruya delille muhatap olan kişidir. Kanun yolu yargılaması yapan kişilerin delille muhatap olmadan bir delilin diğer delile tercih edilmeyeceğini söylemeleri doğru değildir.

İspatta yapılmaya çalışılan şey soyutlamadır. Geçmişte olup bitmiş bir şeyin belirtileri ile değerlendirme yapılmaktadır. Sonuçta ulaşılan hükmün doğruluğundan her zaman şüphe edilebilir.

Delil

Delil olarak adlandırılan şey, olayı temsil etmek, olayı yansıtmak ve akla uygun olmak zorundadır. Mantık dışı bir temellendirmenin aracı olan şeyler delil değildir.

Delil olarak adlandırılan şey, muhakeme aşamasına göre doğruluğu kesin olarak tespit edilmiş verilere uygun olmalıdır.

İddianın ispatı yükümlülüğü mahkemededir. Mahkeme sanık tarafından akla uygun olarak getirilmiş savunmayı da çürütmekle yükümlüdür. Aksi halde sanık aleyhine hüküm kuramaz.

Deliller arasında hiyerarşik bir ayrım yapılması mümkün değildir.

Sanık Beyanı

Sanığın bir ispat vasıtası sunma yükümlülüğü yoktur. Sanık doğruyu söylemek zorunda değildir. Soruşturmanın veya kovuşturmanın sadece sanığın beyanı üzerinden yürütülmesi ve bu beyana dayanılarak sonuçlandırılması mümkün değildir.

Sanığın fiili işlediği konusundaki ikrarının delil olarak kullanılması tartışmalıdır. Zira ikrar kimi durumlarda işkence veya kötü muamelenin sonucunda alınmış olabilir. Bu sebeple ikrar başka delillerle desteklenmedikçe hükme dayanak olarak kullanılamaz. Sanığın fiili ikrar etmemekle beraber suça ilişkin zararları karşılamayı kabul etmesi, ön ödemeyi kabul etmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını istemesi ikrar anlamına gelmez. İkrar sebebiyle ceza indirimine gidilmez. Etkin pişmanlık hali bu kuralın istisnasıdır.

Sanık beyanı soruşturma veya kovuşturma aşamasında alınabilir. Savcı veya kolluk tarafından alınan beyana ifade, mahkeme veya hakim tarafından alınan beyana sorgu adı verilir. İfade veya sorguda alınan beyanlar, ifade veya sorgu hukuka uygun olarak yapılmışsa delil niteliği taşır. Delilin değerlendirilmesi ek koşullara bağlanmış olabilir. Örneğin, ifade müdafi olmadan alınmışsa, ancak mahkeme önünde teyit edilmek kaydıyla kullanabilir. Mahkeme önünde sorgu yapılmışsa, beyanın kendisi delildir. Mahkeme tutanakları sadece beyanın yapıldığına dair delil teşkil eder. Kolluk ve savcı önünde alınan ifade, sanığın bizzat ifadesi olarak değil, belge olarak değerlendirilmelidir. Eğer kolluk önündeki ifade, mahkeme önündeki sorguya tercih ediliyorsa bunun gerekçeleri hükümde açıklanmalıdır.

Tanık Beyanı

Tanık, yargılama konusu olayın ispatına ilişkin doğrudan doğruya edindiği bilgileri doğrudan doğruya mahkemeye açıklayan kişidir. Tanık, olayı gören veya görmeyen, duyan veya duymayan, koklayan veya koklamayan kişi olabilir. Yani kişiler bir olayı görmediklerine, duymadıklarına, hissetmediklerine dair tanıklık yapabilirler.

Birden fazla sanık birbiri aleyhine tanık olarak dinlenebilir.

Kişinin akıl hastası olması, çocuk olması, çok yaşlı veya bunak olması tanık olmasına engel değildir. Bu kişilerin beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağı ayrı bir değerlendirmenin konusudur.

Kolluk görevlileri tanık olarak dinlenebilirler. Herhangi bir soruşturmada görev alan kolluk görevlisi o işi soruşturmak, tanık lehine ve aleyhine delil toplamak zorundadır. Bu kişilerin tanık beyanlarının değerlendirmesi, bu kişilerin olaya karşı olan konumları dikkate alınarak yapılmalıdır.

Tanık beyanı mutlaka olayın oluşuna ilişkin olmak zorunda değildir. Yan olaylara ilişkin olarak da tanık beyanı dinlenebilir. Örneğin, yapılan aramaya ilişkin işlem tanığının da dinlenmesi mümkündür.

Tanığın yükümlülükleri davet üzerine duruşmaya gelmek, yemin etmek ve doğru beyanda bulunmaktır. Bazı tanıklar için bu yükümlülüklerin bazıları kaldırılmıştır. Mahkemeye gelme yükümlülüğü olmayan tek tanık Cumhurbaşkanı’dır.

Tanıklara, duruşmaya katılmaları konusunda çağrı kağıdı gönderilir. Bu çağrı kağıdında özürsüz gelmemelerinin sonuçları kendilerine bildirilir. Bunlar zorla getirme ve katılmadıkları duruşmanın masraflarının kendilerine ödetilmesidir. Gelmeleri halinde de, tanıklara gelme masrafları ve mahkemede geçirdiği mesaisinin karşılığı ödenir.  Elektronik araçlarla da davet mümkündür. Ama elektronik aletlerle yapılan davetlere yaptırım bağlanamaz.

Cumhurbaşkanı tanıklık yapmak konusunda takdir yetkisine sahiptir. Tanıklık yapmak isterse de beyanı kendi konutunda verebilir. Milletvekilleri tanık olarak çağrılırsa bu çağrıya uymak zorundadırlar ama gelmezlerse zorla getirilemezler.

Tanığı dinleme yetkisi mahkemeye, hakime veya savcıya ve kolluğa aittir.

15 yaşından küçükler, tanıklıktan çekinebilecek kişiler, mağdur, aynı soruşturmada birbirleri aleyhine tanıklıkta bulunacak kişiler, yeminin önemini anlayamayacak derecede malul olan kişiler yeminsiz olarak dinlenirler. Bu kişilerin yemin etme zorunluluğu olmasa da beyanda bulunma zorunluluğu vardır.

Tanıklıktan çekinme akrabalık ve meslek sebebiyle olabilir. Akrabalık sebebiyle çekinme hakkı bulunan kişilerin beyanı alınmadan önce tanıklıktan çekinebilecekleri kendilerine hatırlatılmalıdır.

Başlangıçta tanıklıktan çekinme hakkı bulunmayan kişilerin daha sonradan mahkemeye başvurup bu hakkını kullanması mümkündür. Bu durumda daha önceki beyanları da delil olarak kullanılamaz.

Kişi tanıklıktan çekinme hakkını kullanmak isterse, bu ilişkinin varlığına ilişkin yemin teklif edilebilir. Kişi hakkı olmasına rağmen tanıklık yapmak isterse, beyanlarının doğruluğu konusunda yemin edip etmeme konusunda takdir hakkı vardır.

Tanığa yapacağı işin öneminin anlatılması ve ne ile ilgili tanıklık yapacağı hatırlatılması gerekir.

Şüpheli veya sanığın nişanlısı, sonradan evlilik ilişkisi ortadan kalkmış olsa bile eş, ikinci dereceye kadar kayın hısımları ve üçüncü dereceye kadar kan hısımları, kan veya kayın hısmı olan altsoy ve üstsoy evlatlık tanıklıktan çekinme hakkına sahiptir.

Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli, sanık veya katılan ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. Bu durumda tanıklıktan çekinebilecek kişiye kayyım atanır.

Kişi beyanda bulunmaktan tamamen veya kısmen çekinebilir. Kişi somut olayda tanıklıktan çekinme hakkına sahip olmasa bile, hakkında tanıklıktan çekinebileceği kişiyi ilgilendiren bir açıklama yapması gerekirse kısmen çekinebilir.

Avukatlar, stajyerleri ve yardımcıları, bu sıfatları dolayısıyla veya yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler konusunda tanıklıktan çekinebilirler. Vekalet öncesi yapılan açıklamalar için de tanıklıktan çekinme hakkı kullanılabilir. Avukat somut bir yargı çerçevesinde bu tür bilgiler edinirse yine bu bilgiler için tanıklıktan çekinebilir.

Tıp mesleği mensupları, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler konusunda tanıklıktan çekinebilirler. Bu kişiler mesleki alana ilişkin değil, hastaya ilişkin çekinme hakkına sahiptirler.

Malî işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterler bu sıfatları dolayısıyla hizmet verdikleri kişiler hakkında öğrendikleri bilgiler hakkında tanıklıktan çekinebilirler. Mali müşavirin veya noterin tanıklıktan çekinme hakkı sadece meslek sebebiyle edindiği bilgiye ilişkindir.

Gazeteciler haber kaynakları konusunda tanıklıktan çekinebilirler. Ancak olayın içeriğine ilişkin olarak tanıklıktan çekinemezler.

Meslekleri sebebiyle tanıklıktan çekinebilecek kişilerin, tanıklıktan çekinebilmeleri için sanık veya şüpheliye hizmet veriyor olması gerekmez.

Meslek sırrını ifşa eski kanunda bir suç olarak düzenlenmişti. Şu anda kanunda böyle bir hüküm yoktur ama meslek kanunları bunu yasaklayabilmektedir.

Avukatlar, stajyerleri ve yardımcıları dışındaki diğer tüm tanıklıktan çekinebilecek kişiler, ilgilinin tanıklığa rıza göstermesi halinde tanıklıktan çekinemezler. Ancak avukatlar, stajyerleri ve yardımcıları bu konuda tam bir takdir yetkisine sahiptir.

Tanıklığın içeriğini oluşturan bilgilerin devlet sırrı niteliğinde olduğu iddia edildiğinde bu bilgilerin kullanılmasına ilişkin karar verme yetkisi mahkemeye aittir. Devlet sırrı, açıklanması devletin dış ilişkilerine, milli güvenliğe zarar verebilecek, anayasal düzene tehlike oluşturabilecek bilgilerdir. Hiçbir bilgi devlet sırrı olduğu gerekçesiyle mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Tanık devlet sırrı iddiasını ortaya attığında zabıt katibinin dahi olmadığı bir ortamda sadece mahkeme tarafından dinlenir. Bilginin devlet sırrı olduğu sonucuna ulaşılırsa, sadece yargılamayı ilgilendiren kısma ilişkin tutanak tutulur ve bu kısım kullanılır. Devlet sırrı olduğu kabul edilen bilgiler tutanağa geçirilemez. Bilginin devlet sırrı olmadığı sonucuna ulaşılırsa bu usul uygulanmaz ve tanık beyanı sıradan bir tanık beyanı olarak değerlendirilir. Bu hüküm alt sınırı 5 yıl veya daha fazla cezayı gerektiren suçlarda uygulanır. Yani bir suç için 5 yıldan daha az mahkumiyet hükmü öngörülmüşse, devlet sırrı niteliğinde olan beyanın hiçbir kısmı kullanılamaz. Hüküm sürekli olarak mahkeme tarafından incelemeden bahsettiği için kovuşturmaya atıf yapmaktadır. Cumhuriyet Savcısı, bir bilgi devlet sırrı olduğu niteliğinde olduğu gerekçesiyle verilmezse herhangi bir yola başvuramaz.

Tanıklar prensip olarak birbirinden bağımsız olarak dinlenir.

Tanık ve sanıkların yüzleşmesi konusunda sınırlayıcı bir hüküm yoktur. Sadece, tanığın sanığın huzurunda doğruyu söylemeyeceği düşünülüyorsa sanık duruşma salonundan dışarıya çıkartılır.

Tanık çocuk ise ifadesi bir kez alınır ve duruşma dışında alınabilir. Tanık zorunlu olmadıkça aynı suç soruşturmasında birden fazla kez dinlenmez. Zorunluluğu mahkeme takdir eder. Yeniden dinlenmesi gerektiğinde yemin teklif edilmesine gerek yoktur, eski yemini hatırlatılır.

Tanık beyanının kayda alınması kural olarak zorunlu değildir. Ama mağdur çocukların tanıklığı ve duruşmaya getirilmesi mümkün olmayan ama tanıklığı maddi gerçeğin ortaya çıkartılması için zorunlu olan kişilerin tanıklığı mutlaka kayda alınır.

Tanık sebepsiz yere tanıklıktan veya yeminden imtina ederse duruşma masrafları kendisine yüklenir ve 3 ayı aşmayacak şekilde kovuşturma bitene kadar disiplin hapsine mahkum edilir. Yükümlülük yerine getirilirse hapis sona erer.

Tanığın daha sonra dinlenmesi mümkün olmayacaksa mahkeme bu beyanı duruşmadan önce bizzat veya naip hakim vasıtasıyla elde edebilir.

Belirti, Belge Delilleri, Keşif, Yer Gösterme

Olayla doğrudan ilişkisi olmayan ama dolaylı ispat kabiliyeti taşıyan şeylere belirti denir. Belirti tek başına ispat aracı olarak kullanılamaz. Ama delillerin tamamlayıcısıdır veya delillerle tamamlanır.

Belge delilleri mahkemelerde hakimler tarafından okunarak değerlendirilir.

Keşif, delillerle ilgili olan işlerin heyet tarafından veya üyelerden birisi tarafından duruşma salonu dışında yapılmasıdır. Keşfe tanığın katılması zorunlu olmadıkça, kendisinin katılmamasına izin verilebilir.  Keşfin elde etme mi yoksa değerlendirme mi olduğu tartışmalıdır.

Yer gösterme soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekleştirilen bir işlemdir. Yer gösterme, beyanın ilgili yerde teyit edilmesi işlemidir. Kolluk amirinin yer gösterme işlemi yaptırma imkanı yoktur. 250. Madde kapsamındaki suçlarda kolluk amiri de yer gösterme yaptırabilir.

Otopsi

Şüpheli veya zorlu ölüm durumlarında otopsi işlemi yapılması zorunludur. Normal ölümlerde ölü muayenesi yapılır. Ölü muayenesinde cerrahi müdahale yapılmaz. Ölümün gerçekleştiğini ve bedenin durumunu herhangi bir hekim tespit eder. Otopsi şüpheli veya zorlu ölüm durumlarında yapılır. Bedenin üç ana bölgesi, kafa, göğüs ve karın açılır.

Cumhuriyet Savcısının da otopsiye katılması gerekir.

Gömülmüş bulunan bir ceset, incelenmesi veya otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki karar, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir.

Ölümünden hemen önceki hastalığında öleni tedavi etmiş olan tabibe, otopsi yapma görevi verilemez. Ancak, bu tabibin otopsi sırasında hazır bulunması ve hastalığın seyri hakkında bilgi vermesi istenebilir.

Bilirkişi İncelemesi

Elde edilen delilin ne anlama geldiği her zaman hakim tarafından tespit edilemeyebilir. Bu hallerde ve özellikle teknik konularda hakim bilirkişi incelemesine başvurmak zorundadır.

Hukuki bilgiyle çözümlenebilir sorunlarda veya günlük hayat bilgisiyle çözümlenebilir sorunlarda bilirkişiye başvurulması yasaktır.

Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek birden çok bilirkişi atanması olarak saptanması konusunda hâkim ve mahkemenin takdir yetkisi vardır. Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı da bu yetkileri kullanabilir.

Daha önce alınmış bir bilirkişi raporunun değerlendirilmesi için katılan, vekili, şüpheli, sanık ve müdafi bu alanda görev yapan uzman kişilerden rapor alma yoluna gidebilir.

İllerde bilirkişi listeleri oluşturulur ve bilirkişiler bu listelerden seçilirler. Gerekçesi gösterilerek bu liste dışından da bilirkişi görevlendirilmesi yapılabilir.

Paralarda sahtecilik hakkında yapılan takiplerde delillerbu işle ilgili kamu kuruluşuna incelettirilir. Yabancı devletlerin paralarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda aynı işi yapan Türk kurumlarının da görüşleri alınır.

Tanığa ilişkin hükümler aksi kanunda kararlaştırılmış olmamak koşuluyla bilirkişi hakkında da uygulanır. Bilirkişi çağrı kağıdıyla çağrılır, gelmezlerse zorla getirilecekleri ihtar edilir. Buna rağmen gelmezlerse ihzar edilirler. Bilirkişiler yemin yükümlülüğü altındadır.

Otopsi işlemi bir bilirkişi incelemesidir ve şüpheli ölümlerde yapılması zorunludur. Otopside kimlerin bilirkişi olabileceği belirlenmiştir. Bunun haricinde olağan bilirkişi hükümleri uygulanır.

Bilirkişiler de reddedilebilir veya davayla ilgili delilleri incelemekten çekinebilir. Bilirkişiler işi almak zorunda değildir. Bilirkişiler tanıklıktan çekinme hükümlerine dayanarak veya başka makul sebepler göstererek bilirkişilikten çekinebilir. Listeye kaydolanlar ve incelenmesi gereken teknik hususu meslek edinen kişiler bilirkişilikten çekinemezler. Kamu görevlileri kendi çalıştıkları kurumla ilgili soruşturma veya kovuşturmada bilirkişilik yapamazlar.

Bilirkişi, daha teknik konular için bilgiye ihtiyaç duyarsa yeni bilirkişi görevlendirilmesini isteyebilir. Şüpheli, sanık veya mağdura soru sormak isterse, bu soruları ancak mahkeme aracılığıyla sorabilir.

Taraflar bilirkişinin sözlü olarak dinlenmesini de talep edebilirler. Eğer bu husus mahkeme tarafından kabul edilmezse ama taraflar bir sonraki celsede bu kişiyi hazır bulundurursa, mahkeme bilirkişiyi dinlemek zorundadır.

Bilirkişi incelemesi için kanunda 3 aylık süre öngörülmüştür. Bu süre zorunlu hallerde 3 ay kadar uzatılabilir. Bu sürede görev yerine getirilmezse dosya mahkemece resen geri istenebilir. Bilirkişi bu durumda dosyayı kendisine görevli organa yaptığı işlemlerle birlikte iade eder.

Bilirkişi incelemesi için de yer bakımından yetki kuralları uygulanır. Yetki alanı dışında bir yerde inceleme yapılacaksa oraya istinabe yapılmalı veya bilirkişi mahkeme yetki alanına getirilmelidir.

Gizli Tanık

Gizli tanık sadece örgüt suçlarına ilişkin yargılamalarda ve tanıklık sebebiyle tanığın kendisine veya yakınlarına yönelik bir tehlike oluşacaksa mümkündür. Kişinin görüntüsünün veya sesinin değiştirilerek duruşma salonuna aktarılması şeklinde söz konusu olur. Bu delil aslında kollektif bir delil değildir. Zira delilin elde edilmesi hakkında bilgi alma imkanı olmadığı için değerlendirmesi de doğru olarak yapılmayabilir. Tek başına gizli tanık beyanı mahkumiyet hükmü kurulması için yeterli değildir.

Delil Yasakları

Hakim hukuka aykırı delilleri hükme esas almamalıdır. Bu deliller aynı zamanda hiçbir yan işleme de esas teşkil edemezler. Elde etme yasağına rağmen bir delil elde edilmişse ve bu delilin yeniden elde edilmesi mümkün değilse delil tamamen kullanılamaz hale gelir. Buna delil karartma da denir.

Her türlü hukuka aykırılığın bir delilin kullanılmasını engelleyip engellemeyeceği tartışmalıdır. Örneğin bir görüşe göre konutta gece arama yapılmasının delili kullanılamaz hale getirirken, diğer bir görüşe göre getirmez. Yargıtay, mutlak ve nispi hukuka aykırılık ayrımı yapar. Gerçekleştirilen hukuka aykırılık bir hak ihlali oluşturuyorsa bu delilin kullanılması mümkün değildir.  Ama bir hak ihlali yoksa veya hukuka aykırılık şekli bir aykırılık ise, hukuka aykırılık ve elde edilen delil arasında denge gözetilerek delil kullanılabilir.

Bir hukuka aykırı delilden elde edilmiş diğer delillerin de delil yasağı kapsamına girmesi gerekir. Bunların en önemlisi de ikrardır. Bazı durumlarda hukuka aykırı bir delile dayanılarak ikrar elde edilebilir. Bu durumlarda da hukuka aykırı delilin uzak etkisi kabul edilmeli ve ikrar hükme esas olarak kullanılmamalıdır.

Hukuka aykırı deliller hükme esas olarak kullanılmasa da dosya kapsamından çıkartılmazlar. Ayrı bir kategoride muhafaza edilirler.

Muhakemenin Yürüyüşü

Ceza muhakemesi soruşturma ve kovuşturma evresinden oluşur. Suç soruşturması, soruşturma yapmaya yetkili makamın suç şüphesini bir biçimde öğrenmesiyle başlar. Soruşturma sürecinde ana yetkili Cumhuriyet Savcısıdır. Cumhuriyet Savcısı soruşturma süreci boyunca sulh ceza hakimini ve adli kolluğu kullanır. Cumhuriyet Savcısı bu süreç sonucunda dava açmaya yeter şüpheye ulaşırsa dava açar.

Kamu görevlileri hakkındaki ihbarlar soyutsa, imzasızsa veya daha önceden bu konuda verilmiş böyle bir karar varsa dosya işleme alınmaz. İşleme almama kararına karşı itiraz yoluna başvurulamaz. Zira mahkemeler bu kararı idari bir karar olarak görmektedir. Danıştay da bu kararı idari olarak görmemekte ve incelememektedir.

Savcı dava açmaya yetecek şüpheye ulaştıran delil elde edilemezse takipsizlik kararı verir. Ayrıca muhakeme engeli varsa ve maslahata uygunluk sebepleri varsa dava açılmaz.

İddianame mahkeme tarafından iade edilebilir veya kabul edilerek duruşmaya geçilebilir. İddianamenin sunulması ile kabulü arasında geçen süre soruşturma aşamasından sayılır. Soruşturmada geçerli olan ilkeler burada da uygulanır.

İddianamenin kabulüne ilişkin kararın verilmesi anında veya iddianame verildikten sonra 15 günlük sürenin mahkeme tarafından sessiz olarak geçirilmesiyle kovuşturma aşaması başlar. Kovuşturma evresi bakımından hem yetki hem de ilkeler farklılaşır. Kovuşturma evresinde alenilik ve sözlülük ilkesi geçerlidir. Yetki artık mahkemededir, savcının yetkisi sona erer.

Kovuşturma aşaması kendi içerisinde duruşma hazırlığı ve duruşma evresi olarak iki evreye ayrılır. İddianamenin kabulü ile yoklama arasında geçen süre duruşma hazırlığı evresidir. Belirtilen duruşma gününde hazır bulunan kişilerin yoklamasının yapılması ile duruşma başlar, mahkemenin nihai hükmü ile sona erer.

Duruşma hazırlığı iddianamenin kabulü kararı ile başlar. Burada yetkili, heyet halinde çalışan mahkemelerde mahkeme başkanı, tek hakimli mahkemelerde hakimdir.

Duruşma hazırlığı evresinde, iddianamenin kabulüne ilişkin karar ile birlikte duruşma günü tespit edilir. İddianamenin kabulü kararı mahkeme veya mahkeme üyesi sıfatıyla tek hakim tarafından verilir. Duruşma hazırlığına ilişkin diğer kararlar heyet halinde çalışan mahkemelerde, mahkeme başkanı tarafından verilir.

Duruşma günü ilgililere bildirilir. Sanığa duruşma gününün bildirilmesi yetmez, aynı zamanda iddianamenin ve eklerinin de bildirilmesi gerekir. İddianamenin sanığa tebliği ile duruşma günü arasında en az 7 gün olmalıdır. Bu sayede sanık savunma hazırlama imkânına sahip olacaktır. Bu süre koruyucu süre olarak adlandırılan sürelerdendir. Sanık bu süreden kendisi feragat edebilir. Eğer 7 günden daha kısa bir sürede duruşma başlatılmışsa, sanığa, istemi halinde duruşmanın ertelenebileceği söylenir.

Mahkemenin suçun ispatı bakımından dinlenmesini yararlı gördüğü tanık ve bilirkişileri davet etmesi gerekmektedir. Bu bildirim çağrı kağıdıyla yapılır ve davet edilen kişiye çağrı kağıdında gelmemesinin sonuçları bildirilir. Mahkemenin kendi inisiyatifi ile davet ettiği kişiler dışında, taraflar da bir bilirkişi veya tanığı duruşmaya davet edebilir. Mahkemenin kendi getirdiği kişiler bir tarafın tanığı veya bir tarafın bilirkişisi olarak nitelendirilebilir. Ama kişi mahkemeden birisini davet etmesini istemiş ve mahkeme de dinlenmesini gerekli görerek davet etmişse bu kişi kamu tanığı veya kamu bilirkişisi olur. Taraflar dinlenmesini istedikleri kişileri duruşmadan 5 gün önceye kadar mahkemeye bildirebilir. Talebin reddedilmiş olması davet edilenin dinlenmeyeceği anlamına gelmez. Kişinin davet edilmesi istenmiş ve fakat istem mahkeme tarafından reddedilmişse bile, kişi duruşmada hazır bulundurulursa mahkeme tanığı dinlemek zorundadır.

Tarafların talepleri birbirlerine bildirilmek zorundadır. Bu çekişmeli yargılama ilkesinin bir sonucudur. Taleplerde söz konusu kişinin kimliği, adresi, olayla bağlantısı ve sunabileceği bilgi yer almalıdır.

Bazı şartlarda kişinin duruşma öncesinde dinlenmesi zorunluluğu ortaya çıkabilir. Herhangi bir tanığın duruşmada dinlenmesi mümkün değilse bu dinleme mahkeme salonu dışında da yapılabilir. Ayrıca naip hakim vasıtasıyla ve istinabe suretiyle dinleme de mümkündür. İmkan varsa duruşma dışında yapılan dinleme kayıt altına alınmalıdır. 5 yıl veya daha fazla cezayı gerektiren suçlarda sanığın sorgusu istinabe yoluyla yapılamaz.

Duruşma yoklama ile başlar ve ilk derece mahkemesinde verilen hüküm ile sona erer. Yoklamaya kadar alt dereceye yönelik görevsizlik kararı verilebilir.

Mahkeme heyetinin tamamı, zabıt katibi, kanunda istisnası yoksa Cumhuriyet Savcısı, zorunlu müdafi öngörülmüşse müdafi hazır olmadan duruşmaya başlanamaz. Hakimin veya bulunması gereken hallerde savcının duruşma salonunu terk etmesi, uyuması mutlak bozma sebebidir.

Sulh Ceza Mahkemelerinde yapılan yargılamalarda, asliye ceza mahkemesinde yapılan yargılamalarda, çocuk mahkemelerinde yapılan yargılamalarda savcı duruşmaya katılmaz.

Kovuşturma evresinde sözlülük ilkesi geçerlidir. Sözlü yapılan işlemler tutanağa bağlanır. Duruşmada okunması olan belgeler hakim tarafından okunur. Okunan belgeler tutanağa aktarılır.

Kovuşturma evresinde alenilik ilkesi geçerlidir. Dosya aleni değildir ama duruşma alenidir. Aleniyet bazı durumlarda sınırlanabilir. Hakim kapalı duruşma yapsa bile kararı açık duruşmada açıklar. Çocukların yargılamasında yargılama ve karar oturumu kapalı yapılır.  Kapalı duruşmalarda kimlerin bulunacağı hakimin kararında belirtilir. Kapalı olarak yapılan duruşmanın içeriğine ilişkin yayın yapılamaz. Mahkeme, içeriğin dışarıya aktarılmamasına ilişkin ihtarda bulunur. Duruşma açık olsa bile, duruşma içerisinde sarf edilen sözlerin ve beyanların dışarıda duyulması sakıncalı olarak nitelendirilebilirse içeriğin yayınlanması gerekçe gösterilerek yasaklanabilir.Kanunda gösterilen istisnalar dışında ses veya görüntü kaydedici cihazlar ile duruşma salonunda kayıt yapılamaz.

Kural olarak sanık duruşmada hazır olmadan duruşmaya başlanmaz. Kaçak, gaip, vareste, savuşmuş ve tebligata rağmen katılmamış sanık hakkında duruşmaya başlanabilir.

Kural olarak kişinin sorgusu yapılmadan mahkumiyet hükmü verilemez. Hürriyeti bağlayıcı ceza verilmeyecekse ve/ya davet yapılmasına rağmen sanık duruşmaya katılmamışsa hüküm kurulabilir. Mahkumiyet dışında beraat, düşme gibi bir karar verilmesi söz konusuysa sorgu yapılmadan da karar verilebilir. Fiilin hukuki niteliğinin değiştiği durumlarda,sanığın sorgusu yeniden yapılmadan hüküm verilemez. Bu kural lehe ve aleyhe olan değişmelerde uygulanır. Hazır bulunan sanığa son sözü sorulmadan hüküm verilemez.

Sanık, katılmadığı celselere bir müdafi gönderebilir. Sanık kaçak veya gaip olarak nitelendirilebiliyorsa veya sanık tedbiren dışarıya çıkartılmışsa işlem bazlı zorunlu müdafilik söz konusu olur.

Suç ortaklarından birisinin veya bir tanığın sanığın huzurunda gerçeği söylemeyeceği endişesi ortaya çıkarsa, sanık sadece bu kişinin dinlenmesi için duruşma salonu dışına çıkarılabilir. Salona döndükten sonra kendisine tanığın ifadesi okunur ve anlatılır.

Mahkeme sanık hakkında her zaman yakalama emri verebilir.

Zorunlu sebeplerle mahkemenin yapıldığı yer dışında bir başka tutukevinde tutulan sanık, zorunlu değilse duruşmaya getirilmeyebilir. Bu durumda sanığın celseye katılmak konusunda takdir yetkisi vardır. Ancak gelmek isterse mutlaka getirilmelidir.

Çapraz sorgu düzenlemesi ceza muhakemesi kanununda yoktur. Sadece doğrudan soru sorma imkanı getirilmiştir. Müdafi veya katılan vekili avukat, sanık, tanık veya bilirkişiye doğrudan soru yöneltilebilir. Katılan veya sanık soramaz. Sanık veya katılan da mahkeme başkanı aracılığıyla bu kişilere soru sorabilir. Heyet üyeleri veya hakim doğrudan ek sorular yöneltebilir.

Kovuşturma aşamasında şüpheli veya tanık Türkçe bilmiyorsa, kendisine bir tercüman atanır. Soruşturma aşamasında bu tercümanın atanmasına Cumhuriyet Savcısı karar verir. Tercüman olabilecek kişiler kayıt altına alınmıştır.

Kişi, iddianamenin okunmasından ve esas hakkında mütalaanın sunulmasından sonra, kendisini başka bir dilde daha iyi ifade edebileceğini ifade ederse, kendisine o dili bilen bir tercüman atanır. Kişinin dili bilmemesi halinde tercüman atanmasında farklı olarak, bu tercümanın giderleri sanık tarafından karşılanır ve bu istem yargılamayı uzatmak amacıyla kullanılamaz.

Mahkemenin düzeninden sorumlu olan kişi tek hakimli mahkemelerde hakim ve heyet halinde çalışan mahkemelerde mahkeme başkanıdır. Bu düzenlemeye göre, kişinin duruşma düzenini bozduğu veya bozacağı fark edilirse duruşma salonundan çıkartılması mümkündür. Kişinin duruşma salonundan çıkmayı reddetmesi halinde 4 güne kadar disiplin hapsi uygulanabilir. Avukatlar duruşma salonundan çıkartılamaz ve çıkmayı reddetmesi halinde disiplin hapsine çarptırılamaz.

Sanığın duruşmada hazır bulunmasının zorunlu olmadığı durumlarda, sanığın da duruşma salonundan çıkartılmasına karar verilebilir. Sanık duruşma salonundan çıkartılıp, yokluğunda yapılması daha sağlıklı olan işlem yapıldıktan sonra, sanığa kendisi yokken yapılan işlemin içeriğinin anlatılması ve yokluğunda kendisine bir müdafi görevlendirilmesi gerekir.

Duruşma salonunda bir suç işlenmesi halinde bu durum tutanağa aktarılır ve fiil, hakkında soruşturma açılması için iddia makamına bildirilir.

Duruşma yoklamasının yapılması ve iddianamenin kabulü kararının okunmasından sonra sanığın sorgusunun yapılması gerekir. Sanığa ulaşılamıyorsa veya tebligat yapılamamışsa, delillerin ikamesine geçilebilir ama delillerin tartışılmasına geçilemez.

Sanığın sorgusundan sonra delillerin ikamesine geçilir. Mahkemeye getirilmesi daha önce taraflarca istenmiş ve mahkemece kabul edilmiş belge ve delillerikame edilir. Daha sonra sanık tarafından talep edilmiş ama mahkemece reddedilmiş, yine de taraflarca duruşma salonuna getirilmiş tanık veya bilirkişi dinlenir. Taraflar istedikleri tanık ve bilirkişileri mahkemeye 5 gün içinde bildirir. Mahkeme, sadece istem bu süre içinde yapılmadığı için delili dinlemeyi reddedemez. Herhangi bir delilin elde edilmesi için kanuna aykırı yöntemler kullanılmışsa, delilin ispat vasfı yoksa, delilin ikamesi istemi davayı uzatmak amacına yönelikse delil reddedilebilir. Bunun dışındaki hallerde mahkeme ikameye müsaade etmek zorundadır.

Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir. Bu durumda mahkeme başkanı veya tek hakim bu feragat ile bağlı değildir ve delili yine de ikame edebilir. Taraflar iddianamenin okunmasından feragat edemez.

Tanıklar birbirlerinden bağımsız olarak duruşma salonuna alınırlar ve mahkeme başkanı rıza göstermeden salondan ayrılamazlar. Tanığın daha önceki ifade tutanakları, dinleme sırasında okunmaz. Ancak tanık ölmüşse veya salona getirilemiyorsa daha önceki ifade tutanakları okunur. Tanık, daha sonradan tanıklıktan çekinme hakkını kullanırsa önceki ifade tutanakları okunamaz.

Bazı belgeler okunmak zorundadır, bazı belgelerin okunması ile yetinilebilir ve bazı belgeler duruşmada okunamaz. Belge delilleri okunmak zorundadır.

Tanık beyanın doğrudan alınması gereklidir. Daha önceki beyanların okunması ile yetinilemez. Sadece tanığın beyanı eğer ispat için önem taşımıyorsa belgenin okunması ile yetinilebilir.

Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışılır.

Sanığın önceki ifadesine ilişkin tutanaklar, ancak sanığın ifadeleri arasında çelişki okunması halinde okunur.

Her delilin ikamesinden sonra katılan, Cumhuriyet Savcısı, sanık ve müdafinin görüşü sorulur. Bütün deliller ikame edildikten sonra delillerin tartışılmasına geçilir. Bu aşamada da aynı sırayla beyanlar alınır. Daha sonra esas hakkında mütalaaya geçilebilir.

Duruşmada olan her şey sadece duruşma tutanağıyla ispat edilebilir. Duruşmada olan hukuka aykırılıkların kanun yolunda bozma sebebi olabilmesi için duruşma tutanağına kaydedilmiş olması gerekir. Duruşma tutanağının gerçeği yansıtmadığı ancak tutanak hakkında verilmiş bir sahtelik hükmüne dayanılarak ileri sürülebilir

Delillerin değerlendirilmesi gerçekleştikten, esas hakkında mütalaa verildikten ve sanığın son sözleri alındıktan sonra mahkeme heyeti müzakereye çekilir. Müzakere veya kararda sadece duruşmaya getirilmiş ve hukuka uygun deliller dikkate alınır.

Müzakere aşamasını mahkeme başkanı yönetir. Müzakerede oylar açıklanmaz. Heyet bir araya gelir ve olayı tartışır. Müzakere aşamasına mahkeme heyeti veya hakimden başka diğer süjeler katılamaz. Cumhuriyet Savcısının katılması da mümkün değildir. Avukatların veya avukat stajyerlerinin müzakereye katılmasına mahkeme başkanı izin verebilir.

Müzakereden sonra hakimler oylarını tek tek açıklarlar. Oyların açıklanmasına en kıdemsiz üyeden başlanır.

Hükmün gerekçesi daha sonra yazılıp ilgililere tebliğ edilebilir. Bunun için mahkemeye tanınmış düzenleyici süre 15 gündür. Hüküm, tebliğ veya tefhim anında verilmiş sayılır. Gerekçeli kararın tebliğ edildiği an değil, hükmün tebliğ edildiği an hükmün açıklanması anı kabul edilir.

Mahkeme tarafından verilecek karar oybirliği veya oyçokluğuyla alınabilir. Oyların dağılması durumunda daha aleyhe olan oy, kendisine en yakın oya eklenir.

Müzakereden sonra kararın açıklanmasına geçilir. Mahkeme heyetinin verebileceği hükümler kanunda sayılmıştır.

·       Kişinin fiili işlediği sabit görülürse hakkında mahkumiyet kararı verilir.

·       İşlenen fiilin suç oluşturmadığı sonucuna ulaşılırsa beraat kararı verilir.

·       Kusuru kaldıran sebeplerden birisinin var olduğu tespit edilirse, kusurun bulunmaması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.

·       Etkin pişmanlığın, karşılıklı hakaretin veya şahsi cezasızlık sebebinin varlığı tespit edilirse ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.

·       Fiil ile ilgili daha önce verilmiş ve kesinleşmiş bir hüküm varsa veya derdest dava varsa davanın reddine karar verilir.

·       Herhangi bir yargılama koşulunun eksikliği söz konusu ise, yargılama koşulunun gerçekleştirilmesi için durma kararı verilir. Durma kararı bir hüküm teşkil etmez. Yargılama koşulunun gerçekleştirilmesi mümkün değilse, zamanaşımı veya genel af varsa düşme kararı verilir. Düşme kararı hüküm niteliğindedir.

·       Bir başka yargı alanına yönelik görevsizlik kararı nihai hüküm niteliğindedir.

Durma kararları hüküm değildir. Çünkü uyuşmazlığı sonlandırmazlar.

Mahkumiyet hükmü verilen durumlarda, mahkeme kendi önüne getirilen fiil ve faillerle bağlıdır. Ancak mahkeme iddianamede gösterilen fiilin hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Mahkeme yargılama sırasında suçun hukuki nitelendirmesini değiştiriyorsa sanığın ek savunmasını alır. Bu nitelik değişikliğinin lehe veya aleyhe olması önemli değildir. Her iki durumda da sanık hakkında mahkumiyet hükmü tesis edilebilir. Mahkeme duruşmanın başlangıcında suçun hukuki nitelendirilmesinin değişebileceğini öngörürse, iki muhtemel hukuki nitelendirmeye ilişkin olarak sanığın savunmasını alır.

Hüküm verilirken heyete katılan hakimler oylarını açıklamaktan imtina edemez. Hakim kararsız kalmışsa sübuta ilişkin şüpheye düşmüş olabilir veya hukuki nitelendirme konusunda tereddütte kalmıştır. İlk ihtimalde şüphe sanık lehine yorumlanır. İkinci ihtimalde bilgi edinmesi ve sonuca bağlanması gerekir. Hakimin çekimser kalması ihtimali söz konusu değildir.

Gerekçede iddia ve savunmanın özetine, delillere ve delillerin değerlendirilmesine, kanuna aykırı delillere ve bunlara neden dayanılmadığına, hükmün hukuki nitelendirilmesinin hatalı olduğuna karar verilirse bu hususa ve gerekçesine, ceza yerine güvenlik tedbirine hükmedilirse bu hususa ve gerekçesine, suç tarihine, tedbirlerin süresine yer verilir. Beraat kararı verilirse hükümde fiilin işlendiği tarihe yer verilmesine gerek yoktur.

Hüküm duruşma sona erdikten sonra, kural olarak kamuya açık oturumda açıklanır. Çocuklar hakkında yapılan yargılamada yargılama gibi hükmün açıklanması da kapalı oturumda gerçekleşir.

Hüküm verildikten sonra hükmün hukuki sonuç doğurabilmesi için bu hükmün açıklanması gerekir. Hükmün açıklanması, hükmün hukuk düzeni tarafından tanınır hale gelmesidir. Gerekçeli karar, hükmün gerekçeli halinden ibarettir. Hükmün açıklanması anı, duruşmada tefhim edildiği andır. 

Belirli şartlar altında, mahkemenin hükmün açıklanmasını geri bırakma yetkisi vardır. Bu şekilde hükmün sonuç doğurması ertelenir. Burada hükmün ne olduğu söylenir, ama hükmün hukuki sonuç doğurması askıya alınır. Bu yola ancak 2 yıl hapis cezasından daha hafif yaptırımlar öngörülmüş suçlarda başvurulabilir. Bu yola başvurulması için mahkumiyet hükmü verilebilecek bir duruma gelinmiş olması, sanığın daha önce kasıtla işlenmiş bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, mahkemenin sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesi ve sanığın buna rıza göstermiş olması gerekir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması yolunun işletilebilmesi için ilk koşul mahkumiyet hükmünün verilebilecek durumda olmasıdır. Eğer beraat veya düşme kararı verilebilecekse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez.

Sanık hükmün açıklanmasına rıza göstermiyorsa mahkeme bu yola gidemez. Burada kabul etmek, açıkça talep etmek olarak yorumlanır. Mahkemenin bunu kabul edip etmediğini sormamış olması bozma sebebi olarak kabul edilemez.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için kamunun ve mağdurun uğradığı tüm zararın giderilmesi gerekir. Bu giderim taksitlerle de gerçekleştirilebilir. Bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşula bağlanır ve taksitler ödenmezse hüküm açıklanır.

Cezanın ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından farklı bir usuldür. Cezanın ertelenmesinde tesis edilmiş bir mahkumiyet hükmü vardır ama infazı geriye bırakılır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde mahkumiyet hükmü yoktur.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde kişi 5 yıllık denetim süresine tabi tutulur ve bu sürede 1 yılı geçmemek üzere belirli tedbirlere muhatap edilebilir. Kişi bu süreyi yükümlülüklerine uygun şekilde tamamladığında, verilen mahkumiyet hükmü hiç doğmamış olur. Bu kararlar özel bir sisteme kaydedilirler ve adli sicilde görülmezler. Kişinin 5 yıllık zaman zarfı içinde kasten suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı hareketi halinde, mahkeme hükmünü açıklar ve hüküm sonuç doğurur. Kişi kasten yeni bir suç işlemişse mahkemenin daha önceki hükmü üzerinde tasarruf hakkı yoktur. Kişi, yükümlülüklerine aykırı hareket etmişse, mahkeme cezanın kısmen veya tamamen infazına veya alternatif infaz yollarına başvurulmasına karar verebilir.

Hükmün açıklanması geri bırakılırsa, temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Ancak daha sonra hüküm açıklanırsa hüküm temyiz edilebilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.İtiraz merciinin inceleyeceği şey, açıklanmayan hüküm değil, hükme ilişkin geri bırakma kararıdır. İtiraz mercii, hükmün içeriğini tartışamaz.

Durma kararı da hüküm olmamasına rağmen, kanunda açıkça bu şekilde düzenlendiği için durma kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Diğer tüm hükümler temyiz edilebilir.

Verilmiş ve kesinleşmiş bir hüküm, beraat, mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı kararı veya düşme kararı olabilir. Bu kararların kesinleşmesi ile kararın maddi içeriği ve yargılama konusu olan fiile ilişkin hukuki nitelendirme tartışılmaz hale gelir. Bunun istisnası olağanüstü kanun yollarıdır.

Denetim muhakemesine başvurmak hakkı adil yargılama ilkesinin bir gereğidir. Verilen karara ve tesis edilen hükme karşı başvurulabilen yollara kanun yolu denir.


Kanun Yolları

AİHM, verilen bir hüküm üzerine denetim muhakemesi yoluna başvurma imkanının bulunmasını adil yargılama ilkesinin bir gereği olarak görmektedir. Ancak etkin ve kullanılabilir bir denetim muhakemesinin sağlanması koşuluyla kanun yollarının içeriğini ülkelerin iç hukukuna bırakmıştır.

Olağan kanun yolları itiraz, istinaf ve temyizdir. Olağanüstü kanun yolları kanun yararına bozma, başsavcılığın itirazı ve yargılamanın yenilenmesidir.

Kanun yolları aktarma etkisine sahiptir. Kanun yoluna konu olan karar veya hüküm başka bir merciin önüne çıkar.

Kanun yolları durdurma etkisine sahiptir. Durdurma, tesis edilen nihai hükümlerin icrasını engeller. Ancak tüm kanun yolları durdurma etkisine sahip değildir. İtiraz kanun yoluna ve olağanüstü kanun yollarına başvurulmuş olması verilen hükmün icrasını kendiliğinden durdurmaz.

Kanun yolları sirayet etkisine sahiptir. Bir şüpheli veya sanığın kanun yoluna başvurması, diğer şüpheli ve sanıkların da kanun yolu sonucunda verilen hükmün sonuçlarından yararlanmasını sağlar. Sirayet etkisi sadece temyiz kanun yolu için ve sınırlı olarak kabul edilmiştir.

Kesinleşmemiş bir hükme karşı yapılan başvuru olağan kanun yolu niteliğindedir. Kesinleşmiş bir karara karşı yapılan başvuru olağanüstü kanun yolu niteliğindedir. Bir kanun yoluna olağanüstü denmesi, o kararın kesinleştiği sonucunu kendiliğinden vermez. Kararların niteliğinin ayrıca incelenmesi gerekir.

Herhangi bir karar veya hükme karşı kanun yoluna başvurulması, o kararın hatalı olduğu iddiasına dayanır. Bu hatanın kişinin aleyhine bir sonuç doğuruyor olması gerekir. Başvuruda var olduğu iddia edilen hata hükmün hukuki gerekçelerine veya hükme esas olan vakıaların değerlendirilmesine ilişkin olabilir.

Kanun yolu başvurusu, başvuranın lehine bir durum değişikliği olacağı beklentisiyle yapılır. Yargıtay’ın müstakar olmayan içtihatına göre, hakkında beraat kararı verilmiş kişinin gerekçede yer verilen hususların hatalı olduğu iddiası ile olağan kanun yoluna gitmesi mümkündür.

Bazı usul kaidelerinin bozma sebebi olması için hükme etkili olması aranırken, diğer bazı usul kaidelerine riayetsizlik tek başına bozma sebebidir.

Kanun yolu başvurusu yazılı olarak veya tutanağa geçirilip hakime onaylatılmak kaydıyla sözlü olarak yapılabilir.

Şüpheli veya sanık, avukat, Cumhuriyet Savcısı, katılan, katılma isteminde bulunmuş ve istemi reddedilmiş veya cevapsız bırakılmış kişi, katılan olabilecek şekilde suçtan zarar görmüş kişi kanun yollarına başvurabilir.

Şüpheli veya sanık, mahkemeye verdiği bir dilekçeyle, zabıt katibine bir beyanda bulunarak veya tutuklu ise tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunun müdürüne başvurarak kanun yoluna gidebilir. Müdür, başvuruyu aldığı anda başvuru yapılmış sayılır.

Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişinin lehine kanun yoluna başvurabilir. Ancak bu başvuru, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişinin açık iradesine aykırı ise başvuru geçerli değildir. Vekaletnamede başvuru hakkının olmadığı açıkça yazılmışsa yahut şüpheli veya sanık daha sonra açıkça kanun yoluna başvurulmasını yasaklamışsa şüpheli veya sanığın açık iradesinin kanun yoluna başvurmama yönünde olduğu anlaşılabilir. Zorunlu müdafi atanan durumlarda, müdafi ile müdafiliğini üstlendiği kişinin kanun yoluna başvurmak konusunda iradesi çelişirse müdafinin iradesine öncelik tanınır.

Cumhuriyet Savcısı sanık lehine veya aleyhine kanun yoluna başvurabilir. Savcı bazı kanun yolu başvurularında sebep göstermek ve her kanun yolu başvurusunda sanık lehine veya sanık aleyhinekanun yoluna başvurduğunu göstermek zorundadır. Eğer sebep gösterilmemişse ve Cumhuriyet Savcısının ne yönde kanun yoluna başvurduğu tespit edilemiyorsa başvurunun lehe yapıldığı kabul edilir. Cumhuriyet Savcısı sebep göstermiş ise savcının taleplerinin nihai sonucuna bakılarak başvurunun lehe veya aleyhe olduğu tespit edilmelidir. Cumhuriyet Savcısının itiraz yoluna başvurabilmesi için, yaptığı bir talebin kısmen veya tamamen reddedilmiş olması gerekir. Cumhuriyet Savcısı sanık lehine getirilmiş kanuni düzenlemelere aykırılığı bozma sebebi olarak gösteremez, başvuruyu inceleyen daire de bunu bozma sebebi yapamaz. Cumhuriyet Savcısının kanun yoluna başvurusunun, karar verilene kadar geri alınması mümkündür. Cumhuriyet Savcısı sanık lehine başvurmuşsa, başvuru sanığın muvafakati olmadan geri alınamaz.

Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, nezdinde görev yaptıkları mahkemenin ve bu mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilirler. Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları nezdinde görev yaptıkları mahkemenin ve bu mahkemenin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilirler. Bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.

Katılan, katılma talebinde bulunmuş ve bu konuda karar verilmemiş veya talebi reddedilmiş kişi ve katılan suretini alabilecek şekilde suçtan zarar görmüş bulunan kişi kanun yoluna başvurabilir. Soruşturma aşamasında suçtan zarar görenin kanun yoluna başvurması mümkündür. Katılan olabilecek şekilde suçtan zarar gören kişinin katılan olabileceği kendisine hatırlatılmamışsa veya kendisine duruşma günü haber verilmeyerek kovuşturma aşamasında hakkını kullanması önlenmiş ise bu kişi kanun yoluna başvurabilir. Kişi katılan sıfatını kazanmak istemediğini açıkça beyan etmişse kanun yoluna başvuramaz. Ancak kanun yoluna başvurma hakkınınkanunda açıkça katılana değil de suçtan zarar görene verildiği hallerde, katılan sıfatını haiz olmak istemediğini açıkça beyan etmiş kişi de kanun yoluna başvurabilmelidir.

Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına başvurabilirler. Bu kişiler kendileri için ve kendileri adına kanun yoluna başvurma hakkına sahip olduklarından, yaptıkları başvuru şüpheli veya sanık için yapılan bir başvuru değildir. Bu sebeple, müdafi için aranan açık iradeye aykırı olmama kuralı, bu kişiler için aranmaz. Eş ve kanuni temsilci, şüpheli veya sanığın yasal rejimine tabi olacaktır. Bu bağlamda yasal temsilci ve eş için kanun yoluna başvurma süresi hüküm şüpheli veya sanığa tefhim veya tebliğ edildiği anda başlar.

Kanun yolu başvurusunun, kanun yolu incelemesi bitirilip karar verilene kadar başvurucu tarafından geri alınması mümkündür. Kanun yoluna başvurma hakkından feragat kabul edilemez. Müdafinin başvuruyu geri alması, kendisine vekaletnamede bu işlemi yapabileceği yönünde açıkça yetki verilmişse mümkündür.

Verilen idari ve yargısal kararlarda, hangi kanun yoluna başvurulabileceğinin açıkça gösterilmesi Anayasal bir zorunluluktur. Buna aykırı karar ve hükümlerde, hangi kanun yoluna başvurulabileceğinin açıkça gösterildiği yeni bir hüküm yazılmadıkça kanun yoluna başvuru için tanınmış hak düşürücü süre işlemeye başlamaz.

Kabul edilebilir yani süresinde ve kanun yoluna başvurma hakkına sahip bir süje tarafından yapılan kanun yolu başvurusu, yanlış bir mercie veya yanlış bir kanun yolu ismiyle yapılmışsa, bu merci başvuruyu doğru makama doğru isimle gönderir. Bu imkanın Cumhuriyet Savcısı için geçerli olmadığı öğretide kabul edilmektedir.

Aleyhe bozma yasağı istinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi yolları için geçerlidir. Bu yasak aleyhe bozma yasağı ve aleyhe hükmü ağırlaştırma yasağı olarak görünür. Kişi, kanun yoluna başvururken hükmün daha sonra bozulup kendisinin daha aleyhine olan bir hüküm kurulması endişesi yaşamamalıdır. Bu bağlamda, kanun yollarına sanık lehine başvurulmuşsa ve aleyhe bir başvuru yoksa, verilen hüküm bozulan hükümden daha ağır olamaz. Bu durumda kanun yolu incelemesi yapan merci, mutlak bozma sebepleri dışında daha ağır bir hüküm verilmesi amacıyla hükmün bozulmasına karar veremez. Örneğin, nitelikli halin uygulanmasının ihlal edildiği gerekçesiyle hükmün bozulması mümkün değildir. Mutlak bozma sebebiyle hüküm bozulursa ve yerel mahkeme, bozmaya uyarsa bütün vakıaları olması gerektiği gibi tespit eder ama hükümde aleyhe başvuru yapılmadığı gerekçesiyle cezayı sınırlar. Yargıtay, bu sınırlamayı sadece somut cezaya ilişkin olarak yapmakta, cezanın ertelenmesi gibi diğer hususlarda asıl cezayı esas almaktadır.

Olağan Kanun Yollarıİtiraz

Hâkim kararları veya kanunun açıkça gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. Soruşturma aşamasında sulh ceza hakimi tarafından verilen kararların tamamı, kovuşturma aşamasında mahkeme başkanının başkan sıfatıyla verdiği, naip hakimin üye hakim sıfatıyla verdiği kararlar hakim kararı niteliğindedir. Kanunda özel olarak belirtilen durumlarda mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

İtiraz yoluna başvurabilecek kişiler, şüpheli, sanık, yasal temsilcisi veya eşi, Cumhuriyet Savcısı, katılan veya katılan sıfatını haiz olabilecek kişilerdir.

İtiraz yoluna, kararların tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde başvurulabilir. İtiraz, kararına itiraz edilen makama yapılır. Bu makam, 3 gün içinde itirazı inceleyip kararını düzeltebilir. Kararını değiştirmeyecekse başvuruyu incelemeye makama gönderir.

Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir. Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir.

Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine aittir. Ağır ceza mahkemesi ve başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarını inceleme yetkisi bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.

Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek itiraz yoluna başvurabilir.

İtiraz incelemesinde hem olayın oluşuna ilişkin tespitlerin yerindeliği hem de bunların tespitinde hukuka uygun hareket edilip edilmediğine bakılır. İtiraz incelemesinde merci ispata ilişkin tespitleri de inceler.

Merci kararını gecikmeksizin verir.

Merci incelemeyi kural olarak dosya üzerinden yapar. Gerekli görürse, savcının ve müdafi ile vekilin görüşlerini alır.

Merci itiraz incelemesi sonucunda itiraz başvurusunu reddedebilir. Bu durumda itiraza konu karar kesinleşir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

İtiraz başvurusu kabul edilirse, itiraz konusu karar kaldırılır. Daha sonra verilmesi gerektiği düşünülen karar ne ise, o karar verilir.

İtirazın kararın uygulanmasını durdurma yetkisi kural olarak yoktur. Kararı inceleyecek merci, incelemesi sırasında infazın ertelenmesine karar verebilir.

Yakalama, gözaltı ve gözaltının uzatılmasına ilişkin başvurular, kanun yolu anlamında itiraz değildir. Bunlar hukuki çarelerdir.

Yürürlükteki Kanundaki Temyiz

Hüküm niteliğinde olan kararlara ve kanunda açıkça temyize konu olabileceği belirtilmiş kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Başka yargı alanına yönelik olarak verilen görevsizlik kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Suçluların iadesi söz konusu olduğunda, kişinin oturduğu yerdeki ağır ceza mahkemesi karar verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.

Temyiz yoluna başvurabilecek kişiler genel hükümlere göre tespit edilir.

Temyiz başvurusu tefhimden itibaren 7 gün içinde yapılabilir. Kişinin müdafii ile temsil edildiği durumlarda müdafinin varlığında tefhim yapılması yeterlidir. Kişiye zorunlu müdafi görevlendirilmiş ama kendisine bu husus bildirilmemişse sanığa ayrıca tebliğ yapılması gerekir. Aksi takdirde sanık için temyiz süresi başlamaz. Eş ve kanuni temsilci için de süre sanıkla aynı şekilde işler.

Temyiz başvurusu yazılı veya sözlü olarak yapılabilir.

Kanun yoluna başvuruda, hükmün tefhiminden itibaren 7 gün içinde temyiz iradesini ortaya koymak zorundadır. Temyiz iradesi yazılı veya sözlü olarak ortaya koyulduktan sonra, gerekçeli kararın açıklanmasından sonra 7 gün içinde kişi temyiz gerekçelerini açıklayarak bildirdiği ikinci bir layiha verebilir. Buna gerekçeli temyiz layihası denir. İlk başvuru zamanında yapılmazsa, gerekçeli kararın açıklanmasından sonra yeni bir temyiz başvurusu yapılamaz. Hüküm 7 günlük sürenin temyizsiz dolmasıyla kesinleşir. Verilen ilk dilekçeye uygulamada süre tutum dilekçesi de denir.

Temyiz mahkemesi, temyiz sebepleri ile bağlı değildir. Temyiz mahkemesi denetimini resen yapar. Temyiz mahkemesinin incelemeyi yapabilmesi için sadece 7 gün içinde başvurunun yapılmış olması gerekir. 15 yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren hükümlerde inceleme resen yapılır.

Temyiz edilmesi yasak olan mahkumiyet hükmü söz konusu değildir. 10.000 liradan daha az cezayı gerektiren suçlarda verilen beraat kararları temyiz edilemez. Kesin olan kararlar temyiz edilemez.

Başvuru, kararı veren mahkemeye yapılır. Muhabere usulüyle başvuru da mümkündür.

Mahkeme, başvuruyu süre, başvuran süje ve hükmün niteliği bakımından inceler. Eğer ilk derece mahkemesi hepsi bakımından olumlu sonuca ulaşırsa dosyayı temyiz merciine gönderir. Süre geçirilmişse, süje başvurma yetkisine sahip değilse veya hüküm temyizi mümkün olmayan bir hükümse başvuru reddedilir. Başvurusu reddedilen kişi 7 gün içerisinde Yargıtay’ın bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Kişi başvurusunda usulen ret kararına itiraz etmeli ve aynı zamanda temyiz etmek istediği hükmün barındırdığı hukuka aykırılıkları belirtmelidir. Burada aslında teknik anlamda bir itiraz vardır. Yargıtay, usulen ret kararını hukuka uygun bulursa başvuruyu reddeder ve hükmün kesinleştiğini tespit eder. Usulen ret kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa usulen ret  kararını kaldırır ve temyiz incelemesinin esasına geçer.

Temyiz, hükmün kanuna aykırı olması halinde mümkündür. Hukuki bir kuralın tatbik edilmemesi veya yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir. Temyiz talebinin incelemesinin kapsamına maddi vakıa incelemesi girmez. Ayrıca yerel mahkemenin tespitlerinin hatalı olduğu değerlendirmesi de yapamaz. Ancak herhangi bir delilin değerlendirilmesinde ispata ilişkin kurallara riayet edilmemişse, bu değerlendirmeyi yapabilir.

Temyiz başvurusu yapıldıktan sonra başvuru hasım tarafa tebliğ edilir ve görüşü alınır. Hasım tarafın bir şey demesi, hükmü temyiz ettiği anlamına gelmez.

Her süjenin temyiz süresi o süje için ayrıca hesaplanır.

Her hüküm, tek başına temyiz edilebilir niteliktedir. Aynı davada yargılanan birden fazla kişiden sadece birisi temyiz yoluna başvurmuşsa, diğerleri için hüküm kesinleşmiştir. Katılan da sadece zarar gören olduğu davanın katılanı olduğu için bu hükmü temyiz edebilir.

Temyiz edilen dosya öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir. Başsavcılığın görüşü alınır. Başsavcılık görüşünü daireye bildirir. Görüş aleyhe ise bunun sanığa da tebliğ edilmesi gerekir.

Yargıtay prensip olarak duruşmasız inceleme yapar. Yargıtay 10 yıl veya daha fazla mahkumiyeti gerektiren suçlarda duruşma yapabilir.

Yargılama sırasında verilmiş ve temyize götürülmemiş kararlar da temyiz incelemesinin konusu olabilir. Örneğin mahkemenin yetkisiz olduğu iddiasının reddedilmesi halinde, bu yetkisizlik iddiasının dikkate alınmaması da temyiz edilebilir. Aynı başvuruda hüküm de temyiz edilmiş olabilir. Bunlar birbirinden bağımsız olarak incelenir.

Daire, dosya üzerinden yaptığı incelemeyle kararın hukuka uygun olduğunu tespit ederse davayı esastan reddedebilir. Bu, onama kararıdır. Daire hükümde hukuka aykırılıklar saptar ama bu hukuka aykırılığın hükme etki etmediğini tespit ederse nispi bozma sebeplerinden söz edilir. Nispi bozma sebepleri ancak hükme etki ederse bozma sebebi olur. Yargıtay bu durumda aykırılığı tespit eder ama başvuruyu esastan reddeder.

Yargıtay hükmü etkileyen hukuka aykırılıklar tespit ederse, hükmün kendisinde hukuka aykırılık tespit ederse veya mutlak bozma sebeplerinden birisini tespit ederse hükmü bozar. Bu mutlak bozma sebepleri, mahkemenin kanuna aykırı olarak teşkil etmiş olması, yasaklı hakimin yargılamaya katılmış olması, mahkemenin kendini kanuna aykırı olarak görevli veya yetkili saymış olması, duruşmaya katılması zorunlu süjelerin katılmamış olması, hükmün aleniyet koşuluna uyulmaksızın verilmiş olması, hükmün gerekçe içermemesi veya gerekçenin kanunda belirtilen usule göre yazılmamış olması ve savunma hakkının kısıtlanmış olmasıdır. Mutlak bozma sebepleri söz konusu olduğunda, bu sebebin hükme etki edip etmediği tartışılmaz.  Savunma hakkının ne zaman kısıtlanmış olacağının tespiti kanunda yapılmamıştır.

Yargıtay düzelterek onamaya gidebilir. Kanun sonuç doğurmayan bazı hallerde veya daire tarafından düzeltilebilecek şekli eksikliklerde daireye tadilen tasdik imkanı vermiştir. Bunların önemli bir bölümü sanık lehine sonuçlanır. Diğerleri de şekli hukuka aykırılıklardır.

Yargıtay, temyiz istemini kabul edip hükmü bozabilir. Temyiz, hükmün kanuna aykırı olması halinde mümkündür. Hukuki bir kuralın tatbik edilmemesi veya yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir. Daire bir mutlak bozma sebebi tespit etmişse bu halin hükme etki edip etmediğini tartışmaksızın hükmü bozar. Hükme etki edip etmediği tartışılması gereken hukuka aykırılıklar vardır. Eğer mutlak bozma sebebi olmayan ve hükme etki etmeyen bir hukuka aykırılık varsa, hukuka aykırılık tespit edilir ama hüküm bozulmaz. Mutlak bozma sebebi olmayan bir hukuka aykırılık hükme etki ettiyse, hüküm bozulur.

Hüküm bozulmuşsa hüküm yerel mahkemeye geri gönderilir. Temyiz mahkemesinin işin esasına girerek verilmesi gereken kararı vermesi imkanı düzelterek onama halleri ile sınırlıdır. Hüküm, hükmü veren mahkemeye, görev veya yetki sebebiyle bozulmuşsa görevli ve yetkili mahkemeye veya gerekli görülürse aynı görev veya yetki çerçevesinde civar bir mahkemeye gönderebilir.

Onanan kararlar kesinleşir. Daha sonra hükmü veren mahkemeye infaz edilmek üzere gönderilir. Bozma durumunda, dosya yerel mahkemeye gönderildiğinde mahkeme tarafların beyanlarını alır. Daha sonra daire bozmaya uyabilir veya direnebilir. Direnme söz konusuysa yeni bir karar yazılır ve direnme gerekçeleri de açıklanır. Direnmeden sonra verilen yeni karar yeni bir hüküm niteliğindedir. Bu kararın verilmesinden itibaren yeni bir temyiz süresi başlar. Direnme kararları kendiliğinden Yargıtay’a gitmez. Eğer bu tür bir temyiz başvurusunda bulunulursa, temyiz kararını Yargıtay Ceza Genel Kurul’u inceler. Bu kararlara yerel mahkeme direnemez. Mahkeme bu karara uyarak yeniden karar verir. Bu durumda da bozmadan sonra serbestlik ilkesi geçerlidir.

Yerel mahkeme bozmaya uyarsa yerel mahkeme yeniden duruşma günü tayin eder ve yargılamaya yeniden başlar. Uyma hali söz konusu olduğunda temel prensip bozmadan sonra serbestlik ilkesidir. Mahkeme kendisinin verdiği ilk kararla da Yargıtay’ın bozma gerekçeleriyle de bağlı değildir. Bozmaya uymak demek, bozma gerekçelerine uygun karar vermek anlamına gelmez. Bozmaya uymak yargılamayı yeniden yapmak anlamına gelir. Bunun istisnası, aleyhe bozma yasağıdır. Lehe temyiz olan durumlarda, somut cezanın tayininde ilk hükümden daha ağır bir ceza tayin edilemez. İkinci istisna, bozmada belirli bir usuli eksikliğin gösterilmiş olmasıdır. Mahkeme, bu durumda o eksikliği gidermek zorundadır.

Bozmaya uyarak mahkeme tarafından verilen hüküm yeni bir hükümdür. Buna karşı temyiz başvurusu yapılabilir. Bu durumda kararı inceleyecek mahkeme Yargıtay Ceza Dairesidir. Yargıtay Ceza Dairesi kararı yine bozarsa aynı prosedür yeniden işleyebilir.

Direnme kararları kendiliğinden Yargıtay’a gitmez. Eğer bu tür bir temyiz başvurusunda bulunulursa, temyiz kararını Yargıtay Ceza Genel Kurul’u inceler. Bu kararlara yerel mahkeme direnemez. Mahkeme bu karara uyarak yeniden karar verir. Bu durumda da bozmadan sonra serbestlik ilkesi geçerlidir.

Temyiz incelemesi, sadece o kararı temyiz eden sanıklar için yapılır. Bozma kararı, o hükmü temyiz eden sanık için geçerlidir. Bu durumda temyiz etmeyen diğer sanıklar için hüküm kesinleşmiştir. Bozma kararının diğer sanıklara sirayet etmesi istisnai olarak mümkündür. Bozma sebebi diğer sanıklara sirayet edebilecek nitelikte ve lehe olursa diğer sanıklara da sirayet edebilir.

Bir kararın bozmaya uyma mı yoksa direnme mi olduğu tespit edilirken kararın içeriğine bakılmaz. Mahkeme bozmaya uyduğunu söyleyerek aynı hükmü tesis edebilir. Bu durumda eylemli direnme söz konusu olur.

Yeni Kanundaki İstinaf ve Temyiz

Yeni düzenlemede yerel mahkeme tarafından verilen karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, kanunun açıkça temyiz demediği hallerde istinaftır. Yeni düzenlemede istinaf mahkemelerinin kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulur.

İlk derece mahkemelerine karşı istinaf yoluna başvurulur. 15 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda inceleme resen istinaf mahkemesince yapılır. Başvuru tefhim ve tebliğden itibaren 7 gün içinde yapılır.

Suçluların iadesine ilişkin kararlar gibi bazı kararlarda, ilk derece mahkemesinin kararlarına karşı doğrudan temyiz yoluna başvurulur.

Hükümden önce verilmiş ve kesinleşmiş, hükme etki eden ara kararlara karşı hükümle birlikte istinaf başvurusunda bulunulabilir. Bu durumda kararlar birbirinden ayrı olarak incelenir. Eğer bir ara kararın hukuka aykırılığı açıkça gösterilmişse, bozmaya uyma durumda ilk derece mahkemesi bu kararların da yerine getirmelidir.

Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine, üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine, kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

Yerel mahkeme, başvuranın süresinde başvurduğunu, başvurma yetkisini, kararın istinafa konu olabilmesini inceler. Bu inceleme sonucunda olumlu sonuca ulaşılırsa, karşı tarafa tebliğ yapılır. Karşı tarafa beyanlarını bildirmek üzere süre verilir. Bu işlem tamamlandıktan sonra dosya istinaf mahkemesine gönderilir. Başsavcılık bir tebliğname hazırlar ve mahkemeye verir.

İstinaf mahkemesi, maddi ve hukuki inceleme yapar. Öncelikle başvuranın süresinde başvurduğunu, başvurma yetkisini, kararın istinafa konu olabilmesi tespit edilir. Daha sonra esastan incelemeye geçilir. Hükümde bir hukuka aykırılık tespit edilmezse istinaf başvurusu reddedilir. Bu hüküm temyiz edilebilir bir hükümdür.

Hükümde bir mutlak bozma sebebi tespit edilirse bu durumda mahkeme hükmü bozar ve yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye iade eder.

İstinaf mahkemesi mutlak bozma sebebi ile karşılaşmaz ama kararın delillerin takdiri ve değerlendirilmesi açısından hukuka uygun olmadığı veya mutlak bozma sebebi olmayan hukuka aykırılıkların olduğunu tespit ederse hükmü kaldırır ve yeniden karar vermek üzere duruşma günü tayin eder. İstinaf mahkemesi bir üye hakim tayin eder. Bu hakim tebligatları yapar ve duruşma hazırlığını yürütür. Bu duruşma ilk derece mahkemesindeki duruşmayla aynı hükümlere tabidir.  Tutuklu bulunmayan sanık istinaf yoluna başvurmuşsa, duruşmaya iştirak etmek zorundadır. Eğer iştirak etmezse dava reddedilmiş sayılır. Duruşmada inceleme yapan hakiminin raporu okunur, ilk derece mahkemesindeki gerekçeli hüküm okunur, keşif ve delil tutanakları okunur. Gerek duyarsa tanık ve bilirkişileri yeniden dinleyebilir. Bu durumda maddi vakıa ve maddi vakıanın hukuki değerlendirilmesinde bir hatanın varlığı incelenir.

İstinaf mahkemesinde yapılan incelemede aleyhe bozma yasağı geçerlidir. Sanık lehine bir usuli hükmün uygulanmamış olması sanık aleyhine bozma sebebi olamaz. İstinaf mahkemesi tarafından verilen karara karşı yerel mahkemenin direnme imkanı yoktur. Mutlak bozma sebebi tespit edilip yerel mahkemeye gönderilirse mahkeme direnemez.

İstinaf mahkemesinde verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulur. Temyiz mahkemesinin inceleyeceği konu, kanundaki istisnalar dışında, istinaf mahkemesinin verdiği kararlardır. İstinaf mahkemesi tarafından verilen her karara karşı temyiz yoluna gidilemez. Burada belirli bir limitin altındaki cezalar, cezayı artırmayan istinaf mahkemesi kararları, sadece eşya ve kazanç müsaderesine hükmedilen kararlar, davanın düşmesi kararları ve güvenlik tedbirine hükmedilen kararlar temyiz edilemez.

Yeni düzenlemeyle temyiz edilen kararlarda sebep gösterilmesi gerekir. Kişi 7 gün içinde temyiz ettiğini gösteren dilekçeyi verir. Gerekçeli kararın tebliğinden sonra 7 gün içinde gerekçelerini yazar.

Temyiz başvurusu karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraftan 7 gün içinde cevapları alınır.

Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. İstinaf mahkemesi başvuruyu usulden reddederse, kişi bu durumun incelenmesini Yargıtay’dan istenir. Bu aslında teknik anlamda itirazdır, sadece itiraz mercii değiştirilmiştir. Sebep gösterilmemiş olması bir usuli ret sebebi değildir.

Usulden reddedilmeyen dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Başsavcılık tebliğname hazırlar. Bu sanığa tebliğ edilir.

Yargıtay hükümde mutlak bozma sebebi tespit ederse sanık tarafından talep edilmiş olsa da olmasa da hükmü bozar. Bu açıdan sebep gösterme zorunluluğu önem taşımaz. Mutlak bozma sebebi yoksa temyiz mahkemesi incelemesini taleple sınırlı olarak yapar.

Yargıtay, hükmü esastan reddedebilir, hükmü düzelterek onayabilir veya bozabilir. Bozma durumunda dosya yeniden karar verilmek üzere istinaf mahkemesine gönderilir.

Bozma sonrası bölge adliye mahkemesi, eski düzenlemedeki ilk derece mahkemesi ile aynı hükümlere tabidir. Bozma kararı ilgililere tebliğ edilir, diyecekleri dinlenir, bozmaya uyabilir veya direnebilir. Bozmaya direnirse yeniden karar verir. Bu durumda karar yeni bir karardır ve temyiz edilebilir. Bozmaya uyarsa yeniden duruşma yapar ve hüküm tesis eder.

Bozma sebebi, eski kanunda olduğu gibi diğer sanıklara da şartları varsa sirayet edebilir.

Olağanüstü Kanun Yolları

Başsavcılığın itirazı, yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına bozma kanunda sayılan olağanüstü kanun yollarıdır. Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvuru ve AİHM’e yapılacak bireysel başvuru da öğretide olağanüstü kanun yolu olarak sayılmaktadır.

Başsavcılığın itirazında bir ceza dairesi tarafından verilen karar Genel Kurul’un önüne çıkarılır. Yargılamanın yenilenmesinde ilk derece mahkemesinde verilen kararın madden hatalı olması söz konusudur. Kanun yararına bozmada, kanun yolu incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bir karar söz konusudur. Kanun yararına bozma, yargı erkinin siyasi temsilcisi Adalet Bakanlığının işletebileceği bir yoldur. Belirli bir hukuki hatanın hukuk aleminden kaldırılması amacına hizmet eder. Sebebe bağlı bir kanun yoludur. Sanık lehine veya aleyhine başvurulabilir.

Başsavcılığın İtirazı

Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren sanık aleyhine olarak 30 gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

Bölge adliye mahkemesi kararı ve ilk derece mahkemesi kararı buna konu olamaz. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda normal itiraz yolu işletilir.

Öğreti, bozma kararlarına karşı bu yolun işletilemeyeceği söylenmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu buna katılmamakta, onama, bozma ve düzelterek onama kararlarının hepsinin bu kanun yoluna konu olabileceğini söylemektedir.

Burada normal itiraza benzer bir durum söz konusudur. Başsavcılık itirazını daireye verir. Başsavcılık itirazda bulunursa, daire 3 gün içinde kararını düzeltebilir veya düzeltecek bir şey görmezse dosyayı Ceza Genel Kurulu’na gönderir. Genel Kurul daire kararını inceler ve hukuka uygun bulursa itirazı reddeder. Hukuka aykırı bulursa hukuka aykırı kararı kaldırır ve verilmesi gereken kararı verir. Daha sonra dosyayı yerel mahkemeye gönderilmek üzere Ceza Dairesine gönderir. Genel Kurul, Ceza Dairesi gibi karar vermektedir. Bu durumda yerel mahkeme direnme imkanına sahip olacaktır.

Savcılık gerekçe göstermek zorunda değildir. Ama sürenin tespiti için lehe veya aleyhe olduğu gösterilmelidir.

Taraflar savcılıktan bu yolu işletmesini talep edebilir. Savcılık işletmek zorunda değildir.

Öğretide bir görüş, bu kanun yolunu olağanüstü kanun yolu olarak kabul etmez. Bu görüşe göre hüküm ceza dairesi tarafından onanınca kesinleşmez. Aleyhe başvuru için 30 gün başvuru yapılmadan geçirilirse veya başvurulur ve itiraz reddedilirse kesinleşir. Bundan sonra karar infaz edilebilir. 30 günden sonraki lehe başvurular için bir olağanüstü kanun yolu söz konusu olduğunu söyler.

Kanun Yararına Bozma

Kanun yararına bozma yoluna hükümlere veya hüküm niteliğinde olmayan kararlara karşı gidilebilir. Kanun yolunun konusu bir mahkeme veya soruşturma aşamasında verilmiş hakim kararları olabilir.

Bu kanun yolunun amacı, hukuken kabul edilemez bir hataya düşülmüş ise hatanın son çare olarak düzeltilmesini sağlamaktır. Mahkemeler veya hakimler tarafından verilmiş kararlar veya hükümler, istinaf veya temyizden geçmeden kesinleşmişse bu kanun yoluna konu olabilir. Bunun haricinde hiçbir karar, kanun yararına bozma kanun yolunun konusunu oluşturmaz. Örneğin, takipsizlik kararına karşı en yakın ağır ceza mahkemesinin verdiği kararlar istinaf ve temyize konu olmadan kesinleştiği için bu kanun yoluna konu olabilir. Aynı şekilde verilen hüküm açıkça kanuna aykırı ise ve istinaf ve temyizden geçmeden kesinleşirse kanun yararına bozma konusu olabilir.

Kanun yararına bozmanın konusu işin esasını çözmeyen bir ara karar da olabilir. Zamanaşımı yüzünden düşme kararı da olabilir. Bu durumda verilecek karar sonucunda yerel mahkeme bozma kararı çerçevesinde yeniden inceleme yapılır. Hüküm, mahkumiyet kararı ise ve hukuka aykırılık savunma hakkının sınırlanması ise daire yeniden yargılama yapar. Mahkumiyet dışındaki hükümlerde daire karar verir ama yeniden yargılama yapılmaz.

Bu yolun işleticisi Adalet Bakanlığıdır. Adalet Bakanının bu yolu işletmesi süreye bağlı değildir. Sadece, cezanın kaldırılması veya indirilmesi niteliğindeki talepler savcılık tarafından resen yapılabilir. Bakanlık hali hazırda başvurmuşsa savcılık bu işlemi resen yapamaz. Yerel savcılıklar bu yola başvurulması için Bakanlığa talepte bulunabilir.

Adalet Bakanlığı, talep üzerine veya resen, söz konusu hükmün veya kararın bozulması talebinde bulunulması için Başsavcılığa talimatta bulunur. Başsavcılık talebi olduğu gibi aktarır ve ceza dairesine gönderir. Ceza dairesi talepname doğrultusunda inceleme yapar. Gereğine göre işlem yapıp kararı kaldırabilir veya bozabilir veya reddedebilir.

Bu yol sanık lehine veya aleyhine işletilebilir. Sanık aleyhine işletilirse sanık aleyhine sonuç doğurmaz.

Yerel mahkeme bozma kararlarına karşı direnemez.

Yargılamanın Yenilenmesi

Hükmün kesinleşmesinden sonra bir hukuka aykırılık tespit edilmişse ve bu hukuka aykırılık kanunda sayılı nedenlerden birisi ise bu yola başvurulabilir. Her hukuka aykırı durum bu konun yolunun konusunu oluşturmaz. Lehe sebepler aleyhe sebeplere göre çok daha geniş düzenlenmiştir. Bu, kesin hükmün koruyucu etkisinin mümkün olduğunca korunmasıdır.

Lehe sebepler, belgenin sahte olduğunun anlaşılması, yalan beyanın ortaya çıkması, hakimlerden birinin görevi ifada suç işlemiş olması, ceza hükmünün dayandığı hukuk mahkemesi hükmünün hukuka aykırılığının ortadan kalkması, hükümdeki kabulün doğruyu yansıtmadığının anlaşılması, AİHM kararıyla AİHS ihlali tespit edilmiş olmasıdır. Bunlar haricinde yargılamanın lehe işletilmesi mümkün değildir.

Aleyhe sebepler, duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliği anlaşılması, hükme katılmış olan hâkimlerden biri, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek nitelikte olarak görevlerini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş olması, sanık beraat ettikten sonra suçla ilgili olarak hâkim önünde güvenilebilir nitelikte ikrarda bulunmasıdır.

Lehe yargılamalarda süre sınırlaması yoktur. Aleyhe yargılamalarda dava zamanaşımı süresi başvuru süresidir.

Ölenin eşi, üstsoyu, altsoyu, kardeşleri yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilirler.

Bu başvuru, hükmü veren ilk derece mahkemesine yapılır.

Tanığın yalan söylediği iddiasına dayanılıyorsa, bu ancak tanıkla ilgili mahkumiyet hükmüne, hakimin görevi yaparken suç işlediğine dayanılıyorsa, bu ancak hakimli ilgili mahkumiyet hükmüne dayanılabilir. Takdir hakkının yanlış kullanıldığına ilişkin yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez.

Yargılamanın yenilenmesi kabul edilebilir bir gerekçeye dayanmıyorsa, kabule şayan olmadığı gerekçesiyle talep ilk incelemede reddedilir. Kabule şayan olma kararı, yargılamanın yenilenmesi anlamına gelmez. Talep incelenmeye geçilir.

Mahkeme bu aşamadan sonra ilgili delilleri toplar. Daha sonra yargılamanın yenilenmesine veya bu yenilemenin reddine karar verebilir. Bu zaman müddetince eski hüküm geçerliliğini sürdürür. Yargılamanın yenilenmesi başlasa bile ilk hükmün kesinliği devam etmektedir. İkinci yargılamanın hükmü kesinleşene kadar ilk hüküm varlığını korur ve kesindir.

Aleyhe yenilenme durumu söz konusu olduysa her durumda duruşma açılır. Lehe yenilenmelerde doğrudan beraat kararı verilmesi gereken durumlarda duruşma açılmadan beraat kararı verilebilir. Cezanın indirilmesini gerektiren taleplerde veya aleyhe yargılamanın yenilenmesinin söz konusu olduğu durumlarda duruşma açılarak yargılamanın yenilenmesi gerekmektedir.

Yargılamanın yenilenmesi süresince dava zamanaşımı süresi işlemez.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler