İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2013 yılı Genel Hukuk ve Türk Hukuk Tarihi Bitirme Sınavı ve Cevapları

İ.Ü.H.F. GENEL HUKUK VE TÜRK HUKUK TARİHİ DERSİ

BİTİRME SINAVI CEVAP ANAHTARI

I. OLAY SORULARI

Sahn medreseleri müderrislerinden Necâti Efendi karısı ve iki çocuğuyla birlikte Fatih’te yaşamaktadır. Huzurlu ve sakin bir hayatı olan Necâti Efendi’nin tek sıkıntısı yan komşusu Bekir’dir. Ticaretle uğraşan Bekir, zaman zaman mahallede huzuru bozmakta, Necâti Efendi ile de sudan bahanelerle kavga etmektedir. 1595 yılı yazında, ticaret amacıyla İstanbul’a gelen Fransız tebaasından tüccar Leon, kadîm dostu Bekir’i evinde ziyaret eder. Birlikte yemek yiyen ikili, gecenin ilerleyen saatlerinde içtikleri içkinin de etkisi ile komşularını rahatsız edecek derecede gürültü yaparlar. Necâti Efendi, Bekir’i sessiz olmaları hususunda uyarmaya karar verir. Sarhoş vaziyette kapıyı açan Bekir, Necâti Efendi ile tartışmaya başlar. Necâti Efendi, tartışma esnasında kendisine ağır hakaretlerde bulunan Bekir’i bundan ötürü kadıya şikâyet edeceğini söyler.  

Necâti Efendi, başına gelen bu tatsız olayın üzerinden çok geçmeden bu sefer de babası İlyas Efendi’nin ölüm haberini alır. İlyas Efendi ölümünden evvel üç evini, oğlunun müderrislik yaptığı sürece okutacağı öğrenciler yararına vakfetmiştir.

1.Leon’un hukuki statüsünü belirleyiniz. Osmanlı Devleti’nde bu statüde olanlara hukuki ve kazai bir muhtariyet tanınıp tanınmadığı hususunu açıklayınız.

İslam ülkesinden olmayıp da geçici bir süre için izinli olarak İslam ülkesinde bulunan yabancılara “müstemen” denir. Osmanlı topraklarına ticaret amacıyla gelmiş olan Fransa tebaasından Leon da müstemen statüsündedir.

         Kanuni dönemine kadar zimmilere hukuki ve kazai bir muhtariyetin tanınıp tanınmadığı bilinmemektedir. Ancak ilk defa 1535 yılında Fransa’ya verilen kapitülasyonlarla bu devlet tebaası tüccarın her türlü hukuk ve ceza davalarında Fransız konsoloslarının yetkili olması esası kabul edilmiştir. Daha sonra da bu imtiyazlar diğer yabancıları da içine alacak şekilde yaygınlaşmış ve konsolosluk mahkemeleri müstemenlerin kendi aralarındaki hukuki uyuşmazlıklarda normal yargı mercii olmuştur. Müstemenler ile Osmanlı tebaası arasındaki uyuşmazlıklarda ise zimmilerde olduğu gibi Osmanlı mahkemeleri yetkilidir.  

2.Hanefî hukukçulara göre Bekir’in sarhoş olmasının ceza ehliyetine tesiri var mıdır? Açıklayınız.

Öyle birtakım haller vardır ki bunlar cezai ehliyeti ya tamamen ortadan kaldırmakta ya da sınırlandırmaktadır. Bu hallerden birisi de sarhoşluktur.

Hukukçuların tümüne göre sarhoşluk verici maddeyi bilmeyerek veya zaruretler altında ya da cebir ve ikrah altında alan kişilerin cezai sorumlulukları olmayacaktır.

Sarhoşluk verici içkiyi meşru bir mazereti olmaksızın alanların cezai sorumluluğu ise öğretide tartışmalıdır. Hanefî hukukçulara göre meşru bir mazereti olmaksızın sarhoş olan bunun sonuçlarına katlanır. Dolayısıyla Bekir’in sarhoş olması Hanefîlere göre cezai ehliyetini ortadan kaldırmayacaktır. 

3.Bekir’in Necâti Efendi’ye hakaret içerikli sözler söylemesi hangi tür suçlar kategorisinde değerlendirilebilir? Açıklayınız. 

Suçlar had, kısas ve ta‘zir suçları şeklinde üçe ayrılır. Had ve kısas suçları Kitap ve Sünnet tarafından yasaklanmış ve cezası belirlenmiş bulunan fiillere denilir. Bu suçlar belirlidir ve sınırlı sayıdadır. Bunun dışında kalan geniş alanın düzenlenmesi ise devlet başkanı ya da onun vereceği yetkiyle hâkime bırakılmıştır. Bu alandaki suçlar ta‘zir suçları ismiyle adlandırılır.

Hakaret suçunu da had ve kısas suçları arasında yer almadığından ta‘zir suçları arasında yer aldığını söyleyebiliriz. 

4.         Mütekavvim-gayrımütekavvim mal ayrımını esas alarak, Bekir’in şarap satımına ilişkin bir akit yapmasının hukuken geçerli olup olmayacağını açıklayınız.

Mütekavvim mal hukuki bir değeri olan, hukuk tarafından tanınan mal demektir. Gayrımütekavvim mal da hukuk tarafından tanınmayan hukuki bir değeri olmayan mal demektir.Terim anlamına gelince dinen kullanılmasına izin verilen ve muhrez (yani elde edilmiş) mallara mütekavvim mallar, böyle olmayan mallara da gayrımütekavvim mallar denir. Bu ayrım mal sayılıp sayılmama, hukuki işlemlere konu olup olmama, haksız fiillere karşı korunup korunmama gibi birtakım sonuçlar doğurur. Gayrımütekavvim sayılan mallar hukuk tarafından mal olarak kabul edilmeyeceğinden bunların konu olduğu hukuki işlemler geçersiz sayılır, haksız fiillere karşı da korunmazlar.

Burada dinen kullanımına izin verilmesi her dinin mensupları açısından kendi dinlerinin esasları göz önüne alınarak belirlenir. Dolayısıyla Bekir açısından şarap gayrımütekavvim mal statüsündedir ve buna ilişkin yapacağı satım akdi hukuken geçerli olmayacaktır.

5. İlyas Efendi’nin kurmuş olduğu vakfı sıhhat açısından değerlendiriniz.

Vakfın unsurlarıvakfeden, irade beyanı, vakfedilen mal, vakıftan yararlananlardır. Buna göre geçerli bir vakıf kurma işleminden bahsedebilmek için vâkıf (vakfeden)tam eda ehliyetine sahip olmalıdır. Vakıfta ebedilik prensibinin sağlanması amacı ile kural olarak taşınmazların vakfedilebileceği kabul edilmiştir. Vakıftan yararlananlar vâkıfa yabancı kimseler olabileceği gibi vâkıfın kendisi ve yakınları da olabilir. Olayda bu unsurlar açısından bir problem görülmemektedir.

İrade beyanı da bilindiği üzere herhangi bir şekle bağlanmamıştır. Bununla birlikte vakfın kuruluşunu sağlayan irade beyanı vakfın süresiz kurulmasını sağlayıcı şekilde olmalıdır. Bunu ihlal edecek şekilde yapılan bir vakıf kurma muamelesi geçersizdir. Olayda İlyas Efendi’nin ölümünden evvel üç evini, oğlunun müderrislik yaptığı sürece okutacağı öğrenciler yararına vakfetmesi ise vakfın süreli kurulması anlamına gelecektir. Bu şekilde yapılan vakıf kurma işlemi geçersiz olacaktır.

6. Bekir’in yargılamasını yapan mahkemede bulunan şühûdü’l-hâl denilen kimselerin görevleri hakkında bilgi veriniz.

Şühûdü’l-hâller hem yargılamanın aleniyetini sağlarlar, hem de varlıklarıyla dolaylı bir şekilde kadının adil karar vermesine etkili olurlar. Bunların karara müdahaleleri asla söz konusu değildir. Bu sebeple de her ne kadar biçimsel olarak Batı hukukunda var olan jüriye benzetilebilseler de işlevleri itibarıyla farklıdırlar.

IIMETİN SORULARI

1. Uygurlarda görülen özel hukuk muameleleri hakkında bilgi veriniz.

Uygurların bırakmış oldukları hukukî belgeler oldukça gelişmiş bir özel hukukları olduğunu göstermektedir. Bu belgeler trampa, velayet hakkının satışı, karz, taşınmaz satışı, koşula bağlı vefâen satış, yarıcılık, vasiyetname, evlat edinme, köle azadı, kira, köle satışı, gibi muamelelerin varlığına delâlet etmektedir.

2. İslam hukukunun kaynaklarından icmayı tanımlayınız ve türleri hakkında bilgi veriniz. 

Belli bir dönem veya zaman içinde yaşamış hukukçuların bir fıkhî konuda aynı görüşe sahip olmalarına icma denir. İcma İslam hukukunun aslî kaynaklarındandır.

İcma sarih (açık) icma ve sukuti (zımnî) icma olarak ikiye ayrılır.

Meydana geliş biçimine göre yapılan bir ayrıma göre de kavli icmafiili icma ve  takriri (sukuti) icma şeklinde türleri olduğu söylenebilir

3. Örfî hukuk ile şer’î hukuku aralarındaki ilişki bakımından değerlendiriniz.   

İslam hukukuna aykırı olmamak koşuluyla ya da İslam hukukunun boş bıraktığı alanlarda, padişahın yasama faaliyeti neticesinde oluşan hukuka “örfi hukuk”denilmektedir. Klasik fıkıh kitaplarında yer alan ve geçmiş dönemlerde devletin müdahalesinden bağımsız olarak oluşan hukuk ise şer‘î hukuktur.

            Osmanlı’da örfi ve şer‘i hukuktan oluşan ikili bir hukuki yapı bulunduğunu söyleyebiliriz. Özel hukuk alanında daha çok şer‘i hukuk, kamu hukuku alanında ise daha çok örfi hukuk caridir. Esasında bu Emeviler döneminde hilafetin saltanata dönüşmesiyle, İslam hukukçularının daha çok özel hukuk alanında faaliyet göstermesiyle de alakalıdır. Kamu hukuku alanındaki boşluklar örfi hukuk düzenlemeleriyle giderilmiştir. Özellikle ceza hukuku, vergi hukuku, arazi hukuku alanında sıklıkla örfi düzenlemeler yapılmıştır.  Ancak zaman zaman özel hukuk alanında da örfi hukuk düzenlemelerine rastlanmaktadır.

Örfi hukuk meşruiyetini şer‘î hukukta bulur. Buna göre padişahın oluşturduğu hukuk İslam hukukuna aykırı olamaz. Osmanlı Devleti’ni incelediğimizde de örfi hukukun meşruluğunun İslam hukuku ile sağlandığını görürüz. Örfi hukukun oluşumu safhasında fetva müessesine başvurulduğu bilinmektedir. Ancak oluşturulan kimi örfi hukuk normlarının İslam hukuku ile çatıştığı da belirtilmektedir. Osmanlı hukukundaki kimi düzenleme ve kabullerin İslam hukukunca meşru sayılıp sayılamayacağı tartışmalıdır. Kardeş katli, zina ve hırsızlığa tertip edilen örfî cezalar, yine birtakım ağır ceza türleri gibi hususlar bu tartışmalı alana örnek gösterilebilir. 

4. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye hakkında bilgi veriniz.

Tanzimat’tan sonra bir medeni kanun hazırlanması fikri doğunca öncelikle Metn-i Metin isminde bir medeni kanun hazırlanmasına teşebbüs edilmiş ancak başarılı olunamamıştı. Bunun ardından medeni kanun hazırlanması fikri daima gündemde kalmış hatta Âlî Paşa Fransız Medeni Kanunu’nun tercümesini istemiş hatta bu yolda bir komisyon da kurulmuştu. Tüm bunlar olurken Cevdet Paşa’nın gayretleri ile milli bir medeni kanun hazırlanması fikri ağırlık kazanmış ve onun başkanlığında kurulan Mecelle Cemiyeti milli bir kanun hazırlama çalışmalarına başlamıştır. Kanunun 1869-1876 yılları arasında yaklaşık sekiz sene boyunca kitap kitap hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

            Mecelle o zamana kadar yürürlükte olan İslam hukukunun esas itibarıyla eşya, borçlar ve yargılama hukukuyla ilgili hükümlerini bir araya getirmiştir. Tam anlamıyla teknik ve milli bir kanundur. Şeklî açıdan Batı kanunlarının etkisinde kalması dışında Avrupa hukukundan yararlanma söz konusu olmamıştır.

            Mecelle İslam hukukunun kanunlaştırılmasının ilk örneğidir. Bu yönüyle gerek Osmanlı Devleti’nde gerekse diğer İslam devletlerinde yapılan kanunlaştırma hareketlerine öncülük etmiştir

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları