Hukuk, toplumsal yaşam içinde kişilerin birbirleriyle ve toplumu temsil eden güçle ilişkilerini düzenleyen ve uyulması, toplunu temsil eden güç tarafından yaptırıma bağlanmış kurallar bütünüdür. Ceza verme, tazminat, iptal,butlan. Bu günkü hukukta görülen bazı yaptırımlardır. Hukuk kuralları genel, soyut ve sürekli nitelikler taşırlar.

HUKUK SİSTEMLERİ

1. Roma hukuku ve cermen hukuku etkisini taşıyan ülkeler (Türkiye bu gruba dahildir.) 2. Anglo-Amerikan hukuk sitemi 3. İslam hukuku sistemi 4. Sosyalist ülkelerde uygulanan hukuk sistemi

HUKUKUN DALLARI

Kamu Hukuku: devletle kişiler arasındaki ve devletle başka devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarıdır. Anayasa hukuku, İdare hukuku, Ceza Hukuku, Ceza yargılama hukuku, Devletler genel hukuku, Vergi hukuku gibi alanlardır. Özel Hukuk: kişiler arsındaki ilişkileri ve özel hukuk kuralları çerçevesinde devletle kişilerin girdikleri ilişkileri düzenleyen kurallardır. Alt grupları şunlardır. Medeni hukuk, Ticaret hukuku, Devletler özel hukuku gibi alanlardır.

HUKUKUN KAYNAKLARI

Hukuk kuralları genellikle yazılı olarak karşımıza çıkarlar. Hukuk kuralları arasında bir hiyerarşi mevcuttur. Yani yasa Anayasaya, tüzük Anayasa ve yasaya, yönetmenlik ise Anayasa, yasa ve tüzüğe aykırı olamaz. Aşağıda açıklanan kaynaklar hukukun asli ( bağlayıcı ) kaynaklarıdır.

1. ANAYASA

Anayasa; devletin temel yapısını, yönetim biçimini, devlet organlarının birbirleriyle ilişkilerini, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen temel hukuk kaynağıdır.1982 Anayasamız, değiştirilmesi zor, yani sert bir Anayasadır. Çünkü Anayasada değişiklik yapılması, TBMM üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak önerilmesine ve bu önerinin meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu tarafından gizli oyla kabul edilmesine bağlıdır. Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliğine ilişkin karaları bir daha görüşmek üzere TBMM'ne geri gönderebilir. Meclis geri gönderilen Kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu kanunu halk oyuna sunabilir.

2. YASA

Yasa çıkarma yetkisi, TBMM' aittir. Bu yetki, hiçbir şekilde devredilemez. Yasa teklif etmeye bakanlar kurulu ve milletvekilleri yetkilidir. Cumhur başkanı tarafından kabul edilen kanunlar on beş gün içinde yayımlanır. Uygun bulmazsa meclise geri gönderir. Meclis geri gönderilen yasayı aynen kabul ederse, yasa Cumhurbaşkanınca yayımlanır; meclis geri gönderilen yasada yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen yasayı tekrar Meclise geri gönderebilir. (m.89)

3. KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME

Olağan dönemlerde, TBMM, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verebilir.( yetki kanunu). Yetki kanununda çıkarılacak KHK'nin amacı, kapsamı, süresi belirtilir. Olağan dönemlerde , temel hak ve özgürlükler KHK ile düzenlenemezler. KHK ler Resmi gazetede Yayımlandıkları gün TBMM'ne sunulur. Yayımlandıkları gün TBMM'ne sunulmayan KHK'ler bu tarihte, TBMM tarafından reddedilen KHK'ler ise bu kararın resmi gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.(A.Y.m.91) Olağanüstü dönemlerde, ( sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde) ise Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Yetki Kanununa gerek kalmaksızın KHK çıkarabilir. Hatta temel hak ve özgürlükler konusunda bile KHK çıkarılabilir.

4. TÜZÜK

Bakanlar Kurulu, yasanın uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, yasalara aykırı olmamak koşulu ile Danıştay'ın incelemesinden geçirilerek çıkarılan kurallara tüzük denir. Tüzükler Cumhurbaşkanınca imzalanır ve yasalar gibi yayımlanır. ( A.Y.m.115)

5. YÖNETMENLİK

Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren yasaların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak koşulu ile yönetmenlikler çıkarabilirler. Hangi yönetmenliklerin Resmi Gazetede yayımlanacağı yasayla belli olur.

HUKUKUN YASALAŞTIRILMASI

Hukukta dağınık kuralları bir araya getirerek yasalar oluşturmada iki farklı yöntem mevcuttur. Somut olay yöntemi; bu yöntemde, yasada boşluk bırakmama düşüncesi ile her somut olay ayrıntılı olarak düzenlenmek istenmektedir. Dolayısıyla bu yöntemde, kanunda boşluk bulunamayacağı kabul edilmektedir. 17.000 maddelik Prusya Genel Kanunu (ALR), Bizde Mecelle bu yönteme örnek gösterilebilir. Soyut kural yöntemi; bu yöntemde ayrıntıya inilmemekte genel esaslarla yeterli olmaktadır ve yasada boşluk mutlaka bulunabileceği kabul edilerek, yargıca ( hakime) gerektiğinde hukuk yaratma imkanı tanımaktadır. Buna en iyi örnek İsviçre/ Türk Medeni Hukukudur.

HUKUKUN UYGULANMASI

1. NİTELİK BAKIMINDAN UYGULANMASI

Bazı hukuk kuralları mutlaka uygulanması gerekirken, bazılarının ise aksi kararlaştırılmadığı takdirde uygulanması gerekir. Hukuk kuralları bu bakımdan 4 gruba ayrılır.

• Emredici hukuk kuralları

Bu kurallara mutlaka uyulması gerekir.bu kurallar genellikle kamu düzenini, ahlak ve adabı, kişilik haklarını ilgilendiren kurallardır.bu kurallar kamu hukukunda fazladır. Özel hukukta ise özellikle sözleşme özgürlüğü ilkesine dayanan borçlar hukukunda emredici kurallara fazla rastlanmaz. Borçlar hukukunda emredici kurallara aykırılığın yaptırımı, butlandır. Yani kesin hükümsüzdür. • Tamamlayıcı hukuk kuralları

Bu kurallar aksi kararlaştırılabilen ancak aksi kararlaştırılmadığı takdirde uygulanabilen kurallardır. Bu kurallara, Borçlar Hukuku alanında rastlanmaktadır. Örneğin BK'nun 73 mad. Göre aksi kararlaştırılmamışsa, para borçlarının alacaklının ikametgahında ödenmesi gerekir. Çünkü alacaklı parasını almak için herhangi bir yere gitmesine gerek yoktur.

• Yorumlayıcı hukuk kuralları

Bu kurallar taraflarca düzenlenmiş, fakat yeterince açıklığa kavuşturulmamış durumlarda rol oynarlar. Örneğin BK' 75 nci maddesine göre, taraflar sözleşmede ayın başı tabirini kullanmış, fakat bununla neyi kastettiklerini yeterince açıklamamışlarsa, bu tabirden ayın birinci günü anlaşılır. Alacaklı her ayın on beşinde maaş aldığını öne sürerek bu tarihte ödeme yapması gerektiğini öne süremez.

• Tanımlayıcı hukuk kuralları

Bu kurallar, hukuki kurumları tanımlarlar ve bu kurumların anlaşılmasına yardımcı olurlar. Bu kurallara örnek olarak, nişanlanmayı tanımlayan MK'un 82 nci maddesi.

2. YER BAKIMINDAN UYGULANMASI

Yasaların mülkiliği ilkesi; yasaların ülke içinde bulunan yerli ve yabancı vatandaşlara ülke sınırları içinde ortaya çıkan olaylara uygulanmasına denir. Yasaları şahsiliği ilkesi ; bir ülke yasalarının vatandaşlarını yabancı ülkelerde de takip etmesidir. Buna karşılık kamu hukukumuzda kural olarak yasaların yerselliği ilkesi uygulanmaktadır.

3. ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI

Yasaların yürürlüğe gireceği tarih genellikle yasa metninde açıkça belirtilir. Aksi takdirde yasa, Resmi Gazetede yayımını izleyen günden başlayarak kırk beş gün sonra yürürlüğe girer. Yine yasaların yürürlükten kaldırılacağı tarih yasa metninde açıkça belirtilir. Buna açıkça yürürlükten kaldırma denir. Ancak yasalar üstü kapalı zımmı olarak da yürürlükten kaldırılabilirler. • Önceki yasa genel sonraki yasa özelse sonraki yasa kendi alanına giren konularda önceki yasayı yürürlükten kaldırır (genellik/ özellik ilişkisi)

• Hem önceki hem de sonraki yasa genelse sonraki yasa önceki yasanın kendisine aykırı kurallarını yürürlükten kaldırır.(zaman ilişkisi )

Yasalar geçmişe etkili olamaz (mukable şamil olmama ilkesi). Yasa yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olay ve kişilere uygulanır. Kazanılmış haklar saklıdır. Bu., hukuk güvenliği ilkesinin sonucudur. Kanunsuz suç ve ceza olmaz.

4. ANLAM BAKIMINDAN UYGULANMASI

Yorum: hakim yasa maddesini somut olaya uygularken, maddenin sözünü, özüyle birlikte değerlendirmesidir. Başlıca yorum çeşitleri şunlardır. Yargıç bu yöntemlerin her birinden faydalanarak yasa maddesinin gerçek anlamını araştıracaktır. • Deyimsel yorum yöntemi • Tarihsel yorum yöntemi • Amaçsal yorum yöntemi

Boşluk doldurma: MK' nın 1.maddesinde yasada boşluk bulunabileceğini kabul ederek,yargıca hukuk yaratma imkanını hem bir hak hem de ödev olarak vermiştir. Yargıcın hukuk yaratma yoluna gidebilmesi için hem yasada hem de örf ve adet hukukunda bir hüküm bulamaması gerekir. Bu durumda yargıç yasadaki benzer durumlar ile kıyas (örnekseme )yoluna gider. Bu da mümkün olmazsa kendisi yasa koyucu gibi davranarak yeni bir kural koyar,yani hukuk yaratır. Bu yaparken serbest davranamaz hukuk düzeninin ilkelerine ve yasanın genel esprisine uygun davranmak zorundadır. Yargıcın takdir yetkisi: yargıcın kendine takdir yetkisi tanınan durumlarda hakkaniyet sınırları içinde davranması gerekir. Örnek olarak ceza yasasında bazı maddelerin alt ve üst sınırları belirlenmiştir. Burada cezanın ne olacağı hakimin takdir yetkisine bağlıdır.

HAKLAR

1. HAK KAVRAMI : Hak, hukuken korunan ve sahibine veya temsilcisine bu korumadan yararlanma yetkisi tanınan menfaattir.korunan bu çıkarın ilişkin olduğu alana göre hakkın türü de değişmektedir. Hak sahibi, kişilerdir. Hayvanlar ve eşyalar hak sahibi olamazlar. Kişilerse gerçek kişi ve tüzel kişi olarak karşımıza çıkarlar.

2. HAKKIN TÜRLERİ

1. Kamu hakları: genellikle devletle kişilerin ilişkilerinden doğan, yani kamu hukukunu ilgilendiren haklardır. 2. Özel Haklar: Genellikle kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerinden doğan haklardır. Kamu haklarından kural olarak sadece ülke vatandaşları yararlanırken özel haklardan yerli yabancı fark gözetilmeksizin herkes yararlanır. • Nitelikleri bakımından: mutlak haklar ve göreli haklar olarak ikiye ayrılır.mutlak haklar hak sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilen haklarıdır. Herkes bu haklara uymakla yükümlüdür. Bu haklar her zaman ileri sürülebilir. Mallar üzerindeki haklar ve kişiler üzerideki haklar olarak ikiye ayrılır. • Konuları bakımından: malvarlığı / şahıs varlığı hakları olarak ikiye ayrılır. Malvarlığı hakları para ile ölçülebilen haklardır. Şahıs varlığı hakları ise para ile ölçülemez malvarlığı haklarından farklı olarak bir başkasına devredilemez. • Hukuki Etkileri Bakımından: yenilik doğuran ve yenilik doğurmayan haklar olarak bölümlenir.yenilik doğuran haklar, hak sahibine tek taraflı irade beyanı ile yeni bir hukuki ilişki kurmak (kurucu), mevcut bir hukuki ilişkiyi değiştirmek (değiştirici), mevcut bir hukuki ilişkiyi sona erdirmek (bozucu) yetkisi veren haklardır. Yenilik doğuran hakların başlıca özellikleri şunlardır.

1. kullanılması şarta bağlıdır. 2. zaman aşımı söz konusu olamaz 3. kullanınca sona ererler ve kullanılıp sonuç meydana geldikten sonra bundan geri dönme söz konusu değildir.

3. HAKKIN KAZANILMASI VE KAYBEDİLMESİ

Kişinin bir hakkın sahibi konumuna gelmesine hakkın kazanılması, hak sahibi konumundan çıkmasına ise hakkın kaybedilmesi denir. Hakların kazanılması veya kaybedilmesi, bir hukuki olay, hukuki fiil veya hukuki işlem sonucu gerçekleşir. Hukuki olay; hukukun kendisine sonuç bağladığı olaydır. Hukuki fiil ise; kendisine hukuki sonuç bağlanmış insan fiilleridir. Geniş anlamda kullanıldığı zaman hukuki olay deyimi hukuki fiilleri de kapsar Hukuki işlemler ise : hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş iradi açıklamalardır.

1. Hakkın Kazanılması: üç yolla olur. Aslen, devren ve tesisen.

Aslen kazanma: bu durumda hak sahibi bu hakkın ilk sahibi olarak, doğrudan doğruya hakkı kazanmaktadır. Hakkın daha önce bir sahibi yoktur. Örnek: avlanmak suretiyle bir hayvanın mülkiyetinin elde edilmesi. Devren Kazanma: burada hak bir başkasından devren kazanılmaktadır. Bir kişi şey üzerindeki hakkını kaybederken, bir diğeri bu şeyin sahipliğini kazanmaktadır. Hakkın devren kazanılması külli halefiyet (tümden geçiş) veya cüz'i halefiyet (tekten geçiş) tarzında ortaya çıkar. Tümden geçişin tipik örneği mirastır. Miras bırakanın ölümü nedeniyle tüm mal varlığı herhangi bir devir işlemine gerek kalmaksızın bir bütün olarak mirasçılarına geçer. Cüz'i halefiyette ise kişinin malvarlığını oluşturan şey tek olarak (münferiden) bir başkasına devredilmektedir. Bu şeyin hak sahipliğinin devralana geçmesi için taşınmazlarda "tescil", taşınırlarda "teslim", alacaklarda ise "temlik" işlemine gerek vardır. Ancak bir işletmeyi aktif ve pasifiyle devralan kimse alacaklılara bildirdiği ve gazetelerde duyurduğu tarihten itibaren onlara karşı malvarlığının veya işletmenin borçlarından sorumludur, ancak iki yıl süre ile, eski borçluda yenisi ile birlikte müteselsilen borçludur. Tesisen Kazanma: Burada mevcut bir hakka dayanarak bir başka hak kurulmaktadır. Bir malın maliki bu mal üzerinde bir başkası lehine (borcuna karşılık) bir rehin hakkı kurmaktadır.

2. HAKKIN KAYBEDİLMESİ

Bir hakkın sona ermesi ya hakkın bir başkasına geçmesi ya da hakkın yok olması sonucu meydana gelir.

HAKLARIN KAZANILMASINDA İYİNİYET (SUBJEKTİF İYİNİYET)

Subjektif iyiniyet; kişinin bir hakkın kazanılmasına engel olan bir eksikliği bilmemesi veya gerekli tüm dikkat ve özeni gösterse dahi bilecek durumda olmaması şeklinde tanımlanır. Subjektif iyiniyet hakların kazanılmasındaki iyiniyettir. İyiniyetin koruyucu etkisinden yararlanacak kimse, iyiniyetli olduğunu ispatlamak zorunda değildir. İyiniyet karinesine göre bunu ispatlamak karşı tarafa aittir. Karşı taraf korunan kimsenin iyiniyetin ilişkin olduğu engeli öğrenmek için gerekli dikkat ve özeni sarf etmediğini ispatlarsa, bu, karinenin çürütülmesi için yeterli olacaktır. Subjektif iyiniyetin unsurları

• Hakkın kazanılmasına engel olan bir eksiklik bulunmalıdır.

• Kişi bu engeli bilmemeli ve bilecek durumda da olmamalıdır.

• Kanun hakkın kazanılması için iyiniyeti aramış olmalıdır.

İyiniyetin Korunduğu haller Bir taşınırın mülkiyetin iyiniyetle kazanılıp kazanılmayacağını incelerken, üzerinde mülkiyet kazanılacak taşınırın sahibinin elinden rızası ile çıkıp çıkmadığına bakılarak bir ayrım yapmak gerekir. Hakkın kazanılmasındaki iyiniyeti, malın sahibinin elinden rızasıyla çıktığı hallerde korumuştur. Burada iyiniyetten emin sıfatıyla üçüncü kişinin kazanımı korunur. Emin sıfatıyla zilyed, mal sahibi tarafından malın kullanılması, saklanması, korunması ve bir başkasına iletilmek üzere bırakıldığı kişidir. Kanun, mal sahibinin bu durumu kendisinin yarattığını düşünerek üçüncü kişiyi tam olarak korumuştur. Buna karşılık, taşınır malın sahibin rızası dışında elinden çıkması durumda üçüncü kişi iyiniyetli olsa bile üçüncü kişi bu malın mülkiyetini kazanamaz. Ancak belli koşullar altında üçüncü kişinin iyiniyetli olmasına sonuçlar bağlanmıştır. Bunlar,

• Para ve hamiline yazılı senetler çalınmış, kaybedilmiş, sahibinin elinden rızası dışında çıkmış da olsa, bunları iyiniyetle elde eden kimsenin bu kazanımı tam olarak korunur.

• Bir taşınır malı bir açık artırmadan veye pazardan veya ona benzer eşya satan bir tacirden iyiniyetle kazanan kişi, ancak ödediği bedel kendisine iade edilirse malı iadeye mecbur olur. (bedel karşılığı iade, kısmen korumadır)

• Bunun dışında, çalınmış, kaybedilmiş veya sahibinin rızası dışında elinden çıkan malları iyiniyetle sahibi zilyedlere karşı beş senelik bir hak düşürücü süre vardır. Bu süreden sonra dava açılamaz. Oysa zilyedliği kötüniyetle kazananlarda böyle bir durum söz konusu değildir.

Taşınmazlarda iyiniyetin korunması

Tapu sicilindeki kayda güvenerek mülkiyet ve diğer aynı hak kazanan kişinin bu kazanımı geçerlidir.

HAKLARIN KULLANILMASINDA İYİNİYET (OBJEKTİF İYİNİYET)

Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifade hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir. Yani hakların kullanılmasındaki iyiniyet objektif iyiniyettir. Hakkın kötüye kullanılmasını kanun korumaz. Mk.2 maddesinin birinci fıkrası dürüstlük kuralını ikinci fıkrası hakkın kötüye kullanılmasını yasağını düzenlemektedir. Böylece hakkı kullanılmasını sınırlamak için dürüstlük kuralına başvurulmamalı, ancak yasada başka bir sınır bulamadığımız takdirde dürüstlük kuralına başvurulmalıdır. Dürüstlük kuralı ise: orta zekalı ve dürüst bir kişinin, toplumda gösterebileceği ve herkesce benimsenen davranış biçimidir.

DÜRÜSTLÜK KURALININ ETKİLERİ

Dürüstlük kuralı genel bir ilkedir. Özel hukukun tüm alanlarında uygulanması gerekir. Bu ilke dava sırasında hakim tarafından resen dikkate alınması gerekir. Yasada başka bir sınır bulunmadığı takdirde hakkın kullanılmasının sınırlarını belirlemektedir. 1. Hakların kullanılmasında ve borçların ifasında:. 2. Sözleşmenin yorumunda, yeniden gözden geçirilmesinde, tamamlanması ve değiştirilmesinde,

HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI :

kanun hakkın kötüye kullanılmasını korumaz. Şartları ise • Hak sahibinin hakkın kullanılmasında haklı bir yararı bulunmamalı • Hakkın kullanılması başkasına zarar vermeli veya zarar tehlikesi yaratmalıdır. • Hakkın kullanılmasında hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik olmalıdır. • Hakkın kötüye kullanılmasını yasaklayan özel bir kural olmamalıdır.

HAKKIN KORUNMASI:

Bir hak sahibinin hakkı bu hakka uyma zorunda olanlar tarafından ihlal edilince, ortaya hakkın korunması sorunu çıkar.hak sahibi ilk önce karşı taraftan hakkına uymasını talep eder. Ayrıca kişi hakkına kavuşmamadan veya geç kavuşmadan dolayı uğradığı zararların tazminini de isteyebilir. Ancak bu yolla sonuç alınamazsa dava yoluna gidilir. Başlıca dava türleri şunlardır. • Eda davası : davacı karşı tarafı birşey yapmaya birşey vermeye veya bir şey yapmaktan kaçınmaya mahkum edilmesini ister . Eda davası bir hakkın korunması değil bir zararın giderilmesini amaçlıyorsa tazminat davası adını alır . verilen kararı davalı kendiliğinden yerine getirmezse cebri icra yoluna gidilir. • Tesbit davası : bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığını tesbit etmek için açılan davalardır. İlişkin varlığı tesbit edilmek isteniyorsa müsbet tesbit davası, yokluğu tesbit edilmek isteniyorsa menfi tesbit davası adını alır. • Yenilik doğuran dava : yenilik doğuran hakların kullanılması amacıyla açılan davalardır. Başanma davası.

SAVUNMA İMKANLARI

• İtiraz: bir hakkın doğumuna engel olan veya hakkı sona erdiren olayların ileri sürülmasidir. Yargıç itiraz sebebini resen dikkate alır. • Defi : davalı davacının hakkını kabul etmekte fakat özel bir sebebe dayanarak borçlu olduğu edimi yerine getirmeme hakkına sahip olduğunu ileri sürer. Zamanaşımı defidir. Mutlaka hak sahibi tarafında ileri sürülmelidir. Aksi takdirde hakim bunu resen dikkate alamaz.

İSPAT: bir kimsenin iddia ve savunmasında haklı olması yeterli değildir. Ayrıca bunu ıspat etmelidir. Her iki tarafta savunma ve iddialarını ispatlamak zorundadırlar.

DAVA ZAMANAŞIMI:

genel dava zamanaşımı süresi bu konuda başka bir hüküm bulunmadığı sürece 10 yıl olarak belirlenmiştir.

KİŞİLER HUKUKU

Kişi: hak ehliyetine sahip olan varlıklardır. Kişilik: kişinin ehliyetleri, kişilik alanına giren değerleri kişisel durumlarından oluşan bir bütündür. Kişiliğin başlangıcı: gerçek kişilerde sağ ve tam olarak doğduğu andan itibaren başlamasına rağmen hak ehliyeti ana rahmine düştüğü andan itibaren başlar. Kişiliğin sona ermesi: ölüm. Ölüm karinesi; bunun iki koşulu vardır.1- ölümüne kesin gözüyle bakılacak olay içinde kaybolma 2- cesedin bulunamaması. gaiplik( kayıplık) :1- kişinin ölümüne muhtemel olası gözle nakmayı gerektirecek bir olay içinde kaybolması veya kişiden uzun zamandır haber alınaması. 2- ölüm tehlikesinden enaz bir yıl veya gaibin son haberinden beş yıl geçmiş olması. 3-Mahkemenin gaiplik kararı vermiş olması . ancak gaipliğe hükmolunan kimsenin, hakim tarafından evliliğinin feshine karar verilmedikçe, gaibin karası ve kocası evlenemez.

TÜZEL KİŞİLER

Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulmuş ve bağımsız bir kişiliğe sahip, hak ve borçlara ehil olma iktidarı hukuk düzeni tarafından tanınmış kişi ya da mal topluluklarına tüzel kişi denir.

Yapılarına göre tüzel kişiler: • Kişi toplulukları ( dernek, şirket, sendika.s.parti, kulüp vb) • Mal toplulukları Tabi oldukları hukuk kurallarına göre • Kamu tüzel kişileri • Özel hukuk tüzel kişileri

Tüzel kişiliğin başlangıçı: • Serbesti sistem ( derneklerde) • Müsaade sistemi ( A.Ş LTD) • Tescil sistemi ( vakıflarda) Tüzel kişiliğin sona ermesi: • Kamu tüzel kişileri : yasayla kuruldukları gibi yine yasayla kaldırılırlar. • Özel hukuk tüzel kişileri : ya kendiğinden infisah ederler yada yetkili makamın kararıyla fesih edilirler.

DERNEKLER :

kazanç paylaşımı dışında yasalarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek süretiyle oluşturdukları tüzel kişiye dernek denir. Dernekler dernek tüzüğünün yerel mülki amirliğe verilmesi ile kişilik kazanır. Zorunlu organları şunlardır.

• Genel kurul (dernek üyelerinin toplanması) • Yönetim kurulu ( G.Kurul tarafından seçilen en az 5 asıl ve 5 yedek üyeden oluşur) • Denetleme kurulu (G.Kurul tarafından seçilen en az 3 asıl ve 3 yedek üyeden oluşur)

VAKIFLAR :

belli bir amaca özgülenmiş mal topluluklarına vakıf denir.

HAK EHLİYETİ :

kişilerin haklara ve borşlara sahip olabilme yetenegidir. Bu na medeni haklara sahip olma ehliyetide denir. Kişi olmakla eş anlamlıdır. Bununla ilğili iki temel ilke vardır. 1. genellik ilkesi: herkes hak ehliyetine sahiptir. 2. Eşitlik ilkesi: kanun çerçevesinde herkes hak elde etmede ve borç altına girmekte eşittir. Kanunun yaş,cinsiyet, nesep,sağlık,yabancılık gibi nedenlerle bunu kısıtlaması eşitlik ilkesini zedelemez. Hak ehliyeti bakımından eşitlik aynı durumdaki kişiler arasındaki eşitliği ifade eder. Tüzel kişilerde gerçek kişiler gibi hak ehliyetine sahiptir.

FİİL EHLİYETİ:

fiil ehliyeti bir kişinin bizzat kendi fiilleriyle hak sahibi olması ve borç altına girebilmesi yeteneğidir.hak ehliyetinden farkı aktif bir ehliyet olmasıdır. Bundan dolayı buna medeni hakları kullanma ehliyetide denir. Başlıca şartları şunlardır. 1. Temyiz kudreti ( sezginlik) : fiil ehliyetinin en önemli koşuludur. Bu koşul yoksa kişi tam ehliyetsizdir. Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı yada akıl zayıflığı veya sarhoşluk vb sebeplerden birisi ile makul suretle hareket ekmek iktidarından yoksun olmayan herkes sezgin sayılır. Makul suretle davranma yeteneğinin olması gerekti ortaya çıkmaktadır. 2. Rüşt ( erginlik): 18 yaşını doldurmuş kişi rüşt sayılır. Ancak evlenme kişiyi reşit kılar evlenme rüştü, ancak 15 yaşını doldurmuş kişi kendi isteği ve anababasının muvafakatı ile asliye hukuk mahkemesi tarafından reşit kılınabilir. Kazai rüşt/yargısal rüşt, ancak kişi ister evlenme ile isterse ana ve babasının izniyle rüşt olsun 18 yaşını doldurmadıkça dernek kuramaz. 3. Kısıtlı olmamak (hacir altına alınmış olmamak): yasada sayılan hacir sebeplarinden birirnin bulunması halinde kişinin ehliyeti sınırlanır ve kendisine bir vasi atanır. Bunlar ; akıl hastalığı , akıl zayıflığı, israf, kötü hal, kötü idare, ayyaşlık, bir yıldan fazla hürriyeyi bağlayıcı cezalar.

FİİL EHLİYETİNİN KAPSAMI

• Hukuki işlem ehliyeti: kişinin bizzat kendi fiilleriyle hukuki işlemler yaparak hak ve borç altına girebilmesi için, tam fiil ehliyetine sahip olması gerekir. • Haksız fiil ehliyeti : kişinin haksız fiilden sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olması gerekir. Kusur, irade unsurunu şart koşar. Yani kişinin temyiz kudretine sahip olması gerekir.

FİİL EHLİYETİ BAKIMINDAN KİŞİLERİN GRUPLANDIRILMASI

• Tam ehliyetliler: Temyiz kudretine sahip( sezgin), rüşt ( erginlik) ve kısıtlanmamış olmaları gerekir. Bunlar kendi başlarına hertürlü hukuki işlemleri yapabilirler. • Sınırlı ehliyetliler: Bunlar tam ehliyetliler gibi her üç koşulada sahip olmasına rağmen yaptıkları bazı işlemlerin geçerli olabilmesi için ya belirli bir makamın veya kendilerine atanmış olan kanuni müşavirin onayı gereklidir. Bunlar evli kadınlar ile kendilerine kanuni müşavir tayin edilmiş kişilerdir. • Tam ehliyetsizler: Temyiz kudretine sahip( sezgin) olmayan kişilerdir. Bunlar ne kendileri nede yasal temsilcilerin izniyle hiçbir hukuki işlem yapamazlar. Yaptıkları işlemler batıldır yani kesin hükümsüzdür. Bu kişilerin hukuki işleri yasal temsilcileri yaparlar. Ancak bazı işleri yasal temsilcileri bile yapamaz. Kişinin malını bağışlayamaz onun adına kefalet yapamaz. İrade sahibi olmadığından haksız fiil sorumluluğuda yoktur. Tek istisnası vardır hakkaniyet sorumluluğu yani hakkaniyet gerektiriyorsa kişi tam ehliyetsizde olsa hakim, temyiz gücüne sahip olmayan kişiyi ,kısmen veya tamamen tazminatla sorumlu tutabilir. • Sınırlı ehliyetsizler : temyiz kudretine sahip olmakla birlikte reşit olmayan veya kısıtlı olan kişilerdir. Buların hukuki ilem yapma durumları üçe ayrılır. 1. kendi başlarına yapabilecekleri işlemler: kendilerine ivazsız yani karşılıksız kazandırma sağlayan işlemleri ve kişiye sıkı bir biçimde bağlı olan hakları tek başına kullanabilirler.bunlar için yasal temsilcilerin iznini almalarına gerek yoktur. 2. yasal temsilcilerin yapacağı veya yasal temsilcilerin iznizyle yapavağı işlemler: ivazsız kazandırma veya kişiye bağlı hakların dışında kalan işleri yasal temsilcileri veya yasal temsilcilerin izniyle yapabilirler. Yasal temsilci tarafından işlem yapılmadan önce onay verilmişse izin, sonradan verilmişse icazet olur. Bu kişi yasal temsilcinin iznini almadan işlem yapmışsa hükümsüzdür. Ancak yasal temsilci icazet verirse geçerli olur. 3. yasak işlemler: bunları ne sınırlı ehliyetsiz nede yasal temsilcisi yapabilir. Sınırlı ehliyetsizler irade sahibi oldukları için haksız fiil sorumlulukları vardır.

HISIMLIK

Kan bağından yada yasada belirtilen hukuki işlemlerden doğan ve hukuk düzeninin kendisine sonuç bağladığı yakınlık ilişkisidir.

• Kan hısımlığı : birbirinin soyundan veya ortak soydan gelenler arasında olan hısımlık bağıdır. Kan hısımlığının derecesi kişilerin sayısıyla belle edilir. Yani doğumların sayısı hısımlık derecesini belirler. 1. usul füru ( altsoy-üst soy) hısımlığı: birbirinin soyundan gelenlerin hısımlığıdır. Bunun bir sınırı yoktur. Bu aşagı ve yukarı sınırsız olarak uzar gider . buna düz cizği hısımlığıda denir. Dede, torun , anne. Büyükanne 2. Civar ( yan soy) kan hısımlığı: ortak soydan gelenler arasında olan hısımlık bağıdır. Amca, hala, kardeş.

• Hukuki işlemlerden doğan hısımlık 1. evlenmeden doğan hısımlık 2. Evlat edinmeden doğan hısımlık. Sadece evlat edinen ile evlat arasında hısımlık bağı kurulur. Evlatlık oprtadan kalkarsa hısımlık sona erer.

HISIMLIĞA BAĞLANAN HUKUKİ SONUÇLAR

• Evlenme engeli • Nafaka yükümlülüğü • Mirascı sıfatının kazanılması • Hakimin davaya bakmaktan kaçınması ve tanıkların tanıklıktan çekilmesi • Şirket toplantılarında oy hakkından yoksunluk

İKAMETGAH

İkametgah hukuk açısından son derece önemlidir. Örneğin bir kişiye dava açılabilmesi veya dava ile ilğili bildirimlerin yapılabilmesi için kişinin adresinin olması gerekir.ancak kişinin ilişkilerin merkezileştigi veya süreklilik arzettiği yerler kişinim ikametgahı olarak kabul edilir. Bir kimsenin ikametgahı oturmak niyetiyle yerleştiği yerdir. Bir kimsenin aynı anda birden fazla ikametgahı olamaz. İkametgahınm tekliği ilkesi. Kişinin mutlaka ikametgahının olması gerekir. Kişi ya bir yeri kendisine ikametgah olarak seçer yada yasa bir yeri onun ikametgahı olarak varsayar.ikametgahın zorunluluğu ilkesi

Başlıca ikametgah türleri şunlardır. • İradeye bağlı ikatgeh: bunun iki unsurun olması gerekir. 1. subjektif unsur( yerleşme niyeti): yerleşmek maksadı iş ve aile ilişkilerin merkezini orada toplamasından anlaşılır.kişinin iş ve aile ilişkileri farklı yerlerdeyse aile ilişkilerine öncelik tanınır. 2. objektif unsur ( çok az süreli oturmak): kişinin bir yerde geçici olarak kalması o yerin ikametgahı olarak kabulünu gerektirmez. Hastaneye , güçsüzler yurduna girmek, hapishaneye konulmak. Okumak için bir yere gitmek.

İKAMETGAHIN ÖNEMİ

• Usul hukuku açısından: yetkili mahkemeyi belirleme açısından önem taşır. Genel kural olarak davanın davalının ikametgahının bulunduğu yerde açılmasıdır. • Borçlar hukukunda : ifa yeri bakımından önem taşır. Her borç doğomu zamanında borçlunun ikametgahında fakat para borçları alacaklının ikametgahında ifa edilir. • İcra ve iflas hukuku açısından : yetkili icra ve iflas dairelerini belirlemede önem taşır. • Tebliğat hukuku açısından: adreste tebliğat usulu kabul edilmiştir. buna göre en son adrese tebliğat yapılır. Kişi adreste bulunmazsa o zaman kendisi ile birlikte oturduğu aile etrafına tebliğat yapılır. Mesala apartman kapıcısına yapılan tebliğat geçersizdir. Bu kişilerin 15 yaşından küçük olmamaları ve ehliyetsiz bulunmamaları gerekir. Tebliğin yapıldığı sırada orada mevcut değillerse veya tebliğat almaktan kaçınırlarsa tebliğ memuru evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclis üyesinden birne veya zabıta amir veya memuruna teslim eder.ve bu teselsüme ait bilgiler ilğilinin adresindeki kapıya yapıştırılır. Bu tarih tebliğ tarihi sayılır. Adresi meçhul olan kişilere ilan yolu ile tebliğat yapılır. VUK üç türlü tebligat vardır.

1. vergi dairesine tebligat 2. adreste tebligat 3. ilan yolu ile tebligat

BORÇLAR HUKUKU

Borç ilişkisi: alacaklı ve borçlu arasındaki öyle bir hukuki ilişkidirki borçlu alacaklı karşısında bir şey vermek, bir şey yapmak ve bir şey yapmaktan kaçınmakla yükümlüdür. Borç ilişkisinin üç unsuru vardır. 1. Alacaklı: borçludan bir edimde bulunmasını isteme hakkına sahip olan taraf ( aktif süje) 2. Borçlu : borç ilişkisinde alacaklı karşısında bir edimde bulunmakla yükümlü olan taraf 3. Edim : borç ilişkisinin konusudur. Olumlu ( verme ,yapma ) olumsuz ( yapmama tarzda) olabilir. Edimin belli veya hiç değilse belirlenebilir olaması gerekir. Ayrıca edim hukuka ahlak ve adaba aykırı veya imkansız olmamalıdır.

Sorumluluk: birç borç ilişkisinde kişinin edimi ifa etmemesiden dolayı malvarlığına el kanolabilir. Burada malvarlığı ile sorumluluk esastır. Borçlu kural olarak malvarlığı ile sınırsız sorumdur. Ancak istisnaen, borçlunun sorumluluğu yasa ile belli mallarla ve belli miktarlarla sınırlandırılmış olabilir.

HUKUKİ İŞLEMLER

Hukuki işlem: hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş irade açıklamalarıdır. İrade açıklamaları : iradenin herhangi bir nedenle dış aleme aktarılmasına denir. İrade açık veya örtülü bir biçimde yapılmış olabilir her ikiside sonuç bağlar. Kişi iradesini şüpheye maruz kalmayacak biçimde açıklamışsa irade beyanı söz konusudur. Bu na karşılık davranıştan hal ve şartlardan anlaşılıyorsa örtülü irade beyanı söz konusudur. Susma örtülü bir kabul sayılmaz. Çünkü hiç kimse kendisine yapılan bir teklife hukuken cevap vermek zorunda değildir. Ancak bazı durumlarda susmak örtülü beyan kabul edilir. 'teklifte bulunan kimse uygun şartlarda işin özel niteliğinden gerekse durumun gereklerinden dolayı karşı tafaın kabul beyanını beklemek zorunda olmayıp da teklif uygun bir süre içinde reddeolunmamış ise, sözlezme gerçekleşmiş demektir. Bu durumda karşı tarafın susması örtülü bir kabul beyanı sayılacaktır.

Hukuki sonuç: hukuki işlemin meyda gelmesi için irade açıklamaların yanında bu iradenin hukuk düzenince tanınması gerekir.

HUKUKİ İŞLEMLERİN TÜRLERİ

1. Tek taraflı ve çok taraflı işlemler: sözleşme ve kararlar 2. borçlandırcı ve tasarruf işlemleri : satış ve satış bedelinin ödenmesi 3. sağlararası ve ölüme bağlı işlemler: 4. ivazlı ve ivazsız işlemler 5. sebebe bağlı ve bağlı olmayan işlemler

SÖZLEŞME:

İki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla meydana gelen hukuki işleme sözleçme denir. Sözleşme iki taraflı hukuki işlemdir. Sözleşmede şekil serbestis ilkesi geçerlidir. Sözleşmede ilk irade beyanı icap ikincisine ise kabul denir.

SÖZLEŞME YAPMA VAADİ ( ÖN SÖZLEŞME)

Bir sözleşmenin ileride yapılması mecburiyetini doğuran sözleşmelere, sözleşme yapma vaadi veya ön sözleşme denir. Bundan sözedilebilmesi için daha sonra yapılacak sözleşmenin borçlandırıcı işlem niteliğini taşıması gerekir. Ön sözleşmenin geçerli olabilmesi için ileride yapılacak sözleçmenin esaslı unsurlarını içermeli eğer yasa bunu bir şekle bağlamışsa bu şekle uyularak yapıldığı zaman geçerli olur.ön sözleşme asıl sözleşmenin yapılmasını isteme hakkı verir. Karşı taraf sözleşme yapmaktan kaçınırsa kişi mahkemeye verir mahkemenin verdiği karar kaçınan tarafın irade beyanı yerine geçer. Örnek: taşınmaz satış vaadi sözleşmesi.

SÖZLEŞMEDE İRADE İLE BEYAN ARASINDAKİ UYGUNSUZLUK HALLERİ

Sözleşmelerdeki irade beyanlarının birbirine uygunluğu sözleşmenin geçerli olaması için yeterli değildir. Kişilerin iç irade bayanlarınında buna uygun olması gerekir. İç iradeler uymuyorsa bu nedenle iptali istenebilir. Hata, hile , korkutma nedeniyle irade ile beyan arasında istenmeden meydana gelen uygunsuzluk hallerine, irade fesadı halleri denilmektedir. Bunların dışında irade ile beyan arasındaki uygunsuzluk kasten bilerek meydana gelmiş olabilir. Bunun en önemlisi muvazaadır. Muvazaa : tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmaları ve görünürdeki bu işlemlerin kendilerini bağlamayacağı konusunda anlaşmalarıdır. İki türlü mavazaa vardır. Birncisi gerçek iradelerine uymayan işlem yapmaları ve görünürdeki bu işlemin kendilerini bağlamayacağı konusunda anlamaları adi mavazadır. İkincisi ise gerçek iradelerine uyan işlemi görünürdeki bir işlemin altına gizlemeleridir. Buna katmerli nisbi mavazaa denir. Her iki mavazaada geçersizdir. Ancak nisbi muvazaada gerçek irade beyanları söz konusu olduğu için yasanın aradığı diğer geçerlilik şartları sağlanmış olmak kaydıyla geçerli olur. Muvazaayı hakim kendiliğinden dikkete alır.

İrede fesadı halleri: Hata: sözleşmenin taraflarından birisi yanılarak gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunmasıdır. Ancak esaslı hatalara düşene sözleşmeyi iptal hakkı verilir. Bunlar, malın niteliğinde hata, şahısta hata, konusunda hata, ve miktarda hata halleridir. Bunların dışında saik hatada vardır hem objektif hem de subjektif açıdan kişi bu hataya düşmeseydi bu sözleşmeyi imzalamazdı anlamında olmadır. Bu durumda sözleşmeyi iptal hakkı tanınır.

Hile: sözleşmenin taraflarından biri diğerini yanıltmış olma halidir. Bu durumda yanılma hatası esaslı olmasa bile yanıltılan kişi sözleşmeyi iptal edebilir.

Korkutma : yapmak istediği bir sözleşmeyi kendisine ve yakınlarına bir zarar vereceği teddidi altında sözleşme yapılmışsa ortada bir korkutma hali vardır. Korkutma fiilini üçüncü kişi işlemiş olsa bile sözleşme iptal edilebilir.

Sözleşmelerde hükümsüzlük ( iptal kabiliyeti )

• butlan ( kesin hükümsüzlük) : belli bir sakatlık sebebiyle baştan itibaren kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayan ve geçerli hale getirilmeyen işlemlerdir. Başlıca sebepleri şunlardır. 1. tam ehliyetsiz olma 2. şekle aykırılık 3. muvazaa 4. sözleşmenin konusunun emredici hükümlere, kamu düzenine kişilik haklarınaaykırı veya imkansız olması. Bunlar her ne şekilde olursa olsun geçerli hale getirilemezler. Butlandır. Butlan sebebi ortadan kalksa bile geçerli olmazlar. Sözleşmenin yeniden yapılması gerekir.

• İptal kabiliyeti: iptal hakkının kullanılması ile sözleşme kesin olarak hükümsüz hale gelir. Bu işlemlere fesedilebilen sözleşmeler de denilebilir. İptal hakkı sahibi sözleşmeye baştan itibaren bağlı değildir. Buna karşılık karşı taraf sözleşmeye bağlıdır.İrade fesadına uğrayan taraf hata ve hile de öğrendiği tarihten , korkutmada tehlikenin ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl içinde iptal hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde sözleşmeye icazet vermiş sayılır. Ve sözleşme bağlayıcı hale gelir. Fesih hakkını kullanırsa sözleşme baştan itibaren geçerli hale gelir. Kişi iptal hakkını kullanmazsa hakim bunu kendiliğnden dikkate alamaz.

HAKSIZ FİİL :

bir kişinin hukuka aykırı bir davranışla kasten veya ihmal sonucu bir kişiye zarar vermesidir. Başlıca unsurları şunlardır. • Hukuka aykırı fiil • Zarar • Kusur • Nedensellik bağı (illiyet bağı)

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME :

bir kişinin malvarlığında haklı bir sebep olmaksızın diğer kişinin malvarlığı aleyhinde meydana gelen zenginleşmedir. Başlıca unsurları şunlardır.

• Zenginleşme • Fakirleşme • Nedensellik bağı • Haklı bir sebebin bulunmaması Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç geri verme borcudur.zenginleşmenin konusu tüketilmiş veya aynen iadesi mümkün değilse iadenin konusu zenginleşmenin nakdi karşığı olur. Fakat bu borcun kapsamı zenginleşme miktarını aşamaz

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları