2016-2017 öğretim yılı, AÜHF Medeni Usul Hukuku, 3/B sınıfı Final Sınavı Soru ve cevapları

ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ

3/B SINIFI MEDENÎ USUL HUKUKU SINAVI (06.06.2017)

CEVAP ANAHTARI

SORU I- OLAY: Emekli olduktan sonra İzmir’in Seferihisar İlçesine yerleşmeye karar veren Bertan Sığacık’ta deniz kenarında kiraladığı restoranın tadilat ve dekorasyon işlerini yapması için 45.000 liraya, Ankaralı iç mimar Nurcan ile anlaşmıştır. Taraflar, aralarında imzaladıkları sözleşme ile, söz konusu işin bir ay içinde bitirilmesini; Bertan’ın 25.000 lirayı iş bitiminde, geri kalan 20.000 lirayı ise 10.000 liralık taksitler halinde iki ayda ödemesini ve ihtilaf halinde ise Ankara mahkemelerinin yetkili olmasını kararlaştırmışlardır. Ayrıca Bertan, her bir taksit için ayrı ayrı bono düzenleyerek Nurcan’a vermiştir. Nurcan verilen süre içinde işi bitirmiş, Bertan da, 25.000 lirayı ödemiştir. Bununla birlikte, Bertan, işlerinin planladığı gibi iyi gitmemesi nedeniyle, geri kalan taksitleri zamanında ödeyememiştir. Bunun üzerine Nurcan’ın avukatı Özlem, Bertan’a karşı İzmir’in Seferihisar İlçesinde, asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır.

  • Bir an için Bertan’ın, bu davada kendisini temsil etmesi için, avukatlık stajının 10. ayında bulunan kardeşi Evrim’e vekâlet verdiğini varsayalım. Evrim, söz konusu davanın yetki sözleşmesi gereğince Ankara’da açılması gerektiğini ve ayrıca asliye hukuk mahkemesinin de görevsiz olduğu kanaatindedir. 
  • Evrim söz konusu iddialarında haklı mıdır? Gerekçeli olarak açıklayıp, bu iddialar sonucunda nasıl karar verilmesi gerektiğini belirtiniz. (15 puan)

YETKİYE İLİŞKİN İDDİA BAKIMINDAN: HMK m. 17 hükmü, tacirlerin veya kamu tüzel kişilerinin kendi aralarındaki uyuşmazlıkta yetki sözleşmesi yapılabileceklerini düzenlemiştir. Somut olayda ise Nurcan tacir ya da kamu tüzel kişisi olmadığından taraflar arasında yapılan yetki sözleşmesi geçersizdir. Bu çerçevede, Evrim’in mahkemenin yetkisine ilişkin iddiası haksızdır.  Zira İzmir davalının yerleşim yeri mahkemesi olarak yetkili mahkemedir.

GÖREVE İLİŞKİN İDDİA BAKIMINDAN: TTK’nda düzenlenmiş olan hususlardan doğan davalar, mutlak ticari davadır. Somut olayda da bonodan kaynaklanan alacak davası söz konusudur. Bu dava, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın mutlak ticari davadır. Bu çerçevede somut olay bakımından görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. İzmir’in Seferihisar ilçesinde ayrı ticaret mahkemesi varsa, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir ve bu durumda göreve ilişkin hükümler (m. 1 vd.; 20; 114, 1/c; 115) uygulanır (TTK m. 5, 3). Bu durumda asliye hukuk mahkemesi itiraz üzerine ya da kendiliğinden görevsizlik ve gönderme kararı vermelidir. Bu halde, görevsizlik kararı veren mahkeme sadece gönderme kararı verir, yoksa dosyayı kendiliğinden görevli mahkemeye gönderemez. Bununla birlikte, İzmir Seferihisar ilçesinde ayrı asliye ticaret mahkemesi yoksa, asliye ticaret mahkemesinin görevine giren ticarî davalara da (diğer hukuk davaları gibi) asliye hukuk mahkemesinde bakılır (TTK m. 5, 1). Bu halde, bir ticarî davanın asliye hukuk mahkemesine, asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla açılmasına gerek yoktur. Dava, asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla açılmış olsa bile, asliye hukuk mahkemesi davaya asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla bakmak zorundadır; görevsizlik kararı veremez (TTK m. 5, 3). Bunun gibi, asliye hukuk mahkemesine asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla açılmış olan bir dava da, asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla açılması gerekirdi gerekçesiyle reddedilemez.

  • Söz konusu davanın Evrim tarafından yürütülmesi mümkün müdür? Değilse, davayı gören hâkimin bu konu hakkında nasıl bir karar vermesi gerekir? Gerekçeli olarak açıklayınız. (10 puan)

Davaya vekâlet ehliyeti kural olarak ancak baroya kayıtlı avukatlar tarafından kullanılabilir. Bununla birlikte, avukat stajyerleri, avukat yanında staja başladıktan sonra avukatın yazılı muvafakatı (izni) ile ve onun gözetimi ve sorumluluğu altında, icra mahkemeleri (İİK m. 4) ile sulh hukuk ve sulh ceza hâkimliklerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilirler (AK m. 26, I). Somut olayda söz konusu olan dava anılan hükmün işlerlik kazanabileceği durumlardan biri değildir. Bertan’ın davaya vekâlet ehliyeti olmayan Evrim tarafından temsil edilmesinin yaptırımı (müeyyidesi) davanın reddi değildir. Bu halde, davaya vekâlet ehliyeti olmayan (davaya vekâlet üstlenmesine kanunen imkân bulunmayan) Evrim, vekil olarak mahkemeye kabul olunmaz. Mahkemeye kabul olunmayan Evrim’in müvekkili Bertan’a, durumu bildirerek bir defaya özgü olmak üzere, mahkemenin kendiliğinden davetiye göndermesi uygun olur.

  • Aleyhine açılan davada Bertan’ın cevap dilekçesi vermediğini varsayalım. Bu durumda Bertan, tahkikat aşamasında, “Sığacık’ta bulunan yazlık evini beş aylığına Nurcan’a kiraya verdiği; bu sözleşme çerçevesinde kendisinin de Nurcan’dan 20.000 lira alacaklı olduğu ve davadan önce Nurcan’a ihtarname çekerek takas talep ettiği” savunmasını ileri sürmek isterse, hâkimin bu savunmayı dikkate alması mümkün müdür? Konuya ilişkin Yargıtay’ın yaklaşımına da değinerek soruyu cevaplayınız. (12 puan)

Cevap süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı Bertan, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını (davayı) inkâr etmiş sayılır (m. 128). Süresinde cevap dilekçesi vermediği için davayı inkâr etmiş sayılan Bertan, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını ispat etmeye ve bunun için karşı ispat faaliyetinde bulunmaya ve delil göstermeye yetkilidir. Davacının iddiasının inkârını ispat için inkârla çelişmeyen deliller gösterebilir. 

Dava açıldıktan sonra davadan önce takas hakkının kullanıldığının ileri sürülmesi ise maddi hukuk anlamında itirazdır. Öğretiye göre dava dosyasından anlaşılabilen itiraz sebeplerinin ileri sürülmesi ise m. 141 anlamında (yasak olan) savunmayı genişletme değildir. Çünkü hâkim, somut olayda olduğu gibi kendisine usulüne uygun biçimde sunulan dava malzemesinden bir itirazın varlığını öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir. Buna karşılık, dava malzemesinden anlaşılamayan itiraz sebepleri, davalı tarafından süresi içinde verilmiş olan cevap dilekçelerinde bildirilmemiş ise, itiraz sebeplerinin sonradan ileri sürülmesi savunmayı genişletme yasağına (m. 141) tâbidir. Çünkü bu halde, itiraz sebeplerinin sonradan ileri sürülmesi yeni vakıaların bildirilmesi demektir; vakıaların genişletilmesi veya değiştirilmesi ise, savunmayı genişletmedir. Bu çerçevede, dava malzemesinden anlaşılamayan itiraz sebeplerinin davalı tarafından yasağın başlamasından sonra ileri sürülmesi halinde, davacı savunmanın genişletilmesine izin vermez ve davalı ıslaha da başvurmazsa, davalının sonradan bildirdiği itiraz sebepleri (vakıalar) mahkemeye usulüne uygun biçimde bildirilmiş sayılamaz. Bu nedenle, hâkim, sonradan bildirilen bu itiraz sebeplerini (vakıaları) kendiliğinden gözetemez; yani, bu vakıalara dayanarak hüküm veremez. Ancak Yargıtay, bütün itiraz halleri için savunmanın genişletilmesi yasağının uygulanmayacağı görüşündedir.

  • Nurcan’ın avukatı Özlem, Bertan’ın, müvekkiline gönderdiği bir e-postada, 20.000 liralık borcunu ödeyemeyeceğini belirterek müvekkilinden ek süre talep ettiğini belirtmiş ve bu mailin çıktısını mahkemeye vermiştir. Av. Özlem’in, müvekkili Nurcan’ın alacağının varlığını bu yolla ispat etmesi mümkün müdür? Söz konusu davada, Nurcan’ın alacağının varlığının kural olarak nasıl ispat edilmesi gerektiğine de değinerek gerekçeli olarak açıklayınız. (10 puan) 

Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemler, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 2.590 lirayı geçtiği takdirde senetle ispat edilmelidir (HMK m. 200). Somut olayda da Nurcan’ın alacağı bu miktarı geçtiğinden kural olarak senetle (kesin delille) ispatı gerekmektedir. Bu çerçevede, somut olayda söz konusu olan e-posta güvenli elektronik imza ile imzalanmışsa, bu e-posta, HMK m. 205 uyarınca senet hükmünde olacak ve dava konusu alacağın varlığının ispatı bakımından tek başına yeterli olacaktır. Bununla birlikte, bu e-posta güvenli elektronik imza ile imzalanmamışsa söz konusu iddianın ispatı için tek başına yeterli olmayacaktır. Bu halde, e-posta delil başlangıcı olarak kabul edilebilecektir (m. 202). Zira bu e-posta iddia konusu hukukî işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukukî işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya kendisine gönderilmiş belgedir. Bu durumda e-postaya dayanan Av. Özlem, müvekkilinin alacağının varlığı konusunda tanık dinletme (takdiri delillere başvurma) hakkına sahip olacaktır. 

  • Bir an için Av. Özlem’in Nurcan’ın alacağının varlığını ispatlayamadığını ve Bertan’a yemin teklif ettiğini varsayalım. Bertan, dava dilekçesinde dayanılan delillerin “her türlü delil” ifadesiyle geçiştirildiği, bu konuya ilişkin başka hiçbir somut açıklama yapılmadığı ve bu nedenle de kendisine yemin teklif edilemeyeceği görüşündedir? Davayı gören hâkim olsanız, Bertan’ın bu iddiası çerçevesinde nasıl bir karar verirdiniz? (10 puan)

Kesin delil ile ispatı zorunlu olan bir vakıa, kesin delillerle ispat edilemezse, ispat yükü kendisine düşen taraf takdirî delil gösteremez; sadece karşı tarafa bir yemin teklif etme hakkına sahiptir. Bununla birlikte somut olayda Av. Özlem’in bu hakkı mevcut değildir. Zira, davacı, dava dilekçesine, her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini yazmalıdır (m. 119, 1/f). Bu bağlamda davacı yemin dahil bütün delillerinin nelerden ibaret olduğunu dava dilekçesinde göstermelidir. Bu çerçevede, dava dilekçesinde Av. Özlem “sair kanunî deliller” demekle yetindiğinden ve açıkça yemin deliline dayanmadığından, Bertan’a yemin teklif edemeyecek; mahkeme de Av.Özlem’e yemin teklifine hakkı olduğunu hatırlatamayacaktır.

  • Bu dava görülürken, aşağıdaki olasılıkların ortaya çıkması halinde, mahkemece ne gibi işlemler yapılması gerekir? Gerekçeli olarak açıklayınız. (Her bir şıkkı diğerinden bağımsız olarak düşünüp cevaplandırınız.) (28 puan)
  • Av. Özlem usulüne uygun olarak çağrıldığı tahkikatın ikinci duruşmasına mazeretsiz olarak gelmemiştir. Nurcan da bu duruşmada hazır değildir. 

Bu durumda hâkim Bertan’a yargılamaya devam edilmesini isteyip istemediğini sorar. Bertan yargılamaya devam edilmesini isterse, duruşmaya mazeretsiz gelmeyen tarafın yokluğunda yargılamaya devam edilir ve kendisine meşruhatlı davetiye gönderilmiş olması şartıyla bu taraf yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez (HMK m. 150/II). Eğer Bertan yargılamaya devam edilmesini istemezse, mahkemece dava yenileninceye kadar dava dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verir (HMK m. 150/II). 

  • Av. Özlem açtıkları davayı geri aldıklarını beyan etmiştir. 

Davanın açılmasıyla birlikte davayı geri alma yasağı başlar. Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir (m. 123). Bu durumda Av. Özlem’in davayı geri alabilmesi için davalı Bertan’ın açık rızası aranır. Hâkim burada Bertan’a kesin bir süre vererek iradesini açıklamasını istemelidir. Eğer Bertan davanın geri alınmasını açıkça muvafakat ederse, mahkeme davanın esası hakkında bir karar vermez. Bu durumda davanın açılmamış sayılması kararı verilir ve davanın açılmasına bağlanan hüküm ve sonuçlar geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Bertan davanın geri alınmasına rıza göstermezse, davaya devam olunur. Fakat bu durumda davacı davasını takip etmezse, HMK m. 150 gereği Bertan isterse dosya işlemden kaldırılır veya davacının yokluğundan davaya devam olunur.

  • Davalı Bertan ölmüştür. 

Bu durumda, Bertan’ın taraf ehliyeti son bulur. Dava konusu hak, malvarlığına ilişkin olup mirasçılara intikal eden haklardan olduğundan Bertan’ın mirasçıları mecburi dava arkadaşı olarak davaya devam edebilir. Ancak bunun için mirasın kesin olarak intikal etmesi gerekir. Mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse kanunla belirlenen 3 aylık süre (TMK m. 606/I) geçinceye kadar hâkim tarafından dava ertelenir (HMK m. 55/I). Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal söz konusu ise taraflardan birinin talebi üzerine hâkim davanın takibi için kayyım atanmasına da karar verebilir.

  • Duruşma sırasında Av. Özlem’e sinirlenen Bertan bağırmaya ve küfretmeye başlamıştır. Kendine hâkim olamayan Av. Özlem de bağırarak Bertan’a karşılık vermiş ve önündeki dosyayı Bertan’a fırlatmıştır.

Hâkim, duruşma düzenini bozan Bertan’ı bunu yapmaktan men eder ve gerekirse duruşma salonundan çıkarılmasını emreder (HMK m. 151/1). Bertan ihtara rağmen duruşma düzenin bozar ve davranışına devam ederse derhal yakalanır ve hakkında dört güne kadar disiplin hapsi uygulanır (m. 151/2). Bertan’ın küfretmesi TCK anlamında aynı zamanda bir suç teşkil ettiğinden bu durum bir tutanakla tespit edilerek Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir ve gerekirse Bertan’ın tutuklanmasına da karar verilir (HMK m.151/3). Ayrıca uyarılara rağmen Bertan davranışına devam ederse duruşma salonundan çıkartılmasının dışında, sonraki duruşmalarda bir avukat aracılığıyla kendisini temsil ettirmesi zorunluluğu getirilebilir (HMK m. 79/2). Bu zorunluluğun yerine getirilmemesi halinde tarafın yokluğunda uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. 

Av. Özlem ise öncelikle hâkim tarafından uyarılır; eğer uyarılara uymazsa bu durum tutanağa geçirilerek duruşma ertelenir (HMK m. 79/1). Avukat hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını sağlamak için mahkeme tarafından bağlı bulunduğu baroya ve gerekiyorsa Cumhuriyet başsavcılığına bildirimde bulunulur (HMK m. 79/2). 

SORU III- Aşağıdaki Yargıtay kararını medenî usul hukuku bilgileriniz çerçevesinde değerlendiriniz.  (15 puan)

6100 sayılı HMK’nın dava dilekçesi içeriğini düzenleyen 119/1-d maddesi uyarınca dava konusunun ve mal varlığına ilişkin davalarda dava konusunun değerinin dilekçede gösterilmesi zorunludur. Aynı maddenin 2. Fıkrasında yer alan düzenlemeye göre 1. Fıkranın (d) bendinde gösterilen hususların eksik olması halinde bu hususların tamamlanması için mahkemece süre verilmesi de mümkün bulunmaktadır. Hal böyle olunca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına” (16. HD, 21.11.2013, 10192/11181).

HMK’nun 119. maddesinin birinci fıkrası uyarınca “dava konusu ve malvarlığına ilişkin davalarda dava konusunun değeri” dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlardandır.  Bununla birlikte, bu unsur, eksikliği HMK’nun 119. maddesinin ikinci fıkrasında yaptırıma bağlanmış bulunan unsurlardan biri değildir. Dava konusu ve değeri bakımından eksiklik halinde yapılacak işlemler ve bunun yaptırımı Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. 

Öncelikle belirtelim ki, dava konusunun ne olduğu dava dilekçesinin talep sonucu bölümünden anlaşılıyorsa, dilekçenin başında ayrıca ve kısaca dava konusunun yazılmamış olması bir eksiklik sayılmaz. Ancak, talep sonucunda da dava konusunun ne olduğu anlaşılmıyorsa hâkim davacıya dava konusunun ne olduğunu açıklattırmalıdır. Bu Kanun’un 31. maddesinde düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamındadır.  

Harçlar Kanunu’nun 16. maddesinin 3. fıkrasına göre değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburîdir. Şüphesiz bir şeyin kendisi belirlenmeden değer tayininin mümkün olup olmadığı da anlaşılamayacağından, öncelikle dava konusunun belirlenmesi gerekir. Bunun yanı sıra, aynı Kanun’un 32. maddesine göre, harçlar ödenmedikçe sonraki işlemler yapılmaz ve 127. maddesine göre, harçların tamamı peşin olarak ödenmedikçe harca konu işlem yapılmaz. Burada da harca temel işlem dava dilekçesi olduğundan, dilekçede değerin belirlenmemesi ve harcın ödenmemesi halinde dilekçe kabul edilerek işleme konulmaz. Bu çerçevede, dava konusu ve değerinin belirtilmemesi halinde, dilekçe hemen geri çevrilmemeli, önce bu değerin ve bundan önce dava konusunun tespiti davacıdan istenmeli, bu tespitten kaçınma halinde dilekçe işleme konulmayarak iade edilmelidir (HarçK m. 16/3). Eğer söz konusu eksiklik dilekçe verilirken farkedilmemişse, bu durumda HMK’nun 119. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemenin kıyasen uygulanarak davacıya süre verilmesi gerektiği düşünülebilse bile bu yaklaşım Harçlar Kanunu hükümlerine açıkça aykırı olacaktır. 

Dava konusunun değerinin dava dilekçesinden bildirilenden daha fazla olduğu yargılama sırasında anlaşılırsa, bu durumda yalnız o oturum için davaya devam edilir. Ondan sonraki oturuma kadar eksik değer üzerinden peşin karar ve ilâm harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz; yani dosya işlemden kaldırılır; üç ay içinde davacı, harcı yatırarak eksikliği tamamlamazsa, dava açılmamış sayılır (Harçlar K. m. 16, IV; 30; HMK m. 150).

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler