Cumhuriyet Döneminde tarafların anlaşmasından doğan ve yalnız onları bağlayan kaideye “Lex” adı verilirdi. Günümüzde kullandığımız kanun terimini Roma’da lex publica yani halkın muhatap olduğu kaide terimi karşılıyordu.

1. CUMHURİYET DÖNEMİNDE KANUNLARIN YAPILIŞ SÜRECİNİ İZAH EDİNİZ? KAÇ ÇEŞİT KANUN OLDUĞUNU VE GENEL ÖZELLİKLERİNİ YAZINIZ.

Cumhuriyet Döneminde tarafların anlaşmasından doğan ve yalnız onları bağlayan kaideye “Lex” adı verilirdi. Günümüzde kullandığımız kanun terimini Roma’da lex publica yani halkın muhatap olduğu kaide terimi karşılıyordu.

İki çeşit lex publica vardı. 
a) Lex Data; Halk meclisinin verdiği yetkiye dayanarak senatus veya bir magistra’nın çıkardığı, idare işleri için yapılan, yönetim ile ilgili kanunlardı. Bunları bir eyaletin işlerini veya Roma’nın idaresi için çıkarılmışlardı. Bu kanunlar, diğerlerine nispeten daha eski zamanlardan beri varlardı.

b) Lex Rogata; Magistranın teklifi ile halk meclisi tarafından onaylanan ve halkın tamamının tabi olduğu kurallardı. 

Lex publica; iki taraflı bir anlaşma gibiydi; 
Magistranın teklifi; rogat
Halkın kabulü; iubet
Ayrıca bunların dışında senatus’un da kanunu tasdik etmesi gerekiyordu. 

Lexlerin yapılışı:

Öncelikle magistra bir kanun tasarısı hazırlardı; latio legis.
Daha sonra magistra bu bu tasarının ilan edilmesini temin ederdi; promulgatio.
Bu işlem, tasarı hakkında oy verecek kişilerin öğrenmesini temin için tahta levhalar üzerine yazılır ve Roma’nın büyük bir meydanına asılırdı. 
Bu sırada kanun teklifinin oylanacağı gün de açıklanırdı 
Oylama gününde tasarı aleyhine veya lehine konuşmalar olmaz, müzakere yapılmazdı. Toplantı sadece oylama amacıyla yapılırdı. Oylama gününde tasarıda herhangi bir değişiklik yapılması mümkün değildi. Tasarıda değişiklik sadece magistra’nın isteği ile yapılabilirdi.
İlan edilen günde oy verme hakkı olan vatandaşların fikri sorulurdu; rogatio.
İlk zamanlarda oy gizli olarak verilirdi ve o sırada tutanağa geçirilirdi. 
Mö.2 üzyılın başından itibaren yazılı ve gizli oy usulü getirildi.
Toplantıya katılanlar oylarını küçük bir levhaya yazarlardı. Burada kullanılan kelimeler; “istediğin gibi olsun” manasında uti rogas ve “eskisi gibi kalsın” manasında antiquo şeklindeydi. 
Oylar sıraya girilerek sepetlere atılır ve daha sonra sayılrıdır; diribitio. 
Netice bir görevli tarafından açıklanırdı; renuntiatio.
Son olarak, kabul dilen kanunlar bazen toplumun da öğrenmesi için ilan edlirdi; publicatio .

Kanunlar, teklifi yapan magistra veya magistraların adıyla anılırdı. Örneğin Lex Aquilia; tribunus olan Aquilius’un teklifiyle concilia plebis tarafından çıkarılmış olan, başkasının malına verilen zararlar hakkında bir kanundu. 

* Lex’ler yaptırımları (sanctiones) bakımından üç türlüydü;

a) Lex Perfecta “Tam, mükemmel kanun” anlamına gelen bu kanunlarda, yasaya aykırı yapılan işlemler geçersiz-batıl sayılırdı. 

b) Lex Quam Minus Perfecta Türkçe’ye çevrimi pek uygun düşmeyecek şekilde “mükemmel olmayan, mükemmelden eksik” ya da “tam olmayan, teknik olarak eksik” kanunlarda; yapılan yasaya aykırı muameleler geçersiz sayılmazdı fakat mualemeyi yapan cezalandırılırdı. 

c) Lex imperfecta “müeyyidesiz kanun” muameleyi yasaklamasına rağmen bu yasaya aykırı hareket edenlere herhangi bir yaptırım uygulanmazdı. Bunlar genelde dinle ilgili olan ve sonucu vicdana bırakılan konulardı. İstisnai kurallardı çünkü cezası olmayan yasa teknik olarak eksiktir .

2. CUMHURİYET DÖNEMİ MAGISTRALARINI SAYINIZ. CONSUL, AEDILIS CURILIS VE TRIBUNUS PLEBIS’ İ İZAH EDİNİZ.

Magistra ’lar; devletin icra organı olarak faaliyet gösteren yüksek dereceli memurlardır. Fakat günümüz anlamında memur değillerdir zira magistralar yaptıkları iş için ücret almaz hatta görevlerinin gerektirdiği masrafları bizzat yapardı. Çünkü bu onun için bir onurdu ve bu işin para karşılığında yapılması yakışıksız kalırdı.
Cumhuriyet Döneminde; krallık idaresi yıkıldıktan sonra devletin işlerini görmek için pek çok magistralık ihdas edildiği görülmektedir .
Bu dönemdeki magistralar; 

a.Consul
b.Dictator
c.Praetor
d.Censor
e.Quaestor
f.Aedilis Curulis
g.Tribunus Plebis

Bu magistralık makamlarının her birini, birden fazla magistra işgal etmekteydi . Bunların her birinin görevleri ve yetkileri birbirinin aynısı idi.

CONSUL

Cumhuriyet Döneminde artık halk Krallık Dönemi’nde olduğu gibi tek kişi tarafından yönetilmiyordu. Rex yerine consul denilen bir tür magistra makamı oluşturulmuştu. Bu makam, Halk Meclisi tarafından seçilmiş tamamen aynı yetkilere sahip iki kişiden oluşuyordu.

Consuller imperium yetkisine sahiplerdi. Bütün devlet işlerini yürütür ayrıca orduyu kumanda ederlerdi. Aynı zamanda en yüksek yargılama organı idiler. Özel hukuk alanındaki olaylarda uygulanacak hukuk belirlemek bakımından görevleri günümüzdeki hakimlere benzerdi. Consullerin doğrudan kanun yapma yetkileri yoktu fakat kanun teklif etme yetkisi vardı. Tek başına yasama yapamazdı fakat yasama yetkisine sahipti. Consullerin görevleri arasında hazineyi idare etmenin yanı sıra halk meclisleri ve senatus’u toplantıya çağırmak, toplantılara başkanlık etmek, kanun tasarılarını meclise arzetmek gibi görevleri vardı.

Consuller, yaptıkları işleri beyanname ile bildirir, isterlerse bunu değiştirebilirlerdi. 

Consuller önceleri devlet işlerini beraber yürütürken, zaman içinde Romanın büyümesi ve işlerin artması ile aralarında bir iş bölümü yapmaya başladılar. Bir consulun aldığı kararın diğer consul tarafından onaylanmaması halinde, kararı beğenmeyen consul, intercessio - veto hakkına sahipti. İki adet consul olduğundan dolayı oylama imkanının olmaması nedeniyle aynı karara varılmaması halinde bir risk doğuyordu. Veto hakkı; magistraların birbirlerinin faaliyetlerin sınırlamalarının tek yoluydu. 

Zaman içinde özellikle devlet işlerinin iki kişi tarafından yönetilemeyecek kadar artması; bazı iş alanlarında yönetme yetkisinin başka kişilere verilmesi zorunluluğunun ortaya çıkması sonucu Praetor ve Censor gibi yeni magistra makamları kuruldu ve yukarda sayılan görevlein bir kısmı bu makamlara devredildi.

Consuller toplumda saygınlık kazanmış ve güvenilen kişilerdi. Seçilecek kişiye verilen büyük yetkilerin ve otoritenin kötüye kullanılmayacağı fikri olması gerekliydi. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde; Patrici-Plebs ayrımı olan dönemlerde magistralar sadece patrici sınıfından seçilirken, bu mücadele bittikten sonra pleblere de hukuken consul olma yolu açıldı . Fakat buna rağmen aslında magistra olmak için sıradan bir Roma vatandaşı olmak yeterli değildi. Genelde nüfuzlu, saygı gören, senatus veya şövalye sınıfına mensup ve belli zenginliğe sahip Romalılar bu devlet hizmetini yapmaya uygun görülürlerdi. Ailesi içinde daha önce magistralık yapmış olanların seçilme şansı daha fazlaydı.

İktidarı fiilen ellerinde tutan bu magistraların görev süreleri bir yıldı ve bu süre sonunda sıradan birer Roma vatandaşı gelirler ve iktidarları boyunca yapmış oldukları işlerden sorumlu tutulabilirlerdi. 

TRIBINUS PLEBIS

Bu tribunus; Cumhuriyetin ilk asırları boyunca sürmüş olan patricius-plebs sınıflarının mücadelesi sonunda ortaya çıkmış bir magistralıktır. 

Patricius: Roma’da aynı soydan geldiklerine inanan, toplumsal, ekonomik ve dini açıdan bağımsız birliklere verilen isim.
Pleb: Merkezde değil, deniz kıyısı ve sınırlarda yaşayan, merkeze fazla sokulmayan, zanaat ve çiftçilikle uğraşan, yönetilen sınıfa verilen isim. 
Bunlar Patcicius’a bağlı olmayan özgür topluluklardı.
Plebler, ancak Cumhuriyetin başından sonra Roma vatandaşı olmuşlardı fakat gene de hakları çok azdı. Cumhuriyet Döneminin ilk seneleirnde sürekli savaşan Roma’da bütün zarar sınırlarda yaşayan Plebler’e geliyor, toprakları harap oluyor, savaş kazanılsa dahi, kendilerine ager publicus dan hisse verilmiyordu. Bunun nedeni, yeni elde edilen toprakları vatandaşlara dağıtanların çoğu gibi patricileri temsil eden bir magistra olmasıydı.

Mö.494 yılında Plebler ayaklandılar. Roma’nın hemen yakınında, Mons Sacer tepesinin üzerinde yeni bir devlet kurmaya giriştiler. Aslında amaçları Roma ile anlaşmaktı. Patriciler, bu devletin kurulmalarının kendileri için zararlı olduğunu düşündüklerinden anlaşmaya yanaştılar.
Bu anlaşmaya göre Patriciler hiçbir avantajlarını kaybetmiyorlardı ancak Pleblerin bir reisi olacak ve onların Roma içindeki menfaatlerini koruyacaktı. Bir nevi Plebs Magistrası olan bu kişi; Tribunus Plebis’dir.

Plebleri, Patriciusların keyfi davranışlarına karşı korumak amacıyla getirilmiş olan bu makam, imprium ’u bulunmamasına rağmen temsil ettiği Plebs sınıfının menfaatine aykırı bir şey görürse bunu veto edebilirdi. Magistraların sahip oldukları bu veto yetkisi onlara sanılandan çok daha büyük bir kuvvet vermişti. Bu yetki ile isterlerse bütün devlet mekanizmasının işleyişini durdurabiliyorlardı.

Tribunus Plebis’in dokunulmazlığı vardı ve buna tecavüz edenler idama mahkum olurlardı.

Pleb Magistraları ‘nın kuvveti gittikçe arttı ve iki sınıfın haklarının eşit hale gelmesinde en büyük rolü oynadı. Bu makam ayrıca kuruluş amacını da aşarak Roma vatandaşlarının tamamını ilgilendiren konularda birebir etkili oldu .

AEDILIS CURILIS

Gene consul’ lerin görevini azaltmak amacıyla, önceleri patrici sınıfından seçilen, görev süreleri bir yıllık olan iki kişilik küçük bir magistra makamıydı. 
Bu magistralar şehrin asayişini ve çarşı pazarda düzeni sağlarlardı. Çarşı pazar alışverişlerinden doğan ihtilaflara bakarlardı . Roma için erzak temini ile de görevliydiler ve imperium yetkileri yoktu. Bunla bir nevi günümüzdeki belediye zabıtası görevini yaparlardı.
Mö.365 senesinde Plebler de seçilme hakkına sahip oldular. Uzun süre; bir sene her ikisi pleblerden, diğer sene her ikisi patricilerden seçilerek görev yaptı. 

3. PREATOR KİMDİR, YETKİLERİ NELERDİR? HUKUK ALANINDAKİ FAALİYETLERİ VE USUL HUKUKU İLE İLGİLİ UYGULAMA ŞEKİLLERİNİ İZAH EDİNİZ.

Roma’nın ekonomik yapısında meydana gelen değişikler, idareyi de zorlaştırması sonucu pek çok yeni magistralık ortaya çıkmıştı. Toprakların genişlemesi, ticaret ve tarımın gelişmesi yani kısaca Roma’nın büyümesi, insanlar arasında hukuki ilişkilerin de gelişmesine İus Civile’nin yetersiz kalmasına neden oldu. Küçük bir toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilen İus Civile, yeni ilikşkilerin gerektirdiği hukuk için yeterli kapasite de değildi. Ayrıca genslerin iç hukukları dışında yabancılarla gelişen ticaretle birlikte yabancılarla da daha sık hukuki ilişkilere girişmek gerekmişti. Consullerin görevleri arasında savaş döneminde orduyu kumanda etmek de vardı. Cumhuriyet Döneminde çok sık yapılan savaşlar nedeniyle sık sık ülke idaresini bırakarak orduyu yönetmeye giden Consul’un yerine bakması için oluşturulan ve şehrin yargı işlerine bakan magistra Praetor’dür. Mö.367 yılında kurulan Praetor makamı, hiyerarşik olarak Consullerin altında bulunuyordu.
Consul de şehirde olmadığından Praetor her zaman şehirde bulunmak zorundaydı. Bu nedenle Praetor Urbanus ismiyle anılırdı.

İlk başlarda sadece Patrici sınıfından seçilen Praetor; Mö.337’den itibaren Plebler arasıdan da seçilmeye başladı. Sadece bir adet Praetor vardı. 
Mö. 242 senesinde ikinci bir Praetorlük tahsis edildi. Fonksiyonu aynı fakat yetki sahası farklıydı. Praetor Peregrinus;( yabancılar praetoru) sadece yabancılar ve Romalılar arasındaki anlaşmazlıklara bakmakla görevliydi. Praetorlerin sayısı zamanla onsekize kadar yükseldi, fakat faaliyetleri hiç değişmedi. Tarihsel gelişim sürecinde hukuk yaratarak Roma hukunu değiştirmeyi ve geliştirmeyi başaranlar şehir Praetorleri olmuşlardır. 
Praetor ’ün görevi iurisdictio denilen yargı faaliyetiydi. İurisdictio’ nun kelime anlamı “hukuku söylemek” di (ius dicere). Praetor; tarafların katılımı ile kendi seçtiği hakimin anlaşmazsızlıklara uygulayacağı kuralları belirlerdi. Hakim; klasik devirde Praetor tarafından son şekli verilen yazılı dava programına uyarak davayı karara bağlardı. 

Praetor; kanun koyucu değildi. Fakat zamanla ceza mahkemelerine başkanlık etmeye başladılar ve usul hukukunun gelişmesini sağladılar. Usul hukuku konusunda etkileri ve katkıları çok fazlaydı. Bu bağlamda Praetor Peregrinos ’ın Roma Hukukuna evrensel nitelikte kuralların girmesini sağlamalarını sayesinde olmuştur. İus Civile, örf ve adetler ve 12 Levha Kanunu sadece Romalılar için oluşturulmuştu, onlara uygundu ve sadece onlara uygulanıyordu. Başlangıçta sadece esir olarak gelen veya hakimiyete alınan yabancılar için bir hukuk yoktu Zamanla şehirde yabancıların yaşamaya başamaları ile bunun yansıması olarak praetor peregrinos oluşturuldu. Bu praetor’un görev ve yetki alanlarıyla oluşan kurallara ius gentium denirdi(kavimler hukuku). Bu kurallar anlaşmazsızlığa düşenlerin yanında herkes için geçerli ve herkese uygulanabilecek nitelikte kurallardı. Yabancılar praetoru, şehir praetoruna göre daha serbest hareket edebiliyordu. Çünkü ius civile, teamül hukuku veyahut kanunlar yabancılar için geçerli değildi. 
Praetor urbanus ve praetor peregrinos; Roma Hukukunu zamanın ihtiyaçlarına uydurmak için yeni kurallar getirirken consilium’ ların etkisi bunda çok büyük olmuştur. Consiliumlar, magistraların sıksık fikirlerini aldığı üyeleri bizzat praetorler tarafından seçilmiş, saygın, bilgili, güvenilen hukukçulardan oluşan bir danışma kuruludur. Çünkü Preatorlar, günümüzdeki hakimler gibi değil, özel şahıslardı ve hukukçu değillerdi. Yani Roma’da hakimin hukukçu olması gerekli değildi. Aynı zamanda hakim bir devlet memuru da değildi. Olayı çözerken hukuki bilgiye ihtiyaçları vardı. Consilium, Roma devletinin bütün alanlarında görülmekteydi. Praetor; bu kurulun fikirlerine bağlı değildi fakat genelde bu fikirlere uyardı ve bunlar zamanla kanun olurlardı. Bu şekilde consilium’un ilmi görüşü ve praetor’un temsil ettiği devlet gücü birleşerek tatbikat için gerekli hukuk kuralları yaratılırdı. Praetor’lerin ortaya çıkardığı hukuka ius praetorium veya ius honorarium denirdi. 

PRAETOR BEYANNAMESİ

Praetorlerin hukuk geliştirmelerinde edictum denilen beyannameleri önemli bir faktör olmuştur. Göreve gelen praetor; görev süresi boyunca düzeni sağlamak üzere yargı işlerinin görülmesinde uyacağı programı ve prensipleri, yapacağı faaliyetleri bu edictumlarda ilan ederlerdi. Bu beyannamelerde belirtilen prensip ve kurallar kanun niteliğinde değildi. Bunlarda; praetor’ün bir yıllık görev süresi boyunca tanıyacağı dava hakları, defiler.. yer almaktaydı. Praetorler yayınladıkları beyannamelere görev süreleri boyunca bağlı olacaklarını belirtmiş oluyorlardı. Dava açmak isteyen kişiler, hem praetor önünde hem de dava açmak istedikleri kimselere karşı talep edeceklerini bu beyannamelerdeki esaslara dayandırıyorlardı. 
Genelde yeni gelen Praetorler, önceki praetorun beyannamesini kısmen değiştirerek ilan ediyordu fakat zamanla bu edictumlar belli bir şekil alarak hukuka yerleştiler. Çünkü eski beyannamede yeralan esaslar yerleşmiş ve tatbikatta tutulmuş kurallardan meydana geldiği için çok defa muhafaza edilir veya ufak değişiklikler yapılırdı. Bu şekilde hukuk kuralının ihtiyaçları derhal karşılanmış olurdu. 
Hukukun beyannameler yoluyla düzenlenmesi yeni ihtiyaçlara daha uygundu. Zaman içinde edictumun temelinin değiştirilmeyerek yeni praetorler tarafından da kabul edilerek bir gelenek haline gelmesi ile, değişmeyen, daimi beyanname manasında edictum perpetuum adını almıştır . 
Edictumlar hukuki devamlılığı sağladığı için çok başarılılardı. Bu nedenle İus honorarium alanında çıkmış bazı müesseler daha sonra ius civile kapsamına alınmıştır. 
Zamanla edictum, praetorün yargı alanındaki faaliyeti sonucu ortaya çıkan tüm hukuk malzemesini, hukuki himaye vasıtalarını içeren bir hale geldi. Bu şekilde hukukun kaynağı kanun olmakla beraber hukuk güvenliğini sağlayan özelliği ile edictumlar önemli bir hukuk ögesini temsil etmişlerdir. 
Beyannamenin değişmez hale getirilmesi MS.130 yılında İmparator Hadrianus’ un dönemin büyük hukukçularından Salvius Iulianus’ u, edictumu değişmeyecek hale getirmesiyle görevlendirmesi snonucu oldu. 
İmparator Hadrianus’ un bunu yapmaktaki amacı imparatorların mutlak iktidarlarının yanında bu iktidarla bağdaşması mümkün olmayan başka bir kaynaktan Praetor Hukuku’nun yaratılmasını önlemek istemesidir. Salvius Iulianus’un bazı yerlerini çıkarıp bazı yenilikler yaparak tekrar düzenlediği edictum, senatus tarafından onaylanarak kullanılmaya başlandı. Böylece hukukun gelişmesi, iktidarına dayanarak yeni kaideler koyan imparatorun eline geçmiş oldu. Göreve gelen Praetorler değişmez hale getirilmiş beyannameyi aynen neşretmeye devam etmek zorundaydı. Artık bu gelenek icabı olmuştu.

Preatorların etkisi Principatus Döneminde azalmasına rağmen edictumlar çok ciddiye alınan bir kaynak olmuşlardır.

PREATORUN ‘USUL HUKUKU’NA KATKILARI

Praetorler usul hukukunda yeni bir nizamın doğmasını sağlayan başlıca faktörlerden biri olmuştur. 
Pretorler, artık bir format olarak uygulanan hukuktu. Praetor; bunu yumuşatarak uygulardı. Örneğin hukuka uygun, hakkaniyete aykırı bir olayda, Preator; İus Civile’ye göre haklı olan davayı reddedebilirdi .
Ius civilenin dava hakkı tanımadığı durumlarda Praetor; haklı buluyorsa dava hakkı tanıyabilirdi. Bunlara Praetor Davaları denirdi.
Praetor; İus Civile’ ye göre haklı olup da hakkını alamayan kişilere hakkını almasında yardımcı olurlardı. 
Örneğin davacı gelir, malın kendisine ait olduğunu söyler fakat karşı taraf malı vermez ise Praetor; davalının malı almasını sağlardı. 
Praetor; Bir kimse korkutulmak suretiyle borçlandırılmış ise kendisine açılacak alacak davasına karşı exceptio metus-ikrah defi öne sürebilirdi. 

Praetorelerin o dönemin ve günümüz hukukuna getirdikleri en önemli yenilik Def’iler – exceptiones dir. Bunlar ilk defa formula usulünde ortaya çıkmış olan savunma imkanlardır. Ius Civile’ ye göre davacı haklıysa, davalı mahkum olurdu, bunun ötesi yoktu. Bu durum hakkaniyete aykırı olabiliyordu. Bu nedenle Praetor tarafından zamanaşımı konusu hukuka getirilmiştir. Davacı haklıda olsa davalıyı mahkumiyetten kurtarmak için atabileceği bir savunma türüydü. Exceptione’ ler hukukta büyük bir yeniliktir ve günümüzde hala aynı şekilde kullanılırlar. 

İnterdictum; Praetor; bu himaye sayesinde haklı olana karşı kuvvet kullanılmasını yasak ederdi. Bu Praetor tarafından verilmiş sözlü bir emirdi. Taraflar arasındaki sorunu çözmek için bir önçözüm teklifiydi. Praetor; dava sırasında davalıya birşeyi yapmasını emreder, davalı buna uyrasa dava biter, mahkum olmaz, fakat davacı gene de haklı olduğunu savunup bu emre uymazsa dava devam eder. Zira sonucunda haksız olduğu ortaya çıkarsa, Praetor’ün emrine uymadığı için de ceza alırdı. Bu yolla bazı olaylar hakim kararına gerek kalmadan çözülürdü ve actio açılmasına engel olurdu.

Stipulationes praetoriae (preator stipulatioları) Bunlar Praetor’ ün zorlamasıyla fertler arasında yapılan borçlandırma işlemleridir. Genelde Praetor; bunları teminat amacıyla yaptırırdı. 

İn integrum restitutio (eski hale iade) Praetor’ ün yapılmış olan bir hukuki muamaleyi iptal ederek önceki durumu gerçekleştirmesini ifade eder. 
Örneğin; kendisine karşı yapılacak takibi neticesiz bırakmak için mallarını anlaşmalı olarak üçüncü bir kişiye devretmiş olan kişinin bu tasarrufu eski hale iade yoluyla iptal edilirdi.
Missio in Possessionem, bir kimsenin malları üzerindeki zilyetliğin bir başkasına verilmesidir. Bu mal bazen Praetor’ ün izniyle satılabilir, bazen zaman aşımı gibi çeşitli nedenlerle bu işlem yapılabilirdi.

Bunlar vasıtasıyla Praetorler özel hukukun bütün alanlarında yenilikler getirmişlerdir. Ius Civile mülkiyeti yanında Praetor mülkiyetinin kabulü, rehin hakkının feri ayni hak olarak düzenlenmesi, ius civile mirasçılığı yanında Praetor mirasçılığı, zilyetliğin korunması bu yeniliklerden bazılarıdır. 

4. IUSTINIANUS’UN CORPUS IURUS CIVILIS ADINI TAŞIYAN HUKUK ESERİ NEDİR? HANGİ AMAÇLA VE NASIL HAZIRLANMIŞTIR? İÇERİĞİ VE NİTELİĞİ NEDİR?

Roma’da MS.527-565 yılları arasında hüküm sürmüş olan İmparator İustinianus, Roma’nın Cumhuriyet Döneminde kalan gösterişli günlerini tekrar görmek istiyordu. Rüşvet ve yolsuzlukları ortadan kaldırarak halkın kolayca ulaşabileceği bir adalet sistemi kurmak için çaba sarfetti. Bu amaçlar ile yaptığı icraatlardan bazıları; İlk önemli reformu eyalet yöneticiliği makamının alınıp satılabilmesinin (suffragia) yasaklanmasıydı(MÖ.535). Valilikler için önergeler çıkarıldı, defensor 
civitatis’in (halkı korumakla görevli memurlar) konumları güçlendirilerek yargı yetkileri, halkın valilik makamına çıkmasına gerek kalmayacak şekilde genişletildi. Eyalet sistemi yeniden düzenlendi. İustinianos; imparatorluğu sırasında bir çok köprü, büyük surlar, manastırlar, yetimhaneler, hanlar ve görkemli kiliseler yaptırdı; depremlerde yıkılan kentleri; örneğin 528’de Antiokheia (Antakya)’yı yeniden yaptırdı. 532’de Nika ayaklanması sırasında yanan Ayasofya’yı olağanüstü boyutlarda yeniden yaptırarak 536'da ziyarete açtı.
Böylece İmparator İustinianus İtalya’nın bazı bölgelerinde Bizans egemenliğini ve Yunan etkisini birkaç yüzyıl sürecek biçimde canlandırmıştır. 
Fakat İustinianus’un bizi ilgilendiren en önemli icraati Principatus Dönemi Roma Hukuku’nu canlandırıp yazmasıydı. 
Corpus İuris Civilis; çağının toplumsal ve ekonomik gerçeklere uygun düşecek ve gereksinimlerini karşılayacak oranda değiştirerek yeniden geçerli olmasını sağlmak amacıyla İustinianus tarafınden derlenmiş bir hukuk eseridir. 

Kelime anlamı olarak Corpus İuris Civilis; corpus > tüm anlamında, iuris :hukuk, civiles: sivil halk, Roma halkı . 
Türkçesi “Yurttaşlar Hukuk Derlemesi”, “Şehir Devletinin Hukuku” veya “Roma Hukukunun Külliyatı” anlamlarına gelebilir. 

Corpus İuris Civilis’in Bölümleri;

Corpus İuris Civilis, dört önemli bölümden oluşur;

1. INSTITUTİONES (533)
2. DİGESTA (530-533)
3. CODEX I-II (529-534)
4. NOVELLAE (534-565)

1- INSTITUTİONES

Hukuk öğrenimi için bir öğrenci kitabı hazırlatmak amacıyla Constantinopolis Hukuk Mektebinden Profesör Theophilius ve Beyrut Hukuk mektebinden Dorotheus görevlendirilmiştir ve institutiones ortaya çıkmıştır.
Institutiones , uygulanan Hukuk hakkında genel bilgi vermek, uygulanan hukukun anahatlarını belli bir düzen içinde saptamak amacıyla hazırlanmış bir giriş bölümüdür . 
Tarih itibariyle digesta dan daha sonra yapılan ve 533 Yılında digesta ile birlikte yürürlüğe sokulan institutiones, kanun gücüne sahip bir ders kitabı niteliğindedir.

Aslında hukuk öğretiminin asıl konusu digesta ve codex de toplanan malzemeydi fakat bu ikisi çok ağır ve ayrıntılılarla dolu olduklarından uygulanan hukukun temel kavram ve kurallarını anlamak bakımından elverişsizlerdi. 
Bu nedenle institutiones’un hazırlanması zorunluluğu duyuldu. 

İnstitutiones; dört kitaptan (liber) oluşmuştur. Her kitap fasıllara (titulu), fasıllar ise paragraflara ayrılmaktaydı. İlk paragrafa principium denmekteydi. Institutiones’ I. Harfiyle ya da Ins. olarak kısaltırlıdı.

2- DIGESTA

Corpus İuris Civilis’in; Roma Hukukunun Klasik Döneminde yetişmiş ve eser vermiş çok önemli hukukçuların eserlerinden parçalar alınarak belli bir sistem içinde derlenmiş 50 kitaptan oluşmuş bölümüdür. Eserleri alınan hukukçular Klasik Dönemin en değerli, en seçme hukukçularıdır. Böylece Digesta; milattan sonra ilk üç yüz yılda yaşamış olan Salvius Iulianus, Celsus, Marcellus, Paulus gibi Roma Hukukunun en büyük temsilcilerinin eserlerinin zamanımıza kadar saklanmasına yardımcı olmuştur. 
Yani Digesta; Corpus İuris Civilis’in hukuk bilimi ve hukuk tarihi açısından en değerli ve önemli bölümüdür.
Digesta gene Profesör Theophilius’un başkanlığında on yedi kişilik bir kurul tarafından 530 ve 533 yılları arasıdan hazırlanmıştır.
Digesta’nın hazırlanması çok zaman isteyen ve zor bir işti. Binlerce kitap okuyarak Klasik Dönem hukukçularının tüm eselerinin araştırılması, işlenmesi, özetlenmesi ve önemli bulunan parçaların ayıklanması gerekiyordu. 

Digesta, kanun niteliğindeydi fakat kanun gibi kullanılmaya çok elverişsizdi. Çünkü toplanan belli olaylar için verilmiş kararları kapsıyordu ve yargıcın, elindeki somut bir olayı bulmak için digesta’ daki binlerce olayı gözden geçirmesi gerekiyordu. 

Zaten Digesta’nın kanun gibi uygulanma amacının yanı sıra , daha çok hukuk bilimine hizmet edecek nitelikte tasarlandığı görülmektedir. İustinianus’un emirnamesiyle yayımlandıkları içini hukukçuların eserlerinden alınan parçalardaki hükümler kanun gücü kazanmışlardı. Bu nedenle artık bu gibi hükümlerin hangi hukuçulara ait olduklarını saptamanın uygulama bakımından bir önemi kalmamıştı. 
Bu eserler derlenirken, “interpolatio” adı verilen değişiklikler yapılmıştı. Bu değişikleri yapanlar compilatores (Derleyiciler) denilen kuruldu. İnterpolatio; yani metin değişikliklerinin sebebi, bu eserlerin yapıldığı tarihlerin Digesta’ nın hazırlanmasından 4-5 asır kadar önce yazılmış olmalarındandır. Derlemeciler, interpolatio ile zamanın sosyo-ekonomik, siyasi, dini ve kültürel durumlarına uygun hale getirmek için değişiklikler yapmışlardır. Zaten digesta hazırlanırken ki amaç; bu Klasik Dönem eserlerini bize olduğu gibi ulaştırmak değil, Roma Hukukunda o konunun temel ilkesini ve mantığını bilimsel bir yaklaşımla anlatmaktır .
Digesta; Roma Hukukunun özünü içerir fakat orijinal halini içermezdi. 
Digesta’ nın içerdiği 50 kitabın(libri) her biri tituli denilen fasıllara, fasıllar da fragmenta denilen parçalara ayrılmıştı. Uzun parçalar ise paragraflar şeklinde dizilmişti. İlk paragraf, institutiones’de olduğu gibi giriş-principium adını almaktadır. Digesta; D. Harfiyle kısaltılırdı.

3- CODEX

Codex “İmparator Emirnameleri Derlemesi” anlamında kullanılıyordu. Böyle bir derleme, daha önce 5.yy başlarında İmparator II.Theodosius’ un buyruğuyla İmparator Constantinus’ un tahta geçişinden (MS.306) itibaren çıkarılmış ve on kitaplık bir derleme halinde yayımlanmıştı. 
Bu derleme, İmparator II.Theodosius’ un bir emirnamesiyle yayımlandığından kanun gücündeydi ve “Codex Theodosianus” adını taşıyordu. 
İmparator II.Theodosius’ un ardından gelen imparatorlarında pek çok emirnameleri olduğundan, İmparator İustinianus; MS.528 yılında eski Codex’lerden de yararlanarak, onların hazırlanmasından bu yana çıkarılan tüm emirnameleri de ekleyip yeni bir İmparator Hukuk Derlemesi hazırlatmak amacıyla on kişilik bir kurulu görevlendirdi. Bu eser 529 yılında yayımlandı ve esere Novus Institutiones’ Codex ; “İustinianus’un yeni codexi” deniyordu. 
Bu ilk Codex’in metni doğrudan elimize geçmemiştir çünkü bu Codex’ ten dört yıl sonra, Corpus İuris Civilis’ in diğer iki bölümü olan Digesta ve Institutiones’ in yayımlanması, İustinianus’ un bu süre içinde çıkardığı emirnamelerin de eklenmesini gerektirdi ve bu nedenle Codex, ekleri ve değişiklikleriyle 534 yılında yeniden yayımlandı .
Gözden geçirilmiş ve yeniden ele alınmış bu Codex’e ise “Codex Institutiones Repetitae Praelectionis” (Institutiones’in ikinci codexi) ismi verildi. Diğeri artık Codex Vetus (eski codex) olarak anılıyordu. Bu Codex’e birçok yeni emrin dışında “Quinquaginta Decisiones” (Elli Karar) de eklenmişti. Elli Karar, 530 yılında Digesta’ nın hazırlanmasında uygulanacak metot tespit edilirken yapılan çalışmalar sırasında yazılmış, elimize geçmeyen kararlardı ve tam olarak bilinmemekle birlikte kimlerin eserlerinden ne şekilde faydalanılacağı hakkında bilgi vermekteydi. 
Codex; İmparator Hadrianus’tan (MS.117-138) İmparator İustinianus’ a kadar olan dönemde çıkarılan emirnameleri içeriyordu.
Codex, 12 kitaba, kitaplar fasıllara, fasıllar emirnamelere, uzun emirnameler de paragraflara bölünmüştü. Birinci paragraftan önce gelen kısma principium denmekteydi. Emirnamelerin başında, çıkarılan imparatorun adı, muhatabı ve yayın tarihi yer alıyordu. Codex, C. Harfiyle kısaltılıyordu. 

4- NOVELLAE

Bu kısımda ise İmparator İustinianus tarfından çıkarılmış emirnameler bulumaktaydı. Novel, yeni anlamına geliyordu. 
Novellae’ de özellikle miras hukuyla ilgili 165/168 hüküm bulunuyordu. 
Novellae Corpus İuris Civilis’ e 16. yy’ da eklenmiştir. 
Bir kısmı Latince, bir kısmı Yunanca, bazı kısımlar ise iki dilden birden yazılmıştır.

Novellae’ deki emirnamaler bablara (caput), bunlar da paragraflara ayrılmaktaydı. Novellae, Nov olarak kısaltılırdı.

Corpus İuris Civilis’ in Özellikleri

İmparator İustinianus’un Roma İmparatorluğu’ nun eski görkemli devirlerini geri getirmek amacının hukuk alanına yansıması olan Corpus İuris Civilis ile Roma Hukuku’nun gelişme süreci sona ermiştir. 
Dediğimiz gibi Corpus İuris Civilis Klasik Roma Hukuku’nu arı olarak içermiyordu. Doğu Roma imparatorluğunun gereksinimlerine uydurulmak amacıyla değiştirilmiş ve düzeltilmiş bir hukuktu. 
Corpus İuris Civilis’in içinde en başarılı olan kısım Codex’ti. Codex’ deki her emirname, özel bir kanun olarak ayrıldıktan sonra her kanun, tarih sırasına göre dizilmiştir .
Özellikle Digesta ve Institutiones’ ise teknik açıdan Codex kadar başarılı değillerdi. Birçok hukukçunun yüzlerce kitabını, binlerce parçalara ayırıp hukukun mantıki birliğini birarada tutarak farklı bir sistemde biraraya getirerek ve bunları interpolatio’ larla çok kısa bir sürede yeniden düzenlemek çok zor bir işti. 
Bu nedene Digesta, yanlışlar, eksiklikler, çelişkiler içeriyordu. 
Gene de Digesta muazzam bir hukuk eseridir. 

Corpus İuris Civilis; Roma hukukunun düzeyini yükseltmiş değildir fakat Roma Hukuku’nun muhafaza edilmesinde büyük rol oynamıştır. Amacı bu değildi fakat Roma Hukunun sonraki kuşaklara aktarılmasını ve günümüze kadar gelmesini, o dönemdeki insanların düşünce tarzlarını görmemiz açısından yararlı olmuştur. Ayrıca Roma Hukuku’nun günümüzde ki pekçok devlet hukukunun özünü oluşturmasını sağlamıştır. 

Özü itibariyle başka bir (Klasik) devrin hukukunu gösteren Corpus İuris Civilis’ in bu niteliği, teoride uygulanmasını çok zorlaştımıştır. Ayrıca Corpus İuris Civilis’ Latince kaleme alınmıştı fakat o dönemde mahkemelerde kullanılan dil Yunanca idi. Özetlenmesi ve tercümesi yasak olan eser, bu nedenle hukuk reformu amacına ulaşamamıştır.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları