Sıradan vatandaşlardan yargı mensuplarına kadar toplumun her kesiminde adalete karşı güvensizlik ciddi boyutlarda seyrediyor. Adliyelerde korkunç boyutlara ulaşan iş yükü, fiziki imkânsızlıklar, dosya sayıları, sonuçlanması kimi zaman on seneyi bulan yılan hikâyesi tadında...

Hukuk, bireyleri yaptırımlar biçiminde ciddi olarak etkileyen, diğer yandan meşruiyet kaygısı taşıyan bilimler üstü bir disiplin; bu kanaat yaygın olarak kabul ediliyor. Hukuk eğitimi de, binlerce yıl öncesine dayanan köklü bir geleneğe sahip olmakla birlikte devletten devlete, kültürden kültüre değişkenlik gösteregelmiş.

Hukukçular doğal olarak öyle, her zaman ayrıcalıklı, çoğu zaman onursal bir mesleğe sahip insanlar olarak pek çok toplumda ayrı muamele gören insan grubu olarak karşımıza çıkıyor. İlkel kabilelerde hukuku şef temsil ederken, Roma'da Preatorlar, Frigler'de kral, Hitit devletinde Pankuş meclisi bu işlevi görüyor. Fakat hepsinde ortak nokta, hukuku, yani teraziyi ve kılıcı, elinde tutan kim olursa olsun meşru olmayı, meşru değilse en azından meşru görünmeyi başarma konusunda derin bir kaygı taşımalarıdır.

Devletlerin bir biri ardına çağdaş hukuk sistemlerine geçip yıllardır benimsediği şu zamanda, çağdaş hukuk eğitimi de hukuk sistemlerinin vazgeçilmez bir parçası, olmazsa olmaz ayırt edici özelliği haline geldi. Pekâlâ, öyleyse, çağdaş hukuk eğitiminin ayırt edici özellikleri nelerdir? Bir çırpıda cevaplanamayacak bir soru olmasının yanı sıra sorunlar yumağını araştırmacıların kucağına atan bu soru, Türkiye'deki hukuk eğitimi bakımından yanıtlanmayı bekliyor.

Hukukçuların ilk öğrendikleri hususlardan biri, hukukun ceza hukuku ve özel hukuk ayrıştırmasına tabi tutulmasıdır. Çağdaş hukuk anlayışı bunu gerektirir. Bu anlayışa göre, ceza hukuku kamu tarafından cezai adaletin sağlanmasını amaçlar. Özel hukuk, sözleşme serbestîsi ilkesine paralel halde, neredeyse sonsuz bir genişleme kapasitesine sahip bir alan olarak bireye güvenen modern anlayışın önemli yapı yaşlarından birini oluşturur. Ceza hukukunda, suçlu, modern öncesi dönemdeki uygulamanın aksine gelişigüzel, öç alma duygusunu tatmin etmek için cezalandırılmaz. Özel hukukta, devlet bireylerin serbest ilişki ağına, sosyal ve ekonomik adalete aşırı derecede zarar vermediği sürece müdahale etmez.

Çağdaş hukuk yapılanmasının benimsediği serbestlikler ve modern cezalandırma prensipleri çerçevesinde sağlıklıca işlemesi, büyük ölçüde hukukçulara bağlıdır. O halde çağdaş yaklaşımlar, modern hukuk eğitimini bir şekilde biçimlendirmek durumundadır.

Türkiye'de otuzu geçkin sayıda hukuk fakültesi var. Sayıları gittikçe artıyor. Her üniversite, -bir yandan doğal karşılanması gereken bir tavırla- üniversiteye saygınlık sağlayacak bir hukuk fakültesine sahip olmak istiyor. Her sene binlerce öğrenci bu fakültelerden mezun oluyor. Mezun olanlar, avukatlığı, bir bölümü hâkim ve savcılık mesleğini seçiyor. Fakat öte yandan, ÖSYM'nin düzenlediği hâkimlik-savcılık sınavına giren hukuk fakültesi mezunları trajik başarısızlıklarla kendini gösteriyor. Bir kez yapılmaya çalışılan avukatlık sınavı da aynı şekilde eğitim düzeyi açısından üzücü tabloyu gözler önüne serdi.

Sıradan vatandaşlardan yargı mensuplarına kadar toplumun her kesiminde adalete karşı güvensizlik ciddi boyutlarda seyrediyor. Adliyelerde korkunç boyutlara ulaşan iş yükü, fiziki imkânsızlıklar, dosya sayıları, sonuçlanması kimi zaman on seneyi bulan yılan hikâyesi tadında, filmlere konu olan davalar, hatalı yargı kararları, yüksek mahkemeleri boğan %99 temyiz oranları hukuk sistemindeki trajik durumu içinden çıkılmaz hale getiren unsurlardan birkaçı olarak ortada beliriyor. Durum böyleyken, hukuk eğitiminde keskin disipline duyulan ihtiyaç gün geçtikçe artıyor.

Hukuk eğitiminde hukukçu adaylarına aşılanması gereken en kayda değer husus, adalet ve hakkaniyet bilincidir. Teknik bilgiler kuşkusuz önemlidir, doyurucu şekilde öğretilmelidir de. Ancak bundan önce, ders anlatan öğretim üyesi, pratik derslerini yapan araştırma görevlisi, eğitimin yapıldığı ortam her bakımdan adalet ve hakkaniyet duygusuna sahip hukukçular yetiştirmek için elverişli ve nitelikli olmalıdır. Bu açıdan ben, şanslı bir fakültede olduğumu söylemek isterim. Şöyle ki, Bilgi Üniversitesi'nde görmekte olduğum öğrenim sırasında, Anayasa Hukuku'nda Doç. Serap Yazıcı, Medeni Hukuk'ta Doç. Yeşim Atamer, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi'nde Prof. Niyazi Öktem, Prof. Turgut Tarhanlı, ayrıca ve özellikle Prof. Cemal Bali Akal, gerçek birer hukukçu kimliğiyle görevlerini yerine getirdikleri kanısındayım. Derslerde, gerçek bir hukukçunun adalet tanrıçası gibi gözleri bağlı, tarafsız, terazisini düzgünce tutan, gerektiğinde ise kılıcı kullanmaktan kaçınmayan, adalet duygusuyla dolu olması gerektiği büyük bir ciddiyetle anlatıldığı için bu kanımı dile getirmekteyim. Bütün hukuk fakültelerinde olabildiğince bu standartlara sahip öğrenciler ve öğretim üyeleri olmalıdır. Adalet kavrayışından yoksun, hakkaniyet bilincinde olmayan kişilerin hukukçu olamayacağı, ancak bir 'hukuk teknisyeni' olabileceği sözleri, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ders veren öğretim üyelerinden, örneğin Y. Atamer'in sıklıkla yinelediği bir söz olarak belleğimdedir. Şu cümleler küçük birer teşekkür ifadesi olarak da değerlendirilebilir.

Diğer yandan, çağdaş hukuk anlayışının gerek ceza hukuku gerekse özel hukuk anlamında gerekleri, hukuksal düşünme yöntemleri, hukuk tarihi, hukuksal kavramların felsefi dayanakları, hukuk disiplininin sosyolojiyle, psikolojiyle, felsefeyle olan sıkı bağları hukuk eğitimini var eden unsurlardandır. Bu unsurlardan biri ya da birkaçı eksik olduğunda hukukun varlık amacı unutulmakta, işlerliği sekteye uğramakta, sonunda ise hukuk sistemini temelinden sarsan ciddi problemlere yol açacak kadar endişe verici durumlar ortaya çıkmaktadır.

Son zamanlarda siyaset ile yargı arasında gerçekleşen kaygı verici ilişkiler, anlaşmazlıklar, ortaya çıkan çelişkilerin kanıtlarıdır. Eldeki tablo böyleyken Türkiye'nin hukuk eğitim sistemi yeniden ele alınıp tartışılmayı gerekli kılacak kadar nazik özelliğiyle hukukçuların, siyasetçilerin, aktivistlerin, entelektüellerin karşısına bir açmaz olarak çıkmaktadır.

Faruk Turinay: Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Bu yazı, ülkemizde hukuk fakültelerinin henüz otuzu geçmediği zamanlarda kaleme alınmıştı. Hukuk eğitiminde kaygı verici gelişmelerin o zamandan sezildiği bu yazıyı, bugün faal bulunan yüzü aşkın hukuk fakültesi bulunuyor olması gerçeği karşısında daha kaygı verici bir şekilde okumamız gerektiği kanısındayız. 

SİTE YÖNETİMİ

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler