Jump to content



  • Who's Online (See full list)

    • There are no registered users currently online
  • Member Statistics

    • Total Members
      19
    • Most Online
      102

    Newest Member
    Semih Topluk
    Joined

Etimolojik Hukuk Sözlüğü


Recommended Posts

ASHAB

Kelime olarak dördüncü babdan çekilen “sahibe” kök fiilinin ism-i faili olan sahibin “cem'u'l-cemi”dir. Sahib, sahb, ashâb şeklinde gelir. Sahib, sohbet eden, bir arada bulunan, dost, arkadaş demektir. Taraftar, bir görüşü benimsemiş, birine tâbi olmuş kimse manasını da verir. Buna göre ashâb, dostlar, arkadaşlar, taraftarlar demek olur.
Ashab kelimesi terim olarak ashâb-i bedr, ashâb-ı rey, ashâbu'r-resûl, ashâbu Resûlillâh misallerinde görüldüğü gibi bütün islami ilimlerde kullanılır. Sahabe eş manalısı olarak Hadîs İlminde daha çok geçer.
Sahabe başlığı altında da söz konusu edileceği gibi ashâb, Hz. Peygamber devrine yetişmiş, onu müslüman olarak görmüş, onunla bir arada bulunmuş, yine müslüman olarak ölmüş kimselere denir.[1]


[1] UĞUR,Mücteba,Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,www.darülkitap.com

Link to comment
Share on other sites

  • Replies 360
  • Created
  • Last Reply

Top Posters In This Topic

  • ankahukuk

    361

ASIL (ASL)

Sözlükte “kök,dip,temel,kaide,bir şeyin esası,dayanağı gibi manalara gelen asıl kelimesinin çoğu usuldür.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve Medeni usul Hukuku,Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu,Ceza Usul Hukuku gibi kanun ve hukuk dallarında usul kelimesi bu kanun ve hukuk dallarını temelleri anlamına geldiği gibi yöntem anlamına da gelmektedir.

Link to comment
Share on other sites

ASİMİLASYON

Asimilasyon, latinccsimt'lus (benzer) kelime­sinden türetilmiş Fransızca ve İngilizce'de or­tak olan bir kelimedir. Sözlük anlamı bir şeyi değiştirerek kendine benzetme, yahut bir şe­yin değişerek başka bir şeye benzemesidir. Di­limize "özümleme" ve "Özümseme" diye çevril­mekte ise de, bu kelimelerin, sözcüğün latince asliyle ilişkisi yoktur. Fransızca ve İngilizce'de­ki kullanılışına göre asimilasyon iki farklı an­lam ifade eder:

 1- Bir grup veya genellikle azınlıkta olan bir grubun kendi kültürlerinden farklı hakim bir kültür tarafından özümlenme­si ve kendisine benzetilmesi. Buna eskiden "temsil", günümüzde İse "özümsenme" den­mektedir.

 2- Bir grup ve azınlığın başka bir kültür içinde kendini eritmesi ve ona benze­mesi. Bu anlamda Önceleri "temessül" bu gün ise "Özümseme "kelimeleri kullanılmıştır.[1]


[1] ER,İzzet,Sosyal Bilimler Ansiklopedisi,

Link to comment
Share on other sites

ASLAN PAYI

Hak edilenden daha çok alınan pay" için kullanılan bu deyimin hikayesi de oldukça ilginçtir. Bütün batı dillerine giren "aslan payı" deyimi, Ezop masallarına kadar uzanır.
Bir aslan, tilki ve eşek, beraberce bir av partisi düzenlemişler.Heyecanlı bir kovalamacadan sonra büyük bir geyik avlamışlar. Hepsi, özellikle aslan, çok açtır. Aslan, "Buraya gel eşek kardeş!" diye kükremiş "Ganimeti böl, yoksa açlıktan ölmek üzereyim."
Eşek, geyiği üç eşit parçaya bölmek üzereyken, aslan kükreyerek üzerine saldırır ve bir pençe darbesiyle eşeği öldürür. Daha sonra tilkiye döner ve "Bakalım sen bu geyiği iki parçaya nasıl böleceksin?" der.
Zavallı eşeğin leşine bir göz atan tilki, ormanlar kralına "aslan payı"nı ayırır ve kendisi için ise küçücük bir parça alır.
Aslan, bu bölüştürmeyi beğenmişçesine başını sallar ve tilkiye sorar: "Çok hakça bir bölüştürme. Sana bunu kim öğretti?"
Tilki cevap vermiş "Eğer benim bir derse ihtiyacım varsa, eşek kardeşin leşine bakmak yeterlidir."[1]


[1] [1] http://kelimelerinsoyagaci.com,26.08.2009

Link to comment
Share on other sites

AŞİRET

Arapçada bu kelime “kabile ve teşkilat “taksiminde ilk ve en küçük topluluk manasındadır.Bir büyük baba ile oğul ve torunların vücuda getirdiği büyük bir aile demektir.Türkçeye geçen bu kelime anlam değişikliğine uğramıştır.Göçebe veya yarı göçebe hayatı yaşayan oymak veya boy anlamına gelir.[1]


[1] ŞEKER,Mehmet,Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi Ve İslamlaşması,Diyaneti İşleri Başkanlığı Yayınları,s.166 ,1987 Ankara

Link to comment
Share on other sites

AŞK

Arapçası aşq değil esre ile ışq. Türkçede erken Osmanlı döneminin sonlarına dek ışk diye söylenmiş. 17. yüzyılda Meninski “aslı ışk, ama bazen aşk denir” diye açıklıyor. Tanımı: insanın ruhunu ateşe düşüren sevgi. Basit sevgi anlamına gelen hubb’dan ayrı anlama gelir.Arapça sözlüklere göre “sevilen kişinin hata ve kusurlarına körelme hali” demektir. Ayrıca dişi devenin şiddetle aygıra varması haline ışq denir. Sülük gibi yapışma eylemine de ışq denir. Bezelye türünden bir tür sarmaşığın adı da aşaq. Fiilin nihai kök anlamı “sarmaşmak, sarmaş dolaş olmak, yapışırcasına sarılmak” olabilir!?

Bu eylemi yapan kimse aşıq, eyleme konu olan kimse de doğal olarak maşuq (maşuk) oluyor. Türkçesine aşkan ve aşkılan desek olur belki. Aşık’ın çoğulu uşşaq, aşıklar demektir. Türk Sanat müziğinde makamı var. Kesin olmamakla birlikte Uşak kentinin adı da aşk tan gelebilir.[1]

“Aşk, şiddetli bir muhabbettir."[2]

“..Aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip herşeyi mahbubuna feda eder. Yahut mahbubunu îlâ ve senâ etmek için başkalarını tenzil ve mânen zemmeder ve hürmetlerini kırar.”[3]

Aşk ile şefkat arasındaki farklar ise şöyle belirtilmiştir:

“Evet, şefkat bütün envâıyla lâtîf ve nezihtir. Aşk ve muhabbet ise, çok envâına tenezzül edilmiyor.

Hem şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evlâdı münasebetiyle, bütün yavrulara, hattâ zîruhlara şefkatini ihata eder ve Rahîm isminin ihatasına bir nevi aynadarlık gösterir. Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip herşeyi mahbubuna feda eder. Yahut mahbubunu îlâ ve senâ etmek için başkalarını tenzil ve mânen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: "Güneş mahbubumun hüsnünü görüp utanıyor; görmemek için bulut perdesini başına çekiyor." Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz İsm-i Âzamın bir sahife-i nuranîsi olan güneşi böyle utandırıyorsun.

Hem şefkat hâlistir, mukabele istemiyor, sâfi ve ivazsızdır. Hattâ en âdi mertebede olan hayvânâtın yavrularına karşı fedakârâne, ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder. Aşkın ağlamaları bir nevi taleptir, bir ücret istemektir.”[4]

 


[1] NİŞANYAN,Sevan, http://www.taraf.com.tr/makale/6348.htm, 18.07.2009 

[2] NURSİ,Said,9.Mektub,Mektubat,

[3] NURSİ,Said,8.Mektub,Mektubat,

[4]NURSİ,Said,8.Mektub,Mektubat,

Link to comment
Share on other sites

ATÂ

Sözlükte “bağışlama, hibe, atıyye, ihsan verme ve verilen şey” anlamına gelir.[1]


[1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.41 ,2005 Ankara

Link to comment
Share on other sites

ATA KANUNU

Cenab-ı Hakkın atâ, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kazâ kanununu; kazâ da, kaderi bozar.

Meselâ: Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazâdan affetmek, atâ demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kazâ kanununun kat'iyetini deler. Kazâ da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kazâ kanununun şümulünden ihraçtır. Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihracıdır.[1]

 


[1] NURSİ,Said, Mesnevî-i Nuriye - Onuncu Risale - s.1351,www.darülkitap.com

Link to comment
Share on other sites

ATASÖZLERİ

Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan söyleyeni belli olmayan hayat tecrübelerine dayanan yol gösterici özlü sözlere atasözsü denir.

Damlaya damlaya göl olur.

Boş çuval ayakta durmaz.

El öpmekle dudak aşınmaz

Hukukla ilgili şu atasözleri örnek verilebilir;

Bu atasözleri kanun metinlerinde kullanılmaz fakat hukuk kitaplarında mahkeme kararlarında zaman zaman kullanılmaktadır.

Ya devlet başa ya kuzgun leşe

Allah devlete zeval vermesin

Hekesin baş olduğu yerde herhes köle herkesin köle olduğu yerde herkes baştır

Kadı söverse şikayete kime gideceksin

Geciken adalet adalet değildir

Devlet adamından dost olmaz

Yedi tane kral bir çobanın kaderini değiştirememiş

Hak yerini bulur

Hak gelince batıl gider

Hak deyince akan sular durur

Hukuk birgün herkese lazım olur

Toplumda en büyük güveni her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği inancı sağlar.
En yıkıcı, en öldürücü yara haksızlık yarasıdır.
Ne zulüm, ne merhamet yalnızca adalet

Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır.

Suçlunun beraat ettiği yerde yargıç hüküm giyer

Dünyanın en tehlikeli yaratığı sadece hukuku bilen hukukçudur

Adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır

Adalet olunca yiğitliğe lüzum kalmaz

Haklarımız görevlerimizi yerine getirdikçe artar

Hak yerde kalmaz

Yazılı yasalar örümcek ağları gibidir: zayıfları yakalar, güçlüler deler geçer

Eden bulur[1]


[1] http://209.85.135.104/search?q=cache:ta3QYSz0TT8J:www.forumburasi.com/hukuk/491-hukuk-hak-adalet-kavramlari-uzerine-soylenmis-sozler.html+hukuk+atasözleri&hl=tr&ct=clnk&cd=19&gl=tr

Link to comment
Share on other sites

ATATÜRK

Mustafa Kemal'e "ATATÜRK" soyadının verilmesi T.B.M.M.ye teklif eden kişi Agop Dilaçar dır.(d. 22 Mayıs 1895 – ö. 12 Eylül 1979), Türk dili üzerine uzmanlaşmış Ermeni asıllı Türk dilbilimcidir. Türk Dil Kurumu'nun ilk genel sekreteridir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçe ile ilgili çalışmalarına verdiği katkılardan dolayı "Dilaçar" soyadını almıştır. Ermenice ve Türkçenin yanında İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarca bilmekteydi. 1915 yılında Robert Kolej'den mezun olmuştur. I. Dünya Savaşında Kafkas cephesinde görev adlı. 1919'dan itibaren Robert Kolej'de İngilizce öğretmeni olarak çalışmaya başladı.[1]


[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Agop_Dilaçar,28.08.2009

Link to comment
Share on other sites

ATEH

Sözlükte “aklı zayıflamak,eksilmek,bunamak,bir şeye düşkün olmak” anlamlarına gelen ateh,İslam hukukunda kinin hukuki tasarruflarına belirli sınırlamalar getiren bir ehliyet arızası kabul edilmiştir. Bu durumdaki kimseye ma’tuh denir.[1]


[1] GÖZÜBENLİ,Beşir, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,4,s.51,1991,İstanbul

Link to comment
Share on other sites

ATEİZM

Ateizm kelimesi Yunanca da “Tanrı” anlamına gelene “Theos”tan türemiştir.Bu kelimeden de “tanrı inancına sahip olmak” ya da “Tanrıya inanmak” anlamına gelen “theizm” anlayışı ortaya çıkmıştır.Ateizm kelimesi de İngilizce “teheizm” kelimesinin başına “a” ön takısının eklenmeiş hali olup Türkçede “tanrıtanımazlık” anlamına gelmektedir.[1]


[1] TOPALOĞLU,Aydın,Ateizm Ve Eleştirisi,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.1,2004-Ankara

Link to comment
Share on other sites

AV

İlk insanların yiyecek et ve giyecek post ihtiyaçlarını karşılamak için başlattıkları av,medeniyetin gelişmesine paralel olarak bir geçim vasıtası olmaktan çıkmış,bir spor ve eğlence halini almıştır.Kişilerin tek başlarına veya gruplar halinde yaptıkları av günümüzde bütün dünyada bir spor olarak kabul edilmekte ancak,hayvanların neslinin tüketmek ve milli servetlerin heba etmek gibi sebeplerle bazı kısıtlamalara tabi tutulup özellikle hayvanların üreme mevsimlerinde yasaklanmaktadır.İslam avlanmayı ihtiyaçları karşılamak için caiz görmüş fakat avcığın bir meslek olarak icrasını caiz görmemiştir.[1]


[1] ERDEM,Sargon, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,4,s.100,1991,İstanbul

Link to comment
Share on other sites

AVAM

Sözlükte” aşağı tabaka­dan kişiler, halkın çoğunluk kısmı”  anlamına gelir.[1]


[1] Seyyid Şerif Cürcani,Terc.ARİF,Erkan,(Tarifat) Arapça-Türkçe Terimler Sözlüğü 1993 ,http://www.darulkitap.com/indir/akaid-kitapligi-230-kitap-derleme-darulkitap.html,  erişim tarihi 24.06.2009

Link to comment
Share on other sites

AVRET

Sözlükte “eksik, gedik, açık; açılıp görülen şey; korkulacak, zarar gelecek yer” gibi anlamlara gelen avret, dini bir kavram olarak, insan vücudunda örtülmesi farz, görünmesi ve gösterilmesi yasak olan, başkaları tarafından da bakılması haram olan yerlere denir.

Avret yerlerini örtmek, namazın şartlarından biridir. Buna “setr-i avret” denir. Erkeğin avret yerleri, diz kapağı ile göbeği arasıdır. Kadınların avret mahalli ise, el ile yüz dışındaki bütün uzuvlarıdır.

Avret yerlerinin örtülmesi ile ilgili emir genel ilke olup, tıbbî tedavi, doğum, teşhis ve benzeri ihtiyaç hallerinde açılması caizdir.[1]


[1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.43 ,2005 Ankara

Link to comment
Share on other sites

AYET

Ayetin sözlükte“açık alamet, belirti,iz, eser, işaret, nişane, ibret, şaşırtıcı iş, mucize, yüksek bina, cemaat, burhan ve delil“ gibi anlamlara gelir. Ayet kelimesi Türkçe’de bellik, Farsça’da nişane kelimeleriyle ifade edilir.Alamet; zahir ve açık demek olunca, ayet onun daha zahiri ve açığı demek olur. Mesela; dağ alamet ise, zirvesi onun ayeti olur. Güneş bir gündüz ayeti; ay, bir gece ayetidir. Cami bir alamet ise, minare onun ayetidir. 

Ayet, bir şeyin ve bir amacın varlığını gösteren alamettir. Açıkça ortada görülmeyen şey ayetiyle bilinir ve tanınır. Bir yolu bilmeyen, o yola ait alametleri bilirse, yolu tanır. Her şey kendi alametiyle bilinir. Bu açıdan ayet, duyuların, düşüncelerin veya akılla bilinen şeylerin dışa vurmuş şeklidir denilebilir.

Ayet kelimesinin çoğulu ayât’dır. Genel olarak bir şeyin tanınmasına sebep olan emare manasına da kullanılır. Allah’ın varlığına delalet eden her şeye de "ayet" denilmiştir.

Yüzü kızaran bir kimsenin kızdığını anlarız. Yüzü kızarmak kızgınlığın ayetidir. Bir şeyin, bir nesnenin ayırdedici özelliklerine eskiden ‘alamet-i farika’, yani ‘ayırdedici belirti’ denirdi. Bu belirtiler o nesneyi bize tanıtan, o şeyin ne olduğunu bilmemize yardım eden özelliklerdir.

Terim olarak: "Surelerin içinde; evvelinde ve sonunda munkati olan, mürekkep bir kelamdır." şeklinde tarif olunmuştur.

Kur’an yüzondört sûreden meydana gelmektedir. Sûreler ise Ayetlerden oluşurlar. Sûrelerin içerisindeki âyetler kendilerine mahsus bir biçimdedirler. Belli kuralları yoktur. Bir kaç harften oluşan âyetler olduğu gibi, bir sayfa uzunluğunda da âyet vardır. Âyetlerin her biri birer Kur’an oldukları gibi, hepsi beraber Kur’an’ı meydana getirirler.

Kur’an, âyetlerden meydana geldiği gibi kâinat da âyetlerden meydana gelir. Çevremizde gördüğümüz her şey, Allah’ın birer âyetidir. Bütün varlıklar, bütün olaylar Allah’ın ‘ol’ emriyle meydana çıkmış kelime’leridir. Bunlar, insana Allah’ı tanıtmaları açısından ise birer âyettirler.


 

Link to comment
Share on other sites

AYIP

Sözlükte “kusur,eksiklik,leke,utanç veren söz ve daranış” anlamına gelen ayıp,İslam Borçlar hukukunda akde konu olan malın insanlar nazarındaki kıymet ve itibarını azaltan arızi kusur ve eksikliği ifade eder.[1]

Türk hukukunda ayıp kavramı mallar için kabul edildiği gibi hizmetler için hizmet ayıbı olarak da kabul edilmiştir. Özel hukukta mal ve hizmet ayıbı Borlar Kanunu ve tüketiciyi koruma kanununa göre tüketiciye çeşitli haklar sağlamaktadır. Ayıp kamu hukuku açısından sözkonusu olduğunda hizmet kusuru kavramı devreye girmektedir ve idare hukuku kitaplarında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.


[1] BARDAKOĞLU,Ali, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,4,s.246,1991,İstanbul

 
Link to comment
Share on other sites

AYİN

Adet,üslup,tarz,kanun ve tören anlamlarına gelen Farsça bir kelimedir.[1] Terim olarak, dinî inançları ortak olan bir toplulukta yetkili makamlarca belirlenmiş birlikte yapılan dualar, okunan ilahiler ve dini ağırlıklı kurallara bağlanmış törenlere denir.

Toplumumuzda ayin deyince, genellikle kiliselerde yapılan dinî törenler anlaşılır.[2]


[1] ŞEKER,Mehmet,Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi Ve İslamlaşması,Diyaneti İşleri Başkanlığı Yayınları,s. 168,1987 Ankara

[2] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.45 ,2005 Ankara

Link to comment
Share on other sites

AYN

Aslı,kendisi,bir şeyin eşi,tıpkısı,göz ,kaynak pınar anlamlarına gelir.Arapça bir kelime olup çoğulu ayan ve uyun gelir.Dış alemde var olan maddi şeyler anlamına da gelir. Geniş anlamda ayn,nakit paradan başka edinilebilen servet unsurları demektir. Ayn ,muayyen (belirli) ve müşahhas (somut) olan şey anlamına da gelir.Mesela bir ev,bir at,sandalye,meydanda mevcut olan bir yığın buğday ve bir miktar para gibi.

Ayn kelimesinden türeyen ve günümüz Türk Hukukundada kullanılan isim tamlamaları vardır. Bu isim tamlamalarının ve manalarını şöyle belirtebiliriz.

Aynen eda;Mal olarak doğan borcu para ile değil mal ile ödemek demektir.

Aynen mübadele (trampa) malın malla değiştirilmesidir.

Aynen taksim.mülkün sadece kağıt üzerinde değil fiziki olarak taksimi anlamına gelir. Bu izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davalarında önemlidir. Aynen yani fiziki taksim mümkün olmazsa satılarak bedeli taksim edilir.

Ayni hak,eşyaya ilişkin hak demektir. Ayni hakların en önemlisi mülkiyet hakkıdır[1]


[1] DÖNDÜREN,Hamdi, Şamil İslam Ansiklopedisi, http://samil.ihya.org/ansiklopedi/ayn.html, erişim tarihi,15.06.2009

Link to comment
Share on other sites

AYNA

Ayna, Farsça'dan aldığımız bir sözcük. Sözcüğün aslı âyînedir. Dilimize girerken ses düşmesi gerçekleşmiş, ayne olmuş. Daha sonra ses uyumuna uyarak ayna olmuştur.[1]

[1]http://www.blogcatalog.com/blogs/kelimelerin-soyaac/posts/tag/arapcadan+gecen+kelimeler/,27.07.2009

Link to comment
Share on other sites

AZA

Arapça uzvun çoğulu olup uzuvlar demektir.Üyelik ile eş anlamlıdır.Aza Türkçede tekil anlamda kullanılır. [1]


[1] Büyük Türk Sözlüğü,Hayat Yayınları,s.90

 
Link to comment
Share on other sites

AZAP

Arapçada azab “terk etmek,vazgeçmek,vazgeçirmek” gibi manalara gelen azb kökünden isim olup “işkence,eziyet ve elem “anlamında kullanılır. Elem ve ıstırapların bir kısmı beden,bir kısmı da ruh üzerinde etkili olduğuna göre azap hem maddi ceza hem de manevi bir elem ve ceza niteliği taşır.[1]


[1] ŞEVKİ YAVUZ, Türkiye Diyanet Vakfı Yusuf, İslam Ansiklopedisi,ci1t,4,s.302,1991,İstanbul

Link to comment
Share on other sites

 Share

×
×
  • Create New...