Jump to content

All Activity

This stream auto-updates

  1. Earlier
  2. İş hukuku işçi ve işveren ilişkilerini, bunların karşılıklı hak ve görevlerini, işe ve işyerine ilişkin yasa ve yönetmelikleri vb. konu alan hukuk dalıdır. İş hukuku kapsamında görülen iş davaları işçi işveren arasındaki uyuşmazlıklar: İşe iade davaları Kıdem tazminatı İhbar tazminatı Fazla mesai ücreti alacağı Ulusal bayram ve resmi tatil günleri alacakları İş kazası İş hastalıkları Sendikal tazminat İşçilik alacakları gibi konularda çıkan uyuşmazlıkların giderilmesi amacıyla açılan davalardır. Bu konuları sırası ile inceleyecek olursak İşçilik Alacakları Hakkında 4857 Sayılı İş Kanunu’na göre işçi; bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye denir. İşçilerin işten ayrılırken hak ettikleri bazı haklar ve bu hakların belirli koşulları vardır. Her ne kadar İş Kanunu’nda işçi; iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi olarak tanımlansa da iş sözleşmesi imzalamamış bir işçi, İş Kanununun işçilere tanıdığı bütün haklardan yararlanacaktır. İşçilik alacakları bu nedenle önem arzetmektedir. İşten çıkan veya çıkarılan işçilerin hak kaybına uğramaması için Arca Hukuk olarak işçilik haklarını tek bir yazıda toplamayı uygun gördük. 1) İşe İade Hakkı: İşten çıkarılan işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmeden veya işveren tarafından haksız bir sebeple işten çıkarıldıysa, fesih bildiriminden itibaren bir ay içerisinde işe iade talebinde bulunabilir. Ayrıca fesih yazılı bir şekilde yapılmalıdır. İşe iade davası şartları;iş yerinde 30’dan fazla işçi çalışması ve işçinin en az 6 aylık kıdeminin olmasıdır. 2) Kıdem Tazminatı Hakkı Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için öncelikle işçinin aynı iş yerinde bir yıldan fazla çalışması gerekmektedir. İşçi; haklı bir neden olmaksızın işten çıkarılmış olmalıdır. Belirli koşulların varlığı halinde (işçinin haklı nedenle feshi) istifa eden işçinin de kıdem tazminatına hakkı vardır. Kıdem tazminatı hesaplanırken her yıl için 30 günlük brüt ücret baz alınır. Kıdem tazminatı avukatı Ankara olarak Arca Hukuk uzman ekibi ile daima sizinledir. 3) İhbar Tazminatı Hakkı İhbar tazminatı belirli süreli iş sözleşmelerinde söz konusu olmaktadır. İş sözleşmesinin feshinden bir süre önce durumun işten çıkarılacak işçiye bildirilmesi gerekir. Aynı şekilde işçi de işverene karşı aynı yükümlülüğe sahiptir. İhbar süreleri işçinin kıdemine göre değişmektedir. İş Kanunu’nun 17. Maddesine göre; Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri; · 6 aydan az çalışmış işçi içinbildirim yapılmasından başlayarak 2 hafta, · 6 ay – 1,5 yıl arası çalışmış işçi için bildirim yapılmasından başlayarak4 hafta, · 1,5 yıl – 3 yıl arası çalışmış işçi için bildirim yapılmasından başlayarak6 hafta, · 3 yıldan fazla çalışmış işçi için bildirim yapılmasından başlayarak8 hafta sonra, feshedilmiş sayılır. Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. 4) Fazla Çalışma Ücreti Hakkı Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşenmiktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir.İşçi hakları arasında önemli bir yer tutan fazla çalışma ücretinin ödenmemesi halinde işçi iş akdini haklı nedenle feshedebilir. 5) Yıllık İzin Hakkı İş Kanunu’nun 53. Maddesinde düzenlenmiş olup işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi; · 1 yıl- 5 yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara 14 günden, · 5 yıl-15 yıl olanlara 20 günden, · 15 yıl (dahil) ve daha fazla olanlara 26 günden az olamaz. İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir.İşçi tarafından talep edilmesine rağmen yıllık izne hak kazanılan yıl boyunca izin kullandırılmaması da haklı fesih nedenidir. 6) UBGT (Ulusal Bayram ve Genel Tatil) Ücreti Hakkı Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı, 1 Mayıs, 23 Nisan gibi dini ve milli bayramlara denk gelen günlerdir. İş sözleşmesinde aksine bir hüküm olmadığı sürece ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işçi çalışmak zorunda değildir. İş Kanunu kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.Aksi takdirde işten çıkarak kıdem tazminatı ve diğer işçi hakları işçi tarafından talep edilebilir. 7) Hafta Tatili Ücreti Hakkı İşçilere iş sözleşmesine göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az 24 saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir. Bu ücret işçiye ödenmez ise, işçi haklarını dava yoluyla talep edebilir. 8) AGİ (Asgari Geçim İndirimi) Hakkı AGİ işçilere uygulanan bir gelir vergisi indirimidir. Bu gelir vergisi indiriminin tutarı; işçinin mevcut yaşam koşullarına göre değişiklik gösterir. İşçinin medeni hali, eşinin çalışma durumu, kaç çocuğa sahip olduğu gibi koşullar bu gelir vergisinde uygulanan indirimi etkiler ve her ay işveren tarafından devlet adına işçiye ödenmesi gerekir. Ödenmediği takdirde işçi bunu diğer alacakları gibi işverenden talep edebilir. 9) Ayrımcılık- Kötü Niyet Tazminatı Hakkı İşverenin aynı nitelikteki veya aynı ya da benzer durumdaki işçilere eşit davranma yükümlülüğü vardır. Ayrımcılık tazminatı, işverenin eşit davranma yükümlülüğünün ihlali durumunda işçiye dört aya kadar ücreti tutarında verilebilecek olan tazminattır.Kanun açıkça “iş ilişkisinde veya sona ermesinde” bu tazminatı öngördüğünden ayrımcılığa maruz kalan işçi genel hükümlere göre tazminat talep edebilir. 10) Sendikal Tazminat Hakkı İşçilerin bir sendikaya katılması anayasal haktır. İşçi sırf bir sendikaya kayıt olduğu için işten çıkarılamaz ve kendisine ayrımcılık yapılamaz. Sırf sendikal faaliyetlerden dolayı ayrımcılığa uğrayan işçinin bir yıllık ücreti tutarında sendikal tazminat ve diğer işçi haklarını talep etme imkanı bulunmaktadır 11) Mobbing Nedeniyle Manevi Tazminat Hakkı İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik şiddet ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. İşçi, bu davranışlar nedeniyle uğradığı zararların giderilmesi için manevi tazminat talebinde bulunabilir. İşçilik alacakları konusunda somut olayların özelliğine göre talep edilebilecek haklar farklılık gösterir. Arca Hukuk Bürosu olarak uzun yıllar bu alanda çalışmış olmanın sonucunda edinmiş olduğumuz tecrübe, alanında uzman avukatlarımız, müvekkil odaklı çözüm araştırmalarımız ile hukuki destek sağlamaya devam etmekteyiz. Belirtilen konularda iş hukuku avukatı olarak seçeceğiniz bir avukat hak kaybına uğramamak adına önemlidir.
  3. This is a premium icon which is suitable for commercial work: 1 credit needed. Use it commercially. No attribution required. Comes in multiple formats suitable for screen and print Ready to use in multiple sizes Modify colors using the icon editor
  4. Aile ve Boşanma Davaları

     

    Aile ve Boşanma davaları, sadece bu alanda uzman avukatlarca takip edilmesi gereken davalardır. Hukuki anlamda “boşanma avukatı” şeklinde bir ünvan bulunmamaktadır. Ancak bu konuda uzmanlaşmış, ihtisasını bu konuya ayırmış kişiler halk arasında bu şekilde anılmaktadır.
     

    Aile Hukukuna İlişkin Davalar Nelerdir?

    Aile hukuku, medeni hukuk içinde yer almaktadır. Bu hukuk alanının odak noktası Aile kavramıdır. Aile hukukuna ilişkin davalar aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır.
    • Ailenin kuruluşunun temeli olan nişanlanma,
    • Evlenme koşulları ve hükümleri,
    • Boşanmanın şartları,
    • Boşanmanın sonucuna bağlı olan maddi ve manevi tazminat, nafaka,
    • Tarafların müşterek çocuklarının akıbetini ilgilendiren velayet ve iştirak nafakası,
    • Mal rejimine ilişkin davalar. Eşlerin evlenme öncesi ve sonrası edindikleri malvarlıkları. Bu malvarlıklarının paylaşılması konusu,
    • Evlilik birlikteliğinin sürdüğü ve ortak hayatın maddi anlamda merkezi olan aile konutu,
    • Taraflar arasındaki nesebe ve çocukların temsiline dair soy bağı davaları,
    • Evlat edinme,
    • Velayet, vesayet, kayyımlık ve yasal danışmanlık davaları,
    • Yabancı mahkemelerin aile hukukuna dair verdikleri kararın tanıma ve tenfizi ,
    Aile hukukunun ilgi alanı içindedir.
     

    Boşanma Davalarında Yetkili Mahkeme Neresidir?

    Yukarıda belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin davalar Aile Mahkemelerinin görev alanı içindedir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde uyuşmazlıklara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar.
     
    Aile Mahkemelerinin Görev Alanı 4787 sayılı kanun ile düzenlenmiştir. Bu kanunda aile mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usulleri tanımlanmıştır.
     

    Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi

    Bu konudaki tedbir kararları Aile Mahkemelerince verilmektedir.
     

    Boşanma Avukatı Olarak Bakılan Başlıca Davalar Nelerdir?

     

    • Anlaşmalı boşanma davaları,
    • Çekişmeli boşanma davaları,
    • Boşanma davaları,
    • Evlilik Sözleşmesi ve mal rejimi sözleşmeleri,
    • Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanması,
    • Yoksulluk ve iştirak nafakaları,
    • Maddi ve manevi tazminat talepleri,
    • Evliliğin iptali davaları,
    • Yabancı Mahkemelerden verilen kararların tanıma ve tenfizi,
    • Tedbir kararları. (Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında),
    • İddet (Bekleme) süresinin kaldırılması,
    • Velayetin değiştirilmesi,
    • Anlaşmalı boşanma davası,
    • Babalık davası,
    • Soybağı davası,
    • Mal rejimi davaları v.b. gibi konularda hizmet vermekteyiz. Boşanma davaları ile ilgili daha detaylı bilgiye boşanma avukatı sayfasından da ulaşabilirsiniz.

     

  5. BU YAZI, SİTE ÜYELERİMİZDEN MEHTAP DENİZ TARAFINDAN, 06.05.2006 TARİHİNDE SİTEMİZE EKLENMİŞTİR. Anneler için yapılan kutlamaların Sümerlere dek dayandırıla-bilineceği söylenmektedir. Anaerkil düzeninin hüküm sürdüğü; tarihin ilk çağlarından bu yana, daha çok yerel ve dönemsel isimlerle analık, doğurganlık niteliğiyle ön plana çıkmış ve doğanın uyandığı bahar mevsimiyle özdeleştirilmiştir.Her bahar gelenek haline getirilen kutlamalar kesintisiz binlerce yıl sürmüş; resmi olmazsa da Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının binlerce yıl önce başlattığı aynı zamanda gelenek haline getirdiği bu günün tarihçesi; 20. yüzyılın başında 1907 yılında 12 yaşındaki bir çocuğun (Anna) annesini anmak adına, kilisede bir tören sağlamasıyla başlamış sayılır. Bunu takiben; politikacılara ve rahiplere mektuplar yazarak bu günün gelenekleşmesi isteğinde bulunur.1908 yılı içinde Mayıs ayının ikinci pazar gününün Amerika'daki tüm eyaletlerde Anneler Günü olarak kutlanmasına kesin olarak karar verilir ve resmi bir gün olarak günümüze yansır. Acısıyla, tatlısıyla, nefes aldığımız her bir gün, şüphesiz ki bizim için anlamlıdır ancak; toprakananın bile her yıl doğaya yeniden can verdiği mevsimde; annelere ayrılmış olan bu özel ve de güzel günü kim unutabilir ki? Kime sorarsak soralım eminim ki hakikati savunan erdemli akıl sahiplerinin seslerinden şunları duyarız; "Bizim için herşeye katlanan, her zaman ihtiyaç duyabildiğimiz güvenli kucağından ne zaman mahrum etmiş ki unutalım..." Ne kadar büyümüş olursak olalım, bize öz güven kazandıran fakat, yine de gözden ırak olduğumuz vakit, gönlünden uzak kalamadığımız tek varlığımız ANNEMİZ... Kaç kardeş olursak olalım, bizleri aynı ölçüdeki sevgileriyle ayrı ayrı kucaklayarak ilk olarak hayatımıza; hukuku- düzeni katan, hak ve özgürlüklerimizi şefkatle kollayan tek varlığımız annemizin adaleti, Yüce Allah'tan sonra ki en güzel adalettir diyebiliriz. Her durumda yapıcı, yaratıcı, üretken, maddi, manevi herşeyde her durumda bir koruyucu ve yaşatan; çözümsüzlüğe, gayretle yorulmak nedir bilmeden eğilen; kurtuluş savaşında omuzlarında mermi taşıyan ninelerimizin torunları; neslimizin devamını sürdüren; canından can verdikleri evlatlarını gururla ordumuzun hizmetine seve seve veren yine annelerimiz değil mi? O halde; bu gün, bu gündür diyelim ve bu günden başlayıp hepbirlikte ailemizde, bulunduğumuz ilde, ülkemizde, dünyamızda, evrende neler olup bittiğini gözlemleyerek, düşünce-çözüm üretip yorumlayarak, sorunlarını dile getirmek gerekmez mi? Neden hala dizleri tutmayan annelerimiz çaresizce hastahane kapılarında koşturmakta? Neden sağlıkları için gerekli olan ilaçları rahatça alamıyorlar? Neden hala yurdun ücra köşelerinde unutulanlar var? Neden hala coğrafi nedenlerle körpecik iki can acı çekerek ölüme yenik düşebiliyor? Kısaca, her anneye kadın demek mümkün olabiliyorsa; bu gün hak ettikleri yere geldiler mi? Nedenleri, niçinleri sıralarken zihinlerimizde yankılanan feryatlarını duyamuyorsak, her bakışında gözleriyle okşandığımız eşi bulunmaz sevgiyi tatmak kadar kaybetmekte bir o kadar acı olsa gerek. Gönül aynamıza derinden bakabilmeyi başarmak, eminim ki herkesi derin sevgilere itecek; belki de bu sayede kendi annemize olan aşkın kokusuyla mest olup ülkedeki tüm ANNELERE sonsuz sevgilerimizi daha anlamlı bir şekilde saygıyla sunma fırsatı verecektir. Bu gün yaşamın kıyılarında gezerken, İstanbulu değil, gözlerim kapalı; gökteki yıldızlar gibi dünyamızı süsleyen annelerin yüreğinde gizli kalmış çığlıkları dinlemek istiyorum; gözlerim kapalı hafiften fırsatlar yaratıp estirmek istiyorum yurdumun dört bir yanına... Bu gün, hayatın fırtınalarından kurtulup şefkat dolu limanıma daha fazla sığınmak geliyor içimden çünkü; yaşanan her an maziye karışıyor ve her saniye hızla "geçmiş" oluyor! Bir anın bile boşa akmasına gönlüm razı olamıyor; anneciğimi doya doya koklamak, her an o sevgi dolu bakışlarını üzerimde görmek, yüreğindeki o tatlı sıcaklığı tekrar tekrar his etmek istiyorum. Bu gün sadece hayat muhasebesini yapıp sevgi bilançosunu çıkarmak istiyorum. Bu gün İstanbul'u değil, gözlerim kapalı kendimi dinlemek, anneciğimin bana olan sevgisinin aynısını ben de ona ve tüm annelere vermek istiyorum. ALLAH kimseyi ANNE SEVGİSİNDEN mahrum bırakmasın. Genç yaşlı tüm annelere sonsuz saygı ve sevgilerimle, sevgi dolu mutlu yarınlar...
  6. ÇAN Hıristiyanlıkta âyin vaktini haber vermek üzere kullanılan alettir. Batı dillerinde campana, cloche; arapçada nâkûs, ceres; farsçada da nâkus, zeng kelimeleriyle ifade edilen "çan"ın, İlk defa nerede ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir. İlk defa Çin'de kullanıl­maya başlandığı ve oradan yayıldığı tah­min edilen çan, önceleri tehlikelerden ko­runmak maksadıyla kullanılmıştır. Bazı eski kavimlerde, yeryüzünü doldurduğuna ina­nılan kötü ve zararlı cinleri uzaklaştırmak için kullanılan çan, sonraları çok değişik alanlarda da kullanılmıştır. Hıristiyanlığın ilk üç asrı boyunca, Roma İmparatorluğun­da bu dinin yasak olması sebebiyle çan kullanılmamış, ancak Konstantin'İn hıristiyanlığa serbestlik tanımasından son­ra ilk Önce Kuzey Afrika manastırlarında ibadete davet maksadıyla kullanılmaya başlanmıştır. VIII. yüzyıldan itibaren pisko­poslar tarafından "mukaddes su" ile yıka­nan çan, böylece kilisenin aslî unsurların­dan biri haline gelmiştir. Kiliselerin büyüklüklerine göre çeşitli ebatlarda çanlar kul­lanılmaktadır.[1] [1] İslam'da İnanç İbadet Ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi,www.darülkitap.com
  7. CÜZ’İ MÜFRED Manasında ortaklık kabul etmeyen müfred lafızdır Mesela Zeyd lafzını düşünmek Ahmet, Mehmet,Hasan,Hüseyin gibi özel fertleri düşün meye engeldir. Mesela çek kelimesi de cüzi müfrettir. Bono ve poliçe kelimelerini düşünmeye engeldir.
  8. CÜZ’İ KAZİYE Kaziyenin başında “bazı,en az biri,bir kısım” gibi sözler bulunuyorsa kaziye-i cüziye olur Bazı insanlar çalışkandır. Dernek üyeleri eşit haklara sahiptirler. Dernek, üyeleri arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf farkı gözetemez; eşitliği bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar yapamaz.MK.m.68
  9. CÜZ Sözlükte “parça, pay, hisse ve bölüm” demektir. Çoğulu eczâdır. Istılah’ta Kur’ân’ın otuza bölünmüş parçalarından her birine denir.[1] [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.108 ,2005 Ankara
  10. CÜRM (CÜRÜM) Cerm ağaçtan meyvayı kesmek demektir. Cürâme kalitesiz burmadır. Temel anlamı bu olan kelime, daha sonra kötü iş, suç anlamında kullanılır olmuştur. Cürm suç; icram suç işlemek demektir. Cirm ise ses anlamındadır.[1] [1] ATEŞ, Süleyman, Kur’an Ansiklopedisi
  11. CÜNUN Cünun sözlükte “örtünmek,gizlenmek,aklını kaybetmek” anlamına gelir.Bu durumdaki kişiye mecnun denir.[1] [1] KAFİ DÖNMEZ,İbrahim, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,8,s.125,1993,İstanbul
  12. CÜNAH Aslında bir şeyi basıp meylettiren ağırlık demek olup zorluk, sıkıntı ve genel olarak günah ve vebal manasına da gelir ki "günah" kelimesinin aslı budur.[1] [1] YAZIR, M.Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili,
  13. CÜMLENİN YÜZEYSEL VE DERİN YAPISI Bir cümlenin yüzeysel yapısı gramer (dilbilgisi) kurallarının oluşturduğu yapısıdır.Örneğin “İstanbul çok güzel bir şehirdir” ve “İstanbul çok büyük bir şehirdir” cümleleri yüzesel yapısı bakımından birbirine benzerler. İ s t a n b u l ç o k g ü z e l b i r ş e h i r + d i r. Özne tümleç dir eki İ s t a n b u l ç o k b ü y ü k b i r ş e h i r+ d i r. Özne tümleç dir eki Görüldüğü gibi cümlelerin yüzeysel yapıları birbirine benzemektedir.Fakat derin yapılarında bir farklılık vardır. Bir cümlenin derin yapısı bir cümledeki kelimelerin simgelediği kavramların birbiriyle ilişkisi sonucu ortaya çıkan yapıdır.Bir başka deyişle bir cümlenini derin yapısı o cümlenini esas anlatmak istediği anlamdır.İstanbulun güzel olması ile büyük olması arasında çok fark vardır. Demekki yüzeysel yapı birbirine benzediği halde derin yapı benzemez.[1] İnsanlar fizyolojik bakımdan yüzeysel yapı olarak birbirine benzerler.Yani el ayak,burun,göz gibi organlar her insanda aynı yerdedir.Fakat hiçbir insan birbirine fizyolojik olarak benzemez. [1] ÖZKALP,Enver,KOCACIK,Faruk,Davranış Bilimlerine Giriş,2. Fasikül,s244. ,1994 Eskişehir
  14. CÜMLE Biri diğerine isnad edilmiş iki kelimeden oluşan bir terkibdir ki, ge­rek senin: "Zeyd ayaktadır" demen gibi, bir şey ifade etsin ve gerekse ;"Bana ikram etmesi..." demen gibi, bir şey ifade etmesin. Çünkü bu ancak cevabın getirilmesinden sonra bir şey ifade eden bir cümledir. Öyleyse, cümle, mutlak olarak kelam'dan daha geneldir.[1] [1] Seyyid Şerif Cürcani,Terc.ARİF,Erkan,(Tarifat) Arapça-Türkçe Terimler Sözlüğü 1993 ,http://www.darulkitap.com/indir/akaid-kitapligi-230-kitap-derleme-darulkitap.html, erişim tarihi 23.06.2009
  15. CÜLUS Arapça oturmak demektir.Oturulan yere de meclis denir.Cülus, Osmanlı İmparatorluğunda padişahlığa seçilen şehzadenin padişahlığının ilan edilmesi için yapılan törene verilen addır. Osmanlı İmparatorluğu'nda törenler arasında önemli bir yeri olan Cülus-i Hümayun'un kökü, Türk törelerine ve İslam kültürüne dayanmakta ve Oğuz töresinin izlerini taşımaktadır. Cülus Bahşişi ise, cülus töreni sırasında Yeniçerilere verilen bahşişdir.[1] [1] Osmanlı Tarihi,Osmanlı Web Sitesi,
  16. CUNTA Cunta bir konsey yahut kurul anlamına ge­len İspanyolca bir kelimedir. Politika alanın­daki genel kullanımında 'askeri hükümet' an­lamına gelmekledir.[1] [1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi
  17. CUMHURİYET Cumhuriyet Arapça bir kelimedir.El-Müncid isimli lügatte şu bilgilere yer verilerek cumhuriyet kelimesi açıklanmaya çalışılmıştır.”Cemhere”,bir araya getirme,toplama, Cumhur,kavmin cemaati,her şeyin büyüğü,kavmin büyükleri,eşrafı,ileri gelenleri. Cumhuriyet İdarecileri belli bir dönem için seçilen ve idaresi babadan oğla geçen saltanata dayanmayan, ümmetin cumhurunun (çoğunluğunun) seçimi ile belirlenen yönetim.[1] Cumhuriyet günümüzde saltanatın zıt anlamlısı ve demokrasinin eş anlamlısı bir siyasi (devlet ve hükümet sistemi) rejim olarak algılanmaktadır. Sevan Nişanyan şu bilgileri vermektedir; Arapça bir sözcük olan cumhûr esasen “küme, yığın” demektir. Çöldeki kum tepelerine Araplar cumhur derler. Bunun çoğulu olan cemâhir bazen “topluca hareket eden insan kalabalığı” anlamında da kullanılıyor. Avrupa’da 18. yüzyıl sonlarında zuhur eden république yahut republic rejimine Osmanlı aydınları önce cumhur adını vermişlerdi. 19. yüzyılın ilk yıllarında buna –iyyet takısı ekleyip Türkçeye özgü yeni bir terim oluşturmuşlardır.[2] [1] KERİMOĞLU,Yusuf, Kelimeler Kavramlar,İnkılab Yayınları (l-ll), s.104,1997-İstanbul [2] NİŞANYAN,Sevan, 16.08.2009
  18. CUMHUR Çoğunluk, ekseriyet, umumî olan vb. anlamlarına gelen bu terim; genellikle İslâm bilginlerinin büyük bir çoğunluğunu ve genel temayülünü yansıtmak için, cumhûr-i ulemâ terimi şeklinde kullanılır.[1] [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.106 ,2005 Ankara
  19. CUMARTESİ "Cuma-ertesi", yani Cuma (toplanma) gününden sonra gelen gün demektir.[1] [1] http://www.becerikli.net/showthread.php?t=52901, 17.07.2009
  20. CUMA Arapça''daki "cem" (toplanma) kökünden "cum’a" kelimesi Müslüman toplumlarda toplanma günü demektir.”cem, cami, cuma, cumhur, cumhuriyet, cemaat, cemiyet” vb. kelimeler hep aynı kökten türemiştir. [1] [1]http://www.becerikli.net/showthread.php?t=52901, 17.07.2009
  21. CÖMERT Farsça cevân-merd sözcüğünden Türkçeleştirilmiştir. Cömertlik İslâm ahlâk literatüründe genellikle sehâ, sehâvet ve cûd kavramlarıyla ifade olunmaktadır. Bir kavram olarak cömertlik, eldeki imkânları meşru ölçüler içinde, hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak başkalarının yararına sunma eğilimi demektir.[1] [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.105 ,2005 Ankara
  22. CİZYE İslam Hukukunda zimmet ehlinden (zaınlıklardan) can güvenliği karşılığı alınan vergidir.[1] [1] YAVUZ,Ali Fikri,İslam İlmihali,s.389 ,Çile Yayınları,1977-İstanbul
  23. CİVAR Civar, çevre, yöre, bir şeyin yanı, etrafı demektir.[1] [1] ATEŞ, Süleyman, Kur’an Ansiklopedisi
  24. CİRO Ciro kelimesinin menşei, İtalyanca devir anlamına gelen “girare” kelimesidir. [1] İki anlamı vardır. Birincisi “hak sahibi tarafından değerli evrakın arkasına atılan bir imza veya yazılan bir ifade ile sözkonusu evraktan doğan hakların başkasına devredilmesini sağlayan işlem” ikincisi “iş hacmi “ dir.[2] [1]http://209.85.135.132/search?q=cache:e36xwwJvG6kJ:www.bibilgi.com/ciro+kelimesinin+men%C5%9Fei&cd=28&hl=tr&ct=clnk&gl=tr, 17.07.2009 [2] http://www.finhat.com/finhat/menu/sozluk/sozlukz.html erişim tarihi 28.09.2007
  25. CİRANTA Ciro kelimesi ile anlam ilgisi vardır.Emre muharrer senedin arkasını imzalayarak, bir başkasına devreden kişi demektir.[1] [1] http://www.finhat.com/finhat/menu/sozluk/sozlukz.html erişim tarihi 28.09.2007
  26. CİNSİYET Cinsiyet kelimesi “asıl,nevileri kendinde toplayan mahiyet” anlamındaki cins kelimesinden mücerred isim olup klasik Arapça’da kullanılmaz.Modern Arapça’da “uyruk” anlamı ynında bazen erkek ve dişi ayrımı da ifade eder. Karşı cinsler arasındaki çeşitli ilişkiler ve farklılıklarla bunlara bağlı diğer hususları belirtmek amacı ile bugün daha çok cins kelimesi kullanılmaktadır.[1] [1] HÖKELEKLİ,Hayati, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,8,s.21,1993,İstanbul
  1. Load more activity
×
×
  • Create New...