19.12.1984 tarih ve 18610 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun

Yasal ve Ticari Faiz Oranlarının Belirlenmesi:

19.12.1984 tarih ve 18610 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun"un ilk metni şöyledir;

Kanuni Faiz:

Madde 1- Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödemesi senelik yüzde otuz oranında yapılır.

Bakanlar Kurulu, ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar arttırma ve eksiltme yapabilir. Bakanlar Kurulu'nun bu konudaki kararı, kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibaren uygulanır.

Temerrüt Faizi:

Madde 2- Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Bakanlar Kurulu Kararı ile bu oran 1'inci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.

Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşeme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi, TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre istenebilir.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.

Mürekkep Faiz:

Madde 3- Kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemez.

Bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.

Diğer Kanunlardaki Faizler:

Madde 4- Diğer kanunların, bu kanunda öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödemesine ilişkin hükümleri saklıdır.

Kaldırılan ve Uygulanmayacak Olan Hükümler:

Madde 5- 22 Mart 1303 tarihli Murabaha Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nda kanuni temerrüt faizi oranlarını belirleyen hükümler uygulanmaz.

Geçici Madde- Bu kanunun yürürlüğünden önceki ilişkilerden doğan faiz alacakları hakkında da yürürlük tarihinden itibaren bu kanun hükümleri uygulanır.

Ancak, alacaklı ve borçlunun anlaşmaları ile bir ödeme planına bağlanan alacağın faizleri hakkında anlaşma tarihindeki kanun hükümleri uygulanır. Şu kadar ki, borçlu ödeme planına uymadığı takdirde alacaklı ödeme planı ile bağlı kalmaksızın bu Kanun hükümlerine göre alacağını tahsil eder.

Yürürlük:

Madde 6- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme:

Madde 7- Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

- Bazı Kanunların Madde Numaralarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki 01.02.1989 Tarih ve 3520 Sayılı Kanunun (RG: 10.02.1989 T. , Sayı: 20076) 3. maddesine istinaden hazırlanan kanuna ekli 2 sayılı listeye göre; 04.12.1984 tarih ve 3095 sayılı kanunun geçici maddesi, ''geçici madde 1'' olarak değiştirilmiştir.

- Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna Bir Madde Eklenmesine Dair 14.11.1990 Tarih ve 3678 Sayılı kanunla aşağıdaki düzenleme yapılmıştır. (RG 23.11.1990 T., Sayı: 20704)

Madde 30- 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 4/a maddesi eklenmiştir.

Yabancı Para Borcuna Faiz:

Madde 4/a- Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

GEÇİCİ MADDE 1- Bu kanunun 29 ve 30'uncu maddesi hükümleri, yürürlük tarihinden önceki ilişkilerinden doğan ve halen görülmekte olan yabancı para ve faiz alacaklarına ilişkin davalar hakkında uygulanmaz. Ancak, alacaklıların bu kanuna ve Borçlar Kanununun 105'inci maddesine göre munzam zarar talep etme hakları saklıdır.

MADDE 32- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Bakanlar Kurulu 08.08.1997 tarih 97/ 9807 sayılı kararı ile 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 ve 2'nci maddelerinde öngörülen kanuni faiz ve temerrüt faiz oranlarını kanunun verdiği yetkiye dayanarak 01.01.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere senelik % 30'dan % 50'ye çıkarmıştır.

Anayasa Mahkemesi 04.12.1984 günlü 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun"un 1 ve 2. maddelerinin iptaline karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesi 15.12.1998 T. 1997/34 E., 1998/79 K.) Kararda, kanunun gerekçesi de bulunduğundan, kararın tam metnini aşağıda sunuyorum;

"Esas Sayısı : 1997/ 34

Karar Sayısı : 1998/ 79

Karar Günü : 15.12.1998

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU: 04.12.1984 günlü, 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'"un 1., 2. ve 4. maddelerinin, Anayasa'nın 2., 5. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Eser sözleşmesine aykırılık nedeniyle açılan alacak davasında davacı vekilinin Anayasa'ya aykırılık savını ciddi bulan Mahkeme, 3095 Sayılı Yasanın 1., 2. ve 4. maddelerinin iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Mahkemenin başvuru gerekçesi şöyledir:

"19 Aralık 1984 tarihinde yürürlüğe giren 3095 sayılı" Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 5. maddesi Borçlar Yasası ve Türk Ticaret Yasasındaki "Kanuni faiz ve temerrüt faizi" oranlarını belirleyen hükümleri ortadan kaldırmış 4. maddesinde ise diğer yasalarda bu yasada öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümleri saklı tutmuştur.

Belirtilen tarihten bu yana geçen dönem içinde, Bakanlar Kurulu, Yasanın 1. maddesinin 2. bendinde kendisine verilen arttırma ve indirme yetkisinin hiçbir şekilde kullanmadığından, yasal veya temerrüt faizleri, uyuşmazlıklarda % 30 oranında uygulanmış, ticari işlerde ise değişen oranda TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı reeskont faiz oranları baz alınmıştır.

3095 Sayılı Yasanın yürürlüğe konuş temel amaçlarından biri kişi veya tüzel kişilerin kaybettikleri haklarını yargı yolu veya yargı dışı yasal yollardan gecikerek geri almalarında uğrayabilecekleri kar yoksunluğunu güvenceye almaktır. Bir başka değişle, 100 birim değerlik hakkını yitiren kişinin 1 yıl sonunda yargı yoluyla 100 birimlik değerini üretmemekten, işletememekten doğan 30 birim değer kaybı ile birlikte 130 birim değerini başlangıçtaki aynı değeri ile geri alabilmesi düşünülmüştür.

Yasanın kısaca açıklanan ve örneklenen genel amacı kuşkusuz, Ulusal Para Biriminin değer yitirmediği koşulda tümüyle gerçekleşebilecektir. Ancak, ülkemizde yadsınmaz bir yaşam biçimine dönüşen Türk Lirasının yıllara göre % 70-90 arası yıllık değer yitirimi olgusu karşısında, 3095 Sayılı Yasa gerçek işlevine getirmek bir yana ana hak kaybını dahi tümüyle giderici olamamıştır.

Yasama ve yürütme organları, bu gerçeği bilmelerine rağmen "yüce devlet çıkarları" düşüncesi ile ülke vatandaşlarının zedelenen çıkarlarını görmezlikten gelmiş, Bakanlar Kurulu yasadan doğan faiz oranını yükseltme gücünü hiçbir dönemde kullanmamıştır On üç yıllık uygulama ve kronik enflasyon ortamında varılan hazin sonuç;

- Hukuk mahkemelerinde hiçbir şekilde gerçek adalete ulaşılamaması,

- Kişi ve tüzel kişilerin giderek ve artan bir ivme ile yargıya olan inanç ve güvenini yitirmesi,

- Buna bağlı olarak yargı dışı hak arama yöntemlerine başvurma eğiliminin ve düşüncesinin artması,

Ana hatlarıyla özetlenebilecektir...

Anayasamızın, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5. maddesi; devlete, "kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan Siyasal, Ekonomik ve Sosyal engelleri kaldırma..." görevini yüklemiştir. Anayasamızın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devleti olarak tanımlanmıştır.

Anayasamız, 10. maddesinde, kanun önünde eşitlik prensibini getirirken, hiçbir kişiye veya sınıfa imtiyaz tanımayacağını, aynı maddede devlet organlarının ve idare makamlarının tüm işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etme zorunluluğunu getirmiştir.

Böylesi Anayasal güvencelerin varlığına rağmen günümüz, "Yasal ya da direnim faizi uygulamasında" , kişi veya tüzel kişiler yönünden çok büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Başta Devlet, Vergi, Ceza, Harç, vb. kamu alacakları için yıllık % 100'ün üzerinde gecikme faizi uygulanırken, kendi yapısı içinde örgütlenmiş, Belediye, İSKİ , TEK, Türk Telekom vb. kuruluşlar da , kendi alacakları için özel yasalarıyla % 100'ün çok üzerinde faiz uygulayabilmektedirler.

Buna karşılık kişi olarak bu yönetimlere karşı açabileceğiniz, haksız eyleme dayalı veya genel amaçlı alacak davalarında; örneğin, kamulaştırma bedelinin arttırılması gibi bir davada istenebilecek yıllık yasal faiz oranı % 30'u aşamamaktadır.

Kendisine ait özel yasalarla enflasyondan doğan kayıplara karşı kendisini güvenceye alan Devlet ve bağlı kurumları, kendi bireylerine karşı aynı önlemleri almakta duyarsızlıkla "Sosyal Hukuk Devleti" anlayışına, "Anayasa önünde eşitlik" Anayasal Kuralına aykırı davranmaktadır.

Anayasamızın 5. maddesinde yazılı anlamıyla, "Sosyal Hukuk Devleti" , yargıya başvuran kişilerin yitirdikleri haklarını gecikmeden doğan kayıpları ile birlikte eksiksiz geri almayı engelleyen yasal düzenlemeleri ortadan kaldırmak yükümlülüğündedir.

Kural olarak sözleşmeye dayalı uyuşmazlıklarda kişiler, gecikmeden doğan kayıplarının sözleşme serbestisi kuralları içinde, serbestçe belirleme olanağına sahiptirler. Oysa, yargıya ulaşan uyuşmazlıkların büyük bir bölümü, sözleşme dışı haksız kazanım veya haksız eylemlerden doğan istemlere dayanmaktadır.

Ekonomik dengeleri bir türlü sağlayamayan Sosyal Hukuk Devletinden beklenen, sözleşme dışı uyuşmazlıklarda yargıya başvuran bireylerinin gerek enflasyondan gerekse gecikmeden doğan kayıplarını giderici yasal önlemleri almasıdır.

3095 Sayılı Yasa, adalete sığınıp, nedenli gecikirse geciksin, sonunda, uğradığı kayıplarını geri alabileceğine inanan kişilere, bu güveni vermekten çok uzak bir düzenleme getirmekle, toplumun bağımsız yargının varlığından duyduğu huzur ve mutluluğu bozmaktadır. Sosyal Hukuk Devleti anlayışı ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayan bu uygulamayı sürdürmeye olanak tanıyan bu yasa, kişisel düşüncemizle öncelikle Anayasamızın 5. maddesinin sözüne ve ruhuna aykırıdır.

Diğer yandan, her yönüyle gelişen toplumumuzda, tacir olsun olmasın, tüm bireyleri, değişik tasarruf yöntemleriyle ekonomik varlıklarını ticaret dışında da çoğaltabilme olanağını yakalamışlardır.

3095 Sayılı Yasa ticari işlerde farklı bir faiz oranı benimseyerek, bir kısım kişi veya kişilere ayrıcalık tanımıştır. Günümüz koşullarında hiçbir haklı dayanağı ve açıklaması bulunmayan bu düzenleme ile "Yasa önünde eşitlik" ilkesinin karşılık bulduğu Anayasamızın 10. maddesine aykırılık oluşmuştur. Bu bağlamda diğer yasalardaki bazı işlere veya kişilere farklı yüksek oranda faiz ödenme olanağını sağlayan yasanın 4. maddesinin de, Anayasanın yasa önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu kolaylıkla söylenebilecektir.

Sonuç ve İstem: Hukuk Mahkemelerinde gerçek adaletin yaratılmasına olanak tanımayan, toplumdaki yargıya varolan güven ve inancı giderek yok eden, davasını tümüyle kaybettiği halde kazanan, davalı kişileri yaratan ve ödüllendiren 3095 Sayılı Yasanın 1., 2. ve 4. maddelerinin TC. Anayasası'nın 2., 5. ve 10. maddelerine aykırı olduğu savımı yüksek takdire saygıyla arz ederim."

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

04.12.1984 günlü, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un iptali istenilen maddeleri şöyledir:

1- "Madde 1- Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödemesi senelik % 30 oranında yapılır.

Bakanlar Kurulu, ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar arttırma ve eksiltme yapabilir. Bakanlar Kurulunun bu konudaki kararı, kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibaren uygulanır.

2- Madde 2- Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için birinci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Bakanlar kurulu kararı ile bu oran birinci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.

Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontoso yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebilir.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.

3- Madde 4- Diğer kanunların, bu kanunda öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümleri saklıdır."

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraz gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları şunlardır :

1- "MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."

2- "MADDE 5- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

3- "MADDE 10- Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

IV.- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün 8. maddesi uyarınca Yekta Güngör ÖZDEN, Güven DİNÇER, Selçuk TÜZÜN, Ahmet Necdet SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL, Mustafa YAKUPOĞLU ve Fulya KANTARCIOĞLU'nun katılımlarıyla 04.12.1984 günlü, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. ve 2. maddeleri yönünden işin esasının incelenmesine, sınırlama sorununun bu evrede ele alınmasına, 08.04.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen yasa kuralları ile dayanılan Anayasa kuralları, bunlarla ilgili gerekçeler ve öbür yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

A- Davada Uygulanacak Kural Sorunu

Anayasanın 152. ve 2949 Sayılı Yasanın 28. maddelerine göre Anayasa Mahkemesi'ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlı tutulmuştur.

Uygulanacak yasa kurallarından amaç, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu yada olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan, tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde bir karar vermek için ön planda tutulması gereken kurallardır.

İtiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davalar ihtarnameye karşın ödenmeyen sözleşme dışı yapılan ek işler tutarının ticari faizi ile birlikte ödenmesi ve binanın sözleşmede belirtilen günde teslim edilmemesi nedeniyle kira kaybından doğan zararın da reeskont faizi ile birlikte ödenmesine ilişkindir.

İtiraz konusu yasanın 2. maddesinin son fıkrasında temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde akdi faiz miktarı 2. maddenin diğer fıkralarında öngörülen miktarın üstünde ise temerrüt faizinin akdi faiz miktarından az olamayacağı, 4. maddesinde ise diğer kanunların bu kanunda öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir. Bakılmakta olan davanın tarafları arasında akdi faiz kararlaştırılmamıştır. Bu nedenle, yasanın 2. maddesinin son fıkrası ile 4. maddesi davada uygulanacak kurallar olmadıklarından bu kurallara ilişkin itirazın başvuran Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmiştir.

B- İtiraz Konusu Kuralların Anlam ve Kapsamı

Faiz, kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdi sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medeni bir "semere" veya " ivaz"dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edinimi taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yaralanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdi bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukuki işlem, hukuki fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer'i bir haktır. Doğumu ve varlığı, kural olarak asıl alacağın doğumuna ve varlığına bağlı olduğundan, asıl alacak ile birlikte sona erer.

Genel olarak faiz, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Murabaha Nizamnamesinde kurala bağlanmışken, enflasyon oranlarının yükselmesi nedeniyle 4.12.1984 günlü, 3095 Sayılı Yasa ile yeniden düzenleme gereği duyulmuştur.

3095 Sayılı Yasanın genel gerekçesinde :

"Türk parasının değerinin önemli ölçüde azalmadığı, enflasyon oranının çok düşük olduğu devirlerde yürürlüğe giren Borçlar Kanunu'nun 72 ve 103'üncü maddeleriyle kanuni faiz ve temerrüt faizi yüzde beş olarak tespit edilmiştir. Türk Ticaret Kanununun 9'uncu maddesiyle de kanuni faiz yününden Borçlar Kanununun sözü edilen maddesine atıfta bulunarak aynı oran benimsenmiş, temerrüt faizi ise ticari işler için yüzde on olarak kabul olunmuştur.

10 Mayıs 1984 gün ve 18397 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tebliği ile vadeli mevduat faizleri yüzde elli ikiye varan oranlarda tespit edilmiştir. Diğer bir ifadeyle zamanında hakkını elde edemeyen bir alacaklı parasını bankaya veya Devlet tahviline yatıramamaktan ötürü yukarıda açıklanan miktara varan bir kâr mahrumiyeti ile karşı karşıya bulunmakta, buna karşılık yüzde beş ve yüzde on oranında kanuni faiz ve temerrüt faizi alabilmektedir. Alacaklı kişi aynı zamanda paraya ihtiyacı bulunduğunda kredi sağlama yoluna gitmekte ve bu sefer daha da yüksek oranda bir faiz borcu altına girmektedir. Bu durumda borçlu, borcunu zamanında ödememesinden kazançlı çıkmakta, dava ve icra yoluna başvurulmadan ödemede genellikle bulunulmamaktadır. Zira dava ve takip sırasında geçecek her süre borçlunun lehine çalışmaktadır.

Belirtilen durumun dava ve icra takiplerini artırdığı açıktır. Borçlular sadece haklarında dava açılmasına ve icra takibinde bulunulmasına sebebiyet vermekle kalmayıp bunların uzaması için her türlü yola başvurmaktadırlar.

Tasarı kötü niyetli kişilerin bu davranışlarının önüne geçilmesi, kanuni faiz ve temerrüt faizinin günün koşullarına uydurulması için düzenlenmiştir.

Temerrüt faizi ile ilgili olarak Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu dışındaki diğer kanunlarda da hükümler bulunduğundan, bunların tamamının değiştirilmesi güçlük arz edeceğinden ve ayrıca ileride enflasyon oranının düşmesi sonucu kanunlarımızdaki eski oranlara kolaylıkla dönüşü sağlama açısından düzenlemenin ilgili kanunlarda değişiklik suretiyle yapılması yoluna gidilmemiş, ayrı bir kanunla yapılmasının yerinde olacağı düşünülmüştür."

denilmektedir.

3095 Sayılı Yasanın yasal faizin düzenlendiği 1. maddesinde, faiz ödenmesi gereken ancak miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş hallerde, faizin % 30 olduğu ve bu oranın Bakanlar Kurulu'nca ekonomik koşullar dikkate alınarak % 80'ine kadar arttırılıp eksiltilebileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre , yıllık faiz oranı en fazla % 54, en az % 6 olarak belirlenebilecektir. 8.8.1997 tarih 9807 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile % 30 oranı 1.1.1998 gününden geçerli olmak üzere % 50'ye çıkarılmıştır.

3095 Sayılı Yasanın 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında temerrüt faizi düzenlenmektedir. Üçüncü fıkrada ise ticari işlerde temerrüt faizi, ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu bir ve ikinci fıkrada açıklanan miktardan fazla ise arada sözleşme olmasa bile, TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebileceği belirtilmiştir.

C- Anayasaya Aykırılık Sorunu

Mahkeme, başvuru kararında, Türk Lirasının yıllara göre % 70-90 arası değer yitirmesi karşısında 3095 Sayılı Yasanın hak kaybını önleyemediğini yargı dışı hak arama yöntemlerine başvurma eğiliminin arttığını, yasalarla enflasyondan doğan kayıplara karşı kendisini güvenceye alan devletin vatandaşlar için aynı önlemleri almakta duyarsız kaldığını, Sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı davrandığını, Sosyal hukuk devletinde, yargıya başvuran bireylerin gerek enflasyondan gerekse gecikmeden doğan kayıplarını giderici yasal önlemlerin alınması gerektiğini, ticari işlerde farklı bir faiz oranı benimsenerek kimilerine ayrıcalık tanındığını bu nedenlerle itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 2. , 5. ve 10. maddelerine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.

1- Yasanın 2. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi

Anayasa'nın 10. maddesinde, "herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar" denilmektedir.

"Yasa önünde eşitlik ilkesi" hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler yada topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlenmeyi eşitlik ilkesine aykırı değil, geçerli kılar. Anayasa'nın amaçladığı eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.

Yasanın 2. maddesinin üçüncü fıkrasında "Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu yukarda açıklanan miktardan fazla ise arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre istenebilir" denilmektedir

Yasanın birinci maddesinde adi ve ticari işlerdeki yasal faiz oranları arasında fark gözetilmemesine ve 2. maddenin birinci fıkrasında da temerrüt faiz oranının % 30 olarak saptanmasına karşılık üçüncü fıkrasında ticari işlerde temerrüt faizinin TC. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebileceği belirtilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu'nun 3. maddesine göre Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen konularla bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işler ticari işlerden sayılır. Aynı yasanın 21. maddesine göre de bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır.

Ticari iş veya işlemlerle ticari olmayanlar aynı nitelikte olmadığı gibi tacir ile tacir olmayanlar da aynı hukuksal konumda değildirler.

Bu nedenlerle, ticari işler için farklı temerrüt faizi öngörülmesi eşitlik ilkesine aykırı değildir.

İtirazın reddi gerekir.

2- Yasa'nın 1. maddesiyle 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının incelenmesi

Mahkeme, itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 2. ve 5. maddelerine aykırılığını ileri sürmüştür.

Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir.

Anayasa'nın 5. maddesinde "Devletin temel amaç ve görevleri ....; kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır" denilmektedir. Buna göre devlet bireyin yaşamını kolaylaştırmak, insan onuruna yarışır bir ortam yaratmakla yükümlüdür.

3095 Sayılı Yasanın 1. ve 2. maddelerinin birinci fıkralarında yasal ve temerrüt faiz oranı senelik % 30 olarak belirlenmiş maddelerin ikinci fıkralarında da belirli koşulların gerçekleşmesi durumunda, bu oranın % 80'ine kadar arttırma ve eksiltme yetkisi Bakanlar Kurulu'na verilmiştir.

Bakanlar Kurulu bu yetkiye dayanarak 1.1.1998 gününden geçerli olmak üzere % 30 oranını % 50'ye çıkarmıştır. Bu arttırmaya karşın, yasal ve temerrüt faiz oranları banka mevduat faiz oranlarının çok gerisinde kalmıştır.

Hazinenin iç borçlanma aracı olarak kimi zaman çıkardığı tahvil ve bonolara ödediği faizler de yasal faiz oranının çok üzerinde gerçekleşmiştir. Dövizin Türk Lirası karşısında kazandığı yıllık değer de yasal faiz oranları çok üstünde olmuştur.

Hazine müsteşarlığı verilerine göre 1984-1998 yıllarının 14 yıllık ortalama artışı Toptan Eşya Fiyat Endeksi'ne göre % 65 Tüketici Fiyat Endeksi'ne göre % 68'dir. TC. Merkez Bankası'nca belirlenen ağırlıklı mevduat faiz oranları 1992 yılında % 74,24, 1993 yılında % 74,68'dir.

Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru mevduat faizi hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi borçlunun yararlanması alacaklının zarara uğraması sonucu doğmuştur. Bu nedenle borçlu, süresinde borcunu ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı sürecini uzatma gayreti göstermekte böylece yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalmakta yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak almak düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır.

İtiraz konusu kuralların borçlu yararına, alacaklı zararına sonuçlar doğurması, ekonomik ve sosyal yaşamı olumsuz yönde etkilediği gibi Hukuk Devleti ilkesini de zedelemektedir.

Açıklanan nedenlerle, yasanın incelenen kuralları Anayasa'nın 2. ve 5. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

VI- İPTAL'İN YASA'NIN DİĞER KURALLARINA ETKİSİ

2949 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 29. maddesinin ikinci fıkrasında, " Ancak başvuru, kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya iç tüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhinde yapılmış olup da bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya iç tüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla, kanun hükmünde kararnamenin veya iç tüzüğün bahis öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir " denilmektedir.

3095 Sayılı Yasanın itiraz konusu 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının iptalleri nedeniyle, uygulama olanağı kalmayan üçüncü ve dördüncü fıkralarının da iptallerine karar verilmesi gerekir.

VII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

Anayasa'nın 153. maddesiyle 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 53. maddesi uyarınca kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğü yada bunların belirli madde veya hükümleri iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı gün yürürlükten kalkar. Ancak, Anayasa Mahkemesi, iptal kararı ile doğacak hukuksal boşluğu, kamu düzenini tehdit ya da kamu yararını ihlal edici nitelikte görürse, boşluğu doldurulması için iptal kararının yürürlüğe gireceği günü ayrıca kararlaştırabilir.

Yasa'nın 1. ve 2. maddelerinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk, kamu yararını bozucu nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin 3., 2949 Sayılı Yasanın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

VIII- SONUÇ

4.12.1984 günlü, 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun"un:

A- 1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

B- 2. maddesinin,

1- Birinci ve ikinci fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2- Üçüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının iptali nedeniyle uygulama olanağı kalmayan üçüncü ve dördüncü fıkralarının da 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALLERİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D- 1. ve 2. maddelerinin iptali nedeniyle meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 Sayılı Yasanın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE, 15.12.1998 gününde karar verildi.

NOT: Anayasa Mahkemesi Kararı 26.11.1999 tarih ve 23888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

Daha sonra ise 15.12.1999 tarih ve 4489 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (RG: 18.12.1999T Sayı: 23910) ile şu düzenlemeler yapılmıştır.

MADDE 1- 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1'inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 1- Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yıllık, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

MADDE 2- 3095 Sayılı Kanunun 2'nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 2- Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faizi oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.

MADDE 3- 3095 Sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 2- Geçici 1'inci madde, bu Kanunun yürürlüğünden önceki ilişkilerden doğan faiz alacakları hakkında da uygulanır.

MADDE 4- Bu kanun 1 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 5- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Yukarıda belirtilen değişiklikler sonucu "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin 3095 Sayılı Kanun" en son şu şekli almıştır;

Kanuni Faiz:

Madde 1- (Değişik: 15.12.1999-4489/m. 1) Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yılık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt Faizi:

Madde 2- (Değişik :15.12.1999-4489/m. 2 ) Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.

Mürekkep Faiz:

Madde 3- Kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemez.

Bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.

Diğer Kanunlardaki Faizler:

Madde 4- Diğer kanunların, bu kanunda öngörülen orandan fazla temerrüt faizi ödemesine ilişkin hükümleri saklıdır.

Yabancı Para Borcunda Faiz:

Madde 4/a- (Ek: 14.11.1990-3678/30 md.)

Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

Kaldırılan ve Uygulanmayacak Olan Hükümler:

Madde 5- 22 Mart 1303 tarihli Murabaha Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nda kanuni temerrüt faizi oranlarını belirleyen hükümler uygulanmaz.

Geçici Madde 1- (Değişik: 01.02.1989-3520/3 md.)

Bu Kanunun yürürlüğünden önceki ilişkilerden doğan faiz alacakları hakkında da yürürlük tarihinden itibaren bu kanun hükümleri uygulanır.

Ancak, alacaklı ve borçlunun anlaşmaları ile bir ödeme planına bağlanan alacağın faizleri hakkında anlaşma tarihindeki kanun hükümleri uygulanır. Şu kadar ki, borçlu ödeme planına uymadığı takdirde alacaklı ödeme planı ile bağlı kalmaksızın bu Kanun hükümlerine göre alacağını tahsil eder.

Geçici Madde 2- (Ek: 15.12.1999-4489/m. 3) Geçici birinci madde bu kanunun yürürlüğünden önceki ilişkilerden doğan faiz alacakları hakkında da uygulanır.

Yürürlük:

Madde 6- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme:

Madde 7- Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

Yukarıdaki kanun metnindeki hususları bir tablo haline getirirsek;

TC. Merkez Bankası Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanan Faiz Oranları:

Yürürlülük Tarihi Reeskont İşlemlerinde Avans Faiz Resmi Gazete

Uygulanan İskonto Oranı Oranı Tarih - No

(Reeskont Oranı)

14.5.1984'den itibaren 52 52 10.05.1984-18397

1.11.1986'den itibaren 48 48 30.10.1986-19266

24.1.1987'den itibaren 45 45 24.01.1987-19351

19.2.1988'den itibaren 54 54 19.02.1988-19730

1.1.1990'dan itibaren 40 45 09.12.1989-20367

20.9.1990'dan itibaren 43 48.25 20.09.1990-20641

23.11.1990'dan itibaren 45 50.75 23.11.1990-20704

15.2.1991'den itibaren 48 54.50 16.02.1991-20788

27.1.1994'den itibaren 56 65 28.01.1994-21832

21.4.1994'den itibaren 79 98 22.04.1994-21913

12.7.1994'den itibaren 70 85 12.07.1994-21988

27.7.1994'den itibaren 63 75 27.07.1994-22003

1.10.1994'den itibaren 55 64 01.10.1994-22068

10.6.1995'den itibaren 52 60 10.06.1995-22309

1.8.1995'den itibaren 50 57 01.08.1995-22361

2.8.1997'den itibaren 67 80 02.08.1997-23068

30.12.1999'dan itibaren 60 70 30.12.1999-23922

17.05.2002 'den itibaren 55 64 17.05.2002-24758

14.06.2003'den itibaren 50 57 14.06.2003-25138

08.10.2003'den itibaren 43 48 08.10.2003-25253

15.06.2004'den itibaren 38 42 15.06.2004-25493

ÖNEMLİ NOT 1: Merkez Bankası'ndan mahkemelere gelen yazılarda veya bazı yayınlarda, reeskont faizi yerine "İskonto Faiz Oranı" denilmektedir. Ancak burada kast edilen reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranıdır. Çünkü aşağıda belirteceğim gibi iskonto faizi ile reeskont faizi birbirinden farklı olup, karıştırılmaması gerekir.

ÖNEMLİ NOT 2: 1.1.1990 tarihine kadarki dönemde, reeskont ve avans işlemleri için ayrı ayrı oran belirtilmemekte, her iki işlem için kısa vadeli krediler için genel olarak öngörülen oran belirtilmektedir. Örneğin 19.02.1988 tarih ve 19730 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Merkez Bankası tebliğinde aynen ''Reeskont ve Avans oranları

Madde 1- Bankamız reeskont ve avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranları aşağıdadır. I- Kısa vadeli krediler Genel % 54'' denilmektedir.

01.01.1990'dan itibaren günümüze kadar gelen dönemde ise, reeskont ve avans oranları ayrı ayrı belirtilmektedir. Örneğin 15.06.2004 tarih ve 25493 sayılı Resmi Gazete'nin 408. sayfasındaki TC Merkez Bankası Tebliğinde aynen '"Bankamızca vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranı yıllık % 38, avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranı ise yıllık % 42 olarak tespit edilmiştir" denilmektedir.

3095 Sayılı Kanun hükümleri ile yukarıdaki merkez bankası verileri birlikte değerlendirildiğinde Yasal Faiz ve Ticari İşlerde Uygulanan Temerrüt Faizi Oranları şöyle olur:

YASAL FAİZ ORANLARI:

19.12.1984 - 31.12.1997............................. % 30 (3095 Sayılı Yasa m. 1)

01.01.1998 - 31.12.1999 ............................ % 50

(3095 s. Yasa m. 1 uyarınca 08.08.1997 T.

97/9807 sayılı BKK- RG :20.08.1997 T. Sayı: 23086

01.01.2000 - 30.06.2002 ............................ % 60 (Reeskont)

(3095 s.y., 4489 ile değişik 1. madde uyarınca

TC Merkez Bankası Tebliği: RG: 30.12.1999 T. Sayı: 23922)

01.07.2002 - 30.06.2003 ............................ % 55 (Reeskont)

(3095 s.y., 4489 ile değiş. 1. madde uyarınca

TC Merkez Bankası Tebliği: RG:17.05.2002 T. Sayı: 24758)

01.07.2003 - 31.12.2003 ............................ % 50 (Reeskont)

(3095 s.y., 4489 ile değiş. 1. madde uyarınca

TC Merkez Bankası Tebliği: RG: 14.06.2003 T. Sayı: 25138)

01.01.2004 - 30.06.2004 ............................ % 43 (Reeskont)

(3095 s.y., 4489 ile değiş. 1. madde uyarınca

TC Merkez Bankası Tebliği: RG:08.10.2003 T. Sayı: 25253)

01.07.2004 - 31.12.2004 ............................. % 38 (Reeskont)

(3095 s.y., 4489 ile değiş. 1. madde uyarınca

TC Merkez Bankası Tebliği: RG: 15.06.2004 T. Sayı: 25493)

TİCARİ İŞLERDE TEMERRÜT FAİZİ ORANLARI:

19.12.1984 - 31.12.1999 (Değ. Oranlarda Reeskont faizi 3095 s.y. m. 2)

01.01.2000 - 30.06.2002 .................... % 70 (Avans)

(4489 s.y. ile değişik 3095 s. y. 2. madde

TC Merkez Bankası Tebliği: RG: 30.12.1999 T. Sayı: 28922)

01.07.2002 - 30.06.2003 .................... % 64 (Avans)

(4489 s.y. yasa ile değişik 3095 s.y. 2. madde

TC Merkez Bankası Tebliği: RG: 17.05.2002 T. Sayı: 24758)

01.07.2003 - 31.12.2003 .................... % 57 (Avans)

(4489 s.y. yasa ile değişik 3095 s.y. 2. madde

TC Merkez Bankası Tebliği: RG: 14.06.2003 T. Sayı: 25138)

01.01.2004 - 30.06.2004 .................... % 48 (Avans)

(4489 s.y. ile değişik 3095 s.y. 2. madde

TC. Merkez Bankası Tebliği: RG: 08.10.2003 T. Sayı: 25253)

01.07.2004- 31.12.2004 ..................... % 42 (Avans)

(4489 sy. ile değişik 3095 s.y. 2. madde

TC. Merkez Bankası Tebliği: RG: 15.06.2004 T. Sayı: 25493)

İSKONTO FAİZİ: TKK m. 1461'de düzenlenmiştir. Bir ticari senedin bankaya vadesinden önce sunulması üzerine, bankanın senet üzerindeki bedele yaptığı indirime tekabül eden faizdir. Uygulamada bu işleme senet kırdırma da denilmektedir. Sadece faiz oranını dikkate alarak basit bir örnek vermek gerekirse; Elinde 1 milyarlık bono olan kişi vadesine 3 ay kala % 60 yıllık iskonto faizi üzerinden senedi bankaya verdiğinde, banka kendisine;

(1 milyar - 1 milyar % 60 x 3 ay = 850.000.000-TL verecektir. )

12 ay

Yani banka iskontosu, bir bankanın henüz vadesi gelmemiş bir ticari senedi, bedelinden bir indirim yapmak suretiyle satın almasıdır.Vadeye kadar geçecek süreye göre hesaplanan kredi (iskonto) faizi , komisyon ve masraflar ile -yürürlükteki mevzuata göre- Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi ve Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Kesintisinden oluşan bu indirimin senet bedeline olan oranına ''iskonto haddi'' veya ''İskonto oranı'' denir.

3095 Sayılı Kanunun hükümet tarafından önerilen ilk metninde ticari işlerde temerrüt faizinin ödeme yeri ve ödeme zamanındaki banka iskontosu üzerinden hesaplanacağı belirtilmiştir. Söz konusu hükmün TC Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi olarak kanunun 2. maddesine girmesi, Faiz Kanunu tasarısının TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi sırasında Ankara milletvekilleri Prof. Dr. Ali Bozer ve arkadaşlarınca verilen bir önergenin kabulü ile gerçekleşmiştir. Prof. Dr. Bozer 1984 yılında verdiği önergenin gerekçesi ile ilgili açıklamalarında özetle kredi faizlerinin serbest bırakılmasından sonra, artık her bankanın kendine göre bir iskonto haddi bulunduğunu, o nedenle hakim veya icra memurunun hangi bankanın iskonto haddini uygulayacağı konusunda duraksamaya düşeceğini, ayrıca iskonto haddi kapsamına nelerin girdiğinin literatürde tartışmalı olduğunu, bütün bu duraksamaları kaldırmak amacıyla TC Merkez Bankası kısa vadeli krediler reeskont oranını önerdiklerini belirtmiştir. (BTE Yargıtay Kararları Sempozyumu, Cilt X Shf: 150 ve 155 - Prof. Dr. Hikmet Sami Türk)

REESKONT FAİZİ: Banka tarafından iskonto edilmiş ticari senedin Merkez Bankası'na para karşılığında verilmesi sırasında senedin üzerindeki bedele Merkez Bankası'nca uygulanan faizidir. Örneğin reeskont oranı yıllık % 40 ise banka, Merkez Bankası'na verdiği 1 milyarlık senet karşılığında Merkez Bankası'ndan üç aylık dönem için;

(1 milyar - 1 milyar % 40 x 3 ay = 900.000.000-TL alacaktır.)

12 ay

Yani reeskont; bankaların iskonto ettikleri ticari senetleri Merkez Bankası'na tekrar iskonto ettirmek suretiyle kredi sağlamalarıdır. Bu nedenle iskonto oranı reeskont oranının üstündedir. Çünkü, banka iskonto ettiği (kırdığı) senedi Merkez Bankası'na daha düşük faizle iskonto ederek, kredi ve kazanç sağlamayı amaçlar.

AVANS FAİZİ: Bankanın elindeki ticari senet ve vesikalar ile devlet tahvilleri ve borsada kayıtlı sağlam tahvilleri Merkez Bankası'na ödünç vermesi karşılığında, üçer aylık dönemler sonunda tahakkuk eden faizdir.

Avans ve reeskont faizi arasındaki fark: Reeskont işleminde faiz peşin, avansta ise 3'er aylık dönemler sonunda tahakkuk ettirilmektedir. Bu nedenle avans faizi daha yüksektir. Ayrıca niteliği itibarıyla, reeskont bir satım, avans ise bir ödünç işlemidir.

Avans ve Reeskont ile ilgili Yürürlükteki Düzenlemeler:

- 14.01 1970 Tarih ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun; 25.04.2001 tarih ve 4651 Sayılı Kanunla değişik 4. maddesinin (d) bendinde, bankanın temel yetki ve görevlerinden birinin Reeskont ve Avans işlemleri yapmak olduğu belirtilmiştir. Kanunun 45. maddesinde de aynen;

Madde 45- (4651 Sayılı Kanunun 10. maddesi ile değişik)- Banka, muteber saydığı asgari üç imzayı taşımak ve vadelerine en çok yüzyirmi gün kalmış olmak şartıyla ve kendi belirleyeceği esaslar dahilinde bankalar tarafından verilecek ticarî senet ve vesikaları reeskonta kabul edebilir. Reeskonta kabul edilecek ticarî senet türleri ve diğer koşullar Bankaca belirlenir. Bu madde gereğince verilecek kredilerin en yüksek sınırı ve kredi türlerine göre limitleri, para politikası ilkeleri göz önünde tutulmak suretiyle bankaca belirlenir.

Banka reeskonta kabul edebileceği senetler karşılığında avans da verebilir.

denilmektedir.

- 1211 Sayılı Kanunun 16. maddesine göre Bakanlar Kurulu'nun 16.05.2002 tarih, 2002/4262 sayılı ''Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Anonim Şirketinin Esas Mukavelesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kararında'' da yukarıdaki hususlar tekrarlanmıştır. (RG: 27.06.2002 T. Sayı: 24798 shf. 158 vd.)

-1211 Sayılı Yasa m. 39- Banka, Banka Meclisince zaman zaman tespit edilecek kendi işlemlerinde uygulayacağı reeskont, iskonto ve faiz hadlerini ve açık piyasa politikasının şartlarını ilan eder.

TC Merkez Bankası Reeskont ve Avans Yönetmeliği

M 2- Reeskont: Bir banka tarafından iskonto edilmiş ticari senet ve vesikaların bankanın reeskont oranı üzerinden satın alınmasını,

Avans: Teminat olarak alınan ticari senet ve vesikalar karşılığında ödünç verme işlemini ifade eder.

M 15- Bu yönetmelik Banka Meclisinin 3 Temmuz 2001 tarih 8133/17732 sayılı kararı ile kabul edilmiş olup, 4.7.2001 tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

NOT: Yukarıdaki yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlanmamıştır. Merkez Bankası'nın iç yönetmeliği niteliğindedir. Hukuki dayanak bölümünde, yönetmeliğin 14 Ocak 1970 tarih 1211 Sayılı Yasa m. 45'e göre çıkarıldığı belirtilmektedir.

- "Banka Kabullerine İlişkin Reeskont İşlemleri Esas ve Şartları'' isimli 16.10.2003 tarihli talimatta (Kaynak: TCMB. GOV. TR), doğrudan ihracat işleminden doğan döviz üzerinden düzenlenmiş senetlerin, reeskont işlemine tabi tutulması ile ilgili hükümler vardır.

Bu konuda son olarak şunu açıklamak istiyorum. Merkez Bankası ve özel banka yetkilileri ile yaptığım görüşmelerde, Merkez Bankası'nın, belli şartlar dahilinde, ihracatla ilgili olanları hariç, senetlerin tekrar iskonto edilerek alınması (reeskont) işlemini, 1990 yılından beri yapmadığı belirtilmiştir. Merkez Bankası'nın avans ve reeskont oranlarını belirlemede hangi kıstasları dikkate aldığını açıklayan bir mevzuat da bulunmamaktadır. Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğler ile belirlenen oranlar mahkemelerce verilen kararlarda ve bu kararların infazında uygulanmaktadır. Bu derece önemli olan faiz oranlarının nasıl ve hangi kıstaslar dikkate alınarak belirlendiğinin açıklığa kavuşturulması lazımdır. Bu nedenle Merkez Bankası'nın faiz oranlarını belirleyen ve Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğlerine karşı idari yargıda dava açılarak, belirsizliğin sorgulanması gerektiği inancındayım.

TİCARİ FAİZ ORANI NE ANLAMA GELİR?

Bu arada yeri gelmişken bir hususa değinmek istiyorum. Dava dilekçelerinde alacağın ticari faizi ile birlikte tahsili talep edilmekte veya mahkemelerce verilen kararlarda alacağın ticari faizi ile birlikte tahsili hüküm altına alınmaktadır.

Yargıtay ilk önceleri ticari faiz talebini reeskont (avans) faizi olarak değerlendirmekteydi.

- "Ticari faizden kasıtla 3095 Sayılı Kanunun 2. maddesine göre reeskont (avans) faizini anlamak gereklidir" (Y. 13. HD. 24.11.1988 432/5648- Faiz Hukuku - E. DEYNEKLİ- S. KISA 198 sayfa: 129).

- "İlamda oranı gösterilmeden ticari faize hükmedilmiş olması halinde, temerrüt faizinin Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont (avans) faizi oranına göre hesaplanması gerekir" (Y. 12. HD. 7.12.1989, 579/1511, Aynı doğrultuda Y. 12. HD. 8.10.1987, 1986/1351 E. 9881 K- İçtihatlı İİK-Talih UYAR Cilt 1 sayfa: 522).

Ancak daha sonra ticari faizden, yasal faizin anlaşılması gerektiğine dair Yargıtay görüşü belirmiş ve bu görüş istikrar kazanmıştır.

(Y. 12. HD. 28.1.1993, 1992 /10978 E., 14484 - İçtihatlı İİK Talih UYAR, Cilt 1 Sayfa 566.

- Y. 12. HD. 2.3.2000, 2393/3664 - Y. 12. HD. 10.2.2000, 861/1986 - Y. 12. HD. 9.6.1997, 6234/6697 - İçtihatlı İİK - Talih UYAR, Cilt 2 2004 Basım Sayfa: 2956 ve 2969.

- Y. 19. HD. 21.10.1994, 1993/961 E, 9793 - Y. 11. HD. 19.9.1989, 2810/4461- Y. 15. HD. 18.5.1999, 467/811 - Faiz Hukuku- Mahmut BİLGEN-2001 Basım sayfa: 190.

- Y. 11. HD. 15.9.1989, 5856/4336 - Y. 15. HD. 8.3.1994, 4068/1388 - Faiz Hukuku - E.DEYNEKLİ - S.KISA - 1998 sayfa :121,133-134.

- Y. 15. HD. 27.4.1999, 145/1654 - YKD 1999/9 sayfa: 1250).

Bu konuda en kapsamlı ve doyurucu karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.6.1997 Tarih ve 11-278/529 sayılı kararı olup, kararın konu açısından önemli bölümü aşağıda verilmiştir. (Kaynak: Faiz Hukuku Sedat KISA - Emel DEYNEKLİ 2003 basım sayfa: 194-195-196).

"3095 sayılı Faiz Kanunu'nun 2. maddesi genel olarak temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüne ilişkin düzenleme getirmiş, en önemlisi ticari, ticari olmayan iş ayrımı yapmayarak sadece 2. md. / 3. fıkra ile ticari işlerden doğan para borçlarında alacaklıya ek bir imkan tanımıştır. 3095 Sayılı Kanunun 2/1 fıkra hükmünce kaynağı bir ticari iş olsun olmasın tüm para borçları için yüzde otuz oranı öngörülmüş, 2/3. fıkrası ile yalnız ticari işlerde uygulanacak hüküm getirilerek ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu % 30 veya Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek temerrüt faizi oranından fazla ise arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi TC Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont (avans) faiz oranına göre istenebilir denilmiştir. Hemen belirtelim ki alacaklının anılan yasanın 2/3. maddesinden yararlanabilmesi için bir para borcunun mevcut olması ve para borcunun bir ticari işten doğmuş olması gerekir. İşin ticari nitelik taşıyıp taşımadığının belirlenmesinde TTK 3 ve 21. maddelerinden yararlanılacaktır. Yine bir koşul olarak ödeme yer ve zamanında geçerli banka iskonto haddi kanuni temerrüt faiz oranından yüksek olması gerekir. Diğer önemli koşul ise alacaklının bu konuda talepte bulunmasıdır. Alacaklı kendisine tanınan bu yasal imkandan yararlanmak istiyorsa, reeskont faiz oranında temerrüt faizi talep ettiğini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıkça belirtmek zorunluluğundadır. Örneğin talepte reeskont sözleri kullanılmamakla beraber doğrudan doğruya geçerli bulunan reeskont (avans) faiz oranına yer verilmiş veya buna mümessil reeskont (avans) oranında faiz istediğini içeren bir oran açıklanarak istemini belirtmiş ise az yukarıda açıklanan talep koşullarını yerine getirmiş sayılır. Buna karşılık alacaklı kanuni faiz-kanuni temerrüt faizi - ticari temerrüt faizi veya kanunda öngörülen faiz gibi soyut ibareler kullanarak talepte bulunmuşsa, bu istekler 3095 Sayılı Yasanın 2/3. fıkrayı içermediğinden, reeskont (avans) faize hükmedilmeyecektir. Öte yandan yerleşik Yargıtay İçtihatları altında miktar belli edilmeksizin ticari temerrüt faizi şeklinde bir işlem yasal % 30 faiz istenmiş olduğu anlamındadır" .

Yargıtay verdiği birçok kararında yukarıdaki HGK doğrultusunda hareket etmiştir.

- "Ticari faiz istenmiş ancak % 75 oran gösterilmiş ise bunu reeskont (avans) faizi olarak kabul etmek gerekir" (Y. 11. HD. 5.5.1994, 7342/3913).

- "Takipte istenen % 92 faiz reeskont (avans) faizi anlamında kabul edilmelidir" (Y. 12. HD. 10.11.1997, 12336/12421).

- "Takipte % 52 oranında temerrüt faizi istenmiş ve davada bunun reeskont (avans) faizi olduğu bildirildiğinden reeskont (avans) faizinin uygulanması gerekir." (Y. 11. HD. 3.1.1989, 1988/3451, 449).

- "Vadeli mevduata uygulanan en yüksek faiz talebi reeskont (avans) faizini de kapsar" (Y. 11. HD. 5.2.1990, 910/601).

- "Davacının banka iskonto faizi talep etmesi de reeskont (avans) faizi olarak kabul edilmelidir" (Y. 15. HD. 7.3.1994, 3486/1374).

Yukarıdaki 5 adet karar Faiz Hukuku - Yargıtay 4. HD. üyesi Mahmut BİLGEN sayfa 192-193'den alınmıştır.

DİKKAT! Yukarıda belirtilen Yargıtay kararları yasal faizin % 30 ve % 50 olduğu 1.1.2000 tarihinden önceki dönemleri kapsadığından ve o dönemlerde de ticari işlerde reeskont oranında faiz istenebildiğinden, kararlarda reeskont tabiri kullanılmıştır. Ancak 1.1.2000 tarihinden sonra yasal faiz olarak, reeskont oranında, ticari işlerde de avans faizi oranında temerrüt faizi istenebileceğinden, kararlardaki reeskont tabirinin bu günkü karşılığı avans olmaktadır. O nedenle parantez içinde avans tabiri kullanılmıştır. Nitekim son Yargıtay Kararlarında bu husus vurgulanmaktadır.

- "1.1.2000 tarihinden sonra reeskont faizinin yerini anılan yasanın 2/2. maddesi uyarınca kısa vadeli avans faizi almış ve reeskont yasal faiz olarak kalmıştır. Bu husus gözden kaçırılarak dava tarihi olan 5.11.2001 tarihinden hüküm altına alınan alacağa avans yerine ticari (reeskont) faizi yürütülmesi doğru olmamıştır" (Y. 15. HD. 13.5.2004, 2003/5891 E., 2706 - Yayımlanmamıştır).

- "Davacı alacağına banka iskonto faizi uygulanmasını talep etmiştir. Bu istek 3095 Sayılı Kanunun 4489 Sayılı Kanunla değişik 2/2 maddesinde belirtilen faiz oranını öngördüğünden ve işin ticari nitelikte olması sebebiyle bu oranda (avans oranı) faizin hüküm altına alınması gerekir" (Y. 15. HD. 21.11.2002, 3845/5425 - Yayımlanmamıştır.).

- "1.1.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 3095 Sayılı Kanunun değişik 1. maddesine göre; reeskont oranında faizden yasal faizin anlaşılması gerektiğinden davalılar C.O. ve C.Ç. vekillerinin yerinde görülmeyen karar düzeltme taleplerinin reddi gerekmiştir. (Y. 11. HD. 9.7.2004, 7576/7669 - Yargı Dünyası Eylül 2004 sayfa: 64-65).

Yargıtay'ın ticari faizden hangi gerekçelerle yasal faiz anlamını çıkardığı kararlarda net bir şekilde ortaya konmamıştır. Ancak aşağıdaki nedenlerle böyle bir sonuca ulaşıldığı anlaşılmaktadır.

1- 3095 Sayılı Yasanın Kanuni Faiz başlıklı 1. maddesinde; "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde" denilmektedir. Yani TTK' na göre ticari işlerle ilgili olarak yasal faiz 1. maddede düzenlenmiş, temerrüt faizi yönünden 2. maddenin 1. fıkrası da buna (1. maddeye) atıf yaptığından, kural olarak ticari faizden yasal faiz anlamı çıkar.

2- 3095 Sayılı Yasanın 2. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemede "İstenebilir" ibaresi vardır. Bu husus, yani ticari işlerde avans faizi talebi ihtiyaridir. Açıkça belirtilmedikçe ticari faiz talebinden yasal faiz anlamı çıkarılmalıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; ticari işlerde yasal değil de daha yüksek orandaki faizin uygulanmasını sağlamak için dava dilekçesinde veya takip talebinde ".................. TL alacağın ticari işlerde uygulanan en yüksek temerrüt ( avans ) faizi ile birlikte tahsiline" şeklinde istekte bulunulması uygun olacaktır.

BÜTÇE KANUNU İLE 3095 SAYILI YASANIN DEĞİŞTİRİLMESİ MÜMKÜN MÜ DÜR?

31.03.2003 T. 25065 mükerrer sayılı RG'de yayımlanan 29.03.2003 T. ve 4833 sayılı ''2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu'"nun 51. maddesinin (t) bendinde;

"t) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunun 1'inci maddesindeki kanuni faiz oranı, 1.4.2003 tarihinden itibaren aylık % 2.5 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir. Taksitlendirilen veya her hangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır.''

Denilmektedir. Aynı hüküm, 28.12.2003 T. 25330 mükerrer sayılı RG'de yayımlanan 24.12.2003 T. ve 5027 Sayılı "2004 Mali Yılı Bütçe Kanunu'nun 49. maddesinin (o) bendinde de mevcuttur.

''o) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 Sayılı Kanunun 1'inci maddesindeki kanuni faiz oranı, aylık % 1,25 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir.Taksitlendirilen veya her hangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır.''

5027 sayılı Bütçe Kanunu'nun 50. maddesinde de "Bu kanun 1.1.2004 tarihinde yürürlüğe girer'' denilmektedir.

Bu makalenin yazıldığı tarihte henüz TBMM gündemine gelmemiş, 2005 yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 38. maddesinin f bendinde aynen "İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 Sayılı Kanunun 1'inci maddesindeki kanuni faiz oranı, aylık % 1 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir. Taksitlendirilen veya her hangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır" denilmektedir.

Not: Taksitlendirilen veya her hangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanacağına dair hüküm, Anayasa m 46/son'da da yer almaktadır.

Konu İle İlgili Hukuki Metinler:

Anayasa m. 161/ son "Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiç bir hüküm konulamaz."

1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu:

m. 5- "Bütçe yılı takvim yılıdır."

m. 6- "Bütçe, devlet daire ve kurumlarının bir yıllık gelir ve gider tahminlerini gösteren ve bunların uygulanmasına ve yürütülmesine izin veren bir kanundur."

m. 30/ son "Hükmü bir yılı aşkın süreleri kapsayan maddeler bu kanuna konulamaz."

1.1.2005 tarihinde yürürlüğe girecek 10.12.2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu (24.12.2003 T ve 25326 sayılı RG):

m 1/f- "Bütçe; Belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgeyi ifade eder."

m. 4- "Kamu Maliyesi; gelirlerin toplanması, harcamaların yapılması, açıkların finansmanı kamunun varlık ve borçları ile diğer yükümlülüklerinin yönetimini kapsar."

m 13/j- "Bütçelerde bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez."

Anayasa Mahkemesi Kararı: "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkileri, Anayasa'nın 87. maddesinde belirtilirken genelde yasaları koymak, değiştirmek ve kaldırmak yanında özelde bütçe yasa tasarısını görüşmek ve kabul etmek biçiminde bir ayrım yapılmıştır. Anayasa'nın bu ilkesi karşısında, herhangi bir yasa ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe yasası ile düzenlenmesine veya herhangi bir yasada yer alan hükmün bütçe yasaları ile değiştirilmesine ve kaldırılmasına olanak yoktur.

Anayasa'nın 88. ve 89. maddelerinde yasa tasarı ve tekliflerinin Büyük Millet Meclisi'nde görüşülme, usul ve esasları ile yayımlanması düzenlenirken, bütçe yasa tasarılarının görüşülme usul ve esasları 162. maddede ayrıca belirtilmiştir. Bu maddeye göre bütçe yasa tasarılarının görüşülmesinde ayrı bir yöntem kabul edilmiş, genel kurulda üyelerin gider attırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunmaları önlenmiştir. Anayasa'nın 89. maddesinde de Cumhurbaşkanı'na bütçe yasalarını bir daha görüşülmek üzere TBMM'ne geri gönderme yetkisi tanınmamıştır. Öte yandan Anayasa'nın 163. maddesinde bütçelerde değişiklik yapılabilmesi esasları ayrıca düzenlenmiş, Bakanlar Kurulu'na Kanun Hükmünde Kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilmemiştir.

Anayasa'da birbirinden tamamen ayrı ve değişik biçimde düzenlenen bu iki yasalaştırma yönteminin doğal sonucu olarak birinin konusuna giren bir işin, ötekiyle ilgili yöntemin uygulanması ile düzenlenmesi, değiştirilmesi ve kaldırılması olanaklı değildir.

Anayasa'nın 161. maddesinin son fıkrasında, "Bütçe kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz " denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, bütçe yasalarının öteki yasalardan ayrı olmaları nedeniyle, bir yasa kuralı nasıl aynı nitelikte bir yasa kuralıyla değiştirilebilirse bütçe yasalarının da aynı yöntemle hazırlanmış ve kabul edilmiş bir bütçe yasası ile değiştirilmesi gerekir. Yasa konusu olabilecek bir kuralı kapsamaması koşuluyla "bütçe ile ilgili hükümler" ifadesi de

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler