Bu çalışmada, ikale sözleşmesinin hukuki niteliği ve sonuçlarına ilişkin tartışmalar vergi hukuku açısından ele alınmaktadır.

İkale sözleşmesi sonucu elde edilen maddi edimlere ilişkin vergi idaresi yaklaşımı, söz konusu edimlerin vergilendirilmesi gerektiği yönünde iken vergi yargısının konuya bakışı vergilendirilmemesi gerektiği şeklindedir. Her iki yaklaşımda konunun teorik temellerini ihmal eder izler taşımaktadır. Makalede, söz konusu görüşler gelir vergisinin teorik temellerinden hareketle ele alınmaktadır.

Yrd. Doç. Dr. A. Selçuk ÖZGENÇ

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mali Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Arşiv Cilt 22, Sayı 2

Giriş

Tarafların, aralarındaki iş akdini karşılıklı anlaşmayla sona erdirmelerini konu alan ikale (bozma) sözleşmeleri, Türk hukuku açısından 1475 sayılı İş Kanunu’nda değişiklik yapan 4773 Sayılı Kanunun iş güvencesine ilişkin getirdiği hükümler sonrası sıklıkla görülmeye başlamıştır. İş akdinin   klasik sona erme nedenlerinden  farklı olan   ikale, kavram veya sözleşme türü olarak 1475 Sayılı İş Kanunu, 818 Sayılı Borçlar Kanunu yahut 6098 Sayılı yeni Borçlar Kanununda tanımlanmamıştır1. Buna bağlı olarak, hukukta her “yeni” kavram ve/veya kurumun olduğu gibi ikalenin de tartışılması kaçınılmaz olmuştur. İş hukuku öğreti ve literatüründe geniş zeminde yapılan tartışmaları konunun uzmanlarına bırakarak2, bu makalede konu vergi hukuku açısından ele alınmaktadır. Aşağıda detaylı incelenecek olmakla birlikte, işçi ve işverenin karşılıklı anlaşması sonucu işçinin elde ettiği maddi edimlerin gelir niteliği ve buna bağlı olarak nasıl vergilendirileceği hususları vergi hukuku uygulamasında tartışma konusu olmuştur. Bu kapsamda, elde edilen maddi edimlerin gelir vergisi kanunu açısından gelir türü olarak dikkate alınıp alınmayacağı ve nihai olarak verginin konusunu teşkil edip etmeyeceği bu çalışmanın konusu oluşturmaktadır.

====================

1

a)  ASTARLI, Muhit, İş Hukukunda İkale (Bozma) Sözleşmeleri, Ankara 2013, s.5.

b)  Genel bir tanım olarak; “Bir sözleşmenin ve bu sözleşme ile kurulan  hukuki ilişkinin, sözleşme özgürlüğü kapsamında tarafların karşılıklı iradelerine dayanan yeni bir sözleşme ile ortadan  kaldırılmasına bozma, buna ilişkin sözleşmeye  de bozma sözleşmesi  (contrarius actus) veya ikale” denmektedir. Bu tanım için bkz. ASTARLI, s. 6.

2 ÇELİK, Nuri/CANİKLİOĞLU, Nurşen/ CANBOLAT,  Talat, İş Hukuku Dersleri, İstanbul, 2015, s. 295-300; ŞAKAR, Müjdat, “İş Hukukunun Yeni Mesele- si: Bozma (İkale) Sözleşmelerinin Hukuki Durumu”, Yaklaşım Dergisi, Yıl:2009, Sayı: 204; TAŞKENT,  Savaş, “İş Sözleşmesinin  İkale Yoluyla Sona Erdirilmesi” , KAMU-İŞ, Cilt: 11, Sayı:.4, Yıl: 2011; ÖZDEMİR, Erdem “İkale ve Alternatif Bir Öneri Olarak “Sulh Sözleşmesi”, Çimento Endüstrisi  İşverenleri Sendikası, Cilt: 27, Sayı: 3,  Mayıs 2013, s. 32-51; İNCE, Ergun, “İkale (Sözleşmeyi Sona Erdirme) Sözleşmesi”, SİCİL, Yıl:5, S: 118, (Haziran 2010)  ;GEREK, Hasan Nuvit,“İş Sözleşmesinin İkale Sözleşmesi İle Sona Ermesi”, Çalışma ve Toplum,2011/4; ŞAHİN, Çil, “İbra Sözleşmesi ve İkale Sözleşmesinin İş Güvencesine Etkileri”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Eylül 2007; SEVİMLİ, Ahmet K., “İş Hukukunda İbra ve İkale Sözleşmelerinin Geçerlilik Koşulları Konusundaki Gelişmeler”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:14, Haziran 2009; ŞAHLANAN,  Fevzi, “İkalede Makul Yarar Ölçüsünün Gabin (Aşırı Yararlanma) Açısından Değerlendirilmesi”, Karar İncelemesi, Tekstil İşveren, S.386, Hukuk Eki: 71, Haziran 2012; ALPAGUT, Gülsevil, “İş Sözleşmesinin Sona Ermesine İlişkin Sözleşmesel Kayıtlar ve Sözleşmenin Tarafların Anlaşmasıyla Sona Ermesi”, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri, 11.Yıl Toplantısı, 8-9 Haziran 2007, İstanbul Barosu Yayınları, No.113, İstanbul, 2008. 

1. İkale : Nitelik /İçerik

Kelime anlamı itibariyle “bozma” olan  ikalede taraflar yeni bir sözleşme ile mevcut bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçlarını sona erdirmektedirler. Buradan hareketle, ikale, TBK. m.1 anlamında iki taraflı bir hukuki işlemdir3. Aynı zamanda, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanının iş sözleşmesine doğrudan etki etmesi ve dolayısıyla sözleşmeden doğan hak ve yükümlülükleri bir bütün olarak ortadan kaldırması nedeniyle her iki taraf için tasarruf işlemi özelliği gösterir4. İkale, kural olarak bir tasarruf işlemi olmakla birlikte temelinde bir taahhüt işlemi yatmaktadır. Sözleşmede işveren bakımından bir tazminat ödeme yükümlülüğü öngörülmüş ise bunun işçinin işinden ve iş ilişkisinin devamından vazgeçmesinin karşılığı olduğu ve dolayısıyla borçların karşılıklı  sinallagmatik bir özellik gösterdiği ifade edilebilir. Bununla birlikte, iş verenin makul yarar karşılığı bir tazminat ödeme yükümlülüğü olmadığı hallerde, ikale sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen karşılıklı bir sözleşme olduğundan bahsetmek mümkün değildir5.

İkale sözleşmesinin temel içeriği, iş sözleşmesinin sona erdirilmesidir. Böyle olmakla birlikte, sözleşme, sona erme dışında hükümler de ihtiva edebilmektedir. Bu hükümler, işçinin ikale önerisini kabul etmesinin karşılığı olan tazminat, kullanılmamış yıllık izinler, rekabet yasağı gibi şekillerde örneklenebilir ve esas olarak iş sözleşmesinin tasfiyesini amaçlarlar6.

====================

3     ASTARLI, s.29.

4     ASTARLI, s. 30.

5       ASTARLI, s. 36.

6       ASTARLI, s. 7.

2. İkalenin Sonuçları: Vergi Hukuku

2.1. Tespitler

İkale sözleşmesi sonucunda işçi maddi bir edim elde etmektedir. Özel hukuk açısından maddi edim olarak nitelenen bu elde etme, kişinin malvarlığında bir artışa neden olmaktadır. Malvarlığındaki bu artış vergi hukukuna geçtiğimizde teknik anlamıyla “gelir”7 olarak nitelenmektedir. Bununla birlikte, teknik karşılığı “gelir” olan bu malvarlığı artışının  vergilendirilip vergilendirilmeyeceği sorusu, şekli ve maddi vergi hukukuna8 daha yakından bakmayı gerekli kılmaktadır.

2.1.1.  Pozitif Hukuk: VUK/GVK

Vergiyi doğuran olay kenar başlıklı VUK, m.19 hükmü şöyledir; “Vergi alacağı, vergi kanunlarının  vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Vergi alacağı mükellef bakımından  vergi borcunu teşkil eder”. Hükme göre; vergiyi doğuran olayın temelinde her zaman için hukuki bir olay yahut fiil bulunmaktadır9.

Vergi alacağı, mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder ve kamusal bir borç ilişkisi olması nedeniyle her zaman yasa ile düzenlenmek zorundadır10. VUK’ndaki vergi alacağı, borç illişkisinin doğumuyla ilintili olup “vergi kanunlarının  vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü” ifadesi maddi vergi kanunlarına göndermede bulunur11.

GVK, m.1 hükmüne göre; “gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir, bir takvim yılı içinde (GVK.m.2);

1. Ticarî kazançlar,

2. Ziraî kazançlar,

3. Ücretler,

4. Serbest meslek kazançları,

5. Gayrimenkul sermaye iratları,

6. Menkul sermaye iratları,

7. Diğer kazanç ve iratlar.

olarak belirtilen kazanç ve iratların gerçek kişiler tarafından elde edilmesidir. Buna bağlı olarak, gelir vergisi kapsamında yukarıda belirtilen gelir türlerinin elde edilmesiyle vergiyi doğuran gerçekleşmiş olur12.

Gelir Vergisi Kanunu açısından, herhangi bir ekonomik değerin vergilendirilebilmesi için öncelikle kuramsal anlamda gelir olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Ancak gelir olarak nitelendirme tek başına yeterli olmayıp  söz konusu ekonomik değerin Gelir Vergisi Kanunu’nda sayılı gelir türlerinden birine karşılık gelmesi gerekmektedir. Söz konu- su irdeleme, verginin yasallığı ilkesinin13 bir sonucudur14.

2.1.2.  Vergi İdaresinin Yaklaşımı

Vergi idaresinin ikale ile ilgili yaklaşımı aşağıda iki özelge ile tespit edilmektedir. Özelgelerden görüleceği üzere, mükellef tereddütüne bağlı olarak ikale sözleşmesinde ödenen tazminatların vergilendirilmesi meselesi kıdem tazminatı çerçevesinde tartışılmış, 2008 ve 2010 yıllarında verilen iki idari görüş konuyu birbirinden farklı değerlendirmiştir.

05/2008 tarih  ve B.07.1.GİB.4.34.16.01/GVK-61 sayılı özelge şöyledir:

“…(V)akfınızla işçiler  arasında  karşılıklı  anlaşmalı  olarak yapılacak İkale Sözleşmesi neticesinde ödenen kıdem tazminatının İş Kanunu’nun 14. maddesinde tanımı yapılan kıdem tazminatı kapsamına  girmediğinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 25/7. maddesine  göre vergiden istisna edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle,  anlaşmalı olarak yapılan ikale sözleşmesiy- le verilen kıdem tazminatlarının ücret olarak değerlendirilerek Gelir Vergisi Kanunu’nun 61,94,103 ve 104. maddeleri gereğince tevkif suretiyle vergilendirilmesi gerekmektedir”.

15/12/2010  tarih  ve  B.07.1.GİB.4.99.16.02-GVK-94-53 sayılı özelgede ise şöyle denilmiştir:

“…….(U)ygulamada, işçi ve işveren karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle iş sözleşmesini sona erdirebilmekte ve bu sözleşme (bozma sözleşmesi) ile aynı zamanda işçiye kıdem tazminatı,  ihbar tazminatı vb. hususlar dikkate alınarak çeşitli şekillerde hesaplanan ödemelerin yapılması kararlaştırabilmektedir.

Bu açıklamalar çerçevesinde,  1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi kapsamında  ödenen kıdem tazminatının, çalışanın geçmişte işve- rene verdiği hizmet karşılığı yıpranmasının  bedeli olarak ödenen  bir tazminat niteliğinde olduğu düşünüldüğünde,  tarafların iş sözleşmesini karşılıklı olarak anlaşmak  suretiyle sona erdirmesi dolayısıyla,  çalışana genellikle o işyerindeki çalışma süresi de dikkate alınarak yapılan ödemenin, aynı mahiyette bir kıdem tazminatını  içerdiğinin kabulü gerekir. Dolayısıyla, iş akdinin taraflarca karşılıklı olarak anlaşılmak  suretiyle sona erdirilmesi dolayısıyla çalışana ödenmesi  öngörülen tutarın; İş akdinin 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi uyarınca fesh edilmesi halinde aynı çalışanın hak edeceği kıdem tazminatına tekabül eden kısmının Gelir Vergisi Kanununun 25 inci maddesinin 7 nci bendi uyarınca kıdem tazminatı olarak dikkate alınması ve bu çerçevede söz konusu tutarın  gelir vergisinden istisna edilmesi, bu tutarı aşan kısmının ise hangi ad altında ödenmiş olursa olsun gelir vergisine  tabi tutulması gerekmektedir.

Buna göre, iş akitleri ikale sözleşmesi ile sona erdirilen çalışanlarınıza bu sözleşme uyarınca yapılacak ödemenin 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre hesaplanacak kıdem tazminatına  tekabül eden kısmının gelir vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmakta olup, bunu aşan kısmın ise ücret olarak gelir vergisi tevkifatına  tabi tutulacağı tabiidir”. 

2.2. Değerlendirme

Yukarıda yer verildiği üzere, ikale sözleşmesi sonucunda ödenen maddi edimler,  vergi idaresince kıdem tazminatı çerçevesinde tartışılmıştır. Bu  noktada,   ikale sözleşmesinin kapsamından hareketle ikili bir ayrım yapılması konunun içeriğini tespit açısından önem taşımaktadır. Daha önce belirtildiği üzere, ikale sözleşmeleri, içerik olarak çeşitli edimlerden oluşabilmektedir. Bu maddi edimlerin bir kısmı, daha önce yürütülen iş ilişkisine bağlı olarak çeşitli işçilik alacaklarından  oluş- maktadır. Örneklemek gerekir ise, yıllık izin, hak kazanılmış prim, kıdem tazminatı bu işçilik alacaklarındandır. Diğer bir kısım maddi edim ise bu işçilik alacaklarından bağımsız ve iş hukuku açısından makul yarar çerçevesinde yapılan tazminat ödemelerinden oluşmaktadır.

Vergi hukuku açısından meselenin bu ikili ayrıma koşut biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu ikili ayrıma konu maddi edimlerin, yukarıda temelleri ortaya konan teorik çerçeveden hareketle, önce gelir olarak nitelenip nitelenmeyeceği ve ardından Gelir Vergisi Kanunu kapsamında ki gelir türlerinden birini oluşturup oluşturmadığının tespiti yapılmalıdır.

2.2.1.  İşçilik Alacakları Bakımından

İkale sözleşmesi ile ödenen işçilik alacakları, ekonomik anlamda kişinin satın alma gücünü artırırken, hukuken malvarlığında bir artışa neden olmaktadır15. Ekonomik olarak “gelir” niteliği taşıyan alacaklara ilişkin bu tespit tek başına yeterli olmayıp tespitin Gelir Vergisi Kanunu tamamlanmalıdır. İşçilik alacaklarının GVK kapsamındaki gelir türlerinden herhangi birine girip girmediği de tespit edilmek durumundadır. Buna göre, temel özellikleri esas alındığında, Gelir Vergisi Kanunu’nda sayılan yedi gelir türü dört şekilde kategorize edilmektedir. Bunlar;

1-  Teşebbüs Gelirleri (Ticari Kazanç ve Zirai Kazanç)

2-  Emek Gelirleri (Ücret ve Serbest Meslek Kazancı)

3-  Servet Gelirleri (Gayrimenkul  Sermaye İratları ve Menkul Sermaye İratları)

4-  Sui Generis (Diğer kazanç ve iratlar)

şeklindedir. İkinci kategoride yer alan gelir türlerinin  özelliği, emek karşılığı elde edilmeleri yahut emek ağırlıklı olarak yürütülen faaliyetlerden doğmalarıdır. Faaliyetin temelinde iş görme akitleri yer almakta- dır. Üretime katılan emek, fiziksel yahut zihinsel bir özellik gösterebilmektedir16. Ücret gelirleri, bağımlı bir emeğin karşılığını oluşturmaktadır17.

“Ücretin Tarifi” kenar başlıklı GVK, m.61 hükmü şöyledir:

(2361  sayılı Kanunun 43’üncü maddesiyle değişen madde) Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine  bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye,  gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

Bu kanunun uygulanmasında, aşağıda yazılı ödemeler de ücret sayılır:

1. 23'üncü maddenin 11 numaralı bendine göre istisna dışında kalan emeklilik, malüliyet, dul ve yetim aylıkları;

2. Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında verilen para ve ayınlarla sağlanan diğer menfaatler;

3. Türkiye Büyük Millet Meclisi, il genel  meclisi  ve belediye meclisi üyeleri ile özel kanunlarına  veya idari kararlara göre kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyelerine ve yukarıda sayılanlara benzeyen  diğer kimselere bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;

4. Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle tasfiye memurlarına bu sıfatları dolayısıyla  ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;

5.  (3239   sayılı Kanunun  53’üncü  maddesiyle değişen bent) Bilirkişilere, resmî arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;

6. Sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatler”.

Yukarıdaki hükümden açıkça görüleceği üzere, yasa koyucu, ba- ğımlı emeğin karşılığı verilen her türlü ödemeyi ücret olarak kabul etmiştir. Bu bakımdan, genel olarak işçilik alacaklarının ücret olarak vergilendirileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bununla birlikte, ikale sözleşmesinin içeriği burada ayrıca önem kazanmaktadır. Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat kenar başlıklı VUK, m.3 hükmü şöyledir:

“A) Vergi kanunlarının uygulanması: Bu kanunda kullanılan “Vergi Kanunu” tabiri işbu kanun ile bu kanun hükümlerine tabi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade eder.

Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanır.

B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.

Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin  gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.  Şu kadar ki, vergiyi doğuran  olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun  iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir”.

İşçilik alacaklarının, ikale sözleşmesinde ayrıntılı biçimde belirtildiği durumlarda, bağımlı emeğin karşılığı olmaları nedeniyle GVK, m.61 kapsamında ücret olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Bu- nunla beraber, sözleşmede işçilik alacaklarının ayrıntılı biçimde belirtilmediği hallerde, VUK m.3 gereği vergi idaresinin yapacağı tespite bağlı olarak söz konusu alacakların ücret olarak vergilendirileceği görüşü ileri sürülebilir. Bu halde, idari işlemin sakatlığı ve edimin işçilik alacağını kapsayıp kapsamadığı hususları mükellef tarafından ispat olunmalıdır.

Teorik temeli itibariyle işçilik alacaklarından olan ve ikale sözleşmesi ile  ödenen kıdem tazminatının, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde18 belirtilen  kıdem tazminatı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve dolayısıyla GVK, m.25(7)19 kapsamında ver- gi istisnasına tabi olup olmayacağı ayrıca tartışma konusu olmuştur.  İş hukuku öğretisinde de kabul edildiği üzere20, ikale sözleşmesinde belirtilmiş olan kıdem tazminatı  1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesin- de belirtilen kıdem tazminatı kapsamında değildir. Bununla birlikte, vergi idaresi 2010 tarihli özelgesinde, ikale sözleşmesi ile ödenen kıdem tazminatlarının   bu kapsamda olduğu değerlendirmesini paylaşmıştır. İş hukuku  teorisinde  kıdem  tazminatı  olarak  nitelendirilmeyen  bu ödemelere vergi hukuku açısından doğrudan kıdem tazminatı niteliği atfetmek hukuken yerinde bir yaklaşım olmamıştır. Bununla birlikte, kanaatimizce söz konusu ödemelerin işçilik alacağı ile ilgili olduğu tespit edilebildiği oranda-ki bu tespit için sözleşmenin yorumu ve elde edilen gelire ilişkin temeldeki baskın unsurun belirlenmesi gerekir- VUK m.3’den hareketle önce ücret olarak nitelendirilmesi ve devamında yasanın lafzı ve ruhunu ön planda tutarak GVK, 25(1) kapsamında21 “yardım” olduğundan bahisle vergiden istisna edilmesi hem iş hukuku hem vergi hukuku tekniğine daha uygun bir yaklaşım olacaktır22.

2.2.2.  Tazminat Ödemeleri Bakımından

İşçinin, iş ilişkisi devam ederken, kendisi bakımından   hiç bir makul neden olmaksızın işverenin ikale önerisini kabul etmesi olağan bir durum değildir. Çünkü, işveren feshini beklemek yerine ikale ile iş sözleşmesinin sona erdirilmesini kabul eden işçinin feshe bağlı haklar- dan yararlanması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, işverenler işçiye, ikaleyi kabul etmesi için bir kısım yararlar sağlamayı taahhüt  etmektedirler. İş hukuku uygulamasında bu yarar çoğunlukla, işçinin ikaleyi kabul etmesi ve işinden vazgeçmesinden doğacak zararların ve yoksun kaldığı tazminatların karşılığı olacak bir paranın ödenmesi şeklinde belirlenmektedir23.

Söz konusu tazminatların “gelir” olduğunda bir kuşku bulunma- maktadır. Yukarıda teorik çerçevesi ortaya konulduğu üzere, bir gelirin vergilendirilebilmesi için kanunda  sayılı yedi gelir türünden  birinin kapsamına girmesi gerekmektedir. Söz konusu tazminat ödemeleri herhangi bir gelir türü kapsamına girmediğinden verginin yasallığı ilkesi uyarınca vergilendirilmesi hukuken mümkün değildir. Ödemenin  bağımlı bir emeğe dayanmaması nedeniyle “ücret” olarak nitelendirilmesine de imkan bulunmamaktadır.

====================

7 a)En genel bakış açısıyla, ekonomik bir kavram olarak gelir “belli bir zaman  kesiti içinde alım gücünde artış şeklinde ortaya çıkan bir akım”dır.  Bkz. ÖNCEL, Mualla/ KUMRULU, Ahmet/ÇAĞAN, Nami, Vergi Hukuku, Ankara 2015, s.238.

b) Vergi hukukunda gelire ilişkin iki temel teori söz konusudur. Kaynak teorisine göre, belli bir üretim faaliyetine katılma sonucu elde dilen ekonomik değerler gelir olarak kabul edilir. Diğer söyleyişle, üretim faktörlerinin üretim sürecine sokulması karşılığında o dönem hasılatından sağladıkları payı karşılayan kazanç gelir olarak kabul edilmektedir. Safi artış teorisine göre ise hangi kaynaktan doğarsa doğsun satın alma gücünde belli bir dönemde ortaya çıkan artış gelir olarak dik- kate alınır. Teoriler hakkında bkz. ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s. 239-240; SABAN, Nihal, Vergi Hukuku, İstanbul, 2014, s. 194-195; ŞENYÜZ, Doğan/YÜCE, Mehmet/GERÇEK, Gerçek, Türk Vergi Sistemi, Bursa, 2016, s.3-4.

8      ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s.2; KANETİ, Selim, Vergi Hukuku, İstanbul,1986, s.65 vd.; KIRBAŞ, Sadık, Vergi Hukuku, Ankara, 2015, s.6; KARAKOÇ, Yusuf, Genel  Vergi Hukuku,  Ankara,  2014, s.86; ŞENYÜZ, Doğan/ YÜCE, Mehmet/ GERÇEK, Adnan, Vergi Hukuku, Bursa, 2016, s. 15; OKTAR, Ateş, Vergi Hukuku, İstanbul 2016, s.25.

9      SABAN, s. 160.

10     SABAN, s.160.

11     SABAN, s. 201.

12     SABAN, s.161; ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s. 242.

13     Verginin yasallığı ilkesi hakkında bkz. GÜNEŞ, Gülsen, Verginin Yasallığı İlkesi, İstanbul, 2008.

14     ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s. 242. 

15     GVK kapsamında elde etme ve vergiyi doğuran olay ilişkisi hakkında bkz. ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s. 251 vd.; KANETİ, s. 108; SABAN, s.201-206. 

16     ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s. 243.

17     ÖNCEL/KUMRULU/ÇAĞAN, s. 287; BİLİCİ, Türk Vergi Sistemi, s. 39-41. 

18     Yasa hükmü şöyledir: “Bu Kanuna  tabi işçilerin hizmet akitlerinin:

1.   İşveren tarafından bu Kanunun 17. maddesinin II numaralı  bendinde gösterilen sebepler dışında,

2.   İşçi tarafından bu Kanunun 16. maddesi uyarınca,

3.   Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla,

4.   Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;

5.   (Ek: 25/8/1999 - 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle,

Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu  ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye

30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.”

19     GVK, 25(7) hükmü şöyledir; “(2320 sayılı Kanunun 2’nci maddesiyle değişen bent) 1475 ve 854 sayılı Kanun’lara  göre ödenmesi  gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Kanun’a  göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları (hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat sayılmaz)

20     ÖZDEMİR, s.40; GEREK, s.55; ŞAKAR, https://msakar.wordpress.com/2010/11/

21/is-hukukunun-yeni-meselesi-bozma-ikale-sozlesmelerinin-hukuki-durumu/ 

21     GVK 25(1)’ın istisnalara ilişkin “Tazminat ve Yardımlarda” kenar başlıklı hükmü şöyledir; “ 1. Ölüm,(6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 03.05.2013)  engellilik(****),  hastalık (5904 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 03.07.2009)ve işsizlik sebepleriyle (işe başlatmama tazminatı dahil) verilen tazminat (***) ve yapılan yardımlar;….”

22     Farklı görüş için bkz. YİĞİT ŞAKAR, AYŞE, İş Sözleşmelerinin İkale Sözleşmesi ile Sona Erdirilmesinin Vergi Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, MESS Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:16, 2009, s.225-229.

23     ASTARLI, s. 332.

3. İkale Sözleşmesine Vergi Yargısının Bakışı

İkale sözleşmesi sonucu ödenen  edimlerin  vergilendirilmesine ilişkin ilk derece ve Bölge İdare Mahkemesi kararı aşağıda ele alınmaktadır.

3.1. Tespit

İstanbul 9. Vergi Mahkemesi, E. 2014/2682, K. 2015/1512 ve23.06.2015 tarihli kararı şu şekildedir:

“....Dava dosyasının incelenmesinden,  davacının X A.Ş’de iş sözleşmesine istinaden çalışmakta  iken iş  akdinin 4857 sayılı Kanun’un 17. Maddesi uyarınca 16.05.2014 tarihinde düzen- lenen protokol ile karşılıklı anlaşma sonucu 01.06.2014 tarihin- de sona erdirildiği, davacıya kıdem ve ihbar tazminatı  dışında iş güvencesi tazminatı adı altında ödeme yapılmasının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır....Gelir Vergisi Kanunu 61. Maddesinde ücret ve ücret sayılan ödemelerin ortak özelliği çalışanın  iş verene bağlılığı ve  hizmet karşılığı sağlanan para yahut para ile temsil edilen ödemeler olmasıdır. Yine yasal düzenlemeye göre ancak ücret veya ücret sayılan ödemelerden tevkifat yapılabilecektir. Dava konusu kesintinin  yapıldığı tazminat, davacının iş akdinin ikale sözleşmesi sözleşmesi uyarınca  sona erdirilmesi nedeniyle yasal bir zorunluluk  olmaksızın davacıya işsiz kalması sebebiyle yardım amaçlı yapılan bir ödeme olduğundan bu ödemenin iş verene bağlı olarak ve hizmet karşılığı yapıldığından ve dolayısıyla ücret sayılan ödemelerin ortak özelliğini taşıdığından bahsedilemez. Bu itibarla, iş güvencesi tazminatı  adı altında yapılan söz konusu ödemeden GVK, 61 ve 94(1) uyarınca vergi kesintisi yapılmasına olanak bulunmamaktadır.  Bu durumda, çalışma ilişkisini sona erdiren iş veren tarafından  davacıya yasal bir zorunluluk  olmaksızın yapılan ödemenin ücret niteliğinde olmaması ve 193 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 25(1) maddesi uyarınca gelir vergisinden müstesna  tutulması  karşısın- da söz konusu ek ödemeden gelir vergisi tevkifatı yapılması açık bir vergilendirme hatası olduğundan  tevkif edilen verginin iadesi istemiyle yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun zımnen reddi yolunda  tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Benzer olay örgüsüne ve aynı hukuki sonuca sahip ancak davacısı farklı olan başka bir uyuşmazlıkta, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin E. 2014/9100, K.2014/13480 sayılı kararı kesinleşmiştir24.

3.2. Değerlendirme

Yukarıda yer verilen yargı kararları ile ilgili olarak bir değerlendirme cümlesinin kurulabilmesi, ikale ile birlikte verilen tazminatın hukuki niteliği ve amacının saptanması ile mümkündür. İş sözleşmesini ikale ile sona erdirirken verilen tazminatın amacı, işçinin bu sözleşmeyi kabulünü sağlamak ve işini kaybetmek dolayısıyla karşılaşacağı olumsuz sonuçları telafi etmektir. Söz konusu tazminat, işçinin işini kaybetmek nedeniyle gelecekte oluşacak zararları denkleştirmeyi amaçladığından bir geçiş ve önleme fonksiyonu da bulunmaktadır25.

Yukarıda açıklandığı üzere, söz konusu tazminat ödemeleri her- hangi bir gelir türü kapsamına girmediğinden ve işçilik alacağı niteliği de göstermediğinden vergilendirilmesi verginin yasallığı ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu kapsamındaki istisnala- rın temel amacı, gelir türü olarak belirtilmiş bir vergi konusunu sosyal devlet, eşitlik ve benzeri nedenlerle vergilendirme dışında bırakmaktır26. Gelir türü olarak kanunda belirtilmemiş bir gelirin istisnaya tabi tutulması bu teorik temelde hukuken mümkün değildir. Öte yandan, GVK m. 25 ücret sayılan tazminat ve yardımlara ilişkin istisnaları düzenlemektedir. Yargı kararlarında tespit edildiği üzere, ikale ile ödenen tazminatın ücret olarak nitelenmesi mümkün değildir. Ücret olarak nitelenmeyecek bir gelirin, ücretin istisnası kapsamında ele alınması da hukuka aykırılık oluşturur.

Bu bakımdan, ücret konusuna girmediği tespit edilen bir gelirin istisnası ile birlikte değerlendirmesi hukuka uygun bir yaklaşım olmamıştır. Bu nedenle, yargı kararları verginin yasallığı ilkesi gereği mükellef lehine olmakla birlikte, söz konusu tazminatların GVK 25(1) kapsamında “yardım” olarak değerlendirilemeyeceği görüşündeyiz27.

=======================

24     Yargı kararları için İstanbul Barosu Vergi Merkezi Başkanı Av.Mehmet Kaya’ya teşekkürü borç biliyorum.

25     ASTARLI, s.334.

26     ULUATAM, Özhan/ METHİBAY, Yaşar, Vergi Hukuku, Ankara 2001, s.271.

27     İş hukukunda aksi görüş için bkz. ASTARLI, s. 344. 

Sonuç

Çalışmada ikale sonucu elde edilen maddi edimlerin vergi hukuku karşısındaki hukuki durumu tartışılmıştır. Bu kapsamda, ikale sözleşmesinin içeriği ile bağlantılı olarak ikili bir ayrıma gidilmesi vergisel sonuçları tartışmak açısından daha yerinde bir yaklaşımdır. Elde edilen maddi edimlerin işçilik alacağı ile bağlantısı kurulabildiği oranda VUK, m.3 gereği önce ücret olarak nitelendirilmesi ki bu nitelendirme her vakıa özelinde sözleşmenin yorumu ve elde edilen gelire ilişkin olarak  baskın unsurun tespitini gerektirir-, buna bağlı olarak yapılan kıdem tazminatı ödemelerinin GVK 25(1) kapsamında vergiden istisna edilmesi, tazminat ödemelerinin ise verginin yasallığı ilkesi uyarınca verginin konusuna girmemesi nedeniyle vergilendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. 

KAYNAKÇA

ALPAGUT,  Gülsevil, “İş Sözleşmesinin Sona Ermesine İlişkin Sözleşmesel Kayıtlar ve Sözleşmenin Tarafların Anlaşmasıyla Sona Ermesi”, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri, 11.Yıl Toplantısı, 8-9

Haziran 2007, İstanbul Barosu Yayınları, No.113, İstanbul, 2008. ASTARLI, Muhit, İş Hukukunda İkale (Bozma) Sözleşmeleri, Ankara, 2013. BİLİCİ, Nurettin, Türk Vergi Sistemi, Ankara, 2016.

ÇELİK, Nuri/CANİKLİOĞLU,  Nurşen/ CANBOLAT,  Talat, İş Hukuku Dersleri, İstanbul, 2015.

GEREK, Hasan Nuvit, “İş Sözleşmesinin  İkale Sözleşmesi İle Sona Ermesi”, Çalışma ve Toplum, 2011/4.

GÜNEŞ, Gülsen, Verginin Yasallığı İlkesi, İstanbul, 2008.

İNCE, Ergun, “İkale (Sözleşmeyi Sona Erdirme) Sözleşmesi”, SİCİL, Yıl: 5, S: 118, (Haziran 2010)

KANETİ, Selim, Vergi Hukuku, İstanbul, 1986. KARAKOÇ, Yusuf, Genel Vergi Hukuku, Ankara, 2014. KIRBAŞ, Sadık, Vergi Hukuku, Ankara, 2015.

OKTAR, Ateş, Vergi Hukuku, İstanbul 2016.

ÖNCEL,  Mualla/KUMRULU,  Ahmet/ÇAĞAN,  Nami,  Vergi Hukuku,  Ankara 2015.

SABAN, Nihal, Vergi Hukuku, İstanbul, 2014.

SEVİMLİ, Ahmet K., “İş Hukukunda İbra ve İkale Sözleşmelerinin Geçerlilik Koşulları Konusundaki Gelişmeler”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:14, Haziran 2009.

ŞAHİN, Çil, “İbra Sözleşmesi ve İkale Sözleşmesinin İş Güvencesine Etkileri”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Eylül 2007.

ŞAHLANAN,  Fevzi, “İkalede Makul Yarar Ölçüsünün Gabin (Aşırı Yararlanma) Açısından Değerlendirilmesi”, Karar İncelemesi, Tekstil İşveren, S.386, Hukuk Eki: 71, Haziran 2012.

ŞAKAR, Müjdat, “İş Hukukunun Yeni Meselesi: Bozma (İkale) Sözleşmelerinin Hukuki Durumu”, Yaklaşım Dergisi, Yıl: 2009, Sayı: 204.

ŞENYÜZ, Doğan/ YÜCE, Mehmet/ GERÇEK, Adnan, Vergi Hukuku, Bursa, 2016. ŞENYÜZ, Doğan/YÜCE, Mehmet/GERÇEK, Gerçek, Türk Vergi Sistemi, Bursa,2016.

TAŞKENT,   Savaş, “İş Sözleşmesinin İkale Yoluyla Sona Erdirilmesi”, KAMU-İŞ, Cilt: 11, Sayı: 4, Yıl: 2011; ÖZDEMİR, Erdem “İkale ve Alternatif  Bir Öneri  Olarak “Sulh Sözleşmesi”, Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası, Cilt: 27, Sayı: 3,  Mayıs 2013.

ULUATAM, Özhan/ METHİBAY, Yaşar, Vergi Hukuku, Ankara, 2001.

YİĞİT ŞAKAR, AYŞE, İş Sözleşmelerinin İkale Sözleşmesi ile Sona Erdirilmesinin Vergi Hukuku  Açısından  Değerlendirilmesi, MESS Sicil İş Hukuku  Dergisi, Sayı:16, 2009.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler