Bu çalışmada itiraz kanun yoluna ilişkin incelemenin kapsamı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile bağlantılı olarak ele alınmış ve Yargıtay’ın konuya ilişkin kararları değerlendirilmiştir.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARINA İTİRAZDA İNCELEMENİN KAPSAMI1

(Scope of Review on Appeal Against the Decision Postponing the Pronouncement of the Judgment)

Cumhur ŞAHİN*

Prof. Dr., Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

 

I. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bir hüküm değildir. Bunedenle, söz konusu kararla ilgili olarak hükme ilişkin temyiz gibi olağan kanun yolu kabul edilmemiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir (CMK m. 231/12).

İtiraz merciinin incelemesinin kapsamının ne olacağı, itiraza ilişkin CMK dü-zenlemelerinin nasıl anlaşılması gerektiği konularında farklı değerlendirmeler ortaya çıkmaktadır. Bununla bağlantılı olarak, itiraz merciinin kararlarının kesin olduğuna dair hüküm karşısında, verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edildiği durumlarda temyiz kanun yolunun bir biçimde devreye sokulmasının mümkün olup olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu olan esas hükümdeki hukuka aykırılıkların yeterince denetlenip denetlenemeyeceği sorunları tartışılmaktadır.

II. Sorunu gereği gibi değerlendirebilmek için, öncelikle konuya ilişkin yasaldüzenlemelerin ortaya konulması gerekmektedir. Burada CMK’ da hükmün açık-lanmasının geri bırakılmasını düzenleyen m. 231’in bazı fıkraları ve itiraz kanun yoluna ilişkin m. 271 önem kazanmaktadır:

Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanması-nın geri bırakılmasına karar verilebilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ku-rulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder (CMK m.231/5). Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a)Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,

b)Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davra-nışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c)Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir. Sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakıl-masına karar verilmez (CMK m. 231/6). Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir (CMK m. 231/12). Kanunda yazılı olan haller saklı kal-mak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. İtiraz yerinde gö-rülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir. Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir (CMK m. 271).

III. Yargıtay’ın yaklaşımını bir karar üzerinden ortaya koymak, konunun dahaiyi anlaşılabilmesi bakımından yararlıdır.

1)Sulh Ceza Mahkemesi, sanık hakkında; taksirle yaralama suçundan (TCK m. 89/1, 89/2-b,3-b) 3000 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına (TCK m. 62 ve 52/1), şartları oluşmadığından 53/1. maddesinin uygulanmasına yer olma-dığına, CMK m. 231/5 ve devamı gereğince, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönüne alınarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl dene-timli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verilir.

2)Katılan vekili hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz eder.

3)Dosya üzerinden inceleme yapan itiraz mercii (Asliye Ceza Mahkemesi);

Katılan vekilinin itirazı yerinde görüldüğünden Sulh Ceza Mahkemesinin … kararı içeriğindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bölümlerinin kaldırılmasına ve kararın,

Hükümlü …’nin taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan dav-ranışına uyan 5237 sayılı TCY’nın 89/1 maddesi uyarınca suçun niteliğine ve işleniş özelliğine göre takdiren doksan gün adli para cezası ile cezalandırılmasına,

Sanığın taksirli davranışı ile katılanın vücudunda kemik kırılmış olması ve duyu ve organlarından birisinin sürekli olarak işlevini yitirmesi nedeniyle 5237 sayılı TCY. nın 89/2b, 3b maddesi uyarınca cezasında bir kat arttırma yapılarak yüz seksen gün adli para cezası ile cezalandırılmasına,

Takdiri hafifletici nedenlerle 5237 sayılı TCY.nın 62/1 maddesi uyarınca sanı-ğın cezasında kişiliğine ve suçun işleniş özelliğine göre takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak yüzelli gün adli para cezası olmak üzere 5237 sayılı TCY.nın 52/2 maddesi uyarınca günlüğü takdiren 20 YTL’den hesaplanarak sanığın üçbin YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına,

Koşulları oluşmadığından sanık hakkında 5237 sayılı TCY.nın 53 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,

Katılan vekili için yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifelerine göre takdiren 250 YTL maktu vekalet ücretinin sanıktan alınıp katılana verilmesine”

kesin olarak karar verir.

4) İtiraz mercii tarafından açıklanan hükme yönelik olarak sanık müdafii tarafından yapılan temyiz başvurusu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararını vermiş bulunan Sulh Ceza Mahkemesince;

“… Asliye Ceza Mahkemesinin (itiraz merciinin) kararının … kesin olarak ve-rildiği, ayrıca CYY’nın 271/4 maddesi gereğince de itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu” gerekçesiyle red edilmiştir.

5) Sanık müdafii tarafından temyiz isteminin reddi kararının da temyizi

üzerine dosyayı inceleyen Yargıtayın ilgili Ceza Dairesince;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz üzerine verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu anlaşıldığından temyiz talebinin reddineilişkin karar kaldırılarak yapılan incelemede;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yasa yoluna baş-vurulması halinde, itiraz merciinin suç ve sanığa ilişkin objektif şartların olma-ması halinde itirazı kabul ederek hükmün açıklanması için dosyayı asıl mahke-mesine göndermesi gerekirken, yazılı şekilde hükmü açıklaması

isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar veril-miştir.

6) Yargıtay C.Başsavcılığınca;

“… İtiraz mercii tarafından incelenecek olan karar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Merciin inceleme konusu, hükmün açıklanmasının geri bırakıl-ması kararı verilebilmesi için aranan objektif koşulların bulunup bulunmadığı, dene-tim süresinin yasaya uygun belirlenip belirlenmediği ile sınırlı bulunmaktadır. Açıklanmayan hükme yönelik olarak itiraz merciince bir inceleme yapılamayacağı gibi, bu hususların bu aşamada temyiz yasa yolu ile de incelenmesi mümkün değildir…

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itiraz üzerine mercii tarafından yapılan inceleme sonucunda, itiraz yerinde görülmez ise itirazın reddine karar verilecektir. İtiraz yerinde görülürse itiraz kabul edilip söz konusu karar saptanan hukuka aykırılık gerekçesiyle kaldırılacak ve konu hakkında yeniden karar verilmesi için dosya mahkemesine gönderilecektir. 5271 sayılı Yasanın 271/2. maddesinde yazılı ‘itiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir’ hükmünün, (mercii tarafından itiraz yerinde bulunup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırıldıktan sonra mercii tarafından yargılamayı yapan mah-keme yerine geçmek suretiyle işin esasına hükmetme, örneğin mahkumiyet kararıverme şeklinde değerlendirerek) uygulanması mümkün görünmemektedir.

Zira, karma bir hukuki yapıya sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, cezanın bireyselleşmesini sağlayan özgürlüğü bağlayıcı cezanın adli para cezasına veya seçenek tedbirlere çevrilmesi veya hapis cezasının ertelenmesi hususlarından değerlendirilmesinden önce uygulanması gerekmektedir. Hükmün açıklanma-sının geri bırakılması kararına itiraz üzerine merciince yapılan incelemeler sırasında işin esasına hükmedilmesinin kabulü; merciince itirazın yerinde görülerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması halinde, mercii tarafından sanık hakkında cezanın bireyselleşmesini sağlayan kurumların tartışılıp değer-lendirilmesi ve yeni bir mahkumiyet hükmü kurulmasını gerektirir. Bu durum,öncelikle doğal yargıç ilkesine aykırı olur. Ayrıca, itiraz mercii tarafından genel kural olarak duruşmasız karar verileceği ve ancak gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcı-sı, müdafi veya vekilin dinlenebileceğinin öngörülmesi, sanığın, mağdurun, katılanın dinlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle yargılamanın yüzyüzelik ve doğrudanlık ilkesine ters düşer. Yine, Yasanın 231. maddenin 10. ve 11. fıkralarında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi durumunda denetim süresi sonunda davanın düşmesine, hükmün açıklanması veya yeni bir mahkumiyet hükmünün ku-rulmasına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren (yargılamayı yapan mahkeme) tarafından verileceğinin öngörülmesi de, itiraz mercii tarafından itirazın kabulü halinde işin esasına hükmedecek türde karar verilmesine engel teşkil etmektedir. Sakınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kurumun yeni bir kurum olmasından ve konunun kurumun özelliği nazara alınarak ayrıntılı bir biçimde Yasa-nın 231. maddesinde düzenlenmemesinden kaynaklanmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Ceza Mahkemesinin itirazı yerinde bularak hükmün açıklanması kararını kaldırdıktan sonra dosyayı yeni bir karar veril-mesi için yargılamayı yapan Sulh Ceza Mahkemesine göndermesi yerine yazılı şekilde karar vermesi hukuka aykırıdır.

Ancak, 5271 sayılı Yasanın 271. maddesinin 4. fıkrasında ‘Merciin itiraz üzeri-ne verdiği kararlar kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama karar-larına karşı itiraz yoluna gidilebilir’ denilmek suretiyle merciin, itiraz üzerine verdiği kararların kesin olduğu genel bir kural olarak kabul edilmiştir. Bu kuralın tek istisnası ise ilk defa mercii tarafından tutuklama kararı verilmiş olmasıdır. Dolayısıyla, istisna arasında yer almaması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itiraz üzerine verilen mercii kararları kesin niteliktedir. Bu kararlarının türü-nün (hüküm olup olmaması), ne şekilde verildiğinin (duruşmalı olarak verilip veril-memesi) hiçbir önemi bulunmamaktadır. İtiraz merciince kararın duruşmalı verilmesi veya yasaya aykırı olarak mahkumiyet kararı kurulması, kararı kesin nitelikte olmaktan çıkararak temyizi kabil hale getirmez.

Mercii kararının kesin nitelikte olması nedeniyle saptanan hukuka aykı-rılığın giderilmesi ancak 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinde düzenlenen ola-ğanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna başvurmak suretiyle sağlanabilir. Başka bir anlatımla, Özel Dairenin bozma gerekçesi, kanun yararınabozma yasa yoluna başvurulması için bozma nedeni olabilir.

Bu itibarla, itiraz merciin kararının kesin nitelikte olup, temyiz edilemeyecek kararlardan bulunması nedeniyle Özel Dairece temyiz isteminin reddine ilişkin kararın onanmasına karar verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

İtiraz merciinin kararının kesin nitelikte olup, temyize tabi olmayan kararlardan bulunması karşısında; temyiz isteminin reddi kararının hangi mahkeme tarafından verilmesi gerektiği hususu üzerinde ayrıca değerlendirme yapılmasına ihtiyaçduyulmamıştır”

görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldı-rılmasına ve temyiz isteminin reddine ilişkin … Sulh Ceza Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

7) Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ka-rarının kaldırılması suretiyle, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hük-mün itiraz mercii tarafından açıklanması halinde, aşağıdaki gerekçelerle, Yargıtay Başsavcılığının itirazını reddetmiş ve temyiz kanun yoluna başvurulabileceğini kabul etmiştir:

“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı yapılan itiraz üzerine, itiraz merciince, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin koşulları ile sınırlı bir inceleme yapılarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının usul ve yasaya uygun olduğunun belirlenmesi halinde istemin reddine, 231. maddede belirtilen objektif ve subjektif koşulların oluşmadığının tespiti halinde ise, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması için dosya-nın asıl mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir. Hükmün içeriğinde yer alan hukuka aykırılıklar hükmün açıklanmasının geri bırakıl-ması kararının objektif koşullarını etkilemediği sürece itiraz merciince denet-lenemeyeceği gibi, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması da olanaklı değildir.

… Sanık hakkında taksirle yaralama suçundan verilen hükmün açıklanması-nın geri bırakılması kararına yönelik yapılan itiraz üzerine, merciince 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesindeki koşulların bulunup bulunmadığı ile sınırlı bir inceleme yapılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların gerçekleşmedi-ğinin tespiti halinde, hükmün açıklanması için dosyanın, yargılama yapan asıl mah-kemesine gönderilmesi yerine, bu mahkeme yerine geçerek mahkumiyet hükmününaçıklanması usul ve yasaya aykırı olup, bu nitelikteki bir kararın C. Başsavcılığı itirazında belirtildiği üzere yalnızca mercii kararı olması nedeniyle kesin nitelik-te olduğunun kabulü olanaksızdır.

Zira, 5271 sayılı CYY’nın 271. maddesi gereğince itiraz merciinin ancak itiraz konusu ile sınırlı olmak üzere verdiği kararlar kesin niteliktedir. Hükmün açıklan-masının geri bırakılmasına ilişkin karara yönelik yapılan itiraz üzerine, mer-cii tarafından itirazın kabulüyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ka-rarının kaldırılmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken bununla yeti-nilmeyip mahkumiyet hükmünün açıklanmasına karar verilmiş bulunduğundan,merciince verilen hüküm kesin nitelikte olmayıp, … temyiz yasa yoluna tabidir2.

IV. İtiraz merciinin kararının kapsamını belirleyebilmek ve “itiraz yerinde görü-lürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir” şeklindeki hükmü(CMK m. 271/2) doğru anlamlandırabilmek için, hükmün açıklanmasının geri bı-rakılması kararının iyi anlaşılması gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bıra-kılması kararının verilebilmesi için, öncelikle, hüküm çeşitlerinden birisi olan mahku-miyet kararına hükmedilmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, sanığın suçlu olduğu hususu hüküm makamınca kabul edilmiş olmalıdır. Ayrıca bu da yetmemekte, bütün unsur-larıyla, adeta tefhim ve tebliğ edilecekmiş, açıklanacakmış gibi, bu hükmün kurulması da gerekmektedir. Bundan sonra ise, sanığın bazı şartları taşıması veya gerçekleştirmesi üzerine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir.

Nitekim Yargıtay kararlarına göre de, hükmün açıklanmasının geri bırakılma-sının şartları; sanığa ilişkin şartlar ve suça ilişkin şartlar olarak ortaya konmaktadır3.

1) Sanığa ilişkin şartlar, CMK m. 231/6’da yer alan şartlardır. Bunlar;

a)Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması,

b)Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,

c)Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranış-ları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda ka-naate ulaşılmasından ibarettir.

2) Suça ilişkin şartlar ise;

a)Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkumiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezasının ise iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,

b)Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanun-larında yer alan suçlardan bulunmaması gerekir.

Yargıtay tarafından suça ilişkin şartlar arasında sayılan, “yapılan yargılama so-nucunda, sanık hakkında mahkumiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezaise iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması” şartı, konumuz açısından önem taşımaktadır.

Dikkat edilirse, “mahkumiyet hükmünün bulunması” hükmün açıklanması-nın geri bırakılması kararı verilebilmesi için bir şart, adeta bir önşarttır. İtiraz mer-cii, doğal olarak, bu şart yönünden de denetim yapacaktır. Zira merci itiraza konu kararı hem hukuki yönden hem de maddi yönden ele almak ve bütün bu yönlerden kararın hukuk uygunluğunu denetlemek zorundadır. İtiraz kanun yolunda, karara temel teşkil eden deliller ve maddi olgular ile bunu doğuran hukuki durum birlik-te değerlendirilmektedir4. Bu açıdan bakıldığında, mahkumiyet hükmünün varlığı şartı yönünden denetim, iki yönden incelemeyi gerekli kılmaktadır:

a)Doğru bir mahkumiyet kararı verilmiş midir? Verilmesi gereken karar mah-kumiyet kararı mı olmalıdır, yoksa örneğin, beraat veya başka bir karar verilebilmesi ihtimali de bulunmakta mıdır?

b)Mahkumiyet kararı, hapis cezasının miktarı itibariyle doğru bir karar mı-dır? Aslında daha farklı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamı dışında kalan bir suç söz konusu olabileceği halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında bir suç nitelemesi yapılmış olması da mümkün müdür?

Görüldüğü üzere, mahkumiyet hükmünün mevcudiyeti şartı ile ilgili ola-rak itiraz mercii tarafından yapılabilecek olan bu değerlendirmeler, ilkinde sübu-ta, ikincisinde ise hukuki nitelendirmeye yönelik değerlendirmelerdir. Dolayısıyla, itiraza ilişkin değerlendirmesini dosya üzerinden yapacak olan itiraz mercii, sadece CMK’nın 231. maddesindeki sanığa ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayacaktır. İtiraz mercii, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik bir sonuca varabilmek için, mahkumiyet hükmü ile ilişkili olarak, sübuta ve suç vasfına yönelik olarak değerlendirmelerde de bulunabi-lecektir.

Yapılan açıklamalar da göstermektedir ki, itiraz mercii, bu inceleme kapsamında sübuta ilişkin değerlendirme yapabilecektir. Örneğin sanığa yüklenen suçun oluşma-ması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı, verilebilir. Çünkü burada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının suça ilişkin şartı, doğru bir mahkumiyet hükmünün kurulması şartı gerçekleşmemiş-tir. Ancak bu, Başsavcılık itirazında ifade edildiği gibi, esas mahkemesi yerine geçerek yeni bir yargılama yapmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu nedenle konunun, tabi ha-kim, yüzyüzelik ve doğrudan doğruyalık gibi yargılama ilkeleri ile bağlantılı olarak tartışılması gereksizdir.

Aynı şekilde, itiraz mercii, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde; itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin kasten yaralama suçunu değil de kasten öldürme suçu-na teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebi-lir. Yine, örneğin görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde; itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil de, zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, hük-mün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir5.

Bu arada, sözgelimi değerlendirme yasağına konu olacak hukuka aykırı bir deli-lin değerlendirilmesi sonucunda mahkumiyet hükmünün kurulmasında olduğu gibi, hükmün oluşumuna etki edebilecek bir hukuka aykırılık itiraz mercii tarafından dik-kate alınmalıdır. Zira sorun bu yönüyle sübuta ilişkin bulunmaktadır. Keza, merci tayini yoluyla çözülmemiş olmak kaydıyla, hükmün açıklanması kararı verilmesini engelleyecek bir madde bakımından yetki konusu da merci tarafından incelenebilir. Zira burada suç vasfına yönelik bir inceleme söz konusudur6.

Bununla birlikte, itiraz merciinin denetiminin kapsamı sınırsız değildir. Merci, hükmün oluşum sürecindeki her türlü eksikliği, yanlışlığı inceleyemez. Başka bir ifa-deyle, itiraz mercii, mahkumiyet hükmünün ve hukuki nitelendirmenin isabetli olup olmadığı konularına ilişkin olmayan, hükmün doğru bir hüküm olup olmadığı husu-su dışında kalan hiçbir hususu inceleyemez. Bu bağlamda olmak üzere, örneğin birey-selleştirme gibi, mahkemenin takdirine ilişkin hususlarda itiraz merciinin değerlendir-mede bulunma yetkisi olmamalıdır. Bu nedenle, sözgelimi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması dışında kalabilecek bir suçun cezası bireyselleştirme sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamına girmişse, bu husus itiraz mercii tarafından denetlenmeyecektir. Keza, iddianamedeki bir eksiklik, duruşmadaki bir sorun, vekalet ücreti gibi konular, merciin incelemesi dışında kalan hususlardır.

Yargıtay, itiraz merciinin görev kapsamını daha sınırlı kabul etmektedir7. Yuka-rıda atıf yapılan YCGK kararında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sadece sanığa ilişkin subjektif şartlarının bulunmadığı, suça ilişkin ob-jektif şartlarının da olduğu kabul edilmekle birlikte, itiraz merciinin bunları ancak şekli yönden denetleyebileceği sonucu çıkmaktadır. Örneğin katılan, kasten yaralama olarak kurulan hükmün aslında kasten öldürme suçuna teşebbüs olduğu gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz ettiğinde, Yargıtayın kabulüne göre, itiraz merciinin bu hususu denetleyememesi gerekmektedir. Yargıtaya göre itiraz mercii, sadece, suça ve sanığa ilişkin “objektif” şartlar itibariyle denetim yapabilece-ğinden, hükmün esasına yönelik bir değerlendirme kabul edilmemektedir.

Yargıtay’ın yaklaşımı kabul edildiğinde, açıklanması geri bırakılan hükümdeki esasa yönelik hukuka aykırılıklar; itiraz merciinin yetkisinde sayılmadığı için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerinden denetlenemeyeceği gibi, sanığın yü-kümlülüklere uyması nedeniyle hükmün düştüğü hallerde de, denetim yoluna başvu-rulmuş olmasına rağmen hiçbir şekilde denetlenemeyeceklerdir. Uygulamada, itirazın işin esasına yönelik hukuka aykırılıkları görmezden gelecek şekilde sınırlandırılması karşısında, mahkumiyet kararı verilmemesi gereken durumlarda dahi mahkemelerin mahkumiyet hükmü kurup bunun açıklanmasını erteledikleri şikayetleri yaygınlaşmış ve bu nedenle kanun değiştirilerek, ancak sanığın kabulü halinde hükmün açıklan-masının geri bırakılması kararı verilebileceği hususu düzenlemeye kavuşturulmuştur8. Bu suretle aynı zamanda, mahkum olmaması gerektiğine inanan sanık bakımından, yargılama makamı kararını temyiz yoluyla denetlettirebilme imkanı ortaya çıkacak ve karara itiraz etmesi gerekmeyebilecektir9.

İtiraz mercii, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazı ya kabul edecek ya da reddedecektir. İster iddia makamı tarafından ister savunma makamı tarafından yapılmış olan itirazın kabulü, açıklanması geri bırakılmış olan hükme karşı temyiz kanun yolunun açılmış olması anlamına gelmektedir. Merci tarafından itirazın kabulü, esas veya şekil yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının isabetli olmadığını, bu nedenle bu kararın kaldırıldığını ve hükmün açıklanması gerektiğini ifade etmektedir. Hükmün merci tarafından mı yoksa hükmü kurmuş olan mahkeme tarafından mı açıklanacağı hususu, işin özüy-le doğrudan ilgili değildir. Merci tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakıl-masına yapılan itirazın reddedilmesinin anlamı ise, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ve açıklanması geri bırakılan hükme karşı, kural olarak denetim süresince, temyiz kanun yolunun kapatılmış olmasıdır.

Merci tarafından kabul veya ret şeklinde olabilen itirazın kesin olması farklı anlamlara gelmektedir. Kabul edilmiş bulunan itiraz üzerine hüküm açıklanacak-tır. Başka bir ifadeyle, buradaki kesinlik, açıklanması geri bırakılmış olan hükmün artık açıklanmak zorunda olduğudur. Ancak, hüküm zaten daha önce kurulmuş olduğundan, itirazın kabulü üzerine, yargılamayı yapmış olan mahkemenin dosyayı yeniden ele alıp yeni bir hüküm kurması söz konusu değildir. Yargılamayı yapmış bulunan mahkeme, hükmün açıklanması dışında herhangi bir karar veremeyecektir. Örneğin görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkumi-yet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde; itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil de, zimmet suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ka-rarının kaldırılmasına karar verdiği takdirde, yargılamayı yapmış bulunan mahkeme madde bakımından yetkisizlik kararı veremeyecektir. İtiraz mercii de, yeniden yar-gılama yapılması yolunda bir karar veremeyecektir. İtirazın merci tarafından redde-dilmesi halinde ise, denetim süresince ya da yükümlülük yüklenmişse bunun gereği yerine getirildiği sürece, açıklanması geri bırakılmış olan hüküm, iddia veya savunma makamı tarafından temyiz incelemesine konu edilemeyecektir.

Bu açıklamalar, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itirazın ka-bulü veya reddi halinde herhangi bir kanun yoluna başvurma imkanının bulunup bulunmadığı, mümkün olduğu durumda da bunun hangi kanun yolu olacağı husu-sunda da gerekli değerlendirmeleri içermektedir. Gerçekten, itirazın reddi halinde, itiraz merciinin kararı kesin olduğu ve buna karşı olağan bir kanun yolu bulunmadığı gibi, açıklanması geri bırakılan hüküm dahi, denetim süresince ya da yükümlülük yüklenmişse bunun gereği yerine getirildiği sürece, temyiz kanun yoluna kapalı hale gelecektir. İtirazın kabulü halinde ise; yine itiraz merciinin kararı kesin olduğu için bu karara karşı olağan bir kanun yolu bulunmamakla birlikte, itirazın kabulü üzerine açıklanmak zorunda kalınan hükme karşı temyiz kanun yolu açılmış bulunmaktadır10.

Yukarıda açıklamalar çerçevesinde kabul edildiği takdirde, hükmün açıklan-masının geri bırakılması kararına itiraz bakımından, hukuki düzenlemelerden kaynaklanan herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Çünkü itiraz mercii, somutdurumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini denetleyecek, bunu yaparken de, sadece şartlar yönünden şekli hu-suslara değil, sübuta ve suç vasfına yönelik de değerlendirmelerde bulunabilecektir. Bu husustaki değerlendirme, esas mahkemesi gibi yeni bir yargılama yapma ve yeni bir hüküm kurma anlamında değildir. Aslında bu durumda merci, sübut veya vasıf konusunu kendisi bizzat incelememekte, (istinaf veya temyiz suretiyle) bu konuların asıl yetkili merciler tarafından incelenmesinin yolunu açmaktadır. İtiraz mercii bu sü-reçte işin esasına giremediği gibi, itirazın kabulü halinde, esas mahkemesi dahi artık işi esastan ele alamayacaktır. Çünkü zaten kurulmuş olan hüküm halen geçerliliğini sürdürmektedir.

İtiraz merciinin yetkisinin kapsamının şekli hususlarla sınırlı olduğu, sübuta ve vasfa ilişkin değerlendirmeleri içermediği ya da içermemesi gerektiği düşünülü-yorsa, yapılacak olan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması düzenlemesine ya da itiraz kurumu ile ilgili düzenlemelere müdahale suretiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına mahsus yeni bir itiraz usulü öngörülmesidir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.01.2013 tarihinde verdiği bir kararda, itiraz incelemesi-nin kapsamı konusunda genel yaklaşımından vazgeçmiş gözükmektedir. Yargıtayın son yaklaşımı aslında sorunu çözmekte ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili ayrı bir itiraz düzenlemesine ve uygulamasına ihtiyaç olmadığını göstermek-tedir. Gerçekten, anılan karara göre; “itiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesiiçin itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini din-lemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da … kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir”11.

___________________________________

1 HUKAB ve Yargıtay işbirliğiyle 3 Mayıs 2013 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Ceza Yargılamasın-da Yasa Yolu Olarak Temyiz ve İtiraz” konulu sempozyumda sunulan bildiriden alınmıştır.

2 YCGK, 26.10.2010, 2010/9-182-209.

3 YCGK, 03.02.2009, 2008/11-250-2009/13.

4 KUNTER/YENİSEY, No 515; YURTCAN, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Bası, s. 481; ÖZTÜRK/ERDEM, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, s. 840.

5 Bkz. ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Ankara 2013, s. 625 vd.

6 Ancak bu durumda merci mahkumiyet hükmüne konu işin esasıyla ilgili bir karar veremeyeceği gibi, dosyayı madde bakımından yetkili olduğunu düşündüğü mahkemeye de gönderemez. Bu durumda merci, yapılan itirazı kabul ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldıracak ve dosyayı yargılamayı yapmış bulunan mahkemeye gönderecektir. Yargılamayı yapmış bulunan mahkeme de, aşağıda açıklanacağı üzere, görevsizlik kararı vererek dosyayı başka bir mahkemeye gönderemeyecektir.

7 “İtiraz merciinin yetkisi, önüne getirilen ve incelenmesi istenilen itiraz konusu ile sınırlıdır. Somut olayda itiraza konu husus, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuka uygun olup olmadığıdır. Bu nedenle itiraz merciinin yetkisi, 5271 sayılı CYY.nın 231/6. maddesinde üç bent halinde sıralanan uygulama koşullarının varlığını denetlemekle sınırlıdır. Eylemin sanık tarafın-dan gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, suç oluşturup oluşturmadığı veya nitelendirmenin isabetli olup olmadığı ve benzeri gibi geniş kapsamlı bir hukuka uygunluk denetiminin itiraz yasa yoluyla yapılması olanaklı değildir.” (Yargıtay 4. CD, 11.2.2009, 2008/19326-2009/2363).

8 22.7.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun (RG: 25 Temmuz 2010/27652).

9 Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanığın kabulü şartına bağlanmış olması ile birlikte, bu kararlara yönelik itiraz sayısında da bir azalma olması gerekmektedir. Çünkü artık, kendi kabulü doğrultusunda verilmiş bulunan bir karara karşı kanun yoluna başvurmakta sanığın bir yararı bulunmadığı için bu yöndeki başvuruların kabul edilmemesi gerekmektedir. Artık sadece iddia makamının itiraz imkanı bulunmaktadır.

10 Merci tarafından itirazın kabulü üzerine, hüküm açıklanmak üzere dosya esas mahkemesine dö-necektir. Kesin olması sebebiyle itiraz merciinin kararı esas mahkemesini bağlayacak ve mahkeme daha önce kurmuş olduğu mahkumiyet hükmünü açıklayacaktır. Açıklanmış bulunan hükme kar-şı ise, ilgililer, temyiz yoluna başvurma imkanına sahiptirler. Bu açıklamalar karşısında, Yargıtay Başsavcılığının, itirazın kabulü sonrasında gidilen kanun yolunun, açıklanan hükme karşı değil de kesin olan merci kararına karşı olduğu yönündeki değerlendirmesine katılmamaktayız.

11 YCGK, 22.01.2013, 2012/10-534-2013/15.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları