Delil gösterilmesi ileri sürülen iddia veya savunmanın doğruluğu konusunda hakimi inandırma faaliyetidir. Taraflar delillerini yargılamanın belli bir aşamasına kadar gösterebilir ve dava dosyasına ibraz edebilirler.

I- GİRİŞ

Tarafların yargılama neticesinde lehlerine hüküm alabilmeleri ileri sürdükleri iddia ve savunmaları ispat etmelerine bağlıdır. O yüzden, taraflar iddia ve savunmalarını ispat etmek için ihtilaflı vakıalar hakkında delil gösterirler. Deliller doktrinde kesin ve takdiri deliller olmak üzere iki kategoride toplanmaktadır2. Türk hukukunda kanuni delil sistemi kabul edildiği için davaya bakan hakim kesin delillerle bağlı iken, takdiri delilleri serbestçe değerlendirebilmektedir (HMK.m.198). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda kanuni delil sistemi korunmakla birlikte ispat hukukuna ilişkin önemli değişiklikler yapılmış ve yeni hükümler sevk edilmiştir. Anılan hükümlerden bir bölümü bu çalışmanın da konusunu teşkil eden delillerin gösterilmesi ve ibrazıyla ilgilidir.

Delil gösterilmesi ileri sürülen iddia veya savunmanın doğruluğu konusunda hakimi inandırma faaliyetidir3. Taraflar delillerini yargılamanın belli bir aşamasına kadar gösterebilir ve dava dosyasına ibraz edebilirler.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun konuyla ilgili hükümleri incelendiğinde, kanun koyucunun delillerin mümkün olduğunca davanın başında gösterilmesini ve toplanmasını amaçladığı görülmektedir.

Taraflar delillerini kural olarak dilekçelerin değişimi aşamasında göstermek zorunda olmakla birlikte (HMK.m.119, 129), Kanundaki istisnalardan birinin varlığı halinde yargılamanın sonraki aşamalarında da delil gösterebilmektedirler (HMK.m.139; 145). Delillerin toplanması taraflar ve hakim tarafından birlikte yürütülen bir faaliyettir. Taraflar bu faaliyete ellerindeki delilleri dava dosyasına sunarak ellerinde olmayan deliller hakkında ise bilgi vererek katılırlar. Davaya bakan mahkeme ise tarafların elde edemedikleri delillerin dava dosyasına getirtilmesine aracılık ederek bu faaliyete katkıda bulunur. Şüphesiz mahkemenin rolü o davada taraflarca hazırlama ve resen araştırma ilkesinden hangisinin uygulandığına göre değişir. Zira, resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hakim uyuşmazlığın aydınlatılması için gerekli delillere kendiliğinden başvurabilmektedir4. Bu çalışmada ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun getirdiği değişiklikler ve yeniliklerle sınırlı olarak, taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda delillerin gösterilmesi ve ibrazı konusu üzerinde durulacaktır.

2- Yazılı Yargılama Usulünde Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

A- Dilekçelerin Değişimi Aşamasında Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı
1- Genel Olarak

Taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda talep sonucunun dayanağını oluşturan vakıalar yanında o vakıaları ispat etmeye yarayan deliller de taraflarca mahkemeye getirilir5. Deliller her ne kadar dava dilekçesinin ve cevap dilekçesinin zorunlu unsuru değilse de, taraflar dava sonunda lehlerine hüküm alabilmek için ihtilaflı vakıalar hakkında Kanunda öngörülen süreler içinde delil göstermek zorundadırlar.

Zira, Kanunda öngörülen süre içinde delillerini göstermeyen taraf iddia ve savunmasını ispat edemeyecektir6. Bu açıdan, delil gösterilmesi taraflar bakımından usuli yükümlülük değil, usuli bir yüktür. Taraflar bu yükün gereğini yerine getirmedikleri takdirde istedikleri usuli hedefi elde edemezler veya aleyhteki sonuçlara katlanmak zorunda kalırlar. O nedenle,taraflar yargılama sonunda aleyhlerine hüküm verilme tehlikesini engellemek için delil gösterirler7.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda tarafların dayandıkları bütün delilleri dilekçelerin değişimi aşamasında göstermeleri; bunlardan ellerinde olanları mahkemeye tevdi etmeleri ellerinde olmayanlar hakkında ise mahkemeye bilgi vermeleri kabul edilmiştir (HMK.m.121). Burada önemle belirtmek gerekir ki, taraflar dilekçelerinde sadece dayandıkları delilleri göstermekle yetinemezler, o delillerle hangi ihtilaflı vakıaları ispatlamak istediklerini de somut biçimde bildirmek mecburiyetindedirler (HMK.m.194). Taraflar dilekçelerin değişimi aşamasında bütün delillerini göstermek zorunda oldukları için mahkemeye ayrıca delil listesi vermeleri gerekmez. Aynı nedenle davaya bakan hakim de delil listesi vermeleri için taraflara süre vermeyecektir8. İspat vasıtalarının tamamı kural olarak dilekçelerin değişimi aşamasında gösterileceği ve ibraz edileceği için öncelikle bu aşamadaki durumu incelemekte fayda vardır.

2- Dava Dilekçesinde ve Cevap Dilekçesinde Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

Delillerin gösterilmesi ve toplanması ilk olarak dilekçelerin değişimi aşamasında gündeme gelir. Taraflar dilekçelerin değişimi aşamasında bir taraftan iddia ve savunmalarını ileri sürerken, diğer taraftan da talep sonucunu haklı kılan delillerini gösterirler. Dilekçelerin değişimi aşamasının delillerin gösterilmesi ve ibrazı bakımından özel bir önemi vardır. Zira, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun konuyla ilgili hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kanun koyucunun ispat vasıtalarının mümkün olduğunca davanın başında toplanmasını hedeflediği ve ancak istisnai hallerde sonradan delil gösterilmesine ve ibrazına imkan tanıdığı görülmektedir9. Bu nedenle, taraflar delillerin gösterilmesi ve toplanması hususunda üzerine düşen yükümlülükleri davanın başında gereği gibi yerine getirmedikleri takdirde sonradan iddialarını ispatlamaları zorlaşacaktır.

Kanunda, delillerin gösterilmesi davacı ve davalı bakımından ayrı ayrı düzenlenmiştir. Davacı dava ve cevaba cevap dilekçesinde, davalı ise cevap ve ikinci cevap dilekçesinde iddia ve savunmalarını hangi delillerle ispat edeceğini somutlaştırarak gösterecektir (HMK.m.119/1, 129/1,e)10.

Taraflar gerek ilk gerekse ikinci dilekçelerini vermek için mahkemeden ek süre aldıkları takdirde ise (HMK.m.126), delillerini anılan ilave süre içinde gösterebileceklerdir. Öte yandan, taraflar delillerini gösterirken somutlaştırma yüküne uygun hareket etmek zorundadırlar (HMK.m.194)11.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükte iken, her vakıanın belli bir delille bağlantı kurulması açıkça aranmadığından uygulamada somutlaştırma yüküne uyulmadan delillerin sadece ismen sayıldığı ve bununla da yetinilmeyip "vs." ve "diğer deliller" "bilcümle yasal delillerimiz" gibi genişletici ifadelere yer verildiği görülmekte idi12. Yargıtay bu uygulamaya özellikle "yemin" ve "tanık" delili konusunda destek vermiş ve tarafların dilekçelerinde "vs. deliller" gibi genişletici ifadelere yer verdikleri takdirde sonradan yemin ve tanık deliline başvurabileceklerini kabul etmiştir13. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ise tarafların delillerini anılan şekilde göstermelerine imkan tanımamaktadır. Dolayısıyla, Yargıtay'ın anılan içtihadının uygulama alanı kalmamıştır. Örneğin taraf yemin deliline dayanmak istiyorsa bu delili dilekçesinde açıkça zikretmek zorundadır.

Dava veya cevap dilekçesinde "sair deliller" gibi bir ibareye yer verilse bile, yemin deliline açıkça dayanılmadığı için yargılama sırasında yemin teklif edilemeyecektir14. Taraflar iddia ve savunmalarını mahkemeye bildirirken nasıl yer, zaman ve kişi unsurlarına yer vererek ihtilaflı vakıalar hakkında ayrıntılı ve somut bilgilere dayanmak zorunda iseler, delillerini gösterirken de aynı yükümlülük altındadırlar (HMK.m.194). O yüzden, tarafların dilekçelerinde diğer delillerini saklı tuttukları anlamına gelen "vesair deliller" gibi ifadeler kullanmaları ilerde yeni delil göstermeleri için yeterli bir hukuki dayanak oluşturmayacaktır. Örneğin tarafın iddiasını elindeki "belgelerle" ispat edeceğini belirtmesi yeterli değildir.

Tarafın iddia veya savunmasını ispatlamak için hangi belgeye dayandığını ve bu belgeyi hangi ihtilaflı vakıanın ispatı için gösterdiğini açıkça belirterek somutlaştırması gerekir. Bu açıdan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu taraflara delillerin somutlaştırılması konusunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na göre daha fazla sorumluluk yüklemiştir.

Somutlaştırma yükü tarafların delil gösterirken belirsiz ifadeler kullanılmalarını engeller15. Delilleri eksiksiz göstermek ve somutlaştırmak tarafların yükümlülüğündedir. Örneğin iddiasını karşı tarafın ya da üçüncü kişinin elindeki belgeyle ispatlamak isteyen taraf, getirtilmesini istediği belge hakkında bilgi vermek ve dayandığı belgeyi somutlaştırmak zorundadır.

Belgenin içeriği ve niteliği hakkında verilecek bilgi, o belgeye delil olarak dayanılmasının mümkün olup olmadığının, belgenin davadaki delil değerinin ve mahkemenin vereceği karara ne ölçüde etki edeceğinin tespiti bakımından önemlidir. Karşı tarafın elinde birden fazla belge varsa, ibrazı istenen belge yeteri derecede tanımlanmalı ve hangi belgenin istendiği açıkça belirtilmelidir. Ticari defterlerin ibrazı talep edildiğinde ise defter kayıtlarının içeriği ve ait olduğu dönem hakkında bilgi verilmesi zorunludur. Bütün bu evrakları ayıklamak ve içlerinden hangilerinin ibraz edilmesi gerektiğini saptamak mahkemenin görevi değildir16.

Ancak, şunu kabul etmek gerekir ki, taraflar somutlaştırma yükünü sahip oldukları bilgiyle sınırlı olarak yerine getirebileceklerdir. Örneğin karşı tarafın elindeki bir belgenin mahkemeye ibrazı istendiğinde bu belgenin somutlaştırması güçlük arz edebilir. Zira, ibraz talebinde bulunan tarafın elinde çoğu zaman bu belgenin bir nüshası olmayacağı için belgenin içeriği hakkında ayrıntılı bilgisi bulunmayacak ve belgeyi bütün yönleriyle ve eksiksiz şekilde tanımlaması, belgenin bütün özelliklerini somut bilgilerle aktarması mümkün olmayacaktır. Belgenin içeriği ve ayırt edici unsurları hakkında ne zaman yeterli bilgi verilmiş sayılacağını öngören genel bir kural ise yoktur. İspat edilmek istenen her vakıa farklı olduğundan, belgenin yeteri kadar tasvir edilip edilmediğini mahkeme serbestçe takdir ederek karara bağlayacaktır. Bu çerçevede, belgenin tam olarak tarif edilmesi gerekmeyip, sadece ayırt edici unsurlarının belirtilmesi yeterlidir.

Belgeyi kimin düzenlediği, düzenleme tarihi, düzenleme yeri, tarafları, adi senet mi yoksa resmi senet mi olduğu ibraz talebinde belirtilmesi gereken unsurlardır17.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda somutlaştırma yükü açıkça düzenlenmekle birlikte, bu yükün yerine getirilmemesinin yaptırımına yer verilmemiştir. Benzer bir durum İsviçre hukuku için de geçerlidir.

İsviçre Federal Usul Kanununda taraflara delillerini somutlaştırma yükü getirilmekle birlikte bu yüke aykırı davranılmasının müeyyidesi Kanun'da açıkça düzenlenmemiştir (İsv.UK.m.221). İsviçre doktrinindeki bazı yazarlar, taraflar delillerini somutlaştırmadan bildirdikleri takdirde, hakimin soru sorma ödevi çerçevesinde taraflara bu eksikliği gidermeleri için süre vermesi gerektiği18; taraflar kendilerine verilen bu fırsata rağmen somutlaştırma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde ise mahkemenin o delili dikkate almayacağı görüşündedirler19. Türk hukukunda ise somutlaştırma yüküne uyulmadığı takdirde, tarafın usuli bir işlemin gereğini yerine getirmediği için aleyhinde karar verilmesi şeklindeki usuli bir olumsuzluğa katlanma tehlikesiyle baş başa olduğu belirtilmektedir20.

Buna göre, delillerini somutlaştırma yüküne uygun bildirmeyen taraf o delile dayanarak iddiasını ispat etme imkanından mahrum kalacaktır.

Buna karşılık, doktrinde taraflar dilekçelerinde delillerini yeteri kadar somutlaştırmadıkları takdirde hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde ek açıklama istemesi gerektiği görüşü de ileri sürülmektedir21.

Kanaatimizce de somutlaştırma yükünün ihlali kural olarak tarafın aleyhinde karar verilmesi şeklindeki usuli olumsuzluğa katlanmasına neden olacaksa da, bu yaptırım uygulanmadan önce hakimin inisiyatif alması ve davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde taraftan dilekçesinde gösterdiği delilleri somutlaştırmasını istemesi yerinde olur (HMK.m.31). Örneğin taraf dava dosyasına ibraz ettiği belgeleri hangi ihtilaflı vakıayı ispatlamak için gösterdiğini açıkça belirtmezse, hakim delilini somutlaştırması için süre verecektir. Taraf mahkemece verilen sürede delillerini somutlaştırmadığı takdirde ise bu usuli yükün olumsuz sonuçlarına katlanacaktır. Bu sonuç davaya bakan hakimin somutlaştırma yüküne uygun şekilde gösterilmeyen delili göz önüne almadan karar vermesidir. Taraf ispat yükünü taşıdığı bir davada hiçbir delilini somutlaştırmadığı ve kendisine verilen ilave sürede de bu eksikliği tamamlamadığı takdirde ise ispat yükünü yerine getiremediği için davayı kaybedecektir.

Taraflar dilekçelerinde gösterdikleri delillerden ellerinde olanları dava dosyasına tevdi ederler (HMK.m.121), ellerinde olmayan belge ve dosyaların ise bulunabilmesine yarayacak açıklamaları yaparlar (HMK.m.121, 129/2). Dilekçelerle birlikte tevdi edilmeyen deliller ancak istisnai hükümlerden yararlanılarak verilebilir (HMK.m.140/5, 145).

Taraf yabancı dille yazılmış bir belgeye dayandığı takdirde ise bu belgenin resmi tercümesini mahkemeye sunmak zorundadır. Ancak, mahkeme karşı tarafın talebi üzere veya kendiliğinden yabancı dilde yazılmış belgenin resmi tercümesini isteyebilir (HMK.m.223/2). Belgenin resmi tercümesini yapacak kurum noterlerdir. Zira, belgeleri bir dilden diğerine çevirmek noterlerin genel görevleri arasındadır (NK.m.60/6, 104, 104)22.

Yabancı dilde yazılmış belgeyi sunan taraf belgenin çevirisini de eklemekle yükümlü olduğundan başlangıçta çeviri masraflarını üstlenir. Davayı kazandığı takdirde ise çeviri masraflarını yargılama gideri olarak karşı taraftan tahsil eder. Taraf belgenin çevirisini vermezse hakim kısa bir süre verir. Taraf buna rağmen belgenin çevirisini getirmezse artık bu belgeye dayanamaz ve mahkeme de o belgeyi hükmüne esas alamaz23.

Taraflar dilekçelerin değişimi aşamasında ellerindeki belgenin aslını veya suretini mahkemeye verebilirler. Ancak, mahkeme gerek görürse HMK.m.216/1 hükmü gereğince belgenin aslının dava dosyasına ibraz edilmesine karar verebilir. Kanunda bir kişi veya kurumun elinde olup da mahkemeye teslim edilmesi gereken bir belgenin aslı istendiğinde, o kişi veya kurumun24bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslının mahkemeye gönderileceği veya teslim edileceği hükme bağlanmıştır (HMK.m.217/1).

Örneğin sahteliği iddia edilen bir bono hakkında hem cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmuş hem de aynı hususta hukuk davası açılmış olabilir. Bu ihtimalde, taraf belgenin aslını savcılığa teslim etmişse ve hukuk davasını gören mahkeme bononun aslını görmeye ihtiyaç duyarsa, HMK.m.217 gereğince Savcılığın elinde olan bono aslının fotokopisi o yerdeki asliye hukuk mahkemesince onaylanacak; onaylanan bono örneği savcılıkta muhafaza edilecek, bononun aslı ise talepte bulunan hukuk mahkemesine gönderilecektir25.

3- Cevaba Cevap ve İkinci Cevap Dilekçesinde Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yazılı yargılama usulünde tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında ikişer dilekçe verecekleri prensibi korunmuştur. Kanun koyucu tarafların ilk dilekçeleri ile ikinci dilekçeleri arasında fark gözetmemiş ve davacının cevaba cevap ve davalının ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçesine ilişkin hükümlerin niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacağını kabul etmiştir (HMK.m.136/2). Bu düşüncenin bir sonucu olarak da, tarafların ilk dilekçelerindeki iddia ve savunmalarıyla bağlı olmadıkları; davacının cevaba cevap ve davalının ise ikinci cevap dilekçesinde yeni vakıalar ileri sürebileceği benimsenmiştir (HMK.m.141). Kanunda her ne kadar tarafların ikinci dilekçelerinde serbestçe yeni delil gösterip gösteremeyecekleri açıkça düzenlenmemişse de, HMK.m.136/2'deki açık atıf karşısında vakıalar ile deliller arasında ayırım yapmak ve farklı sonuca ulaşmak mümkün değildir. HMK.m.141'de davayı değiştirme ve genişletme yasağının ikinci dilekçelerin sonuna ötelenmiş olması da bu düşünceyi destekler. Davacı cevaba cevap, davalı ise ikinci cevap dilekçesinde yeni vakıa ileri sürebildiğine göre bu vakıaların delillerini de gösterebilmelidir.

Zira, taraflar ikinci dilekçelerinde öne sürdükleri yeni vakıaları ispatlamak için delil gösterebildikleri takdirde, iddia veya savunmalarını değiştirip genişletebilmelerinin bir anlamı olur. Öte yandan, tarafların ikinci dilekçelerinde gerek ilk gerekse ikinci dilekçelerinde dermeyan ettikleri vakıaların ispatı için delil gösterebilecekleri ise izahtan varestedir.

4- Dilekçelerin Değişimi Aşamasında Deliller Hasredilmiş Olur mu?

Delillerin hasredilmesi, tarafın ispatla yükümlü olduğu bir vakıayı ispat için bütün delillerini göstermesi ve bundan başka delili olmadığını bildirmesi şeklinde tanımlanmaktadır26. Bir diğer deyimle, delillerini hasreden taraf bundan böyle başka delil göstermeyeceğini şimdiden beyan etmektedir27. Doktrinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince tarafların dilekçelerinde delillerini hasrettikleri ileri sürülmüştür28.

Kanaatimizce, Kanunun delillerin gösterilmesini düzenleyen hükümlerinden tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında delillerini hasrettikleri sonucuna ulaşmak mümkün gözükmemektedir. Kanun koyucu dilekçelerin değişimi aşamasında delillerin gösterilmesini ve mahkemeye tevdi edilmesini öngörmekte ise de, tarafların dilekçelerinde gösterdiklerinden başka delilleri olmadığını açıkça bildirmeleri gerekmediği gibi, bundan böyle başka delil göstermeyeceklerini taahhüt etmeleri de icap etmemektedir.

Buna göre, taraflar dilekçelerin değişimi aşamasında yargılama boyunca dayanabilecekleri bütün delilleri sınırlayıcı biçimde saymamakta, sadece delillerin gösterilmesine zaman bakımından getirilen kısıtlama nedeniyle o tarih itibariyle bilgi sahibi oldukları delilleri somutlaştırarak ikame etmektedirler29. Şüphesiz tarafların davanın başında sahip oldukları bütün delillerini göstermek ve ellerinde olanları tevdi etmek zorunda olmaları, delillerin gösterilmesi faaliyetine zaman itibariyle bir sınırlama getirmekte ve yargılamanın sonraki aşamalarında tarafların yeni delil gösterme imkanını Kanundaki şartların varlığına bağlı kılmaktadır. Ancak, bu durumun tarafların delillerini hasrettikleri ve davanın başında henüz bilgi sahibi dahi olmadıkları delilleri göstermekten vazgeçtikleri anlamına gelmediği kanaatindeyiz. Taraflar Kanundaki şartların varlığı halinde gerek ön inceleme aşamasında (HMK.m.139) gerekse tahkikat aşamasında (HMK.m.145) yeni delil gösterebilmektedirler. Buna ilaveten, kanun koyucunun hakime davayı aydınlatma ödevi gereğince taraflardan resen delil isteme yetkisi vermiş olması da (HMK.m.31)30, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında delillerini hasretmediklerine işaret etmektedir.

Zira, doktrinde haklı olarak tarafların tek yanlı iradesiyle hakimin resen delil toplama yetkisinin kaldırılabileceği; bu çerçevede, taraflardan birinindelillerini hasretmesi halinde davaya bakan hakimin bu sınırlayıcı beyan karşısında davayı aydınlatma ödevine istinaden resen delil toplama yetkisini kullanamayacağı belirtilmektedir31. Bu bağlamda, Hukuk Muhakemeleri Kanununda hakimin davayı aydınlatma ödevine dayanarak taraflardan delil isteyebileceğinin açıkça kabulü (HMK.m.31), dilekçelerin değişimi aşamasında delillerin hasredilmediğini göstermektedir. Bütün bu nedenlerle, Hukuk Muhakemeleri Kanununun delillerin gösterilme zamanını ve usulünü düzenleyen hükümlerinin delillerin hasrıyla ilişkilendirilemeyeceği ve tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında delilleri hasrettikleri sonucuna ulaşılamayacağı kanaatindeyiz.

5- Dilekçelerin Değişimi Aşamasında Tanık Listesi Verilmesi Gerekir mi?

Taraflar iddia ve savunmalarını ispat etmek için tanık dinletmek istedikleri takdirde, dilekçelerin değişimi aşamasında tanık deliline başvurduklarını açıkça bildirmek (HMK.m.119/1,f; 129/2, e) ve hangi ihtilaflı vakıalar hakkında tanık dinletmek istediklerini somut biçimde ortaya koymak zorundadırlar (HMK.m.194). Tarafların davanın başında tanık listelerini dava ve cevap dilekçesine ekleyerek sunmalarına bir engel olmamakla birlikte32, tanık listelerini dilekçelerin değişimi aşamasında mahkemeye tevdi etmeleri zorunlu değildir33. Dava ve cevap dilekçesine sadece yazılı belgelerin eklenmesi gerekir. Tanık listesi bu anlamda dilekçeye eklenecek belgeler arasında değildir34. O nedenle, davaya bakan mahkemenin tanık listesini dilekçelerin değişimi aşamasında istemesi Kanunun gerek lafzıyla gerekse ruhuyla bağdaşmaz. Mahkeme davanın başında sadece dava ve cevap dilekçesini inceleyerek o davada tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığını doğru şekilde tespit edemez. Zira, taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde bambaşka iddia ve savunmalarla mahkemenin önüne gelebilirler (HMK.m.141/1). Taraflar arasında hangi vakıaların ihtilaflı olduğu ve bu vakıaların ispatı için tanık dinletilmesinin mümkün olup olmadığı ancak bütün iddia ve savunmalar toplandıktan sonra belirlenebilir. O yüzden, tanık listelerinin istenebilmesi için öncelikle layihalar teatisi tamamlanarak, taraflar arasında hangi vakıaların ihtilaflı olduğunun tespit edilmesi ve dosyadaki iddia ve savunmalar ile deliller incelenerek ihtilaflı vakıaların ispatı için tanık dinletilip dinletilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir ki, bütün bu işlemler en erken ön inceleme aşamasında gerçekleştirilebilir. O itibarla, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında sadece tanık deliline dayandıklarını bildirmeleri ve somutlaştırma yükü gereğince hangi vakıaların ispatı için tanık dinletmek istediklerini belirtmeleri yeterlidir.

6- Karşı Tarafın veya Üçüncü Kişinin Elindeki Belgelerin Gösterilmesi ve İbrazı
a) Genel Olarak

Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince taraflar kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan bütün belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar (HMK.m.219). Böylece, tarafların ellerindeki belgeleri sadece kendi istediklerinde değil, karşı tarafın talebiyle de mahkemeye sunmak zorunda oldukları açıkça benimsenmiştir.

Buna ilaveten, üçüncü kişiler hakkında açık bir düzenleme sevk edilerek, belgeyi ibraz etmesine karar verilen herkesin elindeki belgeyi mahkemeye vermekle yükümlü olduğu öngörülmüştür (HMK.m.221). Gerçekten, yargılama sonunda gerçeğe uygun bir karar verilebilmesi ispat yükünün kimde olduğuna bakılmaksızın tarafların davanın aydınlatılmasına katkıda bulunmalarını zorunlu kılar. Son yıllarda tarafların usul hukukundan kaynaklanan katkıda bulunma yükümlülüğü daha fazla dile getirilir olmuş, bazı ülke Kanunlarında ise bu yükümlülük açıkça düzenlenmiştir.

Örneğin İsviçre Federal Usul Kanunu'nda tarafların ve üçüncü kişilerin katkıda bulunma yükümlülüğü ile bu yükümlülüğe uyulmamasının sonuçları ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir (İsv.UK.m.160 vd.). Katkıda bulunma yükümlülüğü yargılama sırasında farklı şekilde tezahür edebilir.

Tarafların ve üçüncü kişilerin keşfe katlanma yükümlülüğü, üçüncü kişilerin tanıklık yapma mecburiyeti bunlardan bazılarıdır. Bu çalışmada ise, katkıda bulunma yükümlülüğünün bir diğer görünümü olan tarafların ve üçüncü kişilerin ellerindeki belgeleri ibraz mecburiyeti üzerinde durulacaktır.

Taraflar iddialarını ispatlamak için karşı tarafın veya üçüncü kişinin elindeki belgelere dayandıklarında belgelerin ibrazı mecburiyeti gündeme gelecektir. Belgelerin ibrazı mecburiyeti pozitif bir düzenlemeye, kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ise dürüstlük kuralına dayanır. Pozitif hukuktaki dayanak usul kanununda olabileceği gibi maddi hukuk hükümlerinde de yer alabilir. Nitekim, 1086 sayılı HUMK'nda bir taraftan maddi hukuka dayanan ibraz yükümlülüğüne atıf yapılırken diğer taraftan usuli ibraz yükümlülüğü düzenlenmekte idi (HUMK.m.326 vd.). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda ise sadece usuli ibraz yükümlülüğü düzenlenmiş ve maddi hukuktan kaynaklanan ibraz yükümlülüğü özel hukuk hükümlerine bırakılmıştır (HMK.m.219 vd.). Ayrıca, kanun koyucu gerek taraflar gerekse üçüncü kişiler bakımından genel bir ibraz yükümlülüğü getirerek, katkıda bulunma yükümlülüğünün sınırlarını son derece geniş çizmiştir (HMK.m.219, 221).

b) Karşı Tarafın Elindeki Belgeye Dayanılması

İspat yükünü taşıyan taraf iddiasını dayandırdığı belge karşı tarafın elinde olduğu takdirde, ondan ibraz yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyecektir.

Ancak, karşı tarafın elindeki belgeye dayanabilmek ve mahkemeden bu belgenin ibrazına karar verilmesini isteyebilmek için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar; görülmekte olan bir dava olması; hukuki menfaat olması; belgenin içeriği ve ayırt edici unsurları hakkında bilgi verilmesi; ibrazı istenen belgenin dava konusu uyuşmazlığı çözümlemeye elverişli olması ve belgenin karşı tarafın veya üçüncü kişinin elinde olduğunun gerçeğe yakın şekilde ispatlanması şeklinde sıralanabilir35.

Karşı taraf o belgenin elinde olduğunu kabul etse bile, haklı bir sebebin varlığını iddia ve ispat ettiği takdirde ibrazdan kaçınabilir. Kaçınma sebeplerinin neler olabileceği Kanunda tahdidi biçimde sayılmamış (HMK.m.220/3) ve hangi hallerde ibrazdan kaçınılabileceği mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Karşı tarafın elindeki belgeyi ibrazdan kaçınmasını haklı gösterebilecek sebepler arasında özel hayatın korunması, ticari sırların varlığı, cezai sorumluluğun doğacak olması ve meslek sırrı sayılabilir.

Karşı taraf ibrazdan kaçınmak için bu sebeplerden birine dayandığı takdirde, öncelikle ortada korunmaya değer bir sırrın mevcut olup olmadığı incelenir ve değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucunda karşı tarafın ileri sürdüğü gerekçenin "kabul edilebilir bir mazeret" teşkil etmediği görülürse, Kanundaki delillerin toplanmasına ilişkin hükümler uygulanır (HMK.m.220). Buna karşılık, hakim karşı tarafın iddiasının ibrazdan kaçınmak için kabul edilebilir bir mazeret teşkil ettiği kanaatine varırsa, bir yol ayırımına gelinir. Mazeretin varlığı ibrazdan kaçınmak için yeterlidir denirse, delil ikame eden tarafın belgenin ibrazı talebi reddedilecek ve mahkeme dava dosyasındaki deliller çerçevesinde kararını tesis edecektir.

Kanaatimizce, karşı tarafın korunmaya değer menfaatinin ( örneğin sırrının) bulunması, delillerin toplanması talebinin reddedilmesi için tek başına yeterli olmamalıdır. Zira, burada ibraz talebinde bulunan tarafın etkin hukuki himaye talebi ile karşı tarafın sır hakkının korunması talebi karşı karşıya gelmektedir. Tarafların anayasayla koruma altına alınan bu taleplerinden birini diğerine tercih etmek yerine her iki hakkın da korunmasını öngören bir çözüm aramak daha isabetli olacaktır. Bu bağlamda, öncelikle yargılamanın aleni şekilde yapılmaması veya belgenin bir bölümünün karartılması yolları tercih edilebilir. Yine doktrinde bir başka çözüm yolu olarak kimyasal bir ürün söz konusu olduğunda, ürünün içindeki kimyasalların karıştırma oranından bahsetmeksizin sadece ürünü oluşturan etken maddelerin isimlerinin açıklanabileceği belirtilmektedir36.

Bu gibi çözüm önerilerinin yeterli olmadığı hallerde ise, ibraz talebinde bulunan tarafın etkin hukuki himaye talebi ile belge sahibinin sır hakkının korunmasındaki menfaati arasında bir denge kurulmalıdır. Bu konuda son yıllarda öne çıkan ve ciddi tartışmalara konu olan gizli yargılama müessesesi bir çözüm yolu olarak düşünülebilir. Özellikle ticari sırların korunması için önerilen bu kurum ibraz talebinde bulunan tarafı mahkemenin yaptığı bilirkişi incelemesinin dışında tutmakta, sır içeren bilgilere dava boyunca erişimini engellemektedir. Şüphesiz bu tür bir yargılama medeni usul hukukuna hakim olan birçok ilkenin ihlal edilmesi sonucunu doğurabilecektir. Zira, ibraz talebinde bulunan tarafın delillerin toplanmasına katılamaması alenilik ilkesinin ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesine neden olacaktır. Davaya bakan hakim bilirkişinin sır içeren bilgilere dayanarak ulaştığı sonucu kararına esas alacağı için delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesi de ihlal edilecektir. Bütün bunlara rağmen, gizli yargılama yapılması ibraz talebinde bulunan tarafın menfaatine olduğu ve yargılama sonunda gerçeğe uygun karar verilmesinisağlayacağı için tercih edilebilir. Zira, HMK.m.220 hükmünün lafzıyla bağlı kalınarak, karşı tarafın elindeki belge sır içerdiği için ortada "kabul edilebilir bir mazeretin" bulunduğu ve ibrazdan kaçınılabileceği sonucuna varılsa idi, ibraz talebinde bulunan taraf bu belgeyi yargılamanın içine hiç dahil edemeyecekti. Buna karşılık, gizli yargılama yapıldığı takdirde ibraz talebinde bulunan taraf bazı temel hakları kısıtlanmakla birlikte, yargılama sırasında belgenin hiç olmazsa bilirkişi ve mahkeme tarafından incelenmesini sağlayacaktır. Nitekim, Alman37 ve İsviçre hukukunda da38 bu görüşü savunan yazarların olduğu görülmektedir39.

c) Üçüncü Kişinin Elindeki Belgeye Dayanılması

Taraflar sadece karşı tarafın yedinde bulunan delillerin değil, üçüncü kişilerin elinde bulunan delillerin getirtilmesi için de ibraz talebinde bulunabilirler. Üçüncü kişilere yöneltilen ibraz talebi onların davanın aydınlatılmasına katkıda bulunma yükümlülüğüyle ilgilidir. Üçüncü kişiler katkıda bulunma yükümlülükleri icabı yargılama sırasında tanıklık yapmak, keşfe katlanmak ve ellerindeki belgeleri mahkemeye ibraz etmekle yükümlüdürler. Ancak, üçüncü kişilerin katkıda bulunma yükümlülüğü taraflara göre tali niteliktedir. Çünkü, üçüncü kişiler yargılamanın dışında kaldıkları için geçerli bir sebep yok iken ellerindeki belgeleri ibraza zorlanamazlar. Bu çerçevede, üçüncü kişilerin tarafların ileri sürdükleri iddiaları ispatlamalarına yardım etme yükümlülükleri olmamakla birlikte40, Usul Kanunlarında hakkaniyet düşüncesiyle üçüncü kişiler de ellerindeki belgeleri ibraza zorlanmaktadırlar41.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda da "Belgeyi ibraz etmesine karar verilen herkes elindeki belgeyi ibraz etmek; belgeyi ibraz edememesi halinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır" ifadelerine yer verilerek (HMK.m.221), taraflar gibi üçüncü kişilerin de genel ibraz mecburiyeti altında olduğu dile getirmiştir. Öte yandan, bu konudaki bir tereddüt giderilmiş ve resmi makamların42 mahkeme istediğinde ellerindeki belgeleri ibrazla yükümlü oldukları açıkça zikredilmiştir (HMK.m.221/1). Buna göre, üçüncü kişiler belgenin elinde olduğunu ikrar ederlerse mahkemece tanınan sürede belgeyi tevdi edeceklerdir. Ancak, üçüncü kişiler davaya taraf olmadıkları için tanıklıktan çekinme sebeplerinden birinin varlığı halinde ellerindeki belgeleri ibrazdan kaçınabileceklerdir (HMK.m.221/3).

d) İbraz Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları
aa) Taraflar Bakımından Sonuçları

Katkıda bulunma yükümlülüğüne uyulmamasının yaptırımı davanın tarafları ve üçüncü kişiler bakımından farklılık arz eder. Bunun nedeni, yargılama sonunda verilecek kararın sadece davanın taraflarını ilgilendirmesidir.

Aradaki bu fark kanunun öngördüğü ibraz mecburiyetinin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak yaptırıma da yansır. Taraflar belgenin elinde olduğunu kabul eder; ancak kabul edilebilir bir mazeret olmaksızın ibraz yükümlülüğünü yerine getirmezlerse, davaya bakan mahkeme belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilmektedir (HMK.m.220/3). Bir diğer ifadeyle, mahkeme ibraz talebinde bulunan tarafın iddiasını gerçek kabul edebilmekte ve sanki o belge mahkemeye getirtilerek iddia ispatlanmış gibi hükmünü tesis edebilmektedir. Davanın kaybedilmesi taraflar yönünden en ağır yaptırım olduğu için, Kanundaki bu düzenleme karşı tarafı elindeki belgeyi dava dosyasına ibraza zorlamakta etkili olabilecektir43.

Kanunda, karşı taraf belgenin elinde olduğunu inkâr ederse, bu belgenin elinde olmadığı, aradığı halde bulamadığı ve nerede olduğunu bilmediğine dair yemin teklif edileceği öngörülmüştür (HMK.m.220/3). Kanaatimizce, karşı tarafa doğrudan yemin teklif edilmesi isabetli değildir.

Aksi takdirde, karşı taraf önce elinde böyle bir belge olmadığını inkar edecek, ardından da teklif edilen yemini eda ederek elindeki belgeyi mahkemeye vermekten kurtulabilecektir. Halbuki bu ihtimalde yemin teklifi son çare olarak düşünülmelidir. Ondan önce, hakim karşı tarafı isticvap etmeli ve ikrar elde etmeye çalışmalıdır. Hakim isticvaptan bir sonuç alamadığı takdirde ise HMK.m.144 hükmüne göre karşı tarafı dinlemeli ve belgenin neden elinde olmadığı konusunda ikna edici bir açıklama yapılamazsa veya yapılan açıklama hayatın olağan akışına aykırı ise, karşı tarafa hiç yemin teklif etmeden dava dosyasındaki diğer delilleri dikkate alarak kararını verebilmelidir. Hakimin dava dosyasındaki delillerden bir kanaate ulaşamadığı takdirde son çare olarak karşı tarafa yemin teklif edebileceği ise aşikardır44.

bb) Üçüncü Kişiler Bakımından Sonuçları

Mahkemenin ibrazını istediği belgeleri vermekten kaçınan üçüncü kişiler bazı yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklardır. Ancak, üçüncü kişiler davanın tarafı olmadıkları için haklarında uygulanacak yaptırımlar taraflardan farklıdır. Mahkemenin istediği belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği halde dava dosyasına vermeyen üçüncü kişiler, haklı bir sebep olmaksızın tanıklıktan çekinenler hakkındaki yaptırımlara maruz kalacaklardır.

Buna göre, üçüncü kişilerin hapis cezasına ve yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesi söz konusu olabilecektir (HMK.m.253).

Öte yandan, üçüncü kişi hukuka aykırı bu davranışı nedeniyle tarafların uğradıkları zararları karşılamak zorunda olup, bu bağlamda karşı tarafa maddi tazminat ödemek mecburiyetindedir. Kanunda üçüncü kişilerin ellerindeki belgeyi almak için zor kullanılabileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır45. Kanunun belgelerin ibrazı mecburiyetine ilişkin hükümlerinden de bu yönde bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Ancak, kanaatimizce taraf delil tespiti talebinde bulunmuşsa üçüncü kişi elindeki belgeyi vermeye zorlanabilir. Nitekim, dava açılmadan önce delil tespiti talebinde bulunulur ve belge üçüncü kişinin elinde olduğu için mahkeme keşif yapılmasına karar verirse, üçüncü kişi tanıklıktan çekinme sebeplerinden birinin mevcut olduğunu ispatlayamadığı takdirde(HMK.m.291/3) elindeki belgeyi keşif sırasında mahkemeye vermek zorunda kalacaktır.

Aksi takdirde, mahkeme keşif sırasında zor kullanılmasına karar verebilecek ve belgenin elinden alınmasını sağlayabilecektir (HMK.m.291/3).

B- Ön İnceleme Aşamasında Delillerin Gösterilmesi ve Toplanması

Yargılamada dilekçelerin değişimi aşamasını ön inceleme aşaması takip eder. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda mahkemenin ön inceleme aşamasında "tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması" için gerekli işlemleri yapacağı belirtilerek (HMK.m.137), dilekçelerin değişimi aşamasında başlayan delillerin toplanması faaliyetine ön incelemede devam edileceği açıkça ifade edilmiştir. Bu çerçevede "delillerin gösterilmesi" ile "delillerin sunulmasını" ayrı ayrı incelemekte fayda vardır.

Zira, kanun koyucu ön inceleme aşamasının ilk duruşmasında "taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları" için iki haftalık kesin süre verileceğini kabul ederek (HMK.m.140/5), tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında gösterdikleri ve fakat henüz dava dosyasına tevdi etmedikleri delilleri sunmalarına imkan tanımıştır. Böylece, delillerin sunulması faaliyeti dilekçelerin değişimi aşamasıyla sınırlanmamış ve taraflara ön inceleme aşamasında sunmadıkları, eksik kalan delillerini tevdi etme fırsatı verilmiştir. Buna ilaveten, taraflar başka yerden getirtilecek belge ve dosyalar hakkındaki bilgi eksikliklerini de aynı süre içinde ikmal edebileceklerdir (HMK.m.140/5).

Dolayısıyla, Kanunda delillerin sunulması hususunda esnek bir tutum takınıldığı görülmektedir.

Burada üzerinde durulması gereken ikinci husus, tarafların ön inceleme aşamasında yeni delil göstermelerinin mümkün olup olmadığıdır.

Bir diğer ifadeyle, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında göstermedikleri delilleri ilk kez ön inceleme aşamasında ikame edip edemeyecekleri sorulabilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Kanunda tarafların ön inceleme aşamasında yeni delil gösterebileceklerini ifade eden açık bir hüküm yoktur. Bununla beraber, doktrindeki bazı yazarlar HMK.m.140/5 hükmünün "taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları" için iki haftalık kesin süre verileceği şeklindeki ifadesinden hareketle, dilekçelerin değişimi aşamasında sözü edilip edilmediğine bakılmaksızın, taraflara ön inceleme aşamasında bütün delillerini bildirmeleri ve sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmesi gerektiğini savunmaktadırlar46. Ancak, Kanunda ön incelemenin çerçevesi çizilirken "delillerin gösterilmesinden" söz edilmemekte, sadece "delillerin sunulması ve toplanması" için gerekli işlemlerin yapılacağı belirtilmektedir (HMK.m.137). HMK.m.140/5 hükmünde taraflara sadece dilekçeleriyle birlikte tevdi etmedikleri delilleri sunmaları için iki haftalık kesin süre verileceği öngörülmüştür. Kanaatimizce, yukarıda zikredilen görüşün kabulü halinde, taraflara delillerini dilekçelerin değişimi aşamasında veya ön inceleme aşamasında gösterme konusunda Kanunda bulunmayan bir tercih hakkı sağlanmış olacak ve taraflar kendilerine ön inceleme aşamasında nasıl olsa ilave süre verileceği düşüncesiyle bazı delillerini dilekçelerinde göstermekten kaçınabileceklerdir. Halbuki Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun delillerin gösterilmesi ve toplanmasıyla ilgili hükümleri göz önüne alındığında, kanun koyucunun bilinçli bir tercih yaptığı ve ön inceleme aşamasında delil ikame edilmesine bilerek izin vermediği düşünülmektedir47. Delillerin davanın başında gösterilmesi ve toplanması, davayı değiştirme ve genişletme yasağının başlangıcıyla da örtüşmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre taraflar hem iddia ve savunmalarını hem de delillerini dilekçelerin değişimi aşamasının sonuna kadar bildirmek zorundadırlar. Tarafların ön inceleme aşamasında yeni delil gösterebilecekleri kabul edilirse (HMK.m.140/5), Kanunun iddia ve savunmalar ile delillerin dilekçelerin değişimi aşamasının sonuna kadar birlikte toplanmasını öngören insicamı bozulacaktır. Bu bağlamda, ön inceleme aşamasına geçildiğinde delillerin büyük bölümügösterilmediğiiçin hakimin dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar vermesi güçleşebilecektir (HMK.m.138). Ayrıca, delillerin tamamı gösterilmeden hakimin ön inceleme aşamasının ilk duruşmasında tarafları sulhe teşvik etmesi ve bu tekliften sonuç alması da zordur. O yüzden, hakim ön inceleme aşamasında sadece dilekçelerin değişimi aşamasında gösterilmekle birlikte dava dosyasına tevdi edilemeyen delillerin sunulması için süre vermelidir48. Örneğin davacı veya davalı dilekçelerin değişimi aşamasında yurt dışında bulunan bir belgeyi delil olarak göstermiş ve fakat mahkemeye sunamamışsa, ön inceleme aşamasında kendisine verilen iki haftalık kesin süre içinde bu belgeyi mahkemeye tevdi edebilecektir(HMK.m.140/5).

Taraflara ön inceleme aşamasında yeni delil göstermeleri için süre verilmemesi, tarafların bu aşamada hiçbir şekilde delil gösteremeyecekleri anlamına gelmemektedir. Kanunda süresi içinde gösterilmeyen delillerin sonradan ikame edilmesinin önü tamamen kapatılmamıştır. Taraflar dilekçelerinde göstermedikleri delilleri ön inceleme aşamasında HMK.m.145 hükmünden yararlanarak ikame edebileceklerdir. Anılan hükme sadece tahkikat aşamasında değil, ön inceleme aşamasında da müracaat edilebilir.

Bunun için tarafların davayı geciktirme amacı taşımadıklarını veya delillerini sonradan göstermekte kusurları olmadığını ispatlamaları yeterlidir.

Örneğin davalı ikinci cevap dilekçesinde yeni savunma sebepleri ileri sürer ve delil gösterirse, davacı HMK.m.145 hükmünden yararlanarak ön inceleme aşamasında yeni delil gösterme talebinde bulunabilmelidir.

Zira, dilekçelerin değişimi aşamasının tamamlanmasıyla birlikte taraflara delil göstermeleri için tanınan süre sona ermektedir. Davacıdan, ikinci cevap dilekçesinde dermeyan edilen vakıaları ve delilleri önceden kestirmesi ve baştan ona göre delil ikame etmesi beklenemez. O yüzden, bu ihtimalde davacının yeni delil gösterme talebinin davayı geciktirme amacı taşımadığı ve delillerini dilekçelerinde ileri sürmemesinin kendi kusurundan kaynaklanmadığı açıktır. Taraflar HMK.m.145 hükmüne bilhassa ön inceleme aşamasında karara bağlanacak hususlar için başvuracaklardır.

Örneğin davalı ikinci cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunursa, davacı ön inceleme aşamasında zamanaşımı def'i hakkında bir karar verilmeden önce (HMK.m.142) HMK.m.145 hükmünden yararlanarak zamanaşımının kesildiğini ispatlamak için yeni delil göstermek isteyecektir.

Bilindiği gibi, karşı tarafın mazeretsiz olarak ön inceleme duruşmasına gelmediği hallerde, duruşmaya gelen taraf iddia veya savunmasını değiştirebilmekte ve genişletebilmektedir (HMK.m.139). Bu ihtimalde, ön inceleme duruşmasına gelerek davasını değiştiren veya genişleten taraf yeni ileri sürdüğü vakıaların delillerini gösterebilmelidir. Aksi takdirde, duruşmaya gelen tarafa yeni iddia veya savunmada bulunma olanağı tanınmasının bir anlamı kalmayacaktır. Ancak, taraflar çoğu zaman karşı tarafın duruşmaya gelip gelmeyeceğinden habersiz olacakları için yeni ileri sürdükleri vakıaların delillerini yanlarında hazır bulunduramayacaklardır. O yüzden, mahkemenin ön inceleme duruşmasına gelerek davasınıdeğiştiren veya genişleten tarafa yeni delillerini bir liste halinde göstermesi ve ibraz etmesi için süre vermesi uygun olacaktır.

C- Tahkikat Aşamasında Delillerin Gösterilmesi ve Toplanması
1- Genel Olarak

Dilekçelerin değişimi aşamasında ve ön incelemede dava dosyasına intikal etmemiş delillerin toplanmasına tahkikatta devam edilecektir.

Tarafların tahkikat aşamasında kural olarak yeni delil göstermeleri ve ibraz etmeleri mümkün olmadığı için, daha ziyade önceki aşamalarda gösterilen delillerin toplanmasına devam edilir. Bu bağlamda, mahkeme karşı tarafın veya üçüncü kişinin elindeki delillerin dava dosyasına getirtilmesi için daha önce başlattığı işlemlere devam edecek, gerekirse yeni usul işlemleri yapacaktır. Örneğin taraflardan birisi delil olarak karşı tarafın veya üçüncü kişinin elindeki bir belgeye dayanmışsa, mahkeme bu belgenin getirtilmesi için gerekli usul işlemlerini yapacaktır (HMK.m.219, 221).

Bunun yanında, davaya bakan mahkeme taraflar açıkça talep etmeseler bile, tahkikat aşamasında davanın aydınlatılması için resen keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verebilecektir (HMK.m.266, 288/2).

2- Tanık Listesinin Verilmesi

Yukarıda izah edildiği gibi, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında hangi vakıaların ispatı için tanık deliline dayandıklarını somutlaştırma yüküne uygun şekilde bildirmeleri gerekmektedir49. Taraflar dinletmek istedikleri tanıkların isim ve adreslerini gösteren listeyi kural olarak tahkikat aşamasında vereceklerdir. Ancak, hakimin taraflardan tanık listelerini istemek için mutlaka tahkikat aşamasını beklemesi gerekmez. Ön inceleme aşamasında tahkikata ilişkin herhangi bir usul işlemi yapılamayacağı için50 tanık dinlenemeyecek olmakla birlikte, hakim ön incelemeyi sona erdirdiği duruşmada tanık listelerinin verilmesine karar verebilir.

Böylece, tahkikat aşamasına geçildiğinde vakit kaybetmeden tanıkların dinlenmesine geçilerek usul ekonomisi ilkesine uygun davranılmış olur.

Hakim ön inceleme aşamasında tanık listelerinin sunulması için süre vermediği takdirde ise, tahkikat aşamasına geçildikten sonra taraflardan tanık listelerini tevdi etmelerini isteyecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, hakim taraflardan tanık listelerini tahkikat aşamasının başında istemek zorunda değildir. Tanık listelerinin tahkikatın başında istenmesinin yargılamanın daha kısa sürede sonuçlanmasına hizmet edeceği düşünülebilirse de, hakimin bu konuyu somut olayın özelliklerini dikkate alarak serbestçe takdir etmesi daha uygun olur. Örneğin diğer deliller incelendikten sonra tanık dinlenmesine gerek kalmayacaksa tanık listesinin yargılamanın ilerleyen duruşmalarında istenmesi daha makul olacaktır.

Tanık listesi taraflardan gelen talep üzerine mahkemeye sunulabileceği gibi, davaya bakan hakim talep gelmesini beklemeden bir sonraki duruşmaya kadar tanık listelerinin verilmesine karar verebilir51.

Taraflara tanık listesi vermeleri için ne kadar süre tayin edileceği Kanunda belirtilmemiştir. Hakim, somut olayın özelliklerine göre bu süreyi takdir ve tayin edecektir. Bununla beraber, hakimin kesin süre vermesi yargılamanın uzamasını önleyeceği için daha isabetli olacaktır. Taraflar kendilerine verilen sürede tanıklarının isim ve adresleri ile hangi konuda dinletileceklerini gösteren "tanık listelerini" mahkemeye tevdi ederler. Bu liste karşı tarafa tebliğ edilir ve böylece, karşı taraf kimlerintanık olarak dinletilmek istendiğini öğrenir52. Hakim tarafların bir vakıanın ispatı için gösterdikleri tanıkların hepsini dinlemek zorunda olmayıp, listede yer alan tanıklardan bazılarını dinlediğinde yeteri kadar kanaat edinirse listede yer alan diğer tanıkları dinlemekten kaçınabilir (HMK.m.241)53.

Şüphesiz mahkemenin taraflarca gösterilen tanıkları dinlemekten neden vazgeçtiğini açıklaması gerekir54. Yargıtay tanık dinletme talebinin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği hallerde hakimin tanıklardan bazılarını dinlemekten vazgeçebileceği kanaatindedir55. Hakimin sadece gösterilen tanık sayısının çok olduğu gerekçesiyle tanıklardan bir bölümünü dinlememesi isabetli değildir. Hakimin tanıklardan bir bölümünü dinlediğinde yeterli kanaat edindiği hallerde kalan tanıkları dinlemekten vazgeçebileceği ise izahtan varestedir.

Taraflar dinletmek istedikleri tanıkları bir liste halinde bildirmektedirler.

Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda mahkemece tanınan kesin sürede tanık listesi verilmese bile, dinlenme gününün belirlendiği günlerde duruşmaya getirilen tanıkların da dinleneceği kabul edilmiştir (HMK.m.243)56. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda bu yönde açık bir hüküm yer almamakla birlikte, tatbikatta tarafların tanıklarını önceden belirlenen duruşma gününde hazır bulundurdukları takdirdemahkemelerin bu tanıkları dinledikleri görülmekte idi57. 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanununda ise, bu uygulamanın kanun hükmü haline geldiği görülmektedir. HMK.m.243/1 hükmü tarafların tanık listelerini süresinde vermemelerinin neden olabileceği hak kayıplarını telafi etmeye yöneliktir. Tarafların bu olanaktan yararlanabilmesi için her şeyden önce dilekçelerin değişimi aşamasında tanık deliline dayanmaları ve hangi vakıalar hakkında tanık dinletmek istediklerini somutlaştırma yüküne uygun biçimde bildirmeleri gerekir. Dilekçelerin değişimi aşamasında tanık deliline dayanmayan taraf HMK.m.243/1 hükmünden yararlanamamalıdır.

Aksi halde, kanuni süre içinde tanık deliline dayanmayan tarafa tanıklarını dinletme imkanı tanınmış ve Kanunun delillerin gösterilmesini zaman itibariyle sınırlayan hükümlerini dolanmanın yolu açılmış olur.

Hemen belirtmek gerekir ki, tarafın bu imkandan yararlanabilmesi, dinlenme gününün belirlendiği hallerde tanıklarını duruşmada hazır bulundurmasına bağlıdır (HMK.m.243/1). Yargıtay yakın tarihte verdiği bir kararda celse talikine neden olunmadığı müddetçe mahkemece verilen kesin süreyi kaçıran tarafın tanıklarını duruşmaya getirerek dinletebileceğine hükmetmiştir58. Buna göre, mahkeme bütün tanıkların dinlenmesi için bir gün belirlediği takdirde tanık listesi vermeyen taraf yalnızca o gün tanıklarını getirebilecektir. Buna mukabil, mahkemenin tanıkların dinlenmesi için birden fazla duruşma günü tayin ettiği hallerde, tanık listesi vermeyen taraf bu duruşmalardan herhangi birine tanıklarını getirebilmelidir.

Ancak, taraf Kanundaki bu imkandan yargılama boyunca sadece bir kez yararlanabilmelidir. Aksi halde, taraf her duruşmaya ayrı tanık getirerek ikinci tanık listesi verme yasağını dolanmış olur.

Kanunun süresi içinde tanık listesi vermeyen tarafa tanıdığı bu imkan bazı sakıncalar doğurabilecektir. Bilindiği gibi, tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, taraflar bunu iddia ve ispat edebilmektedirler (HMK.m.255). Şüphesiz bu hakkın kullanabilmesi karşı tarafın tanık olarak dinletmek istediği kişilerin önceden bilinmesine bağlıdır. Halbuki, HMK.m.243 hükmüne istinaden tanık dinletmek istendiğinde karşı taraf bu tanığı ilk kez duruşmada görecek ve HMK.m.255'de tanınan itiraz hakkını kullanmak istese bile duruşma sırasında iddiasını ispat etmesi ve tanığın dinlenmesine engel olması çoğu zaman mümkün olmayacaktır. Buna ilaveten, karşı taraf tanığın dinleneceğinden habersiz olarak duruşmaya geleceği için tanığın güvenilir bir ifade verip vermediğini denetlemeye yarayan soruları soramayacak, tanığın ifadesindeki eksiklikleri ve çelişkileri duruşmada ortaya koyamayabilecektir. Her ne kadar daha sonra tanığın beyanlarına itiraz edilmesi mümkün ise de, tanığın beyanlarının güvenilirliği duruşma sırasında yöneltilen sorulara verdiği cevaplardan daha isabetli şekilde anlaşılır. Kanaatimizce, HMK.m.243 hükmünün doğurabileceği sorunları önlemek için davaya bakan hakim duruşmaya getirilen tanıkların isimlerini ve hangi konuda dinleneceklerini tutanağa geçirdikten sonra, karşı tarafa bu tanıkların dinlenmesine itirazı olup olmadığını sormalı (HMK.m.255) ve karşı tarafın talebi halinde o tanıkların bir sonraki duruşmada dinlenmesine karar vermelidir.

Böylece, karşı taraf HMK.m.255'de tanınan itiraz hakkını daha etkin kullanabilecek ve tanığa yönelteceği soruları önceden hazırlayabilecektir. De lege ferenda olarak ise, HMK.m.243 hükmünün Kanundan çıkarılarak tarafların sadece tanık listelerinde gösterdikleri tanıkları dinletebilecekleri ve bu tanıkların da ancak mahkemenin kararlaştırdığı gün dinlenebileceğinin kabulünün yerinde olacağı düşünülmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda böyle bir zorunluluk öngörülmediği halde, dilekçelerin değişimi aşamasında tanıklarının isim ve adreslerini bildiren tarafların bilahare tanık listesi verip veremeyecekleri akla gelebilecek bir başka sorudur. Şüphesiz buradaki temel sorun tarafların tahkikat aşamasında yeni tanık isimleri bildirmek istediklerinde ikinci tanık listesi verme yasağıyla karşılaşıp karşılaşmayacaklarıdır (HMK.m.240). Kanaatimizce, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında tanık listelerini vermeleriyle birlikte ikinci tanık listesi verme yasağı başlar.

Taraflar, tanıklarını zamanından önce gösterdikleri için yeni bir tanık listesi verme haklarının olduğunu ileri süremezler. O nedenle, tarafların tahkikat aşamasında aynı vakıa hakkında yeni tanık isimleri bildirmeleri kamu düzenine ilişkin bir kural olan ikinci tanık listesi verme yasağına aykırı olacaktır (HMK.m.240).

3- Yeni Delil Gösterme ve İbraz Yasağı ile Bu Yasağın İstisnaları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda tarafların delillerini layihalar teatisi aşamasında verdikleri dilekçelerde göstermeleri ve ellerinde olanları dava dosyasına tevdi etmeleri öngörülmekle birlikte (HMK.m.119, 121), kimi durumlarda bu mümkün olmayabilir. Tarafların varlığından dahi haberdar olmadıkları delilleri dilekçelerin değişimi aşamasında göstermeleri ve dava dosyasına tevdi etmeleri fiilen mümkün değildir. O nedenle, Hukuk Muhakemeleri Kanununda ispat hakkını kısıtlamamak ve yargılama sonunda maddi gerçeğe uygun bir karar verilmesini sağlamak için, tarafların ellerinde olmayan sebeplerle kanunda öngörülen sürede gösteremedikleri delilleri tahkikat aşamasında göstermelerine ve dava dosyasına ibraz etmelerine olanak sağlanmıştır (HMK.m.145)59.

Kanundaki süreler geçtikten sonra yeni delil getirme imkanı tanınması tarafların hukuki dinlenilme hakkının korunmasını da sağlayacaktır60. Ancak, kanun koyucu gerçek olmayan bahanelerle mahkemeye yeni delil getirilmesini ve davanın uzamasını önlemek amacıyla sonradan delil gösterilmesini belli koşullara tabi tutmuştur. Tarafın sonradan delil gösterebilmesi için yargılamayı geciktirme amacını taşımaması veya delillerini süresinde ikame edememesinin kendi kusurundan kaynaklanmaması gerekir (HMK.m.145). Nitekim, doktrinde tarafın ihmalkarlığı, delili yeterince araştırmaması, beceriksizliği veya kötü niyetli hareket etmesi halinde sonradan delil gösterilmesine müsaade edilmeyeceği ifade edilmektedir61.

Kanunda öngörülen süre geçtikten sonra delil gösterilmek istendiğinde bu delilin en geç ne zaman vücut bulmuş (meydana getirilmiş) olması gerektiği sorulabilir. Kanun koyucu sonradan gösterilmek istenen delilin ne zaman vücut bulması gerektiği konusunda sınırlayıcı bir ifadeye yer vermemiştir. Davanın açıldığı tarihte mevcut olmakla birlikte, elde olmayan sebeplerle dilekçelerin değişimi ve ön inceleme aşamasındagösterilemeyen delillerin HMK.m.145 hükmünün kapsamına dahil olduğu aşikardır. Örneğin taraflar davanın açıldığı tarihte varlığından haberdar olmadıkları bir belgeyi sonradan elde ettiklerinde mahkemeye delil olarak sunabileceklerdir. Burada asıl üzerinde durulması gereken mesele, ön inceleme veya tahkikat aşamasında yeni meydana getirilen (düzenlenen) ve bu yüzden dilekçelerin değişimi aşamasında gösterilmesi fiilen mümkün olmayan delillerin akıbetinin ne olacağıdır. Kanaatimizce, Kanunun lafzı sınırlayıcı bir ifade içermediği için, delilin davanın açılmadan önce veya sonra vücut bulması HMK.m.145 hükmüne müracaat hakkı bakımından bir fark doğurmamalı; taraflar yargılamayı geciktirme amacı taşımamak veya o delili süresinde ileri sürememeleri kendi kusurlarından kaynaklanmamak kaydıyla tahkikat sona erinceye kadar oluşturulan (vücut bulan, düzenlenen) bütün delilleri gösterebilmelidirler62.

Örneğin yargılama devam ederken başka bir mahkemenin verdiği karara HMK.m.145 hükmü gereğince sonradan delil olarak dayanmak mümkün olmalıdır. Çünkü, tarafın bu mahkeme kararına Kanundaki süreler içinde delil olarak dayanmaması ve dava dosyasına ibraz etmemesi kendi kusuruna dayanmamaktadır.

Kanunda yeni delil gösterme talebi sayı itibariyle sınırlamaya tabi tutulmamıştır.

Taraflar yargılama boyunca birden fazla yeni delil gösterme talebinde bulunabilirler. Buradaki tek sınırlama tarafın talebinin Kanundaki şartlara ve dürüstlük kuralına uygun olmasıdır. Salt davayı uzatmaya yönelik delil gösterme talepleri hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceğinden kabul edilmeyecektir. Zira, taraflara tanınan bu imkan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki dürüstlük kuralının bir yansımasıdır (HMK.m.29).

Öte yandan, 1086 sayılı HUMK.m.244'de tarafların gösterdikleri deliller dinlendikten ve incelendikten sonra yeni delil gösterilmesine imkan tanınırken, HMK.m.145'de buna benzer sınırlayıcı bir ifade yoktur.

HMK.m.145 hükmünün gerekçesinde de "... Maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat, iki istisna kabul edilmiştir ..." denilmek suretiyle, bu imkanın delillerin ikamesi için Kanunda öngörülen süreler geçtikten sonra kullanılabileceği belirtilmektedir.

Yukarıda açıklandığı gibi, kanunda delil göstermek için tanınan süreler kural olarak dilekçelerin değişimi aşamasının tamamlanmasıyla sona ermektedir63. Buna göre, dilekçelerin değişimi aşamasının tamamlanmasından itibaren HMK.m.145 hükmüne göre yeni delil ikame edilmesi mümkündür. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, taraflar sonradan elde ettikleri delilleri bir an önce dava dosyasına tevdi etmelidirler.

Delillerin zamanında dava dosyasına tevdi edilip edilmediğini hakim somut olayın şartlarını da göz önüne alarak takdir edecektir. Taraflar hiçbir gerekçe olmaksızın delilleri ellerinde bekletirlerse yeni delil gösterme haklarını kaybedeceklerdir64. Zira, tarafların yeni elde ettikleri delilleri mahkemeye vermek yerine ellerinde tutmaları hem dürüstlük kuralıyla (HMK.m.29) hem de yargılamanın uzamasına neden olacağı için usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşmaz (HMK.m.30). Örneğin davalı sonradan elde ettiği delili hemen mahkemeye sunmak yerine davayı uzatmak maksadıyla elinde tutar ve tahkikatın sonunda mahkemeye sunarsa, bu davranışı dürüstlük kuralına aykırı olacaktır.

Hukuk Muhakemeleri Kanununda taraflara dilekçelerin değişimi aşamasında delillerini serbestçe gösterme imkanı tanınırken, tahkikat aşamasında yeni delil gösterilmesi hakimin inisiyatifine bırakılmıştır.

Buna göre, sonradan delil gösterme talebinde bulunulduğunda, hakim tarafa elinde hangi delilin olduğunu ve bu delilin hangi çekişmeli vakıanın ispatı için ikame edilmek istendiğini soracaktır. Taraf bu delili Kanunda öngörülen sürede göstermemekte kusuru olmadığını ve davayı uzatma amacı bulunmadığını yaklaşık olarak ispat etmelidir. Karşı taraf ise Kanunda öngörülen şartların bulunmadığı gerekçesiyle bu talebe karşı koyabilir.

Hakim karşı tarafın itirazını inceledikten sonra HMK.m.145'deki şartların mevcut olduğu kanaatine ulaşırsa, tarafa delillerini göstermesi ve ellerinde olanları dava dosyasına tevdi etmesi için süre verecektir.

Tarafların HMK.m.145 hükmüne istinaden yeni tanık listesi vermelerinin mümkün olup olmadığı akla gelebilecek bir diğer sorudur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davaya bakan mahkemenin verdiği kesin sürede tanık listesini sunmayan tarafın HMK.m.145 hükmüne müracaat etmesine gerek yoktur. Çünkü, anılan ihtimal Kanunda özel olarak düzenlenmiş ve tarafın tanıklarını duruşmaya getirerek dinletebileceği kabul edilmiştir (HMK.m.243). Burada süresi içinde tanık listesi veren tarafın HMK.m.145 hükmüne dayanarak sonradan tanık dinletip dinletemeyeceği meselesi üzerinde durulmalıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanununda ikinci tanık listesi verilmesi açıkça yasaklandığından (HMK.m.240) ve bu kural kamu düzenine ilişkin olduğundan65 tarafların HMK.m.145 hükmüne ancak tanık dışındaki deliller için müracaat edebilecekleri, ikinci tanık listesi verme yasağı nedeniyle HMK.m.145'e istinaden yeni tanık listesi verilemeyeceği ileri sürülebilir66. Bununla birlikte, doktrinde haklı olarak HMK.m.145 hükmünün bütün deliller için geçerli olduğu; taraf yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa ve zamanında ileri sürülmemesi tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa yeni tanık gösterilebileceği savunulmaktadır67.

Gerçekten, HMK.m.240 hükmünün sevk ediliş amacı da göz önünde bulundurularak, tarafların HMK.m.145'deki şartların varlığı halinde yeni tanık listesi verip veremeyecekleri sorgulanabilir.

Kanaatimizce, HMK.m.145 hükmüne istinaden diğer delillerin sonradan gösterilmesine imkan tanınırken, aynı davada tanık delili için bu kadar katı tutum takınılması düşündürücüdür. Kanunda ikinci tanık listesi verme yasağı davanın makul süreler içinde bitirilmesini sağlamak, yargılamanın sürüncemede kalmasını önlemek ve mahkemelerin iş yükünü azaltmak için kabul edilmiştir (HMK.m.240)68. Aslında ikinci tanık listesi verme yasağıyla korunmak istenen menfaat HMK.m.145 hükmüyle de güvence altına alınmaktadır. Çünkü, HMK.m.145 hükmü dürüstlük kuralına aykırı şekilde sonradan delil gösterilmesini engellemektedir. Buna göre, taraflar davayı geciktirmek amacıyla hareket ediyorlarsa veya sonradan delil gösterilmesi tarafların kusurundan kaynaklanıyorsa, hakim yeni delil gösterilmesine izin vermemektedir. Hakimin aynı denetimi taraflar yeni tanık göstermek istediklerinde de yapmasına bir engel yoktur. Buna göre, hakim tarafların yeni tanık gösterme taleplerinin davayı geciktirmek için yapıldığı veya tanığa mahkemeye sunulan listede yer verilmemesinin tarafın kusurundan kaynaklandığı düşüncesinde ise, HMK.m.145 hükmüne istinaden yeni tanık gösterilmesine engel olabilecek ve böylece, ikinci tanık listesi verme yasağıyla korunmak istenen menfaat yine güvence altına alınmış olacaktır. Bu nedenle, tarafların kanuni süreler geçtikten sonra göstermek istedikleri delilin türü önem arz etmemelidir. Taraf sonradan tanık olarak dinletmek istediği kişi hakkında tanık listesini verdiği tarihte gerçekten bilgi sahibi değilse ve o kişinin zamanında tanık olarak gösterilememesinde kusuru olmadığını inandırıcı biçimde ortaya koyabiliyorsa, hakim bu tanığı HMK.m.145 hükmüne göre dinleyebilmelidir.

Bir diğer deyişle, HMK.m.145 hükmü ikinci tanık listesi verme yasağının (HMK.m.240) bir istisnası olarak kabul edilmelidir. Taraf nasıl sonradan edindiği bir belgeyi mahkemeye delil olarak sunabiliyorsa, yurt dışında yaşadığı için varlığından haberdar olmadığı ve tanık listesinde yer veremediği bir kişiyi sonradan tanık olarak dinletebilmelidir.

Taraflar tahkikat aşamasında karşı tarafın açık rızası veya ıslah yoluyla iddia ve savunmalarını değiştirdikleri veya genişlettikleri takdirde (HMK.m.141/2), o vakıaları ispatlamak için yeni delil gösterebileceklerdir69.

Bu bağlamda, taraflar belge verebilecek, tanık gösterebilecek veya yemin teklif edebileceklerdir. Bu ihtimalde tarafların HMK.m.145'de öngörülen şartların varlığını ispatlamaları aranmaz. Zira, HMK.m.145 hükmüne kanuni süreler içinde gösterilmeyen deliller için müracaat edilir.

Burada ise yargılama devam ederken yeni bir iddia veya savunmada bulunulmakta olup, tarafların yeni ileri sürdükleri vakıaların ispatı için dilekçelerin değişimi aşamasında delil göstermeleri fiilen mümkün olmadığından kaçırdıkları bir süreyi telafi etmeleri de söz konusu değildir.

Öte yandan, Kanunda öngörülen sürelerden sonra elde edilen delil dilekçelerin değişimi aşamasında ileri sürülmeyen bir vakıanın ispatına yarıyorsa, taraf HMK.m.145 hükmüne istinaden bu delili gösteremez.

Çünkü, taraf yeni delil gösterme bahanesiyle, davayı değiştirme ve genişletme yasağını dolanmış ve sonradan elde ettiği delilin içerdiği vakıayı karşı tarafın izni olmaksızın davaya ithal etmiş olur.

Akla gelebilecek bir başka soru da, Kanunda öngörülen sürelerden sonra ıslah yoluyla delil gösterilmesinin mümkün olup olmadığıdır. Doktrinde usul işlemlerinin ıslah edilebileceği ve delil sunulması da bir usul işlemi olduğundan ıslah yoluyla yeni delil gösterilebileceği savunulmuşsa da70, biz bu görüşe katılamıyoruz. HMK.m.176/1 hükmünde ıslah yoluna müracaat edilerek usul işlemlerinin düzeltilebileceği belirtilmekle birlikte, söz konusu hüküm iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağına konu işlemleri hedef almaktadır. Zira, ıslah iddianın ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağının bir istisnasıdır71. Taraflar ıslah yoluna başvurarak layihalar teatisinde ileri sürdükleri vakıaları ve talep sonucunu değiştirip genişletebilmektedirler.

Deliller ise anılan yasağın kapsamına dahil değildir. Bu nedenle, davayı değiştirme ve genişletme yasağının bir istisnası olan ıslah yoluna müracaat edilerek yeni delil gösterilmesi mümkün değildir. Nitekim, kanun koyucu HMK.m.176/1 hükmünün kapsamına giren usul işlemlerinden farklı olarak, sonradan delil gösterilmesini tarafların inisiyatifine bırakmamıştır.

Taraflar karşı tarafın rızasıyla ve ıslah yoluna başvurarak iddia ve savunmalarını değiştirip genişletebilirken, sonradan delil gösterebilmek için kanundaki şartların mevcut olduğu konusunda hakimi ikna etmek zorundadırlar (HMK.m.145). Halbuki, tarafların ıslah yoluyla sonradan delil gösterebilecekleri kabul edilirse, tek taraflı bir beyanla yeni delil gösterilmesi mümkün hale gelecektir. Bu sonuç ise Hukuk Muhakemeleri Kanununun sonradan delil gösterilmesini hakimin denetimine tabi tutan sistemine aykırı olacaktır.

Son olarak belirtmek gerekir ki, taraflar HMK.145 hükmüne istinaden ancak ilk derece mahkemesinde delil gösterebilirler. Tarafların temyiz ve karar düzeltme aşamasında yeni delil göstermeleri mümkün olmadığından72, kanun yolları aşamasında HMK.145 hükmüne dayanarak da delil göstermeleri mümkün olmayacaktır73.

II- Basit Yargılama Usulünde Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı
A- Dilekçelerin Değişimi Aşamasında Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

Basit yargılama usulünde yargılamanın bir an önce ve en az masrafla sonuçlanması amaçlandığı için delillerin gösterilmesi ve toplanmasına dair kurallar da bu düşünceye paralel şekillenmiştir. Buna göre davacı dava dilekçesi, davalı ise cevap dilekçesiyle birlikte bütün delillerini göstermek; ellerinde olan delilleri dava dosyasına tevdi etmek ve ellerinde olmayanlar hakkında ise mahkemeye bilgi vermek mecburiyetindedir (HMK.m.318). Basit yargılama usulünde cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilmeyeceği için deliller yazılı yargılama usulüne göre daha önce gösterilmekte ve toplanmaktadır. Yargıtay ise basit yargılama usulüne tabi bir davada, delillerin dava dilekçesine eklenmemesi halinde tarafa bu eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerektiğini ve bu süre içinde deliller getirilmezse davanın açılmamış sayılacağını belirtmiş, kararının devamında ise tarafların HMK.m.145 hükmüne göre sonradan da delil getirilebileceklerine işaret etmiştir74. Yargıtay'ın anılan kararına katılmak mümkün değildir. Çünkü, öncelikle basit yargılama usulünde taraflara dilekçelerine eklemedikleri delilleri sunmaları için bir haftalık kesin süre verilmeyecektir. Doktrinde haklı olarak belirtildiği üzere, basit yargılama usulünde süresi içinde delillerini dava dosyasına getirmeyen taraf o delile dayanma hakkını kaybeder. Sonradan bu delili sunmak istediği takdirde ise HMK.m.145 hükmünde öngörülen koşulların varlığını ispatlamak zorunda kalır75. Yargıtay mezkur kararında her ne kadar HMK.m.119 hükmüne yollama yapmakta ise de, esasen yazılı yargılama usulünde de dava dilekçesine eklenmeyen deliller için davacıya süre verilmesi öngörülmemiştir (HMK.m.119/2). Dolayısıyla, basit yargılama usulünde de taraflara dilekçelerine eklemedikleri delilleri sunmaları için süre verilmeyecek (HMK.m.322), taraflar 145 hükmündeki şartların varlığını ispatlayarak tahkikat aşamasının sonuna kadar delil gösterebileceklerdir.

Yargıtay'ın mezkur kararında taraflara delillerini sunmaları için kesin süre verileceğini ve bu süreye uyulmadığı takdirde davanın açılmamış sayılacağını belirttikten sonra, aynı zamanda tarafların HMK.m.145 hükmüne başvuru haklarının da bulunduğunu zikretmesi çelişkiye neden olmaktadır. Zira, yerel mahkeme kesin süre içinde deliller tevdi edilmediği için davanın açılmamış sayılmasına karar verirse, sonradan tarafın HMK.m.145 hükmüne dayanması zaten mümkün olmaz. Taraflara sonradan delil gösterme fırsatı vermeden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi ise, ispat hakkının kısıtlanmasına ve hukuki dinlenilme hakkının ihlaline neden olur. O yüzden, mahkemenin basit yargılama usulünde dilekçelerle birlikte sunulmayan delillerin getirilmesi için taraflara süre vermemesi ve ancak HMK.m.145 hükmündeki şartların varlığı halinde bu delillerin sonradan dava dosyasına sunulmasına izin vermesinin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz.

Basit yargılama usulünde dilekçelerin değişimi aşamasında sadece dava ve cevap dilekçesinin verilecek olması, tarafların bu dilekçelerdeki iddialara cevap veremeyecekleri ve delil gösteremeyecekleri şeklinde anlaşılmamalıdır.

Davacı, davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaya cevap verebilmeli ve bu cevapla sınırlı olmak kaydıyla delillerini gösterebilmelidir.

Davalı da aynı şekilde davacının ikinci dilekçesine cevap verebilmeli ve cevabının delillerini gösterebilmelidir. Basit yargılama usulünde davayı değiştirme ve genişletme yasağı dava ve cevap dilekçelerinin verilmesiyle başladığı için, taraflar sözü geçen dilekçelerinde yeni iddia ve savunmalarda bulunamayacak, sadece cevaplarını bildireceklerdir.

Örneğin işçi haksız yere işten çıkarıldığını ileri sürerek işe iade davası açtığında, davalı işveren mahkemeye verdiği cevap dilekçesinde işçiyi İK.m.25/II, g bendi gereğince işine gelmediği için işten çıkardığını ileri sürerse, davacı işçiye davalının ileri sürdüğü bu iddiaya cevap verme ve bu cevabın delilini gösterme imkanı tanınmalıdır. Nitekim, 1086 sayılı HUMK zamanında yazılı yargılama usulünde davayı değiştirme yasağı davacı için dava dilekçesinin esas defterine kayıt tarihinde (HUMK.m.185/2), davalı için ise cevap dilekçesinin davacıya tebliğiyle birlikte başlıyordu (HUMK.m.202/2).

Ancak, davacı iddiayı değiştirme ve genişletme yasağı başlamasına rağmen replik dilekçesinde davalının cevap dilekçesindeki savunmalara karşı koyabiliyordu. Örneğin davalı cevap dilekçesinde zamanaşımı def'ini ileri sürmüşse, davacı replik dilekçesinde zamanaşımının kesildiğini iddia edebiliyordu. Aynı şekilde, davalı da düplik dilekçesinde davacının replik dilekçesinde bildirdiği hususlara cevap verebiliyordu76. Buna paralel şekilde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre basit yargılama usulüne tabi davalarda davacı ve davalıya aynı imkan tanınmalıdır.

Çünkü, yukarıdaki örnekte, davalın işverenin cevap dilekçesindeki işten çıkarma sebebini davacı işçinin kestirmesi ve ona göre delillerini göstermesi beklenemez. Bu ihtimalde davacının yeni delil gösterme talebinin davayı geciktirme amacı taşımadığı ve delillerini dilekçelerinde ileri sürememesinin kendi kusurundan kaynaklamadığı açıktır (HMK.m.145).

O yüzden, davacı işçiye davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaya cevap verme ve bu cevapla sınırlı olmak kaydıyla delillerini gösterme imkanı tanımak gerekir. Aynı şekilde, davalı da davacının ikinci dilekçesindeki iddialara cevap verebilmeli ve cevabının delillerini gösterebilmelidir.

B- Ön İnceleme Aşamasında Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

Basit yargılama usulünde ön inceleme aşaması bulunmakla birlikte (HMK.m.320), yapılan işlemler yazılı yargılama usulüne göre basitleştirilmiştir. Yazılı yargılama usulünden farklı olarak taraflara eksik kalan delillerini tamamlamaları ve başka yerden getirtilecek deliller hakkında bilgi vermeleri için iki hafta süre verilmemektedir (HMK.m.140/5). Bu nedenle, davacının dava dilekçesinde, davalının ise cevap dilekçesinde bütün delillerini göstermesi ve ellerinde olanları dava dosyasına tevdi etmesi gerekir. Taraflar eksik kalan delillerini bundan sonra ancak HMK.m.145 hükmünde belirtilen şartların varlığı halinde sunabilirler77. Bununla birlikte, yazılı yargılama usulü için yapılan açıklamalar kural olarak burada da geçerli olduğu için, ön inceleme duruşmasına tek başına gelen taraf iddia veya savunmasını değiştirebilecek ve ileri sürdüğü yeni vakıanın delilini serbestçe gösterebilecektir (HMK.m.322, 139)78.

Taraflar basit yargılama usulünde tanık listelerini kural olarak tahkikat aşamasında vereceklerdir. Bununla birlikte, Kanunda yargılamanın kural olarak iki duruşmada tamamlanması öngörüldüğünden (HMK.m.320/3), davaya bakan hakim ön inceleme duruşmasında taraflara tanık listelerini tevdi etmeleri için süre verebilmelidir. Ancak, her halükarda davacının dava dilekçesinde, davalının ise cevap dilekçesinde tanık listesi verme zorunluluğu yoktur. Tatbikatta ise zaman zaman tensip zaptıyla birlikte tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmesi için taraflara kesin süre verildiği görülmektedir. Kanaatimizce, bu uygulama bir dizi sorunu beraberinde getirecektir. Bir kere, taraflar ön inceleme aşamasına geçilmeden ve ihtilaflı noktalar tam olarak tespit edilmeden önce tanık listelerini vermek zorunda kalacaklar ve ilerde yeni tanık bildirmek istediklerinde ikinci tanık listesi verme yasağıyla karşılaşacaklardır. Anılan uygulama bilhassa taraflar ilk dilekçelere cevap verdiklerinde önem arz edecektir. Örneğin işçi işe iade davası açar ve davalı işveren cevap dilekçesinde işçinin işe gelmediğini savunursa, az önce belirtildiği gibi işçi bu iddiaya cevap niteliğinde bir dilekçe verebilecektir. Mahkeme anılan davada tanıkların gösterilmesi için tensip zaptında kesin süre verdiği takdirde, tarafların ilk dilekçelerinde bütün tanıklarını göstermeleri fiilen mümkün olmayacaktır. Zira, davacı işçi davalı işverenin cevap dilekçesindeki işten çıkarma sebebini görmeden tanıklarını eksiksiz biçimde gösteremez.

Aynı şekilde, davalı işveren de işçinin ikinci dilekçesindeki cevabı gördükten sonra o konuda kimleri tanık olarak dinleteceğine daha isabetli şekilde karar verebilecektir. O yüzden, basit yargılama usulüne tabi davalarda tanık listelerinin verilmesine en erken ön inceleme aşamasının tamamlandığı duruşmada karar verilmesi daha isabetli olacaktır.

C- Tahkikat Aşamasında Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

Basit yargılama usulünde delillerin dilekçelerin değişimi aşamasında gösterilmesi ve ibrazı zorunlu olduğundan (HMK.m.318) ve hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanacağından (HMK.m.322/1), tarafların tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilmeleri HMK.m.145 hükmünde belirtilen koşulların varlığına bağlıdır.

Yargıtay da konuyla ilgili bir kararında aynı yönde görüş bildirmiş ve tarafların HMK.m.145 hükmüne istinaden sonradan delillerini getirebileceklerini haklı olarak kabul etmiştir79. Buna göre, taraflar davayı geciktirme amaçları olmadığını veya delillerin süresinde ileri sürülmemesinde herhangi bir kusurları bulunmadığını ispat ederek sonradan delil gösterebileceklerdir.

Ancak, basit yargılama usulünde tahkikat aşamasında kural olarak iki duruşma yapılacağından (HMK.m.320/3), taraflara delillerini sonradan göstermeleri için bırakılan zaman aralığı yazılı yargılama usulüne göre daha kısıtlı olacaktır. Ayrıca, taraflar tahkikat aşamasında karşı tarafın açık rızası ya da ıslah yoluyla iddia veya savunmalarını değiştirdikleri veya genişlettikleri takdirde de yeni vakıaların delillerini sonradan gösterebileceklerdir (HMK.m.141/2, 322).

III – Hakimin Delillerin Toplanmasındaki Yetkisi ve Bu Yetkinin Sınırları

Taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda deliller dava dosyasına taraflarca getirilir. Taraflar ellerindeki delilleri dilekçelerine eklerken ellerinde olmayanlar için mahkemeden yardım isterler (HMK.m.121, 129/2, 219, 221). Davaya bakan hakim ön inceleme aşamasında bir yandan delilleri toplamaya devam ederken diğer yandan tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında gösterdikleri ancak dava dosyasına sunmadıkları delillerin tevdi edilmesi için iki haftalık kesin süre verir (HMK.m.140/5). Hakim kimi delillere ise taraflardan talep gelmeden başvurur. Örneğin keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına hakim resen karar verebilmektedir (HMK.m.266, 288/2). Bunun dışında, özel kanun hükümleriyle hakime delillerin toplanması için inisiyatif alma yetkisi tanınmıştır. Mesela TTK.m.83 hükmü gereğince hakim ticari uyuşmazlıklarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden karar verebilmektedir.

Hakim resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda uyuşmazlığın aydınlatılması için gerekli bütün delillere kendiliğinden başvurabilirken, taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda istisnaen resen delil toplayabilmektedir. Nitekim, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde delil gösterilmesini isteyebileceği açıkça kabul edilmiştir (HMK.m.31). Hemen belirtmek gerekir ki,HMK.m.31 hükmü 1086 sayılı HUMK.m.75/2 ve 3. fıkralarına karşılık gelmektedir80. HMK.m.31 hükmünün ilk yarım cümlesindeki "uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda... delil gösterilmesini isteyebilir" ifadesi 1086 sayılı HUMK.m.75/3 hükmünün Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki ifade biçimidir. O itibarla, HMK.m.31 hükmünün hakime verdiği yetkinin sınırlarını belirlerken 1086 sayılı HUMK.m.75 hükmünün nasıl yorumlandığına değinmekte yarar vardır. Doktrinde HUMK.m.75 hükmünün hakime sadece taraflara başka delilleri olup olmadığını sorma yetkisi vermeyip, aynı zamanda resen delil temin etme yetkisi tanıdığı; bu çerçevede, hakimin tarafların ileri sürmediği ve dayanmadığı delilleri getirtebileceği; ancak, hakimin resen delil araştırma yetkisinin olmadığı, iki tarafın iddiaları çerçevesinde ve dava dosyasından anlaşılan delillerin getirtilmesini emredebileceği; bunun yanında, dava dosyasında dayanağı olmak kaydıyla üçüncü kişilerin ellerindeki belgelerin verilmesini de isteyebileceği savunulmuştur81. Buna göre, hakim

yukarıda zikredilen sınırlar içinde, ispat yükünü taşıyan tarafa başka delili olup olmadığını sorabilecek, dava dosyasına usulüne göre bildirilmiş delillerin gösterilmesi ve sunulmasını isteyebilecektir82.

HMK.m.31 hükmü 1086 sayılı HUMK.m.75/2 ve 3. fıkralarına karşılık geldiğine göre, doktrinde hakimin delillerin toplanmasındaki rolünü izah eden mezkur görüş bugün de savunulabilir. Bu bağlamda, HMKm.31 hükmü hakime sadece taraflara başka delillerinin olup olmadığını sorma yetkisi vermemekte, dava dosyasına giren vakıaların gerçekliğinin ortaya çıkarılması amacını da taşımaktadır. O yüzden, hakim iki tarafın iddia ve savunmaları çerçevesinde olmak kaydıyla, dava dosyasından anlaşılabilen veya dava dosyasında dayanağı bulunan delillerin gösterilmesine ve ibrazına resen karar verebilecektir. Örneğin dava dosyasından anlaşılmak kaydıyla mahkeme dava dosyasında ismi geçen kişileri tanık olarak dinleyebilecektir83.

HUMK.m.31'de delilin kimin elinde olduğuna göre bir ayırım yapılmadığı için delilin tarafların veya üçüncü kişinin elinde olması durumu değiştirmez. Ancak, HMK.m.31 hükmünden hakimin gerçeğin ortaya çıkması için resen bütün delillerin getirilmesine karar verebileceği sonucu çıkarılamaz. Aksi takdirde, hakime davanın aydınlatılması için tanınan bu istisnai yetki, derdest davada taraflarca hazırlama ilkesinden uzaklaşılarak resen araştırma ilkesinin uygulanmasına neden olacaktır.

4 - Sonuç

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun delillerin gösterilmesi ve toplanmasıyla ilgili hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davanın bir an önce sonuçlanması ile gerçeğe uygun karar verilmesi arasındaki dengenin gözetildiği tespit edilmektedir. Nitekim, delilleri dilekçelerin değişimi aşamasının sonuna kadar gösterme ve tevdi etme zorunluluğunun kabulü kanun koyucunun delillerin davanın başında toplanmasını amaçladığını ve usul ekonomisi ilkesini gözettiğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, taraflara o güne kadar dava dosyasına tevdi etmedikleri delilleri sunmaları için ön inceleme aşamasında 2 haftalık kesin süre verilmesi (HMK.m.140/5) ve Kanundaki sürelerden sonra delil gösterilmesine imkan tanınması ise (HMK.m.145) maddi gerçeğe uygun karar verme hedefinin göz ardı edilmediğine işaret etmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda delilleri somutlaştırma yükünün açıkça düzenlenmesi tarafların belirsiz veya genel ifadeler kullanılarak delil göstermelerini önleyecektir (HMK.m.194). Taraflar bütün delillerini dilekçelerin değişimi aşamasında göstermek zorunda kaldıkları için, dilekçelerin değişimi aşamasında ayrı bir delil listesi vermeyeceklerdir.

Öte yandan, Kanunda delillerin gösterilme zamanının açıkça belirtilmesi; taraflardan bundan böyle başka delil göstermeyecekleri yönünde bir taahhüt istenmemesi; taraflara Kanundaki şartların varlığı halinde sonradan delil gösterme hakkının tanınması ve hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde resen delil isteme yetkisine sahip olması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında delillerini hasretmedikleri sonucuna ulaşılmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun delillerin gösterilmesi ve ibrazı konusunda getirdiği bir diğer yenilik ise belgelerin ibrazı mecburiyetiyle ilgilidir. Kanunda gerek taraflara gerekse üçüncü kişilere genel ibraz yükümlülüğü getirilmiştir (HMK.m.219, 221). Böylece, tarafların ve üçüncü kişilerin katkıda bulunma yükümlülüğü 1086 sayılı HUMK'na göre önemli ölçüde genişletilmiştir. Buna karşılık, gerek tarafların gerekse üçüncü kişilerin ellerindeki belgeleri ibrazdan kaçınabilmek için ileri sürebilecekleri sebepler aynı kalmıştır. Belgelerin ibrazı mecburiyetine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin hayat bulması kanaatimizce gizli yargılama kurumunun uygulanmasına bağlıdır.

Kanunda, tarafların tanıklarını ne zaman göstereceklerine dair açık bir hüküm yok ise de, tarafların dilekçelerin değişimi aşamasında tanık listesi vermeleri gerekmez. Davaya bakan hakim taraflar arasındaki ihtilafı ön inceleme aşamasında tespit ettikten ve o davada tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığını belirledikten sonra tanık listelerini isteyebilir. Buna göre, hakim en erken ön inceleme aşamasını sona erdirdiği duruşmada veya tahkikata geçince taraflardan tanıklarını bir liste halinde bildirmelerini isteyecektir. Bunun yanında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda mahkemece verilen kesin sürede tanık listesini vermeyen tarafların tanıklarını duruşmaya getirerek dinletebilecekleri de kabul edilmiştir (HMK.m.243). Bu hüküm uygulamada çok sayıda sorunu beraberinde getirecek niteliktedir. O itibarla, yapılacak bir kanun değişikliğinde HMK.m.243 hükmünün Kanundan çıkarılması isabetli olacaktır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda, hakim resen keşif ve bilirkişi delillerine başvurabilmekte; yargılama boyunca tarafların başka yerden getirtilmesini istedikleri belge ve dosyaların toplanması için gerekli yazışmaları yapmakta; ön inceleme aşamasında taraflara dava dosyasına sunmadıkları delilleri tevdi etmeleri için iki haftalık kesin süre vermektedir (HMK.m.140/5).

Hakimin sonradan gösterilen delillerin toplanmasındaki rolü 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na paralel şekilde düzenlenmiştir.

Buna göre, Kanunda öngörülen süreler geçtikten sonra delil gösterilebilmesi hakimin takdirine bırakılmıştır (HMK.m.145). Hukuk MuhakemeleriKanunu'nda hakime davayı aydınlatma ödevine istinaden resen delil toplama yetkisi de verilmiştir (HMK.m.31). Anılan düzenleme 1086 sayılı HUMK.m.75/3 hükmünün karşılığını oluşturmaktadır. Kanaatimizce, hakim bu yetkisini ancak dava dosyasından varlığı anlaşılan delillerle sınırlı olarak kullanabilmelidir. Zira, hakimin dava dosyasında sözü edilmeyen yeni delilleri sunmaları için taraflara süre verebileceğinin kabulü taraflarca hazırlama ilkesi ile resen araştırma ilkesi arasındaki sınırın kalkmasına ve hakimin taraflarca hazırlama ilkesinin temel ilkelerine aykırı biçimde resen delil toplamasına neden olacaktır.

Doç. Dr. Güray ERDÖNMEZ
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra İflâs Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

BU MAKALE, İSTANBUL BAROSU DERGİSİNİN 2013/5 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.

dipnotlar

2 Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C.II, s. 2032;Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2012, s. 604vd.;Baki Kuru/Ramazan Arslan/Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, Ankara2012, s.370.

Doktrinde, kesin delil yerine "kanuni delil" ifadesi de kullanılmaktadır (Saim Üstündağ,Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s. 636 vd.; Abdurrahim Karslı,Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul 2012, s.573; Yavuz Alangoya/Kamil Yıldırım/Nevhis Deren-Yıldırım, Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009, s. 379; İlhanPostacıoğlu,Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975, s. 568).

3 Abdurrahim Karslı, Medeni Usul Hukukunda Usuli İşlemler, İstanbul2001, s. 160.

4 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 581, dn.24; Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 368.

5 Kamil Yıldırım, Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul 1996, s.105.

6 Doktrinde, dava dilekçesinde delillerin yer almamasının yaptırımının kanunda belirtilmediği; dilekçede bu husus yeteri kadar gerçekleştirilmemişse, anılan eksikliğin dilekçenin reddine sebep olmaması gerektiği; hakimin kendi yetkisi dahilinde ve davanın aydınlatılması ile ispat külfetinin yerine getirilmesine yarayacak şekilde tamamlatması gerektiği belirtilmektedir (Karslı, Usul, s. 490). Taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda delilleri dava dosyasına intikal ettirme taraflara ait bir yük olduğuna göre, hakim tarafların dilekçelerinde zikretmedikleri delilleri resen gözetemez ve bu delillerin gösterilmesi ve toplanması için kural olarak kendiliğinden inisiyatif alamaz. Hakimin davanın aydınlatılması ödevi çerçevesinde taraflardan delil isteyebilmesi mümkünse de, hakimin bu yetkisinin dava dosyasından anlaşılan delillerle sınırlı olduğu kanaatindeyiz.

Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. ilerde III no'lu başlık.

7 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.566 vd.; Oğuz Atalay, Menfi Vakıaların İspatı, İzmir 2001, s. 17- 18; Güray Erdönmez, Belgelerin İbrazı Mecburiyeti, İstanbul 2010,s. 95 vd.

8 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu zamanında ise, taraflara delillerini bir liste halinde mahkemeye sunmaları için süre verilmekte idi. Yargıtay'ın konuyla ilgili bir kararı şöyledir : "... Davalı vekiline, davacı vekilinin delillerini bildirmesinden sonra karşı delillerini bildirmek üzere kesin mehil verilmiştir. Davacının delil listesi davalıya 15.10.2002 tarihinde tebliğ edilmiş davalı 10 günlük süre dolmadan 22.10.2002 tarihinde delillerini bildirmiştir. O halde davalının delilleri de toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır ..."

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E:2004/3548 K. 2004/4248 T. 5.4.2004 (Kazancı İçtihat Bankası)

9 Örneğin tarafların dilekçelerinde göstermekle birlikte mahkemeye tevdi etmedikleri deliller için ön inceleme aşamasında iki haftalık kesin süre verilmekte (HMK.m.140/5), Kanundaki süreler geçirildikten sonra ise ancak belli şartların varlığı halinde delil gösterilmesine müsaade edilmektedir (HMK.m.145).

10 Dava ve cevap dilekçesinde delillerini göstermeyen davacı ve davalıya bir haftalık kesin süre verilmeyecektir (Seda Özmumcu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Delillerin İkamesi Hakkındaki Hükümlerine Mukayeseli Bir Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, 2013/101, s. 54). Bununla birlikte, delillerini dilekçesinde göstermeyen taraf ön inceleme ve tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilmektedir (HMK.m.145).

11 Somutlaştırma yükü hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Atalay, s. 31 vd.; Erdönmez, s. 144 vd.

12 Bilge Umar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2011, s. 354;Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 427.

13 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2010, 9. Baskı, s. 313, dn.156'da anılan kararlar.

14 Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 287.

15 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 427.

16 Erdönmez, s. 165

17 Erdönmez, s. 160.

18 Alexander Brunner/Dominik Gasser/Ivo Schwander, (Eric Pahud) Schweizerische Zivilprozessordnung, Zürcih/St. Gallen 2011, Art. 221, N.16; Myriam Gehri/Michael Kramer, ZPO Kommantar Schweizerische Zivilprozessordnung, Zürich 2010, s. 381.

Buna karşılık, İsviçre doktrininde deliller "hukuken yeterli deliller" gibi genel ifadeler kullanarak gösterildiğinde, hakimin soru sorma yetkisini kullanarak tarafların bu eksikliğini gidermemesi gerektiği ifade edilmektedir (Gröner, s. 331).

19 Brunner/Gasser/Schwander- (Eric Pahud), Art. 221, N.16.

20 Atalay, s. 36.

21 Umar, Şerh, s. 354; Özmumcu, s. 56.

22 Süha Tanrıver, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı'nın Noterleri İlgilendiren Hükümlerinin Tespiti ve Değerlendirilmesi, TAAD, 2011, C.2, S. 4, s. 12.

23 Umar, s.695- 696.

24 Kanunda düzenlenen bu ibraz usulü aslı noterlikte bulunan ve noterlikçe mahkemeye ibraz edilmesi gereken belgeler için de uygulanır (Tanrıver, s. 10).

25 Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2011, s. 1101.

26 Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 434.

27 Kuru, s. 2029.

28 Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 287, 313; Ramazan Arslan, Dava ve Cevap Dilekçesinin Hazırlanması, Bankacılar Dergisi, Mart 2012, S.80, s. 171; Karslı, Usul, s.488; Özmumcu, s.53.

1086 sayılı HUMK zamanında da tarafların dilekçelerinde delillerini hasretmiş olup olmadığı tartışmalı idi. Doktrindeki bazı yazarlar, HUMK.m.179, b.3 hükmü gereğince davacının dava dilekçesinde delillerini hasrettiği gibi, davalının da HUMK.m.195 gereğince delillerini hasrettiğini; böylece, tarafların bundan böyle delil gösterme imkanlarının kalmadığını belirtmişlerdir (Kuru, s. 2027; Mehmet Akif Tutumlu, Delillerin İleri Sürülmesi, Ankara 2007, s. 44). Aksi görüşteki yazarlar ise, 3156 sayılı Kanunla HUMK.m.179, b.3'de "delillerin nelerden ibaret olduğu" ibaresine yer verilmesinin delillerin hasredilmesi anlamına gelmediği; dava dilekçesini düzenleyen madde değiştirilirken cevap dilekçesiyle ilgili hükümlerde bir değişikliğe gidilmediğini; tek bir sözcüğe dayanarak delillerin hasredildiği sonucuna ulaşılmasının usulün amacıyla da bağdaşmadığını savunmuşlardır (Yavuz Alangoya/Kamil Yıldırım/Nevhis Deren Yıldırım, Usul, s. 225).

29 Doktrinde tarafların delillerini somutlaştırma yükü (HMK.m.194), delillerin dilekçelerin değişimi aşamasında hasredildiğinin dayanakları arasında gösterilmektedir (Özmumcu,s. 53). Halbuki, somutlaştırma yükü tarafların delil gösterme hakkını sınırlamak amacıyla değil, tarafların ihtilaflı vakıaları hangi delillerle ispatlamak istediklerini açık ve somut biçimde ortaya koymaları için öngörülmüştür.

30 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. ilerde III no'lu başlık.

31 Yavuz Alangoya, Medeni Usul Hukukunda Vakıaların ve Delillerin Toplanmasına İlişkin İlkeler, İstanbul 1979, s. 171.

32 Yargılamanın ilerleyen aşamalarında ise hakimin verdiği süre içinde tanık listesi verilecektir (Yılmaz, Şerh, s. 1141).

33 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 427; Umar, s. 355; Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 287.

34 Yılmaz, Şerh, s. 802.

35 Belgelerin ibrazı talebinde bulunabilmek için aranan şartlar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Erdönmez, s. 124 vd.

36 Astrid Stadler, Der Schutz von Unternehmensgeheimnissen im Deutschen und US- Amerikanischen Zivilprozess und im Rechsthilfeverfahren, Diss., Tübingen, 1989, s.157.

37 Stadler, Diss., s. 231 vd.; Astrid Stadler, Geheimschutz im Zivilprozess aus der deutscher Sicht, ZZP 123. Band, Heft 3, 2010, s. 267 vd.

38 Baker/Mc Kenzie (Herausgeber), (Nicolas Passadelis), Schweizerishce Zivilprozessordnung, Bern 2010, s. 631.

39 Karşı tarafın ibraz yükümlülüğü ile gizli yargılama kurumu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Erdönmez, s. 253 vd., 309 vd., 368 vd.

40 Hans-Joachim Musielak, Kommentar zur Zivilprozessordnung mit Gerichtsverfassungsgesetz,7. Auflage, München 2009, § 424, Rdnr.2.

41 Adolf Baumbach/Wolfgang Lauterbach,/Jan Albers/ Peter Hartmann, Zivilprozessordnung, Köln 2009, § 428, Rdnr.1.

42 Resmi makamlar deyiminin içine noterler de girmektedir (Tanrıver, s. 8).

43 Erdönmez, s. 257 vd.

44 Erdönmez, s. 277 vd.

45 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Erdönmez, s. 290 vd.

46 Umar, s. 404- 405; Yılmaz, Şerh, s. 860, 873.

47 Doktrinde de, ön inceleme aşamasında verilen iki haftalık kesin sürenin dilekçelerin değişimi aşamasında delillerin gösterilmesiyle ilgili eksiklikleri tamamlamak için verildiği belirtilmektedir (Pekcanıtez/Atalay/ Özekes, s. 427). Delil gösterme yasaklarının dilekçelerin değişimi aşamasının tamamlanmasıyla başlayacağı yönünde bkz. Özmumcu, s. 62.

48 Doktrinde bu hükmün HMK.m.121'de yer alan "belgelerin dilekçe ile birlikte verilmesi zorunluluğu"nu etkisiz hale getirdiği ve kesin süreye uyulmamasının kendiliğinden ortaya çıkartacağı hak düşürücü etkiyi (HMK.m.94) hâkimin ayrıca karar vermesine bağlı kıldığı için, belgelerin dilekçelerle birlikte sunulması zorunluluğuna gereğinden fazla esneklik getirdiği belirtilmiştir (Baki Kuru/Ali Cem Budak, Hukuk Muhakemeleri Kanunun Getirdiği Başlıca Yenilikler, İBD 2011/5, s.15).

49 Yukarıda Bkz. II, A, 5.

50 HMK.m.137 hükmüne ait gerekçe (Hakan Pekcanıtez/Hülya Taş Korkmaz/Nedim Meriç, Gerekçeli Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Ankara 2012, s. 176, dn. 151).

51 Umar, s.726. Kanaatimizce, hakimin bu yetkisini kullanabilmesi için ön inceleme aşamasının tamamlanmış olması gerekir. Zira, ön inceleme duruşmasında taraflardan birisinin gelmemesi halinde iddia ve savunma değiştirilebileceği için yeni tanık dinletme isteği gündeme gelebilir (HMK.m.139).

52 Mesut Ertanhan, Medeni Yargılama Hukukunda Tanık ve Tanıklık, Ankara 2005, s. 188.

53 Şüphesiz taraflar ispat etmek istedikleri her vakıa için ayrı tanık gösterebilirler. Bu durumda, hakim her vakıanın ispatı için gösterilen tanıklardan bazılarını dinleyip kalanları dinlemekten vazgeçebilecektir.

54 YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E: 2012/604 K.2012/6492 T. 28.6.2012 (Kazancı İçtihat Bankası)

55 YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E:2012/7424 K.2012/27144 T. 14.11.2012 (Kazancı İçtihat Bankası)

56 Hemen belirtmek gerekir ki, tanıkların keşif sırasında dinlenmesi mümkün olduğundan, taraf kendisine verilen kesin süreyi kaçırdığı takdirde keşif mahalline de tanık getirerek dinletebilecektir.

57 Yargıtay'ın konuya ilişkin bir kararı şu şekildedir : "... Davalıya (kocaya ) 30.4.2002 tarihli dilekçesinde bildirdiği tanıkların celbi için 4.7.2002 günlü oturumda 15 günlük kesin mehil verilmiş ve duruşma 16.10.2002 tarihinde bırakılmıştır.

Davalı 16.10.2002 günlü duruşmada tanıklarının hazır olduğunu bildirmiş ve celse talikine sebep olmamıştır.

Davalının tanıkları hazır edildiğine göre kesin mehil amacına ulaşmış olup, gerçekleşen bu durum karşısında davalı tanıklarının dinlenip tüm deliller birlikte değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru olmamıştır..."

(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E:2003/3608 K. 2003/4966 T. 7.4.2003, Kazancı İçtihat Bankası).

58 Yargıtay'ın söz konusu kararı şöyledir : "... Mahkemece, davalı vekiline 27.04.2011 tarihli oturumda delillerini bildirmek, tanık göstermesi halinde hangi hususta dinlenecek Böyleri hususunda açıklamada bulunmak üzere otuz gün kesin mehil verilmiş, duruşma 27.06.2011 gününe bırakılmıştır. Davalı vekili, tanınan kesin süre dışında 27.06.2011 günü oturum sırasında delil listesini sunmuş ve aynı gün,gösterdikleri tanıkların hazır bulunduğunu da ifade etmiştir. Bu durumda celse talikine sebep olunmamıştır. O halde, davalı vekili tanıklarını hazır ettiğini bildirdiğine göre bildirilen bu tanıklar dinlenilerek, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru bulunmamıştır..." (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E: 2012/3724 K. 2012/20653 T. 10.9.2012, Kazancı İçtihat Bankası).

Doktrinde de, mahkemece tanınan kısa kesin süre içinde tanık listesi verilemeyen hallerde, duruşmadan önce listeyi verilmesi ve masrafları verilerek tanıklara davetiye çıkarılması ve bilhassa tanıkların duruşmaya gelmesi halinde tanıkların dinlenmesi gerektiği belirtilmektedir (Yılmaz, Şerh, s. 1141).

59 Bu hüküm, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 244. maddesine paralel olarak, taraflara delillerin gösterilmesi için Kanunda öngörülen süre geçtikten sonra yeni delil gösterme ve ibraz etme imkanı sağlamaktadır. Doktrinde, HMK.m.145 hükmünün sonradan delil sunulmasını HUMK.m.244'e göre daha sıkı denebilecek bir disipline bağladığı belirtilmektedir (Umar, s. 568- 569). Gerçekten, HMK.m.145 hükmü yeni delil gösterilmesini tarafların yargılamayı geciktirme amacını taşımamalarına veya kusurlarının bulunmamasına bağlayarak hakimin takdir yetkisini sınırlamıştır.

60 Nitekim, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 145. maddesinin gerekçesinde "Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi, hukuki dinlenilme hakkının tabii bir sonucudur" denilerek, bu hususa işaret edilmiştir (Ali Cem Budak, Karşılaştırmalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İstanbul 2011, s. 181).

61 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 583.

62 Nitekim İsviçre hukukunda da Kanunda öngörülen süre geçtikten sonra elde edilen deliler gösterebilmektedir (İsv.UK.m.229). Taraflar gerek dilekçelerin değişimi aşamasından sonra vücut bulan gerekse önceden mevcut olmakla birlikte varlığından yeni haberdar olunan delilleri gecikmesizin dava dosyasına getirdikleri takdirde, bu deliller mahkemece delillerin değerlendirilmesinde dikkate alınmaktadır (Paul Oberhammer,(Georg Naegeli) Schweizerische Zivilprozessordnung, Basel 2010, s.873).

63 Yukarıda bkz. II, A, 2, 3.

64 Brunner/Gasser/Schwander, Art. 229, Rdnr. 14.

65 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 646; Kuru, s. 2856; Kuru/Arslan/ Yılmaz, s.423; Karslı, s. 622.

66 Nitekim, doktrinde HMK.m.145/1 hükmünün HMK.m.140/5 hükmüyle ilgili bir istisna olduğu ve tarafların hakimin izniyle dahi (HMK.m.145) yeni tanık listesi veremeyecekleri belirtilmektedir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s.369).

67 Yılmaz, Şerh, s. 873. Buna karşılık aksi yönde bkz. Kuru/Arslan/Yılmaz, s.369. Yılmaz ayrıca ikinci tanık listesi verme yasağının doğurabileceği sakıncaları bertaraf etmek ve adaletin tecelli etmesini temin etmek maksadıyla ıslah yoluyla ikinci tanık listesi verilebilmesi gerektiği de ileri sürmüştür (Yılmaz, Islah, s. 401). Aksi yönde bkz.Kuru, s.4038.

68 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 646; Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 423. Keza Yargıtay kararlarında da ikinci tanık listesi verme yasağının amacının davaların sürüncemede kalmasını önlemek ve mahkemelerin işini azaltmak olduğu ifade edilmektedir (Yargıtay 8. HD 7.3.2000 E:99/8231 K.1962; Yargıtay Kararları Dergisi, 2000/7, s. 381). Öte yandan,1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu zamanında da makul bir mazeretin varlığı halinde tanık listesinde gösterilemeyen tanıkların dinletilebilmesi gerektiği savunulmuştur (Ertanhan, s. 202).

69 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 469- 470.

70 Kuru, s. 4038; Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 550; Ejder Yılmaz, Islah 2010, s. 399 vd.; Karslı, Usul, s. 706. Yargıtay'ın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu zamanında aynı yönde kararlarına rastlamak mümkündür (Yargıtay 6. HD 20.04.1987, E:3782/4834, Kuru, s. 4038).

71 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 516.

72 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 800.

73 Buna karşılık, Yargıtay'ın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükte iken, borcun ödendiğini gösteren belgelerin temyiz aşamasında gösterilebileceğini kabul eden kararları vardır. Yargıtay'ın anılan kararlarından birisi şu şekildedir : "... Gerçekten de, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez.

Yine aynı şekilde taraflar arasında borç ilişkisinin varlığını ve borcu inkar eden davalının takip ve davadan sonra temyiz aşamasında ödeme yaptığı yönündeki belgeyi yine bu aşamada ibraz eden alacaklının bu talebinin de iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığından söz edilemez ( HUMK. Md. 202; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.03.2004 gün ve 2004/2- 183 esas, 2004/165 karar ve 24.03.2004 gün ve 2004/2- 184 esas, 2004/166 karar sayılı ilamları ).Şu hale göre, somut olayda; mahkemece, davacı/alacaklı vekilinin ibraz ettiği dekont ile ilgili olarak, temyiz aşamasında ibraz edilen bu belgenin takibe konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırılıp incelenmesi ve eldeki davaya etkisi üzerinde de durularak bir karar verilebilmesi için direnme kararının bu değişik nedenle bozulması gerekmiş; bozma nedenine göre diğer hususlar şimdilik inceleme dışı bırakılmıştır..." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 09.02.2011 tarih E: 2011/13-29 K. 2011/56 T. 9.2.2011, MİHDER 2011/3, s. 229 vd.).

74 Yargıtay'ın kararı şu şekildedir : "... HMK'nın 119.maddesinin (f) bendinde ve 318.maddesinde tarafların dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları belirtilmiş ise de bu eksikliğin tamamlanması mümkün olduğundan Yasa'nın 119/2 maddesine kıyasen davacıya bir haftalık kesin süre verilmeli, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılmalıdır. Öte yandan HMK'nın 322.maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda uygulanma yeri bulunan HMK'nın 145.maddesine göre kural olarak taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Somut olayda, davacıya (f) bendinde yer alan eksikliği HMK'nın 119/2 maddesine göre kendisine verilecek kesin süre içerisinde tamamlama imkanı tanınmadan ve davacının HMK'nın 145.maddesine göre sonradan delil ileri sürme hakkı bulunduğu da düşünülmeden yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." (YARGITAY 21. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2012/16739 KARAR NO: 2012/22171, T. 05.12.2012 Yayımlanmamıştır).

75 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 733.

76 Baki Kuru/Ramazan Arslan/Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2010, 21. Baskı, s. 350 vd.

77 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 733.

78 Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 753; Yılmaz, Şerh, s. 1369.

79 Yargıtay'ın anılan kararı şu şekildedir : "... HMK'nın 119.maddesinin (f) bendinde ve 318.maddesinde tarafların dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları belirtilmiş ise de bu eksikliğin tamamlanması mümkün olduğundan Yasa'nın 119/2 maddesine kıyasen davacıya bir haftalık kesin süre verilmeli, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılmalıdır. Öte yandan HMK'nın 322.maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda uygulanma yeri bulunan HMK'nın 145.maddesine göre kural olarak taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Somut olayda, davacıya (f) bendinde yer alan eksikliğiHMK'nın 119/2 maddesine göre kendisine verilecek kesin süre içerisinde tamamlama imkanı tanınmadan ve davacının HMK'nın 145.maddesine göre sonradan delil ileri sürme hakkı bulunduğu da düşünülmeden yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir ..." (YARGITAY 21. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2012/16739 KARAR NO: 2012/22171 T. 05.12.2012; Yayımlanmamıştır).

80 Umar, s. 130. Buna karşılık, aksi görüşteki yazarlar HMK.m.31'in 1086 sayılı HUMK.m.75/2'yi ve kısmen HUMK.m.75/3 hükmünü karşıladığı kanaatindedirler. Bu görüşe göre, HMK.31 hükmüyle birlikte hakimin resen delil getirme yetkisi kaldırılmıştır (Yavuz Alangoya/Kamil Yıldırım/Nevhis Deren Yıldırım, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler, İstanbul 2006, s. 85).

81 Alangoya, s. 168 vd.

82 Alangoya, s. 176; Kuru, s. 2022.

83 Yargıtay da yeni tarihli bir kararında bu yönde görüş bildirmiştir : "... Dosya içeriğine göre, davacı su işlerinde işçi olarak çalışmaktadır. Davacının iş sözleşmesi; kendisine belediyeye yatırması için para verdiğini iddia eden vatandaşla tartışması sonrasında işyerine gelmemesi nedeniyle tanzim edilen tutanak üzerine feshedilmiştir. Dosya kapsamından dinlenilen tanıklarının olay hakkında görgüye dayalı bilgileri olmadığı anlaşılmaktadır. Davacı hakkında feshe gerekçe yapılan olaylarla ilgili işlemlere Hakkı Memişoğlu' nun gazete haberine konu olması üzerine başlandığı ancak yargılama sırasında adı geçen şahsın tanık olarak ifadesine başvurulmadığı görülmüştür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 31/1. maddesinde (HMUKm.75) ifadesini bulduğu üzere Hakimin olayı aydınlatma görevi gereğince şikayet sahibinin ifadesine başvurulması suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir ... " (YARGITAY 22. Hukuk Dairesi 13/10/2011 ESAS NO: 2011/947 KARAR NO : 2011/2762, Yayımlanmamıştır).

Aynı yönde bkz. Alangoya, s. 175, dn. 236.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Disqus Yorumları