Hukuk öğrencisinin fakülteye girmeden önce genel bir hukuk mantığını elde etmesi gereklidir. Böylece hem üniversite okumaları kolaylaşacak hem de öğrenciler daha altyapılı olarak öğrenimlerini sürdürecektir. Bu hazırlıkların başlama yeri lise olmalıdır.

I-GİRİŞ:

Hukuk, toplumdaki düzenin vazgeçilmez kaynağıdır. Hukukun bulunmadığı toplumda düzen bulunmaz. Hukuka uymayı sağlamak için, insanlar arasında hukuka olan güvenin artırılması gerekir. Bu da bazı koşullara bağlıdır. İlk olarak, topluma hukuksal genel bilgiler verilmelidir. Daha sonra da etkin bir yargı mekanizması oluşturulmalıdır. Ancak tüm bunlardan önce gelen bir koşul vardır ki, bu da iyi hukukçu yetiştirilmesidir.

Romalıların dediği gibi 'Nerede toplum varsa orada hukuk vardır (Ubi societas, ibi ius)'. Yani her toplumda hukukun bilinmesi kaçınılmazdır. Her birey hukuku kendi yaşantısında gerekli olduğu kadar bilebilir. Ancak, bu bilgiler bireylerin karşılaşacakları hukuksal problemlerin içinden çıkmaya yetmez. Bunun için hukuk formasyonuna sahip olan kimselerin olması gerekir ki, bunlar hukukçulardır. Hukukçu en dar anlamıyla, hukuk işlerini meslek edinmiş kimse olarak tanımlanabilir [1] . Ancak, hukukçu kanun ustası ya da teknisyeni değildir. Bir çeşit hukuk mühendisi olmalıdır. Yani teknik hukuk bilgisinin yanında hukuk kültürü ve ilgili sosyal ve ekonomik bilgilerle donatılmış olmalıdır [2] . Ayrıca hukukçunun sadece, ihtilafları çözen kişi olarak algılanması doğru değildir. Çünkü hukukçu aynı zamanda ekonomi, sosyoloji, felsefe ve diğer teknik alandaki bilgisiyle dünyaya bakış açısı farklı olan ve topluma yön veren niteliktedir [3] . Hukuk öğretiminin iki temel taşı vardır. Bunlardan ilki hukuk akademisyenleri diğeri ise hukuk öğrencileridir. Kuşkusuz akademisyenlerin nitelikli olması, öğrencinin nitelikli yetişmesini, doğrudan etkiler. Nitekim 'adalet devletin temelidir (Justitia fundamen tum regnorum)'. Hukukçunun da bunu pratik hayata geçirebilecek düzeyde yetişmiş olması gerekir.

II- HUKUK TERİMİNİN TARİHİ KAYNAĞI:

Hukuk kelimesi, hak teriminin çoğuludur [4] . Ancak bizde hukuk teriminin doğması yeni sayılabilecek bir olgudur. 1831'de Tanzimat Döneminden önce Paris'te yayımlanan Vocabulaire Français- Turc' de, Droit teriminin karşılığı olarak 'insaf, adalet, hakk, ilm-i fıkh' gibi terimler kullanılmakla birlikte, henüz 'hukuk' kelimesi kullanılmamıştır. Hukuk anlamında ise 'ilm-i fıkh' terimi kullanılmaktaydı. Hukuk terimine İkinci Viyana Kuşatmasından bir buçuk asır sonra, 1848 yılında Viyana'da basılan 'Kitab-i Hukuk-i Milel' in başlığında rastlanmaktadır. Kitap önce Almanca'ya sonra da Türkçe'ye aktarılmıştır. Kitabın yazarı Bason Schlichte Ottokar dır. Kitabın önsözünde 'Hukuk-i Tabiiyye-i Milel' ve 'Hukuk-i Mevzua-i Milel' terimleri kullanılmıştır. 1873 yılında Fransızca'dan çevrilen 'Hukuk' başlıklı kitapta terimin oturduğu görülmektedir [5] . Böylece hukuk terimi gelişmiş ve günümüze kadar gelmiştir.

III- HUKUK ÖĞRETİMİMİZİN TARİHİ GELİŞİMİ

A- Osmanlı Dönemi Hukuk Öğretimimiz:

1- Osmanlı Klasik Dönemdeki Hukuk Öğretim Sistemi:

Osmanlı'da temel olarak iki tür öğretim kurumu vardır. Bunlardan birincisi; saraya devlet adamı yetiştiren Enderun'dur. Buraya Türk ve Müslüman asıllı olanlar alınmazdı. Enderun'a alınan öğrenciler genelde devşirme kökenli olan kimselerdir. İkincisi ise din, hukuk, eğitim ve öğretim alanında çalışacak kimseleri yetiştiren Medreselerdir. Hukukçular ise ilk öğretimden beri medreseler denen eğitim-öğretim kurumunda yetişirlerdi [6] . Medresede öğrencilere hesap (matematik), hikmet (felsefe), mantık, belagat, kelam, usul-i fıkıh (islam hukuk metodolojisi), tefsir, tıp ve fıkıh (İslam Hukuku) dersleri okutulurdu [7] . Medreseler, taşra şehir ve kasabalarında bulunurdu. İki basamaklı 'Hariç' ve 'Dahil' medreselerini bitiren öğrenciler, staj ve sınavdan sonra yeterli bulunur iseler, adalet teşkilatının en alt kademesinde olan 'naiplik makamına' atanırlardı.
Naip, Osmanlı'daki yargı fonksiyonunda kadının emri altında çalışan kimsedir. Yani kadı vekili olarak çalışır ve kadının iş görmediği hallerde onun yerine soruşturma yapar, karar verirdi [8] . Osmanlı'da kadı, doğrudan merkeze sorumludur. İlk kadı Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Bey tarafından atanmıştır [9] . Bu dönemde hukukçu yetiştirilmesini, Orhan Bey döneminde İznik'te yaptırılan ancak temeli Osman Bey' in zamanında atılmış eğitim ve öğretim kurumları üstlenmiştir [10] . Bursa'nın Fethi'nden sonra orada da medreseler kuruldu. Böylece Bursa'daki medreseler ilk sıraya çıkmış, İznik Medreseleri ise ikinci sıraya inmiştir [11] . Birinci Murat ve Birinci Beyazıt Döneminde Bursa'ya yaptırılan imaretler ile kalite artırılmaya çalışıldı. Birinci Mehmet Döneminde ise 'Sultaniye Medreseleri' Bursa'da kuruldu Böylece Bursa'nın ilim alanındaki önemi git gide artıyordu. Bu süreç, İkinci Murat'ın 'Saatli Medreseleri' ni Edirne'de kurmasına kadar devam etti (Bu medreselerin hepsi hukukçu da yetiştiriyorlardı) [12] .

İstanbul'un Fethi ile İkinci Mehmet Döneminde kurulan Sahn-ı Seman Medreseleri hukukçu yetiştirilmesinde büyük önem taşır. Fatih, Osmanlı Klasik Döneminin öğretim açısından önemli bir ismidir. Bu medreseler, Kanuni Döneminde Süleymaniye Medreseleri kurulana kadar en yüksek öğretim kurumu olmuşlardır. Hukuk ve hukuk metodolojisi dersleri burada okutulan hukuk dersleridir.

Kadı olmak için Hariç ve Dahil Medreselerini bitirdikten sonra Fatih'in İstanbul'da açtırdığı ve iki kademeli olan Medrese'nin, (Sahn-ı Seman Medreselerini) bitirilmesi gerekirdi. Daha üst düzeyde hukukçu olmak isteyenler ise yine Fatih Döneminde kurulan 'Altmışlı Medresesi' ve Kanuni'nin kurduğu 'Süleymaniye Medreselerini' [13] bitirip, en yüksek hukuk kurumu olan 'Dar-ül Hadis' bölümünü okuyarak müderris olma hakkını kazanırlardı. Bu alt kademede medrese hocalığına başlar ve bu süre içinde Süleymaniye Medreselerinde hoca olanlar (hukuk profesörü) Molla olurlardı. Müderris olmak istemeyenler ise kadı olarak ayrılır ve önemli şehirlere atanırlardı. Bunlar arasında en önemli kadılık İstanbul Kadılığıydı. Buradan sırasıyla Anadolu Kazaskerliğine, Rumeli Kazaskerliğine oradan da Şeyhülislamlığa geçilirdi. Yargı fonksiyonunun başında hukuk profesörleri bulunurdu. Bu da şu an bizde olmayan öğreti ve uygulama uzlaşmasıdır. Sahn-ı Seman Medreselerinden itibaren öğrenciler bölümlere ayrılırlardı. Hukuk bölümünü seçenlerin istediği hocayı seçme ve ondan ders alma hakkı vardı. Hukuk bölümlerinde genellikle hukuk dersi olarak; Aile (Evlenme-Boşanma) Hukuku, Usul Hukuku, Ceza Hukuku dersleri okutulurdu. Ayrıca devrin alimlerinin yayımladığı fetva kitapları ve örfi hukuka dayalı bazı dersler de okutulurdu.

2- Osmanlı'nın Batılılaşma Sürecindeki Hukuk Öğretim Sistemi:

Yukarıdaki sistem, çok oturmuş bir sistemdi. Medreseler bir hiyerarşi [14] içinde gerçekten öğrenci yetkinliğini ön plana çıkararak, devrin nitelikli hukukçularını yetiştirmiştir. Ancak Osmanlı'daki gerilemenin neden olduğu çöküş, eğitim-öğretim kurumlarını da etkiledi. Özellikle on altıncı yüz yıldan itibaren medreseler Batı'daki bilimsel gelişmeleri takip edememiştir. Rönesans sayesinde Avrupa, pozitif bilimlere yaklaşmış ve akli eserler meydana getirmiştir. Buna karşın Osmanlı'da pozitif bilimlerden uzaklaşılmış ve yerine dini bilimler daha ağırlıklı hale getirilmiştir. Böylece tartışmacı ve eleştirel yöntem bırakılarak, yerine tamamen aktarmacı bir metot takip edilmiştir [15] . Bu da Osmanlı ve Avrupa arasında özellikle eğitim ve öğretim alanında bir daha kapanamayacak bir fark yaratmıştır. On dokuzuncu yüzyılda hukuk sistemimizde Romanist Hukuk sistemine geçiş başladı. Bir çok hukuk mevzuatını Avrupa'dan alındı [16] . Reformist Padişah İkinci Mahmut her alanda getirdiği yeniliklere öğrenim sistemindekileri de ekleyerek, gerilemeye dur demek istedi. İkinci Mahmut Döneminde eğitim-öğretim kurumları üç kısma ayrıldı. Bunlar: Eski Medreseler, Askeri Okullar ve yeni kurulan Maarif Vekili (Buna bağlı olarak Adliye Mektebi de kurulacaktır).

Ayrıca Tanzimat'ın ilanında büyük emeği olan Mustafa Reşit Paşa'nın katkısıyla bir Üniversite (İstanbul Üniversitesi) kurulmak istenmiştir [17] . 1845 yılında temeli atılan binanın yapımı uzun sürdüğü için bir türlü öğrenime başlayamadı. Mahkeme memurları yetiştiren Mekteb-i Maarif-i Adliye inşa edildi ve okul kısa sürede mezun vermeye başladı. 1854 yılında Süleymaniye Camii civarında bir binada Muallimhane-i Nüvvap adıyla kadı yetiştirmek üzere okul açıldı ve iki yıl sonra mezun verdi [18] . Bu okul, gerçekten yüksek kalitede hukuk öğretimi veriyordu ve İmparatorluğun en seçkin hukukçularını yetiştiriyordu. Doğrudan Makam-ı Meşribata (Şeyhülislama) bağlı olan bu okul sayesinde, hukuk öğretimi medrese öğretim sisteminin dışına çıkarılıyor ve bağımsız bir yapı kazanıyordu [19] . 1885'de Adliye Mekteb-i Nüvvap, 1908'de Mekteb-i Kuzat ve 1909 de Medrset-ül Kuzat olarak adı değiştirilen Muallimhane-i Nüvvap'ta Tanzimat'la birlikte hukuk alanında gerçekleştirilen reformlara rağmen sadece İslam Hukuku okutuluyordu. Tanzimat sonrası Fransa'dan Ceza, Ceza Usulü, Hukuk Usulü, Ticaret (Kara-Deniz) Kanunları alınmıştır. Kadı yetiştiren bu okullarda 1908 yıllından itibaren Arazi Hukuku, Ticaret Hukuku, İcra Hukuku, Usul Hukuku, Devletler Hukuku, İdare Hukuku gibi dersler okutulmaya başlandı. Ayrıca iktibas edilen kanunları uygulamak için ise 'Nizamiye Mahkemeleri' kurulmuştur. Burada bir çelişki oluşmuştur. Çünkü bu mahkemelerdeki yargıçlar halk tarafından seçiliyordu. Bunlar gayrimüslimler de olabiliyordu. Ancak asıl sorun bunların hukuk öğrenimi görmemiş olmasıdır. Ayrıca 1908'e kadar yetiştirilen yargıçların hiçbiri (yukarda saydığımız) iktibas edilen kanunları uygulayacak durumda değildi. Çünkü hepsi Şer'i Hukuk geleneğine göre yetiştirilmiş ve yeni kanunların hiçbirini ders olarak okumamışlardı. Yani Osmanlı bilinçsiz ve sistematize edilmemiş reform hareketi izliyordu.

1870 yılında kurulan Darülfünun'un Nizamnamesinde daha önce belirtildiği gibi olması gereken hukuk şubesi yoktu. Ancak burada hukuk derslerine yer veriliyordu. Dersler konferans şeklinde işleniyordu. Hiç şubesi olmayan bu okulda verilen hukuk konferansları başlıca Hukuk-u Tabiye ve Mevzua, Deniz Hukuku, Devletlerarası Hukuk, İdare Hukuku ve Cinayet konularındadır. Öğretim süresi bir yıl olan okul iki yıl geçmeden 1871 yılında kapatıldı. 1874 yılında tekrar Mekteb-i Sultani adında açılan Darülfünunun artık üç şubesi vardı. Bunlardan biri de hukuk öğretimi veren, Mekteb-i Hukuk-i Sultani dir. Bu da modern anlamda kurulan ilk hukuk okuluydu [20] . Hukuk Mektebinin kuruluşu için bir nizamname hazırlanmıştır. Okutulacak dersler ise Fıkıh (İslam Hukuku), Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye, Hukuk-u Umumiye (hukukun geçmiş milletlerdeki yapısını inceleyen ders, bir nevi hukuk tarihi) Kavânin-i Nizâmât-ı Devlet-i Aliyye (İdare Hukuku), Roma Kavânini (Roma Hukuku), Kanun-u Ticaret, Usul-ü Muhakeme, Kanun-i Ceza, Usul-ü İstintak (sorgulama usulünü anlatan bir ders) Kavanin-i Bahriyye (Deniz Hukuku), Hukuk-u Düvel-ü Milel (Uluslararası Hukuk) olarak belirtilmiştir.

1877 yılında Meclis-i Mebusan'da hakimlerin iyi yetişmesi için Hukuk Mektebi'nin bir zaruret olduğu belirtildi. Bunun üzerine Mekteb-i Hukuk-i Sultani kapatılarak yerine üç yıllık bir öğrenim veren ve bu günkü İstanbul Hukuk Fakültesi'nin temeli olan Mekteb-i Hukuk kuruldu [21] . Burada okutulan başlıca dersler: Medeni Usul Hukuku, Hukuk Başlangıcı, Ticaret Hukuku, Ceza Usul Hukuku, Roma Hukuku, Mecelle-i Ahkam-ı Adliye, Arazi Hukuku, Ticari Muhakeme Usulü, Ceza Hukuku, Fransızca dersleridir [22] . 1913-1918 seneleri arasında İstanbul Hukuk Fakültesi'ne dört Alman akademisyen getirildi [23] . Ancak İstanbul'un işgaliyle Darülfunun'un bir kısım hocaları Malta'ya sürülürken, Alman akademisyenler ise ülkelerine geri gittiler.

B-Cumhuriyetimizin İlk Dönemlerinde Hukuk Öğretimi

Cumhuriyet'in ilanı'ndan sonra başlayan reformlardan hukuk öğretimi de etkilendi. 1924 yılı çağdaş hukuk öğretimimizin temellerinin atıldığı önemli bir yıldır. Adliye Vekaleti; Müstantik (Sorgu Hakimi), İcra Memuru ve Zabıt Katibi yetiştirmek üzere Meslek Mektepleri açmıştır. Bu mektepler daha sonra kurulacak ve varlığını halen sürdüren Adalet Yüksek Okullarının temelidir. Bunlar ilk önce Ankara'da daha sonra İstanbul ve Erzurum'da kurulmuştur. Bu okullar iki yıllıktır. Bunun bir yılı öğretim, bir yılı ise stajla geçmekteydi. Okulun istintak ve icra olmak üzere iki şubesi vardı. Burada Adliye Vekaleti Memurları ders verirdi. Bu okullar 1932-1933 yılları arasında kapatıldı [24] . Ancak ortada önemli bir hakim açığı vardı. Bu açığı kapamak için Türkiye Büyük Millet Meclisi yayımladığı talimatla Mekteb-i Hukuk ve Mekteb-i Kuzat'tan mezun olmasalar dahi yapılacak sınavı geçenlerin hakimlik mesleğine kabul edilecekleri belirtilmiştir. Ancak bu çözüm yetersizdi. 1921 yılında Meclis'te Hukuk Fakültesi kurulmasına yönelik teklifler yapılmıştır. Ancak bütçenin yetersizliği ve imkansızlıklar [25] nedeniyle bu teklifler ileride değerlendirilmek üzere ertelendi. 1922'de Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışında hakimler yetiştirmek ve gerekli nitelikler kazandırmak için gereken bütçeyi açıklıyordu. Böylece Hukuk Fakültesi kurulacaktı. Buradaki öğretim, Türk İnkılâp ve Medeniyetine uygun, Cumhuriyet ilkeleriyle bağdaşan bir sistem izleyecekti [26]

5 Kasım 1925'te Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Böylece devrim sonrasının adli işlerini yürütecek hukukçular yetişecekti. 1926'da kabul edilen Medeni Kanun ve bunu izleyen dönemlerde kabul edilen kanunlar ile öğretim alanında laikleşme sağlanıyor, izlenen reformist politikalar sonucu Türkiye Cumhuriyeti eski hukuktan radikal ve sistemli olarak ayrılıyor böylece kendi çehresini yakalıyordu. Ankara Hukuk Mektebi'nin öğrenim süresi üç yıldı ve burada okutulan başlıca dersler: Medeni Hukuk, Mukayeseli Medeni Hukuk, Roma Hukuku, Kara-Deniz Ticareti Hukuku, Devletler Umumi-Hususi Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Kamu Hukuku, Usul Hukukları, İktisat, Maliye, Adli Tıp dersleridir. Ayrıca hukuk öğretim tarihinde bir ilk olan Hukuk Tarihi dersi de okutuldu [27] . Bu derslere daha sonraları Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi dersleri eklenecektir [28] . Birinci sınıfın dersleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin İçtima Salonu'nda yapılıyordu. İkinci ve üst sınıfların dersleri ise başta Ulus olmak üzere çeşitli yer ve salonlarda yapılıyordu. Ankara Hukuk Mektebi ilk mezunlarını 1928 yılında verdi. 1940-1941 yıllarında okul öğrenim yılı dört yıla çıktı. Dersler zorunlu-seçimlik olarak ayrıldı, sınav sistemi değiştirildi. 1941 yılında bu okul Milli Eğitim Bakanlığı'na Ankara Hukuk Fakültesi [29] olarak bağlandı. 1946 yılında çıkan Üniversiteler Kanunu ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi adını aldı [30] . Daha sonra sırasıyla İstanbul Hukuk Fakültesi, Ege Hukuk Fakültesi (Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi), Marmara Hukuk Fakültesi, Selçuk Hukuk Fakültesi ve Dicle Hukuk Fakültesi kuruldu [31]

Görüldüğü üzere; çoğu kurumumuzun, Osmanlı'dan günümüze intikal ettiği bir gerçektir. Hukuk öğretiminin bu günkü şekilde yapılanmasının temelinde geçmişte yapılmış kaynaksal, teorik ve pratik alandaki reformlar yatmaktadır. Bu reformlar hukukun ve hukuk öğretiminin ön hazırlıklarıdır. Zaten ülkemizde kurulan ilk yüksek öğretim kurumunun hukuk fakültesi olması bir tesadüf değildir.

Hukuk öğretim tarihimiz, medreselerin temellerine inilirse, Selçuklu Devleti'ne kadar dayanır. Hukuk öğretimi, Cumhuriyet'e kadar dini temelli idi. Tanzimat ile birlikte gelişen batılılaşma akımına paralel olarak yapılan iktibaslar sonucu ortaya çıkan kanunları, uygulayacak hukukçu sorunu ortaya çıkmıştır. Bunun için de, şimdiki hukuk fakültelerimizin temeli olan kurumlar oluşturuldu. Bu okullarda okutulan derslerin hemen hemen hepsi Cumhuriyet Dönemimizin Hukuk Fakültelerine aynen geçmiştir. Ancak hemen belirtelim ki Cumhuriyet Döneminin başından beri hukuk öğretimindeki eksiklikler giderilmemiştir. Yani geçmişteki bazı noksanlıklar tarihsel süreç içerisinde düzeltilememiştir. Bu yüzden Hukuk Öğretim Müfredatımız, halen istenen konumda değildir.

VI-Günümüzde Hukuk Öğretimi:

A-Hukuk Fakülteleri Öncesinde Verilen Hukuk Bilgisi ve Hukuk Fakültesine Giriş:

1-İlköğretimde Verilen Hukuk Bilgisi:

İlköğretim, öğrencilerin eğitildikleri ilk aşamadır. Bunun için öğrencilere verilen bilgiler bu çerçeve ile sınırlıdır. İlköğretim müfredatına baktığımızda hukuk bilgisi veren bir ders yoktur. Ancak dolaylı yoldan bu konularla ilgili bilgi veren 'Vatandaşlık ve İnsan Hakları' dersini göz ardı etmemek gerekir. Çünkü bu ders sayesinde öğrenciler, temel hak, özgürlük, demokrasi, vatandaşlık, devlet yapısı, insan hakları ve anayasa hakkında temel bilgileri öğrenmektedirler [32] . Bu ders, yedinci ve sekizinci sınıflarda okutulan bir derstir. Yedinci sınıftaki Vatandaşlık ve İnsan Hakları dersinin içeriğinde insan hakları, insanlığın ortak mirası olarak kültür-edebiyat, ahlak, temel haklar ve özgürlükler gibi konular vardır [33] . Sekizinci sınıfta bu dersin içeriği, devlet, demokrasi, anayasa, vatandaşlık sorumlulukları, insan haklarının korunması, milli güvenlik, milli güç ve insan haklarının korunmasında çıkan sorunlar hakkında genel bilgileri kapsar [34] . Böylece öğrenci hukukla ilgili bilgiler elde etmese bile hukuk için önemli olan bazı konularda genel bir mantık elde etmesine yardımcı olmaktadır. Ancak verilen bu bilgilerin lisedeki eğitimde de devam etmesi gerekir.

Şunu belirtmek gerekir ki ilköğretimde verilen bu ders gerçekten önemli bir derstir. Ancak tek başına yetersizdir. Bunun için öğrenciyi (hukuk okumak isteyen öğrenciyi) daha fazla bilgi ile donatmak gerekir. Yani öğrencinin hukuk fakültesine hazırlığı, ilk öğretimden başlamalıdır [35] . Fakat bunu da belirtelim ki mevcut eğitim sisteminde ilköğretimde verilen derslerin genel-temel nitelikte olması gerekir. Bunun için şu anda yedinci ve sekizinci sınıfı kapsayan Vatandaşlık ve İnsan Hakları dersi de bu açıdan yeterlidir. Çünkü gerçekten küçük yaştaki öğrencide genel bir mantık oluşturmaktadır. Zaten, asıl yetersizlik lisede verilen hukuk bilgisinin eksikliğidir.

2-Lisede Verilen Hukuk Bilgisi:

Liselerde dersler zorunlu ve seçmeli dersler olarak kategorize olmuştur. Yani gerek normal liselerde gerek öğretiminin yabancı dille yapıldığı liselerde olsun [36] , öğrencilere ortak genel kültür derslerini ve öğrencinin ikinci ve üçüncü sınıfta seçeceği alan derslerinin okutulması gerekir [37] . Hukuk fakültesini okumak isteyen birisinin Türkçe-Matematik bölümünü seçmesi gerekir. Aksi halde bu fakülteye girmesi zorlaşır [38] . Öğrenci ayrıca seçtiği alana göre bazı seçmeli dersler alır. Zaten tartışılmak istenen konu, burada kilitlenmektedir. Bu gün Türkçe-Matematik alanında birçok seçimlik ders vardır. Bunlardan biri de lise üçüncü sınıfta verilen hukuk dersidir [39] . Bu ders içeriğinde [40] Hukuk Hakkında Genel Bilgiler, Kişiler ve Ehliyetleri, Mülkiyet, Borç Hakkında Genel Bilgiler gibi üniteler vardır.

Bu dersin içeriği gerçekten öğrenciye hukuk bilgisini ana hatlarıyla anlatan bir durumdadır. Müfredat incelendiğinde konular hemen hemen Hukuk Başlangıcı dersinin konularına yakın hatta bu dersten daha kapsamlıdır. Ancak bu ders mevcut sınav sisteminde pek de öğrencilerin dikkatini çekmemiştir. Bu nedenle dersin işlenişi; örneklerle açıklanmalı ve öğrencinin aktif olarak derse katılması sağlanacak şekilde olmalıdır [41] . Bunun yanında öğretmen yetersizliği ve okul idarelerinin seçimlik dersleri kendilerinin belirleyici konumda olması, bu derslerin öğrencinin seçiminden uzak kalmasına yol açmıştır. Bu büyük bir eksikliktir. Çünkü hukuk fakültesine gelen öğrencinin, bu hedefi daha önceden belirlidir. Başka bir ifadeyle öğrenci Türkçe-Matematik bölümünü seçerek, hukuk fakültesini olası hedefleri arasına almıştır. O halde öğrenciye en azından istediği bölüme uygun olan seçimlik dersi seçme imkanı verilmelidir. Konumuzla ilgili olan hukuk dersi için bir öneri getirirsek; hukuk dersini verecek öğretmen açığı barolar tarafından seçilecek avukatlar sayesinde kapanabilir [42] . Bu çözümün alternatifleri de vardır. Mesela göreve yeni başlayan hakim ve savcıların yahut hukuk fakültesi olan illerde hukuk akademisyenlerinin en azından belirli liselerde bu derslere girmesi mümkün kılınabilir [43] . Bu dersler lise öğretmenlerimize Adalet Bakanlığının ve Milli Eğitim Bakanlığının ortaklaşa düzenleyecekleri kurslarda bilgi sahibi kılınan lise öğretmenleri tarafından da verilebilir. Hukuk dersi lise üçüncü sınıfta haftada iki saat olarak verilmektedir. Bu gerçekten yeterli olmamakla birlikte, az da değildir.

Ayrıca liselerdeki müfredatta bulunan felsefe, sosyoloji ve psikoloji dersleri gereksiz ve hafife alınan dersler haline gelmiştir. Halbuki, felsefe ve sosyoloji bilinmeden; bilim, ideoloji ve hukuk nasıl anlaşılabilir [44] ? Ciddi manada tarih ve edebiyat bilmeyen biri nasıl bir hukukçu olabilir?

Bunu belirtmek gerekir ki; hukuk öğrencisinin fakülteye girmeden önce genel bir hukuk mantığını elde etmesi gereklidir. Böylece hem üniversite okumaları kolaylaşacak hem de öğrenciler daha altyapılı olarak öğrenimlerini sürdürecektir. Bu hazırlıkların başlama yeri lise olmalıdır. Bunun için seçimlik ders sayısı arttırılmalı ve öğrenciye istediği seçimlik dersi seçebilecek ortam hazırlanmalıdır.

3-Hukuk Fakültesine Giriş:

Liseyi bitiren bir öğrencinin hukuk fakültesine girebilmesi için ilk olarak Öğrenci Seçme Sınavında (ÖSS) başarılı olması gereklidir. Hukuk Fakültesine giriş puanı yukarıda da belirtildiği gibi Türkçe-Matematik Puanı olarak belirlenir. Başka bir ifadeyle hukuk fakülteleri Türkçe-Matematik bölümündedir ve bu bölümün puanı esasına göre öğrenci almaktadır. Mevcut eğitim sistemimizde ÖSS'nin yapılması yerindedir. Çünkü her lisenin eğitimi bir olmayıp, dolaysıyla da öğrenciler eşit durumda değildir. Ancak ÖSS'deki konuların belirli olması öğrencileri eşit kılmasa da büyük farkları ortadan kaldırmaktadır. Ancak Hukuk Fakültesine girecek öğrencide bazı özelliklerin olması şarttır. Bunun iyi ölçülmesi için Hukuk Fakültesine girmek isteyen öğrencilerin bazı konulardan (edebiyat, tarih,sosyoloji, felsefe, konuşma tekniği vb) sözlü sınava tabi tutulması yerinde olacaktır. Bunun hukuk fakülteleri tarafından yapılması gayet uygundur.

Kısaca, ülkemizde bir öğrencinin hukuk fakültesine girebilmesi, ÖSS'de Türkçe-Matematik Ağırlıklı Puanının [45] yüksek olması gerekmektedir [46] . Bu şarttan başka bir şart aranmamaktadır [47] .

B-Hukuk Fakültelerinde Verilen Hukuk Öğretimi ve Dersler

Hukuk öğretimi reformu, hukuk öğrencisinin iyi seçilmesi, iyi yetişmesi ve düşünceyi rahatlıkla aktarabilme kabiliyetinin kazandırılması gibi bir ön şarta ihtiyaç duyar. Bu da öğrencinin iyi hukuk öğretimi görebileceği hukuk fakülteleri sayesinde olabilir. Aslında sorun sadece hukuk fakültesi ile bitmemektedir. Bir fakülte yanında yeterli akademisyene ve kütüphanelere ihtiyaç vardır.

Ülkemizde hukuk fakültelerinde verilen dersler hemen hemen aynıdır. Dersler tıpkı Almanya, İngiltere, Amerika, Fransa gibi ülkelerdeki gibi seçmeli ve zorunlu olmak üzere iki tiptedir. Başlıca zorunlu dersler; Hukuk Başlangıcı, Anayasa Hukuku, Roma Hukuku, Medeni Hukuk, Ekonomi, Maliye, Borçlar (Özel-Genel) Hukuku, İdare Hukuku, Hukuk Tarihi, Ceza (Genel-Özel) Hukuku, Vergi Hukuku, Hukuk Sosyolojisi, Hukuk Felsefesi, Eşya Hukuku, Ticaret (Kara-Deniz-Kıymetli Evrak-Sigorta) Hukuku, İdari Yargılama Hukuku, Medeni Usul Hukuku, Ceza Usul Hukuku, İcra-İflas Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, İş Hukuku, Adli Tıp, Devletler (Genel-Özel) Hukuku, Genel Kamu Hukuku, Rekabet Hukuku gibi derslerdir. Bunlar her hukuk fakültesinde okutulması gereken derslerdir. Ancak seçimi tamamen öğrencinin kendisine bırakılmış olan seçimlik dersler de vardır. Bunların önemlileri Kriminoloji, Basın Hukuku, Muhasebe, İstatistik, Arazi Hukuku, Noterlik Hukuku, İslam Hukuku, Fikri Sınai Haklar, Çevre Hukuku, İşletme Hukuku, Siyasi Tarih, Avrupa Siyasi Bütünleşme Tarihi, Hukuk Metodolojisi, Avrupa Birliği Hukuku, Askeri Ceza Hukuku, İnfaz Hukuku, İmar Hukuku, Tıp Hukuku, Adli Yazışmalar, Uygarlık Tarihi iletişim hukuku gibi derslerdir [48] . Yukarıdaki derslerin yanında birinci sınıfta okutulması zorunlu olan İnkılâp Tarihi ve Yabancı Dil dersleri de okutulmaktadır [49] .

Dersler genellikle yıllıktır. Ancak bazı fakültelerde dersler, dönemlik (yarıyıl sistemi) olarak da belirlenmiştir. Öğrenciler gördükleri derslerden her yıl belirli sınavlara girmektedir.

Öğrenci yönetmeliklerindeki dersin %70'ine devam zorunluluğuna karşın, hukuk fakültelerinin genelinde öğrenci sayısının çokluğundan fiilen yoklama alınamamaktadır. Yani derse devam öğrencinin inisiyatifine bırakılmıştır. Ülkemizde öğrenciler hukuk fakültesini genelde normal öğretim süresi olan dört yılda bitirmektedir. Bitiren öğrenciye lisans diploması verilmektedir.
Bugün özel üniversitelerdeki bazı hukuk fakülteleri hariç, hukuk fakültelerimizde kitle öğretimi yapılamaktadır. Hukuk fakültelerinin çoğunda kitap sıkıntısı vardır. Öğrenciler rahatlıkla araştırma yapamamaktadır. Ayrıca hukuk fakültelerinin ders programları incelendiğinde üçüncü sınıfa çoğu önemli dersler yığılmıştır. Hacimli dersler ise bölünmemiştir. Bu da öğrencinin işini zorlaştırmaktadır. Halbuki derslerin ağırlıklarına göre eşit dağıtılması gerekir.

Hukuk öğretimimizin durumu gelecek vaat etmemektedir. Bunun için önemli tedbirlerin alınması gerekir. Bu tedbirlerin alınması için henüz vakit geç değildir. Bu eksikler tamamlanırsa, yetişen öğrencilerin kalitesi artacak ve yetişen hukukçular sayesinde çağcıl hukuk sisteminin oluşması yanında hukuka güven de artacaktır.

V- Hukuk Öğretimimizin Eksiklikleri Üzerine Değerlendirme:

A-Genel Olarak, Hukuk Fakültelerinin Temel Problemleri

Hukuk öğretimi deyince aklımıza gelen ilk kurumlar hukuk fakülteleridir. Ülkemizde halen özel ve devlet üniversitelerine ait olmak üzere yirmi altı hukuk fakültesi öğretim faaliyetini sürdürmektedir. Bu ise her hangi bir Avrupa ülkesinde ulaşılmayacak bir sayıdır. Bu fakültelerin çoğunda ciddi bir akademisyen sıkıntısı vardır [50] . Bu da öğrencilerin yetişmesine doğrudan etkili bir eksikliktir [51] . Hukuk fakülteleri öğrenci sayısı fazla ve imkanları az fakültelerdir. Hukuk fakülteleri gideri az, kurulması ise kolay olduğundan, gerekli alt yapı yani akademisyen, kütüphane, bilgisayar gibi hukuk fakültelerinin temelini oluşturan şartlar oluşturulmadan kurulmaktadır. Bu yüzden öğrencilerin çoğu kaliteli öğrenim görmeden hayata atılmaktadır. Hukuk fakültelerinin çoğunda toplu öğretim yapılmaktadır. Yani öğrenciler büyük sınıflarda derslere katılmak zorundadır. Bu da gerek derslerin anlaşılmasını ve gerekse pratik çalışmaların verimli yapılmasının şartı olan diyalog ve tartışma ortamının oluşmasını engellemektedir. Bu durum öğrencilerin derslere olan ilgisini düşürmekte ve beraberinde ezberleyerek sınıf geçmek gibi sorunlar doğurmaktadır. Bunun için hukuk fakültelerinin sınıf sistemine geçmesi gerekir ve mevcut hukuk fakültelerinin rehabilite edilerek en fazla kırk kişilik sınıflar oluşturulmalıdır. Böylece hem öğrenci-akademisyen ilişkisi artacak hem de derslerin işlenişinde tartışma ve diyalog ortamı oluşacaktır.

Ülkemizde bir başka sorun ise hukuk fakültelerindeki öğrenci fazlalığı ve siyasi çıkarlar doğrultusunda sayısı gitgide artan özel ve devlet üniversitelerindeki hukuk fakülteleridir. Böylece hukuk öğretiminin kalitesi düşmekte; ayrıca yeterli öğretim kadrosu yetişmemektedir. Yetişen hukuk akademisyenleri ise ekonomik sebeplerden özel üniversiteleri tercih etmektedir. Bu da devlet üniversitelerdeki öğretim kadrosunu yetersiz hale getirmektedir. Bunun için de hukuk fakültelerinin bir kısmının kapatılması gerekir.

Kısaca öğretimi etkin hukuk fakülteleri için;
· Hukuk fakülteleri arasında uyum sağlanması için 'Hukuk Fakülteleri Birliği' kurulmalıdır. Böylece hem akademisyenler hem de öğrenciler arasında bilgi akışı hızlanacak ve kalite artacaktır.
· Belirli sayıda araştırma yapmayan hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. Özel üniversitelerin hukuk fakültesi açabilmesi daha da zorlaştırılmalıdır.
· Öğrencilerin, diğer hukuk öğrencileriyle irtibata geçebileceği teknik ortam hazırlanmalıdır.
· Bunun yanında okul kütüphaneleri tekrar gözden geçirilmelidir.
· Öğretim Elemanlarının yurt dışına çıkıp, yabancı dil öğrenme ve araştırma yapabilme olanakları arttırılmalıdır.

B-Özel Olarak, Öğrenim Süresi ve Kültür Dersleri Problemi, Eşgüdüm Sorunu , Dersler ve Akademisyen-Öğrenci İlişkisi

1-Öğrenim Süresi ve Kültür Dersleri Problemi:

Ülkemiz şartlarında verilen hukuk öğretimi, süresi ve niteliği açısından hiçbir Avrupa ülkesinde verilen hukuk öğretim şekline uymamaktadır. Bugün çoğu Avrupa ülkesi, hukuk öğrenim süresini en az beş yıl olmak üzere altı, yedi yıl ve daha fazla olarak belirlemiştir. Ancak bizde bu süre sadece dört yıl olup, verilen derslerin hemen hemen hepsi hukukla ilgilidir. Yani öğrenciyi hukuk derslerine hazırlayacak bir temel kültür sınıfı yoktur. Çoğu öğrenci birinci sınıfta sırf bu yüzden bocalamaktadır.
Bu sorunun çözümü için Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde olduğu gibi bir sistem düşünülebilir. Burada dört yıllık hukuk lisans öğretimi öncesinde iki yıllık hazırlık okutulmaktadır. Hazırlık döneminde öğretim Türkçe olmasının yanında kültür dersleri Fransızca olarak işlenmektedir. Sınıfın mevcudu ise yirmi beş kişiyi geçmemektedir. Belki bu sistemi uygulamak, ülkemizin bu şartlarında biraz zor olabilir. Ancak hukuk fakülteleri beş yıla çıkarılıp, ilk sınıfa hukukla ilgili kültür dersleri konabilir [52] .

Peki hukuk kültürü dersleri dediğimiz dersler nelerdir? Yani, ilk sınıfta öğrencilere hangi dersler verilmelidir? Bunlar kanımızca; Yabancı Dil, Felsefe, Sosyoloji, Tarih, Hukuka Giriş, Anayasa Hukukunun Genel İlkeleri, Medeni Hukuka Giriş, Hukuk Felsefesinin Temelleri, Edebiyat, Psikoloji, Konuşma Teknikleri, Temel Matematik, İktisada Giriş, Bilgisayar, Hukuk Terminolojisi dersleri olmalıdır [53] . Bunun yanında seçmeli olarak; Hukuk Metodolojisi, Siyasal Rejimler, Uygarlık Tarihi, Avrupa Siyasi ve Hukuki Tarihi vb hukuk kültürünü destekleyici dersler konulmalıdır [54] .

Hukukçunun saygınlığı sadece, hukukî bilgisinden dolayı değil, gelişmiş genel kültüründen dolayıdır. Bu da ancak hukuk fakültelerindeki köklü değişiklikle meydana gelebilir.

2-Dersler:

Hukuk Fakültelerinde dersler ağırlıklarına göre eşit dağıtılmış değildir. Mesela hacimli derslerden olan Eşya Hukuku dersinin bölünmesi gereklidir. Ancak böylece bu kapsamlı derslerin anlaşılması kolaylaşır. Ayrıca şimdi ayrı ayrı sınıflarda okutulan Usul Hukuku derslerinin bir sınıfta toplanması öğretim açısından faydalı olacaktır. Yani İdari Yargılama Hukuku, Ceza Usul Hukuku, Medeni Usul Hukuku dersleri dördüncü sınıfa toplansa staj açısından çok faydalı olur. Miras Hukuku, Genel Kamu Hukuku, Hukuk Sosyolojisi ve Felsefesi derslerinin birinci veya ikinci sınıfta işlenmesi bu derslerin yapısına uygun olacaktır. Böylece ders yükü dağılacaktır. Yukarıda belirttiğimiz gibi öğrenim süresi beş yıla çıkarılır ise, ikinci sınıfta Ceza Hukuku, Borçlar Hukuku derslerinin bir bölümüne yer verilebilir böylece üst sınıflardaki ders yükü de azalacaktır.

Bunun yanı sıra Amerika ve Avrupa'daki hukuk öğretiminde büyük yer tutan seçimlik derslere maalesef ülkemizde yeterli önem verilmemiştir. Bunun sebebi ise ülkemizde Hukuk Fakültelerindeki müfredatlarda zorunlu derslerin büyük yer tutmasıdır. Gelişen dünyamızın ihtiyaçlarını karşılayacak hukukçu yetiştirmek için seçimlik derslerin niteliği ve konumunun gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özelikle Sanat Tarihi, Sosyal Antropoloji, Kadın Hukuku, Petrol Hukuku, Uzay Hukuku, Siyaset Teorisi, Patent Hukuku, Bilişim Hukuku (İnternet Hukuku), Uluslararası Politika gibi derslerin müfredata alınması gerekmektedir.

Ayrıca hukuk öğrencileri, okul sonrası uygulamaya adapte olmakta güçlük çekmektedirler. Öğrencilerin uygulamaya yabacı kalmamaları için okullarda hayali mahkemeler kurulmalıdır. Ya da Adalet Bakanlığı İle irtibata geçilip, öğrencilerin 'Mahkeme Uygulamaları' adı altında düzenli ve denetimli şekilde adliyelere gitmeleri sağlanmalıdır.

3-Eşgüdüm Sorunu:

İyi hukuk öğretimi, fazla hukuk fakültesi açmak ile doğru orantılı değildir.

Ülkemizdeki Hukuk Öğretiminde yapılan temel bir yanlış ise açılan hukuk fakülteleri ile rekabetin artacağı ve kalitenin yükseleceğine inanılmasıdır. Halbuki rekabet, güçlü kurumların işidir. Örneğin Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile yeni açılan bir hukuk fakültesi arasında rekabet beklemek hem akıllıca değil hem de boşa zaman kaybıdır. Bunun yerine kaliteli hukuk öğretimi veren hukuk fakültelerine ekonomik imkanlar sağlanarak, mevcutları arttırılmalıdır

Hukuk bütünsel bir kalkınmayı içermez ise ciddi bir sorun çıkar ki bunun içeriğinde toplumun, hukuka olan güvenini yitirmesi vardır. Bu da toplumda beraberinde bir çöküntüyü getirir. Bu sorunun çözümü ise kaliteli hukukçu yetiştirmekle olur.
Kanaatimizce iyi hukukçu yetiştirmek için hukuk fakülteleri arasındaki imkan eşitsizliğinin giderilmesini gerektirir. Bu eşgüdüm eksikliğinin sonucu olarak da hukuk fakülteleri arasında büyük farklar meydana gelmiştir. Halbuki hukuk fakülteleri arasında bir koordinasyon olsa hukuk öğretiminde daha toplu ve geniş tabanlı bir yükseliş sağlanmış olur ki, bu da beraberinde gerçek kaliteyi getirir. Böylece bütünsel kalkınma gerçekleşir.

Hukuk fakülteleri arası eşgüdümün bir parçası olmak üzere tüm hukuk öğrencilerinin sorunlarını masaya yatıracağı ve teklifler getireceği bir platform oluşturulmalıdır. Böylece fakülte yönetiminde öğrenciler daha etkin hale gelecektir.

4- Akademisyen-Öğrenci İlişkisi:

Gerek mevcut fazlalığı , gerekse benimsenen toplu öğretim sisteminin sonucu olarak hukuk fakültelerinin genelinde akademisyen ve öğrenci arasında bir irtibat kopukluğu vardır. Bu yüzden hukuk akademisyenlerinin, öğrencilerine ilişkin değerlendirmeleri sadece sınav kağıtlarına bağlanmıştır. Bunun önüne geçmek için öğrencilere en azından dönemlik ve aylık araştırma ödevleri verilmelidir. Böylece öğrencinin derse olan ilgisi artacaktır. Ayrıca bazı öğrencilere okulda seminer verdirilmelidir. Bu vesile ile öğrenciler arası rekabet teşvik edilecek, bu da beraberinde kaliteyi getirecektir.

Öğretim elemanları yaptıkları araştırmalarda öğrencileri de kullanmalıdır. Böylece araştırma görevlisi olmak isteyen öğrenciler hem çekirdekten yetişecek hem de akademisyenler ilerde çalışacağı öğrenciyi iyi tanıma fırsatını yakalayacaktır. Araştırma görevlisi-öğrenci ilişkisi daha arttırılmalıdır. İngiliz Hukuk Öğretiminde büyük önemi olan tutor [55] sistemine benzer bir yapı uygulanmalıdır. Böylece öğrencilerin mesleki eğilimleri daha iyi belirlenecektir. Bu sistem sayesinde öğrenci, ders konusundaki sorunlarını çözmektedir. Bu da öğrenciyi verimli hale getirecektir. Ülkemizde buna benzer bir sistem uygulanmaktadır. Danışman Akademisyenlik olarak adlandırılan bu sistem işlerliğini kaybetmiştir. Danışmanlık sisteminin gözden geçirilmesi gerekir.

*Bu yazı; Türkiye Barolar Birliği'nin Türk Hukukçuları arasında düzenlediği 'Türkiye'de Hukuk Eğitimi ve Geleceği' konulu yarışmada birinci seçilen, 'Hukuk, Hukukçu ve Hukuk Öğretimi Üzerine' adlı eser esas alınarak hazırlanmıştır.

Av. Cüneyd ALTIPARMAK

Makalenin kaleme alındığı dönemde yazar, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dördüncü Sınıf Öğrencisi ve Hukuk, Hukukçu ve Hukuk Öğretimi adlı eserin yazarıdır.

dipnotlar

[1] Meydan Larousse c.9 s.224.

[2] ÇELEBİCAN, Özcan. 'Açılış Konuşması' Hukuk Öğretimi Sempozyumu, Ankara-1993 s.3vd

[3] POYRAZ, Nuri. 'Hukukun Üstünlüğü Kavramı ve Ülkemizdeki Uygulama Sorunları' Yeni Türkiye, Yargı Reformu Özel Sayısı, sayı:10 1996 s.339

[4] ÖZÖN, M. Nihat, Osmanlıca-Türkçe Sözlük, İstanbul-1987 s.334

[5] HATEMİ, Hüseyin, Medeni Hukuka Giriş, İstanbul-1997,s.28

[6] BOZKURT, Gülnihal. 'Türkiye'de Hukuk Eğitiminin Tarihçesi' in: Hukuk Öğretimi Sempozyumu,

Ankara-1993s.51

[7] UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı. Ankara-1988 s.19-21. Ayrıca okutulan derslerin içeriği için bkz: UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, s23-31 ve 39vd

[8] FENDOĞLU, Hasan Tahsin, Türk Hukuk Tarihi (Türk Devlet ve Anaysa Hukuku, Mülkiyet ve Kişinin Hukuku Tarihi) İstanbul-2000 s.406-407. Ayrıca geniş bilgi için bkz: ÜÇOK, Coşkun-MUMCU, Ahmet, Türk Hukuk Tarihi, Ankara 1987 s.231vd

[9] FENDOĞLU, s.380

[10] BİLGE, Mustafa, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul-1984 s.6

[11] KAZICI, Ziya, İslam Tarihi, İstanbul-1997 c.11 s.376

[12] UZUNÇARŞILI, s.1-3

[13] Osmanlının geçmiş zamanında okutulmayan bazı dersleri de içinde barındıran bu medrese yapı itibariyle bir üniversite gibi olup adeta Fakültelere bölünmüştü. Bunlar başlıca; Hukuk, Tıp, Edebiyat, Hadis İlmi gibi Fakültelerdi. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: UZUNÇARŞILI,s.33vd)

[14] Osmanlı'da medreselerin öğrenim sırası vardır. Medreseler sırasıyla (bitirme sırasına göre) verilmiştir:

1-İbtida-i Hariç Medreseleri 2- Hareket Hariç Medreseleri 3-İbtida-i Dahil Medreseleri 4-Harekerti Dahil Medreseleri 5-Musıla-i Sahn Medreseleri 6-Sahn-ı Seman Medreseleri 7-İbtida-i Altmışlı Medreseleri

8-Hareket-i Altmışlı Medreseleri 9-Musıla-i Süleymaniye Medreseleri 10- Süleymaniye Medreseleri 11- Daru'l Hadis Medreseleri

[15] AKYÜZ,Yahya, Türk Eğitim Tarihi Ankara-1989 s.88-89; ALTIPARMAK Ömer Faruk, 'Düşünsel Açıdan Osmanlı'nın Çöküşünü Hazırlayan Sebepler' in: HR.Ü.İ.F Dergisi sayı:III Şanlıurfa-1997 s.358

[16] ORTAYLI, İlber, 'Tarihi Temelleriyle Hukuk Eğitimimiz ve Adliye Mektebimiz' in:Yeni Türkiye, Yargı Reformu Özel Sayısı, sayı:10. 1996 s.920

[17] Tanzimat dönemindeki hukuksal reform hareketleri için bakınız: VELDET, Hıfzı, Tanzimat Cilt 1 -Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul-1999, in: ' Kanunlaştırma hareketleri ve Tanzimat' s. 165-205

[18] BOZKURT, Gülnihal s.54

[19] ORTAYLI, İlber, s.922

[20] BOZKURT, s.55

[21] Ayrıntılı bilgi için bkz: MUMCU, Ahmet, Ankara Adliye Hukuk Mektebinden, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne, Ankara-1977 s.7)

[22] BOZKURT, Gülnihal, s.60

[23] Prof. Dr Walter SCHÖNBERN Kamu Hukuku Dersine, Prof. Dr. Friedrich HOFMANN İktisat Dersine Prof. Dr. Anton FLECK Maliye Derslerine Prof. Dr. Erich NORD ise Avrupa Medeni Hukuku derslerine giriyordu.

[24] MUMCU, Ahmet, Ankara Adliye Hukuk Mektebinden, s.16.

[25] Bina, kütüphane, kitap vb araç gereçlerin yanısıra yeterli öğretim kadrosu da yoktu.

[26] Bu ibareler Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara Hukuk Mektebinin açılmasından önce çektiği telgraftaki ibarelerdir.

[27] BOZKURT, 62-63

[28] HİRSCH, E. Ernst, Anılarım, Ankara-2000, s. 337-348 (TÜBİTAK Yayınları- Çeviren: Fatma SUPHİ).

[29] Tüm Üniversiteler 1981 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığına bağlı iken, aynı yıl çıkarılan 2547 sayılı kanun ile Yüksek Öğretim Kuruluna bağlandı.

[30] BOZKURT, Gülnihal, s.64

[31] YÜCE, Turhan Tûfan, Yargı Reformunun Çeşitli Sorunları İçinde "Hakim", in:Yeni Türkiye, Yargı Reformu Özel Sayısı, sayı:10 1996 s.888; Meydan Larousse Ansiklopedisi s.224

[32] VURAL, Mehmet, İlköğretim Okulu Programı, s.577, Erzurum-1999

[33] VURAL, Mehmet, s.578-580

[34] VURAL, Mehmet,.581-584

[35] Tabi mesleki yönlendirme hukuk dışındaki bölümler içinde geçerli olmalıdır. Özellikle lisede en azından bu yoğun olarak yapılmalıdır.

[36] Mevcut Üniversiteye giriş sistemimizde bu tip liselerin Hukuk Fakültelerine girme oranı yüksek olduğu için bu liseler üzerinde durmak uygun olacaktır.

[37] Hukuk Fakültesine girişte hesaplan puan türüne göre lise birinci, ikinci ve üçüncü sınıftaki Türkçe matematik bölümünün Ortak Genel Kültür Dersleri: Lise İkinci Sınıf: (Bu sınıfta öğrenci alan seçmiş yani Türkçe- Matematik alanındadır): Türk Dili Edebiyatı, Din Kültür Ahlak Bilgisi ve Milli Güvenlik, Lise Üçüncü Sınıf: Türk Dili Edebiyatı, Din Kültür Ahlak Bilgisi, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Felsefe.

Türkçe matematik bölümünün Alan Dersleri (Alan seçimi lise ikinci sınıfta yapıldığından alanla ilgili zorunlu dersler bu bölümde başlar): Lise İkinci Sınıf: Edebi Metinler, Psikoloji, Türkiye Coğrafyası, Matematik, Geometri, Türk Edebiyat Tarihi, Matematik, Geometri. Lise Üçüncü Sınıf: Edebi Metinler, Türkiye Beşeri Ve Ekonomik Coğrafyası, Matematik, Geometri

[38] Mesleki Liseleri kategorisinde olan Ticaret Liselerinin müfredatında Ticaret Hukuku, Vergi Hukuku, Hukuka giriş gibi dersle zorunlu olarak okutulmaktadır. Ancak mevcut sına sisteminde Meslek Lisesi çıkışlıların, hukuk fakültesine girmesi zordur ve hatta imkansızdır.

[39] Lise Ders Programı Cilt:I, Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul -1998

[40] Ders İçerikleri İçin Bkz: Lise Ders Programı Cilt:III, Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul -1998 s.1426-1427

[41] M.E.B. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Karar Sayısı:26 Tarih:11/1/1994, Dersin Uygulanması Hakkında Açıklamalar Bölümü.

[42] Örneğin; Lise ikinci sınıftaki Milli Güvenlik Derslerine askerler girmektedir. Bu gayet mantıklı bir yapıdır.

[43] Bu liselerin sınavla öğrenci alan liseler (Anadolu Lisesi, Fen Lisesi vb liseler) olması doğaldır.

[44] DİNÇER, Güven, 'Hukuk Fakültelerinde Lisans Öğretimi Hakkında Düşünceler' in: Hukuk Öğretim Sempozyumu s.84.

[45] Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezinin her yıl yayınladığı ÖSS Kılavuzu ve Tercihler Kılavuzları.

[46] Örneğin, Almanya'da hukuk fakültelerine girecek öğrencilerde bazı özel şartlar aranmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise hukuk fakültesine girecek öğrencinin 'College' denilen bizdeki Yüksek okulu benzeri bir okulu bitirmesi ve Almanya'daki gibi bazı özel şartları taşıması gerekmektedir.

[47] Böylesine yüksek bir puan alma şartı son dört-beş yılda Vakıflara bağlı kurulan 'Özel Üniversiteler' tarafından bertaraf edilmiştir. Böylece hukuk fakültesini okumak diğer ülkelerden daha kolay hale gelmiştir.

[48] Bu bilgilere Hukuk Fakültelerinin Resmi Web Sitelerinden ulaşılmıştır.

[49] Geniş bilgi için bkz:KARAYALÇIN,Yaşar, Hukukta Öğretim-Kaynaklar-Metod-Problem Çözme, Ankara-2001(Bankacılık Ens.Yay.)

[50] Mesela aynı ilde bulunan devlet ve özel üniversitelere bağlı hukuk fakülteleri arasında öğretim elemanları ders ücreti karşılığı derse girmektedir. Ancak büyük iller dışındaki açık halen devam etmektedir. Bu sorunun ortadan kalkması için her hangi bir çalışma yoktur.

[51] Bilgi için bkz: Üniversitelerimizin Gelişmişlik Durumu, Başbakanlık Yayınları ,Ankara-1996

[52] Yada dört yıllık lisans öncesi bir yıllık hazırlık sınıfı da öngörülüp, hukuk kültürü dersleri bu sınıfta işlenebilir. Böylece benzer bilim dallarındaki (iktisat, kamu yönetimi, maliye, işletme, uluslar arası ilişkiler vb.) öğrencilerle aynı çatı altında olma ve irtibat kurma imkanı sağlanabilir.

[53] Burada temel amaç öğrenciyi hukuk fakültesinin yoğun temposuna hazırlamak ve ön bilgilerle donatılmasını sağalmaktır. Ayrıca öğrencinin genel kültürü gelişecek genel hukuk mantığını elde edecektir.

Ayrıca imkanlar çerçevesinde akademik yabancı dil öğretilmesi sağlanmalıdır.

[54] Ders içerikleri olara da hazırlık sınıfına; hukuk sistemlerini tanıtan, Avrupa birliği hakkında genel bilgiler veren, dünya ve ülkemizdeki siyasal ve ekonomik gelişmeleri inceleyen derler bulunmalıdır. Ayrıca Ülkemizin Jeo-politik konumuyla ilgili olarak Orta doğu ülkelerinin ve komşu ülkelerin siyasi tarihlerini ve yönetim biçimleri ile ilgili dersler konmalıdır.

[55] İngililtere'de; üniversitede öğrencinin başı boş kalmaması için oluşturduğu bir sistem vardır ki buna 'Tutorial System' denir. Bu sistem sayesinde öğrenci 'tutor' diye adlandırılan bir öğretim üyesinin yönetim ve denetimi altına verilmiştir. Öğrenci haftada en az bir saat tutor ile görüşüp, haftalık derslerinin işleniş ve çalışması hakkında değerlendirme yapmak zorundadır. Tutor öğrenciyi denetler ve ödevler verir. Tutor sadece öğrencinin ders açısından sorunlarını değil, aynı zamanda psikolojik,sosyal ve ilgili konularda da öğrenciyi dinler ve yol gösterir.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler