Fatura akdin şartlarını tespit eden değil, tespit edilmiş olan şartların bir kısmını gösteren ve bunları belirli şartlarda tevsik eden bir belgedir.

Fatura,  tacirin ticari işletmesinin temel işlemelerini (bir mal satması, imal etmesi, bir iş görmesi ve bir menfaat temin etmesi gibi) belgelendiren, işlemlerinin takibini sağlayan, muhasebeleştirilen kayıtların tevsi- kinde, kazancı halinde vergilendirilmesinde ve işlemlerini gerek maliyeye gerekse ihtilaf halinde işlem yaptığı kimselere karşı ispatta delil olarak kullanılan bir belge niteliğindedir. 1

Fatura akdin şartlarını tespit eden değil, tespit edilmiş olan şartların bir kısmını gösteren ve bunları belirli şartlarda tevsik eden bir belgedir.

Açık fatura ticari hayatta bedeli ödenmemiş faturayı ifade etmektedir. Faturanın açık veya kapalı olması hukuki açıdan farklılık arz etmektedir. 

Vehbi Koç’un başkan olduğu Ankara Ticaret Odası Oda Meclisi 1948 yılında açık/kapalı fatura konusunda piyasaları düzenleyici bir karar ortaya koymuştur. 

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından İs- tanbul Ticaret Odası’na hitaben yazılan 03 Nisan 2009 tarih ve 1879 sayılı yazıda “Bilindiği üzere Türk Ticaret Kanununda “açık fatura” ve “kapalı fatura” konuları hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.2  Bu kavramlar “ticari örf ve adet” hukukunun gelişimiyle doğmuştur. Buna göre peşin olan satışlarla veresiye satışları birbirinden ayırt etmek üzere başlatılan “açık fatura” ve kapalı fatura” uygulamaları zaman içinde bir örf ve adet kuralı haline gelmiştir. 

Bu kapsamda, Bakanlığımıza yapılan başvurularda; açık faturadan fatura bedelinin  ödenmediği,  kapalı faturadan ise; fatura bedelinin ödendiği anlaşılması gerektiği hususlarında örf ve adet talepleri Bakanlığımızca uygun görülmüştür. Nitekim, Yargıtay’ın bir çok kararında açık fatura- kapalı fatura kavramı kabul edilmiş, açık faturanın bedelinin ödenmediğine,  kapalı faturanın da bedelinin ödendiğine  karine teşkil edeceği görüşü benimsenmiştir.”

Açıklamasıyla açık fatura- kapalı fatura kavramları bu sayede netleşmiştir. 

21.12.1948 tarih ve 6 Nolu Ankara Ticaret Odası’nın teamül kararı (Ankara Ticaret Odası Teamül kararları, Ankara 1968, s.7)na göre pulun faturanın üst kısmına yapıştırılarak imzalanması halinde açık fatura söz konusu olmaktadır.”

Açık faturaya ilişkin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 11.03.2002 tarihli ve 2002/636 E., 2002/2380 sayılı kararı şu şekildedir :

“Davacının ibraz ettiği fatura açık fatura olup davacı tarafından tek taraflı düzenlenmiş bir belge olduğundan tek başına satım ilişkisini ispata yeterli  değildir.  Faturada  belirtilen  malların  davalıya  teslim edildiğini, yazılı bir belge ile isnat edilmediğinden, davacının iddiasını ispat ettiği söylenemez. “

Bu konuya ilişkin diğer bir karar ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

23.03.1988, 1988/6471 E. ve 1988/1267 K. sayılı kararı ise şu şekildedir:

“Taraflar  arasındaki davadan dolayı Antalya 2. Sulh Hukuk Hakimliğince  verilen hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili, müvekkilinin, davalıya sattığı mal karşılığı (256.921.TL) alacaklı olduğu halde yapılan takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek bu paranın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili ise müvekkilinin faturada gösterilen malı teslim aldığını, ancak bedelini ödediğini bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkeme; toplanan delillere göre, davalının aldığı malın bedelini ödediğine dair yazılı belge ibraz edemediği gerekçesi ile ( 256.921 TL ) nın davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar vermiştir. Hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

BK’nın 182. maddesi hükmünce alım satımlarda  her iki tarafın borçlarını aynı zamanda ifa etmiş olmaları yolunda bir ilke kabul edilmiş ise de; malın davalıya reslimi 8.1.1986 tarihinde yapılmış olmasına rağmen davacı tarafından düzenlenen 11.1.1986 tarihli  faturanın kendisine tebliğ edilmiş olduğu davalı tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır.  Fatura,   açık  fatura   niteliğinde olduğundan bunu tebellüğ  eden davalının TTK. 23/2 nci maddesine göre  8 gün içinde  bir  itirazda bulunmadığından böylece  mal bedelinin  ödenmediğini de kabul etmiş  durumuna düşmüştür. bu sebeple bedelin ödendiğini ispat,  davalıya ait olacağından ve davalı da bu hususu ispat edemediğinden davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan  nedenlerle  davalı vekilinin  temyiz itirazlarının  reddi ile hükmün ONANMASINA, ( ... ) 2.3.1988 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” 

Vergi Usul Kanunu Faturanın Nizamı başlıklı 231. maddesinin 5. bendinde “ Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenlenir.” denmektedir. 

Faturanın ispat gücünün ana hatları ve kriterleri Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarihli, 2001/1 E., 2003/1 K. Sayılı kararında belirleyici olarak açıklanmıştır.

“Türk Ticaret Kanunu’nda fatura tanımlanmamıştır.  Vergi Usul Ka-nunun 229. maddesinde yer alan tanımlama  ise: Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir.

Böylece Fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri  gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.

Ticaret Kanunu’nda ve Vergi Usul Kanunu’nda fatura ile ilgili başkaca düzenlemeler de bulunmaktadır.

Nitekim, Vergi Usul Kanunu’nun 232. maddesinde; fatura düzen- lemesinin hangi hallerde ve kimler için mecburi olduğu hususunda düzenleme yapılmıştır.

Diğer taraftan, Türk Ticaret  Kanunu’nun 23. maddesinin birinci fıkrasında; “Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” denilmekte, ikinci fıkrasında da; “Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.” hükmü yer almaktadır.

Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura  düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında  akdi  bir  ilişkinin  bulunmasının gerekli  olduğu  olgusudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteli- ğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil, taraflar ara- sında yapılmış bir satım, hizmet istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz  edilmemesinin  TTK’nın 23/2. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez.

Kısacası; TTK’nın  23. maddesinin 2. fıkrası uyarınca gönderilen faturaya sekiz gün içinde  itiraz olunmaması halinde  fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin aynı  maddenin  ikinci fıkrasına göre  ticari işletmesi icabı  mal satmış,  imal  etmiş  yada iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak  da; esnafın gönderdiği  fa- turaya itiraz  olunmaması  fatura içeriğini  kabul etme sonucunu doğurmaz.

TTK’nın 23. maddesinin 2. fıkrası hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında  ifaya  yönelik  bir  ispat  aracı  olduğu,  süresinde  itiraz edilmemekle münderecatından sayılan  hususlar yönünden  düzenleyen  lehine,  adına fatura  düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik  bir düzenlemeyi ortaya  koymaktadır.

Ne var ki, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi fa- turayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir.

Faturanın  adına  tanzim  edilen  aleyhine  ispat  vasıtası  olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK’nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen  ve yukarıda ayrıntısı  açıklanan  bu karine- den kaynaklanmaktadır.  buna göre; fatura  düzenleyen  tacirin alınan  karineden  yararlanabilmesi için  fatura  tanzim  edenle, adına fatura  tanzim  edilen arasında  akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak  düzenlenmesi gerekir. fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan  öncelikle temel  bir  borç  ilişkisinin bulunması  gerekir. TTK’nın 2 ve 3. fıkrasındaki karine  aksi  ispat edilebilen adi bir  karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.

Hemen burada faturanın münderecatının  (zorunlu  içeriğinin)  ve şekil şartlarının  ne olduğunun ve ardından da olağan içerikten (mutad münderecattan)  ne anlaşılması gerektiğinin  açıklanması yararlı olacaktır.

Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanu- nu’nda özel bir hüküm bulunmamakta,  anılan yasanın 23. mad- desinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir.

Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu’nda yer almaktadır.

Vergi Usul Kanunun 230. maddesi faturada en az bulunması gereken bilgileri;

1 . Faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası;

2 . Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası;

3 . Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası;

4 . Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı;

5 . (3239 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesiyle değişen bent) Satı- lan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, (Malın alıcıya tes- lim edilme üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırdığı hal- lerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının, taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.)

Malın, bir mükellefin birden çok iş yerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği  hallerde de, malın  gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gerekir. Bu bentte yazılı irsaliyeler hakkında fiyat ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, bu madde hükmü ile 231. madde hükmü irsaliyelerde malın nereye ve kime gönde- rildiği ayrıca belirtilir.

Şu kadar ki nihai tüketicilerin  tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları malları kendilerinin taşıması veya taşıttırması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsaliyesi aranmaz.)” şeklinde sıralanmıştır.

Vergi Usul Kanunu’nun 230. maddesi yukarıda açıklandığı üzere asgari zorunlu unsurları beş madde halinde belirlemiştir. Madde metninden  açıkça anlaşılacağı  gibi sayılan bu zorunlu unsurlar aynı zamanda olağan (mutad)  içeriğin ne olduğu da ortaya koymaktadır.

Böylece görülmektedir  ki, fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK’nın 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak söz- leşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda -ki buna muhatabınca itiraz edilmesi dahi- bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.

Nitekim,  kuruldaki tartışmalar  sırasında TTK’nın 23/2. maddesi hükmündeki kariyerin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği, mutad içeriğin ifa ile ilgili hususlarla sınırlı olduğu kabul edilerek, faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran  kayılar konul- duğu taktirde, olağan (mutad) olmayan bu hususlara faturayı alanın süresince itiraz etmemesi durumunda bu kayıtlarla sorumlu olmayacağı benimsenmiştir.

Buna ek olarak;  Faturayı  alan kişinin  tacir  olmaması  halinde özellikle tüketiciyi koruma amacıyla ekonomik yönden daha kuvvetli olan tacir (satıcı vs.) karşısında alıcının korunması gerekti- ği; faturaya konulan vade farkı kaydına alıcının sekiz gün içinde itiraz etmemesi durumunda faturayı düzenleyen tacirin TTK’nın 23/2. maddesindeki  karineden  yararlanamayacağı,   faturadaki vade farkı kaydına itiraz edilmemesinin sonuç doğurmayacağı da kabul edilmiştir.

Her ne kadar görüşmeler sırasında vade farkının malın bedeline dahil olan bir unsur olduğu görüşüyle fatura kapsamı içinde düşünülmesi gerektiği ve bu kaydı içeren faturaya itiraz edilmeme- sinin faturayı düzenleyen tacir lehine bir karine yaratacağı ileri sürülmüşse de bu görüşe çoğunluk, aşağıda vade farkı ile ilgili açıklamaların ardından ayrıntısı belirtileceği üzere sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran nitelikteki vade farkının başta belirlenen bedel kapsamında düşünülmeyeceği ve faturanın zorunlu unsurlarından ve olağan içeriğinden sayılamayacağı gerekçesiyle katılmamıştır.

Fatura düzenleyen tacirin TTK’nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatu- ra tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Fatura  sözleşmenin  kurulması  safhasıyla ilgili  olmayıp  ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK’nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. TTK’nın 23/2. maddesi gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz  edilmesi durumunda fatura mündere- catının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.

Kuruldaki tartışmalar  sırasında TTK’nın 23/2. maddesi hükmündeki karinenin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli  olması gerektiği  mutad içeriğin  ifa ile ilgili  hususlarda sınırlı olduğu kabul edilerek faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar konulduğu takdirde olağan (mutad)  olmayan bu hususlara faturayı alanın süresinde itiraz etmemesi durumunda anılan kayıtlarla sorumlu olmayacağı benimsenmiştir.

Hemen bu karinede yer alan fatura münderecatından maksat ne- dir? Sorusu akla gelmektedir. Zira Türk Ticaret Kanunu’nda fatura münderecatının ne olduğu ilgili bölümlerde de açıklandığı üzere açık olarak düzenlenmiş değildir. Böylesine önemli bir karineye esas teşkil eden fatura münderecatından neyin kesildiği konusundaki yasal boşluğu Vergi Usul Kanunu’ndaki hükümler gözetilerek doldurulabileceği  açıktır. Vergi Usul Kanunu’nun 230. maddesindeki tanımdan yola çıkarak bu sorunun çözümü, devamla da “İçti- hatların birleştirilmesi konusunu teşkil eden vade farkı faturanın zorunlu içeriğinden midir?” sorusunun cevabını aramak gerekir.

Kurulca; vade farkının mal ve hizmet bedelinin ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar yani mal veya hizmetin  yeni fiyatı olduğu, sonucuna varılmıştır.

Bunun gerekçesi de şudur: yukarıda da açıklandığı üzere fatura da olmazsa olmaz beş unsur mevcuttur ve vade farkı bu unsurlar arasında satılmamıştır.

Türk ticaret  Kanunu’nun 23/2. maddesinin faturanın olağan içeriği (mutad münderencatı)  hakkında geçerli  olması gerektiği  ve bunun ifa ilgili hususlarla sınırlı olduğu uygulamada baskın görüş olarak kabul edilmektedir. Vade farkı ise ifa aşaması ile ilgili değildir. burada ifa zamanında ileri sürülse dahi sözleşmeyi değiş- tiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların ifa ile ilgili olmadığı açıktır.

Sonuç olarak, faturanın sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK’nın 23/2. maddesine göre süresinde  itiraz olunmamak  suretiyle kabul  edildiği  varsayılan fatura  içeriği ancak sözleşmenin ifa  safhasıyla ilgili olarak faturada  yer  alması olağan  sayılan  satılan  malın  cinsi,  veya yapılan  işin  adedi, türü  bedeli gibi  hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına  ilişkin kayda itiraz  edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinde olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı;  faturadaki vade farkı uygulanır ibaresinin yazılma- sı halinde TTK’nın 23/1. maddesindeki karinenin uygulama alanı bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin  de ona sözleşme niteliği  vermeyeceği  kabul edilmiştir.

Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (be- delin belli bir sürede ödenmesi halinde vade farkı ödenir.) ibare- sinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK’nın 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi  halinde bu durum  sadece fatura  münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının  davalı yanca kabul edildiği  ve istenebi- leceği anlamına  gelmeyeceğine  27.06.2003 tarihli ilk toplantıda üçte iki çoğunlukla karar verildi.

Yukarıdaki karadan anlaşılacağı üzere;  taraflar arasında temel borç ilişkisi bulunması faturanın düzenlenme sonucunu doğurmaktadır. Fatu- ra sözleşmenin ifa safhası ile ilgili olup mutlaka bir sözleşmeye dayanma- lıdır. (Bu sözleşme yazılı veyahut sözlü olabilir) Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi iliş- kinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkarı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını kanıtlaması gerekir.

A) FATURANIN İSPAT AÇISINDAN İNCELENMESİ

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Tacir Olmanın Hükümleri Başlığı altında 21. Madde de bulunan “Fatura ve Teyid Mektubu” Kanunkoyucu tarafından:

“(1) Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş gör-müş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.

(2)  Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği  hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

(3) Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların  içeriğini  doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır. ”

şeklinde kaleme alınmıştır.3

Maddede görüleceği üzere; Türk Ticaret Kanunu’nun 21. Maddesinin 2.Fıkrası “Faturaya İçeriğine İtiraz”ı konu edinmiştir. İçerik ile kastedilen faturanın muhteviyatında yer lan her şeyi kapsar biçimde anlamak ge- rekir; faturanın ihtiva ettiği satılan malın veya alınan hizmetin açıklaması ve bu mal veya hizmetin tutar ve/veya faturanın tarihi ile ilgili de olabilir.

Bütün bu bilgilerin tamamının yapılan ticari ilişkinin kağıda dökülmüş hali ile tam uygunluğu halinde fatura içeriğinin tam olarak doğru olduğu kabul edilebilir.

Fatura normal olarak tanzim edilen aleyhine yazılı delillerdendir. Zira bu halde fatura ispat hukuku bakımından senet mahiyetindedir ve kati delil teşkil eden yazılı ispat vasıtası durumundadır. Bu bakımdan faturayı tanzim eden için, ispat hukuku yönünden aleyhine kullanabilecek bir se- net olarak nitelendirmek mümkündür. bir kimsenin düzenlemiş olduğu belgenin kendi lehine (senet) delil sayılması kural olarak mümkün değil- dir. Ticarî defterlerin sahibi lehine delil olması (Mülga TTK.m.85) (6172 sayılı Türk Ticaret Kanununda karşılığı bulunmamaktadır.)bu kuralın bir istisnası olduğu gibi, fatura da belirli şartlar altında bu kuralın bir diğer istisnasını teşkil eder. Şöyle ki, fatura adına düzenlenen tarafından defterlerine kaydedilir veya delil olarak faturaya dayanılır yahut bunlara benzer bir şekilde adına düzenlenen tarafından fatura muhteviyatı zımnen kabul edilirse veya (Mülga TTK.m.23 ) (6172 sayılı Türk Ticaret Kanunu 21.Madde) hükmünün uygulanabildiği hallerde de faturayı alan kimse (tacir) 8 gün içinde fatura muhteviyatına itiraz etmezse, adına fatura dü- zenlenen tacirin de iradesini açıklayıcı bir niteliğe sahip olur. Zira bu halde faturayı alan tacir de fatura mündericatını kabul etmiş sayılır. Aksi takdirde fatura (Mülga TTK.m.23) hükmü anlamında bir karine doğur- maz. Ayrıca akdi ilişkinin taraflarından birisince tanzim ve imza olunan fatura ister itiraz edilmiş isterse kabul edilmiş olsun, ne akdin hazırlık ve müzakere safhasını ne icap ve kabulü, ne de bir akdin kurulduğunu göstermez. Çünkü fatura akdin ifası ile ilgilidir. 4

Fatura satıcı ile müşteri arasında yapılan bir ticari anlaşma çerçe- vesinde düzenlenmektedir ve fatura muhteviyatının da bu anlaşma hükümleri ile aynı doğrultuda olması gerekmektedir. İşte eğer anlaşma ile fatura muhteviyatı arasında bir uyumsuzluk olduğunu düşünen müşteri bu aykırılığı öne sürerek kanunkoyucu tarafından belirtilen süre içinde faturaya itiraz edebilir.

Bu hususa ilişkin Yargıtay içtihatlarından bir kaçı şu şekildedir;

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi T. 19.01.1978 1977/1857 E. Ve 1978/63 K.

Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten başlayarak sekiz günlük sürede içindekiler  (münderecat)  hakkında bir itirazda  bulunma- mış ise onu kabul etmiş sayılır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 03.04.1978 1978/1788 E. Ve 1978/1687 K.

“Salt faturanın bildirilmesi  alacak hakkı doğurmaz;  satış sözleşmesine dayanan davacı tacir, bu ilişkiyi ve malın teslimini kanıtlamalıdır. ”

Fatura davalıya tebliğ edilmiş ve sekiz gün içerisinde itirazda bulunmamışsa, TTK’nın 23/2. maddesi uyarınca münderecatını kabul etmiş sayılır. Ancak, bu durum sadece faturada belirtilen miktarların kesinleşmesi sonucunu doğurur. Yoksa işin de yapılmış olduğunun kabulünü gerektirmez.

a) FATURAYA İTİRAZ SÜRESİ

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 21. madde 2. fıkrasına göre faturaya itiraz süresi faturanın alındığı tarihten itibaren 8 gündür. Burada belirtilen sürenin belgelerle ispatı gerekmektedir. Bu nedenle düzenlene faturanın karşı tarafa gönderilirken, karşı taraftan teslim alınma tarihini belli edecek şekilde gönderilmesi gerekmektedir.

Şunu önemle belirtmek gerekir ki;  Sekiz günlük itiraz süresi ispat yükünün yer değişmesine neden olmaktadır.

Sekiz gün içinde içeriğine itiraz edilmeyen faturanın fatura içeriği ka- bul edilmiş olmaktadır.

b) FATURAYA İTİRAZIN ŞEKLİ

Faturaya itirazın hangi şekilde olacağı ne 6762 sayılı Türk Ticaret Ka- nunu (mülga) ne de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir.

Şu önemlidir ki; fatura her zaman düzenleyen aleyhine delil teşkil eder. Yani fatura içeriğine itiraz edilmiş olsun veya olmasın düzenleyen için delil olma niteliğini kaybetmeyecektir.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.23’de ve 6102 sayılı Türk Tica- ret Kanununun.21’de düzenlenen itiraz edilme veya itiraz edilmeme yolu ile kabul, ispat yükünün yer değiştirmesi sonucunu doğuran, bir başka deyişle aksi her zaman ispat edilebilecek olan bir adi doğruluk karinesi yaratır.5

Faturayı alan tarafın, buna 8 gün içinde itiraz edebilmesi için her şey- den önce bu süre içinde bulunduğunu belgelemesi ve faturayı düzenleyen tarafa da itiraz ettiği tarihin, faturayı teslim aldığı tarihten itibaren 8 gün- lük süre içinde olduğunu gerekmektedir. Buna ek olarak itirazın karşı tarafa bildirilmesi için anlatılması gereken bütün konuların yazılı olarak yapılması gereği en azından iki tarafın anlaşabilmesi açısından önem ta- şımaktadır.

Fatura içeriğine yapılacak olan itirazın bir belge niteliğinde olmasını sağlamak ve sonradan ortaya çıkacak bir hukuki anlaşmazlıkta kullanabilmek açısından ve yapılacak olan bu itirazda gönderilen belgelerin karşı tarafça teslim alındığının emin olunması, diğer bir anlatımla itirazın sü- resi içinde yapıldığının ispatı noter kanalıyla yapılması yerinde olacaktır.

Yargıtay  Hukuk Genel  Kurulu 28.04.2004 tarih,  2004/19-205 E., 2004/246 K. sayılı kararında;

“Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sakarya 2 .Asliye Hukuk Mahke- mesince davanın kabulüne dair verilen 09.10.2002 gün ve 2001/630 E. 2002/703 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi  üzerine,  Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 07.07.2003 gün ve 2002/10272-2003/7463 sayılı ilamı  ile; ( ...Davacı vekili, müvekkilince  davalıya satılan mal bedelinden bakiye kalan 1.215.117.283 TL.  asıl ala caklarının  ödenmediğini,  alacağın işlemiş faiz ile birlikte 2.636.804.504 TL. toplamı üzerinden tahsili amacıyla icra takibine geçtiklerini takibe itiraz edilerek durdurulduğunu iddia ederek, itirazın  iptaline,  takibin  devamına  ve %40 icra inkar tazminatına  karar verilmesini  talep ve dava et- miştir.

Davalı savunmasından satın alınan malın bedelinin ödendiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece,  benimsenen  bilirkişi  raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş,  hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Hükme esas alınan bilirkişi  raporundan, davacının 1998 yılından 1999 yılına devir edilen alacağı 970.223.613 TL. olup, 1999 yılında da davalıya 5.224.893.670 TL.’lık mal satıldığı  ve davalı yanca yapılan ödemelerin  toplamı  ise 4.980.000.000 TL. iken bu miktarın 3.910.000.000 TL. olarak dikkate alınıp hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece toplam alacak miktarından öde- meler düşüldükten sonra kalan bakiye yönünden ve davalı- nın takip öncesi temerrüde düşürülmediği de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı rapora göre hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, kabul şekli ile de takip öncesi işlemiş temerrüt faizine, takipten sonra da temerrüt faizi işletilmesine olanak sağlanması BK.nun 104/ son maddesine aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,  yeniden yapılan yargılama sonun- da, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.

Davacı vekili, faturaların tebliğ edilerek kesinleşmesine karşın, davalının borcunu ödemediğini ve bu faturalara da- yanan borç nedeniyle davalı hakkında icra takibi yapıldığı- nı, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürmüş ve borçlunun itirazının iptali ile icra inkar tazminatının tah- siline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının faturaya konu motorları zamanında tes- lim  etmeyip,  aylar sonra teslim  ettiğini,  hesaplamayı da anlaşmanın  yapıldığı  tarihteki  fiyat üzerinden  değil, motorların  teslim  edildiği  tarihteki  fiyat üzerinden yaptığını belirtilerek davanın reddini istemiştir.

Yerel mahkemenin;  “davalı, bilirkişi raporuna itiraz etmiş ise de, dosya içeriği  karşısında bilirkişi  raporunun  dene- time elverişli ve hüküm tesisine yeterli olduğu görülmekle, “davanın kabulüne” dair verdiği karar, Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.

Hemen  belirtilmelidir  ki,  takip  talebi,  1.215.117.283-TL asıl alacak, 1.421.687.221-TL işlemiş %9 aylık faiz olmak üzere 2.636.804.504-TL toplam alacağın işleyecek %9 aylık faizi ile tahsili istemini içermekte, borcun sebebi olarak “faturalar” gösterilmektedir.

Davalı borçlu, “borca itiraz”  dilekçesinde; takibe konu faturalara ilişkin ödemelerin çekler yoluyla yapıldığını,  çek- ler ödendiği halde, ödenmemiş gibi düşünülüp yeni fiyatlar üzerinden haksız olarak ödemeler istendiğini,  bu sebeple asıl alacağa, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiğini belirtmektedir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; takip dayanağı oldukları belirtilen faturalar toplamından,  davalı borçlunun

1999 yılına ait ödemeleri düşülürken, bir çek bedelinin toplama dahil edilmediği,  ayrıca icra dosyasında cari hesap ekstresinde yer alan devir tutarı da gözetilmeyerek  hatalı sonuca ulaşıldığı görülmektedir.

Mahkemece, gerekçeli kararda irdelediği üzere bilirkişinin bu hatalı raporu hükme esas alınmış, ne var ki, icra taki- bine konu asıl alacak tutarının daha az olması nedeniyle, istem dikkate alınarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Yüksek Özel Dairenin, bu çelişkiye dikkati çeken ve hesaplama yöntemi öngören bozma nedenine uyulmayarak, ya- zılı gerekçe ile direnme kararı verilmesi isabetli bulunmamaktadır.

Davalının takip öncesi temerrüde düşürülüp düşürülmediğine ilişkin diğer bozma nedenine gelince: Yerel Mahkeme; 

“faturaların  incelenmesinden  ödeme  süresinin fatura  tarihinden itibaren 60 gün olduğu, faturaların itirazsız olarak kesinleştiği, ödeme tarihi belli olan faturalarda borçlunun temerrüde düşürülmesi için ayrıca ihtar çekilmesine gerek olmadığını” belirtmektedir.

Takip dayanağı bir kısım faturaların alt kısmında; ödemenin fatura tarihinden itibaren 60 gün, vade farkının %9 ol- duğu, TTK m.23 uyarınca fatura muhteviyatına itiraz olunmadığı takdirde kabul edilmiş sayılacağı yazılıdır.

Öncelikle belirtilmelidir  ki; tarafların  sunduğu ve birbirini doğrulayan bir kısım belgeler ile cari hesap pusulasında, faturalarda  belirtilen  borca karşılık bir kısım ödemelerin borçlu tarafından davacı alacaklıya yapıldığının anlaşılmış olması  karşısında, temerrüt  koşulunun belirtilen  gerekçe ile gerçekleştiğinin  kabulü halinde dahi, öncelikle  ödeme tarihleri ve bakiye tutarın saptanıp, buna göre hesaplama yapılması gerekecektir.

Vade farkı, enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi sonucunda yargı kararları  ile uygulama bulmuş, bu kav- ram ile, para borcunun ifasında gecikmeden  zarar gören alacaklının korunması amaçlanmıştır.

Vade farkı, başta sözleşme ilişkisi kurulurken, ya da daha sonradan tarafların ortak iradeleri ile kararlaştırılabileceği gibi, var olan ticari teamüller sonucu da ortaya çıkabilir.

Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı, ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği durumlarda alacaklı bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandıracaktır.

Sorun yazılı anlaşma olmaması ve sürekli uygulama bulun- maması halinde sözlü yapılan akitlerde vade farkının sadece faturada yer alması ve bu kayda, muhatabınca İtiraz edilmemesinde ortaya çıkmaktadır.

Davanın  yasal dayanaklarından  olan Türk  Ticaret  Yasası’nın m.23/2 hükmü ile; “Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda  bulunmamışsa  münderecatını  kabul etmiş” sayılmaktadır.

Bu noktada, faturanın münderecatının  (zorunlu içeriğinin) ve mutad münderecattan (olağan içerikten) ne anlaşılması, gerektiğinin  açıklanmasında, vade farkının bu kapsamda ele alınıp alınmayacağının saptanmasında yarar bulunmaktadır.

Bu soruların yanıtları 27.6.2003 Gün, 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları  Birleştirme  Hukuk Genel Kurulu Kararında irdelendiği  üzere; “...TTK’nın 23/2.mad- desine göre  süresinde itiraz  olunmamak  suretiyle  kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili  olarak  faturada  yer alması  olağan  sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, fa- turada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına  gelmez.  Vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye ka- bul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı; (faturadaki vade farkı uygulanır) ibaresinin yazılması halinde TTK’nın 23/1. maddesindeki karinenin uygulama alanı bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesi- nin de ona sözleşme niteliği vermeyeceği kabul edilmiştir... Taraflar  arasında yazılı  şekilde yapılmamış  olmakla  birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara  (bedelin  belli  bir  sürede ödenmemesi  halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK’nın 23/2.maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz  edilmemesi  halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği...”  belirtilmek  suretiyle; faturanın kesinleşme- sinin, faturada yazılı bulunan vade farkı kaydının davalı borçlu tarafından kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği sonucu açıklığa kavuşmuş olmaktadır.

Ayrıca takibe konu somut olayda; taraflar arasında vade farkına ilişkin yazılı bir sözleşmenin varlığı veya bu yöndeki bir sürekli uygulama iddia edilip, ispatlanmış da değildir. Borçlar Yasası m.101/2’de yer alan, borcun ifa edileceği gün (vade tarihi) sözleşme ile tayin edilmiş değildir. Eş söyleyişle; alacaklının ihtar mecburiyetinden  kendisini muaf tutabileceği bir durum bulunmamaktadır.  Bu durumda borçlu- nun temerrüdünün ne zaman gerçekleştiğinin  saptanması önem taşımaktadır.

Belirtilen koşullar gözetildiğinde ise, Borçlar Yasası’nın 101. maddesinin; “muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit  olur.” hükmü dikkate alınmalıdır. Borçlu ihtar ile temerrüt  durumuna gireceğinden,  ihtardan itibaren geçmiş günler faizini ödemekle yükümlü olacak, bundan ancak borç konusu olan şeyi tevdi etmekle kurtulabilecektir.  Borçlunun, öncesinde temerrüdünü  oluşturan bir ihtar  bulunmaması  durumunda  ise, hakkında başlatılan takip ile mütemerrit olduğunun kabulü gerekecektir.

Anılan İçtihadı Birleştirme Kararı’nın, 2797 sayılı Yargıtay Yasası m. 45’de yer alan; “İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini”  bağlayacağı hükmü dikkate alındığında davalının takip öncesi temerrüde düşmediğinin kabulü gerekmekte olup, Mahkemece yapılacak iş; belirtilen bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak yapılacak inceleme ve araştırma ile karar vermekten ibarettir.

O halde mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle diren- me kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince  BOZULMASINA, istek halinde temyiz  peşin harcının geri verilmesine, 28.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. ”

Yargıtay  11. Hukuk Dairesi  23.05.1978 tarihli  1978/2652  E.  Ve 1978/2717 K. sayılı kararı:

Taraflar arasındaki davadan dolayı (Sakarya Birinci Asliye Hukuk Hakimliği)nce  verilen 16.11.1977 tarih ve 427/727 sayılı hükmün temyizen  tetkiki davacılar avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu; gereği konuşulup düşünüldü

KARAR:   Davacılar    vekili,    müvekkillerinin    davalıdan 8.1.1976 tarihinde Murat 124 taksiyi 64.270 liraya peşin ödeyerek satın aldıklarını, faturanın bir müddet verilmedi- ğini ve 17.2.1976 tarihinde fatura alırken davalı zamlı tarifeden söz ederek 9020 liralık bono aldığından zamlı tarife- nin kaldırılarak borçlu olmadığının  tesbitini talep ve dava etmiştir.

Davalı  vekili  cevap dilekçesinde, davacılara  1976 model vasıta 17.2.1976 tarihli fatura ile teslim edildiğini, faturaya itiraz edilmediğini, borç için 6 gün sonra da bono verildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere ve 17.2.1976 günlü faturaya davacıların  itiraz  etmediği  anlaşılmakla  subuta ermeyen davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1 - Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı gibi istem, otomobil bedeli olarak ödenen para ile faturada gösterilen miktar arasındaki farka ve bu farktan dolayı davacılardan alınan (9.020) liralık bonolara ilişkindir.

Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlık sadece fiyat ko- nusundadır. Oysa fiyat, otomobilin bir endüstri ürünü olması nedeniyle 3003 Sayılı Yasa’nın (Endüstriyel mamulatın Maliyet ve Satış Fiyatlarının Kontrolu ve Tesbiti Hakkındaki Kanun ) verdiği yetkiye dayanılarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca önceden tayin edilmiş bulunmaktadır. Zaten olayın özelliği  de buradan gelmektedir.  Zira bu durumda uyuşmazlığın, TTK’nın 1466. maddesinde yer alan bir akit hükmünce yerine getirilmesi  gereken edalar hakkında kanunun veya selahiyetli makamların kabul etmiş olduğu en yüksek haddi aşan mukaveleler, en yüksek had üzerinden yapılmış sayılır ve bu hadden fazla olan edalar, hatta yapılmış olmasa dahi geri alınır” şeklindeki hükmün getirdiği esaslar dairesinde halli gerekmektedir.

Anılan maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı gibi buradaki amaç, ekonomik sıkıntı içinde bulunan tarafın bunun etkisi ile en yüksek haddi aşan edada bulunmayı  kabul etmesini önlemek ve böylece ekonomik  hayatın ölçülü ve düzenli bir şekilde cereyanını temin etmektir. Bundan dolayıdır ki yasa koyucu, butlan hükmünün mutlak şekilde uy- gulanmasını, korunmak istenen tarafın menfaatine uygun bulmamış ve en yüksek haddin aşılması halinde mukave- lenin ancak en yüksek had üzerinden yapılmış sayılacağı esasını koymuştur.

Diğer taraftan, bu haddi aşan alacağın alacaklısının Borçlar Yasasının 20. maddesi hükmünden yararlanarak akdin tamamen batıl olduğunu tesbit ettirmesine engel olmak için de maddenin sonuna “Bu hallerde BK’nın 20. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi tatbik olunmaz” hükmü eklenmiştir.

Bunlardan başka, BK’nın 62. maddesinin geri alma davalarını güçleştireceği gözönünde tutularak, bu yüzden mey- dana çıkacak sakıncaları  bertaraf  etmek  için metne  “Bu hadden fazla olan edalar, hatta yapılmış olmasa dahi geri alınır” cümlesi ilave edilmiştir.

Yapılan bu açıklamalardan  da anlaşılacağı  gibi  TTK’nın 1466. maddesi tamamen koruyucu amaç taşıyan kamu düzeni ile ilgili hükümleri içermektedir.

Olayımızda,  bu madde hükmünün uygulanması  için aranan bütün koşullar mevcut olduğundan, taraflar arasındaki mukavelenin sadece yasal sınırlar içerisinde geçerli olacağı düşünülmeli ve bunun doğal sonucu olarak da davacıların haksız iktisap kurallarına  göre istemde bulunabilecekleri veya menfi tesbit davası açabilecekleri kabul edilmelidir.

2 - Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yasal yetkisine daya- narak bu tür otomobiller için (Murat 124) tayin ettiği azami parekende peşin satış fiyatı 8.1.1976 tarihinde (63.000) lira iken 5.2.1976 tarihinde bu fiyat (69.500) liraya çıkarılmıştır.

Davalı,  faturayı  düzenlediği  17.2.1976 tarihinde  geçerli olan ikinci fiyat üzerinden alacağını tahakkuk ettirmiş ise de, davacılar,  zamların  kendilerine  uygulanamayacağını ileri sürerek sonradan verdikleri bonolardan dolayı borçlu olmadıklarının  tesbitini istemişlerdir.  Bu durumda, mukaveleye hangi fiyatın uygulanacağını tayin, ancak akdin icra edildiği tarihin saptanmasıyla mümkün olacak demektir.

Konu, peşin bedelle otomobil satışında ibaret bulunduğuna göre, akit, otomobilin alıcıya teslim edildiği tarihte gerçekleşmiş olur. Mahkemece dinlenen tanıkların beyanlarına ve dosyaya ibraz  edilen garanti  ve servis karnesi münderecatına göre de teslim, 8.1.1976 tarihinde vuku bulmuştur. Şu halde taraflar arasındaki akid, ( semen yönünden ) bu tarihte azami satış fiatı olan ( 63.000 ) lira için geçerli olacaktır.

Hal böyle iken davalı sonradan düzenlediği  17.2.1976 tarihli fatura ile bu satıştan dolayı davacılar toplam ( 71.658

) lira borçlandırmış ve aradaki fark için de kendilerinden ( 9.020 ) liralık bonolar almıştır. Satıcı olan davalının bedeli bu şekilde tesbit ederek en yüksek haddin fazlasını talep etmesinin  yasya aykırı  düşeceği gözönünde tutulmak  ve hükme göre tesis edilmelidir.

3 - Alınan bir faturaya sekiz gün içinde  itiraz edilmemesi halinde  münderecatının kabul  edilmiş  sayılacağına dair olan TTK’nın 23. maddesinin ikinci fıkrası, sadece geçerli akitler hakkında  uygulanabilir. Batıl  olan  akitler için  böyle bir  şey düşünülemez. Çünkü, bizatihi hükümsüz  olan  bir  akit,  faturaya itiraz edilmemekle geçerlilik kazanamaz.

Olayda, taraflar arasındaki akdin kısmen yasa aykırı oldu- ğu ve uyuşmazlığın da bu kısma ilişkin bulunduğu saptanmıştır. Yasaya aykırı akitler ise BK.nun 19 ve 20. maddeleri uyarınca batıl sayılacağından davacıların  faturaya itiraz etmemeleri bu nedenle sonuca etkili olamaz. Hal böyle iken, Mahkemenin faturaya itiraz edilmediğinden davanın reddi- ne karar vermiş olması isabetsizdir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMA- SINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine 23.5.1978 tarihinde  oybirliğiyle  karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.9.2003 tarih 2002/19-449 E. Ve 2003/ 491 sayılı kararı şu şekildedir :

“Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama  sonunda; İzmir  Asliye 2. Ticaret  Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.06.2000 gün ve 1999/277-2000/610 sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 09.05.2001 gün ve 2000/6689-2001/3538 sayılı ilamı ile; ( ....Davacı vekili, taraflar arasında uzun yıllardır süren bir cari hesap ilişkisi içerisinde mal alış verişi olduğunu, kesi- len fatura bedellerinin ödeme süresinin otuz gün olduğunun ve gecikme durumunda % 10 vade farkı uygulanacağının faturalarda yazılı olduğunu, davalının bu faturaların hiçbi- risine itiraz  etmediğini,  davalının ödemelerinde  otuz gün- lük süreleri geçirmesi  nedeniyle 243.281.350.-TL’ lık vade farkı tahakkuk ettirildiğini,  davalının vade farkına ilişkin bu faturayı kabul etmemesi  üzerine takip yapıldığını,  davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptalini, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin davacıya ana para borcu bulunmadığını, davacının ödemelerde ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, olayda BK’nın 113. maddesinin uygulanması gerektiğini bildirerek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, dava konusu vade farkı faturasının davalının ticari defterlerinde yer almadığı taraflar arasında vade farkı uygulandığına dair bir teamülünde bulunmadığı,  gecik- me halinde vade farkı uygulanacağına dair kayıt bulunan faturalara itiraz edilmemiş olmasının vade farkı uygulanmasını  kabul anlamına gelmeyeceği gerekçeleri ile sabit olmayan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı tarafından düzenlenen ve davalının ticari defterlerine itirazsız kayıt edilen mal satışına ilişkin faturalarda va- deyi geçen ödemelerde vade farkı tahakkuk ettirileceğinin belirtilmesi  karşısında fatura içeriğinden  olan bu hususa davalının itiraz  etmemiş  olması karşısında, vadeyi geçen ödemelerde vade farkı uygulanacağının davalının bilgisinde olduğunun kabulü gerekir.

Nitekim  bu konuda yaptırılan  bilirkişi  incelemesi  sonucu düzenlenen raporda faturalarda yer alan vade farkıyla ilgi- li meşruhata davalı tarafından itiraz edilmemiş olduğu gibi davalının ticari defterlerine de kayıtlı olduğu, geç ödemeler nedeniyle davacının takip tarihi itibariyle 243.281.350 TL vade farkı talep edebileceği saptanmıştır.

Öte yandan vade farkı ile ilgili istem niteliği itibariyle faiz ya da faiz benzeri niteliğinde bulunmadığından olayda Borçlar Kanunu’nun 113. maddesinin uygulama alanının bulunmadığının kabulü gerekir.

Açıklanan  bu yönler  gözetilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddinde isabet görülmemiştir.....  ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargıIama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararın süresinde temyiz  edildiği  anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, İİK’nin 67. maddesine dayalı itirazın  iptali isteğine ilişkindir. Davacı vekili, taraflar arasında uzun yıllardır süren bir cari hesap ilişkisi içerisinde mal alış verişi olduğunu, kesilen fatura bedellerinin ödeme süresinin otuz  gün olduğunun ve gecikme  durumunda  % 10 vade farkı uygulanacağının  faturalarda  yazılı  olduğunu, dava- lının bu faturaların hiçbirisine itiraz etmediğini,  davalının ödemelerinde   otuz  günlük  süreleri  geçirmesi   nedeniyle 243.281.350.-TL’lık vade farkı tahakkuk ettirildiğini,  dava- lının vade farkına ilişkin bu faturayı kabul etmemesi üzerine takip yapıldığını, davalının itiraz ettiğini belirterek iti- razın iptalini, %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin davacıya ana para borcu bulunmadığını, davacının ödemelerde ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, olayda BK’nın 113. maddesinin uygulanması gerektiğini bildirerek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini savunmuştur.

Yerel Mahkemece; “Taraflar arasında yazılı bir vade farkı sözleşmesinin bulunmadığı hususunda uyuşmazlık yoktur. Tarafların ticari defterleri incelenmiş, bilirkişi taraflar ara- sında geçen ilişkide davalı tarafından herhangi bir itiraz olmadığı, taraflarca herhangi bir vade farkı faturasının ödenmediği,  dava  konusu vade  farkı  faturasının  davalı- nın defterinde yer almadığı saptanmıştır. Taraflar arasını da vade farkı uygulandığına  dair herhangi bir ödemenin söz konusu olmadığı  görülmüştür.  ‘Teamülün  bulunmadığı açıktır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 1999/1670-1854 nolu kararında da açıkça ( yanlar arasında oluşan uygu- lamada fiilen vade farkının benimsenip itirazsız  ödenmiş olması  gerektiği,  gecikme  halinde aylık % 12 vade farkı alınacağına  dair faturalara itiraz  edilmemiş  olması vade farkı konusunun karşı tarafça kabul edildiği anlamına gel- meyeceği ) şeklinde verilen karar da dikkate alındığında faturalara itiraz edilmemiş olması kabul anlamına gelmeyip bir teamül de oluşturmamıştır.  Bu nedenle itirazın  yerinde bulunduğu anlaşılmış, davanın reddine karar vermek gerekmiştir.  “ gerekçesiyle davacının iddiası sabit olmadı- ğından davanın reddine, davacının icra takibinde haksız ve kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından davalı vekilinin icra inkar tazminatı isteminin reddine, karar vermiştir.

Davacı vekilinin  temyizi  üzerine  Yüksek Özel Daire;  başlıkta yer alan gerekçe ile hükmün bozulmasına oybirliği ile karar vermiş, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Di- renme kararını davacı vekili temyiz etmektedir.

Direnme  yoluyla Hukuk Genel  Kurulu önüne gelen  uyuş- mazlık; Vade farkı alacağına ilişkin fatura içeriğini kabul etmeyen  davalının  daha önce  ana paraya ilişkin  fatura kapsamlarına ve bu kapsam içinde yer alan vade farkı uygulanacağı açıklamasına karşı çıkmamasının hukuki sonu- cunun ne olacağı, vade farkı konusunda taraflar arasında bir  anlaşmanın  ve teamülün  varlığının  kabulüne olanak olup olmadığı, noktasındadır.

Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, konuyla ilgili olarak Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk  Genel  Kurulıınca verilen  27.06.2003  gün ve 2001/1 E-2003/1 K. Sayılı kararda;  “Taraflar arasında  yazılı  şekilde  yapılmamış olmakla   birlikte  geçerli sözleşme   ilişkisinden  doğan uyuşmazlıklarda faturalara ( bedelin  belli  bir  sürede ödenmemesi halinde  vade farkı  ödenir  ) ibaresinin yazılarak karşı  tarafa  tebliği ve karşı  tarafça  TTK.23/2. maddesi  uyarınca sekiz  gün  içinde  itiraz edilmemesi halinde  bu durum  sadece fatura  münderecatının kesinleşmesi  sonucunu doğurup  vade farkının davalı  yanca kabul  edildiği  ve istenebileceği anlamına gelmeyeceğine” karar  verilmiştir.

Somut olayda; Taraflar arasındaki ilişkinin uzun yıllar sü- ren cari hesap ilişkisi olduğu, bu ilişki nedeniyle mal alımlarında gönderilen faturaların altında 30 gün içinde ödeme yapılmazsa  %10 vade farkı  uygulanacağı açıklamasının bulunduğunda ve bu faturaların  davalı defter ve kayıtla- rında yer aldığında  ve bu faturalara  davalı yanca itiraz edilmediğinde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Tahsil edilen faturalar kapsamına dayanılarak ayrı bir fatura ile talep edilen vade farkı alacağı  noktasındadır.  Davacı  alacaklı  Bornova 2. Noterliğinin 31.12.1998 tarihli 44659 yevmiye numaralı ihtarname ekinde vade farkı faturasını göndererek 30.12.1998 tarihli, 243.281.350 TL bedelli bu vade farkı faturasının ihtarname tebliğinden itibarı 10 gün içinde ödenmesini bildirmiştir. Davalı borçlu Bornova 3. Noterliği’nin 07.01.1999 tarih ve 00382 sayılı faturanın kabul edilmediğine ilişkin cevabi ih- tarnameyi davacı alacaklıya göndermiştir. Bunun üzerine davacı/alacaklı İzmir  4. İcra Müdürlüğü’nün 1999/445 sayılı dosyasında vade farkı bedelini, içeren 30.12.1998 tarihli 0180975 sayılı faturaya dayanarak 13.01.1999 tarihli Orn. 48 talepname ile davalı borçlu aleyhine ilamsız taki- be girişerek 243.281.350 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren  % 96 faizi  ile birlikte  tahsilini istemiştir.  Ödeme emri  davalı borçluya 15.01.1999 tarihinde  tebliğ  edilmiş, borçlu davalı 22.01.1999 tarihli dilekçesi ile; alacağın aslı- nın ödendiği aşamada borcun ferileri yönünden alacaklının ihtirazi  kayıt ileri sürmediğini,  BK.113. madde gereğince borcun sükut bulduğunu, ihtarname ekinde gönderilen faturanın alacaklıya ihtarname  ile iade edildiğini,  ifadeyle borç iddiası dayanaksız olduğundan ve takibe konu borçla- rı bulunmadığından itirazlarının  kabulü ile takibin durdurulmasını belirterek itiraz etmiştir.

Görüldüğü  ve Yargıtay  İçtihadı  Birleştirme  Hukuk Genel Kurulu’nun 27.6.2003 gün ve E.2001/1, K.2003/1 sayılı kararında kabul edildiği üzere; itirazın  iptaline konu eldeki davada vade farkı faturasına dayanak olarak  gösterilen faturalarda ( bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir ) ibaresinin yazılarak  karşı tarafa teb- liğ edilmiş olması ve karşı tarafça TTK.23/2. maddesi uya- rınca sekiz gün içinde itiraz edilmeden fatura bedellerinin ödenmemesi sadece söz konusu fatura münderecatlarının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği  ve istenebileceği  anlamına  gelmemektedir. Taraflar  arasında oluşmuş bir teamülün  varlığı  da kanıt- lanmış değildir. Dolayısıyla düzenlenen vade farkı fatura- sına ve bu faturaya dayanılarak girişilen takibe davalının yaptığı itiraz haklı olup, mahkemece davanın reddine dair kararda direnilmesi  usul ve yasaya uygundur, onanması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile,direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 2.920.000 ) lira bakiye tem- yiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 24.09.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava konusu olayda satıcı tarafından gönderilen ve vade farkı alınacağı kaydını içeren mal faturaları davalı alıcı ta- rafından herhangi bir ihtirazı kayıt ileri sürülmeden ticari defterlerine işlenmiştir. Tarafların sıfatına nazaran davada uygulanması gereken İİK’nun 84’üncü maddesinin ilk cümlesi kanuna uygun olarak veya olmayarak  tutulmuş olan ticari defterlerin içeriğinin  sahibi aleyhine delil sayılacağı hükmünü içerdiğinden; anılan defter kayıtlarının davalı yönünden bağlayıcı olduğunun kabulü gerekir. Yargıtay İçtihatları  Birleştirme  Hukuk Genel Kurulu’nun 27.6.2003 tarih ve E.200l/1 ve K.2003/l sayılı İçtihadı Birleştirmenin konusu sadece gönderilen faturaları 8 gün içerisinde itiraz edilmeme ile ilgili bulunduğundan ve ticari defterlere işleme olgusu nedeniyle bu olay anılan İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamından sayılamayacağından direnme kararının bozulması gerekir. Bu sebeple sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.”

Yargıtay  19. Hukuk Dairesi 03.04.1996 tarih 1995/9587 E. Ve 1996/3388 K. sayılı kararında :

Davacı vekili, 29.5.1990 tarihli protokol ile davalıdan satın alınan P.D. 88 adlı makina ve aksamının, davalı tarafından eksik teslim  edildiğini,  bu nedenle makine  bedeli olmak üzere  davalıya  verilen  bonolardan 191.805.000,- TL.’lık kısmının bedelsiz kaldığı iddiası ile borçlu olmadığının tesbitini talep ve dava etmiştir.

Davalı savunmasında, davacının protokolde adı geçen mal- lardan 6 adedini almaktan vazgeçtiğini,  bu nedenle 4 parça mal için fatura kesilip malların  teslim edildiğini, eksik teslimat bulunmadığını  beyan ederek davanın reddinin istemiştir.

Mahkemece, 29.5.1990 tarihli protokol uyarınca teslim edil- mesi gereken malların teslim edilmediği ve ayrıca değişik mal teslimi bulunduğu gerekçesiyle benimsenenen bilirkişi raporlarına göre, davacının 106.000.000,- TL. borçlu olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı,  taraf  dava dilekçesinde  satın alınan  makine  ve parçalarının eksik teslim edildiğini iddia etmiştir.

Davacı tarafın, satım konusu NTV 250 kodlu parçanın tes- limine ilişkin anlaşma varken NTV 160 kodlu parçanın tes- lim edildiği ve bu itibarla parçaların değeri arasındaki fark kadar borçlu  olmadığının  tesbitini  talep etmediği  gözetil- meden,  davalı  aleyhine  oluşan miktar  yönünden davacının borçlu olmadığının  tesbiti yönünde hüküm kurulması HUMK’un 74. maddesine aykırıdır.

Öte yandan 29.5.1990 tarihli protokol ile makina ve 9 adet parçanın  değeri  400.000.000,- TL.  olarak  belirlenmiş ve davalı makina ve 3 adet parçasına ilişkin 25.12.1990 tarihli faturasında 386.400.000,- TL. değer bildirmiştir. Bu faturaya davacı tarafından süresinde  itirazda bulunulmamış olmasına göre,  fatura  TTK’nın 23. maddesi hükmüne  göre  davacıyı  bağlar.  Protokolde bahsi geçen 50.000.000,- TL’nın davalıya peşinen ödenmiş olduğunun kabulü ile davacının davalıya 13.600.000,- TL.  borçlu ol- madığına karar verilmek gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, ( ) ( 3.4.1996 )

Önemli nokta şudur ki; alıcı ile satıcı arasında oluşan ticari ilişki sonucunda düzenlenen faturanın bu ilişkinin şart- larına uygun olup olması durumudur. Uygunluk mevcutsa ve yasaya göre, itiraz  süresi olan sekiz gün içinde itiraz edilmeyen fatura içeriği kabul edilmiş olmaktadır. Alıcı ile satıcı arasında mevcut sözlü ya da yazılı sözleşmeye ay- kırı olarak düzenlenen bir faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi,  faturanın  içeriğinin  kabul edildiği anlamına gelmemektedir.

Yargıtay  15.  Hukuk  Dairesi  23.11.1992 tarih,  1992/4678 E.  Ve 1992/5448 K. sayılı kararı şu şekildedir;

Taraflar arasındaki davanın (Bartın Sulh Hukuk Mahkemesi) önce görülerek mahkeme ilamında belirtilen gerekçelere binaen verilen 27.2.1992 tarih ve 1156-150 sayılı hükmün temyizen  tetkiki davalı tarafından istenmiş ve temyiz  di- lekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosya- daki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davalı davaya cevap vermediği, duruşmaya da gelmedi- ği için usul hükümlerine göre davayı inkar etmiş sayılmaktadır.

Davacı vekili iddiası ile ilgili olarak yapılan işe ait 1.10.1991 tarihli fatura ibraz etmiş ise de, bunu  davalıya usulüne uygun olarak  tebliğ  edilip edilmediği ve bu suretle  mün

dipnotlar

1   Oğuz Kürşat Ünal, Türk Hukukunda Fatura Kavramı ve Hukuki Mahiyeti syf. 3-4, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi - http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/1_2_4.pdf

2   6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda halen bu kavramları düzenleyen bir madde bulunmamaktadır.

3   Mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu 23. Madde ile herhangi bir değişiklik yoktur.

4   Oğuz Kürşat Ünal, Türk Hukukunda Fatura Kavramı ve Hukuki Mahiyeti syf.9-10, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi - http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/1_2_4.pdf

5   “Yrd. Doç. Dr. Özgür Biyan Türk Vergi Hukukunda Belge Düzeni ve İspat : Eleştiriler ve Öneriler syf.37

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları