Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'ceza rehberi'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • A Test Category
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 15 results

  1. Prof. Dr. Adem SÖZÜER'e ait olan Ceza Hukuku Genel Hükümler Uygulama Rehberine Giriş ve Pratik Çalışma Notu Eserin içeriği: * GİRİŞ ;SUÇTA VE CE)ADA KANUNİLİK İLKESİͿ * SUÇ VE YAPTIRIM TEORİSİNE İLİŞKİN TEMEL BİLGİLER * OLAY ÇÖZÜM YÖNTEMİ * CEZA HUKUKU UYGULAMA METODU * CEZA HUKUKU GENEL HÜKÜMLER PRATİK ÇALIŞMALARI * CEZA HUKUKU ÖZEL HÜKÜMLER PRATİK ÇALIŞMALARI ESERİN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! CEZA-HUKUKU-UYGULAMA-REHBERINE-GIRIS-VE-PRATIK-CALISMA-NOTU.pdf
  2. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre Uzlaşma kapsamındaki suçlar - 5271 sayılı kanunun 253. maddesinin birinci fıkrasında sayılan suçlarda, şüpheli, sanık, suça sürüklenen çocuk ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur. - Suça sürüklenen çocuklar bakımından mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla ayrıca üst sınırı 3 yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda da uzlaştırma girişiminde bulunulur. - Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. - Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. - Şüpheli ya da sanık tarafından uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmesi halinde, uzlaştırma yoluna gidilemez. UZLAŞMA KAPSAMINDAKİ SUÇLAR (5271 SAYILI CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 253) MADDE - SUÇ 86 - Kasten yaralama (3. fıkra hariç) 89 - Taksirle yaralama 106/1 - Tehdit 106 - Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit 116 - Konut dokunulmazlığının ihlali 117/1 - İş ve çalışma hürriyetinin ihlali 123 - Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma 125 - Hakaret 130 - Kişinin hatırasına hakaret 132 - Haberleşmenin gizliliğini ihlal 133 - Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması 134 - Özel hayatın gizliliğini ihlal 141 - Hırsızlık Bu içeriğimiz ilginizi çekebilir: 5271 S. K. m. 253/1-c - Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar Kaynak
  3. “Şirket yönetimi için kayyım tayini” tedbiri Yasa’da sayılan belli suçlar için başvurulabilen özel bir koruma tedbirdir. Bu tedbire Yasa’da arama ve elkoyma tedbirlerine ilişkin bölümde yer verilmiştir. 1. Tedbirin Hukuki Niteliği ve Tedbirin Uygulanabileceği Suçlar “Şirket yönetimi için kayyım tayini” tedbiri Yasa’da sayılan belli suçlar için başvurulabilen özel bir koruma tedbirdir. Bu tedbire Yasa’da arama ve elkoyma tedbirlerine ilişkin bölümde yer verilmiştir. Bu yönüyle tedbir elkoymanın sonuçlarını doğurmaktadır. Tedbiri özel bir elkoyma olarak nitelendirmek mümkündür. Bu tedbire Yasa’da sayılmış olan şu suçların soruşturulması ve kovuşturulması sürecinde başvurulabilir (CMK m.133/4): • Türk Ceza Yasası’nda yer alan, 1) göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (TCK m.79-80), 2) uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (TCK m.188), 3) parada sahtecilik (TCK m.197), 4) fuhuş (TCK m.227), 5) kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (TCK m.228), 6) zimmet (TCK m.247), 7) suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK m.282), 8) silahlı örgüt (TCK m.314) veya bu örgütlere silah sağlama (TCK m.315), 9) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk (TCK m.328-331, 333-337) suçları, • Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yasa’da tanımlanan silah kaçakçılığı (m.12) suçları, • Bankalar Yasası m.22/3,4’de tanımlanan zimmet suçu (5411 sayılı Bankacılık K. m.160), • Kaçakçılıkla Mücadele Yasası’nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar, • Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası m.68 ve 74’de tanımlanan suçlar. 2. Tedbirin Koşulları ve Tedbire Karar Vermeye Yetkili Merci Tedbire başvurulması için öngörülen iki temel koşul bulunmaktadır. 1) Yukarıda sayılan suçlardan birinin veya birçoğunun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiği veya işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin (kuvvetli delilin) varlığı, 2) maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için bu tedbire başvurmanın gerekli olması (CMK m. 133/2). Maddi gerçeğin başka tedbirlere başvurularak ortaya çıkartılması mümkünse, tedbirin bu şartı gerçekleşmemiş demektir. Soruşturma evresinde tedbire Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hakimi karar verebilir (CMK m. 162). Belirtelim ki, sulh ceza hakimi, zorunlu savcılık yaptığı hallerde (CMK m. 163) Cumhuriyet savcısının talebi olmadan da re’sen tedbire karar verebilir. Kovuşturma evresinde, yargılamayı yapan mahkeme tedbire karar verebilir (CMK m.133). 3. Tedbirin Uygulanması için İlan ve Tebliğ Şart Mıdır? Hakim veya mahkemenin kayyım tayini kararı vermesi; bu kararın infazına başlanması için yeterli olup, CMK m.133/1’in son cümlesinde öngörülen ilan usulü karar ve infazı için kurucu özellik taşımaz. Burada geçen ilan, şirket için kayyım tayin kararının üçüncü kişilere duyurulması özelliğini taşır. Bu kararın infazına başlanması için, şirkete ve yetkililerine tebliğ de şart değildir. 4. Tedbirin Uygulanma Şekli ve Süresi Şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanmasına karar veren merci atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığını veya yönetim organının yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiğini açıkça belirtir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesiyle ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur (CMK m.133). Kayyım atanmasına karar veren merci atama kararında ayrıca kayyım hakkında bir ücret takdir eder. Takdir edilen bu ücret şirket bütçesinden karşılanır. Ancak, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararının verilmesi halinde, ücret olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamı, yasal faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır. Belirtelim ki, Devlet Hazinesinden geri ödeme yapılabilmesi için kovuşturmama veya beraat kararının kesinleşmiş olması gerekir. Çünkü kesinleşmemiş kararlar kural olarak hukuki açıdan hüküm doğurmazlar (CMK m.133/2). İlgililerin, atanan kayyımın işlemlerine karşı, Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, görevli mahkemeye başvurabilirler (CMK m. 133). Tedbir için bir uygulanma süresi öngörülmemiştir. Gerekli olduğu sürece ve her halükarda hükmün kesinleşmesine kadar uygulanabilir. İlgililer, kararı veren mercilerden tedbirin şartlarının ortadan kalktığını belirterek tedbirin kaldırılmasını isteyebilirler. 5. Tedbir Kararına Karşı Başvurulacak Kanun Yolu Yukarıda 3 nolu başlık altında belirttiğimiz üzere, ticaret sicilinde yapılan ilan kurucu nitelikte değildir. Tedbirin infazının başlanılması için tebliğe de gerek yoktur. Kararın verilmesi ile birlikte tedbir infazına başlanılabilir. Bunun iki nedeni bulunmaktadır; birincisi, “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı CMK m.35/2’den kaynaklanmaktadır. Bir koruma tedbiri olan şirket için kayyım tayin kararının, ilgilisine tebliği şart değildir. İlgilinin karar sırasında hazır bulunup bulunulmadığına bakılmaksızın, kararın infazına başlanır. İkinci neden ise, “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlıklı CMK m.268/1’e dayanmaktadır. Bu hükümde; itiraza konu kararın CMK m.35’e göre ilgilisi tarafından öğrenilmesinden itibaren başlayacak yedi günlük itiraz süresinden bahsedilmiştir. Verildiğinde, infazı sırasında veya bir şekilde kararı öğrenen ilgili, CMK m.267 ve 268 uyarınca itiraz hakkının kullanabilecektir. Karara yapılan itiraz; kararı veren veya itiraz mercii tarafından infazın geriye bırakılmasına karar verilmediği takdirde, kararın yerine getirilmesini durdurmayacaktır (CMK m.269). Yararlanılan Kaynaklar: * Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini - Prof. Dr. Ersan Şen (http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1627842-sirket-yonetimi-icin-kayyim-tayini) * Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini Konusu - Açıköğretim Adalet Bölümü (http://www.acikogretimadalet.com/sirket-yonetimi-icin-kayyim-tayini-konusu.html) BU İÇERİĞİMİZ DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:
  4. Yakalanan kişinin soruşturmanın tamamlanması için gözaltı süresi ile sınırlı olarak hakim önüne çıkarılıncaya veya serbest bırakılıncaya kadar gözaltına alınabilir. Yakalama gözaltı anlamına gelmez. Yakalanan kişi Cumhuriyet Savcısının emri ile gözaltına alınabilir. Gözaltına alma yetkisi Cumhuriyet Savcısındadır. Gözaltına alma ne demektir? Ceza Muhakemesi Kanunu yakalama ile gözaltına alma işlemlerini birbirinden tamamen ayırmıştır. CMK 91/1 gereği gözaltına alma, Cumhuriyet savcılığınca verilen bir kararla olmaktadır. Yakalama esas itibariyle fiili bir durum olmasına ve kural olarak kolluk tarafından (istisnaen herkes tarafından) yapılır. Ancak, yakalamanın sonucunda şüpheli gözaltına alınır ise, Cumhuriyet savcısının emriyle işlemlerinin tamamlanması amacıyla, yetkili hakim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar, sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğü geçici olarak kısıtlanır (Yakalama Yönetmeliği 4/5). Nezarethanelerin fiziki durumunu Yakalama Yönetmeliğinin 25 ve 26 ıncı maddelerinde belirtilmiştir. Gözaltı kararı hangi hallerde verilebilir? Cumhuriyet savcısının gözaltı kararı (CMK 91/2). Bu iki koşula bağlanmıştır: a) Gözaltına alma tedbirinin soruşturma yönünden zorunlu olması. Burada gözaltına alınmada bir orantılılık aranmalıdır, yani kişinin örneğin sadece ifadesinin alınmasının yeterli olması halinde gözaltına alınmaması gerekir. b) Kişinin “bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı (CMK “2014-6526” 91/2). Somut delillere dayanan ve ilk bakışta herkesi inandırabilecek şüphenin bulunmadığı hallerde yakalama yapılamayacağı gibi, Cumhuriyet savcısı gözaltına alma kararı da veremez. Bu deliller olmadan gözaltı kararı verilmesi hukuka aykırılık olur. Nitekim AİHM, yakalama emri dışında ilgiliye karşı oluşan şüphelerin dayanağını oluşturan bir delil bulunmamasına rağmen yakalanan kişi dolayısıyla Türkiye’yi mahkum etmiştir. Vali tarafından belirlenen kolluk amirinin gözaltı kararı (CMK 91/4). 2015-6638 sayılı kanun ile kabul edilen “polisin toplumsal olaylardaki suçüstü gözaltısı” şöyle kaleme alınmıştır: CMK 91/4: Suçüstü halleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmidört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek top- lumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırksekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talima- tı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbest bırakılmaz- sa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırksekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alman kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır. a) Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar. b) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1) Kasten öldürme (madde 81, 82), taksirle öldürme (madde 85). 2) Kasten yaralama (madde 86, 87). 3) Cinsel saldın (madde 102). 4) Çocukların cinsel istismarı (madde 103). 5) Hırsızlık (madde 141,142). 6) Yağma (madde 148,149). 7) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188). 8 ) Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (madde 195). 9) Fuhuş (madde 227). 10) Kötü muamele (madde 232). c) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun- da yer alan suçlar. d) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürü- yüşleri Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlar. e) 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanı- larak ilan edilen sokağa çıkma yasağını ihlal etme. 2015-6638 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, gözaltı tedbirini düzenleyen CMK 91’e 4 numara ile yeni bir fıkra eklendi ve diğer fıkra numaraları da buna göre teselsül ettirildi. Bu yeni fıkra ile Kanuna yeni bir katalog daha eklendi ve burada sayılan kasten öldürme, fuhuş, yağma, cinsel saldırı, hırsızlık gibi suçların işlenmesi durumunda, suçüstü hali ile sınırlı kalmak kaydıyla mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda ise kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilmesi imkanı yaratıldı. Ayrıca gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç belirtilen sürelerin sonunda C. savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verileceği ve onun talimatı doğrultusunda hareket edileceği belirtilmiştir. Eğer kişi serbest bırakılmazsa önceki fıkralara göre işlem yapılacağı; ancak kişinin en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün içinde hâkim önüne çıkarılacağı ifade edilmiştir. Ve bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alman kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanacağı belirtilmiştir. CMK 91’e eklenen 4. fıkra ile “mülki amirce belirlenecek kolluk amirlerine” gözaltına alma kararı verme yetkisi verilmektedir. Bu yetkinin suçüstü hali ile sınırlı olduğu ve listede sayılan belli suçlarda uygulanabilen bir yetki olduğu görülmektedir. “Mülki amirce belirlenecek kolluk amiri” hukukumuza ilk defa giren bir kavramdır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Alman Mahkemeler Teşkilatı Kanunu’nun 52. maddesinde yer alan savcı yardımcısı kolluk kavramına benzer bir kurum yaratıldığı görülmektedir. Böyle bir makamın yürütme tarafından belirlenmesi hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Suçüstü hallerinde yakalanan kişiler hakkında C. savcısına hemen bilgi verilerek emri doğrultusunda işlem yapılacağı CMK 90/5’te düzenlenmiş, 91. maddede de 2014-6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile gözaltı kararı verilebilmesi için, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olması ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı koşulu aranmıştır (CMK 91/2). Aynı maddede gözaltı kararı vermek açısından, suçüstü halleri ve belli suçlarla sınırlı da olsa C. savcısının görev ve yetkilerinin yürütmeye devredilmesi, Ceza Muhakemesi Hukuku açısından, kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan böyle bir tedbirde yürütmenin yetkilendirilmesi Anayasa’nın 19 ve AİHS’nin 5. maddesine aykırıdır. Maddedeki düzenlemenin amacının toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlarda çok sayıda kişinin yakalandığı durumlarda C. savcısının devre dışı bırakılarak yürütmenin belirlediği kolluk amiri tarafından gözaltı kararı verilmesi ile kolaylık sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, özellikle bu gibi toplu olaylarda savcının hukuk garantisi teşkil eden denetimi ortadan kaldırılmış bulunmaktadır. 91. maddeye eklenen yeni 4. fıkrada suçüstü hallerinde, henüz suç işlememiş olan kişilerin de yakalanmasına olanak sağlayacak bir yaklaşım gözlemlenmektedir. Zira CMK 90/1 suçüstü halinde herkese yakalama yetkisi vermekte, bu madde ile de bu yetkinin genişletilmesi ortaya çıkmaktadır. Liste halinde sayılan suçlarda genel kuralın istisnası olarak kolluğa adeta suç işlememiş fakat işleme ihtimali olan kişileri de yakalama ve mülki amirlerce belirlenen kolluk amiri tarafından da gözaltına alınması uygulaması yerleşmesi tehlikesini içermektedir. Bu düzenleme yasada hiçbir zaman yer almaması gereken bir hükümdür. Gözaltı süreleri Genel Suçlarda Gözaltı süresi soruşturmanın tamamlandığı anda sona erer. Burada gözaltı sırasında yapılan işlemlerin sürelerinin tek tek toplanarak hesaplama yapılmalıdır (örneğin, doktora getirme 1 saat, arama 5 saat gibi). Kişi gözaltına alındıktan sonra arka arkaya işlemler yapılmadan, yasal sürenin dolması beklenmişse, bu durum kişinin özgürlük hakkının kısıtlanması anlamına gelir. AİHM kararları da bu yoldadır. Kanunda öngörülen sürelerin dolması beklenmez. Süre, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç (bu süre de 12 saati geçemez) yakalama anından itibaren 24 saati geçemez. Toplu suçlarda Delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı “her defasında” “gerekçesini de” göstererek gözaltı süresini ayrı ayrı kararlarla ve “yazılı emir” vererek üç gün süre ile uzatabilir (CMK 91/3). Burada özellikle süre uzatımına ilişkin her emir, gözaltına alınana derhal tebliğ edilecek olma zorunluluğu (CMK 91/3) gözden kaçırılmamalıdır. Müdafi olarak açıkça bu kurala uyulmadığını saptadığınız takdirde (ki bu şüpheliyle yapılan görüşmede ve özellikle evrakı incelemeden anlaşılacaktır), derhal itiraz ediniz. Terörle Mücadele Kanunu'na 7145 Sayılı Kanun ile Eklenen Geçici 19. Madde 25.7.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanunun 13 maddesi ile , Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen Geçici 19. madde düzenlemesi : Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle TCK'nin "Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları" ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından; gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren 48 saati, toplu olarak işlenen suçlarda ise 4 günü geçemeyecek. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresi en fazla 2 defa uzatılabilecek. Gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar, cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmek suretiyle hakim tarafından verilecek. Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, cumhuriyet savcısı veya cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk güçleri tarafından yapılabilecek. Yakalama veya gözaltı süresinin uzatılması işlemlerine karşı “başvuru” nedir? CMK 91/4 bunu düzenlemiştir. Yakalama ve gözaltı sü- resinin uzatılması işlemlerine karşı yakalanan kişinin, müdafiinin hemen serbest bırakılmayı sağlamak için, sulh ceza hakimi’ne başvurma hakkı vardır. Bu hak, müdafiinin yanında şüpheliye, birinci derecede kan hısımları (anne-baba), ikinci derecede kan hısımları (kardeşler) ve kanuni temsilciler için de söz konusudur. Bu başvuruyu incelemekle yükümlü hakim, incelemeyi evrak üzerinden yaparak derhal ve nihayet 24 saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. İnceleme sonucu, yakalamanın veya gözaltına alma ya da gözaltı süresini uzatmanın yerinde, hukuka uygun olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalanın derhal soruşturma evrakı ile birlikte Cumhuriyet savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir. Bu karar bir “hakimlik kararı” olduğu için ve “itiraz yolunun kapalı olduğuna dair yasada açık bir kural da bulunmadığından tüm hakimlik kararlarına olduğu gibi CMK 260’ daki “olağan kanun yollarından itiraz” yolu açıktır. Burada CMK 261’deki “avukatın başvurma hakkı” kullanılmasında önemli bir ayırım gözden kaçırmamak gereklidir. Müdafiliğini üstlenilen kişinin “zorunlu müdafilik” hallerinden CMK 150/2 uyarınca atanan bir müdafiinin iradesi şüphelinin veya sanığın iradesinden ÜSTÜN kabul edilmiştir. Bunun dışındaki hallerde şüphelinin iradesi kuşkusuz geçerlidir. Müdafi gerekçeden yoksun ve kanuna uygun olmayan, orantılılık ilkesine uymayan bir uzatmaya itiraz etme hakkını mutlaka kullanmalıdır. Bu itirazı maalesef birçok müdafiin yapmadığı üzülerek gözlenmektedir. Ancak bunu yapmayan müdafiler hukuki yardımdaki özen görevini yerine getirmemiş olmaktadırlar ki bunun olası aleyhe sonuçları da söz konusu olabilir. Gözaltına alınan kişinin durumunun bildirilmesi. CMK 95/1’e göre “şüpheli veya sanık“, “yakalandığında” veya “gözaltı süresi uzatıldığında” Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. CMK 95/2 ye göre de bu kişi yabancı uyruklu ise yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, durumu uyrukluğunda olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir. Burada uygulamada yabancı uyruklu kişiye seçimlik bir hak tanınmıştır. Yazılı olarak karşı çıkmaması halinde bu bildirim yapılabilecektir. Bunun için de yabancı uyruklu kişiye bu hakkı çok iyi anlatılarak daha doğrusu öğretilerek kullanıp kullanılmayacağını saptamak gerekir. Kolluk yakalama anından Cumhuriyet savcısına götürünceye kadar, sadece kanuni YAKINLARINA haber vermek zorundadır (PVSK 13). Şüpheli yakalamanın “kendi belirlediği bir kişiye haber verilmesini“ istiyorsa, o zaman kolluk bunu kendiliğinden değil, ancak Cumhuriyet savcısının emri ile yapabilir. CMK 95/1 ve Yakalama Yönetmeliği 8 inci maddeye göre ise, Cumhuriyet savcısının yakalanan kişinin gözaltına alınmasına karar vermesi ile birlikte, ”bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verin”, diye kolluğa emir vermesi halinde, kolluk bunlara durumu bildirebilecektir. Yönetmeliğin 8 inci maddesine göre kolluk bu bildirimi; -Yakalanan veya gözaltına alınan kişiyle birlikte birisi varsa bu kişi vasıtasıyla, -Suçun işlendiği veya yakalandığı yerde ikamet ediyorsa ve haber vereceği yakınının telefonunu biliyorsa ya da kolluk vasıtasıyla sair suretle tespit edilebiliyorsa, telefon ile, -Haber vereceği yakınının telefon numarasını bilmiyorsa ilgili yer kolluğu vasıtasıyla, -Konutu suç yeri dışında ise telefonla veya kişinin adresinin bulunduğu yerle ilişki kurulmak suretiyle yapar. Yabancılara yakalandıklarını konsolosluklarına bildirme hakkından vazgeçmeleri mümkünken, Türk yurttaşlarının böyle bir vazgeçme hakları yoktur. Gözaltı işlemleri Gözaltına alınan kişi hakkında, nezarethanede hangi işlemler yapılır? Gözaltına alma kararı ve nezarethaneye kabul. Bir kişinin nezarethaneye kabul edilebilmesi için, Cumhu- riyet savcısının gözaltı kararı vermesi gerekir (CMK 91). Yakalanıp Cumhuriyet savcısının kararı ile gözaltına alı- nana uygulanacak kayıtlamalar, tutuklularınkine kıyasla, yakalamanın gayesi ile haklı görüleceklerden ibarettir. Nezarethane defterine kayıt İster yakalanmış olsun, ister kendiliğinden gelip de, son- radan gözaltına alınan kişiler hakkında, en kısa zamanda nezaret tutanağı düzenlenir. Yönetmeliğin 12 inci maddesine göre denetime tabi olan bu defterde şu bilgiler yer alır: a) Kimlik ve adres bilgileri. b) Gözaltına alınmasına esas bilgiler. İsnat edilen suç, gözaltına alınma nedeni, suç yeri ve tari- hi, mimin emri ile yakalandığı ve nezarete alındığı, haber verilen Cumhuriyet savcısının adı ve soyadı, Cumhuriyet savcısına haber verildiği tarih ve saat, bilgi toplama işlem kısmı kaydı, c) Giriş işlemleri. Yakalamanın yeri, tarihi ve saati, giriş tarihi ve saati, giriş- te alınan hekim raporunun verildiği makam, tarihi ve öze- ti, üst aramasında teslim alınan malzemeler, teslim eden ve teslim alanın imzası, giriş işlemini yapan görevlinin adı v soyadı, rütbesi ve imzası, ç) Şüpheli ile ilgili işlemler. Haber verilen yakını veya belirlediği kişi, adresi ve telefon numarası, diplomatik temsilciliğin ad ve telefon numarası(yabancı uyruklu kişi için), haber veren personelin adı, soyadı ve sicil numarası. Şayet soruşturma konusu Terörle Mücadele Kapsamına giren bir suça ilişkin ise, kolluk tarafından düzenlenen tutanakları ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. d) Çıkış işlemleri belirtilir. Gözaltı işlemlerinin denetimi nasıl olur ? Bu konuda CMK 92 ye göre, Cumhuriyet Başsavcıları veya görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları, adli görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişinin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma neden ve sü- relerini, gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetler; sonucunu Nezarethaneye Alınanlar Defterine kaydederler. Denetim insan hakları açısından önemlidir. Soruşturma işlemlerinin başı Cumhuriyet savcısı olduğu için, kanuna aykırılıklardan kollukla birlikte doğrudan sorumlu tutulacaktır. Şüphelinin durumundan şikayet etmesi halinde, müdafiin de şüphelinin gözaltında bulunduğu bu yeri “görme hakkı” vardır. Ve bunu da yapmalıdır. Çünkü şüphelinin olası bir şikayetinin doğru olup olmadığının hukuki bir yardımda bulunan kişi olarak gözlemesi en doğal gerektir. Uygulamada İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları da bu denetimi yapabilmektedirler. Bu içerik, Türkiye Barolar Birliği CMK El Kitabı adlı basılı yayından faydalanılarak hazırlanmış ve güncelleştirilmiş olarak siteye aktarılmıştır.
  5. Eşyanın “gümrük kıymeti” nedir? Nasıl Tespit Edilir? Merak Edilen Tüm Sorular Soru: Eşyanın “gümrük kıymeti” nedir? Cevap: Eşyanın gümrük kıymeti, gümrük tarifesinin ve eşya ticaretine ilişkin belirli konularda getirilen tarife dışı düzenlemelerin uygulanması amacıyla, 4458 sayılı Gümrük Kanununun İkinci Kısmının Üçüncü Bölümü ile Gümrük Yönetmeliğinin İkinci Kitap Üçüncü Kısmında yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymettir. (Ancak bu bölümlerin hükümleri, gümrükçe onaylanmış bir başka işlem veya kullanıma tabi tutulduktan sonra serbest dolaşıma giren eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesine ilişkin özel hükümleri etkilemez.) İthal eşyasının gümrük kıymeti deyimi; ithal eşyası üzerinden advalorem sisteme göre gümrük vergisinin hesaplanmasına esas teşkil edecek eşya kıymetini belirtir. Soru: Eşyanın gümrük kıymeti nasıl tespit edilir? Cevap: Eşyasının gümrük kıymeti, Gümrük Yönetmeliğinin 45 ilâ 50 inci maddelerinde belirtilen kıymet tespit yöntemlerinin sırasıyla uygulanması suretiyle tayin ve tespit olunur. Bu yöntemler; satış bedeli yöntemi, aynı eşyanın satış bedeli yöntemi, benzer eşyanın satış bedeli yöntemi, indirgeme yöntemi, hesaplanmış kıymet yöntemi ve son yöntem olmak üzere altı tanedir. Bu yöntemlerin kullanılmasında esas, ilk önce satış bedeli yönteminin kullanılması, bu yöntemin kullanılmasını engelleyen bir durumun varlığı halinde ise sırasıyla diğer yöntemlerin denenmesi ve ilk beş yönteme göre belirlenemeyen kıymetin son yönteme göre belirlenmesidir. Eşyanın gümrük kıymeti bir önceki yönteme göre belirlenebildiği sürece izleyen yönteme geçilmez. Ancak beyan sahibinin yazılı talebinin gümrük idaresince uygun bulunması şartıyla, söz konusu yöntemlerden indirgeme yöntemi ile hesaplanmış kıymet yönteminin uygulama sırası değiştirilebilir. Soru: Satış bedeli yöntemine göre gümrük kıymeti nedir? Cevap: Satış bedeli yönteminde ithal eşyasının kıymeti eşyanın satış bedelidir. Satış bedeli Türkiye’ye ihraç amacı ile yapılan satışta (Türkiye’ye ihraç amaçlı satış deyimi; Türkiye’ye ithal edilmek üzere doğrudan doğruya yapılan satışı ifade eder) Gümrük Kanununun 27 ve 28 inci Gümrük Yönetmeliğinin 51 ve 52 inci maddelerine göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı fiilen ödenen veya ödenecek fiyattır. Soru: Bu yöntemin uygulanabilmesi için hangi koşullar gereklidir? Cevap: Eşyanın satış bedelinin gümrük kıymetine esas alınabilmesi aşağıdaki koşullara bağlıdır; i- Eşyanın alıcısı tarafından elden çıkarılması veya kullanımı; - - Türkiye Cumhuriyeti Kanunları, Tüzükleri ve bunların yetkili kıldığı merciler tarafından konulmuş olan, - - Eşyanın tekrar satılabileceği coğrafi bölgeyi sınırlayan, - - Eşyanın kıymetini önemli bir ölçüde etkilemeyen, Kısıtlamalar dışında hiçbir kısıtlamaya tabi olmamalıdır. ii- Satış veya fiyat, kıymeti belirlenmekte olan eşya bakımından kıymeti tespit edilemez bir koşul veya edim konusu olmamalıdır. iii- Eşyanın alıcı tarafından tekrar satışı veya diğer herhangi bir şekilde elden çıkarılması ya da kullanımı sonucu doğan hasılanın bir bölümünün doğrudan veya dolaylı olarak satıcıya intikal etmesi halinde, ithal eşyasının fiilen ödenen veya ödenecek fiyatına Gümrük Kanununun 27 inci maddesi hükümlerine göre ilave yapılabilmelidir. iv- Alıcı ve satıcı arasında bir ilişki bulunmamalı; ilişkinin varlığı durumunda ise, satış bedeli bu maddenin Gümrük Kanununun 24 (2) maddesi hükümlerine göre gümrük kıymeti olarak kabul edilebilir nitelikte olmalıdır. Soru: Yukarıdaki (iv) bendinde belirtilen “ilişki” ifadesinden ne anlaşılması gerekir? Cevap: Gümrük kıymetinin belirlenmesinde alıcı ile satıcı arasındaki ilişkinin varlığı yalnızca aşağıdaki durumlarda kabul edilir. - Birbirlerinin memuru veya idarecileri olmaları, - Birbirlerinin yasal ortakları olmaları, - İşçi ve işveren ilişkisi içinde bulunmaları, - Her iki firmanın oy hakkı veren hisse senedi veya sermaye paylarının en az %5’i doğrudan veya dolaylı olarak aynı kişilere ait veya bu kişilerin kontrolü altında veya elinde bulunması, - Birinin diğerini dolaylı veya dolaysız olarak kontrol etmesi, - Her ikisinin de doğrudan veya dolaylı olarak bir üçüncü kişi tarafından kontrol edilmesi, - Her ikisinin birlikte, bir üçüncü kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak kontrol etmesi, - Aynı ailenin üyeleri olmaları. (aynı ailenin üyeleri deyimi; karı, koca, anne, baba, çocuk, erkek ve kız kardeş (öz ya da anne veya babadan biri öz), büyükbaba, büyükanne, torun, amca, dayı, hala, teyze, yeğen, üvey anne-baba, üvey çocuk ve üvey kardeşi ifade eder). Tek acente, tek distribütör veya tek bayii olarak birbiri ile iş ilişkisi içinde bulunan kişilerin yukarıdaki kıstaslara uymaları durumunda, ilişki içinde oldukları kabul edilir. Soru: “İlişki”nin bulunduğu durumlarda yapılacak işlem nedir? Cevap: Satış bedelinin belirlenmesinde, alıcı ile satıcı arasındaki ilişkinin varlığı, satış bedelinin reddedilmesi için tek başına yeterli bir neden oluşturmaz. Böyle durumlarda satışa ilişkin koşullar incelenerek, bu ilişkinin fiyatı etkilemediği belirlenirse, satış bedeli kabul edilir. Gümrük idaresi, beyan sahibi veya diğer kaynaklardan elde ettiği bilgilere dayanarak, söz konusu ilişkinin fiyatı etkilediği kanısına varırsa, bu hususları beyan sahibine yazılı olarak bildirir. Beyan sahibinin tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde olmak şartıyla cevap hakkı saklıdır. Birbirleri ile ilişkisi bulunan kişiler arasındaki bir satışta, beyan sahibi satış bedelinin aynı veya yakın bir tarihte gerçekleşen ve aşağıda yer alan emsal kıymetlerden birine çok yakın olduğunu ispatlarsa bu satış bedeli kabul edilerek eşyanın kıymeti satış bedeli yöntemine göre belirlenir. 1) Türkiye’ye ihraç amacıyla satılan aynı veya benzer eşyanın birbiri ile hiçbir ilişkisi bulunmayan satıcılar ve alıcılar arasında satışındaki satış bedeli, 2) Aynı veya benzer eşyanın indirgeme yöntemi hükümlerine göre belirlenen gümrük kıymeti, 3) Aynı veya benzer eşyanın hesaplanmış kıymet yöntemi hükümlerine göre belirlenen gümrük kıymeti Yukarıdaki emsal kıymetlerle yapılan kıyaslama sırasında, ticari düzeye, miktara, 27 nci maddede sayılan unsurlara ve alıcı ile satıcı arasında ilişki bulunmayan satışlarda, satıcının üstlendiği, ancak satıcı ile alıcı arasında ilişki bulunan durumlarda satıcının üstlenmediği giderlere ilişkin ispatlanmış farklılıklar dikkate alınır. Söz konusu emsal kıymetler beyan sahibinin girişimi ile ve yalnız kıyaslama amacıyla kullanılır. Bu emsal kıymetlere dayanarak eşyanın satış bedelinin yerini alacak bir kıymet tespit edilmez. Soru: “Fiilen ödenen veya ödenecek fiyat” ifadesinin kapsamı nedir? Cevap: Fiilen ödenen veya ödenecek fiyat, ithal eşyası için alıcının, satıcı veya satıcı yararına yaptığı veya yapması gereken ödemelerin toplamıdır. Bu fiyat, ithal eşyasının satış koşulu olarak, alıcının satıcıya veya satıcının bir yükümlülüğünü karşılamak üzere üçüncü bir kişiye yaptığı veya yapacağı tüm ödemeleri kapsar. Ödemeler, para transferi şeklinde olabileceği gibi akreditif veya ciro edilebilir bir kıymetli evrak kullanılarak ya da doğrudan veya dolaylı yapılabilir. Gümrük Kanununun 27 inci maddesine göre yapılan ilaveler dışında, alıcının pazarlama veya satıcı ile yapılan bir anlaşma yoluyla da olsa, satıcıya yapılan dolaylı dahil kendi hesabına yaptığı faaliyetler, satıcı yararına bir ödeme olarak değerlendirilmez. Bu tür işlemlere ilişkin giderler, ithal eşyasının gümrük kıymetinin tespiti sırasında fiilen ödenen veya ödenecek fiyata ilave edilmez. Soru: “Aynı eşya” ve “benzer eşya” ifadeleri ne anlama gelir? Cevap: Aynı eşya deyimi; fiziksel özellik, kalite ve tanındığı özellikleri dahil olmak üzere her hususta aynı olan ve aynı ülkede üretilmiş eşyayı (görünüşteki küçük farklılıklar diğer hususlarda tanıma uyan eşyanın aynı eşya sayılmasını önlemez) ifade eder. Benzer eşya deyimi; her hususta aynı olmamakla birlikte aynı işlevi görmelerini ve ticari olarak birbirlerini ikame edebilmelerini mümkün kılan, benzer özellik ve benzer unsurları bulunan ve aynı ülkede üretilmiş olan eşyayı (eşyanın kalitesi, tanındığı özellikleri, bir ticari markasının bulunması, eşyanın benzerliğinin belirlenmesinde göz önüne alınacak faktörler arasında yer alır), ifade eder. Aynı eşya ve benzer eşya deyimleri, Türkiye’de yapılması nedeniyle düzeltme konusu olmayan, ithal eşyasının üretimi için gereken ve Türkiye dışında gerçekleştirilen mühendislik, geliştirme, sanat ve çizim çalışmaları, plan ve taslak hazırlama hizmetlerini içeren veya yansıtan eşyayı kapsamaz. Yalnızca kıymeti belirlenecek eşya ile aynı ülkede üretilen eşya, “aynı eşya” veya “benzer eşya” olarak nitelenebilir. Kıymeti belirlenecek eşya ile aynı kişi tarafından üretilmiş aynı veya benzer eşya bulunmadığı takdirde, farklı kişi tarafından üretilmiş eşya dikkate alınır. Üretilmiş deyimi, yetiştirilmiş, imal edilmiş veya topraktan çıkarılmış olma halini ifade eder. Soru: Aynı eşyanın satış bedeli yöntemine göre gümrük kıymeti nedir? Cevap: Satış bedeli yöntemine göre belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymeti Türkiye’ye ihraç amacıyla satılarak kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen aynı eşyanın satış bedelidir. (Aynı veya yakın bir tarih deyimi; ithal edilen eşya ya da aynı veya benzer eşyaya ait birim fiyatın belirlenmesine imkan verecek ileri ve geriye doğru tespiti mümkün olan ilk tarihi ifade eder.) Bu yönteme göre gümrük kıymeti belirlenirken, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı ticari düzey ve yaklaşık aynı miktarda satılan aynı eşyanın satış bedeli kullanılır. Böyle bir satışın bulunmaması durumunda, farklı ticari düzey ve/veya farklı miktarlardaki aynı eşyanın satış bedeli, bu ticari düzey ve/veya miktar farkları göz önüne alınarak yapılacak düzeltmeden sonra kullanılır. Kıymet artış veya azalışına da yol açsa, düzeltmenin yapılabilmesi için makul olduğunun ve doğruluğunun kesin delillerle ispatı gerekir. İthal eşyası ile söz konusu aynı eşya arasında, ithal eşyasının giriş liman ve mahalline kadar nakliyesi ile ilgili olarak yapılan nakliye ve sigorta giderlerinin satış bedeline dahil edildiği durumlarda, mesafe ve nakliyatın türünden doğan ciddi farklılıklar göz önüne alınarak satış bedelinde düzeltme yapılır. Bu yöntemin uygulanması sırasında aynı eşyaya ilişkin birden fazla satış bedeli tespit edilirse, ithal eşyasının gümrük kıymetini belirlemek üzere bunlardan en düşük olanı kullanılır. Soru: Benzer eşyanın satış bedeli yöntemine göre gümrük kıymeti nedir? Cevap: İlk iki yönteme göre belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymeti Türkiye’ye ihraç amacıyla satılarak, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen benzer eşyanın satış bedelidir. (Aynı veya yakın bir tarih deyimi; ithal edilen eşya ya da aynı veya benzer eşyaya ait birim fiyatın belirlenmesine imkan verecek ileri ve geriye doğru tespiti mümkün olan ilk tarihi ifade eder.) Bu yönteme göre gümrük kıymeti belirlenirken, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı ticari düzey ve yaklaşık aynı miktarda satılan benzer eşyanın satış bedeli kullanılır. Böyle bir satışın bulunmaması durumunda, farklı ticari düzey ve/veya farklı miktarlardaki benzer eşyanın satış bedeli, bu ticari düzey ve/veya miktar farkları göz önüne alınarak yapılacak düzeltmeden sonra kullanılır. Kıymet artış veya azalışına da yol açsa, düzeltmenin yapılabilmesi için makul olduğunun ve doğruluğunun kesin delillerle ispatı gerekir. İthal eşyası ile söz konusu benzer eşya arasında, ithal eşyasının giriş liman ve mahalline kadar nakliyesi ile ilgili olarak yapılan nakliye ve sigorta giderlerinin satış bedeline dahil edildiği durumlarda, mesafe ve nakliyatın türünden doğan ciddi farklılıklar göz önüne alınarak satış bedelinde düzeltme yapılır. Bu yöntemin uygulanması sırasında benzer eşyaya ilişkin birden fazla satış bedeli tespit edilirse, ithal eşyasının gümrük kıymetini belirlemek üzere bunlardan en düşük olanı kullanılır. Soru: İndirgeme yöntemine göre gümrük kıymeti nedir? Cevap: Bu yöntemde, kıymeti belirlenecek eşya ya da aynı veya benzer eşya, Türkiye’de ithal edildiği hal ve durumda satılmışsa, bu yönteme göre ithal eşyasının gümrük kıymetinin belirlenmesinde, bu eşyanın ya da aynı veya benzer eşyanın ithalatçı tarafından yurt içinde müstakil kişilere aynı veya yakın bir tarihte yapılan en büyük miktardaki satışına ait birim fiyat esas alınır. Yukarıda belirtilen birim fiyattan aşağıdaki indirimler yapılır: Türkiye’ye ithal edilen, ithal eşyası ile aynı sınıf veya cins eşyanın satışında mutat olarak ödenen veya ödenmesi kararlaştırılan komisyon veya kar ve genel giderler için yapılması mutat olan ilaveler. (Aynı sınıf veya cins eşya deyimi; belli bir sanayi sektöründe üretilen bir grup veya bir dizi eşya kapsamına giren eşyayı ifade eder (bu ifade aynı veya benzer eşyayı da kapsar) Türkiye sınırları içinde gerçekleşen mutat nakliye ve sigorta giderleri ile bunlarla ilgili diğer giderler. Eşyanın ithali veya satışı nedeniyle Türkiye’de ödenecek gümrük vergileri ile diğer dahili vergiler. Kıymeti belirlenecek eşya ya da aynı veya benzer eşyanın, ithal tarihinde veya yakın bir tarihte satışı yoksa, bu eşyanın ithal tarihinden itibaren doksan gün içinde ithal edildiği hal ve durumda yapılan ilk satışına ait birim fiyat esas alınır. İthal edildiği hal ve durumda satılan kıymeti belirlenecek eşya ya da aynı veya benzer eşya yoksa; ithalatçının talebi üzerine ithal edildikten sonra işlenen veya değişikliğe tabi tutulan kıymeti belirlenecek eşyanın, müstakil kişilere en büyük miktardaki satışına ait birim fiyat gümrük kıymetine esas alınır. Bu birim fiyatından eşyanın işlenmesi veya değişikliğe tabi tutulmasından doğan ilave kıymetin düşülmesi ve yukarıda belirtilen indirimlerin yapılması gerekir. Soru: Hesaplanmış kıymet yöntemine göre gümrük kıymeti nedir? Cevap: Bu yönteme göre ithal eşyasının gümrük kıymeti, hesaplanmış kıymet esas alınarak belirlenir. Bu yöntemin uygulanması için ithalatçının gerekli bilgi ve belgeleri gümrük idaresine ibraz etmesi ve bu bilgi ve belgelerin doğruluğunu ispata hazır olduğunu üretici ülke makamlarından alacağı belge ile tevsik etmesi gerekir. Hesaplanmış kıymet aşağıdaki unsurların toplamından oluşur; İthal eşyasının üretiminde kullanılan malzeme ve yapılan imalat veya diğer imal işlemlerinin bedel veya kıymetleri, Türkiye’ye ihraç edilmek üzere ihraç ülkesindeki üreticiler tarafından üretilen, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı sınıf veya cins eşyanın satışında mutat olan kar ve genel giderlere eşit bir tutar, İthal eşyasının giriş liman ve mahalline kadar nakliyesi ile ilgili olarak yapılan yükleme, boşaltma, elleçleme giderleri ile nakliye ve sigorta giderleri. Soru: Son yönteme göre gümrük kıymeti nedir? Cevap : 1) İlk beş yönteme göre belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymeti; Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşmanın, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII nci maddesinin, Gümrük Kanunu ve Gümrük Yönetmeliğinin Eşyanın Gümrük Kıymeti ile ilgili bölüm hükümlerinin, esaslarına ve genel hükümlerine uygun yöntemlerle ve Türkiye’de mevcut hükümler esas alınarak belirlenir. 2) Bu yönteme göre gümrük kıymetinin belirlenmesinde aşağıdaki hususlar esas alınmaz. a) Türkiye’de üretilen eşyanın Türkiye içindeki satış fiyatı, b) Gümrük idaresinin iki alternatif kıymetten yüksek olanını kabul etmesini öngören bir sistem, c) Eşyanın ihraç ülkesindeki iç piyasa fiyatı, d) Aynı veya benzer eşyanın hesaplanmış kıymet yöntemi hükümlerine göre belirlenen kıymeti dışındaki maliyet bedeli, e) Türkiye’den başka bir ülkeye ihraç edilmek üzere satılmış eşyanın fiyatı, f) Asgari gümrük kıymetleri, g) Keyfi veya fiktif kıymetler. Çeki listesi satıcı veya gönderici tarafından orijinal fatura ile birlikte hazırlanabileceği gibi, beyan sahibi tarafından da hazırlanabilir. İthal eşyasına ait kıymet bildirim formu, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII nci Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma hükümleri çerçevesinde belirlenen ithal eşyasına ait gümrük kıymetinin unsurlarını içeren ve Gümrük Yönetmeliğinin 21 no.lu ekinde yer alan belgedir. Soru: Satış bedeli yönteminde fiilen ödenen veya ödenecek fiyata ilave edilecek unsurlar nelerdir? Cevap: Gümrük Yönetmeliğin 45 inci maddesinde yer alan satış bedeli yöntemi hükümlerine göre gümrük kıymeti belirlenirken, ithal eşyasının fiilen ödenen veya ödenecek fiyatına aşağıdaki ilaveler yapılır. a) Aşağıdaki unsurlara eşyanın fiilen ödenen veya ödenecek fiyatına dahil edilmemiş ancak alıcı tarafından üstlenilen bölümü; 1) Satın alma komisyonları dışındaki komisyonlar ve tellaliye, (Satın alma komisyonu deyimi; ithalatçının temsilcisine, kıymeti belirlenecek eşyanın satın alınmasında yurt dışında verdiği temsil hizmeti karşılığı ödediği ücreti ifade eder.) 2) Gümrük işlemleri sırasında söz konusu eşya ile tek eşya muamelesi gören kapların maliyeti, 3) İşçilik ve malzeme giderleri dahil ambalaj bedeli, b) İthal eşyasının üretiminde ve ihraç amacıyla satışında kullanılmak üzere alıcı tarafından doğrudan veya dolaylı olarak bedelsiz veya düşük bedelle sağlanan, fiilen ödenmeyen veya ödenecek fiyata dahil edilmemiş olan aşağıda sayılan mal ve hizmetlerin kıymetinden verilecek uygun miktardaki pay; 1) İthal eşyasına katılan malzeme, aksam, parça ve benzerleri, 2) İthal eşyasının üretimi sırasında kullanılan araç, gereç, kalıp ve benzeri aletler, 3) İthal eşyasının üretimi sırasında tüketilen maddeler, 4) İthal eşyasının üretimi için gereken ve ithal ülkesi dışında gerçekleştirilen mühendislik, geliştirme, sanat ve çizim çalışmaları, plan ve taslak hazırlama hizmetleri, c) Kıymeti belirlenecek eşyanın satış koşulu gereği, alıcının doğrudan veya dolaylı olarak ödemesi gereken, fiilen ödenen veya ödenecek fiyata dahil edilmemiş olan royalti ve lisans ücretleri, d) İthal eşyasının tekrar satışı veya diğer herhangi bir şekilde elden çıkarılması ya da kullanımı sonucu doğan hasılanın doğrudan veya dolaylı olarak satıcıya intikal eden kısmı, e) İthal eşyası için Türkiye’deki giriş liman veya mahalline kadar yapılan nakliye ve sigorta giderleri. (Giriş liman veya mahalli deyimi; deniz yolu ile gelen eşyada Türkiye’deki boşaltma limanını, karayolu ile gelen eşyada kara taşıt araçlarının ilk vardıkları hudut gümrüğünü, hava yolu ile gelen eşyada eşyanın boşaltıldığı hava limanı gümrüğünü ifade eder.) Bu maddeye göre fiilen ödenen veya ödenecek fiyata yapılacak ilaveler için objektif ve ölçülebilir veriler esas alınır. Gümrük kıymetinin belirlenmesinde, fiilen ödenen veya ödenecek fiyata bu maddede öngörülenler dışında hiçbir ilave yapılamaz. İthal eşyasının gümrük kıymetinin belirlenmesi sırasında Türkiye’de çoğaltılması hakkı için yapılan ödemeler ve Türkiye’ye ihraç amacıyla satışında bir satış koşulu olmaması kaydıyla, dağıtım veya tekrar satış hakları için alıcının yaptığı ödemeler, yukarıdaki (c) bendi kapsamında değerlendirilmez ve fiilen ödenen veya ödenecek fiyata ilave edilmez. Soru: Satış bedeli yöntemine göre gümrük kıymetine dahil edilmeyecek giderler nelerdir? Cevap: İthal eşyasının fiilen ödenen veya ödenecek fiyatından ayırd edilebilmeleri koşuluyla, aşağıdaki giderler gümrük kıymetine dahil edilmez. a) Eşyanın, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi ile Türkiye’nin anlaşmalarla dahil olduğu gümrük birliği gümrük bölgelerine giriş yerine varışından sonra yapılan nakliye ve sigorta giderleri, b) Sınai tesis, makine veya teçhizat gibi ithal eşyası için ithalattan sonra yapılan inşa, kurma, montaj, bakım veya teknik yardıma ilişkin giderler, c) İthal eşyasının satışıyla ilgili olarak bir finansman anlaşması uyarınca alıcı tarafından üstlenilen faiz giderleri, d) Satın alma komisyonları, e) Eşyanın ithali veya satışı nedeniyle Türkiye’de ödenecek ithalat vergileri. Bu maddenin (c) fıkrasında belirtilen hallerde, finansmanın satıcı veya bir başka kişi tarafından sağlanmış olmasına bakılmaz. Ancak, finansman anlaşmasının yazılı olarak yapılmış olması ve gerektiğinde alıcının; - Eşyanın, fiilen ödenen veya ödenecek fiyat olarak beyan edilen fiyattan satıldığını, - Söz konusu faiz oranının, finansmanın sağlandığı ülkede o tarihte bu tür bir işlem, için geçerli olan faiz oranı seviyesini aşmadığını, Kanıtlaması şarttır. Soru: Bilgisayarlarda kullanılmak üzere ithal edilen veri ya da komutlar yüklü bilgi taşıyıcılarının gümrük kıymeti nasıl belirlenir? Cevap: Bilgisayarlarda kullanılmak üzere, ithal edilen veri ya da komutlar yüklü bilgi taşıyıcılarının gümrük kıymetinin belirlenmesinde, sadece taşıyıcı ortamın kendisinin maliyeti veya kıymeti esas alınır. Bu nedenle, taşıyıcı ortamın maliyet veya kıymetinden ayırd edilebilmesi koşuluyla, gümrük kıymeti, veri veya komutların maliyet veya kıymetini içermez. Bu maddede geçen - Taşıyıcı ortam deyimi, entegre devreler, yarı iletkenler ve bu tür devre veya cihazlarla bütünlük oluşturan benzeri araç ve aletleri, - Veri veya komutlar deyimi, ses, sinematografik veya video kayıtlarını, Kapsamaz. Soru: Kıymetin tespitinde kullanılacak döviz kuru nedir? Cevap: Eşyanın gümrük vergisine esas alınacak kıymetinin Türk Lirası olarak beyanı zorunludur. Fatura veya diğer belgelerde yazılı yabancı paralar, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan T.C. Merkez Bankası döviz satış kurları üzerinden Türk Lirasına çevrilir. Soru: “Royalti ve Lisans Ücretleri” ile ilgili özel düzenlemeler var mıdır? Cevap: Royalti ve lisans ücreti deyimi; ithal eşyasının imalatı, ihraç edilmek üzere satışı veya kullanımı ya da yeniden satışı ile ilgili olarak patent, dizayn, know-how, model, marka, tescilli tasarım, telif hakkı ve imalat prosesleri gibi adlar adı altında yapılan ödemeleri ifade eder. Royalti ve lisans ücretleri ile ilgili olarak aşağıdaki hükümler uygulanır. a) Gümrük Kanununun 27 nci maddesinin 5 inci fıkrası hükmü saklı kalmak kaydıyla, ithal eşyasının gümrük kıymeti satış bedeli yöntemine göre belirlenirken, royalti veya lisans ücreti ödemeleri fiilen ödenen veya ödenecek fiyata aşağıdaki koşullarla ilave edilir. 1) Ödeme kıymeti belirlenecek eşya ile ilgili olmalıdır. 2) Ödeme bu eşyanın satış koşulu olarak yapılmalıdır. b) İthal eşyasının sadece Türkiye’de imal edilen eşyanın karışımındaki maddelerden biri veya bir parçası olması durumunda, ithal edilen eşya için fiilen ödenen veya ödenecek fiyatta düzeltme sadece royalti veya lisans ücreti bu eşya ile ilgili ise yapılabilir. Eşyanın monte edilmemiş bir şekilde veya sulandırma veya ambalajlama gibi satıştan önce küçük işlemlerden geçecek şekilde ithal edilmesi durumunda, bu, bir royalti veya lisans ücretinin ithal edilen eşya ile ilgili kabul edilmesini engellemez. Eğer royalti veya lisans ücretleri kısmen ithal edilen eşya ile kısmen de ithal edilmelerinden sonra eşyaya eklenen parçalarla veya ithalat sonrası faaliyetler veya hizmetler ile ilgiliyse, uygun bir paylaştırma sadece nesnel ve somut verilere dayalı olarak yapılır. c) Bir markanın kullanılmasına ilişkin bir royalti veya lisans hakkı, ithal edilen eşya için fiilen ödenen veya ödenecek fiyata sadece aşağıdaki durumlarda ilave edilir. 1) Royalti veya lisans ücreti, aynı durumda yeniden satılan veya ithal edildikten sonra sadece küçük değişikliklerden geçen eşyaya ilişkin ise, 2) Eşya, ithalattan önce veya sonra yapıştırılan ve royalti veya lisans ücretinin ödendiği marka altında pazarlanıyorsa, 3) Alıcı, bu tür eşyayı satıcı ile ilişkisi olmayan diğer satıcılardan temin etme özgürlüğüne sahip değilse. d) Alıcının bir üçüncü kişiye royalti veya lisans ücreti ödemesi durumunda, bu maddenin (a) bendinde öngörülen koşullar, satıcı veya satıcı ile ilişkili olan bir kişinin alıcıdan bu ödemeyi yapmasını istememesi durumunda yerine getirilmiş sayılmaz. e) Bir royalti veya lisans ücretinin miktarı ithal edilen eşyanın fiyatına bağlı olarak belirleniyor ise, aksi yönde bir kanıt bulunmadığı sürece, bu royalti veya lisans ücretinin ödenmesinin kıymeti belirlenecek eşya ile ilgili olduğu varsayılır. Ancak, bir royalti veya lisans ücretinin miktarı ithal edilen eşyanın fiyatına bakılmaksızın belirleniyor ise, bu royalti veya lisans ücreti ödenmesinin de kıymeti belirlenecek eşya ile ilgili olduğu kabul edilebilir. Soru: Eşyanın gümrük kıymetinin tespiti ile ilgili mevzuat hükümlerine uyulmaması halinde muhatap olunabilecek cezalar nelerdir? Cevap: Gümrük Kanununun 234 (1) (b) maddesi gereğince, Serbest dolaşıma giriş rejimine veya bir geçici muafiyet düzenlemesine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda, kıymeti üzerinden gümrük vergisine tabi eşyanın beyan edilen kıymeti, muayene ve denetleme sonucunda Gümrük Kanununun 23 ila 31 inci maddelerinde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymete göre noksan bulunduğu takdirde, bu noksanlığa ait gümrük vergisinden başka bu vergi farkının 3 katı para cezası alınır. Ancak, satış birimine göre miktar itibarıyla %5’i geçmeyen bir vergi farkı ile maddi hesap hatasından doğan noksan kıymet beyanlarında, bu farklara ait gümrük vergisinden başka bu verginin bir katı da para cezası alınır. Bu maddeye göre verilen ceza hiçbir şekilde Gümrük Kanununun 241 İnci maddesinin 1 İnci fıkrasında belirtilen miktardan az olamaz. Vergi kaybı doğurmamasına karşın, Gümrük Kanununun 24 üncü maddesine göre birbirleriyle ilişkisi bulunan kişiler arasında bir satış işlemi olması ve bu ilişkinin beyan edilmemesi durumunda Gümrük Kanununun 241 (3) (b) maddesi gereğince, aynı Kanunun 241 (1) maddesinde belirtilen miktarın iki katı tutarında usulsüzlük cezası uygulanır. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümleri saklıdır. Kaynak: Gümrükler Genel Müdürlüğü İnternet Sitesi
  6. Ceza muhakemesi hukukunda yer alan arama koruma tedbiri, başta özel hayatın gizliliğine saygı gösterilmesi ve konut dokunulmazlığı olmak üzere bazı temel hak ve özgürlüklere doğrudan müdahale eder. Bu sebeple, temel hak ve özgürlüklerin korunması, arama tedbirinin keyfi uygulanmasının önüne geçilmesi için, arama tedbirinde belirlilik ilkesine uyularak, tedbirin sınırlarının çizilmesi zorunludur. Aksi uygulama, arama tedbirinin ve bundan elde edilen delillerin hukuka aykırı hale gelmesine yol açar. Ceza muhakemesinde, gizli saklı olan şüpheli veya sanığın ya da delillerin elde edilmesi amacıyla arama tedbirine başvurulur. Hatta denilebilir ki ceza muhakemesinde, maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli olan delillerin büyük bir bölümü arama tedbiri ile elde edilir. Ceza muhakemesinde bu denli önemli bir yere sahip olan arama tedbiri, koruma tedbiri olmasının da doğal bir sonucu olarak, bazı temel hak ve hürriyetlere, henüz hüküm verilmeden önce, doğrudan müdahale eder. Arama tedbirinin bu özelliği, tedbire başvurulurken, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına ve sınırlanmasına yönelik ilkelere uyulmasını zorunlu kılar. Bu aşamada tedbirin sınırlarının çizilmesi önem kazanır. Bu da ancak belirlilik ilkesine uymak ile mümkün olur. Dolayısıyla tedbire başvurulurken neyin ya da kimin aranacağı belirlenmelidir. Aksi uygulama tedbirin hukuka aykırı hale gelmesine yol açarak ceza, tazminat ve delil hukuku anlamında bazı sonuçların doğmasına neden olur. Hakan Serdar ÇÖPOĞLU - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Doktora Öğrencisi. Ankara Barosu Dergisi, 2019/1 MAKALENİN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ !
  7. Yurda kaçak sokulan ve bandrolsüz sigaraların ele geçirilmesi sonrasında yapılan yargılamalarda dikkate alınması gereken kişisel kullanım sınırı miktarı ve konu ile ilgili verilmiş son dönem Yüksek Yargı Kararları KONU İLE İLGİLİ TEMEL KISTAS: 4733 sayılı Kanunun 8. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen suç, 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren ve genel gerekçesinde amacı kaçakçılıkla mücadelenin etkin bir şekilde ve uzman personel eliyle yürütülmesi, uygulamadaki tereddütlerin ve sıkıntıların ortadan kaldırılması olarak belirtilen 6455 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılıp, 5607 sayılı Kanuna müstakil bir suç olarak aktarılmıştır. 4733 sayılı Kanunun 8. maddesinin 4. fıkrası ile 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin 5. fıkrasında yer alan suçların oluşabilmesi için, failin öngörülen seçimlik hareketleri ticari amaçla gerçekleştirmesi gerekmektedir. Ancak, "ticari amaç" kavramından ne anlaşılması gerektiği hususunda anılan Kanun'larda bir tanımlamaya yer verilmemiştir. Ticari amaç birçok kaçakçılık suçunda aranan bir manevi unsur olup öğretide bu konuda; "Ticari amaç maddi menfaat elde etmek amacıdır. Ticaret maddi kazanç için yapılan faaliyettir. Failin amacı kazanç dışında amaç ise maddi unsuru eksik kalacaktır." (Erdener Yurtcan, Yeni Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Şerhi, Beta Yayınları, İstanbul, 2007, s.21); "Bu suç düzenlemesinde kast, özel kasttır. Bu nedenle, bu suç düzenlemesi ancak özel kastla işlenebilir. Bu özel kast, faildeki ticari amacı ifade eder. Failin, suç teşkil eden seçimlik hareketleri, ticari amaçla (saikle) işlemesi gerekir. Eğer, failde ticari amaç bulunmuyorsa, bu suç oluşmayacaktır. Bu nedenle, bu seçimlik hareketin kişisel kullanımlar için yapılması bu suçu oluşturmayacaktır." (Mustafa Özen, 5607 sayılı Kaçakçılık Kanununda Düzenlenen Suçlar, Adalet Yayınevi, 1.Bası, Ankara, 2015, s.98); "Ticari amaç olması için, belli bir uğraşın sonunda maddi bir menfaat gereklidir. Kazanç dışında başka bir amaç varsa belirtilen suç oluşmayacaktır. Örneğin, fail acıyarak yardım etmek veya korumak amacıyla belirtilen fiilleri işlerse bu takdirde koşulları çerçevesinde iştirak iradesi araştırılacaktır. Kişisel kullanım veya tüketim çerçevesinde yapılanlar suç kapsamında değerlendirilmemektedir." (Dilara Şahin, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunundaki İthalat Kaçakçılığı Suçları ve Kabahatler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2011, s.68); "Kendisinin kişisel kullanım ve tüketimi için kaçak eşyanın satın alınması, saklanması, taşınması hareketleri kasten işlense dahi bu suç oluşmayacaktır" (Selçuk Bütün, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Kapsamında Gümrük Kaçakçılığı Suçları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, 2008, s.70) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. Gerek 4733 gerekse 5607 sayılı Kanun'un amaçlarından biri de, ticari hayatta haksız kazanca bağlı rekabet dengesini bozabilecek unsurların ortadan kaldırılmasıdır. Bu nedenle kanun koyucu, bazı kaçakçılık fiillerinde belirtilen hukuki değer bakımından doğrudan zarar doğurucu nitelikte bulunmayan ticari amaç dışı hareketleri suç kapsamı dışında tutmayı tercih etmiştir. Ticari kelimesinin sözcük anlamı "ticaretle ilgili, ticarete ilişkin"dir. Ticaret ise "ürün, mal vb. alım satımı, kazanç amacıyla yürütülen alım satım etkinliği, alışveriş sonucu elde edilen, yararlanılan fiyat farkı, kâr" anlamlarına gelmektedir. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 11. Bası, Ankara, 2011, s.2354-2355). Bu bakımdan "ticari amaç"ın, kazanç elde etmek amacı olarak tanımlanması mümkündür. Ticari amaç çoğunlukla bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten "tacir"ler tarafından güdülen bir amaçtır. Ancak ticari amacın, "tacir" sıfatıyla mutlak bir bağlantısı bulunmamaktadır. Zira tacir sıfatını taşıyan gerçek kişilerin tüm eylem ve işlemleri ticari değildir. Aynı şekilde tacir olmayan kişilerin de ticari maksatla hareket etmesi mümkündür. Ticari amaç, kazanç elde etmek için satmak amacıyla almakla da sınırlı değildir. Kişinin kendi şahsi ihtiyaçları dışında belirli bir meslek veya ticari faaliyetin icrası kapsamında maliyet unsuru olarak yahut alacak-borç ilişkilerinde kullanmak üzere yaptığı alımların da ticari amaçla yapıldığı kabul edilmelidir. Tüm bu nedenlerle failin ticari amaçla hareket edip etmediği, ekonomik ve sosyal durumu, suça konu eşyanın cinsi, nevi, kullanım yeri, zamanı, miktarı, değeri, bulundurma ve ele geçiriliş biçimi gibi hususlar gözetilerek her olayın özelliğine göre değerlendirilip belirlenmelidir. Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nın "İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesinin 4. fıkrası "Müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz" şeklinde olup, bu düzenleme ile; şüpheli veya sanığın kolluk tarafından müdafii hazır bulundurulmaksızın alınan ifadesinin, kendisi tarafından hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadığı takdirde hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. (T.C YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas: 2016/ 177 Karar: 2018 / 609 Karar Tarihi: 04.12.2018) KARARLAR T.C YARGITAY 19.Ceza Dairesi Esas: 2019/ 1545 Karar: 2019 / 5800 Karar Tarihi: 14.03.2019 " ... Olay tutanağında; sanığın aracında yapılan aramada 15 karton kaçak sigara ve aracın çekicisinin deposunda 100 LT fazla akaryakıt ele geçirildiği yazılı ise de; sanığın aşamalarda değişmeyen ifadesinde sigara ve yakıtı kişisel kullanımı için aldığını, ticari amacının olmadığını savunması karşısında, her ne kadar sanığın kullanmakta olduğu araç ticari mahiyette ise de dosyada mevcut 13.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda sigaraların ve akaryakıtın aracın orijinal bölmelerinde ele geçirildiğinin tespit edilmiş olması ve yine dosyada mevcut sanığın yurda giriş çıkış kayıtlarından olay günü sanığın İran'dan ülkemize giriş yaptığı ve 07.10.2009 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 2009/15481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekindeki ...... sayılı Gümrük Kanun'un bazı maddelerinin Uygulanması Hakkında Kararın 96. maddesinde tır çekicilerine 550 LT akaryakıt muafiyet hakkı tanındığı, ulusal marker tespit tutanağında da sanıkta ele geçen akaryakıt miktarının 100 LT olduğunun yazılı olduğu ve dosya kapsamında sanıkta ele geçen miktarın muafiyet fazlası olduğuna delil teşkil edecek şekilde 650 LT kaçak yakıt ele geçirildiğine ilişkin bir tespitin bulunmadığı cihetle; ele geçen miktarın kişisel kullanım sınırında kalması karşısında, sanığın ele geçen sigara ve akaryakıtı ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraat yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden ..." T.C YARGITAY 19.Ceza Dairesi Esas: 2019/ 2046 Karar: 2019 / 5487 Karar Tarihi: 11.03.2019 "... 17 karton sigaranın ele geçirildiği olayda, sanığın kolluktaki ifadesinde ve mahkemedeki savunmasında suça konu sigaraları içmek amacıyla aldığını, ticari amacının olmadığını beyan etmesi, ele geçen eşyanın da miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında ve tüm dosya kapsamına göre sanığın gümrük kaçağı sigaraları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş ..." T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2017/ 4118 Karar: 2019 / 226 Karar Tarihi: 09.01.2019 T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2017/ 4118 Karar: 2019 / 226 Karar Tarihi: 09.01.2019 "... Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, sanığın içinde bulunduğu araçta yapılan aramada ele geçen sigaralardan 200 paket kaçak sigaranın sanığa ait olduğu olayda, sanığın savunmasında sigaraları içmek için aldığını beyan etmesi, ele geçen sigaranın Dairemizin istikrar kazanan uygulamalarında miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında ve tüm dosya kapsamına göre sanığın kaçak sigaraları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan..." T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2016/ 4889 Karar: 2018 / 6121 Karar Tarihi: 30.05.2018 "... Yolcu otobüsünde yapılan aramada otobüste yolcu olarak bulunan sanıklara ait 100 karton kaçak sigaranın ele geçirildiği olayda; bandrolsüz sigaranın sayı itibariyle ticari miktar ve mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu gözetilmeksizin, sanıkların savunmalarına itibar edilerek mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçeyle beraatlerine karar verilmesi, Yasaya aykırı, katılan ... İdaresi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ..." T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2017/ 10433 Karar: 2017 / 8879 Karar Tarihi: 08.11.2017 "... 2 değişik markada 47 karton kaçak sigara ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın aşamalarda sigaraları Rusya'ya gidip gelirken muafiyet kapsamında içmek için getirdiğini ifade etmesine karşılık sigaraların miktar itibariyle kişisel kullanım sınırı dışında kalması karşısında sanığın ticari amaçla bandrolsüz sigara bulundurduğunun kabulü gerekirken, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik beyanına itibarla yazılı şekilde hüküm kurulması, " T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2015/ 17741 Karar: 2017 / 10866 Karar Tarihi: 19.12.2017 "... Sanığa ait olan 10 adet 450gr'lık sallama çay, 10 adet 200 gr'lık sallama çay, 4 adet 100lük paketlerde sallama çay, 230 paket kaçak sigara, 6 adet 200 gr'lık kahve, 4 adet 1 kg'lık nargile aroması, 25 adet kutu bira, 10 şişe Suriye rakısı, 4 adet 70cc'lik Yeni Rakı, 20 kg toz şeker eşyanın miktar itibariyle ticari mahiyette olduğu ve kişisel kullanım kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından, sanığın mahkumiyeti yerine ticari kastının bulunmadığı şeklindeki yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, .." T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2015/ 12295 Karar: 2018 / 10290 Karar Tarihi: 16.10.2018 Sanık …'de ele geçen 240 paket kaçak sigaranın miktar itibariyle ticari miktar ve mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu gözetilmeksizin, sanık …'in mahkumiyeti yerine ticari kastının bulunmadığı şeklindeki yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, ... Yasaya aykırı, katılan ... İdaresi vekilinin ve sanık ...'nun temyiz itirazları bu itibarlarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ..." T.C YARGITAY 7.Ceza Dairesi Esas: 2015/ 10938 Karar: 2018 / 14524 Karar Tarihi: 19.12.2018 "... Sanıkta ele geçen 262 paket kaçak ve bandrolsüz sigaranın sayı itibarıyla ticari miktar ve mahiyette olduğu ve kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunduğu gözetilmeksizin, sanığın mahkumiyeti yerine ticari kastının bulunmadığı şeklindeki yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, ... Yasaya aykırı, katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA ..."
  8. Şüpheli Olma, Sanık Olma, İfade, Sorgu, Yakalama, Tutuklama, Uzlaşma, Mahkumiyet Hakkında Genel Bilgiler Sanık Kimdir? Şüpheli Kimdir? Bir suç işlediği şüphesiyle Cumhuriyet Savcılığı ve onun emri altında kolluk güçleri (polis, jandarma) tarafından soruşturulan kişiye şüpheli denir. Eğer bu kişi hakkında ceza davası açılır ise bu aşamadan itibaren artık şüpheli sanık olarak adlandırılır. Bir Suç Şüphelisi Olduğum Bildirildi. Karakola, Cumhuriyet Savcılığına Çağrıldım. Ne Yapmalıyım? Öncelikle sakin olunuz. Bir hukuk devletinde yaşadığınızı ve insan haklarının anayasal güvence altında olduğunu unutmayınız. Ailenize veya yakınlarınıza haber verdikten sonra ilgili kolluk birimine veya Cumhuriyet Savcılığına gidiniz. Hukuki danışmanlık almanızda veya avukatınızla birlikte gitmenizde yarar bulunmaktadır. İfadem Alınıyor, Ne Olacak? Şüpheli sıfatıyla ifadeniz alınıyorsa ciddi bir durumda olduğunuzu ve özgürlüğünüzden mahrum olmanızla sonuçlanabilecek bir sürecin başladığını unutmayınız. Etrafınızdaki kişiler, hatta bazen memurlar dahi sizi sakinleştirmek için “önemli değil”, “bundan bir şey çıkmaz”, “Savcı seni hemen bırakır” gibi sakinleştirmek amaçlı cümleler kurabilirler. Bunların nezaket amacıyla söylenmiş temenniler olduğunu unutmayınız. İçinde bulunduğunuz süreçte söylediğiniz ve yaptığınız her şey geri dönülemez sonuçlar doğurabilir. Size tanınan hakları kullanmanız Anayasa güvencesi altındadır. Haklarınızı kullanmaktan çekinmeyiniz. Örneğin; bu kapsamda avukat talep edebilir, bazı delillerin toplanmasını isteyebilirsiniz. Cumhuriyet Savcısı veya Mahkemenin Davetine Uymak Zorunda mıyım? Sanık/Şüpheli olarak Cumhuriyet Savcısı veya Mahkeme tarafından çağrılmanız durumunda bu davete uymaz ve haklı bir mazeret gösteremezseniz, savcı veya Mahkeme sizin zorla getirilmenize karar verebilir ya da hakkınızda yakalama kararı çıkartabilir. Gözaltına Almak Ne Demektir? Suç işlediği şüphesi olan kişinin Cumhuriyet savcısının gözetim ve denetimi altında hareket eden kolluk kuvvetleri (polis, jandarma) tarafından Cumhuriyet savcısının emri ile sorgulanmak üzere alıkonulmasıdır. Gözaltına alınan kişi, serbest bırakılmaz ise yakalama anından itibaren yirmidört saat içerisinde hâkim önüne çıkarılmalıdır. Yakalanan kişinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için gereken yol süresi yirmidört saatlik süreye dâhil değildir. Yol süresi on iki saati geçemez. Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Konuşmak Zorunda mıyım? Hayır. Susma hakkınızı kullanabilirsiniz; ancak kimliğinizle ilgili soruları doğru olarak cevaplamak zorundasınız. Aksi halde cezai yaptırım ve tedbirlerle karşılaşabilirsiniz. Yalan Söylersem Ne Olur? İfade verirken doğruları olduğu gibi söylemek sizin yararınızadır. Ancak sizi kimse buna zorlayamaz. Yalan tanıklık suçtur fakat sanığın yalan söylemesi hali suç olarak belirlenmemiştir. Ancak ceza yargılamasının vicdani kanaate dayalı olduğunu ve takdiri indirim nedenlerini uygulayıp uygulamamak konusunun hâkime bırakıldığını; yalan söylediğinizin anlaşılması halinde bu bakımlardan zora girebileceğinizi unutmamanız gerekir. İfademi Değiştirebilir miyim? Konuşmama hakkınız olduğu gibi önceki söylediklerinizi değiştirme hakkınız da bulunmaktadır. Ancak sık sık değiştirilen ifadenin iddia makamı veya mahkeme tarafından doğruyu söylememenin ve olayı saptırmaya çalışmanın işareti olarak kabul edilebileceğini unutmayınız. Olayı Farklı Anlatsam Az Ceza Alır mıyım? Bazı kişiler size olayları farklı anlatmanızı telkin edebilir. Bazen bu telkinlere uyarak olayları farklı anlattığı için alması gerekenden daha yüksek cezaya çarptırılan kişiler olmaktadır. Örneğin; uyuşturucu kullanmak suçundan sanık olan kişi kendisini kurtarmak adına olayı farklı anlattığı için uyuşturucu satıcısı konumuna girip, yüksek ceza alabilmektedir. Bu nedenle hukuki sürece ve sonuçlarına hâkim değilseniz bu tür yollara başvurmanın yarardan çok zarar getireceğini akılda tutunuz. Avukat Tutmak Şart mıdır? Ceza yargılaması çok ciddi birtakım sonuçlar doğurabilir, cezaevine girip, özgürlüğünüzden mahrum kalabilirsiniz. Bu nedenle avukatınızın bulunmasında büyük yarar vardır. Alt sınırı beş yıldan fazla ceza gerektiren bir suçun şüphelisi iseniz kendi avukatınız bulunmasa dahi devlet tarafından size avukat atanacaktır. 18 yaşından küçükseniz veya sağır dilsizseniz ve avukatınız yok ise, şüphelisi olduğunuz suça bakılmaksızın devlet tarafından size avukat atanacaktır. Tutuklama Nedir? Suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe altında olan bir kişinin bu şüphenin yanı sıra; kaçma, saklanma, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunma eylemlerinden birisi bakımından da kuvvetli şüphe altında bulunması halinde, ceza yargılamasının sağlıklı devam etmesini temin amacıyla tedbir olarak kişi özgürlüğünden alıkonabilir. Tutuklama bir ceza değil, bir tedbirdir. Tutuklamayı gerektiren koşullar ortadan kalktığı anda kişi bırakılmalıdır. Kişinin tutuklu yargılanması dava sonunda mutlaka ceza alacağını göstermediği gibi, tutuksuz yargılanıyor olması da dava sonunda ceza almayacağı anlamına gelmez. Tutuksuz Yargılanıyorum, Cezaevine Girmem! Bu bilgi de tümüyle yanlıştır. Tutuksuz yargılandığı halde, ceza alıp cezaevine giren kişi sayısı çok fazladır. Tutuksuz yargılanmanız, hapis cezası S a n ı k m almayacağınız anlamına gelmez. Tutuklu olmasanız dahi davayı ciddiye almalı, davada hazır bulunmalı ve mahkeme tarafından talep edilenleri en kısa sürede yerine getirmelisiniz. Serbest Bırakmak Ne Demek? Ceza yargılamasında kural olarak yargılama tutuksuz yapılır. Ancak yukarıda sayılan istisnai durumlarda ve zorunlu ise tutuklama tedbirine başvurulur. Kişilerin tutuksuz yargılanmak üzere bırakılması, yazılı ve görsel basında çoğu zaman “serbest bırakıldı” başlığı altında o kişinin ceza almayacağı veya beraat ettiği izlenimini verecek şekilde sunulmaktadır. Bu bir hatadır. Kişi tutuksuz yargılansa bile ceza davasının sanığıdır ve yaptırım tehdidi altındadır. Suçu sabit görülürse cezalandırılmasına karar verilir. Savcı Beni Bıraktı, Beraat Etmiş mi Oldum? Cumhuriyet savcısının sizi tutuklamaya sevk etmemesi dosyanın kapandığını göstermez. Hakkınızda takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) kararı verilmedikçe şüpheli konumunuz devam eder. Açılacak ceza davasında sanık olarak yargılanıp ceza almanız mümkündür. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Ne Demektir? Cumhuriyet savcısı önüne gelen her olayda dava açmakla yükümlü bir memur değildir. Olayları hukuk bilgisi ile tartar, ortada bir suç olup olmadığını ve suç varsa failini tespit etmeye yetecek delil olup olmadığını değerlendirir ve dava açıp açmamaya karar verir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, Cumhuriyet savcısının ilgili olay hakkında dava açmamaya karar verdiğini gösterir. Bu karara itiraz etmek mümkündür. Yani mağdur veya suçtan zarar görenler Cumhuriyet savcısının kararının kaldırılıp, ilgili hakkında dava açılmasına karar verilmesi sağlamak için en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına başvurabilirler. Ağır ceza mahkemesinin itiraz hakkında verdiği karar kesindir. m ı s ı n ı z ? Bu karar hakkında herhangi bir başka makama başvuru yapmak mümkün değildir. Dava Açıldı, Şimdi Ne Olacak? Hakkınızda ceza davası açıldıysa sanık sıfatı ile yargılanırsınız. Cumhuriyet savcısı tarafından yazılan iddianame, üzerinize atılı suçu ve sizin bu suçu işlediğinize dair delilleri içerir. Bu delillerin aksini gösteren tüm olguları mahkemeye sunabilirsiniz. Kamu makamları elindeki belgelerin getirilmesini talep edebilirsiniz. Tanıklarınızı bildirip dinlenilmelerini talep edebilirsiniz. Aleyhinize tanıklık yapan kişilere sorulması için mahkemeye soru yöneltebilirsiniz. Olayların nasıl olduğunu bildiren ifadeniz mahkeme önündeki en önemli araçlarınızdan birisidir. Ceza yargılaması hâkimin vicdani kanaatine dayandığı için sözlü olarak yapacağınız savunmalarınız önemlidir. Ancak mahkemeye bildireceğiniz her şeyi yazılı olarak da verebilirsiniz. Mahkeme önünde bulunmanız çok önemlidir. Avukatınız varsa ve her celseye katılmak sizin için zor olacaksa mahkemeden “duruşmadan bağışık tutulmak” için izin alarak duruşmalara katılmayabilirsiniz. Dava Bitti! Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmediği hallerde, dava hüküm verilmesi ile biter. Hüküm yargılamanın sona erdiğini ifade eder. Mahkeme tarafından verilebilecek hükümler şunlardır: • beraat, • ceza verilmesine yer olmadığı, • mahkûmiyet, • güvenlik tedbirine hükmedilmesi, • davanın reddi ve • davanın düşmesi Hakkınızda verilen hüküm aleyhinize ise, temyiz yoluna başvurabilirsiniz. Mahkûm Oldum, Şimdi Ne Olacak? Hakkınızda hapis cezasına ilişkin bir mahkûmiyet kararı verildiyse, kararda belirlenen süreyi bir ceza infaz kurumunda tamamlamanız gerekir. Üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olduysanız, cezanız kesinleştiğinde size çağrı kâğıdı adı verilen bir belge gönderilecektir. Çağrı kâğıdını aldıktan sonra on gün içinde cezanızı çekmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmanız gerekir. Üç yıldan fazla süreli hapis cezası almanız halinde ise hakkınızda doğrudan yakalama kararı çıkartılır. Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi Ne Demektir? Sanığa verilen ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Bu karar itiraza tabidir. Şayet sanık beş yıllık süre içinde kasten yeni bir suç işlemediği takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. Aksi takdirde mahkeme mahkumiyet hükmünü açıklar. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Hangi Durumlarda Verilebilir? Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; • Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, • Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması, • Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesi gerekir. Kaynak
  9. Adli kontrol kararı, tutuklama sebeplerinin varlığına rağmen şüpheli veya sanığın denetim altına alınarak tutuklama kararı yerine uygulanan bir ceza muhakemesi tedbiridir. Hakim, tutuklama tedbiri yerine “adli kontrol şartıyla” şüpheli veya sanığı denetim altına alarak serbest bırakmaktadır. Adli kontrol tedbiri, şüpheli veya sanığın adli bir kararla, ancak idari bir yolla (imza vermek, yurtdışına çıkış yasağı vs.) kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Adli kontrol tedbirine sadece ceza mahkemesi tarafından karar verilebilir (CMK md.110). Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama yasağı öngörülen suçlar (CMK md.100/4) açısından da, yani üst sınırı 2 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda da adli kontrol tedbiri hükümleri uygulanabilir. (Kaynak) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. (5271 S. K. m. 109) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. (5271 S. K. m. 109) Adli kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir: a) Yurt dışına çıkamamak. b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak. c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde mesleki uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak. d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek. e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek. f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak. g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adli emanete teslim etmek. h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvenceye bağlamak. i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adli kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek. j) Konutunu terk etmemek. k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek. (5271 S. K. m. 109) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin mesleki uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir. (5271 S. K. m. 109) Adli kontrol altında geçen süre, şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (5271 S. K. m. 109) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. (5271 S. K. m. 109) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adli kontrol altına alınabilir. (5271 S. K. m. 110) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adli kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (5271 S. K. m. 110) 5271 sayılı kanunun 109 uncu maddesi ile bu madde hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır. (5271 S. K. m. 110) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. (5271 S. K. m. 111) Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir. (5271 S. K. m. 111) Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Birinci fıkra hükmü, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali halinde de uygulanabilir. Ancak, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz. (5271 S. K. m. 112)
  10. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda Soruşturulması ve Kovuşturulması Şikayete Bağlı Suçlar MADDE - SUÇ 11/2 - Bir Türk vatandaşı tarafından yabancı ülkede işlenen ve aşağı sınırı bir yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlar * Şikayet zarar gören veya yabancı hükümet tarafından ve vatandaşın Türkiye'ye girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapılmalıdır. 12 - 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçun bir yabancı tarafından yabancı ülkede bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi işlenmesi ve bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır. 86/2 - Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâli 89 - Taksirle yaralama * Birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. 102/1 - Basit cinsel saldırı 102/2 - Vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle eşe karşı işlenen cinsel saldırı suçu 104 - Reşit olmayanla cinsel ilişki 105/1 - Cinsel taciz 106 - Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit 116/1-2 - Konut dokunulmazlığının ihlali * Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz. 117/1 - İş ve çalışma hürriyetinin ihlali 123 - Kişilerin huzur ve sükununu bozma 125 - Hakaret * Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunda şikayet koşulu aranmaz. Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir. 132 - Haberleşmenin gizliliğini ihlal 133 - Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması 134 - Özel hayatın gizliliğini ihlal 144 - Hırsızlık suçunun paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde veya bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi hali 146 - Kullanma hırsızlığı 151 - Mala zarar verme 154 - Hakkı olmayan yere tecavüz 155/1 - Güveni kötüye kullanma 156 - Bedelsiz senedi kullanma 159 - Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi hali 160 - Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf 167 - Yağma ve nitelikli yağma hariç Malvarlığına Karşı Suçlar başlığı altında yeralan suçların haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi hali 209 - Açığa imzanın kötüye kullanılması 233/1 - Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali 234/3 - Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmak eylemi 239 - Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması *Bu sırlar, Türkiye'de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde şikayet koşulu aranmaz. 341 - Yabancı devlet bayrağına karşı hakaret *Bu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, ilgili devletin şikayetine bağlıdır. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez. Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz. (Kaynak)
  11. Hakaret eylemi yazılı olarak gerçekleştirilebileceği gibi sözle veya görsel olarak da meydana getirilebilen bir eylemdir. Günümüzde sosyal medyanın gelişmesiyle ve iletişimde en önemli faktör haline gelmesiyle birlikte, hakaret eyleminin elektronik aletlerde işlenmesi de yaygın hale gelmiştir. GİRİŞ Hakeret, bir kişiyi rendice edecek biçimde, onun kişisel haklarını, ihlal etmek anlamına gelir. Bu ihlal küçültücü, aşağılayıcı,onuru kırıcı bir davranış şeklinde olabilir. Hakaret eylemi sadece sözle gerçekleştiren bir eylem değildir. Hakaret bir hareketle, davranışla işlenebileceği gibi yeri geldiğinde hareket etmeme,eylemsiz kalma şeklinde de meydana getirilebilir. Hakaret eylemi yazılı olarak gerçekleştirilebileceği gibi sözle veya görsel olarak da meydana getirilebilen bir eylemdir. Günümüzde sosyal medyanın gelişmesiyle ve iletişimde en önemli faktör haline gelmesiyle birlikte, hakaret eyleminin elektronik aletlerde işlenmesi de yaygın hale gelmiştir. Eskiden sadece yazılı ve sözlü olarak işlenen hakaret üzerine kanunlarımız şekillenirken; sosyal meydanın gelişmesiyle birlikte özellikle facebook, twitter gibi sosyal medya araçları üzerinden işlenen hakeret suçları göz önünde bulundurularak, kanunlarımız(veya vicdani kanaat) bu mecralara da uygun hale getirilmiştir. Bu deneme yazımızda hakeret eylemenin cezai ve hukuki boyutunu kısa bilgiler şeklinde ele alacağız. Yani bir ceza normu olan hakaret suçu ile bir haksız fiil olan ve tazminat sorumluluğunu meydana getiren hakaret eylemi üzerinde duracağız. Konunun iyi anlaşılması ve pratik olması amacıyla bu deneme yazımızda hakaret suçunun hukuki boyutuyla ilgili kısa bilgiler verilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki hukukçu olmayan kişilerin de yazıdan faydalanması için hakaret suçu, bilimsel, özel ceza hukuku incelemesi(Suçun unsurları,iştirak, içtima, nitelikli haller vb.) şeklinde ele alınmamış aynı zamanda tazminat davaları başlığı altında ele alınan haksız fiil olan hakarette bilimsel yönüyle( borcun kaynağı olarak haksız fiil, haksız fiilin 4 unsuru vb) ele alınmamış, sadece hakaret eyleminin hukuksal ve cezai boyutuyla ilgili herkesin anlayacağı şekilde bilgiler verilmiştir. Faydalı olması dileğiyle. I. Ceza Hukuku bakımından Hakeret Eylemi - Hakaret Suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'muzun 125. maddesinde hakaret eylemi bir ceza normu olarak düzenlenmiştir. Maddede ki tanım; "Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Hakaret suçu Türk Ceza Kanunu'nun şerefe karşı suçlar bölümünde yerini bulmuştur. Görüldüğü gibi hakaret eylemi, onur ve şeref saygınlığını rencide etme veya sövme şeklinde tanımlanmıştır. Hakaret eyleminin nasıl işleneceği hakkında bir şart getirilmemiştir. Dolayısıyla sözlü olarak, kavga esnasında, mektupla yazılı olarak veya facebook, twitter araçları üzerinden mesaj veya durum güncelleme yollarıyla veya herhangi başka bir yolla hakaret suçu işlenebilir. İşte bu şekilde işlenen hakaret suçları için 3 aydan 2 yıla kadar bir hapis cezası öngörülmüştür. Hakaret suçunun çeşitli nitelikli halleri mevcuttur. Örneğin kamu görevlisine karşı hakaret suçu bir cezada artırım sebebidir. Alanen işlenen hakaret suçu veya dini görüşlere karşı işlenen hakeret suçları cezada artırım sebeplerindedir. Yani bu şekilde bir hakaret suçu işlenmesi halinde daha fazla cezaya hükmolunur. Hakaret suçu soruşturulması ve kovuşurulması için şikayet aranan suçlardandır. Yani mağdurun şikayeti gerekmektedir. Bununla birlikte kamu görevlilerine karşı hakarette mağdurun şikayeti aranmaz. Yargıtay'da bir kararında bu konuda şikayetin var olma şartıyla ilgili şu şekilde hüküm vermiştir; Sanığın üzerine atılı hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olduğu, mağdurun celsede şikayetinden vazgeçtiğini belirtmesi karşısında, CMK'nın … maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, mahkumiyet hükmü kurulması, hükmün bozma sebebidir. (Yargıtay 4. Ceza dairesi, 2013/40636 E., 2016/3763K. 01.03.2016 tarihli karar) Ceza hukuku kapsamında hakaret suçu için en önemli sorun ispat problemidir. Zira hakaret eylemi delillerle ispat edilemediği takdirde hakaret eyleminden dolayı ceza verilmez. Ceza hukuku kapsamında en önemli delil ise "tanık" delilidir. Özellikle sözlü hakaret eyleminde hakaretin ispatı açısından tanık delili çok önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte yazılı olarak işlenen hakarette, hakaret eylemini içeren yazılı belge önemli bir delil değerindedir. Eğer eylemi gerçekleştiren kişi belgedeki yazıyı veya imzayı inkar ederse bu noktalarda kriminal imza ve yazı incelemesi yaptırılır. Bu noktada değenilmesi gereken en önemli nokta ise sosyal medya araçları veya e-posta yoluyla işlenen hakaretin ispatıdır. Zira ispat edilmesi en zor hakaret suçu bu mecralarda işlenen suçlardır. Maalesef sosyal medya araçları facebook, twitter ve diğer araçlar kendi içlerinde şikayet mekanizması bulunmasına rağmen kişi bilgilerini yargılama makamlarıyla paylaşmamaktadır. Yani savcılıktan veya mahkemelerden hakaret suçunu işleyen kişilerin(veya hesapların) bilgileri veya bunların hakareti içeren paylaşımları istense de, sosyal medya araçları tarafından bilgi gizliliği gerekçesiyle bilgi paylaşımı yapılmamaktadır. Adalet kasıtlı hareketi ve suçluyu korumaz. Kimse kusurlu davranışına dayanarak menfaat elde edemez veya menfaat kaybına yol açamaz. Dolayısıyla adaletin ortaya çıkması için hakim vicdani kanaatini kullanır. Her fiil bakımından değil ama özellikle sosyal medya araçlarıyla veya e-mail yoluyla işlenen hakaret bakımından, hakimler duruşma esnasındaki sanığın ve mağdurun hallerine veya diğer delillere göre vicdani bir kanaat geliştirir. Sosyal medya açarlarının bilgi paylaşımında bulunmaması, yargılama makamlarını böyle hareket etme zorunluluğu içerisinde bırakmıştır. Aşağıda sunulan Yargıtay kararları incelendiğinde yüksek mahkeme olan Yargıtayın bu konuda hakimlere ne denli takdir hakkı tanıdığı ortaya çıkacaktır. Yargıtay'ın bir sosyal paylaşım sitesi olan facebook aracılığıyla işlenen hakaret hakkındaki birkaç örnek kararı aşağıdaki gibidir; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/6648 E. 2015/11880 K. 25.11.2015 Tarih) Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, Katılanın müdür olarak görev yaptığı okulun kantin görevlisi olan sanığın, aynı okulun öğrencisi olan tanık G...'in facebook hesabında paylaştığı “sizin okul müdürü de gözlüklü veya kel mi” şeklindeki gönderinin altına "bizim müdür o Ç......"şeklinde hakaret içerikli sözler yazması biçimindeki eyleminde, sanığın bu sözleri kime hitaben yazdığı hususundaki çelişkili beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, bu sözlerin katılanın şahsına yönelik bulunduğunun anlaşılması karşısında (Yargıtay 18. Ceza Dairesi , 2015/4274 Esas, 2015/3760 K. 01.07.2015 tarihli karar) Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde mağdurun adını kullanarak açtığı sahte hesapta cinsel içerikli uygunsuz görüntü ve ibarelere yer verip, mağdurun resimleri, telefon numarası, yerleşim yeri adresi gibi kişisel verilerini onun bilgisi dışında yayımlamak suretiyle zincirleme şekilde hakaret ve tehdit ile verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarını işlediğinin kabulünde(Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/1774 E. 2015/12886 K. 09.09.2015 Tarihli karar) Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, Katılanın müdür olarak görev yaptığı okulun kantin görevlisi olan sanığın, aynı okulun öğrencisi olan tanık G...'in facebook hesabında paylaştığı “sizin okul müdürü de gözlüklü veya kel mi” şeklindeki gönderinin altına "bizim müdür o Ç......"şeklinde hakaret içerikli sözler yazması biçimindeki eyleminde, sanığın bu sözleri kime hitaben yazdığı hususundaki çelişkili beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, bu sözlerin katılanın şahsına yönelik bulunduğunun anlaşılması karşısında (Yargıtay 18. Ceza Dairesi , 2015/4274 Esas, 2015/3760 K. 01.07.2015 tarihli karar) Sanığın, bir dönem duygusal boyutta arkadaşlık ilişkisi içerisinde olduğu mağdurenin, adı, soyadı, mezun olduğu okul bilgileri, ikamet ettiği eve ait adres bilgileri ile birlikte, mağdurenin günlük hayatta çekilmiş fotoğrafı ile oturduğu eve ait dış cepheden çekilmiş fotoğrafları, mağdure tarafından arkadaşlıklarına son verilmesine tepki olarak ve mağdurenin bilgisi ve rızası dışında, “facebook” adlı sosyal paylaşım sitesinde yayınladığı, mağdure adına oluşturduğu profil sayfasında mağdurenin küçük düşmesine yol açan değer yargısı içerecek, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte mağdurenin ağzından ifadeler yazdığı(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/30406 E. 2014/2980 K. 10.02.2014 Tarihli Karar) Hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilen eylemin, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde işlendiğinin kabul edilmesi karşısında, sanığa tayin olunan temel cezada, TCK'nın 125/4. maddesi gereğince artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurularak, sanık hakkında eksik cezaya hükmedilmesi,(Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/2454 E. 2013/25865 K. 18.11.2013 Tarihli karar) Aşağıdaki kararda bir internet sitesi kanalıyla işlenen hakaret suçuna örnek teşkil edecektir; Katılanın '...' isimli gazetede yazdığı köşe yazısı için verdiği resim, sanık tarafından ...Bilişim Hizmetlerine ait 'www...net' isimli sosyal ağ platformu olarak hizmet veren sitede 'belkiba' rumuzuyla yayınlanmış, evli ve iki çocuklu olan katılan için bekar, aradığı cinsiyet erkek 24-29 yaşlarında, aradığı ilişki arkadaşlık ve sitede sorulan birçok soruya cevap şeklinde kendisini tanıtan ve aradığı kişide bulunmasını istediği özellikler yazılmıştır. ,Bununla birlikte sanığın eylemi, aynı zamanda katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olması nedeniyle TCK'nun 125. maddesinin birinci ve dördüncü fıkrası uyarınca alenen hakaret suçunu da oluşturmaktadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2012/12-1510 E. 2014/331 K. 17.06.2014 tarihli karar) Görüldüğü üzere sosyal medya araçları aracılığıyla işlenen hakaret suçu bakımdan mahkemelere geniş takdir yetkisi tanınmıştır. Telefonda sözlü olarak veya mesaj yoluyla işlenen hakaret suçlarına değinmek gerekirse; toplumda mahkemeler veya savcılık tarafından metin içeriklerine veya kişilerin arasında geçen konuşmalara rahatlıkla ulaşılabildiği şeklinde bir kanaat vardır. Bu gerçek dışı bir durumdur. Belirtildiği gibi hakaret suçu her yolla işlenebilen bir suçtur ve telefon yoluyla işlenmesi bunun bir örneğidir. Ancak ne mahkemeler ne savcılık tarafından geçmişe yönelik olarak kişiler arasında GSM yoluyla geçen iletişimlere ulaşılamamaktadır. Bu delillere ancak çok ciddi bazı suçlar bakımından, sadece mahkemelerin ve savcılığın karar vermesiyle ulaşılabilir. Bu da ancak karar tarihinden sonra geçen iletişimin tespitine yönelik olabilir. Hakaret suçu bakımındansa böyle bir koruma tedbiri bulunmamaktadır. Ancak hakaret suçunun özelliği gereği ispatı zor olduğu için yukarıda bahsedildiği gibi hakimlere geniş takdir hakkı tanınmaktadır. Dolayısıyla duruşma esnasında eğer hakaret eylemi gerçekten mevcutsa bu konuda vicdani kanaat oluşabilir. Mahkemeler veya savcılık tarafından Telekominikasyon İletişim Başkanlığı'na sadece kişiler arasında geçen aramaların veya mesajların sayısı bakımından yazı yazılır ve bu durum tespit edilir. Bu da vicdani kanaatin oluşması bakımından önemlidir. Kişinin özel hayatını ihlal etmeyecek biçimde, hakaret içeren mesajın ekran görüntüsünün alınması vicdani kanaat bakımından önemli bir delil olabilir. Veya konuşmanın sadece hakaret içeren bölümü kayıt altına alınabilir. Ancak bütün bir mesajlaşma içeriğinin veya konuşma içeriğinin kayıt altına alınması, özel hayatın gizliliğinin ihlali suçunu oluşturabilir. İster sözlü veya yazılı olsun ister görsel olsun herhangi bir şekilde hakarete uğrayan kişinin yazılı olarak şikayetini Cumhuriyet Başsavcılığına iletmesi soruşturmanın başlaması veya sağlıklı yürümesi bakımından en iyi yöntemdir. Yapılan yargılama sonunda sanığın suçu sabit görülürse kendisine bir cezaya hükmolunur. Bu ceza verilirken hakaret suçunun nitelikli halleri de göz önünde tutulur. Hemen belirtmek gerekir ki hakaret suçu sonucunda genellikle suçun ceza sınırlarının az olduğu göz önünde bulundurularak; para cezasına çevirme gibi alternatif cezalara hükmedilebileceği gibi sanığın sabıka durumuna göre cezanın ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının ger bırakılması kararları da verilebilir. Ancak ne olursa olsun bu kararlar sanığın işlediği eylemin suç olma özelliğini ortadan kaldırmaz. İleride açılacak tazminat davaları bakımından sanığın eylemi sabit suç görüldüğü için tazminat davasının kazanılması noktasında davanın kazanma yüzdesi oldukça yükselir hatta kesine yakın bir boyuta varır. Bir eylemin suç olduğunun sabit olması ileride açılacak tazminat davasının ispatı ve zamanaşımı bakımından büyük avantaj sağlar. Hakaret suçundan dolayı yargılama Asliye Ceza Mahkemelerinde yapılır. Erişimin engellenmesi Eğer hakaret eylemi elektronik ortamda suç oluşturacak şekilde işlenmiş ve devam etmekteyse, ve hakaretin devam etmesi kişilik haklarına zarar vermeye devam etmekteyse 5651 sayılı internet ortamında yapılan yayınların düzenlemesi hakkında kanunun 8 ve 8/A maddeleri gereğince, hakaret içeren içeriklerin yayından kaldırılması talep edilebilir. Bu talep Sulh Ceza Hakimlikleri veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcılığından 24 saat içerisinde talep edilebilir. Bu sayede hakaret içeren içeriğin ulaşımı engellenecektir. II. Hakaret Eyleminin Tazminat boyutu(Hukuk-Tazminat davaları) Hakaret içeren eylemin ceza hukukumuz bakımından suç sayıldığını yukarıda anlattık. Şimdi de hakaret içeren eylemin cezai boyutunu ele alalım. Hakaret eylemi kişilik haklarına zarar verdiği için özel hukuk anlamında bir haksız fiildir. Bir haksız fiil, fiile uğrayan kişiye zarar veriyorsa bu zararın da tazmin edilmesi gerekir. Dolayısıyla hakaret eylemi neticesinde bir kişiyi zarara uğratan kimse, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Kanuni tanımına göre kusurlu bir hareketle başkasına zarar veren kimse bu zararı gidermekle yükümlüdür. Tazminat davaları bakımından iki tazminat türü karşımıza çıkar; Maddi tazminat ve manevi tazminat. Maddi tazminat kişilik haklarının maddi bakımdan zarar görmesi durumunda, manevi tazminat ise ruhsal içsel üzüntü bakımından oluşan zararlarda ortaya çıkar. Hakaret eylemi bakımından maddi zarar manevi zarara göre daha az boyuttadır. Salt hakaret eylemiyle kimse maddi zarara uğramaz ancak hakaret bir tacirin, ticari itibarına yönelikse burada tacir örneğin ticari kazanç kaybına uğrayabilir. Bu noktada bu maddi zararın tazmin edilmesi gerekebilir. Bununla birlikte hakaret eylemi genel olarak hakarete uğrayan kişide manevi zarar meydana getirir. Bu zarar onur kırılması, derin üzüntü veya herhangi başka bir şekilde meydana gelebilir. İşte oluşan bu manevi zararında tazmin edilmesi gerekmektedir. Peki manevi tazminatın miktarı ne kadar olmalıdır. Bu miktar her hakaret olayı için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Miktar, hakareti eden kişinin şahsiyeti, hakarete uğrayan kişinin şahsiyeti, hakaretin ne şekilde edildiği veya hakaretin alaniyeti, kimlerin duyduğu durumlarına göre değişiklik gösterebilir. Bu noktada yukarıda ceza davalarında bahsettiğimiz vicdani kanaat, manevi tazminatın belirlenmesi açısından çok büyük öneme sahiptir. Hakaretten dolayı tazminat davaları Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür. Hemen belirtmek gerekir ki tazminat bir zenginleşme aracı olarak görülemez. Tazminat sadece zararı gidermeye yöneliktir; kıyameti beklenir hale getiremez. Dolayısıyla istenen tazminatın miktarı belirlenirken gerçekçi ilkelerle hareket edilmelidir. Bununla birlikte uygulamada hakareti gerçekleştiren kişiden, örneğin “3 kuruşluk” manevi zararın giderilmesinin istendiği de görülmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin hakaretten dolayı tazmin sorumluluğunu kabul ettiği birkaç karar aşağıdaki gibidir; Davaya konu edilen olay incelendiğinde, davalının davacıya hakaret ettiği taraf anlatımları, tanık beyanları ve ceza dosyası ile sabittir. Bu durum davacının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Mahkemece uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2015/1568 E. 2016/421 K. 14.01.2016 Tarihli karar) Davacı, apartman yöneticisi olduğunu, apartmana yapılan garaj kapısının uzaktan kumandasını vermek ve ücretini almak için davalının kapısını çaldığında davalının kendisine hakaret ettiğini, sonrasında da davalıların kapısına zarar verdiğini belirterek uğradığı maddi ve manevi zararın haksız fiil faili olan davalılardan müştereken ve müteselsilen ödetilmesi isteminde bulunmuştur. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2014/10573 e. 2015/7131 K. 01.06.2015 Tarihli karar) Dosya kapsamından taraflar arasında husumetin olduğu ve çeşitli davaların görüldüğü, toplanan kanıtlar ve tanık beyanlarına göre de davalının iddia edilen eylemleri gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalının davacılardan N. E.'ye karşı hakaret ve tehdit A. E.'ye karşı hakaret fiilini işlediği kabul edilerek uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/2565 E. 2013/2399 K. 13.02.2013 Tarihli karar) Yargıtay Aşağıdaki kararında mahkeme tarafından hükmedilen zararı fazla bularak bu miktarda indirim yapılması gerektiğine hükmetmiştir; Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun (hak ve nasfetle) karar vereceği Medeni Yasa'nın 4. maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.(yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2014/376 E. 2014/16480 K. 03.12.2014 tarihli karar) Yargıtay bazı kararlarında da takdir hakkının yanlış kullanıldığına kanaat getirerek hakeret eyleminin oluşmadığına kanaat getirmiştir. Yani tazminat istemini reddetmiştir. Davaya konu olayda; davacı ile davalının yakın akrabası arasında bir alacak verecek meselesi bulunduğu her iki tarafın da kabulündedir. Davalı taraf davacının başlatmış olduğu icra takibinden dolayı duyduğu üzüntüyü ve aralarındaki uyuşmazlığı sitemli bir dille mesaja dökmüştür. Mesaj metni bütün olarak değerlendirildiğinde, kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir ifade bulunmadığından istemin tümden reddedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2015/2010 E. 2016/109 K. 11.01.2016 tarihli karar) Dosya kapsamından tarafların memur olduğu, davacı ile davalı arasında ast üst ilişkisinin bulunduğu, kurum içinde yaşanan olayların tartışıldığı sırada davacının ileri sürdüğü maddi bir vakıanın gerçek olmadığını belirtmek için söylenen ifadelerin hakaret olarak kabul edilmeyeceğini, olayın gelişiminden hakaret kastıyla söylenmediği anlaşılmaktadır. Şu halde istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2014/193 E. 2014/15634 K. 20.11.2014 tarihli karar) SONUÇ Sonuç olarak bir hakaret eylemiyle karşı karşıya kalan kişi öncelikle hakareti eylemini ve olay örgüsünü içeren dilekçesiyle Cumhuriyet başsavcılığına başvurmalı, eğer hakaret içeren eylem elektronik ortamda işlenmişse bu mecraya ulaşımın engellenmesini Sulh ceza Mahkemelerinden İstemeli akabinde ise eğer kişilik haklarının zarara uğradığını düşünmekte ise Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açarak bu zararının giderilmesini istemelidir. Faydalı olması dileğiyle Meta Hukuk Bürosu, Av. Mehmet Gerem 24.05.2016 BU MAKALE, SİTEMİZDE YAYINLANMAK ÜZERE, YAZARIN KENDİSİ TARAFINDAN SİTEMİZE GÖNDERİLMİŞTİR. NOT: © HAKARET DAVALARI( Hakaret davalarının tazminat ve Cezai boyutu)derleme yazısı, Mehmet Gerem tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz basılı yayına dökülmesi, kullanılması, çoğaltılması, Özellikle metnin tamamı VİDEO KAYDETMEK suretiyle çalınması vb şekillerde her türlü kullanımda(Özellikle tez, makale veya staj tezi olarak kullanım) yasal yollara başvurulacaktır.
  12. “Adli kontrol”, tutuklama gibi kişi özgürlüğünü kısıtlayan çok ağır bir koruma tedbirinin öncesinde uygulanan ve kişinin” kaçmasını”, “delil karartmasını” engelleyerek, tutuklama yolunu öncelikle kapatan, yeni bir koruma tedbiridir (CMK 109). Adli Kontrol. “Adli kontrol”, tutuklama gibi kişi özgürlüğünü kısıtlayan çok ağır bir koruma tedbirinin öncesinde uygulanan ve kişinin” kaçmasını”, “delil karartmasını” engelleyerek, tutuklama yolunu öncelikle kapatan, yeni bir koruma tedbiridir (CMK 109). Adli kontrol, tutuklamaya nazaran, öncelikle uygulanması gereken bir kurumdur. Yasa koyucu, CMK 101/1 deki düzenlemesinde, tutuklama kararı verilirken, ”adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlerin neler olduğunun mutlaka belirtilmesi” mecburiyeti öngörmüştür. Bu nedenle, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunun 13/1-b maddesi uyarınca, Müdürlük karar öncesinde mahkeme veya hakimin isteği üzerine; şüpheli veya sanığın geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal ve ekonomik durumu, ruhsal ve psikolojik durumu, topluma ve mağdura karşı taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunar. Uygulamada tamamen ihmal edilen bu raporun temini için, müdafiin uyarı görevini yapması, gerekirse itiraz yoluna başvurmasını öneririz. 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile CMK 109 değiştirilerek, eski düzenlemenin aksine ve çok da doğru olarak uygula- maya sınır getiren üç yıl süresi kaldırılmıştır. Yeni düzenleme ile Adli Kontrol Yükümlülüklerine 109 uncu maddenin 3 üncü fıkrasında sayılanlara ek olarak üç yeni adli kontrol yükümlülüğü getirilmiştir: (j) Konutunu terk etmemek; (k) Belirli bir yerleşim yerini terk etmemek;(l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek. Uygulamada yargılama yerlerinin tutuklama kararı yeri- ne öncelikle vermeleri gereken adli kontrol yükümlülüklerinin süre açısından sınırsız hale gelmesi ve yükümlülük çeşitlerinin artması karar açısından önemli bir rahatlık getirmiş olmalıdır. Ancak, bu koruma tedbirinin öncelikle uygulanmasını ısrarla ve hukuki dirençle talep etmek mü- dafilerin vazgeçilmez görevi olmalıdır. Şüphelinin adli kontrol yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemek, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Müdürlüğün kovuşturma evresindeki görevleri arasındadır. Uygulamada denetimli serbestlik istendiği gibi çalışmadığı için adli kontrol kararı ve uygulaması gerektiği gibi yeşermemiştir. Tutuklamanın genel koşulları nelerdir ? Anayasanın 19 uncu maddesine göre, tutuklama, “Suç işlediği kuvvetli şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması halinde, şüpheli veya sanığın, kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemek amacı ile, kişi özgürlüğünün, kesin hükümden önce, hakim kararı ile, kısıtlanmasıdır.” Tutuklama, Ceza Muhakemesindeki “en ağır” koruma tedbiridir. Şunu unutmamak gerekir ki, tutuklama, koşulları oluşmuş olsa bile başvurulması zorunlu olmayan bir koruma tedbiridir. Kanun (CMK 100/1), “tutuklama kararı verilebilir”, diyerek, tutuklamayı hakimin takdirine bırakmıştır. Tutuklama kararı verilebilmesi için, genel olarak, şu koşulların hepsinin bir arada mevcut bulunması gereklidir: 1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması (CMK “2014-6526” 100/1): Görüldüğü gibi, sanığın suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe sebepleri, yani kuvvetli suç şüphesinin varlığını gös- teren “deliller” elde edilmiş olmalıdır (olmazsa olmaz kuralı). Olgudan kasıt, şüphelinin suç fiilini işlediğini gösteren somut vakıalardır. Bunların, iddianame dü- zenlenmesini gerektiren “yeterli şüpheden”, daha güç- lü olması şarttır. 2) Kanunda gösterilen tutuklama nedenlerinden biri de, somut olayda gerçekleşmiş bulunmalıdır: Tutuklama kararı verilebilmesi için gerçekleşmesi gereken temel koşullardan biri de, “tutuklama nedeni” bulunmasıdır. 3) Tutuklama “son çare” olmalıdır. 4) Tutuklama yasağı bulunmamalıdır. Suç, türü Bakımın- dan “Tutuklama Kararı Verilemeyen Suçlardan” Ol- mamalıdır (Tutuklama Yasağı) (CMK100/4). 5) Ölçülülük, orantılılık ön şartı da gerçekleşmiş olmalıdır. 6) Somut olayda adli kontrolün uygulanamaması gerekir. 7) Muhakeme şartı gerçekleşmiş olmalıdır: Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarda, şika- yet şartı gerçekleşmeden tutuklama kararı verilemez. 8) Sanığa güvence belgesi verilmemiş olmalıdır: Mahkeme, bulunduğu yer bilinmeyen veya yurt dışında bulunup da yetkili mahkeme önüne getirilemeyen veya getirilmesi uygun bulunmayan gaip sanığa (CMK 244/1) güvence belgesi verebilir. Ayrıca hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlama amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılama- yan kaçak (CMK 247/1) hakkında da duruşmaya gelmesi halinde tutuklanmayacağı hususunda bir güven- ce belgesi verilebilir (CMK 246/1, CMK 248/7). Kendisine böyle bir “güvence belgesi” verilmesi üzerine gelen sanık hakkında tutuklama kararı verilemez. Ancak sanık, hapis cezası ile mahkum olur veya kaçmak hazırlığında bulunur veya güvence belgesinin bağlı olduğu koşullara uyulmazsa, belgenin hükmü kalmaz (CMK 246/2). Kuvvetli suç şüphesinin varlığın gösteren somut delil bulunması (CMK 100/1) ne anlama gelir? CMK da 2014 yılında 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte, somut delil bulunması şartı koşulmuştur. Bunun için bir kişi hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için, kuvvetli suç şüphesi bulunacak, fakat bu kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller de mevcut bulunacaktır. Bu nedenle, tutuklama kararı verilebilmesi için, CMK 100/3 deki katolog suçlar dışında, aşağıdaki üç şartın da birlikte mevcut olması gerekir. ”Katalog suçlar”da ise, ilk tutuklama kararında ilk iki şart yeterli iken, tutukluluk durumunun devamı için, üç şartın birlikte mevcut olması gerekir. Kanunda gösterilen bir tutuklama nedeninin bulunması (CMK 100/2). 1 - Tutuklama nedenleri. Kanun (CMK 100/2) tutuklama nedenlerini, “kaçma, saklanma veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular” ve “belli davranışların, delilleri yok etme, gizleme, değiştirme, tanık üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında” kuvvetli şüphe oluşturması” şeklinde tanımlamıştır. Bununla birlikte, CMK 100/3 maddede sayılan suçlarda (ki 6638 sayılı yasa ile bu fıkraya (g) 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33 maddesinde sayılan suçlar ; (h) bendi ile de 12.04.1991 tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında belirtilen suçlar da eklenmiştir), hakimin takdirine göre, tutuklama nedeni olmadan da, bunlar var sayılarak, tutuklama kararı verilebilir. Ancak, Mooren-Almanya kararında da belirtildiği gibi, bu istisna, sadece ilk tutuklama kararı için uygulanabilir. Tu- tukluluk durumunun uzatılması için verilen kararlarda, artık aşağıda belirtilen kaçma ve delil karartma şüpheleri- nin somut olgularının, kararda açıklanması gerekir. 2 - Kaçma. Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması bir tutuklama nedenidir. 3 - Kaçma şüphesi. Bunun dışında, eğer somut olgular, şüphelinin kaçacağı şüphesini uyandırıyorsa, hakim tutuklama kararı vere- bilir. Örneğin kişinin evini satılığa çıkarması veya vize başvurusunda bulunması olguları mevcut bulunmadıkça, tutuklama kararı verilemez. Müdafi olarak “somut olgu” bulunup bulunmadığını denetleyin. Bilet alma, evini satışa çıkarma ve bu gibi olgular yoksa, tutukluluk sürelerinin artırılması kararları hukuka aykırıdır. 4 - Delil karartma şüphesi. Şüpheli veya sanığın belli davranışlarının, delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturduğu durumlarda da, hakim tutuklama kararı verebilir. 5 - Ölçülülük. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez. Tutuklama nedeni olmadan tutuklama kararı verilebilir mi? Kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi dışında liste halinde sayılan (katalog) ağır suçlarda, bu suçların işlen- diği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılabilmektedir (CMK 100/3). Bu nedenle listede yer alan suçlardan dolayı ilk tutuklama kararı verilirken kaçma şüphesi veya delil karartma şüp- hesi bulunduğunu gösteren “olguları” hakim kararın da gerekçeler arasında gösterilmesine gerek yoktur. Ancak AİHM’in Shishkov-Bulgaristan ve Mooren-Almanya kararlarında belirtildiği gibi, 30 gün içerisinde tutukluluk durumunun devamı konusunda karar verilirken, artık tutuklama nedeni teşkil eden somut delillerin kararda gösterilmesi zaruridir. Zira Devletin bu süre içinde yeterli araştırma olanağı bulunacağından, artık “karineye” dayanmaya ihtiyaç kalmamıştır. Adli kontrole uyulmaması halinde tutuklama kararı verilebilir mi? Şüpheli adli kontrol yükümlülüklerine uygun davranmadığı hallerde, hakkında CMK 112 inci maddeye göre tutuklama kararı verilir. Tutuklama kararı kimin isteği üzerine verilir? Şüphelinin tutuklanmasına soruşturma ve kovuşturma ev-resinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine CMK101/1 karar verilebilir. Soruşturma evresinde CMK 163/1 gereği sulh hakiminin re’sen tutuklama kararı verme yetkisi kaldırılmıştır! Kovuşturma evresinde ise, davaya bakan mahkeme kendiliğinden tutuklama kararı verebilir. Tutuklama istemi gerekçeden yoksun olabilir mi? Hayır olamaz. Cumhuriyet savcısı, gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde tutuklama isteminde bulunması halinde, istemini mutlaka gerekçeye dayandırmalıdır. Müdafi olarak Cumhuriyet savcısının hazırladığı istemi, dosyadan inceleyiniz ve suç işlemek kuvvetli şüp- hesini gösteren olguların ve kaçma veya delil karartma şüphesini gösteren olguların somut olayda neler olduğu- nu belirleyin: Yargıtay içtihatları doğrultusunda “gerekçe, somut olaydaki olguların hukuka uygulanması” olduğu belirtilmiştir. AİHM, ulusal hukuka göre verilen kararların gerekçeli olup olmadığını denetlemektedir. Çünkü kişinin bir mahkeme tarafından dinlenilme hakkı ve tarafsız bir mahkemede savunma hakkı vardır: Gerekçeye dayanmayan bir tutuklama kararına itiraz etmekte mümkün değildir. Gerekçesiz tutuklama kararı savunma hakkını ihlal eder. Adli Kontrolün neden yetersiz kalacağını, kanundaki diğer koşulların nasıl mevcut olduğunu da mutlaka belirtmelidir. Uygulamada maalesef çokça böyle davranılmadığı gözlenmektedir. Yasada yer almayan nedenlerle tutuklamaya, amacını aşan işlevler yüklenmemelidir. Oysa uygulamada hala “toplumun adalet hislerini tatmin”, olası “cezanın fazlalığı” gibi yasal olmayan gerekçeler üretilmektedir. CMK da tutuklama yasağı var mıdır? 6352 sayılı Kanun ile 2012 yılında değiştirilen CMK 100/4 e göre, sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis ce-zasının iki (daha önce bir yıl idi) yıldan fazla olmayan bir suç halinde tutuklama kararı verilemez. Çocuklarda tutuklama yasağı var mıdır? 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında beş yılı aşma- yan hapis cezasının gerektiren fiillerinden ötürü tutukla- ma kararı verilemez (ÇKK 21). Soruşturma evresinde tutuklama kararını vermeye yetkili hakim kimdir? Soruşturma evresinde bu yetki, suçun işlendiği veya yakalandığı yerdeki sulh ceza hakiminindir (CMK 100/1). Buna karşılık, arama kararının verilmesi açısından, işlemin yapılacağı yer hakimi yetkilidir (CMK 162). Tutuklama kararı gıyapta verilebilir mi? 1 - CMK da gıyabi tutuklama kararı yoktur. Tutuklama kararının verilebilmesi için şüphelinin yüzüne karşı celse açılması gerekir. Soruşturma evresinde sulh ceza hakimi şüpheliyi CMK 147 de belirtilen usule göre sorguya çekecek ve sorgu sırasında zorunlu olarak müdafii de hazır bulunacaktır (CMK 101/3). AHİM Mooren-Almanya kararında, gerek ilk tutuklama kararı verilirken ve gerekse tutukluluğun devamı gibi kararlar verilirken şüphelinin vücudu ile hazır bulunması gerekir. CMK 102/3 de şüphelinin görüşünün alınmasından bahsettiğine göre uzatma kararı verilirken yüze karşı celse açılmasını emretmektedir. Şüpheli veya sanığın yokluğunda (gıyapta) tutuklama kararı verilemez. Çünkü tutuklama kararının içeriği şüpheliye/ sanığa sözlü olarak yüzüne karşı bildirilmelidir (İHAS 5/2). Uygulamada kanunun açıkça düzenleme yapmasına rağmen, düzenlenen yakalama emirleri (CMK 98) bir nevi gıyabi tutuklama kararı gibi kaleme alınmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi yakalama emrinin önceden düzenlenen çağrıdan sonra yapılması gerekir. 2 - Bunun iki istisnası vardır Yurt dışında bulunan kaçaklar hakkında (CMK 248/5, CMK Yürürlük Kanunu 5/2) ve milletlerarası adli kapsamında, geri verme işlemleri için (TCK 18/6, 7), gıyabi tutuklama kararı verilebilir. 3 - İtiraz merciinin tutuklama kararı vermesi. Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminin sulh hakimince reddi halinde, itiraz hakkını kullanan savcının itirazının incelendiği merciin itirazı kabul etmesi de tutuklama kararıdır. Ancak bu takdirde, “şüpheli veya sanık” bu itiraz muhakemesinde “hazır” bulunamazlar. CMK 271 de itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verileceği belirtilmiştir. Ancak gerekli görüldüğü takdirde savcı ve sonra müdafii veya vekil dinlenebilecektir. Oysa CMK 104/2 de “mahkemece verilen ret kararlarına itiraz edilebileceği” düzenlenerek tutuklama ile ilgili kararlarda genel kuralın istisnası olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle adil yargılanma hakkına ve silahların eşitliği prensibine aykırı olan bu uygulamanın ortadan kaldırıl- ması ve itiraz üzerine verilecek kararda da şüpheli ve mü- dafiinin hazır bulundurulması gerekir. Uygulamada bu hususa uyulmadığı görülmektedir. 4 - Yakalama emri, “gıyabi tutuklama kararı” gibi kullanılamaz Uygulamada, verilen yakalama emirlerinde (CMK 98), hakimlerimizin artık hukukta yer almayan gıyabi tutuklama kararını yeniden canlandırmaya gayret ettikleri görülmektedir. Önceden yapılan çağırıya uymayanlar hak kında düzenlenmesi gereken yakalama emri, doğrudan ve yakalandığında tutuklanması istemi ile kaleme alınmaktadır. Bu uygulamaya mutlaka itiraz edilmelidir. Yakalama emri üzerine yakalanan şüphelinin en yakın hakime çıkarılması, bu mümkün değilse, en yakın adliye- ye götürülerek SEGBİS ile yetkili hakim tarafından sorgu veya savcı tarafından ifadesinin alınması gerekir. Yol tutuklaması 2014 de kaldırılmıştır (CMK 94). 46 - Tutuklama kararında yazılması gereken noktalar nelerdir? CMK, iletişimin denetlenmesi veya arama kararlarında hangi hususların yer alması gerektiğini düzenlemişken, CMK 100 ve 101 maddelerince “genel çerçeve” belirtmekle yetinmiş, tek tek bulunması geren hususları 6352 sayılı kanunla yeniden düzenlenmiştir. Buna göre tutuklama, kişinin kişi özgürlüğünü çok ağır bir şekilde kısıtlayan bir tedbir olduğundan, hakim’ler- den oluşan bir yargı makamının ayrıntılı ve gerekçeli karar vermesi AY 19/3 gereği de olduğundan CMK 101 inci maddeye göre mutlaka gerekçe gösterilmesi ve adli kont- rol uygulamasının neden yetersiz kalacağı belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilmelidir. Mahkeme Cumhuriyet. savcısının istemi üzerine karar verirken istemde yukarıda belirttiğimiz hususların gerek- çeleri ile birlikte bulunup bulunmadığını mutlaka kontrol etmeli, şayet istem bu gerekleri karşılamıyorsa açıklama- da bulunmasını C. savcısından isteyebilmeli veya istemi doğrudan reddetmelidir. Tutuklama kararının aşağıdaki gibi yazılması yerinde olur. 1) Şüphelinin atılı suçu işlediğini gösteren kuvvetli suç şüphesini destekleyen olgular bulunması, 2) Suçun , kanunda tutuklama nedeni var sayılan suçlardan olması durumunda (100/3-a,1,2…11,b,c,….f) ilk tutuklama kararı verilirken kuvvetli suç şüphesi yeter- li ise de tutukluluk durumunun devamın da tutuklama nedeni gösterilmelidir. 3) Şüphelinin soruşturma ve kovuşturmadan kaçma şüphesinin bulunması (bu hususların olguları da belirtilerek açıklanması örneğin yurt dışına çıkmak üzere pasaport, bilet alma v.s gibi) 4) Delilleri yok etme, gizleme, tanık, mağdur ve başkaları üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunması (somut olayda buna ilişkin kanıtların gösterilmesi gerekir) ve; 5) Tutuklama kararına itiraz yerleri de gösterilerek 7 gün içinde itiraz edilebileceği belirtilmelidir. Tutuklama kararına karşı kanun yolu. 1 - Olağan Kanun Yolları. Müdafi, olağan kanun yollarından itiraz yoluna başvurabilir (CMK 101/5). Tutuklama kararlarına karşı itiraz mercileri aşağıdaki gösterildiği gibidir (CMK 268/3): -Tutuklama kararını veren sulh ceza hakimi ise, o yerde birden fazla sulh ceza hakimliğinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen hakimliğe; son numaralı hakimlik için bir numaralı hakimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliği; -İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hakimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz halinde, yukarıdaki usul uygulanır. Ancak ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hakimliği, tutuklama kararını itiraz merci olarak in- celeyemez, -Asliye ceza hakimi ise, ağır ceza mahkemesi, -Ağır ceza mahkemesi veya başkanı ise, izleyen numaralı ağır ceza, son numaralı daire ise bir numaralı ağır ceza, tek ağır ceza varsa en yakın ağır ceza mahkemesi. 2 - Olağanüstü kanun yolları. Tutuklama kararına itiraz edilip merciin karar vermesi üzerine, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen bir hakimlik ya da mahkeme kararı ortaya çıkar. Merciin iti- raz üzerine verdiği kararlar kesin olmakla birlikte ilk defa merci tarafından tutuklama kararı verilirse, kanun buna karşı itiraz yolunu açmıştır. CMK 271/4 Gerek bu halde ve gerekse diğer durumlarda istinaf veya temyiz incelemesi olmadan kesinleşen karar veya hükümde ki hukuka aykırılıklara karşı Adalet Bakanı kanun yararına bozma isteminde bulunabilir (CMK 309/1) (eski yazılı emir). Müdafi olarak, tutuklama kararında bir hukuka aykırılık tespit ederseniz, gerekçeli olarak Adalet Bakanlığına duyurunuz. Uygulamada, görülmekte olan davalarda, kanun yararına bozma istemlerinin kabul edilmediği görülmektedir. Kanunda aranmayan bir koşulun uygulama ile yerleştirilmesi mümkün olmadığından (Kanun sadece “Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşme” koşulunu öngörmektedir), olağan üstü kanun yolunu harekete geçirmek için gayret gösteriniz. İtirazı inceleme işlemleri nelerdir? 1 - İtiraz başvurusu gerekçeli olmalıdır. İtiraz hakkı olanlardan müdafi, kararı öğrendiği günden itibaren 7 gün içinde kararı veren mercie bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle itiraz edebilir. Kuşkusuz bir müdafiin, zabıt katibine sözle beyanda bulunması işin, görevin ciddiyetine ve özellikle özen yükümlülüğünün doğru kullanılmaması gibi bir sonuç doğurur. Çünkü müdafii hukuki yardımda bulunan bir avukattır ve bundan ötürü bağlı bulunduğu meslek kuralları vardır. İtiraz sıradan bir itiraz olmamalıdır. Tutuklama istemleri ve tutuklama kararları maalesef gerek yasanın gerek öğretinin ve özellikle de İHAS kontrol mekanizması AİHM in kararları gereği olmasına rağmen hala eksik gerekçe ile veya gerekçesiz verilmektedir. Yani eski hatalı uygulamanın devam ettiği veya gerekçelerin somut olgularla kanıtlanmadığı, ölçülülük unsurunun göz önünde tutulmadığı görülmektedir. Bunun için mü- dafii somut olayda yasaya aykırılığı iyice belli edecek tüm olguları dilekçesinde açık ve gerekçelendirerek belirtmek zorundadır. Bu inceleme ve davranış, özen, özellikle çok şüphelinin bulunduğu ve onlarca delil dosyalarını tam olarak inceleme olanağına sahip olamayan hakime de incelemesi sırasında yol gösterici bir unsur olabilir. Çünkü müdafiin bir görevi de adil yargılanmayı sağlamak ve karar merciine yardımcı olmaktır. 2 - İtirazın, “kararı veren hakim” tarafından incelenmesi. Kanun itiraz için kısa başvuru süresi ve kısa bir inceleme süresi öngörmüştür. Yasa koyucunun buradaki amacı, kararı veren hakim veya hakimlerin kendi kararlarının düzeltmelerine olanak vermektir. Uygulamada, tutuklamaya yapılan itirazların, itiraz edilen hakim tarafından değil, nöbet durumuna göre baş- ka hakim tarafından incelendiği görülmektedir. Bu usul CMK nun 268/2 fıkrasına aykırıdır. Doktrin de bu yöndedir. İtiraz üzerine verilebilecek kararlar ve sonuçları nelerdir? 1 - Kararına itiraz edilen hakim veya mahkemenin kendi kararını düzeltmesi. Kararına itiraz edilen merci itirazı yerinde görürse kararı- nı düzeltir. Kanun koyucu usul ekonomisi düşüncesi ile, gerekçeli olarak ortaya konulan hukuki ve maddi hatala- rın, kararı veren hakim tarafından düzeltilmesine olanak tanınmıştır. Bu istisnai bir yetkidir. Çünkü her hakim yada mahkeme o işe tekrar el atıp dönemez. Bu istisnanın yargı organları tarafından iyi değerlendirilmesi gerekir. 2 - İtirazı incelemeye yetkili olan merciin kararı. Kararına itiraz edilen merci itirazı yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. İtirazı inceleyecek mercii, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. İtiraz hakkında karar duruşma yapılmaksızın verilir. Ancak gerekli görüldüğünde C. savcısı ve sonra müdafii veya vekil dinlenir. Oysa tutuklamaya ilişkin itirazlarında tarafların çağrılarak duruşmalı yapılması gerekir. Yukarda da belirtildiği gibi, AİHM Mooren/Almanya 2009 kararında buna vurgu yapmıştır. Kararda tutukluluk incelemelerinin de duruşmalı yapılması gerektiği belirtilmiştir. 3 - Merciin verebileceği kararlar. İtiraz üzerine yapılan hukuki ve maddi inceleme sonucu iki tür karar verilebilir: -İtiraz yerinde (haklı) görülmezse gerekçeli olarak reddedilir; - İtiraz yerinde görülürse, hukuka aykırı karar kaldırılır ve hukuka uygun karar itirazı incelemiş olan mercii tarafından verilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Şunu unutmamak gerekir ki şayet itirazı incelemekle yükümlü mercii şüphelinin tutuklanmasına itiraz üzerine ilk defa kendisi karar verirse, bu karara karşı itiraz yolu açıktır (CMK 271/4). Tutukluluk halinin devamı nedir? Tutuklulukta üst süre var mıdır? 1 - Tutukluluğun “savcı istemi” ile veya “ re’sen” incelenmesi CMK 108 inci maddesi, ağır bir tedbir olan tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği konusunda kendiliğinden denetimi zorunlu hale getirmiştir. Uzayan soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı otuzar günlük süreler içinde sulh ceza hakiminden inceleme talep eder. 2 - Tutukluğun şüpheli tarafından istenmesi halinde incelenmesi Tutuklama her koruma tedbiri gibi geçicidir. Başlangıçta tutukluğu tüm unsurları ile haklı gösteren koşulların tutukluluğun sona erebilmesi için kalıp kalmadığını araştırmak gerekir. Tutukluluğun denetimi de diyebileceğimiz bu araştırma ya kendiliğinden ya da istek üzerine yapılır (CMK 108/2). Tutukluğun devamına karar verebilmek için hakimin ilk tutuklama kararından daha kuvvetli gerekçelere dayan- ması gerekir. Hakim kararında bu gerekçeleri ayrıntıları ile belirtmelidir. 3 - Savcının tutuklama kararını geri alınmasını istemesi (CMK103/1). Uygulamada pek kullanılmayan bir yol da CMK 103 üncü maddesindeki Cumhuriyet savcısının “Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi halidir”. CMK 103/1 e göre, C. savcısı, şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hakiminden isteyebilir. Burada unutulmaması gereken husus şudur ki bu istemi tutuklama kararı verilmiş tutuklu ve müdafii de yapabilir. 4 - Savcının şüpheliyi re’sen serbest bırakması. CMK 103/2 çokça kullanılmayan bir maddedir ama oldukça önemlidir ve müdafiler bu yolun da kullanılmasını C. savcısından isteme hakkına sahiptirler ve istemelidirler. CMK 103/2 ye göre “Soruşturma evresinde C. savcısı” Adli Kontrol veya Tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varırsa, şüpheliyi re’sen bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinde şüpheli serbest kalır. 5 - Tutuklulukta geçecek üst süreler. Kanun en çok tutukluluk süresi olarak en çok 1 yıl kabul etmiştir (CMK 102/1). Sulh ve asliye ceza mahkemelerinde uygulanan bu süre zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek 6 ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda, tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Zorunlu hallerde uzatma yapıla- bilir ve uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez (CMK 102/2). Terör suçlarında bu sürelerin iki kat uygulanacağına dair CMK 250 de bulunup, 2012 yılında TMK 10’a nakledilen hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, fa- kat yürürlüğü bir yıl sonraya bırakılmıştı.2014-6526 sayılı Kanun ile TMK 10 yürürlükten kaldırıldı ve üst tutukluluk süresi terör suçlarda da 5 yıla indi. Tutuklama kararına itirazda müdafiin nelere dikkat etmesi gerekir? Yukarıda da belirttiğimiz üzere, tutuklama kararları nasıl gerekçeli olmak zorunda ise, müdafilerin de salıverilmeyi sağlamaya yönelik itiraz dilekçelerinde şu konulara değinerek istemde bulunmaları gerekir: -Suçun niteliği tutuklamayı gerektiren suçlardan ve öngörülen ceza miktarı açısından tutuklamayı öne çıkartan bir suç mudur? -Ceza miktarının tutuklama kararı için yasal bir zorunluluğu yoktur. Sadece belirli suçlardan ötürü tutuklamamayı buyuran haller vardır) -Kanıtlar yeterli midir? Tutuklama sırasında bulunan bazı delillerde sonradan şüpheli lehine değişiklikler olmuş mudur? -Suç vasfının değişmesi olasılığı var mıdır? -Tutuklamadan önceki evrelerdeki yakalama, gözaltı, arama, teşhis v.s gibi araştırma işlemlerinde hukuka aykırılık halleri var mıdır? -Şüphelinin objektif olarak kişisel durumu (yaş, sağlık, malullük gibi) kaçma ve delil karartma şüphesini ortadan kaldırır nitelikte mi? -Bu tutuklamadan doğan mağduriyetler ile tutuklamanın amacı arasında şüpheli aleyhine önemli bir mağduriyete ilişkin ölçüsüzlük var mı? Bunların dışında hukuki dayanağı olmayan itirazların ka- bul olasılığı hemen hemen yoktur Tutuklama hali hangi hallerde sona erer? Yukarıda anlattıklarımızın sonucu olarak, tutuklama hali: -Savcılığın tutuklu şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi ile, -Soruşturma evresinde C. savcısının 103/2 deki re’sen ser- best bırakması ile, -Yetkili mercilerce verilen tutukluğun kaldırılması (tahli- ye) kararları ile, Yakalama ve tutuklama ile ilgili 2014 değişiklikleri. 2014-6526 sayılı Kanunun 6 ıncı maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “işlediğini düşündürebilecek emarelerin” ibaresi “işlediği şüphesini gösteren somut delillerin” şeklinde de- ğiştirilmiştir. Bu değişikliğin kolluk uygulamaları üzerinde doğuracağı etki, yakalama ile ilgilidir. CMK 90/1 süçüstü yakalama- sında kolluk suçun delilini de birlikte toplayıp, Cumhu- riyet savcısına iletmek ve bu delile dayanarak tutuklama kararı verilmesi gerekecektir. CMK 90/2 uyarınca suçüstü hali dışındaki yakalamalarda ise, kolluğun önce şüphelinin işlediğini düşündüğü suçun somut delillerini elde etmesi, daha sonra da gecikmede sakınca varsa, ancak o zaman kendiliğinden yakalama işlemi yapması söz konusu olabilecektir. Her iki durumda da somut delil olmadan yakalama yapılırsa, C. savcısı gözaltı kararı vermeyeceği gibi, hukuka aykırı bir şekilde özgürlük kısıtlayan kolluk görevlisi hakkında cezai işlem de yapacaktır. Aynı yasanın 8 inci maddesi ile tutuklama kararı verilmesi için de somut delil aranır olmuştur (CMK “2014-6526” 100/1). Bu nedenle, kolluk yakalama sırasında “somut delil” elde etmemiş ise, şüpheli ne gözaltına alınabilir, ne de tutuklanabilir. Kaynak: Ceza Muhakemesinin Soruşturma Evresindeki Süjeler İçin CMK CEP KİTABI
  13. Tehlikenin önlenmesi. Devletin toplumu tehlikelerden koruma görevi vardır. Eğer somut olgular risk bulunduğunu veya yakın bir tehlikenin oluştuğunu ortaya koyuyorsa, Devletin tedbir alarak, risk veya tehlikenin zararlı bir netice doğurmasını önlemesi gerekir. Örneğin polis gece vakti bir evde duman görürse, kapıyı zorlayarak içeriye girebilir ve tehlikeyi önlemek için gerekli olan tedbirleri uygular (PVSK 20/1). İşte bu nedenle kolluğa gecikmesinde sakınca bulunan hallerde önleme araması (PVSK 9, Arama Y 19) yapma yetkisi verilmiştir. Bu gibi hallerde “arama” tedbirine kolluk, ‘tehlikeyi önlemek amacıyla’ başvurmaktadır. Polis tedbiri olarak başvurulan bu tür aramanın amacı, kamu emniyetini veya kamu düzenini tehlikeye sokan kişi veya eşyaları bulmak, onları kolluğun koruması altına almaktır. Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, ilk defa 2002 yılında, sonra da 2007 yılında yapılan değişikliklerle önleme aramasını açıkça düzenlemiştir (PVSK “2002-4771”,”2007-5681” 9). Arama, ‘önleme’ amacıyla yapıldığında, tehlike yaratan bir eşyanın ele geçirilmesi için; ‘ceza muhakemesi’ gayesiyle yapıldığında ise, saklanan sanığın ve delillerin elde edilmesi için yapılır. Konutta önleme araması yapılamaz. Anayasa, “suç işlenmesinin önlenmesi için” konutta arama yapılmasına kural olarak izin vermişse de (Any. 20), PVSK 9 önleme aramasını düzenlerken, “konuttan” açıkça söz etmediği için, “konutta”, hâkim kararı ile de olsa, önleme araması ya- pılmasını yasaklamıştır (PVSK “2007-5681” 9/5) (Arama Y 19/son). Hakim kararı veya yazılı emir. Polise “tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla” fakat sadece yazılı emir üzerine kullanabildiği önleme araması yapma yetkisi verilmiştir (PVSK 9/1). Milli güvenliğin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve ya- sak silahların tespiti amacıyla, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin yazılı emri ile yapılan arama, “önleme aramasıdır” (Arama Y 19). Önleme araması idarî bir işlem ise de, “hakim kararı” ile yapılması gerekir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hallerde kolluğa arama emrini, il sınırları içinde vali, ilçe sınırları içinde ise, kaymakam “yazılı” olarak verir (PVSK “2007-5681” 9). Dikkat edilmelidir ki, kolluk amirinin “önleme araması yapma” emri vermek yetkisi yoktur. Amir, kolluk memurlarına önleme araması yapma sözlü emrini, sadece usulüne uygun olarak verilmiş hakim kararı veya mülki amir emri üzerine verebilir; bu emrin yazılı olarak verilmesi istenemez (AramaY 20/son). Buna karşılık, kolluk amirinin aleni yerlerde yapılacak adli aramalar için yazılı emir verme yetkisi tanınmıştır (CMK 119/1). Suç öncesi “idari alandaki” önleme aramalarında savcının yetkisi yoktur. Önleme araması kararı istemi: “makul sebep” kavramı. Kararın alt yapısını oluşturmak üzere, kolluk “tehlike sebeplerini” belirler ve topluma yönelik bir tehlike mevcutsa veya suç işlenmek üzere ise, tehlikenin veya suçun işlenmesinin önlenmesi amacıyla, “önleme araması talep yazısı“ düzenler. Bu yazıda arama için makul sebeplerin oluştuğu gerekçeli olarak açıklanır (PVSK 9/2). Talep yazısı mülki amire verilir. Önleme araması kararı veya yazılı emri. Mülki amir gerekli görürse durumu sulh ceza hakimine sunar. Hakim tehlikeyi takdir eder ve buna göre karar verir. Önleme amaçlı üst araması yapılabilmesi için yazılı emir veya hakim kararı verilebilmesinin ön şartı, “yakın tehlikedir”. Yakın tehlikeyi gösteren “makul sebepler” (PVSK “2007-5681” 9/2) bulunmalı, tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler, kolluk tarafından önceden tespit edilerek, bu konuda bir rapor düzenlenmelidir (AramaY 20/1). Arama talep, emir ve kararında; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, yapılacağı yer, geçerli olacağı zaman süresi yer alır (PVSK “2007-5681” 9/2) (AramaY 20/3). Bu kararın verilebilmesi için tehlike altında bulunan hu- kuki menfaatler veya işlenmek üzere olan bir suç mevcut bulunmalıdır. Önleme araması sadece maddede gösterilen yerlerde yapılabilir (PVSK “2007-5681” 9/4). Gecikmede tehlike varsa mülki amir kendisi yazılı önleme araması emri verebilir (PVSK “2007-5681” 9/1). Bu emirde; (a) aramanın sebebi, (b) konusu ve kapsamı, (c) yapılacağı yer, (d) zaman ve geçerli olduğu süre belirtilir (PVSK 9/3). Spor karşılaşması, miting konser, festival, toplantı ve gös- teri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden oluşan topluluk halleri, “gecikmesinde sakınca bulunan hal“ sayılır (PVSK 9/6). PVSK 9/6 daki hallerde, rutin bir spor karşılaşması var- sa ve genellikle bu etkinlik yapıldığı zaman, olay çıktığı tecrübesi yaşanmışsa, hakimin karar vermesi için vakit de varsa, kanunda öngörülen “karineden” yola çıkılarak, ha- kimi yetkisiz kılmak doğru değildir: zaman varsa, kararı hakim vermelidir. Önleme araması kararının kapsadığı yerler. Anayasamıza göre (Any. 21), kişilerin üzerlerinde, özel kağıtlarında, eşyada veya “evde” arama yapılabilmesine rağmen, Arama Yönetmeliği suçu önleme maksadıyla konutta, yerleşim yerlerinde ve kamuya açık olmayan özel iş yerlerinde ve eklentilerinde arama yapılmasını yasaklamıştır (AramaY 19/son). Spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılan yerde ve aniden oluşan topluluklarda (m. 9/6), umumi yerlerde, toplu taşıma araçlarında, halkın topluca bulunduğu veya bulunabileceği yerlerde, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılabilen yerde ve yakın çevresinde, tüzel kişilerin genel kurul toplantısının yapıldığı yerlerin yakın çevresinde, eğitim ve öğrenim kurumu içinde, yakın çevresi ve giriş çıkışlarında (PVSK “2007-5681” 9/4), alınacak karara bağlı olarak önleme araması yapılabilir. Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan iş- yerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz (PVSK “2007-5681” 9/5). Önleme araması kararının uygulanması. Önleme aramasının amacını tehlikeye düşürmeyecek olduğu hallerde, yapılan aramanın sebebi geciktirilmeksizin ilgiliye bildirilir. Önleme amacıyla bir kişinin üzerini araması sırasında, kolluk memurunun kendisini veya üçüncü kişilerin vücut veya hayatlarının bir tehlikeden korunması için gereklidir. Bu nedenle kişiler üzerinde yapılan önleme aramasında iki aşama vardır: önce tedbir niteliğinde bir arama yapılır, daha sonra kesin aramaya geçilir. Aramayı yapacak olan kolluk memuru kendisine yönelebilecek olan bir tehlikeyi önlemelidir. Polisin önleme amacıyla eşya üzerinde arama yapabilmesi öncelikle üzeri aranabilecek kişilerin yanında bulundurdukları eşya bakımından kabul edilmiştir. Diğer taraftan belirli olaylar; otomobil gibi bir eşya içinde bulunan kişinin gözaltına alınmasını mümkün kılıyorsa veya o kişinin o eşya içinde hukuka aykırı olarak özgürlüğünün kısıtlanmış bulunduğunu veya o kişinin yardıma muhtaç olduğunu gösteriyorsa, kolluk suçu önlemek amacıyla prensip olarak, kendiliğinden eşya üzerinde arama yapabilmelidir. Yakalama sonrasında doğrudan arama yapılabilir. Bunun için, yakalama yetkisine sahip olan kolluk görevlisinin önce o kişinin silahlı olup olmadığını tespit etmek bakı- mından kontrol etme yetkisi doğar. Bu tür tedbir niteliğindeki üst aramalarında yazılı emir ve hakim kararı gerekmez (YakalamaY 6/2). Arama Yönetmeliğinin 27. maddesi ile devamındaki hü- kümler, önleme araması ve adli aramaların yapılma şeklini ayrıntılı olarak düzenlemiştir: Üst araması yapılırken insanlık dışı bir davranışta bulunulmaması gerekmekle birlikte polis üstünlüğü elden bırakmamalıdır. Arama Yönetmeliğinin 28. maddesi üst ve eşya aramasında dikkat edilmesi gereken ayrıntıları açıklamaktadır. Bunun için ilke olarak, kalabalık içinde arama yapılmamalı, arama ekip olarak gerçekleştirilmeli, üzeri aranan kişinin konuşmasına, arkaya bakmasına kollarını hareket ettirmesine vs. meydan verilmemelidir. Üst araması yapılırken bir yardımcıdan istifade edilmeli ve bu yardımcının atış hattı, görevlinin istikameti dışında olmalıdır. Üst arama yöntemleri, elle arama, diz çöktürerek arama, duvara dayandırarak arama, birden fazla “şüphelinin” aranması gibi, ayrı ayrı polis taktikleri kullanılmasını gerektiren hususlardır. Kelepçe ancak ağır suçlarda ve kaçma halinde veya kaçma şüphesinin belirtisi varsa (CMK 93) kullanılmalıdır. Arama yapılırken kişinin daha ağır bir suçun şüphelisi olabileceği daima hesaba katılmalıdır. Ağır bir suçtan aranan bir kişi, onun daha hafif bir suçtan arandığını sanan memurun önem vermeden arama yapmasından yararlanabilir ve bu durum zararlı olabilir. Kişilerin ancak aynı cinsten kişilerce aranması yerinde olur. Fakat vücut veya hayat bakımından yakın bir tehlike mevcut bulunduğunda bu tehlikeden korunmak amacıyla yapılan aramalarda aynı cinsten kişi temin etmenin beklenilmeyeceği açıktır. KAYNAK: Ceza Muhakemesinin Soruşturma Evresindeki Süjeler İçin CMK CEP KİTABI - 2015
  14. Bu broşür ile amaçlanan, cinsel saldırı ve özellikle cinsel taciz konusunda farkındalık yaratmaktır. Cinsel saldırı ve taciz, farklı biçim ve düzeylerde de olsa adli istatistiklere yansıdığından çok daha yaygın ve yaşamın her alanında sık karşılaşılan bir olgudur. Bu broşür ile amaçlanan, cinsel saldırı ve özellikle cinsel taciz konusunda farkındalık yaratmaktır. Cinsel saldırı ve taciz, farklı biçim ve düzeylerde de olsa adli istatistiklere yansıdığından çok daha yaygın ve yaşamın her alanında sık karşılaşılan bir olgudur. Esas olarak cinsiyet ayrımcılığının bir parçası olan cinsel saldırı ve taciz, daha çok kadınlara ve kız çocuklarına karşı işlenmektedir. Bugün etrafımızda cinsel saldırıya uğramış, tanıdığımız pek çok kadın veya kız çocuğunun olması hepimiz için bir üzüntü kaynağıdır. Cinsel saldırı ve taciz, insanlık onuru ile bağdaşmayan, mağdurlarını ve mağdur yakınlarını çok çeşitli biçimlerde olumsuz etkileyebilen bir insan hakkı ihlalidir. Son yıllarda bu saldırılara karşı başta kadınlar olmak üzere toplumun farklı kesimlerinin de çabaları ile kazanılan hukuki ilerlemeleri de görerek, bu konuda mücadeleye devam etmenin gereğine inanıyoruz. Daha önceleri çoğunlukla bu saldırıları kaçınılmaz olarak kabul edip seslerini çıkaramayan kadınlarımız, bugün artık yalnız olmadıklarını bilmelidirler. © Türkiye Barolar Birliği Basım Tarihi : Kasım 2011, Ankara Bu broşür, Ankara Üniversitesi tarafından yayımlanan "Cinsel Saldırı ve Cinsel Tacize Karşı Politika Belgesi"nden de faydalanılarak Kadınlar İçin Hukuk İnisiyatifi'nin katkıları ile hazırlanmıştır. e-posta: kadinlaricinhukuk@gmail.com CİNSEL SALDIRI NEDİR? Cinsel saldırı, rızası olmayan veya herhangi bir sebepten dolayı (yaşının küçüklüğü veya akıl hastalığı) rızası kabul edilmeyen bir kişinin, cinsiyetinden ötürü (genellikle sırf kadın olduğu için) fiziksel ve/veya psikolojik güç kullanımı, tehdit, korku, baskı altına alma, gözdağı verme, hile ve kandırma gibi zorlamalarla cinsel içerik taşıyan fiziksel bir davranışa maruz kalmasıdır. Bu davranışlar cinsel amaçlı bir dokunuştan, ırza geçmeye kadar çok çeşitli şekillerde olabilmektedir. Cinsel saldırı, Türk Ceza Kanunu'nun Kişilere Karşı Suçlar başlığı altında, 102. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Suçun cezası, 2 yıldan başlamakta ve çeşitli durumlarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına kadar çıkmaktadır. Bu suçun, beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı veya kamu görevinin / hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı veya silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilen cezaların yarı oranında artırılacağı da kanunda ayrıca belirtilmiştir. Cinsel saldırı iki biçimde ortaya çıkabilir: İlk şeklinde, cinsel saldırı cinsel birleşme olmadan kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşir. Bu tür cinsel saldırı örnekleri arasında; sarılmak, ellemek, okşamak, dokunmak, öpmek, elle dokunmak, çimdiklemek, şaplak atmak, omuza veya sırta dokunmak, sırtını sıvazlamak, etini sıkmak, yavaşça sürtünmek, gereksiz fiziksel temaslar ve dokunuşlar vs. sayılabilir. İkinci tür cinsel saldırıda ise; kişinin vücut dokunulmazlığının vücuda cinsel organ veya sair bir cisim sokulmasıyla ihlal edilmesi söz konusudur. CİNSEL TACİZ NEDİR? • İstenmeyen, talep edilmemiş ve hoş karşılanması mümkün olmayan, ancak cinsel saldırı niteliğine varmayan cinsel amaçlı her türlü söz, davranış ve/veya hareketsizliktir. Cinsel tacizi, cinsel saldırıdan ayıran nokta, cinsel saldırıda failin mağdura fiziksel teması söz konusu iken; cinsel tacizde mağdura fiziksel temasın olmamasıdır. • Mağdurunu ezmeyi ve onun üzerinde hakimiyet kurmayı amaçlayan bir güç gösterisi olan cinsel taciz genelde aşağıdaki şekillerde belirir. Sayılan bu davranış veya durumların hiçbirinin yöneltildiği kişi / kişiler tarafından İSTENMEDİĞİNİ ve ONLARIN RIZALARININ BULUNMADIĞINI unutmamak gerekir. □ Fiziksel : Şehvetli ve / veya davetkar bakışlar, cinsel içerikli mimik hareketleri yapmak (göz kırpmak, yalanmak vb.), istenmeyen e-postalar veya linkler göndermek, işyerinde herkesin görebileceği ortak elektronik ağda cinsel içerikli fıkraları biriktirmek gibi. □ Sözel : Laf atmak, cinsel içerikli yorum veya imada bulunmak, cinsel içerikli iltifatlarda bulunmak ve fıkralar anlatmak veya erotik çağrışımlı sorular sormak, kişinin cinsel yaşamı ile ilgili sorular sormak veya dedikodu üretmek, cinsel içerikli küfürler etmek, cinsel konularda tartışma açmak gibi. □ Sözel olmayan hareketler : Cinsel içerikli fotoğraf göstermek veya görülebilir bir yerde sergilemek, bilgisayara cinsel çağrışımlı fon yapmak, kart yollamak, ıslık çalmak gibi. • Yukarıda sayılan ve bunlara benzer istenmeyen cinsel içerikli davranışlardan tek birinin yapılması dahi cinsel taciz olarak kabul edilmek için yeterli olup bu eylemlerin suç olarak nitelendirilmesi için sürekli olması koşulu aranmamaktadır. • Cinsel taciz, Türk Ceza Kanunu'nun 105. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Bu suçun cezası 3 aydan 2 yıla kadar çıkmaktadır. Ayrıca bu suç hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde; verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı da düzenlenmiştir. Örneğin işyerindeki nüfuz kullanılarak yapılan cinsel taciz, cezası ağırlaştırılmış bir suçtur. SALDIRININ / TACİZİN MAĞDURLARI KİMLERDİR? Bu saldırıların mağdurları genellikle ve yaşlarına bakılmaksızın kadınlar olup buna kız çocukları ve bebekler de dahildir. Saldırı veya tacize uğrayan kadının, bekar veya evli ya da engelli olması önemli olmadığı gibi başının kapalı veya açık olması, eğitim durumu ile yaptığı iş de önemli değildir. SALDIRININ / TACİZİN FAİLLERİ KİMLERDİR? Bir kadının kocası veya patronu /amiri dahil, genellikle kadınlara karşı fiziki veya duygusal güç kullanarak onların isteği dışında cinsel davranışta /imada bulunan ve kadınları kendi eşiti olarak görmeyen erkeklerdir. CİNSEL SUÇLAR İLE MÜCADELE BEYAN VE DELİLLENDİRME • Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, özellikleri gereği (genellikle iki kişi arasında geçtiği için) kanıtlanması zor suçlardır. Bu yüzden bu tip bir suça maruz kaldığını düşünen kişilerin, yargılamada delil olarak kullanılabilecek değişik türden materyalleri (görsel, işitsel kayıtlar, sperm, doku örneği, doktor raporları ya da tanık ifadeleri gibi) toplama ve saklama konusunda hassas davranmaları önemlidir. Ancak Yargıtay ve Ceza Mahkemeleri'nin, cinsel suçların doğası gereği açık kanıtların olmadığı durumlarda da destekleyici delillere, mağdur ve sanığın samimi, tutarlı olup olmamasına göre, her olayı kendi öznelliği içerisinde değerlendirdiği hatırlanmalıdır. CİNSEL SALDIRIYA VE CİNSEL TACİZE MARUZ KALANLARA ÖNERİLER • Lütfen, cinsel saldırı veya taciz ile karşı karşıya kaldığınızda, bunun 'sizin hatanız' olduğunu ya da 'bir davranışınızın mı buna yol açtığını' düşünmeyin. (Mağdur psikolojisi) • İlk andan itibaren, soruşturmada delil olarak kullanılabilecek ne tür materyal varsa toplayın. Olayın nerede ve ne zaman olduğunu hemen bir yere tüm detayları ile (fail ne söyledi, ne yaptı, olaya kimler tanık oldu vb.) yazın ve bu yazdıklarınızı güvenli bir yerde -örneğin evde- saklayın. Sorunun üstesinden tek başınıza gelmeye çalışmayın ve durumu yakın olduğunuz kişilerle paylaşın. • En kısa sürede güvendiğiniz bir yerden (Barolar, Kadın Örgütleri) ve/veya ailenizden, arkadaşlarınızdan veya iş arkadaşlarınızdan yardım isteyin. • Davranışın hoş karşılanmadığı konusunda kişiyi açık bir şekilde mümkünse güvendiğiniz birkaç kişinin önünde (tanıklığında) uyarın ve istemediğiniz cinsel yakınlaşmalar konusunda açıkça "hayır" deyin. Bu durumun devam etmesi durumunda da, davranışına son vermezse resmi girişimde bulunulacağını bildirin. • Önleme ve korunma için idari makamlara, cinsel taciz ve saldırı konusunda çalışma yapan herhangi bir merkeze (Barolar, Kadın Örgütleri), polise veya savcılığa başvurun. • Destek almak ve haklarınızı öğrenmek maksadıyla Cinsel Saldırı ve Cinsel Tacize Karşı Destek Hizmeti veren bir merkeze başvurun. • Amirinizden / işvereninizden işyerinde cinsel saldırı veya taciz oluşmasını engelleyecek tedbirler alması konusunda taleplerde bulunun. RAHATSIZ EDİCİ DAVRANIŞLARDA BULUNDUĞUNU FARKEDE(MEYE)N KİŞİYE ÖNERİLER • Cinsel yaklaşımlarda karşı tarafın rızasının olup olmadığı konusunda emin olmadan ilerlemeyin ve karşı tarafın rızasının olmadığını gösteren sözlü uyarılarını ve/veya sözsüz tutum ve davranışlarını dikkate alın. • Davranışın rahatsız edici olduğunu fark eder etmez özür dileyin ve oluşan rahatsızlığı önemsiz saymayın veya görmezden gelmeyin. • Rahatsız olan kişinin üstü konumundaysanız veya aranızda herhangi bir tür hiyerarşi ilişkisi varsa o kişiyle ilgili yetkilerinizi başka birine devredin. BİLGİ ALMA VE BAŞVURU MERKEZLERİ • Sosyal Hizmetler Ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na Bağlı Birimler • İl ve İlçe Müdürlükleri'ne başvurarak en yakın Kadın Danışma Merkezleri, Toplum Merkezleri, Aile Danışma Merkezleri, Sığınma Evleri hakkında bilgi alınabilir. • Alo 183 Şiddet Hattı • Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı • Baroların Adli Yardım Servisleri • Pek çok ilde Baro bünyesinde Kadın Hakları ile ilgili birimler bulunmaktadır. Bulunduğunuz ilde Baro'ya başvurarak ilgili birimlere ulaşılabilir, hukuki yardım talebinde bulunabilirsiniz. • Kadın Örgütleri • Ankara Kadın Dayanışma Vakfı Mithatpaşa Cad. No:10/11 Sıhhiye Ankara Tel: 0312 430 40 05 - 0312 432 07 82 e-posta:kadindv@yahoo.com.tr
  15. Kamunun güveni; hukuk düzeninin, herhangi bir hukuksal olayı kanıtlama yeteneği tanıdığı şeylerle doğruluk ve gerçekliğine herkesçe güvenilmesini öngördüğü şekil ve alametler; belirti, iz, işaret,nişan, simgenin sahtecilikten korunmalarını görmek ve bilmek biçiminde oluşmuş genel, sürekli, toplumsal bir hak ve yaradır. Diğer bir anlatımla kamunun güveni; özel veya kamu hukukunun kanıtlama gücü tanıdığı şey, şekil ve alametlere karşı olan genel güvendir. Toplumun inanma ve bireyin aldatılmama hakkı kamu güvenini oluşturur. Kamunun güvenine karşı suçlar, geniş anlamda sahtecilik suçlarıdır. Kamu güvenine karşı suçlar: 1. Kamusal değerler üzerinde sahtecilik (kalpazanlık); (a) paralarda, (b) kamu değeri kağıtlarında (paraya eşit sayılan değerlerde), (c) değerli damgalarda sahtecilik, 2. Mühürlerde sahtecilik, 3. Belgelerde sahtecilik, olmak üzere üç ana bölüme ayrılmaktadır. Sahteciliğin ortak öğeleri: 1.Aldatma yeteneği, 2. zarar olanak ve olasılığı, 3. kasıttır. Sahteciliğin, diğer bir tanımla gerçeği taklit veya tağyir/tahrifin; aldatma yeteneği olması,zarar olanak ve olasılığının bulunması, kasten yapılması gerekir. 5237 sayılı Kanun ile 765 sayılı Kanunda yer alan hükümlerin karşılaştırmalı incelenmesi: I-Kamusal değerler üzerinde sahtecilik (Kalpazanlık) PARALARDA SAHTECİLİK 1. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 197/1: 2 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ve (52. madde gözetilerek) 5 günden 10.000 güne kadar adli para cezası. (b) 765 sayılı T.C. K. madde 316/1: 3 yıldan 12 yıla kadar hapis ve 1000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlarda öngörüler artış oranı uygulanır). Her iki madde de “para” nın ulusal veya yabancı ülke parası olması arasında fark gözetilmemiştir. Ancak, “parada sahtecilik” diğer deyimiyle “kalpazanlık” suçunun işlenebilmesi için ulusal paranın Ülkemizde ve yabancı paranın ülkesinde yasal olarak dolaşımda (tedavülde) bulunması gereklidir. 5237 sayılı Kanunun 197/1. maddesi, madeni veya kağıt para ayrımı yapmaksızın, bu iki para türünü de içermektedir. 765 sayılı Kanunun 316/1. maddesi bakımından ise para, yalnızca madeni paradır. Kağıt para, aynı Kanunun 331. maddesinde tanımlanan kamu değeri kağıtları kapsamında yer almaktadır. Anılan maddenin yollamasıyla “para” olarak hüküm ifade eder. 5237 sayılı Kanunun 197/l. maddesiyle 765 sayılı Kanunun 316/1. maddesi gereğince paradaki sahteciliğin kandırıcılık yeteneğinin bulunması gerekir. Ancak; 765 sayılı Kanun “kandırıcılık yeteneği” ile “sürüm yeteneği”ni birbirinden farklı kavramlar olarak benimsediği halde, 5237 sayılı Kanun “Kandırıcılık yeteneği “ ile “sürüm yeteneği” ayırımına yer vermemiştir. Kandırıcılık ve sürüm yetenekleri aynı anlamda kullanılmakta olup eşdeğerdir. Bu nedenledir ki 5237 sayılı Kanunda 765 sayılı Kanunun 321. maddesinin karşılığı bir hüküm yoktur. 5237 sayılı Kanunun 197/1. maddesinin maddi öğesi; yasal olarak dolaşımda bulunan ulusal veya yabancı ülke parasını sahte olarak üretmek, sürmek amacıyla nakletmek, muhafaza etmek veya dolaşıma sürmek (tedavüle koymak)tır. Üretmek sözcüğünün, taklit ve tağyiri kapsadığında kuşku yoktur. 765 sayılı Kanunun 316/1. maddesinin bir ve ikinci bentlerindeki taklit, tağyir yerine 5237 sayısı Kanunun 197/1. maddesinde üretmek sözcüğü kullanılmıştır. 765 sayılı Kanunun 316/1. maddesinin üçüncü ve dördüncü bentlerindeki; sahte paraları ülkeye sokmak, saklamak, dolaşıma sürmek , almak eylemlerinin “taklit veya tağyir eden kişi veya aracısıyla anlaşarak” işlenmesi koşuluna, 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiştir. Anılan Kanunun 197/1. maddesindeki suçun oluşması için, fıkra metninde sayılan seçimlik hareketlerden birisinin yapılması yeterlidir. Üreten kişi veya aracısıyla anlaşma durumunda sorun 5237 sayılı Kanunun “suça katılmayı” düzenleyen 37- 40. maddeleri ışığında çözümlenmeli ve üreten ile üretenin aracısı veya bunlarla anlaşanlar hakkında hakim, aynı Kanunun 61. maddesindeki ölçütlere göre gerekçesini açıklayıp temel cezaları belirlemelidir. 5237 sayılı Kanunun 197/1. maddesindeki suçun manevi öğesi; Maddede tanımlanın suçun gerçekleşebilmesi için genel kastın bulunması gereklidir. Dolaşımdaki paranın sahte olarak üretilmesi, sahte olduğunu bilerek ülkeye sokmak, nakletmek,muhafaza etmek veya dolaşıma sürmek bilinç ve iradesidir. 2. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 197/2: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve (52. madde gözetilerek) 5 günden 730 güne kadar adli para cezası. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 318: Kanunun 316 ve 317. maddelerindeki cezalar üçte birden yarıya kadar indirilerek hükmolunur. İki madde arasındaki tek ortak nokta; sanığın sahte parayı, bu niteliğini bilerek almasıdır. 765 sayılı Kanunun 318. maddesinin uygulanabilmesi için sanığın,(a)sahte parayı üretme suçuna katılmamış ve üreten veya aracısıyla anlaşmamış bulunması ve (b) sahte parayı dolaşıma koymak üzere ülkeye sokması, satın alması, kabul etmesi, saklaması veya herhangi bir biçimde dolaşıma sürmesi gerekir. 5237 sayılı Kanunun 197/2. maddesinde bu koşullar yoktur. Sahte paranın üretenden, aracıdan veya bunlar dışında bir kişiden alınması arasında fark gözetilmemiştir. Sahte parayı veren yönünden eylem dolaşıma sürmektir. Madde bu düzenlemeyle; sahte paranın dolaşıma sürülmesini önlemek istemiş, yalnızca “sahteliğini bilerek kabul etmeyi” yaptırıma bağlamıştır. Sahte parayı üretenin eylemine ortak olmak, üreten veya aracısıyla anlaşmak; (maddenin birinci fıkrasıyla ilgili açıklamada belirtildiği gibi) 5237 sayılı Kanunun 37-40. maddelerine göre çözümlenmelidir. Sahte parayı, dolaşıma koymak için ülkeye sokmak, almak, kabul etmek, sürmek; 197.maddenin 1. fıkrasındaki suçu oluşturur. 5237 sayılı Kanunun 197/2. maddesindeki suçun maddi öğesi; sahte parayı, bu durumunu bilerek kabul etmektir. Manevi öğe; Sahte parayı, sahte olduğunu bilerek alma, kabul etme bilinç ve iradesidir. 3. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 197/3: 3 aydan 1 yıla kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 320: (15. madde gözetilerek) 7 günden 6 aya kadar hapis veya 50 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası; ( Suç tarihine göre 765 sayılı Kanunun 19.maddesi ile 3506 ve 4421 sayalı Kanunlarda öngörülen artış oranı uygulanır), para cezası dolaşıma sürülen paranın 5 katından az olamaz. Her iki madde tam olarak birbirinin koşutudur. Maddi ve manevi öğeleri aynıdır. Maddi öğe: Sahte olduğu bilinmeden kabul edilen paranın (sonradan, bu niteliği öğrenildiği halde) bilerek dolaşıma konulmasıdır. Manevi öğe: Sahteliğini sonradan öğrendiği parayı, dolaşıma sürmek suretiyle elden çıkarmak bilinç ve iradesidir. KAMU DEĞERİ KAĞITLARI (PARAYA EŞİT SAYILAN DEĞERLER) (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 198: Paraya eşit sayılan değerlerin belirtildiği bir tanım maddesidir. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 331 ve 316/2 (son): 331. maddede paraya eşit sayılan değerler olan kamu değeri kağıtları açıklanmakta, 316/2(son) madde ise, ulusal ziynet altınlarının da “para” hükmünde olduğu belirtilmektedir. 765 sayılı T.C.K.nun 331. maddesi (ikinci cümlesi) uyarınca “kağıt para” kamu değeri kağıtlarındandır ve kamu değeri kağıtları para gibidir. Bunlar; (a) Yasa gereği madeni paralar gibi dolaşıma konulmuş kağıt paralar, (b) Devletçe çıkarılan taşıyana yazılı senet ve kuponlar, (c) Kurumlarca yetkileri doğrultusunda izne dayalı olarak çıkarılan (ve para gibi dolaşıma konulabilen) belge ve senetlerdir. 5237 sayılı (Yeni) T.C.K.nun 197/1. maddesiyle kağıt paralar, madeni paralara eş tutuldukları için 198. maddede ayrıca belirtilmemiştir. 765 sayılı Kanunun 331. maddesi Devletçe çıkarılan belgeyi, taşıyana yazılı senet ve kupon olarak belirtirken, 5237 sayılı Kanunun 198. maddesi “senet” yerine “bono” sözcüğünü kullanmış, belgeler kapsamına “hisse senetleri” ve “tahvilleri” de eklemiştir. Tahvillere, yetkili kurumlar tarafından çıkarılan belgeler kapsamında da yer verilmiştir. 765 sayılı Kanun bu belgeleri; kamu değeri kağıtları (itibarı amme kağıtları) olarak adlandırırken 5237 sayılı Kanun, paraya eşit sayılan değerler başlığını kullanmıştır. Bunlar dışında gerek Devlet tarafından, gerekse yetkili kurumlarca çıkarılan ve maddelerde açıklanan belgelerin özellik ve nitelikleri bakımından iki Kanun arasında fark bulunmamaktadır. Milli ziynet altınları üzerindeki sahtecilik hakkında, paralarda sahteciliğe ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi bakımından; 765 sayılı Kanunun 316/2 (son) fıkrasının karşılığı, 5237 sayılı Kanunun 198. maddesiyle (son cümlede) düzenlenmiştir. DEĞERLİ DAMGALARDA SAHTECİLİK 1. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 199/1: 1 yıldan beş yıla kadar hapis ve (52. madde gözetilerek) 5 günden 730 güne kadar adli para cezası. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 322/1: 316,318,320. maddelerdeki cezaların yarısı. (c) 765 sayılı T.C.K. madde 329/1: (15. madde yollamasıyla) 7 günden 1 yıla kadar hapis ve 200 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). Her iki Kanun da değerli damgaların ulusal ve yabancı ülkeye ait olması arasında ayırım gözetmemiştir. Değerli damga üzerinde sahtecilik suçunun işlenebilmesi için, bunların yasal olarak dolaşımda bulunması gereklidir. 5237 sayılı Kanunun 199/1. maddesinde tanımlanan suçun maddi öğesi: yasal olarak dolaşımda bulunan ulusal veya yabancı ülkeye ait değerli damgayı sahte olarak üretmek, (sürmek amacıyla) ülkeye sokmak, nakletmek, muhafaza etmek veya dolaşıma (tedavüle) koymaktır. 765 sayılı Kanunun 329/1. maddesinde belirtilen; gerçek bir değerli damganın, üzerindeki kullanıldığını gösteren işaret silinerek, yok edilerek yeniden kullanılması sahte değerli damgayı dolaşıma sürmek niteliğindedir ve 5237 sayılı Kanunun 199/1.maddesine uygun suçu oluşturur. Maddede tanımlanan suçun manevi öğesi: dolaşımdaki değerli damganın sahte olarak üretilmesi, sahte olduğunu bilerek; ülkeye sokulması, nakil veya muhafaza edilmesi, dolaşıma konulması bilinç ve iradesidir. 765 sayılı Kanunun 322/1. maddesi, aynı Kanunun 316, 318, 320. maddelerine yollama yaptığından, anılan maddelerle ilgili olarak yukarıdaki açıklamalar bu konuda da geçerlidir. 2. (a) 5237 sayılı (Yeni ) T.C.K. madde 199/2: 3 aydan 1 yıla kadar hapis ve (5 günden 730 güne kadar) adli para cezası. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 327/1: 1 aydan 3 yıla kadar hapis ve 50 liradan 400 liraya kadar ağır para cezası ( 19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranları uygulanır). 765 sayılı Kanunun 327/1. maddesinin uygulanabilmesi için, sanığın; (a) sahte olarak üretmek (taklit veya tağyir) eylemine katılmamış olması, (b) sahte değerli damgayı kullanması gerekmektedir. Oysa, 5237 sayılı Kanunun 199/2. maddesi bu koşulları öngörmemiştir. Kişinin, sahte değerli damgayı üretenden veya bir başkasından alması arasında fark bulunmadığı gibi kullanması da zorunlu değildir. Yalnızca “almak” maddedeki suçun oluşması için yeterlidir. Sahte olarak üretmek (taklit ve tağyir) eylemine katılma, 37-40. maddeler uyarınca; sahte damganın kullanması da dolaşıma sürmek niteliğinde olup 199/1. madde kapsamında; değerlendirilir. 5237 sayılı Kanunun 199/2. maddesindeki suçun maddi öğesi: sahte olarak üretilmiş değerli damgayı, sahteliğini bilerek kabul etmektir. Suçun manevi öğesi: değerli damgayı sahte olduğunu bilerek almak, kabul etmek bilinç ve iradesidir. 3. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 199/3: 1 aydan 6 aya kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 327/2: 320. maddedeki ceza üçte biri oranında indirilir. Bu iki madde, öğe ve koşulları yönünden birbiriyle uyumludur. Suçun maddi öğesi: sahte olduğu bilinmeden kabul edilen değerli damganın,sahteliği sonradan öğrenilmesine karşın kullanılması, elden çıkarılması gibi yollarla dolaşıma konulmasıdır. Manevi öğe ise; sonradan sahteliği öğrenilen sahte değerli damganın, bilerek dolaşıma konulması bilinç ve iradesidir. 4. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde: 199/4 ve (b) 765 sayılı T.C.K. madde: 322/2’ de değerli damga sayılan damgalı kağıt ve pullar belirtilmiştir. Değerli damgalar: (a) damgalı kağıtlar, (b) damga pulları, (c) posta pulları, (d) belli bir vergi veya harcın ödendiğini belgeleyen pullar, (e) pul dengi diğer değerli kağıtlardır. Sahtecilik suçuna konu olabilmesi için, değerli damganın özel bir yasayla çıkarılmış ve yasa uyarınca kullanılmakta, dolaşımda olması, iptal işareti taşımaması gerekir. PARA VE DEĞERLİ DAMGALARI YAPMAYA YARAYAN ARAÇLAR (a)5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 200: 1 yıldan 4 yıla kadar hapis ve (5 günden 730 güne kadar) adli para cezası. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 323: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 200 liradan 1000 liraya kadar ağır para cezası; madde 324: 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranları uygulanır). 765 sayılı Kanunun 323. maddesi, kağıt parayı da kapsayan kamu değeri kağıtları (paraya eşit sayılan değerler) ile değerli damgaların üretiminde kullanılan özel filigranlı kağıtların; 324. maddesi, filigran, filigranlı kağıt, madeni para, değerli damga sahteciliğinde kullanılacak araç (alet) ve gereç (malzeme)nin; yapımını, alım ve satımını, devrini, saklanmasını yasaklamıştır. 5237 sayılı Kanunun 200. maddesi bulların tümünü kapsayacak biçimde; paraların (ve paraya eşit sayılan değerlerin), değerli damgaların yapımında kullanılan araç ve gerecin izinsiz olarak üretilmesini, ülkeye sokulmasını, satılmasını, devredilmesini, satın alınmasını, kabul ve muhafaza edilmesini yaptırıma bağlamıştır. Böylece hazırlık hareketleri düzeyindeki eylemler, belirtilen konulardaki sahteciliklerin baştan önlenebilmesi için cezalandırılmaktadır. Suçun maddi öğesi: paralar, paraya eşit sayılan değerler ve değerli damgaların yapımında kullanılan araç ve gereçleri üretmek,ülkeye sokmak, satmak, devretmek, satın almak, kabul veya muhafaza etmek seçimlik eylemleridir. Suçun manevi öğesini: Açıklanan seçimlik eylemlerle para, paraya eşit değer veya değerli damgalarda sahtecilik yapmak amacı, bu doğrultudaki bilinç ve irade oluşturmaktadır. ETKİN PİŞMANLIK 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 201: 197, 198, 199 ve 200. maddelerde tanımlanan suçlarla ilgili olarak cezadan kurtulmaya olanak veren etkin pişmanlık durum ve koşulları açıklanmıştır. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 326: 316-325. maddelerde belirtilen suçlarda cezadan bağışıklık durum ve koşulları gösterilmiştir. 765 sayıl Kanunun 326. maddesine göre; soruşturma ve kovuşturma makamlarınca haber alınmadan önce, kendi istek ve iradesiyle 316-325. maddelerdeki suçlardan bir veya birkaçının sonuç doğurmasını engelleyen ve bunun fiilen gerçekleşmesini sağlayan sanığa ceza verilmez. Suçun doğmasını engellemek yeterli olup suç ortaklarını ele vermek zorunlu değildir. Buna karşılık 5237 sayılı Kanunun 201. maddesinin birinci fıkrası gereğince: Kanunun 197, 198 ve 199 maddelerinde belirtilen suçlarla ilgili seçimlik hareketlerden bir veya birkaçını gerçekleştiren kişiye; 1-(a) sahte para veya değerli damgaları dolaşıma koymadan ve (b) resmi makamlarca haber alınmadan önce, 2- (a) diğer suç ortaklarını ve (b) sahte olarak üretilen para veya değerli damgaların üretildiği veya sakladığı yerleri bildirmesi, 3- verilen bilginin; (a) suç ortaklarının yakalanmasını ve (b) sahte olarak üretilen para ve değerli damgaların ele geçirilmesini sağlaması durumunda cezaya hükmolunmaz. 201. maddenin ikinci fıkrası ;aynı koşullarla; suç ortaklarıyla sahte para veya değerli damga üretiminde kullanılan araç ve gerecin ele geçirilmesini sağlamayı zorunlu kabul etmiştir. II- Mühürlerde sahtecilik 1. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 202/1: 2 yıldan 8 yıla kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 332: 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 50 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası ( 19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). 765 sayılı Kanunun 332. maddesiyle hükümet makamlarının buyruk ve kararlarına konulan mühürler korunmaktadır. Bunların buyruk ve kararları belgelemek, diğer kağıtların doğruluğunu ve gerçeğe uygunluğunu onaylamak için kullanılması gerekir. 5237 sayılı Kanunun 202/l. maddesinde; bu mühürlerin Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Başbakanlık mühürleri olduğu belirtilerek, duraksama ve yanılgıya yer bırakılmamıştır. Suçun maddi öğesi: anılan mühürleri sahte olarak üretmek veya (sahteliğini bilerek) kullanmaktır. Manevi öğesi: maddede sayılan yönetim katlarına ait mührü sahte olarak üretmek veya sahte mührü kullanmak, bunları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmek bilinç ve iradesidir. Gerçek bir buyruk veya karar üzerine sahte mühür basılırsa bu maddedeki suç, buyruk ve karar da sahteyse hem mühürde ve hem de resmi belgede sahtecilik suçları oluşur. 2. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 202/2: 1 yıldan 6 yıla kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 333: 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 20 liradan 200 liraya kadar ağır para cezası ( 19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). 765 sayılı Kanunun 333. maddesinin birinci fıkrası; resmi daire ve kamu kurumlarının mühürlerinin sahte olarak üretilmesini (taklit olunmasını) veya sahteliği bilinerek kullanılmasını, ikinci fıkrası ise; kamuya güven vermek için kullanılan onay ve belgelendirmeye özgü diğer alet, aracın üretilmesini (taklidini) veya kullanılmasını yaptırıma bağlamıştır. 5237 sayılı Kanunun 202/2. maddesi; kamu kurum ve kuruluşları yanında kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları tarafından kullanılan onaylayıcı veya belgeleyici mührü sahte olarak üretmeyi ve bilerek kullanmayı suç olarak nitelendirmiştir. 765 sayılı Kanunun 333/2. maddesindeki “kamuya güven vermek için kullanılan onay ve belgelendirmeye özgü diğer alet ve araçlar” la ilgili düzenlemeye 5237 sayıl Kanunun 202. maddesinde değinilmemiştir. Bunlar, maddenin 2. fıkrasındaki tanım ve niteliğe uygunsa, anılan fıkra uygulanır. Uygun değilse, öğe ve koşulları oluştuğu takdirde sahtecilik ve/veya dolandırıcılık suçlarına vücut verip vermediği değerlendirilmelidir. 5237 sayılı Kanunun 202/2. maddesindeki suçun maddi öğesi: maddede açıklanan kurum veya kuruluşlarca belgelemek veya onaylamak için kullanılan mührü sahte olarak üretmek veya sahteliğini bilerek kullanmaktır. Manevi öğe: bu mühürleri sahte olarak üretmek veya sahteliğini bilerek kullanmak bilinç ve iradesidir. Sahte mührün uygulandığı belge de sahteyse, hem mühür ve hem de belge sahteciliği söz konusu olur. Mühür bozma 3. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 203 cezası: 6 aydan 3 yıla kadar hapis veya 52. maddenin yollamasıyla) 5 günden 730 güne kadar adli para cezası. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 274/1: 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve 40 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 veya 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). Her iki madde arasında düzenlenme amacı ve öğeleri bakımından bir fark yoktur. Suçun maddi öğesi: bir şeyin saklanması veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için, kanun veya yetkili makam buyruğuyla konulmuş mührün kaldırılması, mühür kaldırılmasa da konuluş amacına aykırı hareket edilmesidir. Manevi öğe: kanun veya yetkili makam buyruğuyla konulan mührü, konulma neden ve amacına aykırı olarak kaldırma veya aynı sonucu doğuracak davranışı bilerek ve isteyerek yapmak bilinç ve iradesidir. 765 sayılı Kanunun 274. maddesinin 2. ve 3. fıkralarındaki eylemler, 5237 sayılı Kanunun 257. maddesi kapsamında suç oluşturduğundan, bu bölümde ayrıca düzenlenmemiştir. 765 sayılı Kanunun “kamusal değerler üzerinde sahtecilik” ve “ mühürlerde sahtecilik” bölümlerinde yer aldığı halde, 5237 sayılı Kanunda bulunmayan veya ayrıca düzenlenmemiş olan hükümler: (1) 765 sayılı Kanun madde 317: para değerini indirmek suretiyle sahtecilik (tağyir) yalnızca madeni paralarda olanaklıdır. Bunun yanında genellikle değer yükseltme veya değeri yüksek para sahteciliği yapıldığından etki alanı çok dardır. 5237 sayılı Kanun temelde, paralardaki sahtecikler arasında bir ayırım benimsemediğinden bu düzenlemeye yer vermemiştir. Para değerini indirmek suretiyle sahtecilik de 5237 sayılı Kanunun 197. maddesi kapsamında değerlendirilir. (2) 765 sayılı Kanun madde 319: bu maddede öngörülen cezayı artırıcı nedenler, hakimin temel cezayı belirlerken 5237 sayılı Kanunun 61. maddesi ışığında gözetmesi ve değerlendirmesi gereken ölçütler kapsamında bulunduğundan, ayrıca düzenlenmesine gerek görülmemiştir. (3)765 sayılı Kanun madde 321: 5237 sayılı Kanun, 197/1. maddeyle ilgili açıklamada da belirtildiği üzere tüm sahteciliklerde olduğu gibi, bir kandırıcılık (aldatma) yeteneği kabul etmiştir. 5237 sayılı Kanuna göre “kandırıcılık yeteneği” ile “sürüm yeteneği” ayrı değil, aynı (eş) anlamdaki terimlerdir. Bu nedenle, 765 sayılı Kanunun 321.maddesinin benzeri bir düzenlemeye yer verilmemiştir. (4) 765 sayılı Kanunun 325,328 ve 329.maddeleri: demiryolu veya diğer kamu (yolcu, mal) taşıma işletmeleri biletlerinde sahtecilik (sahte olarak üretmek, sürmek için almak, korumak, bilerek sürmek veya önceden kullanılmış olduklarına ilişkin işareti yok ederek kullanmak) suçu, 5237 sayılı Kanun tarafından ayrıca düzenlenmemiştir. 765 sayılı Kanunun 329/1. maddesindeki “değerli damgalar” üzerindeki önceden kullanıldığına ilişkin İptal) işaretinin silinip kullanılması (dolaşıma sürülmesi), yukarıda açıklandığı üzere 5237 sayılı Kanunun 199/1. maddesi kapsamındaki suçu oluşturur. Bunun dışında 765 sayılı Kanunun 325, 328 ve 329/1. maddelerinde sayılan eylemler; 5237 sayılı Kanunun belgelerde sahtecilik suçları kapsamında yer almaktadır. Demiryolu, diğer kamu taşıma işletmelerinin biletleri; kamu kurumu, kuruluşu veya özel hukuk tüzelkişisi biçimindeki konumuna göre resmi belge ise 5237 sayılı Kanunun 204. ve özel belge ise 207. maddesindeki suçu oluşturur. 765 sayılı Kanunun 329/2. maddesinde tanımlanan eylem, diğer yasal öğelerinin de gerçekleşmesi durumunda 5237 sayılı Kanun uyarınca ancak, dolandırıcılık suçuna vücut verebilir. (5) 765 sayılı Kanunun 334, 335 ve 336. maddeleri: anılan maddelerin, 5237 sayılı Kanunda doğrudan karşılığı düzenlemeler yoktur. Bunların iz, işaret ve eserlerinin sahte olarak veya gerçeğinin ele geçirilerek hukuka aykırı biçimde kullanılmasıyla oluşturulması; konuldukları şeyin özelliğine göre (örneğin 5237 sayılı Kanunun 204. maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere araç plakası üzerinde sahte mühür izi oluşturulması gibi) belgelerde sahtecilik suçu olarak değerlendirilmek gerekir. (6) 765 sayılı Kanunun 337 ve 338. maddeleri: anılan maddelerdeki ölçü ve tartı aletlerinin tanımı, suç ve yaptırımları; 3516 sayılı Ölçüler ve Ayarlar Kanunu ile düzenlenmiş olduğundan, 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiştir. III- Belgelerde sahtecilik Genel olarak sahtecilik Bir hile (dolan) suçu olan sahtecilik; yazıda, sözde ve eylemde sahtecilik olarak sınıflandırılabilmektedir. Gerçeğin herhangi bir biçimde değiştirilmesi, gerçeğe aykırı yazı, söz veya eylemin doğru diye ileri sürülmesi sahteciliktir. Genel olarak sahtecilik, başkasını aldatmak için kullanılan her türlü hile ve yöntemlerdir. Her hile (dolan), aldatmaya elverişle şey sahtedir. Kanıtlama araçlarında, gerçekliğine inanılması gereken biçim ve alametler; belirti, iz, işaret, nişan, simgede gerçeğin bozulması, değiştirilmesi sahteciliktir. Hile, sahteciliğin ayrılmaz bir öğesidir. Sahtecilik amaç değil, amacı gerçekleştiren; haksız çıkar elde etmek, amaçlanan bir başka suça ulaşmak için kullanılan araçtır. Belge tanımı: Belge; hukuken hüküm ifade eden ve bir hakkın doğmasına, hukuksal ilişkinin veya bir olayın, olgunun kanıtlanmasına yarayan yazıdır. Belgeden söz edebilmek, öncelikle “yazılılık” koşulunun gerçekleşmesine bağlıdır. Bir yazının belge niteliğini elde edebilmesi için taşınır bir şey (kağıt, bez, levha, plaka ve benzeri) şeyler üzerine yazılmış olması; yazının bireyselliği ve kimliği (yazıdaki irade açıklamasının belli bir kişi veya kuruma ait) ve içeriğinin bulunması; kanıt aracı (hukuksal bir olgu/olayı veya bir hakkı kanıtlamaya elverişli) olabilmesi; hukuksal bir değer taşıması; gerekir. İrade bildiriminde bulunan veya gerçeği onaylayan kişinin belirlenebilir olması yeterlidir. Belgelerde sahteciliğin ana şekilleri: Belgede (yazıda) sahteciliğin konu edilebilmesi,gerçeğin tahrif/tağyir veya taklit edilmiş olmasını gerektirir. Tahrif/tağyir; gerçeğin kanıtı olan belgenin kapsadığı fiili ve hukuki durumunda değişiklik yapmak, taklit; bir belgenin kısmen veya tamamen tıpkısını oluşturmaktır. Bu suç; (a) gerçek belgeyi değiştirme, başkalaştırma,bozma veya (b) tamamen veya kısmen sahte belge düzenleme, şeklinde gerçekleştirilebilir. Tahrif/tağyir (değiştirme, başkalaştırma, bozma) suretiyle sahtecilik; çıkarma veya ekleme yöntemiyle, taklit suretiyle sahtecilik de imza ve metin taklidi, sahte metin düzenlemek biçiminde yapılmaktadır. Diğer bir açıklamayla;belgede sahtecilikte gerçek iki türlü değiştirilebilir: (l) Maddi sahtecilik; yazıda fiziksel değişikliktir ve maddi izler bırakır. (2) Fikri sahtecilik; öze, içeriğe ilişkindir. Biçimlere ve merasime uyarak,görünüşte gerçek bir belge düzenlenmekte olup içeriği ve özü gerçek ve doğru değildir. Bu nedenle maddi iz bırakmaz. Maddi sahtecilikte, önceden gerçek bir belge vardır. Suç sonra işlenir. Fikri sahtecilikte, önceden gerçek bir belge yoktur. Sahtecilik belgenin düzenlenmesiyle ortaya çıkar. Bunların ışığında belgelerde sahteciliği; bir hakkın veya hukuksal sonuç doğuran bir eylemin kanıtlanmasına özgülenmiş yazıda, zarar verme bilinciyle gerçeğin taklit veya tahrifidir biçiminde tanımlamak olanaklıdır. Belgelerde sahteciliğin ortak öğeleri: Belgelerde sahteciliğin, diğer anlatımla gerçeğin taklit veya tahrifinin aldatma yeteneği olması, zarar olanak veya olasılığı bulunması, kasten (zarar verme bilinciyle) yapılması gerekir. Eylemin belge niteliğindeki yazı üzerinde gerçekleştirilmiş olması, sahtecilik suçunun ön koşuludur. Aldatma yeteneği; belgedeki sahteciliğin ilk bakışta anlaşılamaması, başkalarını aldatabilecek biçim ve içerikte olmasıdır. Aldatma yeteneğini, suçun maddi öğesine göre hakim takdir eder. Aldatma yeteneğinin bulunmadığı kaba taklit veya tahrif halinde kamu güveni sarsılmayacağından işlenmez sahtecilik suçu vardır. Zarar olanak ve olasılığı; belgenin doğruluğuna inanılmasında kamu yararı vardır. Bu nedenledir ki sahtecilik kamu güvenine karşı suçlardandır. Zararın doğması zorunlu değildir. Zarar olanak ve olasılığı belgede sahteciliğin gerçekleşmesi için yeterlidir. Kandırıcılık yeteneği bulunan belgede sahtecilikte; belgeye duyulan inanç sarsılacağından ve bunun sonucunda da toplumun inanma, bireyin aldatılmama hakkı ihlal edilmiş olacağından, zarar olasılığı her zaman vardır. Belgede sahtecilik gerçekleştiğinde kamu güveni hemen ve kaçınılmaz biçimde sarsılır ve kamu zararı doğar. Ayrıca bireysel zarar, genel zarara eşlik edebilir. Sahtecilikte bireysel zarar genellikle ve kamusal zarar mutlaka vardır. Zarar; hukukça korunan bir hak ve çıkarın bozulması anlamındadır. Sahtecilik, soyut tehlike suçudur. Sahtecilik eylemi işlendiğinde zarar veya zarar tehlikesi doğacağından suç oluşur. 5237 sayılı Kanun ile 765 sayılı Kanun hükümlerinin karşılaştırılmasına gelince; Resmi belgede sahtecilik 1. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde : 204/1 : 2 yıldan 5 yıla kadar hapis. (b)-1) 765 sayılı T.C.K. madde 342/1, 346: 2 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis. 2) “ “ “ “ 342/3, 346 : l yıldan 3 yıla kadar ağır hapis. 3) “ “ “ “ 344, 346 : 3 aydan 1 yıla kadar hapis. 4) “ “ “ “ 350 : 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. 5) “ “ “ “ 356 : 3 aydan 1 yıla kadar hapis. Ayrıca; 6) “ “ “ “ 325 : 1 aydan 1 yıla kadar hapis ve 50 liradan aşağı olmak üzere ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artırım oranları uygulanır). 7) 765 sayılı T.C.K. madde 328 : 7 günden 6 aya kadar hapis ve 50 liradan 200 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artırım oranları uygulanır). 8) 765 sayılı T.C.K madde 329/1 : 7 günden 1 yıla kadar hapis ve 200 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artırım oranları uygulanır). 9) 765 sayılı T.C.K madde 334 : 332 ve 333. maddelerdeki cezalar 1/3 oranında indirilerek uygulanır. 10) “ “ “ “ 335 : 332, 333 ve 334. maddelerdeki cezalar uygulanır. 11) “ “ “ “ 336 : 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artırım oranları uygulanır). 2. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 204/2: 3 yıldan 8 yıla kadar hapis. (b)-1) 765 sayılı T.C.K. madde 339/1-1. cümle, 346: 3 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis. 2) “ “ “ “ 340, 346 : 3 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis. 3) “ “ “ “ 341/1-1. cümle, 346: 3 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis. 4) “ “ “ “ 341/2, 346 : 1 yıldan 5 yıla kadar hapis. 5) “ “ “ “ 350, 351. maddeler yollamasıyla 352: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis. 6) “ “ “ “ 355 : 2 aydan 6 aya kadar hapis ve 3000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artırım oranı uygulanır). Resmi belgede sahtecilik suçu; (1) Yetkili kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve (2) Bireyin (yetkili kamu görevlisi olmayanın) resmi belgede sahteciliği olmak üzere iki kesime ayrılır. 5237 sayılı Kanunun 204. maddesinin 1. fıkrası bireyin resmi belgede sahteciliği, 2. fıkrası kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarını, 3. fıkra da sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmibelgeyi tanımlayıp düzenlemiştir. 5237 sayılı Kanunun 204. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasının altında, kapsamına giren 765 sayılı Kanunun ilgili maddeleri gösterilmiştir. Resmi belge; Kamu görevlisi veya hukuken yetkili kılınan tarafından, yasa gereğince yerine getirdiği işlev (fonksiyon) nedeniyle düzenlenen belgedir. Resmi belgeye bu niteliği ve hukuksal sonuçları yasa hükmü verir. Belgeyi düzenlemek kamu görevlisinin görevi içinde bulunmalı ve belge yasada öngörülen usul, biçim ve işlemlere uygun düzenlenmiş olmalıdır. Kamu görevlisince düzenlenen ve doğrudan doğruya kamuyu ilgilendiren belgeler hem içerik hem de biçim bakımından resmi belge olduğu gibi içeriği özel hukuka ilişkin bulunduğu halde, yetkili kamu görevlisince düzenlenmesi veya onaylanması nedeniyle de belge biçim bakımından resmi belgedir. Yetkili kamu görevlisinin, yukarıda tanımlanan resmi belgeyi tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlemesi veya gerçek resmi belgeyi değiştirmesi, başkalaştırmasıyla suç gerçekleşir. Resmi belge düzenlendiğinde veya değiştirildiğinde suç tamamlanır. Düzenleyen veya değiştiren kişi yönünden suçun oluşması için ayrıca kullanmak gerekli değildir.Resmi belgede sahtecilikte kullanma, öğe veya ağırlatıcı neden olmadığından, sahteciliği yapan ve kullanan aynı kişi ise tek bir sahtecilik suçu,sahteciliği yapanla kullanan ayrı kişilerse ayrı suç söz konusudur. Bireyin resmi belgede sahteciliği suçu, herhangi bir kişi tarafından işlenebilir. Belgenin düzenlenmesinde görevsel nedensellik bağı bulunmayan, yetkili olmayan kamu görevlisi de bu kapsamdadır. Yetkili kamu görevlisiyle özel kişi arasında bir anlaşma (suç ortaklığı) varsa, kamu görevlisi sıfatı esas olacağından, bireyin eylemi kamu görevlisinin suçuna katılmaktır. Kamu görevlisiyle birey arasında anlaşma yoksa (kamu görevlisinin aldatılmış olması - özel kişi tarafından bir araç olarak kullanılması durumunda) bireyin resmi belgede sahteciliği suçu ortaya çıkar. 765 sayılı T.C.K.nun 339. maddesinin 1. fıkrası kamu görevlisinin; resmi belgenin aslında, 340. maddesi resmi belgenin özünde, 341. maddesinin 1. fıkrası resmi belgenin onaylı suretinde, 2. fıkrası resmi belgenin içeriğine ilişkin onaylı özetlerde, 342. maddesinin 1. fıkrası bireyin; resmi belgenin aslında, 2. fıkrası resmi belgenin onaylı suretinde sahteciliği, 346. maddesi bu sahte belgeleri bilerek kullanma suçunu, 344. maddesi ticari kimliğin, ticari belgeye gerçeğe aykırı olarak yansıtılması, 350. maddesi bireyin ve 352. maddesi kamu görevlisinin kimlik ve benzeri belgelerde, 355. maddesi kamu görevlisinin ve hukuken yetkili kılınanın, 356. maddesi bireyin özel yarar sağlayacak belgelerde sahtecilik suçlarını düzenlemiştir. 765 sayılı Kanunun 344. maddesinde tanımlanan ticari senedin kambiyo senedi olması, Türk Ticaret Kanundaki biçimsel öğeleri tam olarak taşıması durumunda suç, resmi belgede sahtecilik niteliğini kazanır. Aksi halde, özel belge sayılır. 5237 sayılı Kanuna göre belgede sahtecilik kapsamında değerlendirilmesi gereken 765 sayılı Kanunun 325. maddesi demiryolu ve diğer kamu taşıma işletmeleri biletlerinde sahteciği, 328.maddesi bu sahte biletleri bilerek kullanmayı, 329/1. maddesi gerçek biletin üzerindeki önceden kullanıldığına ilişkin (iptal) işaretini silip yeniden kullanmayı, 334. maddesi hükümet makamlarının, kamu kurum ve kuruluşlarının veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının onay veya belgelendirmede kullandıkları mühürlerin sahte iz,işaret ve eserlerini içeren belgeleri oluşturmayı, 335. maddesi bunları bilerek alma, devretmeyi, 336. madde ise gerçek mührü hukuka aykırı biçimde ele geçirip onay ve belgelendirmede kullanmayı yaptırıma bağlamıştır. 325, 328 ve 329/1. maddelerde tanımlanan gerçek biletleri üreten işletme, kamu kurumu niteliğinde olup bunu yasanın verdiği izinle gerçekleştiriyorsa; sahte üreten veya kullananın eylemi resmi belgede sahtecilik suçunu, kamu kurumu değilse özel belgede sahtecilik suçunu oluşturur. 334, 335. maddelerdeki suçun oluşup tamamlanabilmesi için de mühür iz, işaret veya eserini içeren belgenin, içerik ve biçim olarak tam, hukuksal sonuç doğurmaya elverişli bulunması gerekir. 765 sayılı T.C.K. nun yukarıda belirtilen (339, 340, 341, 342, 344, 346, 350, 352, 355, 356. maddeler ile 325, 328, 329/1, 334, 335, 336. maddelerindeki) tüm suçlar hakkında; eylem, birey (yetkili kamu görevlisi olmayan) tarafından gerçekleştirilmişse 5237 sayılı Kanunun 204. maddesinin 1. fıkrası, suç yetkili kamu görevlisince işlenmişse aynı maddenin 2. fıkrası uygulanır 5237 sayılı Kanunun 204/1,2. maddesindeki suçun maddi öğesi; bir resmi belgeyi, başkasını aldatacak biçimde, sahte olarak düzenlemek (taklit etmek) veya değiştirmek (tahrif/tağyir etmek), sahte resmi belgeyi bilerek kullanmaktır. Suçun manevi öğesi; kasıttır. Eylemi zarar verme bilinç ve iradesiyle gerçekleştirmektir. Resmi belgede sahtecilik suçlarında ortak ağırlatıcı neden 3. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 204/3: 1 ve 2. fıkralardaki ceza yarısı oranında artırılır. (b)- 1) 765 sayılı T.C.K. madde 339/1- 2. cümle: 5 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis. 2) “ “ “ “ 340/son cümle : “ “ “ “ “ “ “ 3) “ “ “ “ 341/1- 2. cümle: 4 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis. 4) “ “ “ “ 342/2. fıkra : 4 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis. 5) “ “ “ “ 342/4. fıkra : 2 yıldan 5 yıla kadar ağır hapis. Resmi belgeler kanıtlama gücü bakımından; (1) sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli (kesin-mutlak/salt) olanlar, (2) aksi (tersi) belirleninceye kadar geçerli olanlar (kesin-mutlak/salt olmayanlar) biçiminde ikiye ayrılır. 5237 sayılı Kanunun 204. maddesinin 1. ve 2. fıkralarındaki resmi belgeler, kural olarak aksi (tersi) belirleninceye kadar geçerli olanlardır. 204. maddenin 3. fıkrasının uygulanmasını gerektiren sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli (ayrıcalıklı kanıtlama gücüne sahip) olan resmi belgeler kanunlarda açıkça gösterilmiş bulunanlardır. Bunlar; H.U.M.K. nun 295. maddesi gereğince (davacı ve davalısı bulunan, hasımlı) mahkeme ilamları, C.M.U.K. nun 267. maddesi uyarınca duruşma tutanakları, İcra ve İflas K. nun 38. maddesinde açıklanan ilam niteliğini taşıyan belgeler, Noterlik K. nun 82. maddesi uyarınca noterlerce düzenlenen belgeler, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında K. nun 178. maddesi gereğince seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklar, Umuru Belediyeye Ait Ahkamı Cezaiye Hakkında 486 sayılı Kanunun Bazı Maddelerini Değiştiren 1608 sayılı K. nun 6. maddesi gereğince düzenlenmiş tutanaklar, Kaçakçılıkla Mücadele K. nun 21.maddesinde belirtilen kaçakçılığa ilişkin tutanaklardır. Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek 4. (a)- 1)5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 205/1. cümle: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis. 2) “ “ “ “ “ 205/ 2. cümle: 1. cümledeki ceza yarı oranında artırılır. (b)- 765 sayılı T.C.K. madde 348: 339, 342, 343, 344. maddelerdeki cezalara hükmolunur. 765 sayılı Kanunun 348. ve 5237 sayılı Kanunun 205. maddesinin ortak özelliği; bir gerçek belgenin haksız olarak bozulması, yok edilmesi (ortadan kaldırılması), gizlenmesidir. 5237 sayılı Kanunun 205. maddesi yalnızca resmi belgeleri (özel belgeyi bozmak,yok etmek, gizlemek 208. maddede düzenlemiştir), 765 sayılı Kanunun 348. maddesi hem resmi ve hem de özel belgeleri kapsar. 5237 sayılı Kanunun 205. maddesi her türlü resmi belge hakkında uygulanabilir. 765 sayılı Kanunun 348. maddesinin uygulama alanı resmi belgenin aslı veya aslı yerine geçen suretidir.Onaylı da olsa diğer suretler 348. madde kapsamına girmez. Suçun konusu gerçek (sahte olmayan) belgedir. Suç, gerçek belgeyi, maddi varlığını yok edecek nitelikte kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak veya yararlanılamaz duruma getirmek suretiyle bozmak, gizlemek biçiminde işlenebilir. Belgeyi sahte olarak düzenlemek veya gerçek bir belgeyi değiştirmek (belgede sahtecilik) biçimsel suç olduğu halde, gerçek belgenin bozulması, yok edilmesi, gizlenmesi maddi suçtur. Eylem sonucunda belgedeki esaslı öğeler yok olmuş, hukuksal değerini yitirmişse suç tamamlanır.Esaslı öğeler zarar görmemiş, belgenin hukuksal değer ve sonucu devam ediyorsa suç kalkışma aşamasında kalmıştır. 5237 sayılı Kanunun 205. maddesinin maddi öğesi; gerçek bir resmi belgeyi, haksız olarak bozmak, yok etmek veya gizlemektir. Manevi öğe; kasıttır. Suçun güdüsü (saiki) amaçlanan sonuca göre belirlenir. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan 5. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 206: 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve (52. maddenin yollamasıyla) 5 günden 730 güne kadar adli para cezası. (b)-1) 765 sayılı T.C.K. madde 343/1: 3 aydan 1 yıla kadar hapis. 2) 765 sayılı T.C.K. madde 343/2: 6 aydan 2 yıla kadar hapis. 3) “ “ “ “ 351 (yalan bildirim aşamasında kalmışsa): 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve 5.000 liradan 30.000 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranları uygulanır). 4) 765 sayılı T.C.K. madde 353 (yalan bildirim aşamasında kalmışsa): 3 aydan 1 yıla kadar hapis ve 5.000 liradan 30.000 liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). 765 sayılı Kanunun 343/1. maddesi; resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında memura karşı bireyin, kendisinin veya başkasının kimlik veya sıfatı hakkında veya belgeyle doğruluğu kanıtlanacak diğer durumlar hakkında yalan bildirimde bulunmasını, aynı maddenin 2. fıkrası doğum, ölüm, nüfus işleri ve adli işlere ilişkin cezayı artırıcı nedeni; 351. maddesi; kimlik ve benzeri belgelerin düzenlenmesi sırasında kendi adı,soyadı, sıfatı konusunda gerçeğe aykırı, yalan bildirimde bulunulmasını ve bu doğrultuda tanıklık edilmesini; 353. maddesi; kolluğun denetimine bağlı defter tutmaya veya sanat, mesleğinin işlemlerine ilişkin olarak kolluğa bilgi vermeye zorunlu olan bireyin yanlış, gerçeğe aykırı bilgi vermesini; tanımlayıp yaptırıma bağlamıştır. 5237 sayılı kanunun 206. maddesi; tüm bunları kapsayacak biçimde “ bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan bildirimde bulunmayı” suç saymıştır. Suçun oluşabilmesinin koşulu; düzenlenen resmi belgenin, bildirimin doğruluğunu kanıtlama gücüne sahip olmasıdır. Eylem,yalan bildirim aşamasında kalmışsa 206. maddedeki suç oluşur. Yalan bildirim üzerine düzenlenen belge araç olarak kullanılıp yeni bir resmi belge düzenlenmesi sağlanmışsa; suç, 204. maddeye uygun resmi belgede sahteciliğe dönüşür. Ancak; sanık, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kullanırsa 206. maddeyle değil, 5237 sayılı Kanunun 268. maddesi gereğince “iftira” suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır. 206. maddedeki suçun maddi öğesi; bireyin, bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine, belgenin düzenlenmesi sırasında yalan bildirimde bulunmasıdır. Manevi öğe; kasıttır. Sanığın, açıklamada bulunduğu kişinin yetkili kamu görevlisi olduğunu bilerek ve isteyerek yalan bildirimde bulunması, eylemi bu bilinç ve iradeyle gerçekleştirmesidir. Özel belgede sahtecilik 6. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 207: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. (b)-1) 765 sayılı T.C.K. madde 345, 346: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. 2) “ “ “ “ 344 : 3 aydan 1 yıla kadar hapis. 3) “ “ “ “ 353 : 3 aydan 1 yıla kadar hapis 4) “ “ “ “ 325 : 1 aydan 1 yıla kadar hapis ve 50 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası (19 madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). 5) 765 sayılı T.C.K. madde 328 : 7 günden 6 aya kadar hapis veya 50 liradan 200 liraya kadar ağır para cezası (19 madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranı uygulanır). 6) 765 sayılı T.C.K. madde 329/1 : 7 günden 1 yıla kadar hapis ve 200 liraya kadar ağır para cezası (19 madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranları uygulanır). 5237 sayılı Kanunun 207. maddesi, 765 sayılı Kanunun 345 ve 346. maddelerini kapsayacak biçimde özel belgede sahtecilik suçunu düzenlemiştir. Her iki Kanunun anılan maddeleri yönünden özel belgede sahtecilik suçunun tanımı ve yasal öğeleri bakımından ayrılık bulunmamaktadır. Özel belge; kamu görevlisinin görevi nedeniyle düzenledikleri dışında kalan, resmi belgeden sayılmayan, resmi bir işlem nedeniyle düzenlenmiş olmayan, ancak; doğrudan hukuken hüküm,sonuç meydana getiren, bir hakkın doğmasına veya kanıtlanmasına yarayan yazıdır. Kuşkusuz konusuhukuka aykırı olmamalıdır. Özel belgede sahtecilik suçunun maddi öğesi; iki ayrı eylemden oluşur. Bunlardan biricisi kısmen veya tamamen sahte belge düzenlemek veya gerçek belgede değişiklik yapmak, ikincisi belgeyi kullanmaktır. Özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için, bir öğe olarak kullanmanın gerçekleşmesi gerekir. Kullanma ya özel belgede sahteciliği yapan veya sahteciliği bilen bir başkasınca olur. Kullanma sonucunda bir haksız çıkar sağlanmış olup olmamasının suçun oluşumuna etkisi yoktur. Genel veya özel zarar olasılığı yeterlidir. Suçun manevi öğesi; Kasıttır. Sahte özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması veya haksız çıkar sağlanması 212. maddeye göre ayrı suçtur. 765 sayılı Kanunun 344. maddesinde sözü edilen ticari kimlik konusunda yalan bildirimle düzenletilen ticari belge, kambiyo senedi niteliğinde değilse veya kambiyo senedi olup da zorunlu biçimsel yasal öğe yönünden eksikse; 353. madde uyarınca kolluğun denetimine bağlı defterde sahtecilik yapılmışsa, deftere gerçeğe aykırı bilgiler yazılmışsa; ayni Kanunun 325, 328 ve 329/1. maddelerinde açıklanan demiryolu, diğer kamu taşıma işletmeleri biletleri, kamu kurum veya kuruluşu niteliğinde olmayan, özel hukuk tüzel kişisi konumunda bulunan işletmelerce çıkarılıyorsa; bunlarla ilgili sahtecilik, 5237 sayılı Yasanın 207. maddesi kapsamında özel belgede sahtecilik suçunu oluşturur. 765 sayılı Kanunun 346. maddesine göre , sahte özel belgeyi bilerek kullanmak suçu yalnızca 345. maddeyle sınırlı olduğu halde, 5237 sayılı Kanunun 207. maddenin 2. fıkrası, yukarıda açıklanan ve 1. fıkranın kapsamına giren tüm özel belgede sahtecilik suçlarında uygulanır. Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek 8. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 208: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 348 : (345. madde yollamasıyla) 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. Her iki madde de birbiriyle uyumlu biçimde gerçek özel belgeyi bozmak, yok etmek (ortadan kaldırmak), gizlemek eylemlerini suç olarak kabul etmiştir. Yukarıda “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” bölümündeki genel nitelikteki açıklamalar, “özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” konusunda da geçerlidir. 5237 sayılı Kanunun 208. maddesi, 207.maddenin kapsamındaki 765 sayılı Kanunun 345. ve özel belge niteliğinde bulunan 344, 353 ve 325, 328, 329/1. maddelerinde belirtilen belgeler hakkında da uygulanır. Suçun maddi öğesi; gerçek bir özel belgeyi, bozmak, yok etmek (ortadan kaldırmak) veya gizlemektir. Manevi öğe; kasıttır. Suçun güdüsü (saiki) amaçlanan sonuca göre belirlenir. Açığa imzanın kötüye kullanılması 9. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 209/1: 3 aydan 1 yıla kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 509/1-1.cümle: 3 aydan 3 yıla kadar hapis ve 150 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası (19. madde ile 3506 ve 4421 sayılı Kanunlardaki artış oranları uygulanır). 765 sayılı Kanunun (malvarlığına karşı suçlar) kısmında ve (inancı kötüye kullanma) bölümünde yer alan açığa imzanın kötüye kullanılması; öğretide suçun tipi ve öğeleri bakamından bir sahtecilik suçu olarak değerlendirilmiştir. Bu görüşü benimseyen 5237 sayılı Kanun, anılan suçu belgelerde sahtecilik bölümünde düzenlemiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasındaki açıklama da bu görüşü doğrulamaktadır. Bunun dışında her iki Kanun arasında; 765 sayılı kanunun kağıdın imzalı ve yazısız, 5237 sayılı Kanunun ise kağıdın imzalı ve kısmen veya tamamen boş (yazısız) olması koşulu dışında suçun tanımı ve öğeleri bakımından fark yoktur. Taraflar arasındaki hukuken geçerli ilişki nedeniyle, belirli bir biçimde doldurulup kullanılmak üzere teslim olunan, imzalı ve kısmen veya tamamen boş kağıdın, verilme nedeninden farklı olarak doldurulmasıyla suç oluşur. Verilme nedeni gerçekleşmediği takdirde kağıdın aynen iadesi gerekeceğinden, doldurulması durumunda da suç oluşacaktır. 5237 sayılı Kanunun 209/1. maddesindeki suçun maddi öğesi; imzalı ve kısmen veya tamamen boş olarak teslim olunan kağıdın, verilme nedeninden farklı biçimde doldurulmasıdır. Manevi öğe; aradaki anlaşmaya, verilme nedenine aykırı doldurma; böylece verenin zararına hukukça hüküm doğuracak bir işlem yapma bilinç ve iradesidir. Suçun kovuşturulması kişisel yakınmaya bağlıdır. 10. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 209/2: açığa imzalı kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçiren veya elde bulundurup hukuki sonuç doğuracak biçimde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır. 765 sayılı T.C.K.madde 509/2: imzalı ve yazısız kağıdı, haksız olarak ele geçirip dolduran kişinin eylemi, belgede sahteciliktir. 765 sayılı Kanunun 509/2. maddesi, açığa imzalı yazısız kağıdı, kendisine verilen dışında bir kişinin hukuka aykırı olarak ele geçirip doldurmasını belgede sahtecilik kabul ederken, 5237 sayılı Kanunun 209/2. maddesinde “ele geçirme” yanında hukuka aykırı olarak ”elde bulundurma” da belgede sahtecilik kapsamında kabul edilmiştir. Kuşkusuz, haksız olarak ele geçirilen veya elde tutulan açığa imzalı, boş kağıdın belgede sahtecilik suçunu oluşturabilmesi; onun hukuksal sonuç doğuracak şekilde doldurulmasıyla olanaklıdır. İmzalı ve kısmen veya tamamen yazısız kağıdı sahibinin rızası dışında; çalma, dolandırma, hile, kandırma ve benzeri yöntemlerle; yolunu, fırsatını bulup haksız olarak elde etmek, elde tutmak, gizlemek suretiyle doldurulup kullanıldığında 209. maddenin 2. fıkrası yollamasıyla yasal öğelerine göre resmi veya özel belgede sahtecilik suçlarına ilişkin hükümler uygulanır. Resmi belge hükmünde belgeler 11. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 210/1: emre ve hamile (taşıyana) yazılı kambiyo senedi, emtiayı (ticari malları) temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname hakkında resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (b)765 sayılı T.C.K madde 349/2: kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden senetler,ortaklık ve alacaklılık sağlayan belli tutarı temsil eden hisse senetleri, tahviller, hazine bonoları, kıymetli evrak ve mali değeri temsil eden veya çıkaranın mali yükümlülüklerini içeren belgeler hakkında resmi belgede sahtecilik hükümleri uygulanır. 5237 sayılı Kanunun 210/1. maddesindeki “hisse senedi” terimi; ortaklık ve alacaklılık sağlayan belli tutarı temsil eden hisse senetlerini ve mali değeri temsil eden veya çıkaranın mali yükümlülüklerini içeren belgeleri de kapsadığından; hazine bonoları ise, emre veya taşıyana yazılı senet ve tahvil niteliğinde bulunduğundan; 765 sayılı Kanunun 349/2. maddesiyle uyumludur. 210/1. madde fazla olarak “vasiyetname”yi içermektedir. Böylece, esasta özel belge, resmi belgeye benzetilmiştir. Benzetme, belgeye özgüdür ve resmi belgede sahteciliğe ilişkin hükümlerin uygulanmasıyla sınırlıdır. Vasiyetname dışında kalanların resmi belge olarak değerlendirilmesi, Türk Ticaret Kanununda öngörülen biçimsel zorunlu öğeleri taşımaları halinde olanaklıdır. Zorunlu öğelerde eksiklik, bunların özel belge olarak kabulünü gerektirir. Maddedeki vasiyetname; vasiyet edenin el yazısıyla düzenlediğidir. Noter önünde düzenleme suretiyle oluşturulan vasiyetname, zaten 5237 sayılı Kanunun 204. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan resmi belgelerdendir. 765 sayılı Kanunun 349. maddesinin 1. fıkrasındaki “ mahkemeler ve resmi dairelerde kanunen geçerli sayılan belge düzenlemeye yetkili olanların kamu görevlisi (memur) gibi değerlendirileceği” hükmüne 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiştir. 12. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 210/2-l. cümle: 3 aydan 1 yıla kadar hapis. (b) 765 sayılı T.C.K. madde 354/1 : 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve 100 milyon liradan 300 milyon liraya kadar ağır para cezası(19. madde ile 4421 sayılı Kanundaki artırım oranları uygulanır). Her iki maddenin de konusunu kamu görevlisi olmayan, görevli ve yetkili bulunmayan tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve diğer sağlık mesleği mensubunun düzenlediği (özel nitelikteki) belgedir. Yetkili kamu görevlisi olan sağlık mesleği mensubunun düzenlediği belge (rapor), doğrudan 5237 sayılı Kanunun 204. maddesine uygun resmi belgedir. 765 sayılı Kanunun 354/1. maddesi sahte özel sağlık raporunun, resmi makamlara sunulmak üzere düzenlenmesini, suçun koşulu olarak kabul ettiği halde, 5237 sayılı Kanun, koşul koymaksızın belgenin “gerçeğe aykırı ” düzenlenmesini suçun oluşması için yeterli görmüştür. 5237 sayılı Kanunun 210. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesindeki suçun maddi öğesi; yetkili kamu görevlisi olmayan tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubunun gerçeğe aykırı (özel nitelikte) belge düzenlemesidir. Suçun manevi öğesi; kasıttır. 13. (a) 5237 sayılı (Yeni) T.C.K. madde 210/2-2. cümle: sahte düzenlenen belge kişiye haksız çıkar sağlar veya kamunun, kişilerin zararına bir sonuç doğurursa, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur. (b)-1) 765 sayılı T.C.K. madde 354/2: 2 yıldan 4 yıla kadar hapis.. 2) “ “ “ “ 354/3: 4 yıldan 6 yıla kadar hapis. 3) “ “ “ “ 354/4: 4 yıldan 8 yıla kadar hapis. 5. fıkra uyarınca 2. ve 3. fıkralardaki hapis cezasına 200 milyon liradan 600 milyon liraya ve 4. fıkradaki hapis cezasına 300 milyon liradan 900 milyon liraya kadar ağır para cezası (19. madde ile 4421 sayılı Kanundaki artırım oranları gözetilerek) eklenir, 4) 765 sayılı T.C.K. madde 354/6: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. 5237 sayılı Kanunun 210. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi; 765 sayılı Kanun 354.maddesinin 2’den 6’ya kadar olan fıkralarında ayrıntılı olarak sayılan hallerin tümünü kapsayacak ve daha geniş bir biçimde “kişiye haksız çıkar sağlaması, kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması” halinde resmi belgede sahtecilik suçlarına ilişkin ceza hükümlerinin uygulanmasını uygun bulmuştur. Bu suçun maddi öğesi; sağlık mesleği mensubunun, kişiye haksız çıkar sağlayan veya kamunun veya kişilerin zararına doğuracak nitelik taşıyan sahte belge düzenlemesidir. Manevi öğe; kasıttır. Eylemi haksız çıkar sağlamak veya zarar vermek bilinç ve iradesiyle gerçekleştirmektir. Daha az cezayı gerektiren hal 14. (a) 5237 sayalı (Yeni) T.C.K. madde 211: verilecek ceza yarı oranında indirilir. (b) 765 sayılı T.C.K madde 347 : resmi belgede 1 aydan 2 yıla kadar, özel belgede 7 günden 6 aya kadar hapis. 765 sayılı Kanunun 347 maddesi; kendisinden önceki (339’dan 346’ya kadar olan) maddelerdeki sahtecilik suçları hakkında ve yalnızca “ gerçek bir olayın kanıtını elde etmek amacıyla” işlenmesi halinde uygulanabilir. 5237 sayılı Kanunun 211. maddesi hem “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın kanıtlanması” hem de “gerçek bir durumun belgelenmesi” amacıyla ve tüm belgede sahtecilikler için uygulanabilen ortak hafifletici nedendir. Maddenin uygulanabilmesi için, hukuksal bir ilişkiye dayanan alacağın veya gerçek bir olayın kanıtlanması amacıyla sahtecilik yapılmış olması gerekir. Kişi iyi niyetle, doğru ve gerçek olduğuna inandığı bir alacağın veya olayın kanıtını oluşturmak için hareket etmiş bulunmalıdır. Bu inanç, akla uygun ve kabul edilebilir, geçerli (meşru) olmalıdır. İçtima kuralı 15. 5237 sayılı (Yeni) T.C.K madde 212: Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur. Bu maddenin 765 sayılı Kanunda karşılığı yoktur. Resmi belgede sahtecilik düzenleme ve değiştirmeyle oluşur. Onun kullanılmasıyla gerçekleşen diğer suç nedeniyle ayrıca cezalandırmada bir duraksama yoktur. Özel belgede sahtecilik suçunun oluşması, ancak sahte belgenin kullanılmasına bağlıdır. Uygulamada; sahte özel belgenin kullanılmasıyla ayrı bir suç (örneğin dolandırıcılık) işlendiğinde fikri içtima (biçimsel toplama) kuralına göre en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir. 5237 sayılı Kanunun 212. maddesi,böylece özel belge yönünden “fikri içtima” kuralına istisna koymakta, özel belge bir başka suçun işlenmesinde kullanıldığında her iki suçtan da ceza uygulamasına olanak sağlamaktadır. 16. 765 sayılı Kanunun 357. maddesindeki “ gerçek bir belgenin ilişkin olduğu kişi hakkında yalan bildirim” suçuna, 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiştir. Bunun; gerçek kimlik konusundaki yalan bildirim, başka bir suça vücut veriyorsa o suçun cezasının uygulanmasının, aksi halde yönetsel yaptırımın yeterli olacağı düşüncesine dayandığı anlaşılmaktadır. KESKİN KAYLAN
×
×
  • Create New...