Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'haber'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • A Test Category
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

  1. Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 31 Mart'ta yapılan yerel seçimler sonrası aldığı kararlar ile Türkiye'de en çok tartışılan ve merak edilen kurumlardan biri oldu. YSK son olarak İstanbul'da seçimlerin yenilenmesine karar verdi. İstanbul seçimlerinin yanı sıra, YSK'nın, haklarında 692 ve 697 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerden (KHK) işlem yapılan seçilmişlere mazbata verilmemesi kararı da tartışma yaratmıştı. Başkan seçilen KHK'lı kişiler yerine ikinci sıradaki adaylarin mazbata alması kararlaştırılmıştı. HDP'nin kararla ilgili olağanüstü itirazları ise YSK tarafından reddedilmişti. Yerel seçim sonuçlarına ilişkin kararları tartışma yaratan YSK'yla ilgili merak edilenleri 5 soruda derledik. 1. YSK ne zaman kuruldu? YSK, 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu ile 16 Şubat 1950'de kuruldu. Bu tarihte 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu ile illerde ve ilçelerde seçim kurulları da oluşturuldu. Söz konusu kanun ile seçim güvenliği, yönetimi ve denetimi yeni kurallara bağlandı. Seçim sürecinde yargı denetimi esası getirildi. Seçim işlerinin seçim kurullarınca yürütüleceği ve seçim kurullarının bütün işlerinin yargıç gözetim ve denetimine tabi olacağı hükme bağlandı. Bu kanun daha sonra 26 Nisan 1961 tarihinde kaldırıldı. Ancak YSK'nın esasları 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun"da korundu. 2. YSK'nın görevi ve vizyonu ne? Türkiye'de seçimler ve halk oylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yargı yönetim ve denetimi altında yapılıyor. Anayasa'nın 79. maddesi ile YSK'ya seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi verilmiş durumda. Anayasa'da "Yasama Bölümü" içinde yer alan YSK, yalnız seçimlerin genel yönetim ve denetimini yürüten bir kurul değil. Yargıtay ve Danıştay'ın içlerinden çıkardıkları üyelerden oluşan seçimlerin yargısal denetimini de sağlayan karma egemen üst yargı merci. YSK misyonunu şu şekilde tanımlıyor: "Hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerini esas alarak, yargı denetimi ve gözetiminde, seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçimlerin yönetim ve denetim işlemlerinin; adil, şeffaf bir şekilde yürütülmesini sağlayacak düzenlemeleri yapmak ve uygulamak, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan seçmenlere ait bilgilerin doğru, güncel ve bir bütün olarak saklanmasını sağlamak, seçim sonuçlarını güvenli ve hızlı bir şekilde kamuoyuna duyurmaktır." YSK vizyonunu da şöyle açıklıyor: "Adil, şeffaf, güvenilir, serbest ve eşit şartlarda seçimlerin yapılmasını sağlamak." 3. YSK üyelerini kim seçiyor? Anayasa'da "Yasama Bölümü" içinde yer alan ve seçimlerin genel yönetim ve denetimini yürüten YSK 7 asil ve 4 yedek üyeden oluşuyor. Bu üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca, kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçiliyor. Üyeler de, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve başkanvekili seçiyor. Ayrıca seçime katılan siyasi partilerden, en son yapılan milletvekili genel seçiminde en çok oy almış dört siyasi parti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan siyasi partiler, o siyasi parti genel başkanları tarafından yetki verilmiş olması şartıyla YSK'da bir asıl ve bir yedek temsilci bulundurabiliyor. Bu temsilciler, kurulun bütün çalışmalarına ve görüşmelerine katılıyor ancak oy kullanamıyorlar. YSK'nın internet sitesinde işlevi ile ilgili, "Yüksek Seçim Kurulu hem idari hem de seçim yargısı ile görevli, verdiği kararlara karşı hiçbir merciye başvurulamayan, nevi şahsına münhasır, bağımsız bir Kuruldur" ifadesi kullanılmaktadır.4. YSK bünyesinde başka hangi kurumlar var? Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü YSK'ya bağlı olarak Ankara'da bir "Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü" ile her ilçede "Seçmen Kütükleri Bürosu" kurulmuş durumda. İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı YSK'nın sekreterlik, personel, idari, mali ve diğer yardımcı hizmetlerini yürütmek üzere kurulmuş ayrı birim var. İl Seçim Kurulları İl seçim kurulları, il merkezinde görev yapan en kıdemli hâkimin başkanlığında merkez ilçe seçim kurulu başkanlarından sonra gelen en kıdemli iki üyeden oluşuyor. Son milletvekili genel ve ara seçimlerinde kendi listesinden Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne seçilmiş en az bir üyeye sahip olan veya 298 sayılı Kanun'un 14. maddesinin dördüncü bendi gereğince Yüksek Seçim Kurulunca tespit ve ilân edilen siyasi partilerden o il ve ilçede teşkilatı olanlar il ve ilçe seçim kurullarında birer temsilci bulunduruyor. İl seçim kurulu üyeleri iki yıl süre ile görev yapıyor. İl Seçim Kurulu, seçim çevresi içinde seçimin düzenle yürütülmesini sağlamak için gereken bütün tedbirleri alıp, söz konusu ile bağlı ilçelerin seçim kurullarından gelen tutanakları birleştirerek il seçim çevresi için tutanak düzenlemekle görevli. İlçe Seçim Kurulları İlçe seçim kurulları da bir başkan ve altı üyeden oluşur. Kurulalr iki yıl süre ile görev yapıyor Kuruların başkanı ilçedeki en kıdemli hâkimler. Kurulun iki üyesi kamu görevlileri arasından, dört üyesi ise son milletvekili genel ve ara seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne seçilmiş en az bir üyeye sahip olan veya Yüksek Seçim Kurulu'nca seçime katılma yeterliliği tespit ve ilân edilen siyasi partilerden o il ve ilçede teşkilatı olanlar arasından belirleniyor. İlçe seçim kurulları, ilçe çevresinde seçimin düzenle yürütülmesini sağlamak için gereken bütün tedbirleri alıp sandık kurullarını kurmakla, sandık kurullarının teşekküllerine, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılan itirazları inceleyerek karara bağlamakla, ilçe çevresindeki sandık kurullarından gelen tutanakları birleştirerek il seçim kuruluna iletmekle görevli. 5. YSK nasıl karar alıyor? YSK'nın yapılan itirazlar hakkında nasıl karar vermesi gerektiği 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun"unun 113. maddesi ile düzenleniyor. Buna göre bir kurulun kararını itiraz yolu ile tetkik eden üst kurul itirazı kabul ettiği takdirde, yapılması gereken işlem hakkında da karar veriyor. Kurullar kararlarını salt çoğunlukla alıyor. Oyların eşitliği halinde sonucu başkanın oyu belirliyor. YSK, seçimin sonunda verilecek tutanaklara karşı yapılan itirazları incelerken tam sayısı ile toplanıyor ve salt çoğunlukla karar alıyor. Oyların eşitliği halinde sonucu başkanın oyu belirliyor. (Kaynak)
  2. Zorunlu müdafi-vekil, duruşma, ifade gibi yargısal görevlerin icrasıyla sınırlı kalmak kaydıyla avukatlar, adliyelere gitmesi gereken taraf veya vekilleri muaf listesinde. Tam kapanma 29 Nisan saat 19.00'da başladı. Koronavirüs vaka sayılarını düşürmeye yönelik alınan 17 günlük sokağa çıkma yasağı 17 Mayıs saat 05.00'a kadar sürecek. Kısıtlama sürecinden işyeri, fabrika ve imalathane çalışanları muaf tutulacak. Sokağa çıkma yasağından muaf olanların çalışma belgesi alması gerekecek. Bu süre içerisinde vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılaması adına bakkal, market gibi yerler açık olacak. Peki, tam kapanmadan kimler muaf olacak? İşte, milyonları ilgilendiren konularla ilgili İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamalar. TAM KAPANMADA KİMLER YASAKTAN MUAF Tam kapanmadan kimler muaf olduğu sokağa çıkma yasağının başlamasının ardından milyonların gündemine geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Nisan-17 Mayıs tarihleri arasında tam kapanma uygulanacağını duyurdu. Üretim ve imalat tesisleri ile inşaat faaliyetleri ve burada çalışanlar ile farklı sektör çalışanları kısıtlamadan muaf tutulacak. Vatandaşlar araç kullanmadan ikametlerine yakın yerlerden alışveriş yapabilecek. SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINDAN KİMLER MUAF OLACAK? İçişleri Bakanlığı, 81 İl Valiliğine "Tam kapanma Tedbirleri" konulu genelge gönderdi. Hafta içi hafta sonu ayrımı olmaksızın 29 Nisan 2021 Perşembe günü saat 19.00'da başlayıp 17 Mayıs 2021 Pazartesi günü saat 05.00'de bitecek şekilde tam zamanlı sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacaktır. - Havalimanları, limanlar, sınır kapıları, gümrükler, kara yolları, huzurevleri, yaşlı bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri ve PTT çalışanları. - Hastaneler, eczaneler, veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri ile buralarda çalışanlar, zorunlu sağlık randevusu olanlar. - İlaç, tıbbi cihaz, tıbbi maske ve dezenfektan üretimi, nakliyesi ve satışını yapan iş yerleri ile buralarda çalışanlar. - Üretim ve imalat tesisleri ile inşaat faaliyetleri ve bu yerlerde çalışanlar.- Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi, sulanması, işlenmesi, ilaçlanması, hasadı, pazarlanması ve nakliyesinde çalışanlar. - Tarımsal üretime ilişkin zirai ilaç, tohum, fide, gübre gibi ürünlerin satışı yapılan iş yerleri ve çalışanları. - Oteller ve konaklama yerleri ile çalışanları. - Sokak hayvanlarını besleyenler, hayvan barınakları, çiftlikleri, bakım merkezlerinin görevlileri, gönüllü çalışanları ve Hayvan Besleme Grubu üyeleri - İkametinin önüyle sınırlı olmak kaydıyla evcil hayvanlarının ihtiyacını karşılamaya çıkanlar. - Gazete, dergi, radyo, televizyon, internet kuruluşları, medya takip merkezleri, gazete basım matbaaları, bu yerlerde çalışanlar ile gazete dağıtıcıları. - Akaryakıt istasyonları, lastik tamircileri ve buralarda çalışanlar. - Kargo, su, gazete ve mutfak tüpü dağıtım şirketleri ve çalışanları. - Yurt, pansiyon, şantiye gibi toplu yerlerde kalanların temel ihtiyaçların karşılanmasında görevli olanlar. - Otizm, down sendromu gibi ‘özel gereksinimi’ olanlar ile veli veya vasileri. - Yurt içi ve dışı müsabaka, kamplara katılacak milli sporcular, seyircisiz, profesyonel spor müsabakalarındaki sporcu, yönetici ve diğer görevliler. - ÖSYM tarafından ilan edilmiş merkezi sınavlara katılacağını belgeleyenler ve bu kişilerin yanlarında bulunan refakatçileri, sınav görevlileri. - Zorunlu müdafi-vekil, duruşma, ifade gibi yargısal görevlerin icrasıyla sınırlı kalmak kaydıyla avukatlar, adliyelere gitmesi gereken taraf veya vekilleri. - Araç muayene istasyonları ve buralarda çalışan personel ile araç muayene randevusu bulunan taşıt sahipleri - 10.00-16.00 arasında sınırlı sayıda şube ve personelle hizmet verecek olan banka şubeleri ile çalışanları - Nöbetçi noterler ile çalışanları. - Bulunduğu şehre son 5 gün içerisinde gelmiş olmakla beraber kalacak yeri olmayıp ikamet ettikleri yerleşim yerlerine dönmek isteyen ve 5 gün içinde geldiğini yolculuk bileti, geldiği araç plakası, seyahatini gösteren başkaca belge ve bilgiyle ibraz edenler. - Ceza infaz kurumlarından salıverilen kişilerin zorunlu hali bulunduğu kabul edilecek.
  3. Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında ülke genelinde uygulanan kısıtlamalar dikkate alınarak hak kayıplarının önlenmesi amacıyla ibraz süresinin son günü 30 Nisan ile 31 Mayıs arasına, bu tarihler dahil olmak üzere, isabet eden çekler ibraz edilemeyecek, 1 Haziran'dan sonra kalan ibraz süresi içinde ibraz edilebilecek. Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. (7318 Sayılı Kanun Metnine BURADAN ulaşabilirsiniz) Kanun teklifinin görüşmeleri sırasında metne iki yeni madde ihdas edildi. Buna göre, emeklilerin bayram ikramiyesi 1000 liradan 1100 liraya çıkarıldı. Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında ülke genelinde uygulanan kısıtlamalar dikkate alınarak hak kayıplarının önlenmesi amacıyla ibraz süresinin son günü 30 Nisan ile 31 Mayıs arasına, bu tarihler dahil olmak üzere, isabet eden çekler ibraz edilemeyecek, 1 Haziran'dan sonra kalan ibraz süresi içinde ibraz edilebilecek. 30 Nisan ile 31 Mayıs arasında, bu tarihler dahil olmak üzere vadesi gelen kambiyo senedine dayalı alacaklar hakkında icra ve iflas takibi başlatılamayacak, ihtiyati haciz kararı verilemeyecek ve başlamış olan takipler duracak. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamına giren kamu idarelerinin kamu hukukundan veya özel hukuktan doğan alacakları hakkında 30 Nisan ile 31 Mayıs arasında icra ve iflas takibi başlatılamayacak. Kanuna göre, bayi denetim sisteminin kurulmasında ve uygulanmasında dağıtıcı lisansı sahiplerine hizmet veren otomasyon şirketlerinin yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, dağıtıcı lisansı sahiplerinin yanı sıra bu şirketlere de idari yaptırım uygulanabilecek. "Petrol Piyasası Kanunu'na göre yapılan talep veya işlemlerde, kanuna karşı hile veya yalan beyanda bulunulduğunun tespiti halinde lisans iptal olunur." hükmü kapsamında lisansı iptal olanlara yeniden lisans verilmeyecek. Lisans sahibinin tüzel kişi olması durumunda söz konusu iptale konu fiilin işlendiği tarih itibarıyla yüzde 10'dan fazla paya sahip ortaklar, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile temsil ve ilzama yetkili olanlar ve bu kişilerin ortak, yönetim kurulu başkan veya üyesi olduğu ya da temsil ve ilzama yetkili olduğu tüzel kişiler lisans sahibi olamayacak. Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme, bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen ya da kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile kanun teklifiyle getirilen suçların işlendiğinin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesiyle birlikte kurum tarafından rafineri hariç her türlü tesiste lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulacak ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmeyecek. Kesinleşmiş mahkeme kararına göre lisans sahiplerinin lisansı iptal edilecek. Bu kapsamda kalan fiillere ilişkin olarak verilen idari para cezaları ödenmediği müddetçe lisansa konu tesis için lisans verilmeyecek. Bu kapsamda suçlara ilişkin vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişi de lisans sahibi olamayacak. Dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretine ilişkin hükümlere aykırı davrandığı tespit edilen dağıtıcılara idari para cezası uygulanacak. Aynı hükümlere aykırılığın lisans sahibi tarafından iki yıl içinde tekrar edilmesi halinde dağıtıcı lisansı iptal edilecek. Kanun kapsamında lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlardan, Vergi Usul Kanunu'ndaki ilgili hükümlere göre istenilen teminatı vermeyenlerin ilgili piyasa faaliyeti, teminat verilinceye kadar durdurulacak ve bu süre içinde söz konusu tesis veya faaliyet için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmeyecek. Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'da yapılan değişikliğe göre, dağıtıcı ve otogaz bayilik lisansları ile EPDK tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin olarak lisans başvurusu, lisans tadili veya lisans süresi uzatılmasına ilişkin taleplerin yerine getirilmesi için SGK'ye vadesi geçmiş prim ve idari para cezası borcu ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında vadesi geçmiş borcun bulunmaması şartı aranacak. Lisans sahiplerinin vadesi geçmiş borcu bulunmadığına dair bilgiler, kurum tarafından SGK ve Gelir İdaresi Başkanlığından temin edilecek. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları SGK ve Gelir İdaresi Başkanlığının görüşünü alarak belirlemeye EPDK yetkili olacak. Düzenleme çerçevesinde lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlardan, Vergi Usul Kanunu'nun belirlenen hükümlerine göre istenilen teminatı vermeyenlerin ilgili piyasa faaliyeti, teminat verilinceye kadar durdurulacak ve bu süre içinde söz konusu tesis veya faaliyet için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmeyecek. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda yapılan değişiklikle, petrol türevli ürünlere ilave olarak EPDK'den izin alınmaksızın herhangi bir üründen üretilen maddelerin akaryakıt olarak ikmal edilmesi, satışa arz edilmesi, satılması, bulundurulması, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alınması, taşınması veya saklanması da kaçakçılık suçları kapsamına dahil edilecek.
  4. Aktör Kıvanç Tatlıtuğ, sanık olduğu bir dava dolayısıyla adliyede. Ne var? “Olan şey” şu noktadan sonra başlıyor: Sırtında cübbesi ile genç bir hanım –ki sosyal medyaya Kıvanç Tatlıtuğ’un sanık olduğu davanın hâkimi olduğu üzerinden düştü fotoğraf- Kıvanç Tatlıtuğ ile bir fotoğraf çektirmiş. Hayatımıza giren her teknolojik alet beraberinde “kullanma kılavuzunu” da getiriyor. “Kullanma kılavuzu” sadece bizim teknolojiyi nasıl kullandığımızı ya da kullanacağımızı değil aynı zamanda teknolojinin bizi nasıl kullanacağını da gösteriyor/dikte ediyor. Mesela akıllı telefonlar ile kendi fotoğrafımızı çekerek sadece bir uygulama kullanmıyoruz, çoğu defa kendi fotoğrafımızı çekip sosyal medya hesabımızda yayınlayarak “kullanılmış” da oluyoruz. Başkalarına göstermek, sosyal medya hesaplarına yüklemek üzere çekilen fotoğraflar, pek çok değerin imha edilmesi sürecini de başlatıyor, ne ki “kullanılma kılavuzu” nu içselleştirdiğimiz için bunun üzerinde hiç durmuyoruz bile. Sosyal medya aracılığı ile her gün değer ve ilkelerin “fotoğraf ile imha” sürecine dair çarpıcı tanıklıklarımız oluyor. Mesela geçtiğimiz hafta sonu sosyal medya ahalisini fazlasıyla meşgul eden bir adliye fotoğrafı düştü gündeme. Aktör Kıvanç Tatlıtuğ, sanık olduğu bir dava dolayısıyla adliyede. Ne var? “Olan şey” şu noktadan sonra başlıyor: Sırtında cübbesi ile genç bir hanım –ki sosyal medyaya Kıvanç Tatlıtuğ’un sanık olduğu davanın hâkimi olduğu üzerinden düştü fotoğraf- Kıvanç Tatlıtuğ ile bir fotoğraf çektirmiş. Daha sonra genç hâkimenin Kıvanç Tatlıtuğ’un davasına bakan hakime olmadığı bildirildi lakin bu çok önemli değil. Önemli olan bir yargı mensubunun sırtında cübbesi ile bir davanın sanığı ile fotoğraf çektirip bunu sosyal medya hesabında yayınlamış olması. Yargı mensupları mesleki kisvelerini sırtlarında taşıdıkları sürece herkese eşit mesafede olmak zorundadırlar. Sanık bir aktör ile sanık bir kamyon şoförüne karşı aynı mesafeyi korumak zorunda yargı mensupları. Konu ile ilgili sosyal medya hesabımdan bir tivit attım. Tivit etrafında “derin” tartışmalar oldu. Ama konu sosyal medyada kalmadı. Tecrübeli bir yargı mensubu konu ile ilgili olarak bendenize bir mektup gönderdi. Buyurun: Merhaba Fatma Hanım, İstanbul Adliyesi’nde görev yapan bir hâkim hanımın, dava için adliyeye gelen bir sinema artisti ile çektirdiği fotoğrafı WhatsApp hesabında paylaşması üzerine kişisel twitter hesabınızdan yapmış olduğunuz “Her meslek erbabına ‘sosyal medya’ etiği ve mesleki onur başlığı altında eğitim verilmesi şart” şeklindeki paylaşımınız üzerine bir yargı mensubu olarak bu açıklamayı yapmak istedim. Adalet Akademisinde, henüz Hâkimler ve Savcılar Kurulu Yargı Etiği Bildirgesini kabul etmeden tam beş yıl önceden beri Yargı Etiği ve Mesleki Kimlik dersi içerisinde “Sosyal Medya Etiği” yer almaktadır. Ne yazık ki hâkim ve savcılarımızın çoğu “Sosyal Medya Etiği” dersinde sunulan tavsiyeler yerine, sosyal medya fenomeni olan meslek büyüklerini örnek almayı tercih ediyor. Hatta yargı mensupları bazı meslek büyükleri tarafından sosyal medya kullanımına teşvik ediliyor. Sosyal medya etiği sorununu sadece gençler üzerinden değerlendirmek eksik yaklaşım olur. Hesaplar dikkatle incelendiğinde, kıdemi ve yaşı ne olursa olsun birçok yargı mensubunun tarafsızlığı ve bağımsızlığına halel getirecek paylaşımlarda bulunduğu gözlenecektir. Yargı bağımsızlığı demişken şu hususu da belirtmek isterim: Bir yargı mensubu milletvekilliği veya yerel seçim döneminde seçimlerde aday olmak için istifa ederse seçilemediği takdirde bir daha mesleğe dönemiyor. Yargıda tarafsızlığın örselenmemesi açısından getirilen bu düzenlemeye karşın 2011 yılından beri avukatlar arasından yapılan hâkim ve savcı alımlarında çoğu aktif siyasetle uğraşan birçok avukat mesleğe dâhil olmuştur. Hâsılı öncelikle yargı mensuplarını ilgilendiren “Sosyal Medya Etiği” çözülmesi gereken büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu konuda en önemli görev meslek öncesinde Adalet Bakanlığına, meslekte ise HSK’ya düşmektedir. Sorun ortaya çıktıktan sonra müdahil olmak yerine sorunun ortaya çıkmasını önleyici tedbirlerin bir an önce alınması gerekmektedir. İyi çalışmalar dilerim./İ.İ. Mektubu gönderen Sayın İ.İ.’ye teşekkür ederim. Bir yargı mensubu olarak mesleki etik için, mesleki sorunlar için zihnini yoruyor. Sosyal medya ve meslek ahlakını her meslek için teker teker ele almak zorundayız. “Kullanılma kılavuzu”nun baskısı altında olan bireyler maalesef akledemiyor. Sosyal medya ve meslek ahlakı konusunda din görevlileri ve sağlık personelini mercek altına almaya ne dersiniz? Fatma Barbarosoğlu - Yeni Şafak
  5. Halkın önemli bir kısmı, Hitler’in iktidara gelmesini açıkça destekledi. Hitler, sadece işçi sınıfının örgütlü ve bilinçli olduğu çok az yerde ve Yahudilerin bir kısmından oy almamıştı. Şubat 2016'da Almanya’nın Detmold kentinde, Auschwitz toplama kamplarında bekçi olarak çalışan 94 yaşındaki Reinhold Hanning “170 bin insanın öldürülmesine iştirak etme” suçunu işlemekten yargılanmaya başlandı. İlk duruşmada avukatları, sanığın yüz binlerce insanın gaz veya yakılma suretiyle öldürüldüğü Auschwitz toplama kampında bir kapının önünde bekçilik yaptığını kabul etti ama içeride olup bitenlerden haberdar olmadığını savundu. Mahkemede Reinhold Hanning’in emir kulu olduğu, işi gereği orada bulunduğu, önemli biri değil, sıradan bir kişi olduğu gibi bilinen diğer tezler de gündeme geldi. Avukatlar, sanığın yaşı gereği de artık yargılanmaması gerektiğini de ileri sürdü. Ancak Avukatlar, Reinhold Hanning’in savaşın ve Yahudi soykırımının başladığı 1940 yılında gönüllü olarak Hitler’in SS birliklerine katıldığını, o birliğin tam olarak ne iş yaptığını bildiğini, orada başarılı çalışmaları nedeniyle 1942 yılında Auschwitz’te görevlendirildiğini dile getirmedi. Emir kuluydum Reinhold Hanning’in avukatlarının dile getirdiği tezler, soykırım suçunu işlemekten yargılanan birçok “küçük rütbelinin” dile getirdiği tez. Bu tez iki önemli noktadan oluşuyor: Birincisi, ben emir kuluydum, sadece emirleri yerine getirdim. İkincisi ise, Yahudiler ya da komünistlere tam olarak ne yapıldığını bilmiyordum! Bu tür her yargılama esnasında Almanya’da “kolektif suç” tartışması da yeniden başlıyor! Kolektif suçunun oluştuğunu savunanlar, sadece Hitler’in birliklerindeki erlerin ya da subayların değil, halkın da suçlu olduğunu söylüyor. Tez şöyle: Almanlar Hitler’i bile bile seçti. Halkın talepleriyle Hitler’in talepleri örtüştü. Öyleyse Hitler’in yaptıklarından halkın da sorumlu tutulması gerekir. “Mein Kampf’ı okuyan, Hitler’in söylediklerini duyan hiç kimse, Hitler’in Yahudi düşmanı bir faşist olduğunu inkâr edemez. Buna rağmen onun arkasından giden suçludur… Kitle ve iktidar Hitler’in iktidarını perçinlediği seçim 12 Kasım 1933’te yapıldı. Aynı zamanda Almanya’nın Milletler Cemiyeti’nden (Bugünkü Birleşmiş Milletler) çıkması da halkoyuna sunuldu. Seçime katılım %95’in üzerindeydi. Bu oran çok önemli ve kolektif suç tartışmasında asıl veri bu. Adolf Hitler’in partisi, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) oluşturduğu “birlik listesi” % 92,1 oy aldı. Alman Halkı Milletler Cemiyeti’nden çıkmaya ise, % 89,9 oranında evet dedi. Oysa 8 ay önce, yani Mart 1933’te Hitler, %44 oy almıştı. Hitler oylarını, 8 ayda nasıl iki katından fazla artırabildi? Aslında Hitler, 5 Mart 1933 seçimlerinde iktidara geldi. Sosyal demokrat ve komünist sol kendi aralarında anlaşamayınca hükümeti Hitler kurdu. Ve Hitler, seçimle iktidara geldikten tam 19 gün sonra, Alman Meclisi’nin yetkilerinin kendine devrini gerçekleştiren bir yasa çıkarttı. Hitler yasayla, “yasa yapma yetkisi” yani “diktatörlük” elde etti. Hitler, istediği yasayı yapma yetkisi veren Yetkilendirme Yasasını (Ermächtigungsgesetz) 24 Mart 1933 tarihli oturumunda, yüzde 70’i aşan ezici milletvekili çoğunluğuyla kabul ettirdi. Solun bölünmesi felaket Peki, seçimde daha az oy almasına rağmen nasıl oldu da milletvekillerinin %70’inin oyuyla böyle bir yasa çıkardı? Bunun cevabı çok basit: Oylamaya Almanya Komünist Partisi (KPD) 81 milletvekilinden bir teki bile katılamadı. Çünkü hepsinin milletvekilliği kısa süre önce düşürülmüş, birçoğu gözaltına alınmıştı. Sosyal Demokrat Partili (SPD) 120 milletvekilinin bir kısmı da komünist ya da vatan haini suçlamasıyla vekillikten atılmış ya da aranır duruma düşmüştü. Sadece 94’ü meclise gelebiliyordu. (Ve hükümeti kurmadıklarına herhalde ilk pişmanlığı burada yaşadılar.) Ermächtigungsgesetz ile iktidarını pekiştiren Hitler, milletvekilliklerini düşürmekle yetinmedi, partileri de kapatmaya başladı. Kısa süre içinde, NSDAP dışında tüm partiler kapatıldı ve yeni parti kurmak da yasaklandı. 12 Kasım 1933 seçimlerine Hitler’in partisinin belirlediği “Birlik Listesi” adaylarıyla gidildi. Bir de Hitler’in izin verdiği bağımsız adaylar seçime girebildi. Sonuçta meclise 639 NSDAP milletvekili 22 de bağımsız girdi. Kolektif çılgınlık Seçimlerden önce partilerin yasaklanması, seçim döneminde NSDAP lehine tek taraflı propaganda yapılmasına izin verilmesi gibi nedenlerle seçimlerden NSDAP’ın ezici bir zaferle çıkması anlaşılır bir şey. Ancak, seçmenin %95 gibi çok yüksek bir oranla seçime katılması anlaşılır gibi değil. 8 ay önce komünistlere, sosyal demokratlara ve merkez partilerine oy atan seçmen, nasıl oldu da bu sefer Hitler’e bu kadar büyük bir destek verdi? En azından komünistlerin veya sosyal demokratların sandığa gitmemesi beklenmez miydi? Kolektif suç denebilir mi tartışılır ama kolektif bir çılgınlık hali yaşandığı kesin. Elbette faşizmin siyasal ve ideolojik terörünün yanında devlet gücüyle muhaliflerin üzerine gitmesi, sandığa gitmemeyi bir alternatif olmaktan çıkardı. Ancak her şeyi korku ve sindirme politikasıyla açıklamak mümkün değil. Halkın önemli bir kısmı, Hitler’in iktidara gelmesini açıkça destekledi. Hitler, sadece işçi sınıfının örgütlü ve bilinçli olduğu çok az yerde ve Yahudilerin bir kısmından oy almamıştı. Ancak faşizm yenilince herkes “suçsuz” ve habersiz olduğunu söylemeye başladı. Adorno: Unutmak kimin hakkı? Peki, geçmişle hesaplaşmak ne işe yarar? Theodor W. Adorno, 1959’da bir seminer konuşmasında tam da bu soruyu, “Geçmiş hesaplaşması yapmak ne işe yarar?” diye soruyordu. Adorno, Alman halkının geçmişten ders almak ve geleceği bu derslere göre belirlemeye çalışmak istemediğini, aksine geçmişe bir çizgi çekmek ve unutmayı meşrulaştırmak için ‘geçmiş hesaplaşması’ yapmaya yöneldiğini söylüyordu. Adorno, Alman devletinin ise, pragmatist nedenlerle geçmiş hesaplaşması yapmaya yöneldiğini ve Almanya’nın bugünkü görünüşüne uygun düşmediği için de geçmişle hesaplaşmaya çalışıyor göründüğünü ileri sürüyordu. Adorno’ya göre, ‘hesaplaşmanın’ başka bir nedeni de, ‘suçluluk duygusu’ndan kurtulmaktı. Ancak Adorno, “yaşanan kötü her şeyin unutulması ya da affedilmesi, faillere değil kurbanlara tanınan bir hak olmalıydı” diyordu. Belki de Reinhold Hanning gibi ırkçılar her dönem “kullanışlı aptal” olmaya mahkûmdu! Selami İNCE - BİRGÜN
  6. 2021 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi yayınlandı. Yayınlanan Tarife ile 2021 yılında uygulanacak Arabuluculuk Asgari Ücretleri belirlendi. Tarifeye göre, yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular, siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığı olarak verilecek. Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücret gerektirmeyecek. Ücret tarifesi Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasının sağlanmasında arabulucuya ödenecek ücret, aile hukuku uyuşmazlıklarında, 2 kişinin taraf olması durumunda taraf başına bir saati 170 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 360 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 380 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 400 lira olarak belirlendi. Ticari uyuşmazlıklarda ise 2 kişinin taraf olması durumunda taraf başına bir saati 330 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 680 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 700 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 720 lira olacak. İşçi-işveren uyuşmazlıklarında 2 kişinin taraf olması durumunda bir saati taraf başına 170 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 360 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda bir saati 380 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 400 lira olarak belirlendi. Tüketici uyuşmazlıklarında, 2 kişinin taraf olması durumunda taraf başına bir saati 170 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 360 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 380 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 400 lira olacak. Diğer tür uyuşmazlıklarda ise 2 kişinin taraf olması durumunda bir saati taraf başına 205 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 430 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 450 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 470 lira olarak belirlendi. Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen uyuşmazlıkların ücretlendirmesi Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasının sağlanmasında arabulucuya ödenecek ücret, ilk 50 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 6, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 9; sonra gelen 80 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 5, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 7,5'i olacak. Sonra gelen 130 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 4, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 6 olacak; sonra gelen 260 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 3, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 4,5; sonra gelen 780 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 2, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 3'ü olacak. Sonra gelen 1 milyar 40 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 1,5, birden fazla arabulucu görev yaparsa 2,5; sonra gelen 2 milyar 80 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 1, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 1,5; 4 milyar 160 milyon liradan yukarısı için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 0,5 birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 1'i olacak. 31 Aralık 2020 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 31351 TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: 2021 YILI ARABULUCULUK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Amaç, konu ve kapsam MADDE 1 – (1) Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, 2/6/2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersiz olup, ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanır. Arabuluculuk ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla, arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığıdır. (2) Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. (3) Arabulucu, ihtiyari arabuluculuk süreci başlamadan önce arabuluculuk teklifinde bulunan taraf veya taraflardan ücret ve masraf isteyebilir. Bu fıkra uyarınca alınan ücret arabuluculuk süreci sonunda arabuluculuk ücretinden mahsup edilir. Arabuluculuk sürecinin başlamaması hâlinde bu ücret iade edilmez. Masraftan kullanılmayan kısım arabuluculuk süreci sonunda iade edilir. (4) Arabulucu, dava şartı arabuluculuk sürecinde taraflardan masraf isteyemez. (5) Arabulucu, arabuluculuk sürecine ilişkin olarak belirli kişiler için aracılık yapma veya belirli kişileri tavsiye etmenin karşılığı olarak herhangi bir ücret talep edemez. Bu yasağa aykırı olarak tesis edilen işlemler hükümsüzdür. Arabuluculuk ücretinin sınırları MADDE 3 – (1) Aksi kararlaştırılmadıkça arabuluculuk ücreti taraflarca eşit ödenir. (2) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, her bir arabulucuya bu Tarifede belirtilen ücret ayrı ayrı ödenir. (3) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin ikinci kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, bu Tarifede birden fazla arabulucu için belirtilen orandaki ücret her bir arabulucuya eşit bölünerek ödenir. Ücretin tümünü hak etme MADDE 4 – (1) Arabuluculuk faaliyetinin, gerek tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde anlaşmaya varmış olması, gerek taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, gerekse taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi veya taraflardan birinin ölümü ya da iflası halinde veya tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi sebepleriyle sona ermesi hallerinde, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Arabuluculuk faaliyetine başlandıktan sonra, uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığı hususu ortaya çıkar ve bu sebeple arabuluculuk faaliyeti sona erdirilir ise, sonradan ortaya çıkan bu durumla ilgili olarak eğer arabulucunun herhangi bir kusuru yoksa, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. Arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 5 – (1) İhtiyari Arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık, arabuluculuk faaliyeti devam ederken, arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh gibi arabuluculuk yolu dışındaki yöntem ve nedenlerle giderilirse ücretin tamamına hak kazanılır. (2) Dava şartı arabuluculuk sürecinde, sehven kayıt, mükerrer kayıt veya arabuluculuğa elverişli olmama nedeniyle sona erdirilmesi hallerinde arabulucuya ücret ödenmez. Yeni bir uyuşmazlık konusunun ortaya çıkmasında ücret MADDE 6 – (1) Somut bir uyuşmazlıkla ilgili arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi sırasında, yeni uyuşmazlık konularının ortaya çıkması halinde, her bir uyuşmazlık için ayrı ücrete hak kazanılır. Arabuluculuk Ücret Tarifesine göre ücret MADDE 7 – (1) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre belirlenir. (2) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin ikinci kısmına göre belirlenir. (3) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre isteyebilir. (4) Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre isteyebilir. Taraflardan birinin aynı olduğu ve bir ay içinde başvurulan en az onbeş uyuşmazlık seri uyuşmazlık olarak kabul edilir. Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan hallerde ücret MADDE 8 – (1) Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan haller için, söz konusu Tarifenin birinci kısmındaki diğer tür uyuşmazlıklar için belirlenen ücret ödenir. Uyuşmazlığın Arabuluculuk-Tahkim Yoluyla Çözülmesinin Önerilmesinde Ücret MADDE 9 – (1) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, anlaşamama son tutanağının düzenlenmesinden sonra, arabulucu, tarafları arabuluculuk-tahkim yoluna devam etmeleri konusunda; arabuluculuk-tahkimin esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatıp, arabuluculuk-tahkim yoluyla uyuşmazlığın çözülmesinin sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan faydalarının olabileceğini hatırlatarak teşvik edebilir. Bu teşvik üzerine tarafların, arabuluculuk-tahkim yoluna devam etmeyi ve bir tahkim merkezinin arabuluculuk-tahkim kurallarını veya tahkim kurallarını uygulamayı kabul etmeleri halinde, ilgili tahkim merkezi tarafından arabulucuya, bilgilendirme ücreti ödenir. Uygulanacak tarife MADDE 10 – (1) Arabuluculuk ücretinin takdirinde, arabuluculuk faaliyetinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. Yürürlük MADDE 11 – (1) Bu Tarife 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer. Eki için tıklayınız.
  7. Savunma Hakkının Sınırları, Yalan Söylememe Yükümlülüğü, Avrupa'sı, Amerika'sı ve Buralarda Avukatlığın Böyle Mezardan İnsan Çıkarıp Yerine Başkasını Koyma Yolunda Uydurma İşler Değildir. Avukat Doçent Dr. iur Öykü Didem Aydın'ın, Kişisel Facebook sayfasında paylaştığı yazısını biz de sizlerle paylaşıyoruz. SAVUNMA HAKKININ SINIRLARI, YALAN SÖYLEMEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ, AVRUPA'SI, AMERİKA'SI VE BURALARDA AVUKATLIĞIN BÖYLE MEZARDAN İNSAN ÇIKARIP YERİNE BAŞKASINI KOYMA YOLUNDA UYDURMA İŞLER SANILMASI! AZ OKUYUN VE LÜTFEN ARTIK İKİ ÜÇ ÖĞRENİN. Savunmanın sınırı yok, mutlak kutsaldır filan diye bir şey olmaz. Sapı samandan ayırmak şart değil ama hiçbir eylemin mutlak kutsal olmayacağı ortada. Şüphesiz son derece değerli ve kalbi olarak bağlı olduğumuz bir değerdir savunma hakkı, savunma hakkı tanınmadan yargılama olmaz vs. Başka değerler de var. Savunma hakkı adı üzerinde savunma hakkıdır, zorla, taciz ede ede, af edersiniz sça sıvaya beraat ettirme hakkı diye bir hak yok! Müvekkilim uzaylıdır, katılan uzaylıdır, karşınızda gördüğünüz insan aslında robottur, burası neresi, ben şimdi birazdan öküz olduğum için böğüreceğim, öküzceden (öküzler affetsin) Türkçeye tercüman talep ediyorum filan diye bir savunma olmaz mesela, böyle bir savunma yapanla bu yazıyı yazmama neden olan bağlamda karşılaşan ağır ceza değil de başka bir ağır ceza mahkemesi, daha duyarlı ve bilgili bir ceza mahkemesi olsam bunda avukatlık yapacak akli melekeler yok, diye bir taraflara sevk etme veya sağlık raporu getirme kararı alabilirdim. Yetenekli Bay Vahit'ten "akıl sağlığına ilişkin heyet raporu" isterdim. Bu ayrı. Ve belki tamam nerede o hakim ama modern veya artık işte ne derseniz deyin dünyalar içinde daha makul ve artık çeşitli haklar açısından ilerlemiş, saçmalamayan dünyada bu tür yasaklardan biri "Eşcinsel Paniği" veya "Cinsiyet Paniği" veya "Cinsel Yönelim Paniği" gibi savunmaların yasaklanmasıdır. Yani karşımdaki baktım kadınmış, "dolaşıyor!", aklımı yitirdim veya korkumdan çıldırdım, Fobik-psikopat gibi insanlıktan çıktım vs. türünden savunmalar, benzeri geçici delilik savunmaları, uçup uçup yere çakılacağı belli işler yasaklanmıştır. Bir haberini vereyim ilk evvela bu. BU İŞLER "BATI" DA NASI- PEKİ KARDEŞİM?! Yazıyı okumaya devam ederseniz daha ne yasaklar var! Avukatlar karşılaştırmalı hukuka biraz daha dikkat kesilmeli, bu ne böyle çukurun dibine düşmüş, çöplükte öter gibi. Ha keza bildiğim kadarıyla yine cinsel tacizde örneğin mağdurun geçmişinde efendim yok şuydu buydu zaten namus "sıkıntısı"!! vardı türünden savunmalar, yani "hayat öyküsü savunmaları" yasaklanmıştır. Nasıl ki fail "hayat sürme kusuru"ndan (Lebensführungsschuld) dolayı değil ancak ve ancak eyleminden yargılanabilirse, Nazi değiliz çünkü, mağdurda da "hayat sürme kabahati" ortaya atmak yasaktır. Aynı şekilde birisini hunharca, canavarca katledip de onun olayla ilgisiz hayat öyküsünü savunma amaçlı ortaya atmak yasaklanmıştır. Bu ayrı, bu hiç olmaz ama faille maktul arasında olmayan bir ilişkiyi varmış gibi uydurmak yasak mıdır peki? Bir kere buralarda savunmanın yalan atma özgürlüğü olduğunu sananlar "Avrupai", "Amerikanvari" dünyaya bir bakınca pek şaşıracaklar. Bu konuda literatür geniştir. Savunma sırasında neyin yasak neyin olmadığı Federal Almanya'da örneğin oldukça nettir. Şimdi uğraşamam, sabah çeviririm dedim ama yine dayanamadım çevirdim, şaşacaksınız neler Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre savunmanın sınırıdır... Bak şimdi az, soruşturmayı geçiyorum, kovuşturma ile ilgili yasaklardan bahsediyorum, Alman Ceza Kanunu, Karşılaştırmalı Hukuk filan edeniniz az olabilir ama dünya Vahit'ten büyüktür, çok da tartışılacak şey var mı sorarım şimdi Almancalarını yazıyorum, sonra yanına "BÜYÜK HARFLER"LER TÜRKÇE EDİYORUM, SORU ŞU: NE YASAKTIR, NE YASAK DEĞİLDİR?: Hauptverfahren (Kovuşturmada Yasaklar) Die Benennung eines zur Unwahrheit entschlossenen Zeugen ist unzulässig (GERÇEĞE AYKIRI BEYAN VERMEK ÜZERE TANIK GETİRTMEK YASAKTIR). Nichteinschreiten gegen eine falsche Zeugenaussage ist zulässig (GERÇEĞE AYKIRI BİR BEYANA MÜDAHALE ETMEMEK YASAK DEĞİLDİR). Angriffe auf die Glaubwürdigkeit eines Belastungszeugen, der nach dem Wissen des Verteidigers wahrheitsgemäß aussagt, sind unzulässig (MÜDAFİNİN BİLGİSİNE GÖRE DOĞRUYU SÖYLEYEN ALEYHE TANIĞA SALDIRI/ONUNLA UĞRAŞMAK YASAKTIR). Beweisanträge zur Prozessverschleppung sind unzulässig - (YARGILAMAYI UZATMAK MAKSADIYLA TALEPLERDE BULUNMAK YASAKTIR). Vortrag von abwegigen Rechtsansichten ist zulässig (HERKESİN BİLDİĞİ VEYA ALAKASIZ HUKUKİ GÖRÜŞLER KONUSUNDA KONFERANS VERMEK YASAK DEĞİLDİR). Unzulässig sind Behauptungen von Tatsachen, die nach Überzeugung des Verteidigers unwahr sind (MÜDAFİNİN BİLGİSİNE GÖRE GERÇEĞE AYKIRI OLAN VAKIALARI İDDİA ETMEK YASAKTIR: YALAN SÖYLEME YASAĞI!) - Problematisch sind Suggestivfragen mit dem Ziel einer falschen Aussage sowie Fangfragen mit dem Ziel der Verwirrung des Zeugen; in jedem Fall sollte sich der Verteidiger davor hüten, den Bereich von Beleidigungsdelikten oder der Nötigung zu betreten (TANIĞA YALAN SÖYLETME AMAÇLI MÜDAHALELER YASAKTIR, HER DURUMDA MÜDAFİ HAKARET SUÇLARINDAN VE TEHDİT SUÇLARINDAN UZAK DURACAKTIR). Wenn der Verteidiger weiß, dass der Angeklagte schuldig ist, darf er auf Freispruch „mangels Beweises“ plädieren, nicht aber auf Freispruch „wegen erwiesener Unschuld“ - (MÜDAFİ SANIĞIN SUÇLU OLDUĞUNU BİLİYORSA HER DURUMDA SADECE DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT İSTEYEBİLİR O DA DELİL YETERSİZSE, ASLA SUÇSUZ OLDUĞUNU İDDİA EDEMEZ, YASAKTIR). Das Herausfordern von Fehlern des Gerichts, um die Revision zu erreichen, ist zulässig (İSTİNAFTA, TEMYİZDE BAŞARI SAĞLAMAK AMAÇLI OLARAK MAHKEMEYİ USULİ HATAYA DÜŞÜRME ÇABALARI YASAK DEĞİLDİR); es dürfen aber keine Verfahrensverstöße gerügt werden, die sich zwar aus dem Protokoll ergeben, in Wirklichkeit aber nicht geschehen sind (AMA ASLA GERÇEKLEŞMEMİŞ ANCAK SADECE TUTANAĞA GERÇEKLEŞMİŞ GİBİ GEÇMİŞ YANLIŞLARA DAYALI OLARAK TEMYİZE BAŞVURULMAZ). Einlegen von aussichtslosen Rechtsmitteln ausschließlich zum Zeitgewinn ist zulässig (SADECE SÜRE KAZANMAK İÇİN YAPILAN İTİRAZLAR (HUKUKİ ÇARELER) YASAK DEĞİLDİR). 3. Handeln nach dem Urteil Wissentlich falsche Tatsachen in einem Wiederaufnahmeantrag oder Antrag auf Strafaufschub in der Absicht, hierdurch eine ansonsten rechtlich nicht mögliche Gewährung zu erreichen, sind unzulässig (BİLE BİLE GERÇEĞE AYKIRI VAKIALAR UYDURMAK VE BU YOLLA YARGILAMANIN YENİLENMESİNİ VEYA ERTELEME VS. SAĞLAMAK AMAÇLI DAVRANIŞLAR YASAKTIR). Das Bezahlen einer Geldstrafe durch Dritte ist zulässig (PARA CEZASINI ÜÇÜNCÜ KİŞİYE, ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN CEBİNDEN ÖDETME YASAKTIR). DAHA BİR SÜRÜ YASAK VAR BE. BUNLARI GÖZ GÖRE YAPAN MÜDAFİYE MAHKEME MÜDAHALE EDECEKTİR. DİKKAT EDİN BURADA BAZI NÜANSLAR VAR. BİLE BİLE, BİLMESİ GEREKE GEREKE, UYDURA UYDURA, ÖKÜZLÜK EDE EDE DİYOR. Yoksa müvekkilinin suçsuzluğuna inanan bir müdafi sonuna kadar savunur. Suçluluğuna inanıyorsa alması gereken cezadan daha fazlasını almaması için savunma yapacaktır. Yoksa yalan uydurup seni ipten müebbetten alırım, mezardan insan çıkarır yerine başkasını koyarım tipi hareketler ne Avrupa ne ABD Ceza adaleti sisteminde yok. Amerikan filmleri de mi izlemediniz çapraz sorgu sanatında sorulamayacak neler var?! Sordu mu hemen müdahale edenler olur, jüri bu soruyu duymadı filan edilir. İşkembe-i kübradan atmayı, yalan söylemeyi, göz göre göre hakaret suçu, tehdit suçu, suçluyu kayırma suçu işlemeyi avukatlık sananlar sadece benim kanımca değil, evrensel kanılara göre de baştan aşağı yanılıyor. Yetenekli Bay Vahit'i baştan aşağı, başından sonuna dek uyarmayan, haddini bilmesini sağlamayan, kes sesini be aklını başına devşir demeyen Mahkemenin hiç mi kabahati yok?! Bomboş dosyalarda işlerine gelince savunma hakkının canını nasıl çıkarıyorlar? Dopdolu ve çay akar göz bakar bir dosyada mı çıkarmayacaktı?! Onu orada böyle konuşturan da düşünsün o Mahkeme. Hadi oradan savunma hakkı kutsalmış. Bu şekilde değil. Bu öküzlükleri tutanağa bile geçmek şart değil aslında, unzulaessig'se, yani izin verilmemişse, yasaksa, at oynatır gibi TUTANAĞI KİRLETEMEZ! MAHKEME SALONUNUN ORTA YERİNE TUVALETİMİ YAPTIĞIMI TUTANAĞA GEÇ DİYEBİLİR Mİ? DİYEMEZ! ÇOK MU ARGUMENTUM AD ABSURDUM YAPTIM? BU DURUMDA HAYIR! Anglo-Amerikan dünyasından da "yasak" örnekleri: https://www.nytimes.com/.../06/19/nyregion/gay-panic-ny.html
  8. Baroların ortak bildirgesinde "Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en ağır yargı krizini yaşamaktadır. Mahkemeler verdikleri kararlar sonrasında dağıtılmakta, karar veren yargıçlar hakkında henüz imzalarının mürekkebi dahi kurumadan soruşturmalar açılmakta, yargıç bağımsızlığı ilkesi her geçen gün yeni bir örnekle ihlal edilmektedir. " denildi. 25 baronun katılımıyla yapılan Ege, Akdeniz, Marmara Genişletilmiş Baro Başkanları Toplantısı’nın ardından bir bildirge yayınlandı. “Türkiye’de tarihin en ağır yargı krizi”nin yaşandığının vurhulandığı bildirgede avukatların yaşadığı sorunlar dile getirildi. Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin, Muğla, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van ve Yalova barolarının imzalarını taşıyan bildiride 7 madde yer aldı. 25 baronun imzaladığı 7 maddelik bildirge şöyle: “1- Son dönemde, kamuoyunun dikkatle takip ettiği toplumsal önemi haiz davalarda yaşanan hukuksuzluklar ve yürütmenin yargıya doğrudan müdahalesi anlamına gelecek uygulamalar kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. HSK, mevcut yapısıyla tamamen siyasileşmiş ve yürütmenin talimat niteliğindeki açıklamalarını görev addederek bağımsız yargıçlar üzerinde bir baskı mercii halini almıştır. Barolarımız bu duruma karşı hukuk devletini sonuna kadar savunmakta ve avukatları hukuksuzluğun şahidi konumuna indirgeyen her türlü yaklaşımı temelden reddetmektedirler. 2- Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en ağır yargı krizini yaşamaktadır. Mahkemeler verdikleri kararlar sonrasında dağıtılmakta, karar veren yargıçlar hakkında henüz imzalarının mürekkebi dahi kurumadan soruşturmalar açılmakta, yargıç bağımsızlığı ilkesi her geçen gün yeni bir örnekle ihlal edilmektedir. Bugün, Yüksek Mahkeme ve AİHM kararlarının uygulanmaması dahi olağan hale gelmiştir. Toplumun her kesiminden yurttaşlar, hukuk güvencesinin ortadan kalktığı bir ortamda hayatlarına devam etmektedirler. Bizler aşağıda imzası olan Baro Başkanları, Türkiye’yi evrensel hukukun tüm usul ve kurallarıyla uygulandığı çağdaş bir ülke olmaktan çıkarmaya yönelik her türlü girişimin karşısında olacağımızı bir kez daha deklare ediyoruz. 3- Barolar, yurttaşların özgürlük arayışında onlara ses verebilen yegane kurum hüviyetini almış durumdadırlar. Bizler, yurttaşların demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinde yaşamalarının garantisi olmaya devam edeceğiz. Bu bağlamda; tüm kişi, kurum ve kuruluşların anayasal sorumluluklarını yerine getirmesi için yılmadan çalışmaya söz veriyoruz. Barolar, halkın adalet arayışının temsilcisi sıfatıyla Avukatlık Kanunu uyarınca görevlendirildikleri tüm alanlarda, her türlü yapıcı çalışmayı sürdürecektir. (Kaynak)
  9. Gezi Parkı olaylarını organize ettikleri iddiasıyla yargılanan 9 sanık hakkında 18.02.2020 tarihli duruşmada beraat kararı verildi. Ancak cezaevinden tahliyesi beklenen dava sanıklarından Osman Kavala, hakkında 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında gözaltı kararı çıkarılması nedeniyle tahliye olamadı. Soruşturma ve Dava Süreci Gezi Parkı soruşturma dosyası 18 Ekim 2017’de işadamı Osman Kavala’nın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla aralandı. Kavala’nın tutukluluğunun birinci yılında Kasım 2018’de dosyada ikinci dalga gözaltılar geldi. Gözaltına alınanların birçoğu serbest bırakılırken sivil toplum kuruluşu çalışanı Yiğit Aksakoğlu tutuklandı. Şubat 2019’da soruşturma tamamlanıp iddianame açıklandığında Kavala, yaklaşık 500 gündür tutukluydu. İddianameyle birlikte şüpheli sayısı da 16’ya çıktı. Davanın ilk duruşması 24 ve 25 Haziran 2019’da Silivri Cezaevi yerleşkesinde yapıldığında Kavala 20 aydır tutukluydu. Yiğit Aksakoğlu’nun serbest bırakıldığı duruşmada mahkeme başkanı, Kavala’nın da ev hapsiyle serbest bırakılması yönünde görüş bildirdi. Kavala, oy çokluğuyla tahliye edilmedi. Gezi Parkı davasında şu ana kadar altı duruşma yapıldı. 6 Şubat’ta duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. 18 Şubat 2020 Salı günü Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda yapılan yedinci duruşmada mahkeme, 9 sanık hakkında beraat kararı verdi. Gezi Parkı davasında kimler yargılanıyordu? Sanıklar şöyle: Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Yiğit Aksakoğlu, Çiğdem Mater Utku, Mine Özerden, Ali Hakan Altınay, Ayşe Pınar Alabora, Memet Ali Alabora, Can Dündar, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Emekçi ve Yiğit Ali Ekmekçi. Yargılananlara hangi suçlamalar yöneltiliyordu? ddianamede Gezi Parkı protestoları "bir darbe kalkışması" olarak tanımlıyor. 16 sanık temelde, "protestoları örgütlemek ve finanse etmekle" suçlanıyor. Sanıklara yöneltilen suçlamalardan bazıları; "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme" "Mala zarar verme" "Nitelikli mala zarar verme" "Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi" "İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme" "Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet" "Nitelikli yağma" "Nitelikli yaralama" "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet"ti Savcılığın iddiası ne idi? İddianame 2013’te Gezi Parkı eylemleri sürerken Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın (KOM) hazırladığı rapora dayanıyor. Raporda, Kavala’nın üyesi olduğu Açık Toplum Vakfı’nın George Soros bağlantılı Açık Toplum Enstitüsü’ne yakın olduğu yazıyor. Enstitünün bazı ülkelerde isyan başlattığı savunuluyor. Sivil itaatsizlik yönteminin uygulayıcısı Ivan Maroviç’in Mısır’da olduğu bir tarihte Memet Ali Alabora’nın da orada olduğu belirtilerek, Alabora’nın sonrasında sahnelediği ‘Mi Minör’ adlı oyunla halkı galeyana getirmeye çalıştığı öne sürülüyordu. Savcılığın suçlaması da bu iddianın üzerinde yükseliyor ve Kavala’nın 80 ilde milyonlarca kişinin katıldığı eylemleri finanse ettiği iddia ediliyordu. Sanıklar hakkında hangi cezalar istendi? Davada 16 sanığın ayrı ayrı 606 yıldan 2 bin 970 yıla kadar hapisleri istendi. Sanıklar için istenen toplam ceza 47 bin 520 yıldı. Davada müştekiler kimlerdi? İddianamede 746 müşteki yer alıyordu. Müştekilerin başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 61. hükümetin bakanları var. 61. hükümetin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'dı. Dönemin Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ ve Emrullah İşler; dönemin Ulaştırma, Denizclik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler de müştekiler arasında. Son olarak Gezi eylemleri sırasında darp edilerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'a ölümcül tekmeyi attığı gerekçesiyle 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan polis Mevlüt Saldoğan'ın davaya müdahil olma talebi "zarar gördüğü" gerekçesiyle Aralık ayındaki duruşmada kabul edildi. Kararın ardından Ali İsmail Korkmaz'ın abisi Gürkan Korkmaz, Mevlüt Saldoğan'ın kardeşine ölümcül tekmeyi attığını ve mahkemede sanığın kendisini "Vurduğum kişi Ali İsmail Korkmaz değildi. Ben devletimi savundum" şeklinde savunduğunu hatırlatmış ve şunları söylemişti: "Mevlüt Saldoğan'ın Ali İsmail'i öldüren tekmeleri sonucu ayağı inciniyor, çünkü o kadar sert vurmuş ve hastaneye gidip rapor almış. Şimdi de o aldığı rapora istinaden 'Gezi sürecinde ben de eylemlerden mağdur oldum' deyip müşteki olmuş. Mahkeme de maalesef bu adamın katılım talebini kabul etmiş. "Oysa Mevlüt Saldoğan eyleminden ötürü ceza almış ve cezası da Yargıtay tarafından onanmıştı. Böyle bir kişinin çıkıp yargılamaya katılması ne akla, mantığa ne de adalete sığar." Suçlamalara karşı hangi deliller gösterildi? Kavala’ya yöneltilen eylemleri finanse etme iddiasına ilişkin Gezi Parkı’na sandviç, poğaça, plastik masa-sandalye ve ses sistemi gönderdiği belirtiliyor. Kavala da bunu inkar etmiyor. Diğer deliller telefon görüşmeleri, mesajlar ve yurtdışı seyahatleri. Tutuksuz yargılanan kişilerin suç işlediğine ilişkin iddianın arkasında ise tweet atmak, basın açıklaması yapmak, avukatlık görevini yerine getirmek, şiddetsiz eylem toplantısına katılmak gibi eylemler yer alıyor. Bunlara ek olarak ‘duran adam’ eylemi, ‘piyano çalan adam’ ve ‘yeryüzü iftarları’ da suç eylemi olarak yansıtılıyor. Duruşmalarda neler yaşandı? 24 Haziran 2019'daki ilk duruşmada Kavala'nın avukatı Prof. Dr. Köksal Bayraktar ve Aksakoğlu'nun avukatı Turgut Kazan, Kavala'nın tutuklanmasından 16 ay sonra açıklanan 660 sayfalık iddianamede 312. maddeyi ihlal eden bir suç olmadığını ve zaten 'Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)' suçundan ihraç edilmiş veya ceza almış kişilerce hazırlandığını vurguladılar. Gezi davasının iki gün süren ilk celsesi Osman Kavala'nın tutukluğunun devam etmesi ve Yiğit Aksakoğlu'nun tahliye edilmesi ara kararıyla sona erdi. Bir avukatın sorusuyla oy çokluğuyla verildiği öğrenilen kararın gerekçesi açıklanmadı. 18 Temmuz'daki duruşmada mahkeme Başkanı Mahmut Başbuğ, Osman Kavala'nın tutukluluğunun devamına oy çokluğuyla karar verildiğini açıkladı. Dava boyunca ilk defa söz alan Pınar Alabora ve Memet Ali Alabora'nın avukatı müvekkillerinin can güvenliği sebebiyle yurtdışında olduğunu belirtti. İfadelerinin istinabe yoluyla alınmasını talep etti. Alabora çiftinin ifadesinin istinabe yoluyla ifadesinin alınması talebi reddedildi. 24 Aralık'taki duruşmada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Osman Kavala hakkında, tutukluluğunun insan hakları ihlali olduğu gerekçesiyle derhal salıverilme kararı vermesi nedeniyle Kavala'nın serbest bırakabileceğine dair bir beklenti vardı. Fakat Kavala tahliye edilmedi. Mahkeme hükmüne gerekçe olarak, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 'derhal serbest bırakılmalı' kararının kesinleşmemesini", "suçun vasfını ve katalog suçlardan olmasını" ve "tutuklamanın ölçülü olmasını" gösterildi. Osman Kavala, karar sonrası bir açıklama yayımladı. http://www.ankahukuk.com/wp-content/uploads/2020/02/osman-kavala-aciklama-1024x249.jpg 28 Ocak'taki duruşmada avukatlar dosyada 'ihbarcı' olarak yer alan eski asker ve TKP'nin eski üyesi Murat Papuç'un dinlenmesiyle ilgili usul hatası yapıldığını belirterek mahkeme heyetinin reddini istedi. Mahkeme bu talebi reddederken müdafii avukatlar salonu terk etti. Avukatlara alkışlarla destek veren izleyiciler salondan çıkartıldı. TKP "Murat Papuç'un ifadesi olarak dosyaya konulmuş olan bölüm tek kelimeyle zırvadır. Esasen 2015 yılında TKP üyeliği sonlandırılan Papuç'un sağlıklı bir ruh durumunda olmadığı, artık bir politik kişilik olarak hareket etmediği bilinen bir şeydir" açıklamasında bulunmuştu. Duruşma sonunda Kavala tahliye edilmedi, bunun gerekçesi olarak da "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleşmediğinin bildirilmiş olması" gösterildi. AİHM ne karar verdi? AİHM, 10 Aralık 2019'da Kavala'nın tutukluluğa itirazını öncelikli olarak görüştü ve Türkiye'nin birden fazla hak ihlali tespit etti. Mahkeme, Kavala'nın özgürlüğünün haksız yere kısıtlandığını, esas amacın onu susturmak olduğunu belirtti. Mahkeme ortada makul şüphe olmadığına, Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırma suçlaması için bahane edilen eylemlerin bir insan hakları savunucusunun normal eylemleri olduğuna hükmetti. AİHM yargının etkin bir şekilde işlemediğini, OHAL nedeniyle artan iş yükünün kabul edilebilir bir gerekçe olmadığını kararlaştırdı. Mahkeme Türkiye'nin Kavala'nın serbest bırakılması için gerekli olan her şeyi yapması ve Kavala'yı derhal serbest bırakması gerektiğine hükmetti. AİHM kararı neden uygulanmadı? Bu karar, Türk yargısı tarafından "henüz kesinleşmediği" için uygulanmadı. Karar, 10 Aralık'ta açıklandı ve verildiği tarihten üç ay sonra kesinleşiyor. Bazı yorumculara göre mahkeme bu yüzden bugünkü duruşmada karar açıklamayı planlıyor. Aksi takdirde Kavala'nın serbest bırakılması gerekecek. Daha önce eski HDP lideri Selahattin Demirtaş'ın yargılandığı davada da benzer bir seyir olmuştu. AİHM'in serbest bırakma kararının ardından Demirtaş hakkında hüküm verilmiş, böylece Demirtaş'ın yasal statüsü tutukludan hükümlüye dönüştüğü için AİHM'in kararını uygulama zorunluluğu kalmamıştı. Mahkeme heyetinin yapısı dava başladıktan sonra değişikliğe uğradı mı? Evet. 24 ve 25 Haziran 2019’da yapılan ilk duruşmada ve 18 ve 19 Temmuz 2019’da yapılan ikinci duruşmada mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ’du. Başbuğ, her iki duruşmanın ara kararına Kavala’nın ev hapsine alınarak tahliye edilmesi gerektiği yönünde muhalefet şerhi düştü. İkinci duruşmanın ardından Mahmut Başbuğ, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) kararnamesiyle aynı mahkemenin diğer heyetinin başkanlığına getirildi, heyetin diğer üyesinin de yeri değiştirildi. Başkan Başbuğ’un yerine Galip Mehmet Perk, üye hakimin yerine de Talip Ergen getirildi. İlk duruşmada hem Kavala hem de Aksakoğlu için ‘tutukluluğun devamı’ yönünde oy kullanan kıdemli üye Ahmet Tarık Çiftçioğlu’nun ise yeri değiştirilmedi. Yeni heyetin duruşmalardaki tavrı, sözleri, ruh hali nasıl? Galip Mehmet Perk başkanlığındaki heyet, 8 Ekim 2019’da yapılan üçüncü duruşmada yargılamaya katıldı. Perk, o gün yargılananları yeniden sorguladı. Onlara yönelttiği sorularda Gezi Parkı eylemleri için ‘vandallık’ ifadesini kullandı. Heyet, o gün savcılığın tanığı Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi Murat Papuç’u mahkemede dinlemeye karar verdi ve 24 Aralık 2019’da yapılacak bir sonraki duruşmaya çağırdı. Papuç, ‘can güvenliği’ gerekçesiyle mahkemeye gelmedi. Heyet de avukatlara haber vermeden yeni bir duruşma yaparak Papuç’u özel olarak dinledi. Bu gelişmelerden sonra Twitter’da mahkeme başkanının adıyla açılmış bir hesap olduğu fark edildi. Hesaptan Berkin Elvan’a ‘terörist’ diyen bir başka kullanıcının tweet’i beğenilmişti. Söz konusu durum basına yansıyınca Perk, hesabın kendisine ait olmadığını söyledi ve hesap ertesi gün kapandı. Yeni heyetin yargılamaya katılmasından sonra Ali İsmail Korkmaz’a ölümcül tekmeyi vuran polis Mevlüt Saldoğan, davaya mağdur olarak kabul edildi. Saldoğan iddianamede müşteki olarak yer alıyordu. Ali İsmail’in annesi Emel Korkmaz bu duruma tepki gösterince mahkeme başkanı Perk, “Taş atılmış, o yüzden mağdur” dedi. Avukatlar, bu gelişmeler nedeniyle 28 Ocak’taki beşinci duruşmada heyeti reddetti. Heyet bunu da reddedince avukatlar ve izleyiciler alkışlarla salonu terk etti. Başkan Perk, salonda hiçbir avukat kalmamasına rağmen Kavala’yı sorguladı. Dava dosyasında Fetullahçı yapının etkisi var mı? Hem de en başından itibaren. Gezi Parkı soruşturması kaçak durumda bulunan savcı Muammer Akkaş tarafından başlatıldı. Dinleme ve fiziki takip kararlarını darbe girişiminden sonra tutuklanan ve ihraç edilen hakimler Menekşe Uyar ve Süleyman Karaçöl verdi. Kavala’nın ve Aksakoğlu’nun tutuklu bulunduğu dönemde dosyadaki Fetullahçı yapı etkisi gündeme gelmişti. Savcılık, bunun üzerine iddianamede “Tüm deliller ve tapelerin yeniden kıymetlendirilmesi yaptırıldı ve örgütün dosya üzerindeki tüm etkileri ortadan kaldırıldı” ifadesine yer vermişti. Açıklanan esas hakkındaki mütalaada aynı açıklamaya yer verildi. Buna ek olarak 15 Haziran 2013’te KOM Daire Başkanlığı’nca hazırlanan Gezi Parkı eylemleriyle ilgili rapor da suçlamalara dayanak olarak gösteriliyor. Söz konusu yazı dönemin KOM daire başkanı 1’inci sınıf emniyet müdürü Mehmet Yeşilkaya tarafından hazırlandı. Yeşilkaya, darbe girişiminin ardından ‘FETÖ’ suçlamasıyla tutuklandı. Yeşilkaya’nın yazdığı yazıyı İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç teslim aldı. Ardıç da ‘FETÖ’ suçlamasıyla tutuklu. Hazırlanan iddianamede şu ifadeler yer aldı: "Cumhuriyet Başsavcılığımızın soruşturma safahatı sonunda ve özellikle 2016 yılı sonrasında soruşturmaya konu tüm delillerin ve özellikle de tapelerin tamamının yeniden kıymetlendirilmesinin yaptırıldığı, bu nedenle de iddia edildiğinin aksine dosyanın dış etkilerden ve bahsi geçen örgüt militanlarının dosya üzerindeki tüm etkilerinin ortadan kaldırıldığı hususunun da izahı zaruret arz etmiştir." Bu açıklamada yer alan "yeniden kıymetlendirme" ifadesi tartışmaları büyüttü. Sanıklardan Avukat Can Atalay ve Tayfun Kahraman'ın avukatı Özgür Karaduman savunmasında, "Fethullahçı çetenin hazırladığı tutanak ve tapelerin 'yeniden kıymetlendirilmesi'yle hazırlanan bir iddianamenin savunmasını yapıyoruz" dedi. Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman'ın avukatı Fikret İlkiz ise "İddianamenin son kısmında delillerin yeniden kıymetlendirildiği yazıyor. Kim yaptı bu kıymetlendirmeyi? Ceza Muhakemesi Kanunu açısından 'kıymetlendirme' nedir? Yeniden kıymetlendirme hangi Ceza Muhakemesi Kanununda var? Hukuksuz ve yasadışı dinlemelerle oluşturulan, toplanan delillerin izahını yapmamak için bu açıklama yapılmış. Bu yüzden biz bu iddianamenin dilini anlamadık ama genel felsefî duruşunu anladık" ifadelerini kullandı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise davanın ilk duruşmasının görüldüğü 25 Haziran 2019'da yaptığı konuşmada "Önceden FETÖ'cü bürokratların hazırladığı iddianameler vardı, beraat verildi. Aradan bir süre geçti, 'demokratik hakkınızı niye kullanıyorsunuz' diye intikam almak için aynı iddianameleri 'yeniden kıymetlendirme' diye kullanmaya başladılar" diye konuştu. Gezi Parkı davasında karar ne oldu? Davada sanıklar Ayşe Mücella Yapıcı, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Mehmet Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi, Çiğdem Mater Utku ve Mine Özerden'in beraatine karar verildi. Mahkeme heyeti beraat gerekçesini, sanıklar hakkında söz konusu suçlardan hukuka uygun somut ve kesin delil bulunmaması olarak açıkladı. Heyet ayrıca tek tutuklu sanık Osman Kavala'nın başka suçtan hükmü olmaması halinde tahliye edilmesine hükmetti ve yurtdışında bulunan sanıkların dosyasının ayrılmasına karar verdi. Sanıklar Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi ve Mehmet Ali Alabora hakkında çıkarılan yakalama kararları kaldırılırken, "ifadelerinin alınmasına yönelik" ayrı ayrı yakalama emri çıkarılmasına karar verildi. Osman Kavala, Gözaltında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı eylemleri davasında beraat ettirilen ve hakkında tahliye kararı verilen Osman Kavala hakkında 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında yeniden gözaltı kararı verdi. Kavala, hakkında 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir başka soruşturma kapsamında 'anayasal düzeni bozmaya teşebbüs' suçlamasıyla İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. (Kaynaklar 1 - 2 - 3 )
  10. 2020 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi yayınlandı. Yayınlanan Tarife ile 2020 yılında uygulanacak Arabuluculuk Asgari Ücretleri belirlendi. 31 Aralık 2019 SALI Resmî Gazete Sayı : 30995 TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: 2020 YILI ARABULUCULUK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Amaç, konu ve kapsam MADDE 1 – (1) Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, 2/6/2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersiz olup, ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanır. Arabuluculuk ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla, arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığıdır. (2) Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. (3) Arabulucu, ihtiyari arabuluculuk süreci başlamadan önce arabuluculuk teklifinde bulunan taraf veya taraflardan ücret ve masraf isteyebilir. Bu fıkra uyarınca alınan ücret arabuluculuk süreci sonunda arabuluculuk ücretinden mahsup edilir. Arabuluculuk sürecinin başlamaması hâlinde bu ücret iade edilmez. Masraftan kullanılmayan kısım arabuluculuk süreci sonunda iade edilir. (4) Arabulucu, dava şartı arabuluculuk sürecinde taraflardan masraf isteyemez. (5) Arabulucu, arabuluculuk sürecine ilişkin olarak belirli kişiler için aracılık yapma veya belirli kişileri tavsiye etmenin karşılığı olarak herhangi bir ücret talep edemez. Bu yasağa aykırı olarak tesis edilen işlemler hükümsüzdür. Arabuluculuk ücretinin sınırları MADDE 3 – (1) Aksi kararlaştırılmadıkça arabuluculuk ücreti taraflarca eşit ödenir. (2) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, her bir arabulucuya bu Tarifede belirtilen ücret ayrı ayrı ödenir. (3) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, bu Tarifede birden fazla arabulucu için belirtilen orandaki ücret her bir arabulucuya eşit bölünerek ödenir. Ücretin tümünü hak etme MADDE 4 – (1) Arabuluculuk faaliyetinin, gerek tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde anlaşmaya varmış olması, gerek taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, gerekse taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi veya taraflardan birinin ölümü ya da iflası halinde veya tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi sebepleriyle sona ermesi hallerinde, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Arabuluculuk faaliyetine başlandıktan sonra, uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığı hususu ortaya çıkar ve bu sebeple arabuluculuk faaliyeti sona erdirilir ise, sonradan ortaya çıkan bu durumla ilgili olarak eğer arabulucunun herhangi bir kusuru yoksa, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. Arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 5 – (1) İhtiyari arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık, arabuluculuk faaliyeti devam ederken, arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh gibi arabuluculuk yolu dışındaki yöntem ve nedenlerle giderilirse ücretin tamamına hak kazanılır. (2) Dava şartı arabuluculuk sürecinde, sehven kayıt, mükerrer kayıt veya arabuluculuğa elverişli olmama nedeniyle sona erdirilmesi hallerinde arabulucuya ücret ödenmez. Yeni bir uyuşmazlık konusunun ortaya çıkmasında ücret MADDE 6 – (1) Somut bir uyuşmazlıkla ilgili arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi sırasında, yeni uyuşmazlık konularının ortaya çıkması halinde, her bir uyuşmazlık için ayrı ücrete hak kazanılır. Arabuluculuk Ücret Tarifesine göre ücret MADDE 7 – (1) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre belirlenir. (2) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre belirlenir. (3) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre isteyebilir. (4) Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre isteyebilir. Taraflardan birinin aynı olduğu ve bir ay içinde başvurulan en az on beş uyuşmazlık seri uyuşmazlık olarak kabul edilir. Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan hallerde ücret MADDE 8 – (1) Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan haller için, söz konusu Tarifenin Birinci Kısmındaki diğer tür uyuşmazlıklar için belirlenen ücret ödenir. Uygulanacak tarife MADDE 9 – (1) Arabuluculuk ücretinin takdirinde, arabuluculuk faaliyetinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. Yürürlük MADDE 10 – (1) Bu Tarife 1/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer. Eki için tıklayınız
  11. Anayasa Mahkemesi (AYM) sosyal medyada yaptığı paylaşım nedeniyle para cezası verilen avukatın, 'ifade özgürlüğü'nün ihlal edildiğine hükmetti. Emsal niteliği taşıyan kararın gerekçesinde, "Başvurucunun paylaşımının kabul edilebilir eleştiri sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir. Aksi kabul edildiğinde muhatabını inciten her nezaket kuralı ihlaline ceza yaptırımı uygulanması gerekecek ve bu durum kişilerin ifade özgürlüğünün ölçüsüz şekilde sınırlandırılmasına sebebiyet verebilecektir" denildi. Avukat Savaş Kılıç, sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta kurulan ve yapılan paylaşımların yalnızca grup üyeleri tarafından görülebilmesi nedeniyle 'kapalı grup' olarak nitelendirilen, 'Avukat-Hakim-Savcı-Tüm Hukukçular Omuz Omuza!' isimli gruba üye oldu. Çoğu hukukçu 28 binden fazla üyesi olan aynı gruba üye V.Ö. adlı avukat, daha önce başka üyeler tarafından yapıldığını ileri sürdüğü, dini değerleri aşağılayıcı ve terör eylemlerini övücü nitelikte olduğunu belirttiği bazı paylaşımlara duyduğu tepkiyi aktardığı metin paylaştı. V.Ö., yazısında, suç teşkil eden paylaşımlar nedeniyle paylaşım sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti. Kılıç, bunun ardından bir ileti paylaştı. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Kılıç'ın 'alenen hakaret' suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldı. Mahkeme heyeti, Kılıç'a 2 bin 610 liralık adli para cezası verdi. Kılıç, 21 Mart 2016 tarihinde AYM'ye bireysel başvuruda bulundu. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ, YENİDEN YARGILANACAK Bireysel başvuruyu 19 Kasım'da görüşen AYM, Anayasa'nın 26'ncı maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Kararın örneği, ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Eskişehir 1'İnci Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan gerekçeli kararda, V.Ö.'nün suç duyurusunda bulunacağını belirttiği metni 28 binden fazla üyesi olan grupta paylaştığına dikkati çekilerek, "Bu bağlamda grup içinde düşüncelerini duyurmaktan imtina etmediği anlaşılan müştekinin kendisi ile aynı fikirde olmayan üyelerin kabul edilebilir, eleştiri sınırını aşmayan değerlendirmelerine katlanma yükümlülüğü altına gireceğinde şüphe yoktur" denildi. Gerekçeli kararda şunlar kaydedildi: "Bu itibarla başvurucunun saldırgan ve kaba bir üslup benimsediği, başvurucu tarafından kullanılan ifadelerin toplumsal nezaket kurallarını aştığı, yöneltildiği kişiye ve okuyucusuna rahatsızlık verdiği görülmektedir. Bununla birlikte ifade özgürlüğü ile yalnızca düşünce ve bilginin özünün korunması amaçlanmamaktadır. Düşünce ve bilginin sunuluş şekli ve üslubu da içerik kadar ifade özgürlüğünün korunmasından yararlanır. AYM başvurucunun açıkça polemik çıkarmaya yönelik üslubunun bir parçası olduğu anlaşılan ve müştekinin özel hayatını hedef almayan ilgili ifadenin müştekinin daha önce yaptığı açıklamalara karşı verilmiş, sert bir karşılık olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatindedir. Yukarıda açıklanan sebeplerle başvurucunun paylaşımının kabul edilebilir eleştiri sınırları içinde kaldığı değerlendirilmiştir. Aksi kabul edildiğinde muhatabını inciten her nezaket kuralı ihlaline ceza yaptırımı uygulanması gerekecek ve bu durum kişilerin ifade özgürlüğünün ölçüsüz şekilde sınırlandırılmasına sebebiyet verebilecektir." Karar Metni BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! Başvuru Numarası: 2016/5583 Karar Tarihi: 19/11/2019
  12. 14 yıl önce askeri cezaevinde tutukluyken işkenceyle öldürülen ve hakkında “kaos ortamı yaratmaya çalışmıştı” diye tutanak tutulan zorunlu erle ilgili dosyada kararını açıklayan AYM, yaşam hakkının ve işkence yasağının ihlal edildiğine hükmetti. Anayasa Mahkemesi, askeri cezaevinde gardiyanlardan gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden zorunlu asker M.P.’nin ailesine 50 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI TAM METNİ M.P.’yi darp ederek ölümüne sebep olan gardiyan askerler kendilerini “Başını sağa sola vurdu” diye savunmuştu. Olaya dair kamera görüntüsü olup olmadığı da beş yıl sonra araştırılmış ve herhangi bir görüntü bulunamamıştı. Öldürülen erin ailesi, çocuklarının öldürülmesine dair etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkı ile işkence yasağının ihlal edildiğini belirterek AYM’ye başvurmuştu. Gerekçeli kararını bugün açıklayan mahkeme, hem işkence yasağının hem de yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verdi ve aileye 50 bin lira tazminat ödenmesinin yanı sıra yeniden yargılama yapılmasına hükmetti. Tutuklandığı gün hastaneye kaldırıldı O dönem zorunlu askerliğini er olarak yapan M.P. 27 Haziran 2005’te hırsızlığa teşebbüs suçlamasıyla tutuklanarak 6. Kolordu Komutanlığı 1. Sınıf Askerî Ceza ve Tutukevi Müdürlüğüne götürüldü. Aynı gün gördüğü işkence sebebiyle ve kafa ile genel vücut travması tanısıyla önce asker hastanesine sonra da Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine kaldırıldı, bir ay sonra, 27 Temmuz’da da hayatını kaybetti. Annesi Gülşen Polat ve babası Kenan Polat konuyla ilgili şikayetlerinde, oğullarının gardiyan odası olarak tabir edilen ve giyinme odası olarak kullanılan odada öldüresiye dövüldüğünü belirttiler. Bu sırada giyinme odasında H.G., R.G., N.E., M.K. ve E.K. adlı Askerî Ceza İnfaz Kurumu görevlileri (gardiyan piyade erler) bulunuyordu, tutuklulardan A.S. de odadaydı. “Kafasını dolaplara ve duvarlara vurdu” Ancak kurum yetkilileri M.P.’yi darp eden askerlerin ifadesini sadece tanık sıfatıyla aldı. Onlar da görevli astsubaya verdikleri ifadelerinde, “tutuklu elbisesi giymek istemeyen M.P.’nin saldırgan davranışlar sergilediğini, kafasını dolaplara ve duvarlara vurmaya çalıştığını, zor kullanmak durumunda kaldıklarını” ifade ettiler. Otopsi sonucunda “M.P.’nin genel vücut travması geçirdiği, ölümünün künt kafa travması sonucu olan beyin kontüzyonu, parankim içine kanama ve bunların komplikasyonları sonucu meydana geldiği” tespit edildi. “Kötü örnek olacak şekilde davrandı, kaos ortamı yarattı” Askerî Ceza İnfaz Kurumu yetkililerince düzenlenen tutanakta tarih de bulunmuyordu. Askerî Ceza İnfaz Kurumu Müdürünün düzenlediği ve yine tarihi olmayan tutanakta da “M.P.nin diğer tutuklu ve hükümlülere kötü örnek olacak şekilde davrandığı ve kaos ortamı yaratmaya çalıştığı” ifade edildi. “Soyundurdular don ile kaldık, çök-kalk yaptırdılar” Olay sırasında odada bulunan ve askeri kurumlara, gardiyanlarla benzer ifadeyi veren diğer tutuklu er A.S. tahliye edildikten sonra ise kendi yaşadıklarını şöyle anlattı: “Cezaevine girdik, bizi soyundurdular sadece don ile kaldık. Çök-kalk yaptırdılar, ayakta esas duruşta beklettiler. Gardiyanlardan H.G. yüzüme birkaç tokat vurdu. Diğer gardiyan R.G. 'onu bana bırak' dedi. Ameliyatlı olduğum kolumdan tutup geri çevirdi ve copla vurmaya başladı, ameliyatlı olduğumu söyledim bu arada o koluma da cop ile vurunca kolum kilitlendi beni soğuk suya soktular. Geri geldim esas duruşta bekledim. Ondan sonra bana bir şey yapmadılar.” “Sopa vurmanın şiddeti ile geriye doğru fırladı” A.S., öldürülen er M.P.’nin yaşadıklarını da şöyle ifade etti: “Gardiyan H.G. yan tarafımda bulunan M.P.yi önce copla dövmeye başladı bir süre dövdükten sonra M.P. can havli ile yüksekte bulunan pencereye doğru hamle yaptı, anladığım kadarı ile amacı pencereden bağırıp yardım istemekti, çok kötü dövüyorlardı. “H.G. gardiyan M.P.yi yakalayıp karşıdaki dolaplara çarptı, çok kuvvetliydi. M.P. dolaba çarpınca dolabın üstünden hemen hemen 1 metre boyunda 10 cm çapında üzerinde şafak yazıları ve isimler bulunan tahtadan bir sopa düştü. H.G. 'seni [sinkaf edecek] aleti buldum' dedi, yere düşen sopa ile o sırada esas duruşta beklemekte olan M.P.nin sırtına beline böbreklerine ensesine neresine gelirse vurmaya başladı. “M.P. benim yan tarafımda iken gardiyan sopayı iki eli ile birden tutup var gücüyle yukarıdan aşağıya doğru M.P.nin kafasına sağ kulağının üst tarafına vurdu, sopa vurmanın şiddeti ile geriye doğru fırladı. M.P.nin ağzından ve burnundan ve kafasından kan gelip yere yığıldı tekrar kalkmasını söyledi.” “Bırak ölecek, denince dövmeyi bıraktı” “M.P. güçlükle kalktı fakat sağa sola yalpalıyor ve ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Birkaç tekme ve copla vurduktan sonra suya sokun dedi. Orada bulunan diğer gardiyanlar suya sokup getirdiler geldikten sonra gardiyan tekrar vurmaya başladı. Dayak bir müddet devam etti tekrar suya sokup getirdiler tekrar dövmeye devam etti. “Bir müddet vurduktan sonra M.P.nin yalpaladığını ve ayakta duracak halinin olmadığını, ayrıca kafası burnu ve ağzından kan geldiğini gören R.G. gardiyan, H.G.’ye 'bırak ölecek bak' deyince dövmeyi bıraktı ve yorgun ve terli bir vaziyette koltuğuna oturdu.” “‘Kafasını …, atın nezarete’ diye gülüp gittiler” A.S. kendisini de aynı şekilde dövecekleri korkusuyla gardiyanların her söylediğini yaptığını ve ilk ifadesinde o sebeple “M.P.’nin kafasını dolaplara vurduğunu” söylediğini de ekledi. Ardından M.P.’yle aynı hücreye konduğunu, revircinin gardiyanlara ‘niye bu kadar dövdünüz kafasını kırdınız’ dediğini aktardı, “Gardiyan H.G. de revirciye ‘kafasını [sinkaf edeyim] atın nezarete’ dedi ve gülüp gittiler” diye konuştu. Rütbelilerin hepsi beraat etti Adana Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianame ile gardiyanlar, Askerî Ceza İnfaz Kurumu Müdürü ve diğer bazı görevlilere dava açıldı. Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada M.P.nin ölümüne neden olan olayın yaşandığı dönemde Askerî Ceza İnfaz Kurumunda görev yapan rütbeli askerlerin “olayın mesai saatleri dışında yaşanması” sebebiyle işkence suçundan beraatına karar verildi. Mahkeme, gardiyanlardan bazılarına ise kasten yaralama suçundan verdiği müebbet hapis cezasına iyi hal indirimi uygulayarak 25 yıl hapse çevirdi. “Cezaevinde işkence sistematik hale gelmişti” M.P.’nin anne ve babası temyiz ettikleri dosyada, “kararın eksik inceleme sonucu verildiğini, işkence suçunun oluşabilmesi için işkencenin sistematik olarak uygulanmasının gerekmediğini, kaldı ki birçok tanık anlatımından Askerî Ceza İnfaz Kurumundaki uygulamanın sistematik hâle geldiğinin anlaşıldığını, oğullarının işkence sonucu öldüğünü, sanıkların öldürme kastı olmayıp amaçlarının işkence etmek olduğunu” belirttiler. Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararı onayınca AYM’ye başvurdular. “Gizli anlaşmalar yapılmasına neden oldu” AYM gerekçeli kararını bugün açıkladı ve olayla ilgili soruşturmanın bağımsız yürütülmediğine dikkat çekti: “Askerî Savcılığın olaya on gün sonra el koymasının olaya karıştığından şüphelenilen bazı kişilerin bu arada gizli anlaşmalar yapmasına, olayın fail ya da faillerinin ifadelerinin sıcağı sıcağına alınamamasına, olay yerinin olduğu gibi muhafaza edilememesine hatta olayda kullanıldığı ileri sürülen sopanın belli bir süre depo olarak adlandırılan yerde saklanmasına neden oldu.” Kamera görüntüleri beş yıl sonra araştırıldı Kararda ayrıca, “olayın yaşandığı dönemde Askerî Ceza İnfaz Kurumunda herhangi bir kamera sisteminin bulunup bulunmadığının olaydan yaklaşık beş yıl geçtikten sonra araştırıldığı” ifade edildi. AYM, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile işkence yasağının maddi ve usul yönünden ihlal edildiğine hükmetti ve “kararın, yaşam hakkı ile işkence yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine”, M.P.’nin ailesine de 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti. (Ayça Söylemez)
  13. Bir ceza davasında birden fazla sanık hakkında beraat kararı verilmesi halinde: her bir sanığın, hakkında yürütülen kamu davasının açılmasında kendi kusurunun olmaması şartıyla, tek bir avukatla temsil edilseler dahi mahkemeler, sanıklar lehine hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT'de yazılı maktu vekalet ücreti miktarınca, her sanık için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. 22.10.2019 tarihinde, Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/33104 Esas ve 2019/13267 Karar sayısında verdiği karar KARAR METNİNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ!
  14. Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi. Haber içeriğimizde, düzenlemelere ve Komisyonun 07.10.2019 tarihli oturumuna ilişkin tutanaklara ulaşabilirsiniz! Adalet Komisyonunun 07.10.2019 tarihli oturumuna ilişkin oturum tutanağı Pasaport düzenlemesi Teklif, baro levhasına kayıtlı ve en az 15 yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport verilebilmesine imkân tanıyor. Ancak avukatların haklarında, Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma bulunmaması şartı aranacak. Teklif, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum, gruplara, terör örgütlerine üyeliği, iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem tesis edilenler ile suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle pasaportları iptal edilen ya da pasaport talepleri reddedilenlere yönelik düzenleme içeriyor. Haklarındaki idari veya adli işlemler lehine sonuçlansa da pasaportları iptal edilenler veya pasaport verilmesi talepleri reddedilenlere, belirli koşulların bulunması durumunda kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaportları verilebilecek. Bu maddeden OHAL kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler, OHAL Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK’nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 5. maddesi ve 375 sayılı KHK’nin geçici 35. maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler, mahkemelerce yurt dışına çıkmaları yasaklananlar hariç olmak üzere pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlar yararlanacak. Ancak haklarında aynı nedenlerden dolayı; devam etmekte olan herhangi bir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma bulunmaması, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilmesi, mahkumiyet kararı bulunanlardan cezasının tümüyle infaz edilmesi veya ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi şartları aranacak. Hukuk mesleklerine giriş sınavı Avukatlık staj ve noterlik staj başvurularında Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nda başarılı olma şartları aranacak. İlgili kanunlarda belirtilen şartlara ek olarak; hakim adaylığı sınavına girmek ve avukatlık veya noterlik stajına başlamak için Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nda veya İdari Yargı Ön Sınavı’nda başarılı olmak şartı gerekecek. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’na, hukuk fakültesinden mezun olanlar ile yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye’deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarılı olmak suretiyle denklik belgesi alanlar girebilecek. Sınav yılda en az bir defa yapılacak. İdari Yargı Ön Sınavı’na, hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az 4 yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlar girebilecek. Sınav, 2 yılda en az bir defa olacak şekilde diğer sınav gibi Adalet Bakanlığı ile imzalanacak protokole göre Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) yapılacak. Sınavlar test şeklinde olacak, en az 100 soru yöneltilecek ve 100 puan üzerinden en az 70 puan alanlar başarılı sayılacak. 3 ay içinde karara bağlanacak Aynı veya farklı bölge idare mahkemesi dairelerince benzer olaylarda verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki aykırılık veya uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin gerekçeli istemler, uyuşmazlığın konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri kurullarınca 3 ay içinde karara bağlanacak. Aykırılık veya uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak verilen kararlar kesin nitelikte olacak. Hukuk yargılamasında uygulanan ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasına dair hükümler, idari yargıda da uygulanacak. Aday sayısının yüzde 20’sini geçemeyecek İdari yargı hakim adaylığına hukuk fakültesi mezunu olmayanlar arasından yapılacak atamalarda, alan ve sayı sınırlaması getiriliyor. Siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarından mezun olanlar, hakim adaylığına atanabilecek. Ancak bu kişilerden atananların sayısı, her dönemde atanacak toplam aday sayısının yüzde 20’sini geçemeyecek. Hukuk fakültesi mezunlarının Adli veya İdari Yargı Hakim Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavı’na girebilmeleri için Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nda; hukuk fakültesi mezunu olmayanların İdari Yargı Hakim Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavı’na girebilmeleri için İdari Yargı Ön Sınavı’nda başarılı olmaları gerekecek. Adli yargı hakim adaylığı yazılı yarışma sınavı alan bilgisi konuları arasında iş hukuku da yer alacak. Mülakat kurulu 7 üyeden oluşacak Mülakat Kurulunun üye sayısı 5’ten 7’ye çıkarılacak, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreteri ile Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulundan bir üye de kurulda bulunacak. Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulunda; Yargıtay veya Danıştay mensubunun birden fazla olması halinde bu kişiler arasından, Yargıtay veya Danıştay mensubu bulunmaması halinde kurulda görev yapan hâkim ve savcılar arasından her sınav için Danışma Kurulu'nca, üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla, sınavın türüne göre bir asıl üye Mülakat Kurulu'na seçilecek. Teklif, Türkiye Adalet Akademisi'nde ders verenlere ödenecek ders ücretlerini de düzenliyor. Akademiye öğretim elemanı olarak atanan veya görevlendirilen hakim ve savcılar ile Yükseköğretim Kanunu hükümlerine göre akademide görevlendirilen öğretim elemanlarına haftalık 10 ders saatini aşan kısım için ders ücreti ödenecek. Akademide ders vermekle görevlendirilen Yargıtay ve Danıştay üyeleri, hakim, savcılar, avukatlar, noterler ve alanında uzman kişiler, verdikleri her ders için ders ücreti alacak. Akademide ders verenlerden üniversite öğretim elemanı olmayanlar bakımından birinci derecede olanlar için profesörlere, ikinci derecede olanlar için doçentlere, üç veya daha aşağı derecede olanlar ile kamu görevlisi olmayanlar için öğretim görevlilerine, Yükseköğretim Personel Kanunu’na göre ödenen kadar ders ücreti ödenecek. Üniversite öğretim elemanlarının akademide ders vermesini sağlamak amacıyla bu kişilere Yükseköğretim Personel Kanunu’na göre ödenenin bir kat fazlası ders ücreti ödenmesi de öngörülüyor. "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak" Teklife göre, haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak. Teklifle, uzmanların aile mahkemesi bünyesine atanmaları usulünden vazgeçiliyor, adliyelerde kurulacak müdürlükler bünyesine alınıyor. Aile mahkemelerinde, Adalet Bakanlığınca adliyelerde görevlendirilen psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan yararlanılacak. Tutukluluk süresi Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemeyecek. Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Teklife göre, uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçlarda, ön ödeme miktarı birer ay ara ile üç eşit taksitle ödenebilecek. Taksitlerin süresinde ödenmemesi halinde ön ödemenin gereğinin yerine getirilmediği kabul edilecek ve soruşturmaya devam edilecek. İfade ve beyan düzenlemesi Cinsel saldırı ve cinsel istismar suçu mağdurlarının ifade ve beyanlarının hukuka aykırı olarak başkalarına verilmesi veya yayılması veyahut başkalarınca ele geçirilmesi fiilleri, söz konusu suçun nitelikli hali olarak kabul edilecek ve ceza bir kat artırılacak. Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemeyecek ancak Türk Ceza Kanunu’nun 2. kitap 4. kısmında yer alan “devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar ve devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk; Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar” bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olacak, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilecek. Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanacak. Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, cumhuriyet savcısı, üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilecek. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara itiraz edebilecek. Bu madde hükümleri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar, kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar ile asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hakkında uygulanmayacak. İade edilecek iddianameler Düzenleme ile iade edilecek iddianameler şöyle belirlendi: - Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianameler. - Ön ödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen iddianameler. - Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen iddianameler. Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adli tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması halinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak. Beyanlar uzmanlar aracılığıyla alınacak Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınacak. Çocuk istismarı Cinsel istismar mağduru olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınacak. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınacak. Kovuşturma evresinde ise ancak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hakim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecek. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülki sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle işlemler yerine getirilecek. Beyan ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranacak. Kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacak. Seri muhakeme usulü yargı sistemine dahil ediliyor Teklifle, seri muhakeme usulü yargı sistemine dahil ediliyor. Soruşturma evresi sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanacak. Seri muhakeme usulü, TCK’de yer alan, hakkı olmayan yere tecavüz; genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması; trafik güvenliğini tehlikeye sokma; gürültüye neden olma; parada sahtecilik; mühür bozma; resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan; kumar oynanması için yer ve imkan sağlama; başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçları ile Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun, Orman Kanunu; Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun; Kooperatifler Kanunu’nda yer alan bazı suçlarda uygulanacak. Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirecek. Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilecek ve şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul etmesi halinde bu usul uygulanacak. Cumhuriyet savcısı, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirleyecek. Sonuç olarak belirlenen hapis cezası, cumhuriyet savcısı tarafından koşulları bulunması halinde Türk Ceza Kanunu’na göre seçenek yaptırımlara çevrilebilecek veya ertelenebilecek. Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmeyecek. Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep edecek. Mahkeme, şüpheliyi müdafi huzurunda dinledikten sonra eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kuracak; aksi takdirde talebi reddedecek ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı cumhuriyet başsavcılığına gönderecek. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılacak. Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hallerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamayacak. Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi halinde seri muhakeme usulü uygulanmayacak. Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hallerinde uygulanmayacak. Resmi mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması halinde seri muhakeme usulü uygulanmayacak. Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilecek. Basit yargılama usulü Teklifle, yargı sistemine dahil edilmesi öngörülen ikinci düzenleme ise “basit yargılama usulü.” Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilecek. Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame, sanık, mağdur ve şikayetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını 15 gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenecek. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilecek. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilecek. Beyan ve savunma için verilen süre dolduktan sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın ve cumhuriyet savcısının görüşü alınmaksızın hüküm kurulacak. Mahkumiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilecek. Mahkemece, koşulları bulunması halinde kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilebilecek veya hapis cezası ertelenebilecek ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek. Hükümde, itiraz usulü ile itirazın sonuçları belirtilecek. Mahkemece gerekli görülmesi halinde bu madde uyarınca hüküm verilinceye kadar her aşamada duruşma açmak suretiyle genel hükümler uyarınca yargılamaya devam edilebilecek. Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik halleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmayacak. Basit yargılama usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla işlenmiş olması halinde uygulanmayacak. Basit yargılama usulünde itiraz Basit yargılama usulünce verilen hükümlere karşı itiraz edilebilecek. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşecek. İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece duruşma açılacak ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacak. Taraflar gelmese bile duruşma yapılacak ve yokluğunda hüküm verilebilecek. Seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulüne ilişkin hükümler 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren uygulanacak. 1 Ocak 2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmayacak. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla; kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda kamu davasının açılmasının ertelenmesi hükümleri uygulanmayacak. Ayrıca, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda suçun bu kanunla uzlaştırma kapsamına alındığı gerekçesiyle uzlaştırma usulü uygulanmayacak. Hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda suçun bu kanunla ön ödeme kapsamına alındığı veya taksit imkanı getirildiği gerekçesiyle ön ödeme hükümleri de uygulanmayacak. “İş ve çalışma hürriyetinin ihlali; güveni kötüye kullanma; suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi” suçları da uzlaştırma kapsamına alınıyor. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen başka bir suçla “aynı mağdura karşı” işlenmiş olması halinde uzlaştırma hükümleri uygulanmayacak. Temyiz edilebilecek kararların kapsamı genişletiliyor Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilebilecek kararlarının kapsamı genişletiliyor. Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi. Teklifi ile bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma açmaksızın esastan ret kararı verebileceği kararların kapsamı genişletiliyor. Buna göre, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince duruşma açılmaksızın, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ya da şahsi cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hallerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilecek. Teklifle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma yetkisine yenileri ekleniyor. Bölge adliye mahkemesi, soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması halinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verebilecek. Teklifle, istinaf aşamasında uygulanması kabul edilen istisnai hükümlerin kapsamı genişletiliyor. Buna göre sanık, müdafi, katılan ve vekilinin davetiye tebliğ olmasına rağmen duruşmaya gelmemesi halinde duruşmaya devam edilerek sanığın sorgu tutanakları anlatılmak suretiyle dava yokluklarında bitirilebilecek. Sanık hakkında verilecek ceza, ilk derece mahkemesinin verdiği cezadan daha ağır ise her durumda sanığın dinlenmesi gerekecek. Teklifle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilebilecek kararlarının kapsamı genişletiliyor. Teklife göre, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hakaret, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit, suç işlemeye tahrik, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, kanunlara uymamaya tahrik, cumhurbaşkanına hakaret, devletin egemenlik alametlerini aşağılama, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve devletin kurum ve organlarını aşağılama, silahlı örgüt, halkı askerlikten soğutma suçları nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilecek. Ayrıca, Terörle Mücadele Kanunu’nun, terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını basmak veya yayınlamak suçları ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenlemek, yönetmek ve katılmak suçları, kanuna aykırı propaganda vasıtaları ve suç işlemeye teşvik ile direnme suçları nedeniyle de verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları da temyiz edilebilecek. Düzenleme, kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün içinde talep etmek koşuluyla aynı suçlarla ilgili olarak bölge adliye mahkemelerince verilmiş kesin nitelikteki kararlar hakkında da uygulanacak. Cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derece mahkemesince değerlendirilecek. Teklifle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı yapılan itirazların öncelikle kararı veren ceza dairesi tarafından incelenmesi, dairenin itirazı yerinde görürse kararını düzeltmesi, yerinde görmez ise itirazın ceza daireleri başkanlar kurulu tarafından incelenmesi için bu kurula gönderilmesi sağlanıyor. Kurula gönderilen itiraz dosyası hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanacak. Dairenin itirazı yerinde görmemesi üzerine başkanlar kurulunun itiraz hakkında vereceği kararlar ise kesin nitelikte olacak. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapacak. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenecek. Düzenlemeyle yapılan değişiklikler, kanunun yayımlandığı tarihten önce itiraz yoluna başvurulup reddedilmiş olan itirazlar hakkında uygulanamayacak. İnfazın ertelenmesi ve durdurulması Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nda yapılan değişiklikle infazın ertelenmesine ilişkin nedenler arasına yeni bir neden ekleniyor. Buna göre, bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturmalarda verilen kararların sanık lehine olması halinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma imkanı varsa bu sanıkların da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanması ile hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisini düzenleyen maddenin uygulanma imkanı bulunduğu hallerde hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesine veya durdurulmasına ilişkin karar verilmesi istenebilecek. Karar verilmeden önce cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmesi istenebilecek. Karar, duruşma açılmaksızın verilecek ve bu karara karşı itiraz yoluna gidilebilecek. Erteleme veya durdurma talebinin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilecek. Çocuk Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikle, kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin hapis cezalarının üst sınırı 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından 5 yıl olarak uygulanacak. Teklifle, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nda yapılan değişiklikle, bazı suçlarda verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilecek. Ancak teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilecek. (Kaynak)
  15. Aile mahkemeleri, tüketici mahkemeleri ve çocuk mahkemelerinin görev alanına giren davalar ve işler, vesayet davaları ve işleri ile bu davalara bağlı kanun yolları, iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk ve bunlara bağlı ilamlı icra takipleri kapsamında verilecek avukatlık hizmetlerinde KDV % 18’den % 8’e indirildi. Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 1594 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin 02.10.2019 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
  16. Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı uygulanan gecikme zammı oranı, Cumhurbaşkanı Kararı ile % 4 oranından %2 oranına düşürüldü. Resmi Gazete'nin 02.10.2019 tarihli sayısında yayınlanan 1592 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan gecikme zammı oranının, her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere % 2 olarak belirlendi. Cumhurbaşkanı, 6183 Sayılı Kanunun 51 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre gecikme zammı oranını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar indirmeye, oranı ve asgari tutarını iki katına kadar artırmaya, aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkili.
  17. Trabzon E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 32 gün tutuklu kalan, 10 Kasım 2015’te, kantinden aldığı çamaşır ipiyle kendini asan 14 yaşındaki Emirhan Nas’ın tutuklanmasının hukuki olmadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesi anne Semra Omak tarafından Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuru sonucunda; Anayasa Mahkemesi'nce tutukluluğun ölçülü olmadığına karar vererek kişi hürriyeti ve ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verildi. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde tutuklama kararında başvurucunun oğlunun çocuk olduğunun dikkate alındığına dair herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği; Sulh Ceza Hakimi tarafından ileri sürülen gerekçelerin tutukluluk tedbirinin -başvurucunun oğlunun yaşı bakımından - özellikle iç hukukun gerektirdiği üzere son çare olarak kullanıldığının düşünülmesine imkan vermediğini belirtti. Resmi Gazete'nin 10.09.2019 tarihinde yayınlanan Anayasa Mahkemesinin tam metnine BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ!
  18. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılandığı davada 9 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun altı yıl önce sosyal medyadan yaptığı paylaşımlar nedeniyle yargılandığı davanın üçüncü duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme beş ayrı suçlamadan toplam 9 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetti. Kaftancıoğlu “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama”, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” , “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyordu. Duruşma öncesinde adliye önüne gelen CHP’nin 80 il başkanı ortak açıklama yaptı. Açıklamada “Soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden toplumsal muhalefete gözdağı verilmek için açılan bu dava, ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı açıkça bir darbedir” denildi. İmamoğlu'ndan destek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu çok sayıda kişi Kaftancıoğlu’na destek vermek için adliyeye geldi. Bugün görülen duruşmada Kaftancıoğlu’nun 18 Temmuz’da görülen ikinci duruşma öncesinde okuduğu şiir de dosyaya dahil edildi. Kaftancıoğlu ikinci duruşma öncesinde Nazım Hikmet'in şu şiirini okumuştu: "Sen bu kavgada bir nokta bile değil, bir küçük, eğri virgül, bir zavallı vesilesin. Ben, kızabilir miyim sana? Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir bir posta tatarına, bir emir kuluna sövmek, efendisine kızıp uşağını dövmek" Erdoğan’ın avukatı üst sınırdan cezalandırılmasını istedi Duruşmanın başlamasıyla katılan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın vekili Ferah Yıldız, mütalaaya katıldıklarını belirterek, Kaftancıoğlu’nun duruşmadaki hal ve hareketlerinden ötürü iyi hal indirimi uygulanmamasını ve en üst sınırdan ceza verilmesini talep etti. Kaftancıoğlu: Hakikat hepimizi özgürleştirecek Kaftancıoğlu ise “Cumhurbaşkanına hakaret etmedim, etmem. Kim ne derse desin Mustafa Kemal Atatürk’ün oturduğu koltuğa saygısızlık etmek kimsenin hakkı ve haddi değildir. İl başkanı olarak devleti alenen ya da perdeli olarak aşağılamam düşünülemez. Terör örgütü propagandası yapmadım, yapmam. TV programında terör örgütü propagandası yaptıysam incelenir ama yok. "Hakikati ortaya çıkarmak sorumluluğunuz var" “Hakikati ortaya çıkarmak için benden çok sizin sorumluluğunuz var. Söylediklerimi teşvik ve tahrik olarak algılamak insanları kine sürüklemektir. Cumhurbaşkanına hakaret; kimi zaman bağlarından koparılarak, kimi zaman da söylediklerimin suç olarak algılanması iddia makamı tarafından ifade edilerek gerçeklerden uzaklaşılmıştır. “27 yıl bile cezalandırılacak olsam hakikati söylerim. Sizler de hakikati arayın, ona yaklaştığınızda özgürleştiğinizi hissedeceksiniz. Bu hakikat hepimizi özgürleştirecek. Emin olduğun en temel gerçek özgürlüğü ve yaşamayı bağımsız olarak savunmaktır.” Avukatlar: Siyasi kişiliğinden dolayı yargılanıyor Kaftancıoğlu savunmasını bitirmesinin ardından avukatları söz aldı. Kaftancıoğlu’nun siyasi kişiliğinden dolayı hukuki olmayan siyasi bir yargılama yapıldığını dile getiren avukatlar, hukuksuz bir soruşturma süreci yapıldığını söyledi ve tweet'lerin paylaşıldığı dönemin koşullarının ve bağlamlarının araştırılmasını talep etti. Avukatlar söyle devam etti: “15 Temmuz ile alakalı atılan tweetin köprü üzerinde öldürülen askerle alakalı olduğu aşikardır. “Müvekkilimizin halkı kin ve suça teşvik ettiğine yönelik yeterli kanıt bulunmamaktadır. İddianame hukuken sakattır. Mevcut iddianameyle yargılamanın yapılması hukuka aykırıdır. “Müvekkilimizin yargılanmasına ve şüpheli ilan edilmesine sebep veren rapor tamamen hukuka aykırı delillerle hazırlanmıştır. “Cumhuriyet Savcısı sanığın lehine ve aleyhine olan kanıtları toplamakla hükümlüdür yani sanığın da hakkını korumakla hükümlüdür. Müvekkilimizin sosyal medya paylaşımları ifade özgürlüğü kapsamındadır. Esas hakkında mütalaada hukuka dair hiçbir şey yer almamaktadır. Müvekkilimizin savunması dinlenmemiştir ve araştırılmamıştır. Verilen beş dakikalık aranın ardından devam eden duruşmada mahkeme heyeti ilgili televizyon kanalının görüntülerinin incelenmesi talebini reddetti. "Bu dava hak ihlalleri içeriyor" Savunmasına devam eden Kaftancıoğlu'nun avukatı "Akıldan şiir geçtiği için şiiri dosyaya kuruyorsunuz. Akılda geçeni ceza hukuku çerçevesinde değerlendirip cezalandırmayı amaçlıyorsunuz. İlgili televizyon programını kim çözümledi? Kim dosyaya koydu? Bunu bilmiyoruz" dedi ve şöyle devam etti: "Anlayışların cezalandırılmasına yönelik bir hukuk oluşturuyorsunuz. Hukuk yoluyla bir vatandaşı düşman sayarak tehlikenin tehlikesi pozisyonu yaratıp yargılamaya çalışıyorsunuz. Hukukun üstünlüğü bu tarz uygulamaları reddeder. Usül olarak bu süreç müvekkilimizin başarısına karşı bir cezalandırma davasıdır. "Devlet ne yazık ki kendisine muhalif olan siyasi aktörleri bu şekilde susturma yoluna gitmektedir. Müvekkilimizin sosyal medya paylaşıma karşı açılan bu dava tamamen hak ihlalleri içermektedir. Tüm savunmalarımız göz önüne alınarak müvekkilimizin beratının talebini istiyoruz." Kaftancıoğlu: O kaybetti biz kazandık Avukatların savunmasının ardından Mahkeme Başkanı Kaftancıoğlu'na son sözünü sordu. Karar ne olursa olsun düşücelerimden ve söylediklerimden vazgeçmeyeceğim çünkü biz mevsimi başladı o kaybetti biz kazandık. Asla son sözüm olmayacak. O kaybetti, biz kazandık, 80 milyon kazandı. (BiaNet)
  19. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminden sonra ihraç edilen hakim ve savcı sayısını 3 bin 908 olarak açıklamıştı Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK), dün internet sitesinde, 20 bin 719 hakim ve savcının görev yaptığını açıkladı. 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin yaşandığı dönemde ise 15 bin 304 hakim ve savcı görev yapıyordu. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 2019 yılının başında 3 bin 908 hakim ve savcının FETÖ ile ilişkili olduğunu ifade ederek ihraç edildiğini açıkladı. Buna göre, 15 Temmuz'dan bu yana en az 9 bin 323 yeni hakim ve savcı alımı yapıldı. Yani, yargıda görev yapan 20 bin 719 hakim ve savcının yüzde 45'inin meslekte görev yaptığı süre 3 yıl veya daha az. 14 bin 131 hakim 6 bin 588 savcı HSK'nın internet sitesinde, görevde olan hakim ve savcı sayısı 20 bin 719 olarak belirtilirken, bunun 14 bin 131'inin hakim, 6 bin 588'inin ise savcı olduğuna dikkat çekildi. 7 bin 423 kadın 13 bin 296 erkek hakim ve savcı var 13 bin 296 erkek, 7 bin 423 kadın hakim ve savcının görev yaptığı da HSK'nın sitesinde açıklanan istatistiklere yansıdı. Erkek savcı sayısı 6 kat fazla Erkek hakim sayısı 7 bin 655, kadın hakim sayısı 6 bin 476 olarak belirlenirken, erkek savcı sayısının 5 bin 641, kadın savcı sayısının 947 olduğu ifade edildi. Yargıtay Başkanı: 4 bin 561 hakim ve savcı hakkında FETÖ soruşturması yapıldı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde geçen pazartesi günü yapılan ve tartışmalara neden olan adli yıl açılışında, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, ilk derece mahkemelerde görev yapan 4 bin 561 hakim ve savcı hakkında FETÖ soruşturması başlatıldığını belirtmişti. Cirit, soruşturma başlatılanlardan 3 bin 495 hakim ve savcı hakkında ise FETÖ üyesi olmaktan dava açıldığını söylemişti. Yargıtay Başkanı, dava açılan 534 hakim ve savcının beraat ettiğini, bin 344 kişinin ise mahkum olduğunu ve bin 617 kişinin ise yargılamasının sürdüğünü sözlerine eklemişti. Cirit geçen yıl meslek kıdemine dikkat çekmişti Yargıtay Başkanı, geçen yıl adli yıl açılışında yaptığı konuşmada, yalnızca Yargıtay'da görev yapan bine yakın tetkik hakiminin yarısından fazlasının 5 yılın altında meslek kıdemine sahip olduğunu söylemişti. CHP'li Yarkadaş "113 AK Partili avukat hakim ve savcı yapıldı" demişti Cumhuriyet Halk Partisi'nin 26. Dönem Milletvekili Barış Yarkadaş, geçen yıl yaptığı açıklamada, AK Parti teşkilatlarında görev yapmış 113 avukatın, hakim ve savcı yapıldığını duyurmuştu. independentturkish
  20. Anayasa Mahkemesi, (AYM) infaz ve koruma memurluğu sınavını kazanan bir gencin 18 yaşından küçükken işlediği suça ilişkin sabıka kaydının emniyet tarafından adalet komisyonuna göndermesinin “özel hayatın gizliliğinin ihlali” olduğuna hükmetti. Anayasa Mahkemesi, (AYM) infaz ve koruma memurluğu sınavını kazanan bir gencin 18 yaşından küçükken işlediği suça ilişkin sabıka kaydının emniyet tarafından adalet komisyonuna göndermesinin “özel hayatın gizliliğinin ihlali” olduğuna hükmetti. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nin bireylerin özel hayatına saygı hakkının güvencelerini sağlayacak hükümlerden yoksun olduğu, kanunilik şartını taşımadığı ifade edilen kararda, kanunun ve yönetmeliğin “kişilerin yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuralları içermediği” vurgulandı. Cumhuriyet'ten Alican Uludağ'ın haberine göre, F.S’nin 18 yaşından küçükken hırsızlık suçundan aldığı adli para cezasına ilişkin kararı Kocaeli Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı’na gönderildi. Komisyon Başkanlığı, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif-evleri Genel Müdürlüğü’ne, başvurucunun devlet memurluğuna atanacaklarda aranan şartları taşımadığı ve istihdam edilmesinin uygun olmayacağı yönünde görüş bildirdi. F.S’nin bireysel başvurusunu inceleyen AYM başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Bunun üzerine Yüksek Mahkeme, kararın bir örneğini, atama işleminin iptali talebini reddeden idare mahkemesine gönderek, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını istedi. Böylece gence infaz koruma memurluğu yolu yeniden açılacak.
  21. İçişleri Bakanlığı 19 Ağustos 2019 pazartesigünü Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk ve Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Bedia Özgökçe Ertan'ın haklarında soruşturma yürütüldüğü gerekçesiyle görevden alındıklarını duyurmuştu. Diyarbakır'a Diyarbakır Valisi Güzeloğlu, Mardin'e Mardin Valisi Yaman, Van'a Van Valiis Bilmez belediye başkan vekili olarak görevlendirildi. İçişleir Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Belediyeler ülkemizin diğer bölgelerinden ayrı br yönetim modelinin parçası haline getirmeye çalışarak Anayasamızın 3. maddesinde açıkça tanımlanan, ülkemizin devlet ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden bir araç olarak kullanmışlardır" denildi. İlgili Mevzuat Hükümleri Belediyelere kayyum atanmasının yolu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte 4 Eylül 2016'da çıkarılan 674 sayılı KHK'da 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45. maddesine yapılan eklemeyle açılmıştı. 5393 Sayılı Belediye Kanunu Madde 45- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır. Meclis, birinci başkan vekilinin, onun bulunmaması durumunda ikinci başkan vekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanarak; a) Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan, b) Başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekili, Seçer. (1) 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu bentte yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik" şeklinde değiştirilmiştir. 9483 (Ek fıkra: 15/8/2016-KHK-674/38 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/34 md.) Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür. Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclis üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, belediye başkanı veya başkan vekili seçilmiş olur. Oyların eşitliği durumunda kur'a çekilir. Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca başkan vekili seçildikten sonra belediye başkanlığının (a) bendinde belirtilen nedenlerle boşalması durumunda bu maddeye göre belediye başkanı seçilir. Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış ya da tutuklanmış olan başkan göreve dönünceye kadar görev yapar. Belediye başkanı veya başkan vekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkan vekili, bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür. Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç onbeş gün içinde tamamlanmadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanır. MADDE 46 - Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. https://www.youtube.com/watch?v=4xwQWuQwmhU HDP Eş Genel Başkanı Temelli'den kayyum tepkisi Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevden uzaklaştırılmasının ardından Ankara'da basın toplantısı düzenleyen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, "Demokratik siyaset içinde kalarak meşru mücadele hakkımızı kullanacağız" dedi. Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılma gerekçelerini "uydurulmuş ve hukuken hiçbir karşılığı olmayan" ifadesiyle tanımlayan Temelli, iktidarın hukuken de siyaseten de iktisaden de meşruiyet zeminini yitirdiğini söyledi. "Bu saldırı yalnızca bize yönelik, HDP belediyelerine yönelik, HDP eşbaşkanlarına yönelik bir saldırı değildir. Bu saldırı Türkiye halklarına bir saldırıdır. Bu saldırı demokrasiye rıza göstermiş, demokraside buluşmuş insanlara bir saldırıdır... Türkiye’nin her yerindeki seçilmişlere yönelik bir saldırıdır" diyen Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü: "O yüzden de tüm Türkiye'ye sesleniyoruz: Şimdi tam da demokrasiden yana, demokratik siyasetten yana inisiyatif alma zamanıdır. Halkın, halkların, Türkiye toplumunun iradesine sahip çıkma zamanıdır... Gelin demokratik siyaset zemininde geçmişte olduğu gibi yine buluşalım." "Hesap soracağız" 31 Mart seçimlerinden sonra yapılan uygulamalara "gerekli cevabı" 23 Haziran'da verdiklerini belirten HDP Eş Genel Başkanı, "Nasıl ki o zaman halkın iradesi en güçlü şekilde sandıktan çıkarak kendini göstermişse yine gösterecektir" diye ekledi. Temelli, "Türkiye kamuoyuna tüm Türkiye’deki siyasi partilere, STK’lere, sendikalara, insan hakları derneklerine ve tüm kamuoyuna bir kez daha sesleniyoruz: Şimdi demokrasi zemininde, demokratik siyaset zemininde, demokrasi mücadelesinde buluşma zamanıdır. Asla bu zemini terk etmeyeceğiz. Dün olduğu gibi bugün de yarın da bu zemin içinde kalarak, demokratik siyaset içinde kalarak meşru mücadele hakkımızı kullanacağız" ifadesini kullandı. Temelli, HDP Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ve milletvekillerinin de yer aldığı basın toplantısındaki konuşmasında, "Bu iktidar demokrasiden kaçıyor ama biz demokrasi mücadelesi ile bu iktidarın peşindeyiz. Mutlaka ama mutlaka bu iktidarın yaptıklarından hesap soracağız" dedi. (Kaynak) CHP Genel Merkezi’nden kayyum açıklaması CHP Genel Merkezi’nden İçişleri Bakanlığı’nın 3 büyükşehirn belediye başkanlarının görevden alınarak yerine kayyum atanması ile ilgili açıklama geldi. CHP Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, kararın hukuki değil siyasi olduğunu belirterek, “Anayasaya göre kimse ispatlanana kadar suçlu sayılmaz. Sandık hukukuna vurulan her darbe Türkiye'ye vurulmuştur” şeklinde konuştu. CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın açıklamalarından satır başları şöyle: “Ülkemizde belediye başkanı olmanın koşulları bellidir. Hukukun üstünlüğü yok sayılmıştır. Darbe döneminde ne yapıldıysa bugün de aynısı yapılmıştır. Belediye başkanlarının görevden alınması kararı hukuki değil siyasidir. Anayasaya göre kimse ispatlanana kadar suçlu sayılmaz. Sandık hukukuna vurulan her darbe Türkiye'ye vurulmuştur. Demokrasilerde kural açıktır. Seçimle gelen seçimle gider, seçimle gelen kayyumla gidecekse sandık anlamını kaybeder. Millet iradesiyle inatlaşılmaz. CHP, seçilen belediye başkanları yerine kayyum atanmasına, seçilmiş Başbakan Davutoğlu'nun istifaya zorlanmasıyla aynı tepkiyi verir. Biz adalet ve demokrasinin tarafındayız” (Kaynak) İYİ Parti’den kayyum açıklaması "TERÖRE MÜSAMAHA GÖSTERİLMEMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUZ" İYİ Parti’nin en önemli önceliği Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milletidir. Terörle Mücadeledeki kararlılığımız, “Hukukun Üstünlüğü” ve “Hukuk Devleti” ilkelerine olan bağlılığımız kadar kesin ve tavizsizdir. Devletimizin nasıl ve hangi bedeller ödenerek kurulduğunu bilen, Hangi bedelleri ödeyerek milletimizi, devletimizi bir ve beraber ayakta tuttuğumuzun idrakinde olan bir Parti olarak; terörden medet uman, öven, seven, metheden, birliğimizi dirliğimizi bozan hiçbir eyleme bu aziz vatanda müsamaha gösterilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Demokrasi ve Hukuk, millet iradesinin tecelli etmesinin en önemli aracı ve teminatıdır. Bununla birlikte; seçilmiş olmak, seçilenlere suç işlemek ve hukuka uymamak imtiyazı tanımaz. Teröre ve teröre destek verenlere gerekli ceza verilmeli fakat bu süreçte alınan idari kararlar ve yapılan idari işlemler doğruluk karinesi ile devlete ve hukuka olan itimadı sarsmamalıdır. "MESULİYET BİZZAT İKTİDARINDIR" İdarenin bazı eylemleri terör ve teröre destek verenlere gerekli ceza verilmesi şeklinde beyan edilmişse, yapılan idari işlemler doğruluk karinesi ile hukuku sarsmayacak şekilde yapılmalıdır. Eğer bazı belediye başkanları görevden alınmasına sebep olan olaylar son beş ay içinde gerçekleşmişse bunun somut ve hukuki argümanlarla halka açıklamak iktidarın görevidir. İyi hal kağıdı verdiğiniz, seçmen listelerinde ilan ettiğiniz, seçimde propaganda fırsatı tanıdığınız malum adayların, kazananlarına mazbata verip, 4 ay sonra görevden uzaklaştırma iradenizi millete izah etme mesuliyeti bizzat iktidarındır. (Kaynak) Hukukçu Görüşleri Can: "Gerçekte hukuka aykırı” Anayasa Mahkemesi eski raportörü Doç. Dr. Osman Can, konun teknik olarak demokrasi açısından tartışmaya açılmasından yana olduğunu belirtiyor. Belediye Kanunu’ndaki maddeleri hatırlatan ve KHK ek maddesi ile durumun olağanlaştırılmak istendiğini söyleyen Can, şunları belirtiyor: “OIağanüstü hal çerçevesinde çıkartılan kararnameler OHAL’le sınırlıdır. Bu da OHAL bittiğinde ilgili hükümlerin sona ereceği anlamına gelir. Ancak, Türkiye’de böyle bir durum yaşanmadı. Olağanüstü hal olağan hale getirildi. “Özellikle kişilerin hak ve özgürlüklerine dair konularda OHAL kararnamesi çıkarılamaz. Bunu da yaptılar ve Meclis’te onayladılar. Olağanüstü hal döneminde getirilen düzenleme olağanlaşmaya başladı. Kayyumlar teknik olarak bakıldığında hukuka uygun gibi duruyor ancak gerçekte hukuka aykırıdır.” “Anayasa Mahkemesi’ne taşınabilir” “Kayyumlara yönelik hukuki bir adım atılabilir mi?” sorusunu Can, şöyle yanıtlıyor: “Kayyumla ilgili bir karşı dava açılabilir. Şöyle, KHK ile getirilen bu hükmün Meclis’te kabul edildiği dönem Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi gerekirdi. Yapılmamış o dönem. Ama şimdi Anayasa Mahkemesi’ne taşınabilir. Oradan bir sonuç çıkar mı? İşte bu ayrı bir tartışma konusu. ‘Hukuki değil politik bir karar’ “Bunlar demokratik şeyler değil. Hükümet belediye başkanı seçildikten itibaren bunların görevden alınacağı sinyalini verdi. Bunlar hukuken yorumlanacak şeyler değil. Çünkü karalar hukuki değil. Bunları hukuki adım olarak değerlendirmek mümkün değil çünkü bunlar politik kararlardır.” "Bakanlığın suçlamaları ifade özgürlüğü kapsamında” İçişleri Bakanlığı’nın “terör” suçlamalarının da ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu hatırlatan Can, son olarak şunları söyledi: “Suçlamalara bakıldığında bunların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu görüyoruz. Bunlarla ilgili AİHM karaları var hepsi ifade özgürlüğüdür. “OHAL döneminde çıkartılan bir KHK var. Bu KHK ile müdahale edilmemesi gereken bir alanda belediye kanununda bir değişiklik yapılıyor ve bugünkü hukuksuzluk yaşanıyor. Zemini önceden hazırlanmış. Yani bu hukuk dışılığı anlatmak hukuki olarak mümkün değil bunların hepsi politik kararlardır.” Özbudun: “Hukuki değil siyasi karar” Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun da, kararın “hukuki” değil “politik” olduğunu söylüyor. Çünkü, “KHK’lar Meclis’te onaylandı” diyor. Ama, bu onaylama durumunun da baştan hukuksuz olduğunu Meclis’in zaten hukuksuz bir durumu kalıcı hale getirdiğine dikkat çekiyor. Öznudun, “Karar hukuki olarak teknik olsa da yüz binlerce insanın oyunu alan seçilmişlerin görevlerinden alınmasının demokrasiye uygun olmadığını” vurguluyor. Özbudun, şunları söylüyor: “Yerel demokrasi açısından büyük bir yara. Kayyum kararının siyasi olduğunu düşünüyorum. Yargıya başvursanız da değişen bir durum olacağını sanmıyorum. Eğer, kayyum kararları siyasi değil hukuki olsaydı, hukuken bir yol aranabilirdi. Ancak, kararlar siyasi.” Tuncer: "Hukuk gitti keyfiyet geldi” İnsan hakları savunucusu avukat Gülizar Tuncer de, hukuk adı altında yasadışılık yaşandığını belirterek, kayyum siyasetinin zeminin KHK’ler ile hazırlandığına dikkat çekiyor: “OHAL kalktı deniyor. Ama öyle bir durum yok. OHAL’deki KHK’lerin olduğu gibi yasalaşmış olduğunu görüyoruz. Bu da hukukun yasadışı hale getirilmesi anlamına geliyor. OHAL döneminde yaşananlar yasalmış gibi yapıldı. Zaten o zamanda durum yasadışıydı. “Türkiye’de artık tamamen keyfi bir durum yaşanıyor. Kayyum kararları hukuki mi değil mi diye tartışmanın bile anlamı olmadığını düşünüyorum. “Bu dönem yaşananların hiç biri ne uluslararası anlaşmalara ne de hukuka uygun. Hiçbir hukukla bu durumu açıklayamayız. MHP-AKP bloğu keyfi bir şekilde ülkeyi yönetiyor. AİHM kararlarının, Anayasa Mahkemesi’nin ve diğer mevzuatların yerini tamamen keyfiyetin aldığını görüyoruz. Bu durumu kabul etmiyoruz.” (Kaynak)
  22. 1 Ağustos 2019 günü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik" ile Netflix, BluTV ve Puhutv gibi dijital platformlar Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) denetimi kapsamına girdi. RTÜK bundan sonra internet üzerinden radyo, televizyon veya isteğe bağlı yayıncılık yapan tüm mecralardaki içerikleri denetleyebilecek. "İnternet üzerinden yapılan istismarı" önlemek amacıyla hazırlandığı söylenen yönetmeliğin, RTÜK'ün geçmiş kararları dikkate alındığında "internet dünyasında sansür uygulaması için gerekçe olarak kullanılacağı" uyarıları yapılıyor. Düzenlemenin gündeme getirdiği soruları eski ve görevdeki RTÜK üyeleriyle konuştuk. 1- Hangi mecralar denetlenecek? Düzenlemeyle Netflix, BluTV ve Puhutv gibi internet televizyonları RTÜK'ün denetimi altına alındı. Bundan sonra Netflix ve benzerleri gibi dijital platformlarda yayınlanan tüm dizi ve filmler RTÜK tarafından denetlenecek ve yayıncılık kurallarına aykırı bulunan tespitlerle ilgili yaptırım uygulanacak. YouTube'da birisi çıkıyor ve düzenli olarak oradan yayın yapıyor. Eğer RTÜK bünyesindeki iş yükü el verirse ve teknik altyapı kurulursa, bu yayınların içerikleri de denetlenecek. Hamit Ersoy, Eski RTÜK üyesi Yönetmeliği hazırlayan ekibin içerisinde olduğunu belirten eski RTÜK üyesi Hamit Ersoy, artık sadece Netflix ve benzerlerinin değil, YouTube üzerinden yayın yapan içeriklerin de RTÜK tarafından denetlenebileceğini ifade ediyor: "Yayının yapıldığı mecradan bağımsız olarak, yayıncılık niteliği taşıyan her türlü içeriği denetlemek RTÜK'ün görevidir. Yeni yönetmelikle Netflix ve Blu Tv gibi platformlarda içerik denetimi yapılacak ve sadece bunlarla sınırlı kalmayacak." "Örneğin YouTube'da birisi çıkıyor ve düzenli olarak oradan yayın yapıyor. Eğer RTÜK bünyesindeki iş yükü el verirse ve teknik altyapı kurulursa, bu yayınların içerikleri de denetlenecek. Eğer bu yayında, yayıncılık ilkelerine aykırılık tespit edilirse o zaman RTÜK, YouTube'un kendisini değil ilgili hesabını sorumlu tutar ve o hesaba erişim engellenir." RTÜK'ün CHP kontenjanından seçilen üyelerinden Faruk Bildirici ise "Özellikle de çeşitli dijital ortamlardan bağımsız habercilik yapan siteler, gazeteciler, YouTuberlar ve sair bireysel iletişimlerin bu yasal düzenleme ve yönetmelik kapsamına girmediği kanısındayım" diyor. 2- Haber sitelerinin içerikleri de denetlenecek mi? İnternet yayıncılığı yapan ve yazılı içerik üreten haber siteleri, yeni yönetmeliğin denetim kapsamında yer almıyor. Fakat ulusal ya da uluslararası haber sitelerinin sosyal medya hesaplarından yapılan canlı video yayınlar ya da belirli bir takvim dahilinde yapılan görsel yayınların da RTÜK denetimi kapsamına girip girmeyeceği belirsiz. RTÜK'ün AKP kontenjanından seçilen üyelerinden Nurullah Öztürk, haber sitelerinin YouTube ya da Periscope gibi hesaplarından yapılan yayınların istisna kapsamında yer alacağını ve RTÜK denetimine tabii olmayacağını söylüyor. Fakat eski RTÜK üyesi Hamit Ersoy'a göre bunun kararı, ilgili yayınlar hakkında RTÜK üyelerinin yapacağı yoruma bağlı olacak: "Haber siteleri üzerinden yapılan ve birkaç saat süren bir yayın da RTÜK denetimi kapsamına girer mi? Bu konularda muhtemelen kurul üyeleri arasında tartışmalar yaşanacaktır. İstişareler sonucunda 9 üyenin 5'i, 'Evet, süresinden bağımsız olarak yayıncılık faaliyetidir' derse yönetmelik kapsamında değerlendireceklerdir. Üst kurulda yapılacak tartışmalar ve paydaşlardan alınacak görüşler doğrultusunda somutlaşacaktır." 3- İnternet yayınları üzerindeki denetimin kapsamı ne olacak? RTÜK, yönetmelikle ilgili yaptığı yazılı açıklamasında "radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin internet ortamından sunumu esnasında; çocukların ve gençlerin, fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimine zarar verebilecek medya içeriklerine ilişkin ebeveyn kontrolü sağlanması gibi tedbirler alındığını" ifade ediyor. Kişilerin bu platformlarla yaptığı sözleşme, devletin yüksek ahlak anlayışının dışında olmalı" Faruk Bildirici , RTÜK üyesi RTÜK üyesi Faruk Bildirici ise bu internet platformlarındaki yayınlara "demokrasi, insan hakları, nefret söylemi, ayrımcılık, cinsiyetçilik, şiddeti körükleme, savaş çığırtkanlığı gibi temel insani değerler dışında" müdahale edilmemesi gerektiğini söylüyor. Bildirici açıklamasında, "Umarım geçmişteki cezalandırıcı RTÜK pratikleri burada da devreye girmez ve RTÜK'teki çoğunluk grubu da yönetmelikteki gri alanları özgürlükler lehine değerlendirir. Kişilerin bu platformlarla yaptığı sözleşme, devletin yüksek ahlak anlayışının dışında olmalı" ifadelerine yer veriyor. Örneğin Netflix, bazı çevreler tarafından bir süredir "LGBT bireylere özendirici nitelikte içerik" sahibi olmakla eleştiriliyor. Netflix'e yapılacak içerik denetlemesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı da merak edilenler arasında yer alıyor. Yönetmeliği hazırlayan ekipte bulunan eski üye Ersoy, RTÜK'ün bu konuyla ilgili Avrupa ülkelerinden "farklı" davranacağını bu "esneklik" hakkına da sahip olduğunu belirtiyor: "Toplumsal cinsiyet meselesi ve LGBT bireyleri özendirmek konusunda Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerine göre daha daha hassas davranacak. Netflix'e yönelik içerik denetlemesi konusunda 'şiddet, nefret söylemi çocuk pornografisi' gibi konularda AB de bizim gibi hassastır ancak toplumsal cinsiyet konusunda anlayış farkımız var. Biz daha sert davranırız, onlar biraz daha esnek olur." RTÜK üyelerinden Nurullah Öztürk ise yeni yönetmeliği sadece 'birkaç konunun denetlenmesi' hususuna indirgemenin doğru olmadığını ifade ediyor: "İnternette çok ciddi şekilde istismar edilmeye açık ve denetimsiz bir alan var. Hem diğer televizyon yayıncıları ile haksız rekabet içerisinde olacaklar hem de RTÜK denetimine bağlı diğer yayıncılara göre toplumu ve çocukları daha fazla etkilemeye yönelik yayın yapacaklar… Buna karşın hiçbir denetim olmayacak. Bu talebi çok rasyonel bulmuyorum açıkçası." 4- Lisans ve denetim süreci nasıl işleyecek? İnternet ortamında radyo, televizyon ya da isteğe bağlı yayın sunmak için talepte bulunan kuruluşlara RTÜK tarafından lisans verilecek. 10 yıl süreyle verilecek bu lisansların yıllık ücreti; radyo yayın lisansı için 10 Bin TL, televizyon yayın lisansı ve isteğe bağlı yayın lisansı için 100 bin TL olacak. İnternet ortamından tele alışveriş konulu tematik yayın lisans ücretleri ise bu tutarların 5 katı olarak hesaplanacak. RTÜK'ten yapılan yazılı açıklamaya göre 'bireysel yayın ve iletişim hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmiş platformlar (haber, film ve dizi yayınları hariç) ile gerçek ve tüzel kişiler' söz konusu düzenlemenin kapsamı dışında tutuluyor. Fakat "özgülenmiş platformlar" tarifiyle tam olarak hangi platformların kastedildiğine dair belirsizlik bulunuyor. Yayın lisansı bulunmaksızın internet ortamından yayın hizmeti sunulduğunun tespiti durumunda ise 72 saat içerisinde 3 aya tekabül eden lisans ücreti yatıran kuruluşların, 3 ay süreyle yayın yapmasına izin verilecek. 5- Yönetmeliği eleştirenler ne diyor? Yönetmelik, internet yayınlarını denetime ilişkin ifadelerin belirsiz olması ve üst kurul üyeleri tarafından subjektif yorumlanabileceği eleştirileri alıyor. RTÜK'ün CHP kontenjanından seçilen üyelerinden İlhan Taşçı, bu yönetmelikle birlikte radyo ve televizyonlarından ardından ilk kez internet mecrası ve isteğe bağılı yayınlar denetim altına alınacağını ifade ediyor: "Yazılı, görsel medya ve yayıncılığın sıkı denetim altına alındığı, ekran komiserlerinin canhıraş görev yaptığı, gazete manşetlerinin saray eşrafında belirlendiği ortamda internet boş geçilemezdi ve öyle de yapıldı. Uygulama yönetmeliği özgürlük alanını tıkayan bir yönetmelik olarak tarihe geçecektir." "RTÜK yönetmeliğini bir cümleyle tanımlayabilirim: Türkiye sansür tarihinin en büyük adımı!" Kerem Altıparmak, Hukukçu "Artık interneti RTÜK gözetleyecek. Ancak sorun şu ki RTÜK'ün teknik alt yapısı ve insan kaynağının bu konuda yeterliliği tartışmalıdır. Göç yolda düzülecek ama subjektif ölçütlerle denetim yapılacak. Bu denetimin sınırları, uygulama esnasında belirlenecek." "YouTube, Netflix ve Periscope mevzuatın geniş yorumuyla her şekilde denetlenir ve RTÜK radarına takılabilirler. Belki de Türkiye, dünyanın pek çok ülkesinde yayıncılık yapan NETFLİX'i yasaklayan ilk çağdaş ülke olabilir. Suudi Arabistan'ın NETFLİX'le ilgili sansür uygulamalarını görüyoruz. Türkiye kendini Suudi rejimiyle aynı kategoriye mi yerleştirmek istiyor?'" "Yabancı şarkı kliplerini, bu şarkıların sözlerini Türkçe'ye çevirerek denetleyen ve cezalandıran RTÜK'ün internet alanında neler yapabileceğinin sınırları da en az internet mecrası kadar uçsuz bucaksız olacaktır. Hepsini uygulamada göreceğiz." Hukukçu Kerem Altıparmak ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımında yönetmeliği, "Bugün yayımlanan İnternet üzerinden televizyon yayıncılığına ilişkin RTÜK yönetmeliğini bir cümleyle tanımlayabilirim: Türkiye sansür tarihinin en büyük adımı!" şeklinde yorumladı. Altıparmak, yeni RTÜK yönetmeliği uyarınca alternatif haber ve yayın yapan herkesin etkileneceğini ve hükümet aleyhine yapılacak her türlü yayının kontrol altına alınacağını söylüyor. 6- AKP kontenjanından seçilen RTÜK üyeleri, 'internette sansür' eleştirisine ne diyor? RTÜK üyesi Nurullah Öztürk, tüm ülkelerin internet yayınları üzerinde benzer denetim mekanizmaları olduğunu ve bunun 'sansür' anlamına gelmediğini ifade ediyor: "Yeni yönetmeliğe sansür denilecekse, dünyada sansür yapmayan hiçbir ülke yok demektir. İngiltere, Fransa ve Amerika dahil… Çünkü bunların her birinde RTÜK benzeri kurumlar vardır ve bu kurumlar hangi mecradan yapılırsa yapılsın yayın içeriklerini denetleyen kamu otoriteleridir. "RTÜK benzeri bu kuruluşların toplantılarına katılıyorum ve bırakın Netflix gibi düzenlemeleri, YouTube ve diğer sosyal medya mecralarının özellikle seçim dönemlerinde çok sıkı takip edilmesini talep eden düzenlemeleri ya da talepleri bulunuyor." Yönetmeliği hazırlayan ekipte bulunduğunu ifade eden eski RTÜK üyesi Hamit Ersoy da internet yayınlarını denetim hususunda tüm ülkelerin benzer düzenlemeler yaptığını ifade ediyor: "AB geçtiğimiz Kasım ayı itibariyle Görsel İşlemler ve Hizmetler direktifini yeniledi ve şu anda tüm üye ülkeler AB direktifini ulusal mevzuata uyarlama sürecini yaşıyorlar. Bu direktifin; video paylaşım olanağı sağlayan tüm internet mecralarının denetlenmesi için yenilendiği hususu açıkça ifade ediliyor. Denetleme alanları da belli, çocuk pornografisi, şiddet, terör, nefret söylemi… Biz de bundan farklı bir şey yapmayacağız." Kaynak
  23. Çevre yönetimi hizmeti vereceklerin taşıması gereken şartları, belgelendirilmeleri ve mükellefiyetlerine ilişkin usul ve esasları belirleyen Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmelik, Resmi Gazete'nin 30 Temmuz 2019 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmeliğin yayımı ile birlikte 21/11/2013 tarihli ve 28828 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre Görevlisi, Çevre Yönetim Birimi ve Çevre Danışmanlık Firmaları Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış oldu. Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmelik Tam Metni Çevre ve Şehircilik Bakanlığından: ÇEVRE YÖNETİMİ HİZMETLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, çevre yönetimi hizmeti vereceklerin taşıması gereken şartları, belgelendirilmeleri ve mükellefiyetlerine ilişkin usul ve esasları belirlemektir. Kapsam MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 21/11/2008 tarihli ve 27061 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre Denetimi Yönetmeliği ve 10/9/2014 tarihli ve 29115 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği uyarınca çalışacak çevre görevlilerinin, çevre mühendislerinin, çevre yönetim birimlerinin ve çevre danışmanlık firmalarının taşıması gereken şartları, mükellefiyetleri, çalışma usul ve esasları, yeterlik belgesi başvurularının yapılması ve değerlendirilmesi, yeterlik belgelerinin verilmesi, denetlenmesi, askıya alınması ve iptali ile ilgili konuları kapsar. Dayanak MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun ek 2 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır. Tanımlar ve kısaltmalar MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen; a) Aylık faaliyet raporu: İşletmelerin çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya çevre danışmanlık firmaları aracılığı ile 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe giren yönetmeliklere uygunluğunun ve alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığının değerlendirildiği aylık raporu, b) Bakanlık: Çevre ve Şehircilik Bakanlığını, c) Çevre danışmanlık firması: Çevre yönetimi hizmeti vermesi için Bakanlık tarafından belgelendirilen tüzel kişiyi, ç) Çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi: Çevre danışmanlık firmasına Bakanlık tarafından verilen yeterlik belgesini, d) Çevre görevlisi: Faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olan veya neden olabilecek, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe giren düzenlemeler uyarınca denetime tâbi tesislerin faaliyetlerinin çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemelere uygunluğunu, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığını değerlendiren, çevre mühendisi dışındaki çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesine sahip görevliyi, e) Çevre mühendisi: Faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olan veya neden olabilecek, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe giren düzenlemeler uyarınca denetime tâbi tesislerin faaliyetlerinin çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemelere uygunluğunu, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığını değerlendiren, çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesine sahip çevre mühendislerini, f) Çevre yönetimi: İdarî, teknik, hukukî, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel araçları kullanarak doğal ve yapay çevre unsurlarının sürdürülebilir kullanımını ve gelişmesini sağlamak üzere yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeyde belirlenen politika ve stratejilerin uygulanmasını, g) Çevre yönetim birimi: 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe giren düzenlemeler uyarınca denetime tâbi tesislerin faaliyetlerinin, çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemelere uygunluğunu, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığını değerlendiren ve işletme bünyesinde kurulan birimi, ğ) Çevre yönetim birimi yeterlik belgesi: Çevre yönetim birimine Bakanlık tarafından verilen yeterlik belgesini, h) Çevre yönetimi hizmeti: Çevre kirliliğinin önlenmesi ve meydana geldiği hallerde kirlenmenin durdurulması, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli hukukî, ekonomik, sosyal tedbirlerin alınması, çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler ve bütün çevre yönetimine ilişkin işlemlerin çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya firmalar tarafından yürütülmesini, ı) Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi: Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere, çevre mühendislerine veya çevre görevlilerine Bakanlıkça verilen yeterlik belgesini, i) Firma: Çevre danışmanlık firmalarını, j) İç tetkik: İşletmelerin, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe giren yönetmeliklere uygunluğunun, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığının çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya çevre danışmanlık firmaları aracılığı ile değerlendirilmesini ve rapor hâline getirilmesini, k) İl Müdürlüğü: Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünü, l) İşletme: Tesis ve faaliyetleri, m) Koordinatör: Çevre danışmanlık firmasının ve firmada çalışan diğer çevre görevlilerinin ve çevre mühendislerinin bu Yönetmelikte tanımlanan mükellefiyetler uyarınca sağlıklı ve faal bir şekilde çalışması için gerekli organizasyonu yapan, Bakanlığa ve işletmelere karşı sorumlu olan çevre görevlisini veya çevre mühendisini, n) Personel: Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi bulunan çevre mühendislerini veya çevre görevlilerini, o) Sistem: Bu Yönetmelik uyarınca, yürütülecek tüm iş ve işlemlerin yapıldığı Bakanlık tarafından hazırlanan elektronik ortamı, ö) Vize dönemi: Çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi ve firmaların çevre yönetimi hizmeti vermek üzere Bakanlıkça yetkilendirildikleri tarihten sonraki dört yıllık süreyi, p) Yeterlik belgesi: Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi, çevre yönetim birimi yeterlik belgesi ve çevre danışmanlık firması yeterlik belgesini, r) Yetkili makam: Bakanlık merkez ve taşra teşkilatını, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Çevre Yönetimi Hizmeti Alma Şartları, Yeterlik Belgesi Başvuru Şartları ve Mükellefiyetler Çevre yönetimi hizmeti alma şartları MADDE 5 – (1) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 listesinde yer alan işletmeler; çevre yönetim birimlerini kurmak veya çevre danışmanlık firmalarından çevre yönetimi hizmeti almak zorundadır. (2) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-2 listesinde yer alan işletmeler; bir çevre görevlisini veya çevre mühendisini sürekli istihdam etmek veya çevre yönetim birimlerini kurmak veya çevre danışmanlık firmalarından çevre yönetimi hizmeti almak zorundadır. (3) Belediyeler, il özel idareleri, mahâllî idare birlikleri, organize sanayî bölgeleri, ihtisas organize sanayî bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgelerin yönetimleri veya bunların iştirakleri, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 listesinde yer alan işletmeler için birinci fıkrada, ek-2 listesinde yer alan işletmeler için ise ikinci fıkrada belirtilen şartları yerine getirmek zorundadır. (4) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 veya ek-2 listesinde yer alan mevsimlik çalışan işletmelerden, çalışma sürelerini İl Müdürlüğüne onaylatmaları durumunda, işletmenin sadece çalıştığı dönem içinde çevre yönetimi hizmeti almak zorundadır. (5) İşletme sahipleri veya sorumluları; bünyelerinde görev yapan personelin ayrılması, kurdukları çevre yönetim biriminin iptal edilmesi veya askıya alınması, çevre danışmanlık firmasıyla yapmış oldukları çevre yönetimi hizmeti alımı sözleşmesinin iptal edilmesi durumunda; bu tarihlerden itibaren en geç 30 gün içinde başka bir personel istihdam etmek, çevre yönetim birimi kurmak veya çevre danışmanlık firmasından yeni bir çevre yönetimi hizmeti almak zorundadır. Yeterlik belgesi başvuru şartları MADDE 6 – (1) Çevre Yönetimi Hizmeti Yeterlik Belgesi; a) Üniversitelerin çevre mühendisliği bölümü mezunlarına ve çevre mühendisliği, çevre bilimleri veya çevre teknolojileri konularında lisansüstü eğitim almış olanlara, mezuniyet belgeleri ile başvuru yapmaları halinde verilir. b) En az dört yıllık üniversite mezunu olup, Bakanlık veya mülga Çevre Bakanlığı veya mülga Çevre ve Orman Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatlarının; çevre yönetimi, çevresel etki değerlendirmesi, çevre izni, çevre izin ve lisansı ve çevre denetimi ile ilgili teknik birimlerinde çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler uyarınca en az beş yıl çalışmış olanlara, durumlarını belgelendirerek başvuru yapmaları halinde, çevre görevlisi olarak çalışabilmeleri için verilir. c) Üniversitelerin mühendislik bölümlerinden veya fen fakülteleri ve fen edebiyat fakültelerinin fizik, kimya, biyoloji, biyokimya, jeoloji bölümlerinden veya veterinerlik fakültelerinden mezun olanlardan, Bakanlıkça yapılacak veya yaptırılacak temel çevre bilimleri ve çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler konusunda eğitime katılarak, düzenlenecek sınavdan 100 üzerinden 70 ve üzeri puan alarak başarılı olanlara, başvuru yapmaları halinde çevre görevlisi olarak çalışabilmeleri için verilir. (2) Çevre yönetim birimi yeterlik belgesi; Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 veya ek-2 listesinde yer alan işletmelerin bünyesinde kurulan, sürekli istihdam edilmek üzere en az iki personelden oluşan ve bu personellerden en az birinin bu maddenin birinci fıkrasının (a) veya (b) bendi uyarınca belgelendirildiği ve diğerinin ise çevre ile ilgili en az üç yıllık mesleki tecrübeyi haiz olduğu birimlere, başvuru yapmaları halinde verilir. (3) Çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi; a) Sürekli istihdam edilmek üzere en az dört personelden oluşan; 1) En az 3/4’ünün bu maddenin birinci fıkrasının (a) veya (b) bendi uyarınca belgelendirildiği, 2) En az birinin çevre ile ilgili beş yıl ve üzeri mesleki tecrübeyi haiz koordinatör olduğu, 3) En az birinin çevre ile ilgili üç yıl ve üzeri mesleki tecrübeyi haiz olduğu, 4) En az birinin çevre ile ilgili iki yıl ve üzeri mesleki tecrübeyi haiz olduğu, b) Çevre ile ilgili mühendislik, müşavirlik, araştırma geliştirme, etüt, fizibilite, proje, rapor, eğitim ve benzeri konularda çalıştığını gösteren Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin bulunduğu, c) Verilen hizmetin özelliğine, personel sayısına ve çalışma şartlarına uygun olacak şekilde çalışma mekânları, toplantı salonu, arşiv odası ve hizmet aracına sahip, firmalara, başvuru yapmaları halinde verilir. (4) Şahıs şirketlerine çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi verilmez. Mükellefiyetler MADDE 7 – (1) Çevre görevlisi ve çevre mühendisinin mükellefiyetleri şunlardır: a) Çevre yönetimi hizmetlerini çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemelere uygun bir şekilde yürütmek, koordine etmek, çevre yönetimi hizmeti çalışmalarını düzenli aralıklarla izleyerek ilgili mevzuatta belirtilen mükellefiyetlerin yerine getirilip getirilmediğini tespit etmek. b) İşletmeye hizmet vermeye başladığı tarihten itibaren Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 listesindeki işletmeler için ayda en az iki adet, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-2 listesindeki işletmeler için ayda en az bir adet aylık faaliyet raporunu hazırlamak, bu raporları aylık çalışma takviminde belirtilen tarihten itibaren 15 gün içinde işletme sahibine veya sorumlusuna sunmak. c) İşletmeye hizmet vermeye başladığını gösteren hizmet alımı sözleşmesi tarihinden itibaren 30 gün içinde ve sözleşme tarihini takip eden her 12 ay içinde ise en az bir adet olmak üzere işletmenin genel durumunu kapsayacak şekilde iç tetkik raporunu hazırlayarak işletme sahibine veya sorumlusuna sunmak. ç) İşletmeye hizmet vermeye başladığını gösteren hizmet alımı sözleşmesi tarihinden itibaren 90 gün içinde ve sözleşme tarihini takip eden her 12 ay içinde ise en az bir adet olmak üzere, çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler ile ilgili işletme çalışanlarının ve sorumlularının en az yüzde 60’ına eğitim vererek eğitime katılım tutanaklarını düzenlemek. d) İşletme çalışanlarına ve sorumlularına yönelik düzenlenecek eğitimleri, işletmenin faaliyet gösterdiği sektöre, üretim yöntemine, çevresel etkilerine ve tabi olduğu çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemelere uygun olarak yapmak. e) Mevsimlik çalışan işletmelere, çevre yönetimi hizmeti verilmesi durumunda, işletmenin faaliyette bulunduğu süre içinde en az bir adet iç tetkik raporu hazırlamak ve işletme çalışanlarına ve sorumlularına çevresel konularda eğitim vermek. f) İç tetkik raporlarını, aylık faaliyet raporlarını ve eğitim ile ilgili dokümanları Bakanlıkça belirlenerek ilân edilen formatlara uygun olarak hazırlamak. g) İşletmede uygunsuzluk tespit edildiğinde, tespit edilen uygunsuzluğu aylık faaliyet raporunda belirtmek, işletme sahibine veya sorumlusuna uygunsuzluğun giderilmesi için önerilerde bulunarak uygunsuzluğun giderilip giderilmediğinin takibini yapmak, uygunsuzluğun giderildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılan işlem ve uygunsuzluğun giderilmesine ilişkin sonucu aylık faaliyet raporuna yazmak. ğ) İşletmenin Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği uyarınca alması gerekli çevre izni veya çevre izin ve lisans belgelerinin alınması ve bu belgelerin yenilenmesi çalışmalarını yürütmek. h) İşletmenin çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler uyarınca yapılması gereken beyan ve bildirimlerini belirtilen formatta, zamanında ve eksiksiz olarak yapmak. ı) Yetkili makam tarafından istenecek bilgi ve belgeleri belirtilen formatta, zamanında ve eksiksiz olarak sunmak. i) Yürüttüğü bütün çalışmaları imzalı belgeler halinde, işletmeye hizmet verdiği sürece işletmede muhafaza etmek ve bu süre içinde yetkili makam tarafından istendiğinde sunmak. j) Yetkili makam tarafından yapılacak plânlı veya haberli denetimler sırasında işletmede hazır bulunmak ve istenen bilgi ve belgeleri sağlamak. k) İşletme ile ilgili öğrendikleri ticarî sır mahiyetindeki bilgileri saklı tutmak. (2) Çevre yönetim birimlerinin mükellefiyetleri şunlardır: a) Kendisi ile aynı vergi numarasına sahip işletmelerine çevre yönetimi hizmeti vermek. b) Bu maddenin birinci fıkrasında yer alan iş ve işlemlerin yerine getirilmesini sağlamak. c) Personelin günde bir işletmeden fazla olmayacak şekilde çevre yönetimi hizmeti vermesini sağlamak. ç) Personelin işe başlaması veya ayrılması durumunda 30 gün içinde gerekli değişikliği sistem üzerinden yapmak. d) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların sağlanamaması hâlinde 30 gün içinde söz konusu şartları sağlamak. e) Personelin, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 listesinde yer alan işletmelerin her biri için iki puan, ek-2 listesinde yer alan işletmelerin her biri için bir puan olmak üzere en fazla 16 puana eşdeğer işletmeye hizmet vermesini sağlamak. f) Personelin izin veya rapor alması halinde, bu personel üzerindeki işletmelere 16 puanı aşmayacak şekilde diğer personeller tarafından çevre yönetimi hizmeti verilmesini sağlamak veya bu işletmeler için ilave personel istihdam etmek. g) Personelin hizmet vereceği işletmelere ilişkin aylık çalışma takvimini hazırlamak ve bir önceki ayın yirminci günü ile son günü arasında sistem üzerinden bildirmek. ğ) Çevre yönetimi hizmeti verdiği işletmeler için hazırlamak zorunda olduğu bilgi, belge ve raporların aslını işletmede, bir örneğini elektronik veya fizikî olarak çevre yönetim biriminde beş yıl muhafaza etmek. (3) Çevre danışmanlık firmalarının mükellefiyetleri şunlardır: a) Bu maddenin birinci fıkrasında yer alan iş ve işlemlerin yerine getirilmesini sağlamak. b) Personelin günde bir işletmeden fazla olmayacak şekilde çevre yönetimi hizmeti vermesini sağlamak. c) Koordinatörlerin en fazla sekiz puana eşdeğer işletmeye çevre yönetimi hizmeti vermesini sağlamak. ç) Personelin, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 listesinde yer alan işletmelerin her biri için iki puan, ek-2 listesinde yer alan işletmelerin her biri için bir puan olmak üzere en fazla 16 puana eşdeğer işletmeye hizmet vermesini sağlamak. d) Personelin izin veya rapor alması halinde, bu personel üzerindeki işletmelere 16 puanı aşmayacak şekilde diğer personeller tarafından çevre yönetimi hizmeti verilmesini sağlamak veya bu işletmeler için ilave personel istihdam etmek. e) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ek-1 listesine giren işletmelere çevre yönetimi hizmeti verecek çevre görevlisi veya çevre mühendisinin en az üç yıl ve üzeri mesleki tecrübeyi haiz olmasını sağlamak. f) İşletmeler ile hizmet alımı sözleşmesinin yapılması veya feshedilmesi durumunda en geç 30 gün içinde sistem üzerinden bildirmek. g) Personelin hizmet vereceği işletmelere ilişkin aylık çalışma takvimini hazırlamak ve bir önceki ayın yirminci günü ile son günü arasında sistem üzerinden bildirmek. ğ) Çevre yönetimi hizmeti verdiği işletmeler için hazırlamak zorunda olduğu bilgi, belge ve raporların aslını işletmede, bir örneğini elektronik veya fizikî olarak firmada beş yıl muhafaza etmek. h) Personelin firmada işe başlaması veya ayrılması durumunda 30 gün içinde gerekli değişikliği sistem üzerinden yapmak. ı) 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartların sağlanamaması hâlinde 30 gün içinde söz konusu şartları sağlamak. i) Firmaların devredilmesi ve ortaklarının değişmesi halinde, değişikliğin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde sistem üzerinden bildirmek. j) Unvan ve adres değişikliği halinde, değişikliğin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığı tarihten itibaren 30 (otuz) gün içinde yeniden yeterlik belgesi başvurusu yapmak. k) Kendisi ile aynı vergi numarasına sahip işletmelere çevre yönetimi hizmeti vermemek. l) Çevre yönetimi hizmeti verilen işletmelerin çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler uyarınca yaptırmakla yükümlü oldukları ölçüm ve analiz hizmetlerini, firmanın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde adı bulunan kişiler tarafından kurulan laboratuvarlara yaptırmamak. m) Firmanın ve çevre yönetimi hizmeti verdiği işletmelerin iletişim adreslerinde yapılan değişiklikleri 30 gün içinde sistem üzerinde güncel hale getirmek. n) Personelin Bakanlık tarafından yapılacak veya yaptırılacak, çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler ile ilgili eğitimlere katılmalarını sağlamak. (4) Koordinatörün mükellefiyetleri şunlardır: a) Bu maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında sıralanan mükellefiyetlerin faal, doğru ve zamanında yürütülmesi için gerekli organizasyonu yapmak ve koordinasyonu sağlamak. b) Çevre görevlilerinin veya çevre mühendislerinin hazırladığı iç tetkik raporlarını incelemek, değerlendirmek ve imzalamak. c) İşletmelere atanan üç yıldan az mesleki tecrübeyi haiz çevre görevlileri veya çevre mühendisleri ile birlikte iç tetkik ve eğitim çalışmalarına katılmak. (5) İşletmelerin mükellefiyetleri şunlardır: a) Çevre görevlisinin veya çevre mühendisinin faal bir şekilde çalışması için gerekli araç, gereç ve uygun çalışma mekânını sağlamak ve bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmak. b) Aylık faaliyet raporları, iç tetkik raporları ve eğitim dokümanları başta olmak üzere çevre yönetimi hizmetine ilişkin bilgi, belge ve raporları dosya halinde en az beş yıl süre ile muhafaza etmek. c) İşletmede uygunsuzluk tespit edilmesi durumunda uygunsuzluğu gidermek. ç) Bünyesinde görev yapan çevre görevlisinin veya çevre mühendisinin ayrılması, kurduğu çevre yönetim biriminin iptal edilmesi veya askıya alınması, çevre danışmanlık firmasıyla yapmış olduğu çevre yönetimi hizmeti alımı sözleşmesinin iptal edilmesi durumunda, en geç 30 gün içinde yeniden çevre yönetimi hizmeti almak ve bu süre içinde çevre kirliliğine neden olmamak ve bu yönetmeliğin yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tedbirleri almak. d) İşletmede görev yapan çevre görevlisinin veya çevre mühendisinin Bakanlık tarafından yapılacak veya yaptırılacak 2872 sayılı Çevre Kanunu ve çevreye ilişkin diğer kanunlar ile bunlara ilişkin ikincil düzenlemelere ait eğitimlere katılmasını sağlamak. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yeterlik Belgesi Başvuruları Başvuruların yapılması ve değerlendirilmesi MADDE 8 – (1) Bu Yönetmelik uyarınca Bakanlığa yapılacak başvurular elektronik veya mobil imza ile sistem üzerinden yapılır ve aşağıdaki belgeler istenir: a) Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi başvurusunda; 1) Eğitim durumunu gösteren lisans veya lisansüstü mezuniyet belgesi, 2) Sistem üzerinden doldurulan başvuru formu, b) Çevre yönetim birimi başvurusunda; 1) Sistem üzerinden doldurulan başvuru formu, c) Çevre danışmanlık firması başvurusunda; 1) Firmanın çevre ile ilgili mühendislik, müşavirlik, araştırma geliştirme, etüt, fizibilite, proje, rapor, eğitim ve benzeri konularda çalıştığını gösteren Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, 2) Sistem üzerinden doldurulan başvuru formu. (2) Başvurular 20 gün içinde değerlendirilir. (3) Başvuruda eksik bilgi ve belge olması durumunda eksikliklerin 15 gün içinde tamamlanması istenir, tamamlanmaması hâlinde başvuru reddedilir. (4) Sistem üzerinden sunulan belgelerin doğruluğu hakkında tereddüt oluşması hâlinde Bakanlık asıllarını isteyebilir. (5) Yeterlik belgeleri elektronik ortamda verilir ve geçerlik süresi dört yıldır. (6) Başvuru formunda ve sunulan bilgilerde meydana gelecek değişiklikler, değişiklik tarihinden itibaren 30 gün içinde sistem üzerinden güncel hale getirilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Denetleme, Yeterlik Belgelerinin Askıya Alınması ve İptali Çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi ve çevre danışmanlık firmalarının denetimi MADDE 9 – (1) Çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya firmaların, yeterliklerinin devam edip etmediği ve mükellefiyetlerini yerine getirip getirmediği yetkili makam tarafından denetlenir. (2) Yetkili makam tarafından, firmalara veya işletmelere yapılan haberli veya ani denetim sonunda, bu Yönetmeliğin ek-1’inde yer alan çevre görevlisi, çevre mühendisi değerlendirme formu veya ek-2’sinde yer alan çevre yönetim birimi değerlendirme formu veya ek-3’ünde yer alan çevre danışmanlık firması değerlendirme formundan uygun olanı sistem üzerinden doldurulur. Yeterlik belgelerinin askıya alınması ve iptali MADDE 10 – (1) Denetimler sonunda çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi ve firmaların; a) Yeterliklerini taşımadıklarının tespit edilmesi halinde, b) Ek-1 çevre görevlisi, çevre mühendisi değerlendirme formu veya ek-2 çevre yönetim birimi değerlendirme formu veya ek-3 çevre danışmanlık firması değerlendirme formunda yer alan ceza puanları toplamının 100 olması hâlinde, c) Çevre yönetim birimleri veya firmaların 6 ncı maddede belirtilen personel sayısı ile ilgili asgari şartları sağlamaması hâlinde, ç) Firmaların temsilcilik veya irtibat bürosu açtığının tespit edilmesi halinde, yeterlik belgeleri 180 gün süre ile askıya alınır. (2) Denetimler sonunda çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi ve firmaların; a) Yanlış veya yanıltıcı bilgi verdiğinin veya belge düzenlediğinin tespit edilmesi hâlinde, b) Çevre kirliliğine sebep olacak şekilde, işletmenin çevre yatırımı yapmamasına veya eksik yapmasına yol açacak rapor düzenlediklerinin tespit edilmesi hâlinde, c) Ceza puanı toplamının vize dönemi içinde ikinci kez 100 ceza puanı olması hâlinde, yeterlik belgeleri iptal edilir. (3) Verilen ceza puanları bir vize dönemi için geçerlidir. (4) Yeterlik belgelerinin askıya alınması veya iptal edilmesi halinde; a) Yeterlik belgeleri askıya alınan veya iptal edilenler, Bakanlığın internet sitesinde yer alır. b) Yeterlik belgelerinin askıya alındığı tarihten önce; yetkili makama sunulan çevre izni veya çevre izin ve lisans işlemlerinin geçerli yeterlik belgesine sahip çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya firma tarafından tamamlanmasına izin verilir. (5) Yeterlik belgesi askıya alınan çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya firmaların askı süresi sonunda eksikliklerini tamamlamamaları veya vize işlemlerini yapmamaları durumunda 180 gün süre ile yeterlik belgeleri iptal edilir. (6) Çevre yönetimi hizmeti verme yetkisi iptal edilen çevre görevlisi, çevre mühendisi, çevre yönetim birimi veya firmalar iki yıl süre ile çevre yönetimi hizmeti veremez. (7) Yeterlik belgesi iptal edilen firmalar, ticaret unvanını değiştirse dahi, iptal tarihinden itibaren iki yıl süre içinde başvuru yapamaz. (8) Yeterlik belgesi iptal edilen firmaların sahibi veya ortağı olarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde adı bulunan kişilerin, başka bir ticarî firma adı ve unvanı ile iki yıl süre içinde aynı faaliyet için yaptıkları başvuruları kabul edilmez. BEŞİNCİ BÖLÜM Vize, Eğitim ve Sınav Yeterlik belgelerinin vize edilmesi MADDE 11 – (1) Vize işlemleri için, mevcut yeterlik belgesinin geçerlik süresinin bitiminden en az 30 gün önce sistem üzerinden başvuruda bulunulur. Vize dönemi sonuna kadar başvuru yapmayanların yeterlik belgeleri askıya alınır ve çevre yönetimi hizmeti veremezler. (2) Vize başvuruları ücrete tabidir. (3) Geçerlik süresinin bitiminden en az 30 gün önce vize başvurusu yapmayanlar ve askı süresi içinde vize başvurusu yapanlardan, yeterlik belgesi ücreti yüzde 50 fazlasıyla alınır. (4) Askı süresi içinde vize başvurusu yaparak başvurusu uygun bulunanlara yeniden yeterlik belgesi verilir. (5) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yeterlik belgesi almış çevre görevlilerinin yeterlik belgelerinin vize edilmesinde, vize tarihinde Bakanlıkta çalıştıklarını belgelendirmeleri durumunda ücret şartı aranmaz. Çevre mühendisi ve çevre görevlisi eğitimi ve sınavı MADDE 12 – (1) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (a) veya (b) bentleri kapsamında yeterlik belgesi alacaklardan eğitim ve sınav şartı aranmaz. (2) 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında yeterlik belgesi alacakların temel çevre bilimleri ve çevreye ilişkin kanun ve ikincil düzenlemeler konusunda yapılacak eğitim ve sınava katılmaları zorunludur. Bu sınavdan 100 üzerinden 70 puan ve üzeri alanlar başarılı sayılır. Bu kişiler çevre görevlisi olarak çalışabilmeleri için çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesini almaya hak kazanır. (3) Sınav içeriği Bakanlıkça belirlenir. (4) Sınav Bakanlığın belirlediği usul ve esaslar çerçevesinde, Bakanlıkça yapılır veya yaptırılır. (5) Çevre görevlisi sınavı sonuçları ilân edildiği tarihten itibaren bir yıl geçerlidir. ALTINCI BÖLÜM Devir, Şube ve Temsilcilik, Müteselsil Sorumluluk ve Bildirimler Devir, şube ve temsilcilik MADDE 13 – (1) Yeterlik belgelerinin hiçbir suretle başkasına kiralanmasına, kullanımına, satılmasına, temsilcilik ve irtibat bürosu açılması için kullanılmasına izin verilmez. (2) Çevre yönetimi hizmet alımı sözleşmesi yapan firmalar, bu hizmeti başka firmalara devredemez. (3) Firmaların şube açabilmeleri için, şube kuruluşunun Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilân edilmesi ve firmanın taşıyacağı bütün şartları ve mükellefiyetleri şubenin de sağlaması gerekmektedir. (4) Şube açmak isteyen firmalar 8 inci madde uyarınca Bakanlığa başvururlar. Müteselsil sorumluluk MADDE 14 – (1) Bu Yönetmelikte belirtilen mükellefiyetlerin çevre görevlileri, çevre mühendisleri, çevre yönetim birimleri veya firmalar tarafından yerine getirilmemesi, çevre yönetimi hizmeti alanların sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (2) Bir işletmede, çevre yönetim biriminin veya çevre görevlisinin veya çevre mühendisinin yanında, çevre danışmanlık firmasından da çevre yönetimi hizmeti alınmış olması halinde, hizmet verenlerin tamamı bu Yönetmelikte belirtilen mükellefiyetlerden aynı derecede sorumludur. Bildirimler MADDE 15 – (1) Bakanlıkça kişi, kurum veya kuruluşlara gönderilecek yazı veya bildirimlerin tebliğinde, müracaat sırasında sistemde beyan edilen iletişim adresleri dikkate alınır. Bu adreslerde değişiklik olması halinde bu değişikliği 30 gün içinde beyan etmeyenlerin, daha önce beyan ettiği iletişim adreslerine yapılan yazışma veya bildirimler geçerlidir. YEDİNCİ BÖLÜM Çeşitli ve Son Hükümler Belge bedeli MADDE 16 – (1) Bu Yönetmeliğe göre yeterlik belgeleri, 8 inci maddenin birinci fıkrasında talep edilenlere ilaveten Bakanlıkça belirlenen başvuru ücreti karşılığında verilir. Bakanlığa yapılan başvurudan vazgeçilmesi halinde başvuru ücreti iade edilmez. Ancak ilk defa çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi başvurusu yapacak kişilerde, başvuru ücreti şartı aranmaz. Düzenleme yapma MADDE 17 – (1) Bakanlık gerekli gördüğü hallerde bu Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin tebliğler çıkarabilir. Yürürlükten kaldırılan yönetmelik MADDE 18 – (1) 21/11/2013 tarihli ve 28828 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre Görevlisi, Çevre Yönetim Birimi ve Çevre Danışmanlık Firmaları Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Önceden alınan belgelerin geçerliliği GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen çevre görevlisi belgesi bu Yönetmelikle tanımlanan çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi yerine geçer. Mevcut çevre görevlisi belgesi vize süresinin sonuna kadar geçerlidir. Mükellefiyetlerin sağlanması GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi almış firmalar, 7 nci maddede belirtilen mükellefiyetleri, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren en geç 90 gün içerisinde sağlamakla mükelleftir. Yürürlük MADDE 19 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 20 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre ve Şehircilik Bakanı yürütür. Ekleri için tıklayınız
  24. Resmi Gazete'nin 30.07.2019 tarihli sayısında yayınlanan değişiklikle, 30/12/2017 tarihli ve 30286 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalarda uygulanacak avukatlık ücretlerinde indirime gidildi. 30/12/2017 tarihli ve 30286 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin : Toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, Toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, Toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, Toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine hükmedilmekteydi. Resmi Gazete'nin 30.07.2019 tarihli sayısında yayınlanan değişiklikle, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 22 nci maddesinin birinci fıkrasındaki bu oranlar aşağıdaki gibi değiştirildi: Toplamda oniki dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, Toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, Toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, Toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir.
  25. Anayasa Mahkemesi (AYM), 1999’da Bayrampaşa Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çıkan çatışma sonrası yedi kişinin hayatını kaybetmesine ilişkin bir başvuruda hak ihlali kararı verdi. KARARIN TAM METNİ Cezaevinde 20 Eylül 1999’da Alaattin Çakıcı’nın yeğeni Kenan Ali Gürsel, Hakan Çillioğlu tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetmiş, ardından cezaevinde çıkan çatışmada ise yedi kişi ölürken, üç kişi de yaralanmıştı. Hayatını kaybedenlerden E.Y.Ö.’nün akrabası B. Ö. ile üç kişi, 25 Şubat 2015’te AYM’ye başvurarak kamunun yeterince önlem alınmaması nedeniyle cezaevinde çatışma çıktığını, tam yargı davasının reddedildiğini ve etkili ceza soruşturması yürütülmediğini iddia etti. Başvuru yapanlar, yaşam hakkının ihlal edildiğini öne sürdü. ‘Sorumluluk idarede’ AYM ise Anayasa’nın 17’nci maddesinde güvenceye alınan yaşam hakkının usul ve maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verdi. Kararda E.Y.Ö.’nün devlet kontrolündeyken öldürüldüğü belirtilerek, ‘suç örgütü üyelerinin cezaevine ateşli silah, kesici-delici alet, cep telefonu ve uyuşturucu madde sokabildiği göz önüne alındığında’ idarenin yaşam hakkını korumaya yönelik tedbir almadığı ifade edildi. Mahkeme, yaşam hakkının ihlal edilmesi nedeniyle toplamda 36 bin 600 liralık manevi tazminatın başvuruculara eşit şekilde ödenmesine hükmetti.
×
×
  • Create New...