Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'idare hukuku final'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • hukuk lobisi
    • Hukuki Gelişmeler
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 7 results

  1. 2018-2019 Akademik Yılı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2/B sınıfı Final Sınavı soru ve cevapları ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARE HUKUKU FİNAL SINAVI (2/B) 17.06.2019 Adı ve Soyadı: Öğrenci Numarası: Sınav Yönergesi: 1) Sınav süresi 100 dakikadır. 2) Yalnızca Anayasa metni kullanılabilir. 3) Soruların gerekçeli olarak yanıtlanması zorunlu olup; gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 4) Yanıtlar, soru kâğıdı üzerinde, her bir sorunun altında ayrılmış olan boşluklara yazılacak; ek yanıt kâğıdı verilmeyecektir. 5) Her sorunun puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY OLAY I (X) Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Programı öğrencisi olan (A), 01.07.2013 tarihinde mezun olduktan sonra, gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için gıda işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartları ile gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin Türk gıda mevzuatına uygunluğunun denetim ve kontrolü işini ifa etmekle yükümlü “gıda denetmeni” olarak ve Devlet Memurları Kanununa göre açılan kadrolara atanmak üzere, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 01.09.2013 tarihinde açılan sınava başvurmuştur. Bakanlık, ilgili yönetmelikte yapılan ve Resmi Gazetede 01.03.2013 tarihinde yayımlanan değişiklik uyarınca gıda denetmeni olabilmek için aranan en az iki yıl yükseköğrenim görmüş olma koşulunun dört yıl biçiminde değiştirildiği ve iki yıllık meslek yüksekokulu mezunu (A)’nın bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle söz konusu başvuruyu reddetmiştir. (A), ret işlemi ile birlikte bu işleme dayanak olan yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle dava açmıştır. Bakanlık tarafından yürütülen gıda kontrolü ne tür bir faaliyettir? Açıklayınız. Bakanlık tarafından yürütülen faaliyet, kolluk (koruyucu kamu hizmeti) faaliyetidir. (3 puan) İdarenin kolluk faaliyetinin amacı kamu düzeninin korunmasıdır. Kamu düzeninin modern anlamda, genel güvenlik (kamu güvenliği), genel sağlık (kamu sağlığı) ve toplumsal huzur (dirlik ve esenlik) olmak üzere üç unsurdan oluştuğu kabul edilmektedir. (3 puan) Bakanlık, genel sağlığın korunması amacıyla önleyici nitelikte idari kolluk faaliyeti icra etmektedir. Genel kolluk - özel kolluk ayrımında söz konusu denetim ve kontrol, genel kolluk faaliyeti kapsamında değerlendirilmektedir. (4 puan) Bakanlığın gıda kontrol faaliyetini özel denetim şirketlerine devretmesi mümkün müdür? Tartışınız. İdari kamu hizmetlerinin çekirdeğini oluşturan ulusal güvenlik, iç güvenlik (genel idari kolluk ve adli kolluk), istihbarat ve adalet hizmetlerinin özel kişilere devri hem yerindelik açısından hem de hukuki açıdan tartışmalıdır. Anayasanın 128. maddesi uyarınca “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” Bu bağlamda kolluk yetkisinin devri ilke olarak mümkün değildir. İdarenin sahip olduğu genel denetim ve yaptırım uygulama yetkisi özel kişilere devredilemez. Ancak yaptırım uygulama ve asli denetim yetkisi idarede kalmak kaydıyla faaliyetin teknik kısmı özel kişilere devredilebilir. (10 puan) Alternatif cevap: Anayasanın 47. maddesine 1999 yılında yapılan değişikle eklenen 4. fıkra uyarınca “Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.” Bu hüküm uyarınca kanunla öngörülmek suretiyle denetim faaliyetinin özel şirketlere devredilmesi mümkündür. (5 puan) (A), üniversiteye başlarken iki yıllık yüksekokul mezunlarının gıda denetmeni olarak atanabilmelerinin mümkün olduğunu, bu düzenlemeye güvenerek iş bulma ümidiyle bu bölüme kaydolduğunu, dolayısıyla yapılan yönetmelik değişikliğinin ve sınava başvurusunun reddinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. (A)’nın iddiasının ilgili olduğu idare hukuku prensibini açıklayınız ve (A)’nın bu savında haklı olup olmadığını değerlendiriniz. İlgili yönetmelik değişikliği 01.08.2013 tarihinde yapılsa ve ilan edilse idi, vereceğiniz yanıt değişir miydi? Niçin? [Not: Bu soruda (A)’nın iddiasında haklılığıyla ilgili, olarak alternatif değerlendirmelerin ikisine de tam puan verilmiştir.] Yönetmelik değişikliğinin 01.03.2013 tarihinde, yani (A) henüz mezun olmadan önce yapılması ihtimalinde konu haklı beklenti çerçevesinde tartışılmalıdır. Haklı beklenti, kişilerin geleceğe yönelik olarak belli bir hukuki statü elde edilmesi ve bu hukuki statü uyarınca belli haklar kazanılması hususunda yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun ve iyi niyetli olarak içinde oldukları beklentilerinin makul bir gelecek süre için hukuk düzeni tarafından da kabul edilmesini ifade eden bir kavramdır. Yürürlükteki hukuk kurallarına uygun olarak idare ile bir hukuki bağlantı içine girilmiş olması ve bunun sonucunda gelecekte bir statü kazanımının ve bu statü gereğince belli ve somut bir hak doğmasının umulması, iyiniyetli biçimde beklenti içine girilen hakkın kamu düzenini ciddi biçimde sarsıcı etki doğurmaması ve beklentinin makul bir gelecek süre için geçerli olması koşulları mevcuttur. Olayda mezuniyet tarihi ile yönetmelik değişikliği arasındaki sürenin azlığı dikkate alındığında (A)’nın haklı beklentisi olduğundan söz edilebileceği gibi gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve adaptasyon ilkesi kapsamında hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği de kabul edilebilir. (5 puan) Yönetmelik değişikliğinin 01.08.2013 tarihinde, yani (A) mezun olduktan sonra yapılması ihtimalinde konu kazanılmış hak çerçevesinde tartışılmalıdır. Zira (A)’nın mezun olup sınava girme hakkını kazandığından söz etmek mümkündür. Kazanılmış hakkın kabul edilebilmesi için hak doğurucu işlem, yapıldığı tarihteki hukuk kurallarına uygun bireysel bir idari işlem olmalı, hak sahibinin o işlem oluşurken hilesi olmamalı, hak kişi yönünden kesinleşmiş olmalı, muhtemel yani beklenen hak niteliğinde olmamalı ve oluşan hak kamu düzenini ihlal etmemeli ve kamu menfaatine ağır biçimde aykırılık taşımamalıdır. Olayda kamu düzeni koşulu tartışmalı olup, gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği kabul edilebilir. (5 puan) Bir an için (A)’nın sınav başvurusunun kabul edildiğini ve sınavı kazanarak gıda denetmeni kadrosuna 01.11.2013 tarihinde atandığını ve (A)’nın atamasının atanmadaki öğrenim şartını taşımadığı gerekçesiyle idarece 01.03.2014 tarihinde iptal edildiğini varsayalım. Söz konusu iptal kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Soruda geçen iptal kararı teknik anlamda idari işlemin geri alınmasıdır. Geri alma, hukuka aykırı bir idari işlemin geçerliliğine, idare tarafından geçmişe ve geleceğe etki olarak son verilmesidir. (4 puan) Kural olarak yükümlendirici işlemler her zaman geri alınabilirken yararlandırıcı işlemler bakımından süre sınırlaması söz konusudur. Danıştay içtihadına göre, kamu görevlileri hakkında idarece yapılan hatalı terfi ve intibaklar nedeniyle yapılan fazla ödemeler genel dava açma süresi olan 60 gün içinde; bu istisna dışındaki idari işlemler ise “makul” sayılabilecek bir süre içinde geri alınabilir. Makul sürenin, somut olaya göre değerlendirmesi gerekmekle birlikte; bir yıllık sürenin makul görülmesi yönünde genel bir eğilim bulunduğu söylenebilir. Fransız Danıştay’ı ve doktrinimiz tarafından genel olarak kabul gören yaklaşım ise, idari işlemlerin idari yargıda genel dava açma süresi içinde (60 gün) geri alınmasıdır. Bununla birlikte hukuka aykırı işlemin yapılmasında ilgilinin kusuru varsa, örneğin ilgili idareyi yanıltmışsa ya da işlemdeki hukuka aykırılık çok ağır ve barizse geri almada süre sınırlaması olmadığı kabul edilmektedir. (4 puan) Somut olayda 60 günlük genel dava açma süresi aşılmış ancak bir yıllık süre henüz geçmemiştir. Buna ek olarak yönetmelikle öngörülen bir kurala açıkça aykırı olarak atama işlemi tesis edildiğinden bu işlemin geri alınmasında süre sınırlaması yoktur ve bu açıdan işlem hukuka uygundur. (2 puan) (A)’nın talebinin, yönetmeliğin gıda kontrol görevlisi olabileceklerin niteliklerini düzenleyen maddesinde “ziraat, gıda, kimya, su ürünleri mühendisleri, veteriner hekimler, kimyagerler, biyologlar”ın sayıldığı ve fakat gıda bilimine ilişkin bölümlerden söz edilmediği gerekçesiyle reddedildiğini varsayalım. Bu durumda (A)’nın söz konusu yönetmelik hükmüyle ilgili başvurabileceği bir yol var mıdır? Danıştay içtihadı çerçevesinde tartışınız. İdarece yapılan bir düzenlemenin eksik olması ve bu bağlamda düzenleme ile tanınan hakların söz konusu düzenlemede bazı kişi, grup veya kategorilerin kapsam dışında bırakılması veya kapsama alınmaması nedeniyle bu kişi, grup veya kategorinin bu haklardan yararlanmasının mümkün olmaması halinde (6 puan), Danıştay içtihadı uyarınca ortada “eksik düzenleme” (4 puan) vardır ve bu tür “eksik düzenlemeler” idari yargıda iptal davasına konu edilebilir. [Not: Eksik düzenlemenin tanımı tam yapılmamış ya da hiç yapılmamışsa aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Somut olayda (A) kendi mezun olduğu gıda bölümüne yer verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olması sebebiyle söz konusu düzenlemenin iptalini istemelidir. (+3 puan) Düzenlemenin tamamının iptali halinde hak sahibi olan 3. kişilerin mağdur olacaktır, bu nedenle İYUK m.10 çerçevesinde yazılı başvuru yapılıp mevcut düzenlemede revizyon talep edilmesi ve oluşacak ret yanıtına karşı iptal davası açılması gerekmektedir. (+ 2 puan) Gıda denetimi konusunda muhtelif kanunlarla belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu idari makamların gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar nasıl çözümlenmelidir? Açıklayınız. İdarelerin düzenleyici işlemleri aynı düzeyde değilse, bu işlemler arasındaki uyuşmazlıkta normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan norm uygulanmalıdır. (3 puan) Bu idarelerin işlemleri aynı düzeyde idari işlemler ise o zaman farklı kriterlere bakmak gerekecektir. Farklı bakanlıkların yönetmelikleri arasında idari yönden hiyerarşi bulunmadığından, “düzenleme konusunun hangi bakanlığın görev alanıyla daha yakından ilişkili olduğu” (2 puan), aynı derecede ilişki söz konusu ise de “birlikte düzenleme”(2 puan) ölçütüne göre hareket etmek gerekir. Buna göre, bir hususta iki ayrı (veya daha fazla) bakanlık yönetmeliğinde de düzenleme varsa ve bu iki ayrı yönetmelik hükmü birbiri ile çelişiyorsa, o husus hangi bakanlığın görev alanı ile daha yakından ilişkili ise o bakanlığın yönetmelik hükmüne öncelik verilecektir. Eğer o husus her iki (veya daha fazla) bakanlığın görev alanını da eşit ve yakın biçimde ilgilendiriyorsa, bu durumda bu iki bakanlığın o düzenlemeyi birlikte yapması gerekir. Bakanlıkların yönetmelikleri ile kamu tüzel kişilerinin yönetmelikleri arasında da kural olarak aynı ölçüt geçerlidir. Zira teknik olarak bakanlıklar ile kamu tüzelkişileri arasında idari yönden hiyerarşi ilişkisi bulunmamaktadır. Aynı durum bir bakanlık ile o bakanlığın vesayet denetimine tabi olan bir kamu tüzel kişisi için de geçerlidir. Zira idari vesayet denetimi istisnai ve sınırlı bir denetim yetkisi olup, hiyerarşik bir üstünlüğü ifade etmez. (1 puan) Bu açıklamalar doğrultusunda belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkacak uyuşmazlıkta görev alanı düzenleme konusuyla daha yakından olanın işlemine öncelik verilecek, düzenleme konusunun aynı derecede görev kapsamlarına girmesi durumunda ise işlemi birlikte çıkarmaları gerekecektir. (2 puan) [Kanunla idari vesayet ilişkisinin olduğu varsayımında bulunmadan Bakanlıkların düzenleyici işlemleri belediyenin düzenleyici işlemlerinden üstündür ifadesini yazanlara aynı düzeyde idari işlemlerin değerlendirilmesine ilişkin 7 puanlık kısımdan puan verilmemiştir.] Bir an için anılan Yönetmelik değişikliği ile, bahsi geçen kadroya ve göreve atanmak için “35 yaşını doldurmamış olmak” koşulu getirildiğini ve 39 yaşında olan (A)’nın başvurusunun bu nedenle reddedildiğini kabul edelim. Söz konusu Yönetmelik değişikliği ve başvuru ret kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Özel yasal hükümlerle memuriyete girişte maksimum yaş sınırı öngörülebilir. Ancak maksimum yaş sınırının kanun yerine idari düzenlemelerle (CBK ve yönetmeliklerle) öngörülmesi yasallık ilkesiyle bağdaşmayacaktır (3 puan). Zira doğrudan Anayasa (m.70) ile tanınmış bir temel hakkın (memur olabilme hakkı) sınırlanabilmesi (1 puan) yine Anayasa (md. 13) uyarınca ancak kanunla olabileceği gibi (1 puan), Anayasa m.128/2 hükmüne göre de, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” (3 puan). Somut olayda yasal bir dayanak olmaksızın yönetmelikle üst yaş sınırı öngörülmesi Anayasa’nın 13, 128/2 ve 70. maddelerine aykırıdır. Anayasaya aykırı yönetmeliğe dayanılarak tesis edilen başvuru ret kararı da konu ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırıdır. (2 puan) [Yukarıda sayılan bilgilerde eksiklik bulunması halinde aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Kaldı ki Devlet Memurları Kanununun bu yaş hususunu düzenlediği hükmünde (m.40), memuriyete girişte azami yaş sınırının yönetmeliklerle öngörülebileceğine dair özel bir yetki de tanınmamıştır. Zira, Kanun, genel öğrenim şartı dışında spesifik alanlar için özel ilave öğrenim şartı belirlenmesine yönelik olarak yönetmeliğe özel yetki tanımış olmasına karşın (md 41), benzer özel yetkinin azami yaş sınırı için tanınmamış olması da, yasama organının bu hususta yönetmelikle özel düzenleme yetkisi tanıma iradesinin bulunmadığını göstermektedir. (+2 puan) Danıştay bazı kararlarında isabetli biçimde, memuriyete girişte yönetmeliklerle azami yaş sınırı konulmasını yasallık ilkesine aykırı bularak iptal etmesine karşın; başka bazı kararlarında hatalı biçimde hukuka aykırı bulmamaktadır. (+1 puan) OLAY II B, 12.10.2017 tarihinde şahsi aracını Ankara Sıhhıye’deki köprünün altına park etmiştir. Bir anda çok yoğun biçimde yağmur yağması nedeniyle köprünün altında biriken sel suları, aracı tamamıyla kaplamış ve bir süre sürüklemiş ve aracın içini de kaplayan sel suları nedeniyle araçta 10 bin TL hasar oluşmuştur. B, gördüğü bu zararını ilgili idareden talep etmek istemektedir. NOT: B’nin aracını park ettiği yerde “park yapılmaz” levhası bulunmaktadır. B’nin aracının bu hasarı karşılayacak sigortası bulunmadığı varsayılacaktır. B, buradaki zararını kimden/kimlerden (hangi idareden/idarelerden) talep etmeyi düşünebilir? Bu idarenin/idarelerin T.C. İdari Teşkilatı içindeki konumu nedir? Bu olay kapsamında söz konusu olabilecek/en başta akla gelecek idari faaliyet hangisidir? Açıklayınız. B’nin aracı Ankara Sıhhiye’de yaşanan sel dolayısıyla hasar görmüştür. Aracın hasar görmesinde su ve kanalizasyon hizmetlerinde yaşanan aksama etkili olmuştur. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7’nci maddesine göre büyükşehir belediyesi kurulu olan illerde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetlerini yürütmek görevi büyükşehir belediyesine verilmiştir. Bu sebeple sel suları nedeniyle aracı hasar gören B, zararını Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden talep edecektir (2 puan). T.C. İdari Teşkilatı, idari karar alma mekanizmalarında serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olup olmama açısından merkezi hükümete göre konumlanma esasına dayanmaktadır. T.C. İdari Teşkilatı, Genel İdare (Merkezi İdare) ve Özerk İdareler başlıkları altında sınıflandırılmaktadır. Merkezi hükümetin yakın yörüngesi dışında kalan ve göreceli de olsa karar alma süreçlerinde kayda değer biçimde asgari bir serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olan Özerk İdareler; Yerel İdareler, Akademik İdareler, Bağımsız İdari Otoriteler ve Atipik Özerk İdarelerden oluşur. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Özerk İdareler kapsamında olan Yerel İdareler içinde bulunmaktadır (3 puan). Olay kapsamında en başta akla gelecek idari faaliyet, kamu hizmetidir. Kamu hizmeti, kamuya yararlı olması ve özel ticari faaliyet olarak gereği gibi yürütülmesinin mümkün ya da arzulanır olmaması nedeniyle, yasama organı tarafından özel ticari faaliyetlere göre farklı ve spesifik bir hukuki rejime tabi tutulmuş ve sorumluluğu son tahlilde bir idari makam tarafından üstlenilen faaliyettir. Kamu hizmetleri; hizmetin amacına ve niteliğine, coğrafi esasa, rekabet yönünden, işletmecisine göre ve hukuki referansına göre sınıflandırılmaktadır. Olayda söz konusu olan su ve kanalizasyon hizmetleri, ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetleri, büyükşehir belediyesi tarafından yürütülen yerel (mahalli) kamu hizmetidir (5 puan). B, burada talep edeceği zararını hangi idare hukuku kavramına dayandırabilir? Bu iddiasında haklı olur mu? Zararını talep etmesi hukuken haklı mıdır? Açıklayınız. B’nin burada talep edeceği zararını, hizmet kusuruna dayandırmalıdır. Herhangi bir faaliyette bulunurken idarenin bireylere maddi ve manevi zarar vermesi halinde, idarenin mali sorumluluğu gündeme gelir. İdare kendi eylem ve işlemlerinde doğan zararı ödemekle yükümlüdür (Anayasa m. 125). İdarenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmakta ve idarenin kusura dayanan sorumluluğu için hizmet kusuru kavramı kullanılmaktadır. Hizmet kusuru, idarenin bir faaliyeti yürütürken, organizasyonunun gereği gibi olmaması nedeniyle, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesinden dolayı oluşan kusuru ifade etmektedir. Hizmet kusuru için zarar gören kişinin, idarenin bütünsel bir organizma olarak, o faaliyetin yürütülmesinde gerekli özeni ve dikkati göstermediğini veya iyi organize olamadığını ya da hatalı tercihler yaptığını ortaya koyabilmesi yeterlidir. Tek tek kamu görevlilerinin somut kusurlarının ortaya konmasına gerek yoktur. İdarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için ön koşul; ortada bir zarar bulunması ve zararın idarenin bir faaliyetinden doğmuş olması, yani zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması ve idarenin hizmet kusurunun bulunmasıdır (kusursuz sorumluluk halleri mevcut değilse). Somut olayda çok yoğun yağmur yağması dolayısıyla biriken sel suları, B’nin aracına zarar vermiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmesi gereken su ve kanalizasyon hizmetleri olması gerektiği gibi yürütülmemiş, sel suları birikmiş ve B’nin aracına 10 bin TL’lik hasar vermiştir. Olayda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet kusuru bulunmaktadır (5 puan). İdarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler, kural olarak mücbir sebep, beklenmeyen hal, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu durumlar idarenin sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırabileceği gibi, azaltabilir de. Söz konusu nedenler, zarar ile idarenin fiili arasındaki nedensellik bağını kesmektedir. Olayda zarar görenin kusuru bulunmaktadır. Zira B’nin aracını park ettiği yerde park yasağı bulunmaktadır. Park yasağına rağmen aracını oraya park etmesi, B’nin yani zarar görenin kusurudur ve idarenin sorumluluğunu kaldırmaktadır. Dolayısıyla iddiasında haklı değildir (5 puan). B, 3 günlüğüne şehir dışına çıkacağından aracını evinin özel otoparkına park etseydi; ancak döndüğünde otoparkın bulunduğu sokağın ilgili idarece genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılması yüzünden aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı kullanamadığı için 3 bin TL zarar görseydi, bir üst soruya nasıl yanıt verirdiniz? İki farklı olasılığa göre yanıtlayınız. Burada 2 farklı olasılık bulunmaktadır. Olasılıklardan ilki idarenin sokağın genişletilmesi çalışmalarını ve trafiğe kapatılmasını duyurmaması, diğeri ise genişletme çalışmalarının duyurulmasıdır. Sokağın genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılmasının ilgili yerde yaşayan insanlara duyurulmaması olasılığında idarenin hizmet kusuru bulunmaktadır. İdare söz konusu sokak genişletme hizmetinin organizasyonunu gereği gibi yapmamış ve B’ye ve ilgili yerde yaşayanlara bu durumu duyurmamıştır. İdarenin hizmet kusuru söz konusudur. Genişletme çalışmaları nedeniyle sokağın trafiğe kapatılması yüzünden, bu durumdan bilgisi olmayan B aracını otoparktan çıkaramamış ve 3 bin TL zarar görmüştür. İdarenin hizmet kusuruna dayanarak zararını talep edebilecektir (5 puan). İkinci olasılık olan yol genişletme çalışmalarının B’ye duyurulması durumunda ise idarenin hizmet kusuru bulunmamaktadır. Bu olasılıkta idarenin kusursuz sorumluluğuna dayanarak B zararını talep edecektir. Bu bağlamda idarenin kusurlu bulunması gerekmemektedir. Kural olarak zarar ile idarenin fiili arasında nedensellik bağı bulunması yeterlidir. İdarenin kusursuz sorumluluk halleri; tehlike ilkesi, sosyal risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinden oluşmaktadır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca kusursuz sorumlulukta idarenin kamuya yararlı bir faaliyeti esnasında, idarenin kusuru olmasa bile, bu faaliyetin doğası gereği bazı özel kişilerin istisnai, geçici ve arızi biçimde zarar görmesi halinde, kişilerin bu zararı idarece tazmin edilmek zorundadır. Burada tüm toplum tarafından görülecek bir yarar nedeniyle, toplumdaki bazı kişilerin gördüğü istisnai zarara sadece zarar gören kişilerin değil, tüm toplumun katlanmasının daha adil ve hakkaniyetli olduğu düşünülmektedir. Belediyenin tüm toplumun yararına olan yol genişletme çalışmasında trafiğin kapatılması dolayısıyla B aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı 3 bin TL zarar görmüştür. B’nin söz konusu istisnai, geçici ve arızi zararının kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir (5 puan).
  2. 2018-2019 Akademik Yılı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2/B sınıfı Final Sınavı soru ve cevapları ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARE HUKUKU FİNAL SINAVI (2/B) 17.06.2019 Adı ve Soyadı: Öğrenci Numarası: Sınav Yönergesi: 1) Sınav süresi 100 dakikadır. 2) Yalnızca Anayasa metni kullanılabilir. 3) Soruların gerekçeli olarak yanıtlanması zorunlu olup; gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 4) Yanıtlar, soru kâğıdı üzerinde, her bir sorunun altında ayrılmış olan boşluklara yazılacak; ek yanıt kâğıdı verilmeyecektir. 5) Her sorunun puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY OLAY I (X) Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Programı öğrencisi olan (A), 01.07.2013 tarihinde mezun olduktan sonra, gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için gıda işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartları ile gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin Türk gıda mevzuatına uygunluğunun denetim ve kontrolü işini ifa etmekle yükümlü “gıda denetmeni” olarak ve Devlet Memurları Kanununa göre açılan kadrolara atanmak üzere, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 01.09.2013 tarihinde açılan sınava başvurmuştur. Bakanlık, ilgili yönetmelikte yapılan ve Resmi Gazetede 01.03.2013 tarihinde yayımlanan değişiklik uyarınca gıda denetmeni olabilmek için aranan en az iki yıl yükseköğrenim görmüş olma koşulunun dört yıl biçiminde değiştirildiği ve iki yıllık meslek yüksekokulu mezunu (A)’nın bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle söz konusu başvuruyu reddetmiştir. (A), ret işlemi ile birlikte bu işleme dayanak olan yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle dava açmıştır. Bakanlık tarafından yürütülen gıda kontrolü ne tür bir faaliyettir? Açıklayınız. Bakanlık tarafından yürütülen faaliyet, kolluk (koruyucu kamu hizmeti) faaliyetidir. (3 puan) İdarenin kolluk faaliyetinin amacı kamu düzeninin korunmasıdır. Kamu düzeninin modern anlamda, genel güvenlik (kamu güvenliği), genel sağlık (kamu sağlığı) ve toplumsal huzur (dirlik ve esenlik) olmak üzere üç unsurdan oluştuğu kabul edilmektedir. (3 puan) Bakanlık, genel sağlığın korunması amacıyla önleyici nitelikte idari kolluk faaliyeti icra etmektedir. Genel kolluk - özel kolluk ayrımında söz konusu denetim ve kontrol, genel kolluk faaliyeti kapsamında değerlendirilmektedir. (4 puan) Bakanlığın gıda kontrol faaliyetini özel denetim şirketlerine devretmesi mümkün müdür? Tartışınız. İdari kamu hizmetlerinin çekirdeğini oluşturan ulusal güvenlik, iç güvenlik (genel idari kolluk ve adli kolluk), istihbarat ve adalet hizmetlerinin özel kişilere devri hem yerindelik açısından hem de hukuki açıdan tartışmalıdır. Anayasanın 128. maddesi uyarınca “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” Bu bağlamda kolluk yetkisinin devri ilke olarak mümkün değildir. İdarenin sahip olduğu genel denetim ve yaptırım uygulama yetkisi özel kişilere devredilemez. Ancak yaptırım uygulama ve asli denetim yetkisi idarede kalmak kaydıyla faaliyetin teknik kısmı özel kişilere devredilebilir. (10 puan) Alternatif cevap: Anayasanın 47. maddesine 1999 yılında yapılan değişikle eklenen 4. fıkra uyarınca “Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.” Bu hüküm uyarınca kanunla öngörülmek suretiyle denetim faaliyetinin özel şirketlere devredilmesi mümkündür. (5 puan) (A), üniversiteye başlarken iki yıllık yüksekokul mezunlarının gıda denetmeni olarak atanabilmelerinin mümkün olduğunu, bu düzenlemeye güvenerek iş bulma ümidiyle bu bölüme kaydolduğunu, dolayısıyla yapılan yönetmelik değişikliğinin ve sınava başvurusunun reddinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. (A)’nın iddiasının ilgili olduğu idare hukuku prensibini açıklayınız ve (A)’nın bu savında haklı olup olmadığını değerlendiriniz. İlgili yönetmelik değişikliği 01.08.2013 tarihinde yapılsa ve ilan edilse idi, vereceğiniz yanıt değişir miydi? Niçin? [Not: Bu soruda (A)’nın iddiasında haklılığıyla ilgili, olarak alternatif değerlendirmelerin ikisine de tam puan verilmiştir.] Yönetmelik değişikliğinin 01.03.2013 tarihinde, yani (A) henüz mezun olmadan önce yapılması ihtimalinde konu haklı beklenti çerçevesinde tartışılmalıdır. Haklı beklenti, kişilerin geleceğe yönelik olarak belli bir hukuki statü elde edilmesi ve bu hukuki statü uyarınca belli haklar kazanılması hususunda yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun ve iyi niyetli olarak içinde oldukları beklentilerinin makul bir gelecek süre için hukuk düzeni tarafından da kabul edilmesini ifade eden bir kavramdır. Yürürlükteki hukuk kurallarına uygun olarak idare ile bir hukuki bağlantı içine girilmiş olması ve bunun sonucunda gelecekte bir statü kazanımının ve bu statü gereğince belli ve somut bir hak doğmasının umulması, iyiniyetli biçimde beklenti içine girilen hakkın kamu düzenini ciddi biçimde sarsıcı etki doğurmaması ve beklentinin makul bir gelecek süre için geçerli olması koşulları mevcuttur. Olayda mezuniyet tarihi ile yönetmelik değişikliği arasındaki sürenin azlığı dikkate alındığında (A)’nın haklı beklentisi olduğundan söz edilebileceği gibi gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve adaptasyon ilkesi kapsamında hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği de kabul edilebilir. (5 puan) Yönetmelik değişikliğinin 01.08.2013 tarihinde, yani (A) mezun olduktan sonra yapılması ihtimalinde konu kazanılmış hak çerçevesinde tartışılmalıdır. Zira (A)’nın mezun olup sınava girme hakkını kazandığından söz etmek mümkündür. Kazanılmış hakkın kabul edilebilmesi için hak doğurucu işlem, yapıldığı tarihteki hukuk kurallarına uygun bireysel bir idari işlem olmalı, hak sahibinin o işlem oluşurken hilesi olmamalı, hak kişi yönünden kesinleşmiş olmalı, muhtemel yani beklenen hak niteliğinde olmamalı ve oluşan hak kamu düzenini ihlal etmemeli ve kamu menfaatine ağır biçimde aykırılık taşımamalıdır. Olayda kamu düzeni koşulu tartışmalı olup, gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği kabul edilebilir. (5 puan) Bir an için (A)’nın sınav başvurusunun kabul edildiğini ve sınavı kazanarak gıda denetmeni kadrosuna 01.11.2013 tarihinde atandığını ve (A)’nın atamasının atanmadaki öğrenim şartını taşımadığı gerekçesiyle idarece 01.03.2014 tarihinde iptal edildiğini varsayalım. Söz konusu iptal kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Soruda geçen iptal kararı teknik anlamda idari işlemin geri alınmasıdır. Geri alma, hukuka aykırı bir idari işlemin geçerliliğine, idare tarafından geçmişe ve geleceğe etki olarak son verilmesidir. (4 puan) Kural olarak yükümlendirici işlemler her zaman geri alınabilirken yararlandırıcı işlemler bakımından süre sınırlaması söz konusudur. Danıştay içtihadına göre, kamu görevlileri hakkında idarece yapılan hatalı terfi ve intibaklar nedeniyle yapılan fazla ödemeler genel dava açma süresi olan 60 gün içinde; bu istisna dışındaki idari işlemler ise “makul” sayılabilecek bir süre içinde geri alınabilir. Makul sürenin, somut olaya göre değerlendirmesi gerekmekle birlikte; bir yıllık sürenin makul görülmesi yönünde genel bir eğilim bulunduğu söylenebilir. Fransız Danıştay’ı ve doktrinimiz tarafından genel olarak kabul gören yaklaşım ise, idari işlemlerin idari yargıda genel dava açma süresi içinde (60 gün) geri alınmasıdır. Bununla birlikte hukuka aykırı işlemin yapılmasında ilgilinin kusuru varsa, örneğin ilgili idareyi yanıltmışsa ya da işlemdeki hukuka aykırılık çok ağır ve barizse geri almada süre sınırlaması olmadığı kabul edilmektedir. (4 puan) Somut olayda 60 günlük genel dava açma süresi aşılmış ancak bir yıllık süre henüz geçmemiştir. Buna ek olarak yönetmelikle öngörülen bir kurala açıkça aykırı olarak atama işlemi tesis edildiğinden bu işlemin geri alınmasında süre sınırlaması yoktur ve bu açıdan işlem hukuka uygundur. (2 puan) (A)’nın talebinin, yönetmeliğin gıda kontrol görevlisi olabileceklerin niteliklerini düzenleyen maddesinde “ziraat, gıda, kimya, su ürünleri mühendisleri, veteriner hekimler, kimyagerler, biyologlar”ın sayıldığı ve fakat gıda bilimine ilişkin bölümlerden söz edilmediği gerekçesiyle reddedildiğini varsayalım. Bu durumda (A)’nın söz konusu yönetmelik hükmüyle ilgili başvurabileceği bir yol var mıdır? Danıştay içtihadı çerçevesinde tartışınız. İdarece yapılan bir düzenlemenin eksik olması ve bu bağlamda düzenleme ile tanınan hakların söz konusu düzenlemede bazı kişi, grup veya kategorilerin kapsam dışında bırakılması veya kapsama alınmaması nedeniyle bu kişi, grup veya kategorinin bu haklardan yararlanmasının mümkün olmaması halinde (6 puan), Danıştay içtihadı uyarınca ortada “eksik düzenleme” (4 puan) vardır ve bu tür “eksik düzenlemeler” idari yargıda iptal davasına konu edilebilir. [Not: Eksik düzenlemenin tanımı tam yapılmamış ya da hiç yapılmamışsa aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Somut olayda (A) kendi mezun olduğu gıda bölümüne yer verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olması sebebiyle söz konusu düzenlemenin iptalini istemelidir. (+3 puan) Düzenlemenin tamamının iptali halinde hak sahibi olan 3. kişilerin mağdur olacaktır, bu nedenle İYUK m.10 çerçevesinde yazılı başvuru yapılıp mevcut düzenlemede revizyon talep edilmesi ve oluşacak ret yanıtına karşı iptal davası açılması gerekmektedir. (+ 2 puan) Gıda denetimi konusunda muhtelif kanunlarla belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu idari makamların gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar nasıl çözümlenmelidir? Açıklayınız. İdarelerin düzenleyici işlemleri aynı düzeyde değilse, bu işlemler arasındaki uyuşmazlıkta normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan norm uygulanmalıdır. (3 puan) Bu idarelerin işlemleri aynı düzeyde idari işlemler ise o zaman farklı kriterlere bakmak gerekecektir. Farklı bakanlıkların yönetmelikleri arasında idari yönden hiyerarşi bulunmadığından, “düzenleme konusunun hangi bakanlığın görev alanıyla daha yakından ilişkili olduğu” (2 puan), aynı derecede ilişki söz konusu ise de “birlikte düzenleme”(2 puan) ölçütüne göre hareket etmek gerekir. Buna göre, bir hususta iki ayrı (veya daha fazla) bakanlık yönetmeliğinde de düzenleme varsa ve bu iki ayrı yönetmelik hükmü birbiri ile çelişiyorsa, o husus hangi bakanlığın görev alanı ile daha yakından ilişkili ise o bakanlığın yönetmelik hükmüne öncelik verilecektir. Eğer o husus her iki (veya daha fazla) bakanlığın görev alanını da eşit ve yakın biçimde ilgilendiriyorsa, bu durumda bu iki bakanlığın o düzenlemeyi birlikte yapması gerekir. Bakanlıkların yönetmelikleri ile kamu tüzel kişilerinin yönetmelikleri arasında da kural olarak aynı ölçüt geçerlidir. Zira teknik olarak bakanlıklar ile kamu tüzelkişileri arasında idari yönden hiyerarşi ilişkisi bulunmamaktadır. Aynı durum bir bakanlık ile o bakanlığın vesayet denetimine tabi olan bir kamu tüzel kişisi için de geçerlidir. Zira idari vesayet denetimi istisnai ve sınırlı bir denetim yetkisi olup, hiyerarşik bir üstünlüğü ifade etmez. (1 puan) Bu açıklamalar doğrultusunda belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkacak uyuşmazlıkta görev alanı düzenleme konusuyla daha yakından olanın işlemine öncelik verilecek, düzenleme konusunun aynı derecede görev kapsamlarına girmesi durumunda ise işlemi birlikte çıkarmaları gerekecektir. (2 puan) [Kanunla idari vesayet ilişkisinin olduğu varsayımında bulunmadan Bakanlıkların düzenleyici işlemleri belediyenin düzenleyici işlemlerinden üstündür ifadesini yazanlara aynı düzeyde idari işlemlerin değerlendirilmesine ilişkin 7 puanlık kısımdan puan verilmemiştir.] Bir an için anılan Yönetmelik değişikliği ile, bahsi geçen kadroya ve göreve atanmak için “35 yaşını doldurmamış olmak” koşulu getirildiğini ve 39 yaşında olan (A)’nın başvurusunun bu nedenle reddedildiğini kabul edelim. Söz konusu Yönetmelik değişikliği ve başvuru ret kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Özel yasal hükümlerle memuriyete girişte maksimum yaş sınırı öngörülebilir. Ancak maksimum yaş sınırının kanun yerine idari düzenlemelerle (CBK ve yönetmeliklerle) öngörülmesi yasallık ilkesiyle bağdaşmayacaktır (3 puan). Zira doğrudan Anayasa (m.70) ile tanınmış bir temel hakkın (memur olabilme hakkı) sınırlanabilmesi (1 puan) yine Anayasa (md. 13) uyarınca ancak kanunla olabileceği gibi (1 puan), Anayasa m.128/2 hükmüne göre de, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” (3 puan). Somut olayda yasal bir dayanak olmaksızın yönetmelikle üst yaş sınırı öngörülmesi Anayasa’nın 13, 128/2 ve 70. maddelerine aykırıdır. Anayasaya aykırı yönetmeliğe dayanılarak tesis edilen başvuru ret kararı da konu ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırıdır. (2 puan) [Yukarıda sayılan bilgilerde eksiklik bulunması halinde aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Kaldı ki Devlet Memurları Kanununun bu yaş hususunu düzenlediği hükmünde (m.40), memuriyete girişte azami yaş sınırının yönetmeliklerle öngörülebileceğine dair özel bir yetki de tanınmamıştır. Zira, Kanun, genel öğrenim şartı dışında spesifik alanlar için özel ilave öğrenim şartı belirlenmesine yönelik olarak yönetmeliğe özel yetki tanımış olmasına karşın (md 41), benzer özel yetkinin azami yaş sınırı için tanınmamış olması da, yasama organının bu hususta yönetmelikle özel düzenleme yetkisi tanıma iradesinin bulunmadığını göstermektedir. (+2 puan) Danıştay bazı kararlarında isabetli biçimde, memuriyete girişte yönetmeliklerle azami yaş sınırı konulmasını yasallık ilkesine aykırı bularak iptal etmesine karşın; başka bazı kararlarında hatalı biçimde hukuka aykırı bulmamaktadır. (+1 puan) OLAY II B, 12.10.2017 tarihinde şahsi aracını Ankara Sıhhıye’deki köprünün altına park etmiştir. Bir anda çok yoğun biçimde yağmur yağması nedeniyle köprünün altında biriken sel suları, aracı tamamıyla kaplamış ve bir süre sürüklemiş ve aracın içini de kaplayan sel suları nedeniyle araçta 10 bin TL hasar oluşmuştur. B, gördüğü bu zararını ilgili idareden talep etmek istemektedir. NOT: B’nin aracını park ettiği yerde “park yapılmaz” levhası bulunmaktadır. B’nin aracının bu hasarı karşılayacak sigortası bulunmadığı varsayılacaktır. B, buradaki zararını kimden/kimlerden (hangi idareden/idarelerden) talep etmeyi düşünebilir? Bu idarenin/idarelerin T.C. İdari Teşkilatı içindeki konumu nedir? Bu olay kapsamında söz konusu olabilecek/en başta akla gelecek idari faaliyet hangisidir? Açıklayınız. B’nin aracı Ankara Sıhhiye’de yaşanan sel dolayısıyla hasar görmüştür. Aracın hasar görmesinde su ve kanalizasyon hizmetlerinde yaşanan aksama etkili olmuştur. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7’nci maddesine göre büyükşehir belediyesi kurulu olan illerde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetlerini yürütmek görevi büyükşehir belediyesine verilmiştir. Bu sebeple sel suları nedeniyle aracı hasar gören B, zararını Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden talep edecektir (2 puan). T.C. İdari Teşkilatı, idari karar alma mekanizmalarında serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olup olmama açısından merkezi hükümete göre konumlanma esasına dayanmaktadır. T.C. İdari Teşkilatı, Genel İdare (Merkezi İdare) ve Özerk İdareler başlıkları altında sınıflandırılmaktadır. Merkezi hükümetin yakın yörüngesi dışında kalan ve göreceli de olsa karar alma süreçlerinde kayda değer biçimde asgari bir serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olan Özerk İdareler; Yerel İdareler, Akademik İdareler, Bağımsız İdari Otoriteler ve Atipik Özerk İdarelerden oluşur. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Özerk İdareler kapsamında olan Yerel İdareler içinde bulunmaktadır (3 puan). Olay kapsamında en başta akla gelecek idari faaliyet, kamu hizmetidir. Kamu hizmeti, kamuya yararlı olması ve özel ticari faaliyet olarak gereği gibi yürütülmesinin mümkün ya da arzulanır olmaması nedeniyle, yasama organı tarafından özel ticari faaliyetlere göre farklı ve spesifik bir hukuki rejime tabi tutulmuş ve sorumluluğu son tahlilde bir idari makam tarafından üstlenilen faaliyettir. Kamu hizmetleri; hizmetin amacına ve niteliğine, coğrafi esasa, rekabet yönünden, işletmecisine göre ve hukuki referansına göre sınıflandırılmaktadır. Olayda söz konusu olan su ve kanalizasyon hizmetleri, ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetleri, büyükşehir belediyesi tarafından yürütülen yerel (mahalli) kamu hizmetidir (5 puan). B, burada talep edeceği zararını hangi idare hukuku kavramına dayandırabilir? Bu iddiasında haklı olur mu? Zararını talep etmesi hukuken haklı mıdır? Açıklayınız. B’nin burada talep edeceği zararını, hizmet kusuruna dayandırmalıdır. Herhangi bir faaliyette bulunurken idarenin bireylere maddi ve manevi zarar vermesi halinde, idarenin mali sorumluluğu gündeme gelir. İdare kendi eylem ve işlemlerinde doğan zararı ödemekle yükümlüdür (Anayasa m. 125). İdarenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmakta ve idarenin kusura dayanan sorumluluğu için hizmet kusuru kavramı kullanılmaktadır. Hizmet kusuru, idarenin bir faaliyeti yürütürken, organizasyonunun gereği gibi olmaması nedeniyle, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesinden dolayı oluşan kusuru ifade etmektedir. Hizmet kusuru için zarar gören kişinin, idarenin bütünsel bir organizma olarak, o faaliyetin yürütülmesinde gerekli özeni ve dikkati göstermediğini veya iyi organize olamadığını ya da hatalı tercihler yaptığını ortaya koyabilmesi yeterlidir. Tek tek kamu görevlilerinin somut kusurlarının ortaya konmasına gerek yoktur. İdarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için ön koşul; ortada bir zarar bulunması ve zararın idarenin bir faaliyetinden doğmuş olması, yani zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması ve idarenin hizmet kusurunun bulunmasıdır (kusursuz sorumluluk halleri mevcut değilse). Somut olayda çok yoğun yağmur yağması dolayısıyla biriken sel suları, B’nin aracına zarar vermiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmesi gereken su ve kanalizasyon hizmetleri olması gerektiği gibi yürütülmemiş, sel suları birikmiş ve B’nin aracına 10 bin TL’lik hasar vermiştir. Olayda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet kusuru bulunmaktadır (5 puan). İdarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler, kural olarak mücbir sebep, beklenmeyen hal, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu durumlar idarenin sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırabileceği gibi, azaltabilir de. Söz konusu nedenler, zarar ile idarenin fiili arasındaki nedensellik bağını kesmektedir. Olayda zarar görenin kusuru bulunmaktadır. Zira B’nin aracını park ettiği yerde park yasağı bulunmaktadır. Park yasağına rağmen aracını oraya park etmesi, B’nin yani zarar görenin kusurudur ve idarenin sorumluluğunu kaldırmaktadır. Dolayısıyla iddiasında haklı değildir (5 puan). B, 3 günlüğüne şehir dışına çıkacağından aracını evinin özel otoparkına park etseydi; ancak döndüğünde otoparkın bulunduğu sokağın ilgili idarece genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılması yüzünden aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı kullanamadığı için 3 bin TL zarar görseydi, bir üst soruya nasıl yanıt verirdiniz? İki farklı olasılığa göre yanıtlayınız. Burada 2 farklı olasılık bulunmaktadır. Olasılıklardan ilki idarenin sokağın genişletilmesi çalışmalarını ve trafiğe kapatılmasını duyurmaması, diğeri ise genişletme çalışmalarının duyurulmasıdır. Sokağın genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılmasının ilgili yerde yaşayan insanlara duyurulmaması olasılığında idarenin hizmet kusuru bulunmaktadır. İdare söz konusu sokak genişletme hizmetinin organizasyonunu gereği gibi yapmamış ve B’ye ve ilgili yerde yaşayanlara bu durumu duyurmamıştır. İdarenin hizmet kusuru söz konusudur. Genişletme çalışmaları nedeniyle sokağın trafiğe kapatılması yüzünden, bu durumdan bilgisi olmayan B aracını otoparktan çıkaramamış ve 3 bin TL zarar görmüştür. İdarenin hizmet kusuruna dayanarak zararını talep edebilecektir (5 puan). İkinci olasılık olan yol genişletme çalışmalarının B’ye duyurulması durumunda ise idarenin hizmet kusuru bulunmamaktadır. Bu olasılıkta idarenin kusursuz sorumluluğuna dayanarak B zararını talep edecektir. Bu bağlamda idarenin kusurlu bulunması gerekmemektedir. Kural olarak zarar ile idarenin fiili arasında nedensellik bağı bulunması yeterlidir. İdarenin kusursuz sorumluluk halleri; tehlike ilkesi, sosyal risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinden oluşmaktadır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca kusursuz sorumlulukta idarenin kamuya yararlı bir faaliyeti esnasında, idarenin kusuru olmasa bile, bu faaliyetin doğası gereği bazı özel kişilerin istisnai, geçici ve arızi biçimde zarar görmesi halinde, kişilerin bu zararı idarece tazmin edilmek zorundadır. Burada tüm toplum tarafından görülecek bir yarar nedeniyle, toplumdaki bazı kişilerin gördüğü istisnai zarara sadece zarar gören kişilerin değil, tüm toplumun katlanmasının daha adil ve hakkaniyetli olduğu düşünülmektedir. Belediyenin tüm toplumun yararına olan yol genişletme çalışmasında trafiğin kapatılması dolayısıyla B aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı 3 bin TL zarar görmüştür. B’nin söz konusu istisnai, geçici ve arızi zararının kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir (5 puan).
  3. 2014-2015 Öğretim Yılı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2/B Sınıfı İdare Hukuku Dersi Final Sınavı Soruları AÜHF İDARE HUKUKU FİNAL SINAVI (2/B) (16 HAZİRAN 2015) Sınav Yönergesi: Sınav süresi 1 saat 45 dakikadır. İstenilen sorudan başlanabilir. Anayasa metni kullanılabilir. Kurşun kalem kullanılamaz. Ek yanıt kağıdı verilmeyecektir. Yanıtlar gerekçeli olacaktır. Soruların puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali D. ULUSOY ….. OLAY II Devlet Demiryolları A.Ş. Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan ve sonradan bu görevinden ayrılan B hakkında, bir günlük gazetede C tarafından yazılan “İnsan önce adam olmaya memurdur!” başlıklı Köşe Yazısında, “hırstan kinden gözü dönmüş, milliyetçi ve muhafazakar…, partici arkadaşları sayesinde genel müdür yardımcısı olmuş ve diğer genel müdür yardımcısının görev yerinin değişmesi için uğraşıp durmuşlardır”, “lojmanında eşya yokmuş, normal, evini de vicdanına benzetmiş demek” gibi ifadeler kullanılmış; bu köşe yazısı aynen kesilmek suretiyle sözkonusu Kurumun Kurumla ilgili olarak basında çıkan yazıların asıldığı İlan Panosuna asılmış ve 5 gün asılı kalmış; B tarafından anılan İdareye yapılan yazılı başvuruda bu yazıyı İlan Panosuna asanlar hakkında disiplin soruşturması açılması ve bu soruşturmanın sonucunun da aynı İlan Panosunda ilan edilmesi talep edilmiş, ancak İdare tarafından bu hususta hiçbir işlem yapılmamıştır. Bu arada B tarafından yazıyı yazan C ve yayınlayan Gazeteye karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davası, yazıda sert bir uslup kullanılmış olsa da genel olarak basın özgürlüğü sınırları içinde olduğu gerekçesiyle Mahkemece reddedilmiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır. B, anılan yazının kendi Kurumunun İlan Panosuna asılmasına idarecegöz yumulmasının kendisini rencide ettiği ve kişilik haklarını özel biçimde ihlal ettiği gerekçesiyle Kurum aleyhine 15 bin TL’lık manevi tazminat davası açmıştır. NOT: 233 sayılı KHK’nın Ekinde Devlet Demiryolları A.Ş. Genel Müdürlüğü iktisadi devlet teşekkülü olarak sayılmıştır. Devlet Demiryolları A.Ş. Genel Müdürlüğü’nün T.C. İdari Teşkilatı içindeki yerini belirleyiniz. Kamu tüzel kişiliğine sahip olup olmadığını tartışınız. Aynı Kurumun iktisadi devlet teşekkülü olarak sayılmasının hukuken isabetli olup olmadığını değerlendiriniz. B, Kuruma karşı açtığı manevi tazminat davasında haklı mıdır? Neden?
  4. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2014 yılı, İdare Hukuku Final Sınavı Sorusu ve Seçilmiş Cevap Kağıdı BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ! == > imar-hukuku-final-sorusu-ve-secilmis-cevap-kagitlari.pdf
  5. İdare Hukuku 2/A Yıl Sonu Sınavı Soru ve Cevapları - 18.6.2009-AÜHF SINAV YÖNERGESİ: 1) Sınav süresi 100 dakikadır. 2) Ek yanıt kağıdı verilmeyecektir. 3) Anayasa dışında mevzuat metni kullanılmayacaktır. 4) Kurşun kalem kullanılmayacaktır. 5) Gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 6) Sorular istenilen sırayla yanıtlanabilir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY OLAY Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu Bölgesinde yeni açılan 15 devlet üniversitesi rektörlüğü Yükseköğretim Kurulu (YÖK)'na yazılı olarak başvurarak, tıp fakültelerinde ihtiyaç duydukları ve kendi imkanlarıyla tedarik edemedikleri bazı alanlarda acil şekilde öğretim üyesi açığı bulunduğunu belirtmişler ve ihtiyaç duydukları alanları belirterek, YÖK Kanunu m.41 işletilerek bu alanlara başka devlet üniversitelerinden "rotasyon" yoluyla öğretim üyesi görevlendirilmesini talep etmişlerdir. Bunun üzerine YÖK Genel Kurulu, öğretim üyelerinin rotasyonla görevlendirmeleri konusunda YÖK Yürütme Kurulunun gerekli kararları almasını öngörmüş; YÖK Yürütme Kurulu bu karar üzerine, büyük şehirlerdeki yeterli öğretim üyesine sahip bazı devlet üniversitelerine yazdığı yazıda, 2547 sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca 1'er yıl için yeni açılan üniversitelerin tıp fakültelerine göndermeleri gereken öğretim üyelerinin sayısını, alanlarını ve hangi üniversiteye göndereceklerini bildirmiş ve bu esaslara göre gönderilecek öğretim üyelerinin tespit edilmesini üniversitelere bırakmış ve adıgeçen üniversitelerin bu kararı en geç 2 ay içinde yerine getirmelerini, yani görevlendirilecek öğretim üyelerinin isimlerinin bildirilmesini öngörmüştür. Türk Tabipler Birliği, bu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu düşündüğünden, iptali istemiyle Danıştay'da dava açmıştır. Birlik, (1) YÖK Genel Kurulunun bu konulardaki yetkilerini Yürütme Kuruluna vermesinin, (2) öğretim üyelerinin rızaları alınmadan başka üniversitelerde zorunlu olarak görevlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu ve ayrıca, (3) bu görevlendirmenin Anayasanın çalışma ve sözleşme hürriyetini düzenleyen 48. Maddesine aykırı olduğunu düşünmektedir. Davaya bakan Danıştay 8. Dairesi, 2547 sayılı Kanunun 41. Maddesinde öğretim üyelerinin geçici bir süre için (2 yıla kadar) başka üniversitelerde görevlendirmelerinde rızalarının aranmayacağından bahsedilmediği, oysa aynı Kanun m.40/b'ye göre görevlendirmelerde öğretim üyelerinin rızalarının aranacağının öngörüldüğü; bu nedenle anılan Yürütme Kurulu kararında öğretim üyelerinin rızalarının aranması gerektiği belirtilmediğinden, bu kararı hukuka aykırı bularak yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. İLGİLİ MEVZUAT: a) 2547 Sayılı Kanun m.6: "Yükseköğretim Kurulu, tüm yüksek öğretimi düzenleyen ve yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerine yön veren, bu kanunla kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, bir kuruluştur. Yükseköğretim Kuruluna; Yükseköğretim Denetleme Kurulu, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi ile gerekli planlama, araştırma, geliştirme, değerlendirme, bütçe, yatırım ve koordinasyon faaliyetleri ile ilgili birimler bağlıdır... Genel Kurul, Yükseköğretim Kanunu ile kendisine verilen görevlerden,Yükseköğretimin planlanması, düzenlenmesi, yönetilmesi ve denetlenmesi, yönetmeliklerin hazırlanması, yükseköğretim üst kuruluşlarıyla,üniversitelerce hazırlanan bütçelerin tetkik ve onaylanması ile rektörlüklere aday gösterme dışında kalan yetki ve görevlerinden uygun gördüğü bölümleri Yürütme Kuruluna devredebilir." b) 2547 sayılı Kanun m.40/b: "Öğretim üyeleri, ihtiyacı olan üniversitenin isteği ve kendi arzusu üzerine ve ilgili yönetim kurullarının görüşü, rektörün önerisi ile Yükseköğretim Kurulu tarafından,istekte bulunan üniversitenin birimlerinde en az bir eğitim-öğretim yılı için görevlendirilebilirler. Bu şekilde görevlendirilenlerin kadroları beş yıl süre ile saklı tutulur. Açık bulunan bir öğretim üyeliği kadrosuna yapılacak atamada adayların niteliklerinde eşitlik olduğu durumlarda gelişmekte olan bölgelerdeki yükseköğretim kurumlarında toplam en az beş yıl bu şekilde veya kadrolu olarak hizmet yapan öğretim üyelerine öncelik verilir." 2547 sayılı Kanun m.41: "Öğretim üyesi ihtiyacının karşılanması: Yükseköğretim Kurulunca; bu kanun kapsamındaki Devlet yükseköğretim kurumlarının, çeşitli bilim ve sanat dallarındaki öğretim üyesi ihtiyaçları ve bu öğretim üyesi ihtiyaçlarının hangi yükseköğretim kurumlarından karşılanacağı, öğretim üyesi mevcutları dikkate alınarak tespit edilir ve ihtiyaçlar karşılanmak üzere ilgili üniversitelere bildirilir. Bu üniversitelerin rektörleri Yükseköğretim Kurulunca ihtiyaç listelerinin kendilerine intikal ettirilmesi tarihinden itibaren en çok iki hafta içinde ihtiyaçları karşılamak üzere hangi öğretim üyelerini görevlendirdiklerini Yükseköğretim Kuruluna bildirirler. Bu görevlendirmeler bir yarı yıldan az,dört yarı yıldan fazla olmamak üzere kadroları kendi üniversitelerinde kalmak kaydıyla yapılır... Bu maddede veya bu Kanunun 40 ıncı maddesinin (b) fıkrasında belirtildiği şekilde görevlendirildikleri kendilerine tebliğ edilenlerden kanuni süresi içinde göreve başlamayanlar istifa etmiş sayılır. Bu şekilde istifa etmiş sayılanlar, bu hizmeti yerine getirmedikçe herhangi bir yükseköğretim kurumunda yeniden görevlendirilemezler ve diğer kamu kuruluşlarında çalıştırılamazlar." NOT: Vakıf üniversiteleri öğretim üyeleri, iş (hizmet) akdi ile çalışmaktadırlar. SORULAR: 1) YÖK ile üniversiteler arasında herhangi bir hukuki ilişki var mıdır? Varsa bu ilişki nasıl/ne tür bir hukuki ilişkidir? Neden? (10 p) 2) Kars Kafkas Üniversitesi Ege Üniversitesine bir yazı yazarak, belli bir alandan kendilerine 1 yıl süre ile bir öğretim üyesi görevlendirilmesi konusunda talimat verebilir mi? Ege Üniversitesi böyle bir talimatı yerine getirmezse Kafkas Üniversitesi Ege Üniversitesi üzerinde herhangi bir idari denetim veya idari yaptırım uygulayabilir mi? Neden? (10 p) 3) Türk Tabipler Birliğinin (1) nolu iddiası hukuken haklı mıdır? Neden? (10 p) 4) Birliğin (2) nolu iddiası ile Danıştay 8. Dairesinin yürütmeyi durdurma gerekçesini hukuka uygun buluyor musunuz? Neden? (20 p) 5) Birliğin (3) nolu gerekçesi hukuken haklı mıdır? Neden? (10 p) 6) YÖK bu olayda bazı vakıf üniversitelerinin öğretim üyelerinin de m.41 uyarınca görevlendirilmesini öngörseydi, 5. Soruya vereceğiniz yanıt bu noktadan değişir miydi? Neden? (10 p) 7) Devlet Üniversitesi (A)'nın YÖK Yürütme Kurulunun bu kararını yerine getirmediğini ve verilen süre içinde herhangi bir öğretim üyesi ismini YÖK'e bildirmediğini varsayalım. Bunun üzerine YÖK, (A) Üniversitesinden rotasyona gidecek öğretim üyesini doğrudan kendisi belirleyebilir miydi? Neden? (10 p) Olayda üniversitelerin yürüttükleri faaliyet ne tür idari faaliyettir? Bu faaliyeti bir cümle ile tanımlayarak, türlerini sadece sayınız (10 p) 9) (A) Üniversitesinde okuyan öğrenci (B)'nin gördüğü öğrenim karşılığı ödediği bedelin yıllık 200 TL, bir öğrencinin o üniversiteye ve Kamuya olan maliyetinin ise yıllık 1800 TL olduğunu varsayalım. Öğrencinin ödediği bedelin idare hukuku açısından niteliği nedir? Bu bedel, öğrencinin o üniversiteye ve Kamuya olan maliyetine eşit veya bunun üstünde bir bedel olarak belirlenebilir miydi? Neden? (10 p) 2008-2009 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI İDARE HUKUKU YILSONU SINAVI (2/A SINIFI) - CEVAP ANAHTARI - 1) YÖK ile üniversitelerin, Devlet tüzel kişiliği dışında, ayrı birer "kamu tüzel kişilikleri" bulunduğu için (5 Puan), aralarında bir hiyerarşi değil, "idari vesayet" ilişkisi vardır (5 Puan). 2) Herhangi bir üniversitenin, başka bir üniversiteye talimat vermesi mümkün değildir. Çünkü, her iki üniversitenin de ayrı birer "kamu tüzel kişiliği" vardır ve bu nedenle, aralarında bir üstünlük veya astlık-üstlük ilişkisi söz konusu değildir.(5 Puan) Aralarında bir hiyerarşi yahut idari vesayet ilişkisi bulunmadığından, Kars Kafkas Üniversitesinin, Ege Üniversitesi üzerinde idari denetim yetkisi yoktur ve idari yaptırım uygulaması mümkün değildir. Ayrıca, idari yaptırım uygulanabilmesi için, bunun "kanunda açıkça öngörülmesi" de zorunludur. (5 Puan) 3) 2547 sayılı Kanunun 6. maddesi, YÖK Genel Kurulunun bu konudaki yetkilerini Yürütme Kuruluna devretmesine imkan vermektedir.(5 Puan) Dolayısıyla, ihtiyaç halinde, "yetki devri" yasal izin ile mümkün kılınmıştır. Yetki devrinin gerekleri oluşmuş olduğundan, Türk Tabipler Birliğinin bu iddiası hukuken haklı değildir.(5 Puan) 4) 2547 sayılı Kanunun 41. maddesinde, öğretim üyelerinin rızalarının alınması konusundan hiç bahsedilmemiş olması, rızalarının aranacağı anlamına gelmez; bilakis, rızanın aranmayacağına işaret eder. Yani adı geçen Kanunun 41. maddesi, 40/b maddesinden farklı olarak, "zorunlu görevlendirme"yi düzenlemektedir. Kanunda bu görevlere gitmeyenlerin istifa etmiş sayılacağının öngörülmesi de bunu göstermektedir. (10 Puan) Nitekim, görevlendirme, "tek yanlı bir idari işlem" olup; tek yanlı idari işlemlerde (idari kararlar) kural olarak ilgilinin rızası aranmaz.(5 Puan) Kamu hizmetlerinin gerektirdiği işlerde, kamu görevlileri tek yanlı olarak görevlendirilebileceğinden; öğretim üyelerinin rızaları alınmadan başka üniversitelerde zorunlu olarak görevlendirilmeleri hukuka uygundur. Bu nedenle, Türk Tabipler Birliğinin iddiası ve bu bağlamda Danıştay 8. Dairesinin yürütmeyi durdurma kararının gerekçesi hukuka uygun değildir.(5 Puan) 5) Anayasanın 48. maddesinde düzenlenen çalışma ve sözleşme hürriyeti, tamamen sınırsız ve mutlak bir hürriyet değildir. Bahsi geçen maddede "özel sınırlama sebepleri" mevcuttur ve çalışma ve sözleşme hürriyeti de, Anayasanın 13. maddesi bağlamında, 48. maddede belirtilen özel sınırlama sebeplerine bağlı olarak, kanunla sınırlanabilir.(5 Puan) Buna göre, kamu görevlileri, kamu hizmetinin gerektirdiği hallerde, bazı görevleri yerine getirmek üzere, tek yanlı olarak görevlendirilebilir. Çünkü bu zorunlu görevlendirme hali, Kanunda (2547 sayılı Kanun m. 41) düzenlenmiştir ve temel hak ve özgürlüklerin, Anayasanın 13. maddesindeki koşullarda, özel sınırlama sebepleri çerçevesinde, kanunla sınırlanması mümkündür. Dolayısıyla, öğretim üyelerinin rızaları alınmaksızın başka üniversitelerde görevlendirilmesine ilişkin 2547 sayılı Kanun m. 41 hükmünün Anayasaya aykırı olduğu iddiası hukuken haklı değildir.(5 Puan) (NOT:Çalışma ve sözleşme hürriyeti için, Anayasanın 48. maddesinde özel sınırlama sebepleri öngörülmediğini veya 2547 sayılı Kanunun 41. maddesindeki zorunlu görevlendirmenin, Anayasanın 48. maddesinde sayılan sınırlama sebepleri kapsamına girmediğini; bu nedenle, 2547 sayılı Kanunun 41. maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu yazanlar, yarım puan -5 Puan- alacaktır.) 6) Vakıf üniversiteleri de "kamu tüzel kişisi" olup, 2547 sayılı Kanuna tabidirler.(5 Puan) Bu nedenle, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim üyelerinin de, 2547 sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca yüksek öğretimkamu hizmetinin gerektirdiği işlerde görevlendirilmesi mümkündür. Bu konuda Anayasal bir engel de yoktur. Dolayısıyla, vakıf üniversitelerinin öğretim üyeleri söz konusu olsaydı da, zorunlu görevlendirme nedeniyle Anayasanın 48. maddesine aykırı bir durum gündeme gelmeyeceğinden, 5. soruya verilen yanıtta değişiklik olmazdı.(5 Puan) (Her ne kadar vakıf üniversiteleri kamu tüzel kişiliğini haiz olsalar da, öğretim üyelerinin iş (hizmet) akdi ile çalışmaları sebebiyle, 2547 sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca zorunlu olarak görevlendirilmelerinin, özel hukuk sözleşmesine müdahale niteliği taşıyacağını ve sözleşme hürriyetine aykırı olacağını; bu nedenle, Anayasanın 48. maddesine aykırılık bulunduğunu yazanlar da tam puan -10 Puan- alacaktır.) 7) Olayda adı geçen Devlet Üniversitesi de YÖK de kamu tüzel kişiliğine sahiptir. YÖK Devlet Üniversitesinin idari vesayet makamı konumundadır. Dolayısıyla YÖK Devlet Üniversitesi üzerinde ancak kanundan açıkça aldığı vesayet yetkilerini kullanabilir. (4 puan) Vesayet makamlarına tanınabilecek olan yetki vesayet denetimi altındaki kamu tüzel kişisinin işlemlerini onama ya da onamama şeklinde olabilir. Yoksa vesayet makamı kamu tüzel kişisi yerine geçip işlem yapamaz. Dolayısıyla olayda da YÖK Devlet Üniversitesi yerine geçerek rotasyona gidecek öğretim üyesini kendisi belirleyemez. Kaldı ki kanunda da YÖK'e böyle bir yetki tanınmamıştır. (6 puan). Olayda üniversitelerin yürüttükleri hizmet kamu hizmetidir. (2 puan). Kamu hizmetleri kanun koyucu tarafından kamuya yararlı olduğu ve özel-ticari faaliyetlerin tabi oldukları rejimden farklı bir rejim olan kamu hukuku rejimine tabi olması gerektiği yasama organı tarafından öngörülen faaliyetlerdir. Bu hizmetler ya idari organlar tarafından ya da kamu kurumlarının denetim ve gözetimi altında özel kişilerce yürütülürler. (3 puan) Kamu hizmetleri öncelikle –ulusal kamu hizmetleri – yerel kamu hizmetleri olarak ayrılır.Ulusal kamu hizmetleri ise –stratejik kamu hizmeti –stratejik olmayan kamu hizmeti olarak ayrılırlar. Kamu hizmetleri ile ilgili bir diğer ayrım ise –idari kamu hizmeti –iktisadi kamu hizmeti ayrımıdır. (5 puan) 9) (B)'nin gördüğü öğrenim karşılığı ödediği bedel resim-harç niteliğindedir. Resim ve harçlar kamu hizmetinin finansmanına katkı niteliğindedirler, hizmetin gerçek maliyetine karşılık gelen "fiyat" niteliğinde değillerdir. (5 puan) Ödenecek bedelin öğrencinin aldığı kamu hizmetinin gerçek maliyeti kadar veya bunun üzerinde belirlenip belirlenemeyeceği yüksek öğretim hizmetinin idari kamu hizmeti olarak mı iktisadi kamu hizmeti olarak mı kabul edileceğine göre değişecektir. Yüksek öğretim hizmetinin bir idari kamu hizmeti olduğu kabul edilirse belirlenecek olan bedel hizmetin maliyeti kadar olamayacaktır. Ancak hizmetin iktisadi kamu hizmeti olarak kabul edilmesi halinde bu bedel hizmetin gerçek karşılığı kadar veya bundan daha fazla olabilecektir. B, devlet üniversitesinde okuduğundan ve devlet üniversitelerinde verilen yükseköğretim kamu hizmeti idari kamu hizmeti olduğundan, B'den istenebilecek bedel hizmetin maliyetine eşit veya daha fazla olamayacaktır (5 puan).
  6. İdare Hukuku 2/A Yıl Sonu Sınavı - 30.05.2008 - AÜHF SINAV TALİMATI: 1. Sınav süresi 90 dakikadır. 2. Gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 3. Her türlü mevzuat metni kullanılabilir. 4. Kurşun kalem kullanılmayacaktır. 5. İstenilen sorudan başlanabilir. 6. Sadece tek bir tam yanıt kağıdı verilecektir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY OLAY I. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun yardımcı doçentliğe atanmaya ilişkin öngördüğü tüm şartları yerine getiren (A), (X) Üniversitesi tarafından kendi uzmanlık alanına ilişkin olarak açılan yardımcı doçentlik kadrosuna 20.11.2007 tarihinde gerekli belgelerini aynı Üniversitenin Genel Evrak birimine teslim ederek başvurmuş ve Rektörlükçe kendisi için belirlenen üç kişilik bilimsel jüri heyetinin tamamının olumlu raporu üzerine, ilgili Fakülte Yönetim Kurulunun olumlu görüşü ve Dekanın önerisi ile Rektör tarafından anılan yardımcı doçentlik kadrosuna 20.1.2008 tarihinde atanmıştır. Ancak daha sonra (A)'nın, aynı Üniversite Senatosu tarafından 1.1.2005 tarihinde belirlenen ve halen de yürürlükte olan "Öğretim Üyeliğine Atanma ve Yükselmelere İlişkin İlkeler"de Kanunda öngörülen atama şartlarına ilave olarak öngörülen, "yabancı bir dergide yabancı dilde yazılmış en az iki makale yayınlatmış olmak" ve "KPDS veya ÜDS sınavlarından yabancı dil puanı olarak en az 70 puan almak" şartlarını yerine getirmediği anlaşılmış ve bunun üzerine A'nın atama işlemi adıgeçen Üniversitenin Yönetim Kurulu tarafından 20.4.2008 tarihinde geri alınmıştır. A, sözkonusu bu geri alma işleminin hem usul ve hem de esas yönünden hukuka aykırı olduğunu düşünmektedir. NOTLAR: 1) 2547 sayılı Kanun m.23 : "a. Bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, isteklilerin başvurması için rektörlükçe ilan edilir. Fakültelerde ve fakültelere bağlı kuruluşlarda dekan, rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokullarda müdürler; biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır. ... b. Yardımcı doçentliğe atanmada aranacak şartlar: (1) Doktora veya tıpta uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilecek belli sanat dallarının birinde yeterlik kazanmış olmak, (2) Fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurullarınca, biri o dilin öğretim üyesi olmak üzere seçilecek üç kişilik bir jüri tarafından; sınava girenin kendi bilim alanında Türkçeden yabancı dile, yabancı dilden Türkçeye 150 - 200 kelimelik bir çeviriyi kapsayan yabancı dil sınavını başarmak." 2) 2547 sayılı Kanun m.65: " a. Aşağıdaki hususlar Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir: .... (4) Bu kanun kapsamındaki yükseköğretim kurumlarında yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlüğe yükseltilme ve atanma işlemleri," 3) 2547 sayılı Kanunda üniversitelerin Kanunda öngörülen atama şartlarına ek atama şartları öngörüp öngöremeyecekleri hususunda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. 4) 28/1/1982 tarihli ve 17588 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılan Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinin 2 nci maddesinin 2. fıkrası: "... Yardımcı doçentlik ile diğer akademik kadrolara yükseltme, atama ve uzatmalarda kriterler doğrudan yükseköğretim kurumları senatolarınca belirlenir..." SORULAR: 1) Yükseköğretim Kurulu'nun T.C. İdari Teşkilatı içindeki yerini belirleyerek; üniversiteler ile bu Kurul arasındaki hukuksal ilişkinin niteliğini belirtiniz. 2) Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılan Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği ile X Üniversitesi tarafından çıkarılan Öğretim Üyeliğine Atanma ve Yükselmelere İlişkin İlkeler arasındaki hukuksal ilişkiyi normlar hiyerarşisi yönünden irdeleyiniz. 3) Bir önceki soruda değinilen İlkeler, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılsa idi, bu soruya vereceğiniz yanıt değişir miydi? Neden? 4) 2. soruda değinilen İlkeler'de öngörülen ve yukarıda belirtilen ek atama şartlarının hukuka uygun olup olmadığını yetki unsuru yönünden irdeleyiniz. 5) 20.4.2008 tarihli işlem, usul (yetki ve şekil unsurları) bakımından hukuka uygun mudur? Neden? 6) 20.4.2008 tarihli işlem, esas (sebep, konu ve amaç unsurları) bakımından hukuka uygun mudur? Neden? 7) İdare hukukunda kazanılmış hak kavramının ne anlama geldiğini ve İdari işlemler nedeniyle kazanılmış hak oluşmasının şartlarını belirterek; somut olayda A açısından kazanılmış hak bulunup bulunmadığını değerlendiriniz. (20 p) OLAY II. Hakkari ili, Bağışlı Köyünde çobanlık yapan 18 yaşındaki B, C ve D, Köye yakın bir arazide buldukları ve terör örgütü mensuplarına karşı güvenlik kuvvetlerince yapılan operasyonlarda kullanılmış ve patlamamış bir el bombası ile oynarken bombanın patlaması sonucu ağır derecede yaralanmışlardır. 1) Adı geçenlerin gördükleri zarar nedeniyle idarenin mali sorumluluğu bulunmakta mıdır? Yanıtınız olumlu ise sorumluluk hangi esasa göre sözkonusu olabilir? 2) Adı geçenlerin gördükleri zarar, önceden herhangi bir tehdit almayan Köye terör örgütü mensuplarınca saldırı düzenlenmesi sonucu oluşsa idi, önceki soruya vereceğiniz yanıt değişir miydi? Neden?
  7. İdare Hukuku 2/A Yıl Sonu Sınavı - 30.05.2007 - AÜHF SINAV YÖNERGESİ : 1) Sınav süresi 100 dakikadır. 2) Tek bir tam yanıt kağıdı verilecek; ek kağıt verilmeyecektir. 3) Kurşun kalem kullanılmayacaktır. 4) Sorular, her bir Olay'ın kendi içindeki sıralamaya uyularak yanıtlanacaktır. 5) Anayasa metni dışında başka mevzuat kullanılmayacaktır. 6) Yanıtlar gerekçeli olacaktır. Başarılar dilerim. Doç. Dr. Ali ULUSOY OLAY I Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca (EPDK) 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği 4.08.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 28.02.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin 21 inci maddesinde, "Kurul, lisans sahibi tüzel kişinin faaliyet ve uygulamaları ile işlem hesap ve mali tablolarının bağımsız denetim kuruluşları ve/veya teknik denetim yapabilecek kişi veya kuruluşlar vasıtasıyla denetlenmesini kararlaştırabilir. Bu tür denetim hizmetlerinin bedeli ilgili lisans sahibi tüzel kişi tarafından karşılanır. Ancak, Kurulun gerek görmesi halinde, bedeli Kurumca karşılanmak kaydıyla da denetim yaptırılabilir." hükmü yer almaktadır. Danıştay 13. Dairesi, bu Yönetmelik değişikliği hükmünün iptaline ilişkin açılan davada, "Kurumların kanunla kendilerine verilen zorunlu bir kamu hizmetinin yürütülmesinde, (yasal bir düzenleme olmadıkça) bu hizmet ile ilgili şahıslardan bir bedel istenmesi kamu hizmeti kavramına uygun bulunmamaktadır." gerekçesiyle bu hükmü hukuka aykırı bulmuştur. NOT: 4628 sayılı Kanun, m.5/5 : "Bu Kanunun diğer maddeleri ile belirlenen yetkilerinin yanısıra, Kurul aşağıdaki yetkilere de sahiptir: ..... (j) Piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilerin denetlenmiş mali tablolarını incelemek veya incelettirmek." Sorular: 1) EPDK'nın T.C. İdari teşkilatı içindeki yerini belirleyerek, yürüttüğü idari faaliyetin niteliğini belirtiniz. (10 p) 2) Olayda bahsi geçen Yönetmelik değişikliği Resmi Gazetede yayımlanmasa idi, bu durum anılan Yönetmeliği hukuka aykırı kılar mıydı? Neden? (10 p) 3) Danıştay 13. Dairesinin belirtilen ifadesini yerinde buluyor musunuz? Neden? (NOT: Bu soru, anılan karardaki parantez içinde yazılmış ifade dikkate alınmadan yanıtlanacaktır. Ayrıca, bu soru, olayda belirtilen idari faaliyetin kamu hizmeti faaliyeti olduğu varsayılarak yanıtlanacaktır.) (20 p) 4) Danıştay 13. Dairesinin kararını yerinde buluyor musunuz? Danıştay burada, kamu hizmeti kavramı dışında, hangi İdare Hukukundaki hangi ilkeyi dikkate almış olabilir? (NOT: Bu soru, anılan karardaki parantez içinde yazılmış ifade de dikkate alınarak yanıtlanacaktır.) (10 p) OLAY II 3.12.1993 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Denizcilik Müsteşarlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı Sicil Amirleri Yönetmeliğinde ilçelerde Liman Başkanlarının 1. sicil amiri kaymakam olarak düzenlenmiş iken, bu Yönetmelikte 6.04.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikle kaymakamlar ilçelerde liman başkanlarının 1. sicil amirleri olmaktan çıkarılmıştır. Kaymakam (A), görev yaptığı (K) ilçesinde liman başkanlığı bulunmasını da dikkate alarak, bu Yönetmelik değişikliğinin hukuka aykırı olduğunu düşünmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: 1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 112. maddesine dayalı olarak Bakanlar Kurulu kararı ile çıkarılan Devlet Memurları Sicil Amirleri Yönetmeliği m. 30/6: "Bölge kuruluşu bulunan kurumlar sicil amirleri yönetmeliklerini kaymakamların ilçede, valilerin ise ildeki merkezindeki görevli bölge memurlarının gereğine göre birinci, ikinci veya üçüncü derecede sicil amiri olmalarını sağlayacak şekilde düzenlemek mecburiyetindedirler." 2) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (R.G.19.08.1993) Madde 1 - Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, denizcilik sistem ve hizmetlerinin ülkenin deniz ilgi ve çıkarlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak tahsisi ve geliştirilmesi için, Başbakanlığa bağlı Denizcilik Müsteşarlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ilişkin esasları düzenlemektir. Başbakan bu Müsteşarlığın yönetimi ile ilgili yetkilerini gerekli gördüğü takdirde bir Devlet Bakanı eliyle kullanabilir. Madde 3 - Denizcilik Müsteşarlığı, merkez teşkilatı ile taşra teşkilatından oluşur. Madde 5 - Müşteşar, Müşteşarlık kuruluşunun en üst amiridir. Müsteşarlık hizmetlerinin Başbakanın direktifleri yönünde mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütülmesini ve Müsteşarlığın faaliyet alanına giren konularda diğer kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevlidir. Müsteşara yardımcı olmak üzere 2 Müsteşar Yardımcısı görevlendirilebilir. Madde 19 - Müsteşarlık merkez ve taşra teşkilatının her kademedeki yöneticileri, yapmakla yükümlü bulundukları hizmet veya görevleri, Başbakanın ve Müsteşarın emir ve direktifleri yönünde, mevzuata, plan ve programlara uygun olarak düzenlemek ve yürütmekten bir üst kademeye karşı sorumludur. Madde 23 - 23/04/1981 tarihli ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun hükümleri dışında kalan memurların atanmaları Başbakan tarafından yapılır. Başbakan bu yetkilerini gerekli gördüğü alt kademelere devredebilir. Ancak, Teftiş Kurulu Başkanı ile müfettiş unvanlarını taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılır. Sorular: 1) Denizcilik Müsteşarlığı'nın T.C. İdari Teşkilatı içindeki yerini belirleyerek, yürüttüğü idari faaliyetin niteliğini belirtiniz. (10 p) 2) Kaymakam ile valiyi hukuksal konumları yönünden karşılaştırınız (10 p) 3) Olayda değinilen Denizcilik Müsteşarlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı Sicil Amirleri Yönetmeliği sadece Devlet Memurları Sicil Amirleri Yönetmeliği'ne aykırı olması gerekçesiyle hukuka aykırı görülebilir mi? Neden? (10 p) 4) 6.04.2001 tarihli yönetmelik değişikliği hukuka uygun mudur? Neden? (NOT: Burada 3. soruda tartışılan husus değerlendirme dışı tutulacak ve bu husus dışındaki hususlar tartışılacaktır.) (20 p)
×
×
  • Create New...