Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'stajyer avukat'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • hukuk lobisi
    • Hukuki Gelişmeler
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 2 results

  1. Avukatlık stajına ilişkin günümüze kadar yapılan düzenlemeler ve bu düzenlemelerin yasalaşma sürecinden, staj öncesi ve sonrası sınav getirilmesi hususu başta olmak üzere, stajın nasıl olması ve ne şekilde düzenlenmesi gerektiği hususunda, bilgi, birikim ve tecrübeleri çerçevesinde meslektaşlarımızın farklı değerlendirme ve önerilerinin olması, sosyal bilimlerin doğasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, yukarıdaki tarihsel süreçte, ortaya çıkan başlıca ve güncelliğini koruyan sonuç, süreklilik arz eden bir şekilde, avukatlığa kabulde sınavın getirilip, bir müddet sonrasında kaldırılmasıdır. Stj. Av. Mustafa TÜRKMEN ( 20.05.2019 tarihinde avukatlık stajını tamamlamıştır. ) Bu yazı çalışması, Ankara Barosu Hukuk Gündemi Dergisi, 2019/1 sayısında yayınlanmıştır. Giriş Avukatlık sınavının yeniden gündeme gelmesi üzerine bir stajyer olarak stajın nasıl olması gerektiğine karar verilebilmesi için öncelikle geçmişten günümüze stajın mevzuatta nasıl düzenlendiğini incelemek istedim. İnceleme, genel itibariyle yasal düzenlemeler, kanun tasarı ve teklifleri, gerekçeleri, TBMM Komisyon raporları ve Genel Kurul görüşmeleri, yönetmelikler ve Anayasa Mahkemesi kararlarını kapsamaktadır. Yazıda yer verilen bilgiler, TBMM ve Resmi Gazetenin internet adreslerine dayanmaktadır. Doğası gereği mevzuata dayalı bir yazı olması sıkıcı bulunabilecek olmakla birlikte, kanunların yasalaşma sürecinde TBMM görüşmelerinde ve kanun gerekçelerinde ilginç gördüğüm hususlara da bir nebze sıkıcılığı giderebilme adına yer vermeye çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur. Çalışmayı dönemler ve dönemleri de kanunların çıkarılış tarihlerine göre belirledim. Cumhuriyet Öncesi Dönem Konumuz avukatlık stajı olsa da Cumhuriyet öncesi dönemde avukatlı tarihinden de söz etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Cumhuriyet öncesi dönem avukatlığın başlangıcı ve gelişiminin güzel ve net bir özetinin 1969 yılında çıkartılan ve halen yürürlükte bulunan 1136 sayılı Kanunun Cumhuriyet Senatosundaki görüşmelerinde yer almaktadır. Cumhuriyet Senatosunun 18.03.1969 tarihli toplantısında, Kanunu inceleyip rapor sunmak üzere oluşturulan Geçici Komisyonun sözcüsü İstanbul Senatörü Ekrem ÖZDEN Senatoda; “Türkiyemizde Tanzimattan evvel, avukatlık isminde bir meslek yoktu. Dâvavekili adında bâzı kimseler mahkemeye girerlerdi. Ve bunlar hiçbir kayda tabi değillerdi. Tanzimat Hattı Hümayunu ve Islahat Fermanında, ceza hukuku ve ticaret mevzu- larında kanunların Garptan alınacağı belirtilmiş ve Mecelle Komisyonunun 1869 tarihli mazbatası ile yürürlüğe konulan ve 57 yıl tatbik edilen o zamanın Medeni Kanunundan sonra, Arazi Kanunnamesi, Ticaret ve Ceza ve Usul kanunları meriyete girdikten sonra, dâva vekilliği önemli bir meslek haline gelmiş- tir. O zamanki Ceza Kanunnamesinde ilk defa, dâva vekilliğinden bahsolunmuştur. Usulü Muhakematı Cezaiye Kanunu Muvakkatinin 249 ncu maddesi ile müdafaaya hususi bir ehemmiyet verilmiş ve sanıklara müdafaasında yardım etmek üzere bir vekil seçmesi ve bu vekilin seçilemediği takdirde mahkemenin re’sen bir vekil seçmesi hükmü kabul edilmiştir. İlk defa avukatlık meslekinin düzenlenmesi, 13 Ağustos 1873 tarihli bir kararname ile olmuştur. Dâva vekilliği bu kararname ile bir nizama sokulmuştur. Bu kararnamenin ilk cümlesi çok calibi dikkattir; mahkemelerde dâva vekâleti, her Devlette, bir sınıfı mutebereye mahsustur, diye başlamış ve bunlara, Hükümet ve ahali nazarında hürmetle riayet olunur, denmiştir. Bu sözlerle daha o zaman bu mesleğin Türkiye’deki kıymeti ve ehemmiyeti resmen ilân edilmiş olmaktadır. Bu meslek erbabının yetiştirilmesi lüzum ve ehemmiyeti, meydana çıktığından Türkiye’de ilk fakülte olmak üzere Sultan Aziz’in emri ile 1875 yılında Galatasaray Lisesinde, Mektebi Sultaniye merhut «Durusu Âliye» (Yüce Dersler) tabiriyle Hukuk Fakültesinin temeli atılmıştır. Roma hukuku, ticaret hukuku, ceza hukuku, idare hukuku, mecelle ve mantık dersleri ile tedrisata başlıyan bu yüksek öğretim müessesesinde derslere Fransızca olarak devam edilmiştir. Daha sonra 1880 yılında Hukuk Mektebi açılmış ve mezun olanlara bir senelik stajdan sonra dâva vekâleti ruhsatnamesi verilmiştir. Türkiye’nin ilk barosu 1876 tarihinde Muhakimi Nizamiye, dâvavekilleri hakkındaki Nizamname ile vücut bulmuş ve dâva vekilleri buraya bağlanmıştır. Sayın avukat merhum Ali Haydar Özkent’in dediği gibi; Türk avukatlığının ve barolarının tarihinde bu Nizamname öyle bir basamaktır ki, millî iradenin avukatlığı yükselttiği tepeye bu basamaktan çıkılmış ve Türk baroları geniş hürriyet ve istiklâl ufkunda yine bu Nizamnamenin yarattığı kanatlarla uçabilmiştir. Bu Nizamnameye göre İstanbul Barosu 24.3.1878 tarihinde ilk genel kurul toplantısını yapmış ve fiilen işe başlamıştır. Büyük mücadelelerden sonra baronun adlî teşkilâtın bir parçası olduğu (1309) 1893 yılında kabul edilmiş ve İstanbul Barosu, adliye binasına yerleşmiştir. Meşrutiyetin ilânından evvel dâvavekilleri sayısı 105 idi. Baro Başkanı Roussel Oto isminde bir İtalyandı. O zaman yabancılara da Türkiye’de avukatlık yapabilme yetkisi tanınmıştır. Meşrutiyetin ilânından sonra (1908), 18 Temmuz 1324 tarihinde İstanbul Barosu levhasının esas temeli atılmıştır, İstanbul Barosunun teşebbüsleriyle Adliye Nezareti tarafından Muhamiler Kanunu adiyle bir lâyiha Meclisi Mebusana verilmiş ise de harbler dolayısiyle görüşülmesi kabil olamamış ve esasen idealist avukatlar cephelere koştuklarından takip dahi olunamamıştır. Birinci Dünya Harbi sonunda İstanbul İstinaf Mahkemesi Riyaseti levhada kayıtlı olmıyan avukatların mahkemelere kabul edilmemelerini bütün mahkemelere tebliğ etmiştir. Bundan sonra menfi çalışmalarla 1339 tarihinde bir tamimle dâva vekâletinin serbest olduğu bildirilmiştir. Bu gerilik üzerine İstanbul Barosu mücadele bayrağını açmış ve o zamanki Hükümetin mevkiini sarsan 25 Eylül 1339 tarihli deklârasyonu yayınlamıştır. Bu mücadeleyi mütaakip 3 Nisan 1340 tarihinde Muhamat Kanunu yürürlüğe girmiştir.” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Yine 1969 yılında Eskişehir Milletvekili İsmail ANGI ve iki arkadaşının verdiği Kanun Tasarısı ile birleştirilen Avukatlık Kanunu Teklifinin Gerekçesinde, “Memleketimizde avukatlığa, - o zamanki deyimi ile dâva vekilliğine - ait ilk tanzim edici hükümler 1880 yılında açılan Mektebi Hukuk Nizamnamesinin 33 ncü ve 35 nci maddelerindedir. 33 ncü madde: (Mezuniyet şahadetnaımesi alan talebeden dâvavekâletinde bulunmak istiyenler, sâmiinde (Dinleyicilerden) olarak mehâkimi nizamiyeye alette vaki (Kesintisiz” denilmek suretiyle avukatlık stajına ilişkin ilk mevzuat hükmünden bahsedilmektedir ) bir sene devam eyledikleri halde vekâlet ruhsatnamesine müstahak olacaklardır) denilmek suretiyle öğrenim ve staj esasları belirtilmiş, 35 nci maddede de: Mektepten mezun olmıyan hiç kimseye dâva vekâleti ruhsatnamesi verilmiyeceği hükme bağlanmıştır. Bu suretle avukatlık mesleki Batıdaki emsalini örnek alarak gelişme yoluna girmişken 1886 tarihli bir iradei seniye ile dâva vekilliğinin serbest olduğu, herkes tarafından yapılabileceği kabul ve ilân olunmuştur. 28 Haziran 1938 Akşam Gazetesi Yukarıdaki tutanaklardan, avukatlık stajına ilişkin ilk düzenlemenin Hukuk Mektebi Nizam- namesinin (1880) 33’üncü maddesi olduğu, bu maddede Hukuk Mektebi mezunlarına vekalet ruhsatı alabilmeleri için Nizamiye Mahkemelerine dinleyici olarak kesintisiz bir yıl devam etmeleri zorunluluğunun getirildiği anlaşılmaktadır. 1924-1926 arası dönem Cumhuriyet döneminde avukatlık ve avukatlık stajı ilk defa 460 sayılı Muhamat Kanununda düzenlenmiştir. Söz konusu Kanun 3.4.1924 tarihinde TBMM’de kabul edilmiştir. TBMM’deki görüşmelerden muhamat kelimesinin Arapça kökenli olduğu, Mısır’da kullanıldığı ve avukatlık anlamına geldiği anlaşılmaktadır. Kanunda avukat yerine de muhami kavramı kullanılmıştır. Kanunun 2. maddesinde, avukat (muhami) olabilmek için stajı tamamlamak şartı aranmış ve staj müddeti üç sene olarak belirlenmiştir. Stajın, cinayet mahkemesi bulunan şehir ve kasabalardaki adliyelerde istihdam edilme suretiyle yerine getirilmesi öngörülmüştür. Stajyerler adliyelerde istihdam edileceğinden stajlarında ücret de alacaklardır. Kanunun genel gerekçesinde, hukuk mektebinden mezuniyet sonrası avukatlığa başlamanın işin gereği uygun olmayacağı, çünkü hukuk mezunlarının ilmi kazanımlarını uygulamada fiili hizmet yaparak artırmaları ve bunun da en az üç sene olması gerektiği belirtilmiştir. Üç sene adliye hizmetinde ve dava veka- letinde bulunanların stajdan muaf olmaları öngörülmüştür. Kanunun gerekçesi ve TBMM görüşmeleri ile Adalet Bakanının açıklamalarından, hukuk mektebinden mezun olmak için dört yıllık eğitimden sonra doktora sınavına girmenin mecburi olduğu, bir sene boyunca dört yıllık eğitimi kapsayan doktora sınavı için çalıştıkları, doktora sınavını verdikten sonra altı ay veya bir sene de maaşsız staj yapıldığı, ancak sonradan doktora sınavının kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Staj konusu Adalet Komisyonunda da tartışılmış, iki milletvekili stajın bir yıl mahkemeler, bir yılda avukat nezdinde olmak üzere toplam iki yıl olması gerektiği yönündeki itirazları, uygulama ve işlemlere alışmayı temin edecek stajın üç sene olması ve bu sürenin de mahkemelerde tamamlanmasının hem işin önemine hem de hukuk mezunlarının teşviki noktasında genel menfaatlere uygun olacağı gerekçesiyle kabul edilmeyerek Hükümetin teklifi kabul edilmiştir. Kanunun TBMM Genel Kurulundaki görüşmelerde konu tekrar gündeme gelmiş stajyerlerin avukatlığın kendine has işlerini öğrenebilmeleri için bir yıl avukatın yanında staj yapılması, staj süresinin iki yıl olması önerilmiş, hatta buna ilişkin önerge verilmiş, ancak önerge reddedilmiştir. Yine görüşmelerde, avukatlık için staj aranırken hakimlik için böyle bir şart aranıp aranmadığı gündeme getirilmiş (hakimlerle ilgili ilk Cumhuriyet Dönemi yasası olan 3.3.1926 tarihli ve 766 sayılı Hakimler Kanununun 2. maddesine göre hakim olabilmek için mahkeme yanında en az altı ay zabıt katipliği yapma şartı aranıyor), buna karşı Adalet Komisyonu Başkanı tarafından işin doğası gereği hakimlik için de geçerli olduğu belirtilmiş, ancak böyle bir şarta dair düzenleme belirtilmemiştir. Görüşmelerde dile getirilen bir başka konu da staj müddetince stajyerlerin hakim, savcı ya da bunların yardımcıları olarak mı görev yapacağı yoksa zabıt katibi, icra memuru, mübaşir gibi görevlerde mi bulunacağı gündeme getirilmiş- tir. Bu konuya ilişkin Adalet Bakanı stajyerin bilgi çalışma ve gelişimine göre hepsinin olacağını ifade etmiştir. 28 Haziran 1938 Cumhuriyet Gazetesi 1926-1938 arası dönem Muhamat Kanununun kabulünden yaklaşık iki yıl sonra kabul edilen 708 sayılı Muhamat Kanununun Bazı Mevaddını Muadil Kanun 6.1.1926 tarihinde TBMM’de kabul edilmiştir. Öncelikle Kanunun 1. Maddesiyle Kanundaki “muhamat” kelimeleri “avukatlık”, “muhami” kelimeleri ise “avukat” olarak değiştirilmiştir. Hükümet Teklifinde yer almamasına rağmen Meclis görüşmelerinde terim değişikliği ilk olarak Ankara’da ismi bir caddeye verilmiş olan Zonguldak Milletvekili Tunalı Hilmi Bey tarafından Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’a yöneltilen soru ile gündeme getirilmiş olup bu konuda onunla birlikte iki milletvekili ayrı ayrı verdikleri önergelerin Komisyon ve Bakanlıkça uygun bulunması sonrasında düzenleme kabul edilmiştir. Söz konusu kavram değişikliğinin yanında Kanunun 2. maddesinde, avukatlık stajının Adalet Bakanlığının uygun göreceği mahkemede iki yıl süre ile adliye hizmetinde bulunmak suretiyle yerine getirileceği hükme bağlanmak suretiyle staj suresi iki yıla indirilmiştir. Kanunun genel gerekçesinde uygulamada stajyerlerin ceza mahkemeleri dışındaki mahkemelerde staj yapamadıkları, iki senenin yeterli olduğu ve stajın hakim olarak yapılması gerektiği hususlarına yer verilmiştir. TBMM görüşmelerinden, stajın hakim olarak yapılması ile hakim ihtiyacının da karşılanmak istendiği görülmektedir. Meclis tutanaklarından, milletvekillerince de Kanun değişikliği tekliflerinin verildiği, bunlarda staj süresinin bir yıl olarak öngörüldüğü, birinde stajın avukatın yanında yapılması öngörülürken diğer teklifte adliyede ya da avukat yanında stajın tercihe bırakıldığı görülmektedir. Bunun dışında Hükümet Teklifindeki maddenin görüşülmesinde, avukatlığın hakimlikten farklı bir meslek olduğu ve ancak avukat yanında öğrenilebileceği ileri sürülmüş ise de Mecliste buna yönelik önergeler kabul edilmemiştir. 1938-1943 arası dönem 27.6.1938 tarihli ve 3499 sayı ile kabul edilen Kanun ile Avukatlık Kanunu ismiyle günün ihtiyaçları ve şartlarına göre yeniden düzenlenmiştir. İlk defa staj, ayrıntılı olarak bu Kanunda düzenlenmiştir. Kanundaki başvuru, başvuruda eklenecek belgeler ve beyanlar, kabul, itiraz genel itibariyle günümüzde de uygulanmaktadır. Staj yönünden Kanunda (md. 1) avukatlığa kabul edilebilmek için stajı tamamlamak ve hakim yardımcılığı sınavında ehliyetli görülme şartı aranmıştır. Stajın bir avukat yanında ve Adalet Bakanlığının uygun göreceği mahkemelerde yapılacağı (md. 8), avukat yanında yapılacak stajın kesintisiz bir sene olduğu, adli tatilin süreye dahil olmadığı, stajyerin avukatla birlikte duruşmalara katılacağı, konferanslara devam edeceği, avukat tarafından verilen işleri takip ve dava evraklarını hazırlayacağı ve tüzükte gösterilen diğer işleri yapacağı (md. 14, 16) hükme bağlanmıştır. Hükümetin hazırladığı metinde adli yardım talebi kabul olunanların dava- sını görmek stajyerlerin yapabileceği işler arasında sayılmışsa da, Adalet Komisyona adli yardımın amacına uygun olmayacağı gerekesiyle madde metninden çıkartılmıştır. Avukatın üç ayda bir ve stajın sonunda rapor düzenleyeceği, raporlara göre baronun stajın bitimi staj belgesini verebileceği gibi süreyi altı ay daha uzatabileceği (md. 18) belirtilmiştir. Staj belgesini alanların Adalet Bakanlığının belirleyeceği mahkemelerde bir yıl görev yapacak- ları, görevde iken hakim adayları ile ilgili Hakimler Kanununun ilgili hükümlerinin avukat stajyerleri hakkında da uygulanacağı, görevin sonunda hakim yardımcılığı sınavında ehliyetleri görülenlerin baro levhasına kaydını talep edebilecekleri, baro kararının Adalet Bakanlığına gönderilmesi ve Bakanlıkça da uygun görülmesi halinde ruhsat düzenlenmesi öngörülmüştür (md. 19, 20). Adliyede yerine getirilecek görev ve yetkiler arasında; zabıt katipliği ve başkatiplik yapma, icra memuru ve sorgu hakimine yardım ve vekalet, kendilerine verilen incelemeleri ve yazı işlerini yapma, dinlemek üzere müzakerelerde hazır bulunma sayılmıştır. Söz konusu görevler karşılığı belirli dereceden maaş ödenmesi öngörülmüştür. 04.07.1934 tarihli ve 2556 sayılı Hakimler Kanununa göre hakim yardımcılığı sınavı yazılı ve sözlü sınavdan oluşmaktadır. Sınavlar yılda bir kez Ekim ayında yapılmakta, beş kişilik sınav komisyonunda iki hakim ve iki profesörün yanında bir avukat da bulunmaktadır. Her iki sınavdan on üzerinden altı almak ve iki sınavın ortalamasının yedi olması gerekmektedir. Üç sınavda başarısız olma ya da üç defa imtihana girmeyenler ve her halükarda beşinci yılın sonunda imtihanı geçemeyenler başarısız sayılmaktadır. Çalıştığı yere göre hakim ve savcı tarafından ehliyetlerine dair altı ayda bir haklarında rapor düzenlenmesi öngörülmüştür. Bununla birlikte, hakim yardımcılığı sınavına ilişkin hükümlerin uygulanması, 2556 sayılı Kanunun geçici maddesi ile 07.06.1937 tarihli ve 3206 sayılı Kanun uyarınca 5 yıl ertelenmiş, sürenin sonunda ise 19.06.1940 tarihli ve 3885 sayılı Kanunla kaldırılmış, bu nedenle uygulanma kabiliyeti bulmamıştır. Adli ve askeri hakim ve savcılıkta, Danıştay dava dairesi başkan ve üyeliğinde, hukuk fakültelerinin medeni, ticaret, ceza hukuk ile usul dersleri pro- fesörlüğünde, Hakimler Kanununa göre hakim veya savcılık sınıflarından sayılan görevlerde en az dört sene grevde bulunmuş olanların stajdan muaf tutulmaları öngörülmüştür. TBMM görüşmelerinde stajın süresi ile ilgili olarak Kanunun kabul edildiği 1938 yılındaki ülkenin ekonomik koşulları, yüksek öğrenimin masraflı olduğu, 4 sene fakülteden sonra 1,5 sene askerlik üstüne 2 yıllık staj süresi ilave edildiğinde 7.5 senenin hayatı kazanmak için büyük bir kayıp olduğu, yetişmiş insanların çoğunun parasız halk tabakasından geldiği dikkate alındığında avukatın yanında ücretsiz staj yapmanın zorluğu dile getirilmiş, buna karşın Adalet Bakanı Şükrü SARACOĞLU tarafından başka yerlerde 4-7 sene arasında olan stajın ülke koşulları dikkate alınarak Kanunda iki sene olarak öngörüldüğü, Adalet Bakanlığında görevli iken maaş alacakları, ekonomik açıdan çok zorlananların 4 senelik hakimlik yapmak suretiyle stajdan muaf olabilecekleri ifade edilmiştir. Görüşmelerde Konya Milletvekili Ali Rıza TÜREL Kanunun stajla ilgili olmayan bir maddesiyle ilgili olarak konuşmasında avukat, tarihçi ve Fransa Akademi üyesi Henri Robert’in (1863-1936) “Adalet kendisine yaklaştıkça sizden kaçan peridir.” şeklindeki sözüne atıfta bulunmuş, ben de beğenmem nedeniyle size aktarmaktan kendimi alamadım. TBB Hukuk Müzesi Muammer AKSOY Avukat Kimliği 1943-1948 arası dönem 13.1.1943 tarihli ve 4359 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle hakim yardımcılığı sınavı yerine avukatlık sınavı getirilmiştir. Hakim yardımcılığı sınavının 1940 yılında 3885 sayılı Kanunla Hakimler Kanununda yapılan değişiklikle kaldırılmış olması gerekçesiyle söz konusu değişiklik yapılmıştır. Kanunda açık hüküm bulunmasa da genel gerekçeden avukatlık sınavını Adalet Bakanlığınca yapılacağı anlaşılmaktadır. 02.08.1944 tarihli ve 5772 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve Adalet Bakanlığınca çıkartılan Talimatname ile sınav ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Sınavın Mayıs ve Ekim aylarında olmak üzere yılda iki defa Ankara’da yapılması, sınavın temel kanunlar üzerindeki genel bilgiyi ölçen sınav ve bu kanunları uygulama yeterliliğini ölçen sınav olmak üzere iki sınavdan oluşması, genel bilgi sınavının sözlü uygulama sınavının ise yazılı olarak yapılması, sözlü sınavından geçenlerin yazılı sınava alınması, başarılı olmak için her bir sınavdan on üzerinden beş puan alınması ve iki sınavın aritmetik ortalamasının 6 olması şartı öngörülmüştür. 31.07.1946 tarihli ve 6373 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle iki sınavın da yazılı yapılması yönünde değişiklik yapılmış, 07.04.1947 tarihli ve 6576 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan değişiklik ile tekrar Talimatnamedeki usule dönülmüştür. 17 Şubat 1948 Ulus Gazetesi Aslında Talimatname ve Yönetmelikler kısmına yer vermemin nedeni bunlarda sınavın değerlendirilmesinde objektifliğin sağlanmasına yönelik öngörülen uygulamadır. Buna göre, sınav bittikten sonra toplanan sınav kağıtlarının başındaki isim ve imza kısımlarının gözetmenlerce kesilerek kesilen kısma numara verilmesi ve bu numaranın da sınav kağıtlarına yazılmasıdır. 1948-1969 arası dönem 16.2.1948 tarihli ve 5178 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmıştır. Avukatlık sınavı kaldırılmış, değişiklik öncesinde stajın avukat yanında kısmı tamamlandıktan sonra adliye kısmı yapılırken değişiklikle stajın adliye kısmı öne alınmıştır. Staj süresi ise altı ay adliye, altı ay avukat yanı olmak üzere iki yıldan bir yıla indirilmiştir. Adliye stajında icra memuru ve sorgu hakimine yardım ve vekalet etme görev ve yetkisi kaldırılmış, başkatip ve zabit katibi olarak görev yapma ile dinlemek üzere müzakerelere katılma görev ve yetkileri devam ettirilmiştir. Değişiklikle adli tatilde geçen sürelerin staj süresine dahil edilmesi öngörülmüştür. Değişiklik Hükümet tasarısından kaynaklanmayıp, toplam staj süresinin bir yıla indirilmesi ile sadece adliye stajının altı aya indirilmesine dair iki kanun teklifi ile diğer bir konudaki kanun teklifi olmak üzere üç kanun teklifinin birleştirilmesi suretiyle komisyondan geçen kanun teklifine dayanmaktadır. Konu kanun tekliflerine gelmişken, staj süresinin bir yıla indirilmesini hazırlayan Bingöl Milletvekili Feridun Fikri DÜŞÜNSEL olup, kendisi 1924 yılındaki ilk kanunun kabul sürecinde kanunu inceleyen adliye encümeni üyeleri arasında da yer almaktadır. Feridun Fikri DÜŞÜNSEL, 1914 yılında İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olup, bir süre avukatlık yaptıktan sonra 1923 yılında Paris Hukuk Fakültesinde doktorasını tamamlayarak bu yıl Dersim milletvekili seçilerek siyasi hayata girmiştir. 1939 ila 1950 yılları arasında milletvekili olarak siyasi hayatta yer almış, bu yıl siyasi hayattan çekilerek avukatlık mesleğini sürdürmüştür ( http://www.biyografya.com/biyografi/5431, İbrahim Alaeddin Gövsa/Türk Meşhurları (1946), Türkiye Ansiklopedisi 3 (1974) ) . Kendisi, bulunduğu dönemin koşullarında, stajla ilgili yasal düzenlemelerde stajın avukat yanında yapılması, stajyerlerin ekonomik durumları nedeniyle sürenin kısaltılması, sınavın mesleğe bir faydasının olmadığından kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Tekliflerin hazırlanmasında ve Kanunun kabul edilmesinde; hakimliğe atanmak için bekleyenlerin olması nedeniyle daha önceki Kanunun kabul edildiği tarihteki hakim ihtiyacının ortadan kalkması, mevzuattaki iki yıllık staj süresinin uygulamada üç yıla kadar uzaması (adliye stajına başlamak için Adalet Bakanlığının uygun görme işlemlerinde geçen süre, adli tatilde geçen sürenin stajdan sayılmaması ve sınavın yılda iki kez yapılması), ülkenin ekonomik koşullarında avukat olacaklara bu durumun mali bir külfet getirmesi hususlarının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Önemli bir değişiklik de avukat yanında staja başlayan avukatın üç ayını tamamladıktan sonra yanında staj yaptığı avukatın muvafakatı ve denetimi altında sulh mahkemelerinde görülen davalarda vekalet alabilme imkanının getirilmesidir. Bu imkan stajyerin vekalet alabilmesine ilişkin olup, uygulamadaki duruşmalara girmeden farklıdır. Söz konusu teklif stajın bir buçuk yıl olacağı esasından hareketle stajyerin gelir elde etmesi amacıyla hazırlanmış ise de, genel kurulda avukat yanındaki staj da altı aya düşürülmesine rağmen bu değişiklikten vazgeçilmemiştir. Değişiklikten önce stajdan muaf olacaklar arasında hukuk fakültelerinin medeni, ticaret, ceza hukuk ile usul dersleri profesörlüğü sayılmış iken değişiklikle muaflık hukuk fakültesindeki hukuk alanındaki profesörlüğün tamamına genişletilmiş ve kapsama doçentler ilave edilmiş, hukuk fakültesinin dışında Siyasal Bilgiler Fakültesinde hukuk alanında görev yapan profesör ve doçentler de dahil edilmiştir. Ayrıca, kapsama Bakanlıklar ve katma bütçeli genel müdürlüklerin hukuk müşavirleri de dahil edilmiştir. Yine yabancılardan Türk vatandaşlığını kazananların yabancı ülkede beş yıl avukatlık yapmış olanların bazı şartlar (hukuk mezunu olma, noksan derslerde sınav geçme ve dil bilme) verme, altında stajdan muaf olması öngörülmüştür. Kanunun uygulanmasına dair Adalet Bakanlığınca çıkartılan ve 15.03.1948 tarihli ve 6857 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmeliğin 20. maddesinde avukatın, yanında çalışan stajyerlere avukatlık mesleği ile alakalı olmayan işleri vermek suretiyle stajdan umulan gayeye aykırı davranamayacağı şeklinde stajyeri koruyucu düzenlenme yer almıştır. 1969- 1979 arası dönem Halen yürürlükte olan 1163 sayılı Avukatlık Kanunu 19.03.1969 tarihinde kabul edilerek Kanun tümüyle yeniden düzenlenmiştir. Staja ilişkin olmamakla birlikte, Türkiye Barolar Birliği bu Kanun ile kurulmuştur. Kanunla staj sonrası sınav yeniden getirilmiştir. Staj süresi, ise altı ayı mahkemelerde, bir yılı ise avukat yanında olmak üzere bir buçuk yıla çıkarılmıştır. Yanında staj yapılacak avukatın beş yıllık kıdeme sahip olması öngörülmüştür. Avuka- tın yanında stajda ilk altı ayın sonunda ve stajın sonunda stajyer hakkında rapor düzenlenmesi öngörülmüştür. Avukat yanında staja başlayan avukatın üç ayını tamamladıktan sonra yanında staj yaptığı avukatın muvafakatı ve denetimi altında sulh mahkemelerinde görülen davalarda vekalet alabilme imkanı devam ettirilmiş, icra tetkik mercileri ile icra ve iflas daireleri ilave edilmiştir. Yine stajyerlere barolarca yardım yapılması ilk defa düzenlenmiştir. Avukatlık sınavı Kanunda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Sınav Komisyonunun iki asil iki yedek üyesinin Yargıtay Büyük Genel Kurulunun hukuk ve ceza dairesi başkanları arasından seçilmesi, üç asil üç yedek üyesinin ise Türkiye Barolar Birliğince en az onbeş yıl fiilen avukatlık yapmış olanlar arasından seçilmesi öngörülmüştür. Avukatlık sınavında beş defa başarısız olan adayların bir daha sınava girememesi ve sınav haklarının staj bitim belgesinin alındığı tarihten itibaren iki yıl içinde kullanılması zorunluluğu getirilmiştir. Sınavların yılda beş defa yapılması ve sınav tarihlerinin imkan nispetinde bir yılın beş eşit kısma bölünmek suretiyle tespit olunması hükme bağlanmıştır. Kanunda sınavın amacı da, stajyerin hukuk uygulaması yönünden hukuk ilkelerini ve mevzuat hükümlerini olaylara uygulayabilme kabiliyetini değerlendirme olarak belirlenmiştir. Sınavın yazılı olarak yapılması, ancak adayın yeterli olmadığına hükmedilebilmesi için yazılı sınavdan sonra yapılacak mülakatta da aynı kanıya varılması gerekli kılınmıştır. Buna göre yazılı sınavda yeterli görülenler mülakata alınmayacak, sadece yeterli görülmeyenler mülakata alınacaktır. Kanunun uygulanmasına dair Türkiye Barolar Birliğince çıkartılan ve 20.02.1973 tarihli ve 14454 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikte, stajın bitiminde baro yönetim kurullarının gerekli görmesi halinde oluşturacağı komisyon marifetiyle mülakat yapması ve sonucunda rapor hazırlanması, yeterli görülmeyenlerin stajının altı ay uzatılması öngörülmüştür. Yönetmelikte sınav tarihleri, her yılın Mart, Mayıs, Temmuz, Eylül ve Aralık aylarının ilk pazartesi günü olarak belirlenmiştir. Daha önceki düzenlemelerin aksine Yönetmelikte yazılı sınav ve mülakatta başarı puan ve ölçütünün ne olduğu belirlenmemiştir. TBMM tutanaklarından yasal düzenlemenin alt yapısının TBMM’ye sunulan kanun tasarısı ve üç kanun teklifinin oluşturduğu, 1136 sayılı Kanun 1969 yılında kabul edilmiş olsa da, hazırlık çalışmalarının başlangıcının 1960-1961 yıllarına dayandığı anlaşılmaktadır. Üç kanun teklifinden ikisi ise baroların hazırladığı kanun teklifidir. Ankara Barosu 20-21-22 Nisan 1963 tarihlerinde Ankara’da 48 baronun katıldığı Barolar Birliği toplantısını düzenlemiş, bu toplantıda yeni hazırlanacak Avukatlık kanunu tasarısında yer alması gereken prensip ve müesseseler üzerinde müzakere yapılmış bunlar maddeler halinde tespit edilerek karara bağlanmıştır. Yine bu toplantıda alınan karar uyarınca (17- 18- 19) Mayıs 1963 günlerinde Ankara, İzmir, İstanbul barolarından katılan 3’er kişilik temsilcilerin teşkil ettiği 9 kişilik komisyon tespit edilen prensiplerin ışığı altında bütün baroların görüşlerini ihtiva eden kanun teklifini hazırlamıştır. Her iki kanun teklifinin de bu teklifi esas aldığı gerekçelerinde belirtilmiş ise de iki teklif olmasının nedeni, biri 1964 yılında TBMM’ye sunulurken diğeri 1967 yılında sunulmuştur. Kanun tasarı ve tekliflerin hazırlanması ve kabulünde ana etkenin, 1961 Anayasasının yürürlüğe girmesi ve ilk defa bu Anayasada (md. 122) kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının düzenlenmesi, Anayasa hükmünde ise bu kuruluşların kanunla kurulacağının, yönetim ve işleyişlerinin demokratik esaslara aykırı olamayacağının hükme bağlanması, baroların da anayasal anlamda bir meslek kuruluşu olabilmesi için birlik kurulması gerektiği düşüncesi olduğu görülmektedir. Kanun tasarı ve tekliflerinde staja ilişkin farklılıklara gelince, kanun tasarısı staj süresi ve stajda sınavın olmamasına dair bir değişiklik öngörmemiş, yanında staj yapılacak avukatın kıdeminin 10 yıl olmasını ve stajyerlere maddi yardım yapılmasını öngörmüştür. 10 yıllık kıdem üç kanun teklifinde de yer almıştır. Adana Milletvekili Kemal SARIİBRAHİMOĞLU ve 7 arkadaşının vermiş olduğu 27.10.1965 tarihli Kanun Teklifinde staj süresi bir yılı mahkemelerde altı ayı idarelerde ve altı ayı da avukatın yanında olmak üzere iki yıl olarak öngörülmüş, stajyerlerin staj süresince memur statüsünde olmaları ve tah- sil durumuna göre maaş alması öngörülmüştür. Baroların hazırladığı teklifi esas alan ve Konya Milletvekili Fakih ÖZFAKİH ve 21 arkadaşının 1964 yılında TBMM’ye sunduğu Kanun Teklifinde, staj süresi altı ay mahkemelerde bir buçuk yılı avukat yanında olmak üzere iki yıl olarak ve iki yılın tamamının avukat gözetiminde olması öngörülmüştür. Stajın sonunda uygulamaya yönelik yazılı ve sözlü olmak üzere avukatlık sınavını öngörmüş, sınava girme hakkını ise üçle sınırlandırmıştır. Stajyerlere maddi yardım yapılması bu teklifte de yer almıştır. Yine baroların hazırladığı teklifi esas alan ve Eskişehir Milletvekili İsmail ANGI ve iki arkadaşının 1967 yılında TBMM’ye sunduğu Kanun Teklifi bir önceki ile genel olarak aynı olup, farklı olarak sınava giriş hakkı beşle sınırlandırılmış, sınavın yazılı ve sözlü olacağı belirtilmemiş, ancak sınavda kanun kullanımının serbest olacağı belirtilmiştir. Kanun tekliflerinin gerekçelerinde uygulamadaki bir yıllık staj süresinin yeterli olmadığı, sınav olmamasının meslekteki kaliteyi düşürdüğüne vurgu yapılmıştır. TBBM’de oluşturulan Geçici Komisyonun 21.6.1967 tarihli raporunda, staj süresinin bir buçuk yıl olmasının faydalı olacağı, sonunda sınav olacağını bilerek staj yapmanın daha faydalı olacağı gerekçesiyle sınav getirilmesini kabul ederek Tasarıda bu yöndeki değişikliği kabul etmiştir. Yanında staj yapılacak avukatta 10 yıl kıdem şartı aranmasına dair şart, bazı barolarda bu şartı karşılayabilecek avukatın ya hiç bulunamayacak olması ya da bulunacak olsa dahi sayısının çok az olması nedeniyle beş yıl kıdem şartı kabul edilmiştir. Bunların dışındaki değişiklikler de Komisyonca kabul edilen değişiklikler olup, bunlar TBMM ve Cumhuriyet Senatosunda değişikliğe uğramamıştır. Komisyonda kabul edilen metinle ilgili TBMM’de tasarının maddelerine geçilmesine karar verilinceye kadar önerge verilmesi, ivedi görüşülmesi ve sadece önerge bulunan maddelerin müzakere edilmesi kabul edilmiştir. Bu kapsamda sadece staj süresi ile ilgili iki önergenin verildiği, bunlardan ilkinin yanında staj yapılacak avukatta beş yıllık kıdem şartı aramak yerine fiilen beş yıl avukatlık yapılma şartının aranmasına ilişkin olduğu, diğerinin ise staj süresinin bir yıl olarak muhafaza edilmesine dair olduğu, bunun gerekçesinde ise uygulamada stajın hakkıyla yapılmaması nedeniyle faydalı olmadığı, bu nedenle süreyi uzatmanın külfet getireceği hususuna vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. 1979-2001 arası dönem 30.01.1979 tarihli ve 2178 sayılı Kanunla avukatlık stajı tekrar 1 yıla indirilmiş ve avukatlık sınavı kaldırılmıştır. 1163 sayılı Kanunla getirilen avukatlık sınavı ve staja ilişkin hükümlerinin bu Kanunun geçici 7 nci maddesi uyarınca Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Hukuk Fakültesi öğrenci olanlara altı yıl uygulanmayacağı hükme bağlanmış, daha sonra 23.6.1976 tarihli ve 2018 sayılı Kanunla söz konusu geçici maddede yapılan değişiklikle 1977 yılından sonra mezun olacaklara yeni Kanun hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Avukatlık sınavının ilk defa 1978 yılında uygulandığı anlaşılmaktadır. Kanun Teklifinde Kanun çıktıktan sonra geçici madde uyarınca yaklaşık 10 yıl kadar sınavın uygulanmadığı, yapılan sınavlara giren stajyerlerin sınavı kazandığı, diğer mesleklerde staj sonrası sınav olmadığı gerekçelerine yer verilmiştir. TBMM ve Cumhuriyet Senatosu Komisyonlarında staj süresinin bir yıla indirilmesi oy birliği ile kabul edilirken sınavın kaldırılması oy çokluğu ile kabul edilmiş ve bazı üyeler muhalefet şerhleri koymuştur. Avukatlık sınavının kaldırılması gerekip gerekmediği TBMM’deki görüşmelerde de tartışılmış olmakla birlikte, Cumhuriyet Senatosundaki görüşmelerde konu ayrıntılı olarak tartışılmış- tır. Sınavın kalkması yönündeki görüşler, sınavın uygulamaya yönelik olarak yapılmadığı, stajın dahi uygulamada istenilen amacı karşılamadığı noktasında toplanmaktadır. Sınavın kalması yönündeki görüşler ise, TBMM Adalet Komisyonunca görüşlerinin sorulması üzerine Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliğinin sınavın kaldırılmasına yönelik olumsuz görüşlerine, gelişmiş ülkelerin hepsinde avukatlık sınavının mevcut olmasına, sınavın uygulamada amacına yönelik yapılmamasının sınavın kaldırılmasına gerekçe teşkil etmeyeceği noktalarında toplanmaktadır. Bolu Baro Başkanlığı da yapmış olan Bolu Sena- törü Orhan ÇALIŞ, 12.12.1978 tarihinde yapılan görüşmelerde yapmış olduğu konuşmasında, 11.12.1978 tarihinde yapılan sınavda; “Anayasa Hukuku: “Doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesine kimlerin dava hakkı vardır, dava açma süresi nedir?”, İdare Hukuku: “İlk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek davalar nelerdir?”, Avukatlık Yasası ve Meslek Kuralı: “Yalnız avukatın yapabileceği işleri belirtiniz.” (Madde: 35), “Avukatın, dava sonucu hakkında müvekkiline yapacağı açıklama hakkında meslek kuralı nedir?” (Meslek Kuralı 34.), Ceza Hukuku: “Karısını birçok erkeğe para karşılığı satan kocanın suçu nedir, hangi yasalar ve maddeleriyle cezalandırılır?”, Ceza Usulü Hukuku: “Kanun yolları nedir? Süre- lerini belirtiniz.” şeklinde soruların sorulduğunu ifade etmiştir. 2001-2006 arası dönem 02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun ile Avukatlık Kanunu’nda kapsamlı bir değişiklik yapılmıştır. Staja ilişkin olarak staj süresinde değişiklik yapılmamış, ancak staj sonunda sınav getirilmiştir. Sınavın ÖSYM’ye yaptırılması, sınavın yılda iki kez yapılması, sınav tarihlerinin mümkün olduğunca yılın iki eşit kısmına bölünmesi suretiyle tespit olunması öngörülmüştür. Sınava staj bitim belgesi alanların başvurması öngörülmüş, sınav giriş hakkının staj bitim belgesi alındığı tarihten itibaren dört yıl içinde kullanılma zorunluluğu getirilmiş, sınava giriş hakkı sayısı altı ile sınırlandırılmıştır. Sınavın amacı, stajyerin meslek kuralları bilgisi ile hukuk ilkelerini ve mevzuat hükümlerini olaylara uygulayabilme yeterliliğini değerlendirmek olarak belirlenmiştir. Sınav tarihlerinin tespiti ve duyurulması, sınav konuları, başarı puanı, giderleri gibi konuların belirlenmesi Türkiye Barolar Birliğince çıkartılacak yönetmeliğe bırakılmıştır. Söz konusu Yönetmelik 30.11.2001 tarihli ve 24599 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış, Yönetmelikte, avukatlık sınavında yer alacak konular ve bunların ağırlık puanlarının TBB’ce benimsenen ve ÖSYM ile düzenlenecek protokolde belirlenmesi, sınav sorularının ÖSYM tarafından hazırlanması, sınav başarı puanının değerlendirilmesinde Avukatlık Hukuku ve Meslek Kuralları ile ilgili bölümün ağırlığı % 30 un altında olamayacağı, sınavın Kanunda belirlenmiş amaca yönelik gerçekleştirilebilmesi için protokolde sınav konu alanları ile başarı puanına etki oranlarının her sınav öncesinde gözden geçirilmesi ve belirlenen sınav konu alanlarının sınav ilanı ile birlikte duyurulması, sınavda %70 ve üstünde başarı puanı elde edenlerin, sınavda başarılı olmuş sayılması öngörülmüştür. Sınav giriş ücretinin ise TBB ile ÖSYM tarafından birlikte kararlaştırılması öngörülmüştür. Mevcut Kanunda stajyerlere maddi yardımda bulunulmasına ilişkin hükmün yerine stajyerlere staj süresince TBB tarafından kredi verilmesi, kredinin kaynağının avukatların yetkili mercilere sunduğu vekâletnamelere avukatın yapıştıracağı pul bedelleri ile geri ödemeden gelen paralar ve bunların gelirlerinden oluşması öngörülmüştür. Avukat yanında staja başladıktan üç ay sonra, avukatın yazılı muvafakatı ile ve onun gözetimi altında, icra tetkik mercii hakimlikleri ile sulh mahkemelerinde ve icra ve iflas dairelerinde görülen dava ve işlerde vekalet alabilme yetkisi kaldırılarak bu yetki avukat yanında staja başladıktan sonra söz konusu mahkeme ve mercilerde yanında staj yaptıkları avukatın takip ettiği duruşmalara girme ve işleri takip etme şeklinde sınırlandırılmış, söz konusu mahkemelere sulh ceza mahkemesi eklenmiştir. Stajyerin yükümlülüklerine avukatın mahkemeler ve idarî makamlardaki işlerini yapmak ve baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, uymak zorunda olduğu mevzuata ise meslek kuralları ilave edilmiştir. Stajla birleşebilen işler arasında sayılan öğretmenlik ise madde metninden çıkartılmıştır. Kanunla yapılan bir başka değişiklik ise staj listesine yazılma talebine ilişkin olarak barolarca verilen kararlara karşı itiraz üzerine, baro levhasına yazılma ile ilgili taleplerine ilişkin ise nihai karar merciin Adalet Bakanlığı olduğuna yönelik yapılan değişiklikle Adalet Bakanlığının uygun görme- diği kararları bir daha görüşülmek üzere TBB’ye geri göndermesi, bunun üzerine TBB Yönetim Kurulunun önceki kararının üçte iki çoğunlukla kabul etmesi halinde bu kararın onaylanmış sayıl- ması, aksi halde onaylanmamış sayılması, her iki durumda da tarafların ve ilgililerin idari yargı mer- ciine başvurulabilmesi öngörülmüştür. Kanunun uygulanmasına yönelik TBB tarafın- dan çıkartılan ve 19.12.2001 tarihli ve 24615 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan TBB Avukatlık Stajı Yönetmeliğinde, hangi mahkemelerde ne kadar süre ile staj yapılacağı, stajyerin mahkeme ve avukat aşamalarında hak, yetki ve yükümlülükleri, yanında staj yaptığı avukatın yükümlülüğü, baronun staj eğitiminin kapsamı, süresi gibi hususlar düzenlenmiştir. Stajyerin mahkemeler aşamasında; duruşmalarda, keşiflerde, soruşturmalarda, kararın görüşülmesinde ve yazılmasında hazır bulunması, kendisine verilen dosya ve kararları incelemesi ve rapor hazırlaması yetki ve yükümlülüğüne yer verilmiştir. Yanında staj yapılan avukata, stajyeri bağımsız ve özgür bir avukat olarak yetiştirme yükümlüğü verilmiştir. Milliyet 29.11.2006 sayfa 23 Kanunun yasalaşma sürecine gelince, Kanun Tasarısının 1998 yılında TBMM’ne sunulduğu, kadük olması nedeniyle 1999 yılında Hükümet tarafından yenilendiği, bu Tasarı avukatlık şirketine ilişkin konuları düzenleyen Kanun Tasarısı ile aralarında baro başkanlığı yapmış ve TBB başkanlığı yapmış milletvekillerinin de bulunduğu hukukçu milletvekillerinin hazırladığı Kanun Teklifi ile birleştirilmiştir. Kanun Teklifinde, Kanun Tasarısından farklı olarak stajın tamamının avukat yanında yapılması hem staja kabul için hem de stajın sonunda avu- katlığa kabul için sınav öngörülmüştür. Staja kabul sınavının gerekçesi olarak, yeni kurulan özel ve vakıf üniversiteleri ile ülkemizde sayılan devamlı orta hukuk fakültelerinden mezun olanlar arasında -bu artışla orantılı olarak- eğitim ve öğrenim açısından oluşan farklılıklar, avukatlık mesleğine ve giderek de savunmaya ve yargıya olumsuz yansıması, staj sonu sınavın gerekçesi olarak ise diğer bilim dallarının uzmanlığında sınav olması gösterilmiştir. Tasarının genel gerekçesinden objektifliği sağlamak amacıyla sınavların ÖSYM’ye yaptırılması öngörülmüş, Kanun Teklifinde TBB’ce yapılması öngörülmüştür. Adalet Komisyonunda tasarı alt Komisyona havale edilmiş, alt Komisyona TBB, Ankara, İstanbul ve İzmir Barosu temsilcileri de katılmışlardır. Komisyonda altı olan sınav hakkı sayısı fazla bulunarak dörde indirilmiş, Genel Kurulda tekrar altıya çıkartılmıştır. Tasarıda olan ve Komisyonca da kabul edilen üç yıl içinde sınav haklarının kullanılması Genel Kurulda dört yıl olarak değiştirilmiştir. Tasarıda yılda üç kez sınav yapılması ise yılda iki kez olarak kabul edilmiştir. Kanun Tasarısı TBMM’de tüm parti gruplarının desteği ve katkısıyla yasalaşmıştır. Genel Kurulda Kanun Tasarısı bölümler halinde görüşülmüş, görüşmelerde sınav getirilmesine ilişkin olarak, hukuk fakülteleri ve mezunların sayısında aşırı artış, yetersiz öğretim elemanı eksikliği nedeniyle hukuk eğitimindeki kalitenin azalışı ve artırılması gerektiği, sınavın Kanunda daha ayrıntılı düzenlenmesi gerektiği, sınavın staj sonunda yapılmasının zaman ve emek israfına neden olacağı hususlarında görüşler dile getirilmiştir. 2006-2010 arası dönem 28.11.2006 tarihli ve 5558 sayılı Kanunla avukatlık sınavı kaldırılmıştır. 2001 yılında yapılan Kanun değişikliği uyarınca ilk defa 2006 yılı yazında stajı bitirenlere avukatlık sınavının yapılması gerekmektedir. Kanun, Konya Milletvekili Ahmet IŞIK ile İzmir Milletvekili Yılmaz KAYA’nın ayrı ayrı vermiş oldukları kanun tekliflerine dayanmaktadır. Kanun tekliflerinde staj sonu sınavın staj başlangıcına alınması öngörülmektedir. Adalet Komisyonunda alt komisyon oluşturulmuş, Komisyon çalışmalarının devamında Konya Milletvekili Ahmet IŞIK tarafından sınavın kaldırılmasına dair verilen kanun teklifi diğer tekliflerle birleştirilmiş, alt Komisyonda sınavın kaldırılmasına dair teklifin esas alınması üzerine diğer milletvekili tarafından verilen teklif geri çekilmiştir. Komisyonda, ilk sınava girip başarılı olamayan adayın yeni bir tahsile ve yeni bir staja mecbur olmamasına rağmen bu imtihanların tekrarındaki faydanın anlaşılamadığı, sınava tabi tutulan kişinin meslek seçme hakkının kısıtlandığı, sına- vın uygulamada yarar sağlamadığı, yanında staj yaptığı hakim ve avukattan yeterlilik alan stajyerin sınava tabi tutulmasının doğru ve yerinde olmadığı gerekçelerine yer verilmiştir. Komisyon Raporuna konulan muhalefet şerhinde, Komisyonun kabul ettiği metne meslek örgütü olan TBB’nin karşı olduğu, meslek kalitesi ve saygınlığının korunması ile gelişimi açısından sınava yönelik mevcut düzenlemenin korunması gerektiği, emsal alınan AB ülkelerinin tamamında sınav uygulamasının mevcut olduğu görüşlerine yer verilmiştir. Kanunun sadece sınavın kaldırılmasına yönelik olması nedeniyle Genel Kurulda sınavın kaldırılması gerekip gerekmediği konusundaki görüşler ayrıntılı olarak dile getirilmiştir[5]. Genel Kurul görüşmelerinde, sınava tabi olan stajyerlerin yaz döneminde stajı bitirdikleri, Genel Kurul görüşmelerinin yapıldığı 23.11.2006 tarihi itibariyle sınavın yapılmamış olduğu ve bu sınavın 23.12.2006 tarihinde yapılmasının öngörüldüğü, stajyerlerin staj bitim belgesi aldıktan sonra sınavı bekledikleri ve sınavdan sonraki dönemde avukatlığa kabul edilinceye kadar stajyerlik statüsünün sona erdiği ve bu statüden de faydalanamadıkları görülmektedir. Hatta Kanun değişikliğine esas tekliflerin de bu hususlar gözetilerek sınavın stajın başlangıcına alınmasına yönelik olduğu da yukarıda belirtilmiştir. 2010-2014 arası dönem Avukatlık sınavının kaldırılmasına ilişkin 5558 sayılı Kanunun iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine 08.01.2010 tarihli ve 27456 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Mahke- menin 15.10.2009 tarihli ve E:2007/16, K:2009/147 sayılı kararı ile sınavın kaldırılmasına dair 5558 sayılı Kanunun 1 nci maddesi Anayasanın hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2 nci maddesi ile adil yargılanma hakkını düzenleyen 36 ncı maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Kararda, “… Avukatlığın önemi ve özelliği nedeniyle bu mesleğe girişin kimi koşul ve kayıtlamalara bağlı kılın- ması, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının gereğidir. Avukatın seçkinliği ve üstün nitelikler taşıması, hem kamunun hem de yargının beklediği bir husus olup, bunun sağlanmasında mesleğin gelişmesine katkı kadar mesleğe seçilme de önem kazanır. Sadece temel hukuki konularda eğitilmiş olmak, bir mesleği yürütmek için yeterli olamaz. Mesleki açıdan yetkinlik, stajyerlik gibi özel eğitimlerin yanı sıra mesleğe girişte seçme ya da elemeyi de içerir. Yasa koyucu tarafından sınavın getirilmesin- deki, savunma hakkı ve adil yargılamaya, adaletin gerçekleşmesine ve avukatlık mesleğinin niteliğine dayalı kamu yararının, sınavın kaldırıldığı tarihte de geçerliliğini koruyup korumadığının saptanması, sınavın getirildiği zamandaki koşullar, kaldırılma zamanında değişmemiş ya da ortadan kalkmamış, hatta avukatlık mesleğinin niteliği yönünden çok daha önemli hale gelmişse bunun da değerlendirilmesi gerekir. (…) Yukarıda açıklanan hususlar gözetilmeden yasalaştığı anlaşılan…” hususlarına yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile birlikte sınavın kaldırılmasına dair Kanun hükmü iptal edilmiş olsa da iptal kararı ile yürürlükten kaldırılan kanun hükümleri kendiliğinden yürürlüğe girmemektedir. İptal kararı sonrasında Anayasanın 153/3 maddesi uyarınca yasal düzenleme yapılması gerekirken TBMM’ce sınava dair yasal düzenleme yapılmamıştır. 2014-2019 arası dönem 17.06.2014 tarihli ve 29033 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan TBB Avukatlık Staj Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile avukatlık stajına başlamak için, yazılı olarak yapıla- cak staja kabul değerlendirmesinde başarılı olmak şartı getirilmiştir. Ayrıca, staj sonunda staj bitim belgesi verilebilmesi için TBB tarafından yazılı olarak yaptırılacak staj yeterlilik değerlendirmesinde başarılı olma şartı getirilmiştir. Yönetmelikte staja kabul değerlendirmesinin; TBB ile imzalanacak protokole göre ÖSYM’ye veya yükseköğretim kurumları arasından belirlene- cek bir kuruluşa yaptırılması, Türkçe, mantıksal akıl yürütme ve genel kültür konuları ile anayasa hukuku, medeni hukuk, borçlar hukuku, hukuk yargılaması usulü, ticaret hukuku, icra ve iflâs hukuku, ceza hukuku, ceza yargılaması usulü, idare hukuku ve idari yargılama usulü, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi ve vergi hukuku konularını kapsayan alan bilgisi sorularından yapılması, Türkçe, mantık- sal akıl yürütme ve genel kültür sorularının otuz, alan bilgisi sorularının yetmiş puan ağırlığında olacak şekilde düzenlenmesi, yüz üzerinden en az yetmiş puan alanların başarılı sayılması, başarılı olanlara verilecek “başarı belgesi”nin geçerlilik süresinin iki yıl olarak kabul edilmesi, yılda en az üç kez yapılması düzenlenmiştir. Staj yeterlilik değerlendirmesinin; otuz puanı mantıksal akıl yürütme, yetmiş puanı avukatlık hukuku ve meslek kurallarına ilişkin sorulardan oluşmak üzere toplam yüz puan üzerinden yapılması, stajının dokuzuncu ayından itibaren yeterlilik değerlendirmesine girebilmesi düzenlenmiş, sınavın yaptırılması ve başarı puanı staja kabul değerlendirmesindeki gibi düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmelik değişikliğine dair Yönet- melik Taslağı 7-8.10.2013 tarihli TBB Yönetim Kurulunca kabul edilerek Avukatlık Kanunu’nun 182 inci maddesi uyarınca onaylanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Bakanlıkça uygun bulunmayarak geri gönderilmesi üzerine TBB’ce önceki kararında direnilmiş ve yayımlanmak üzere mülga Başbakanlığa gönderilmiştir. Başbakanlık tarafından içeriğinin kanuna aykırı bulunarak yayımlanmaması üzerine Ankara 10. İdare Mahkemesinin 2014/452 esasına kayden açılan davada verilen yürütmenin durdurulması kararı uyarınca söz konusu değişiklik 17.06.2014 tarihli ve 29033 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Yönetmelik değişikliğinden sonra 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi ile Avukatlık Kanununun TBB’ye yönetmelik çıkarma yetkisini veren 182 nci maddesine eklenen ikinci fıkrada, yönetmelikle veya diğer bir düzenleyici işlemle avukatlık stajına kabulde, staj döneminde ve avukatlık mesleğine kabulde sınav veya benzeri bir rejim öngörülemeyeceği hükme bağlanmıştır. Kanun değişikliğine esas İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının TBMM’ye sunulan metninde söz konusu değişiklik bulunmamakla birlikte, madde Plan ve Bütçe Alt Komisyonunda yeni madde olarak Tasarıya eklenmiştir. Muhalefet partilerince maddeye ilişkin muhalefet şerhleri konulmuş, Genel Kurul görüşmelerinde maddenin Tasarıdan çıkartılmasına dair verilen önergeler reddedilmiştir. Muhalefet partilerince, hukuk fakültesi ve mezun sayısındaki aşırı artış ile fakültelerdeki eğitim yetersizliği hususları belirtilerek sınavın gerekliliği, sınava dair Yönetmelik değişikliğine yönelik idari yargılamanın devam ettiği, meslek kuruluşlarına Anayasa ile verilen yönetmelik çıkarma yetkisinin kısıtlandığı hususları dile getirilmiştir. Söz konusu kanun hükmünün iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine 11.06.2015 tarihli ve 29383 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ana- yasa Mahkemesinin E:2014/177, K:2015/49 sayılı kararı ile, “Dava konusu kuralla avukatlık mesleğine girişte yeni bir şart getirilmemiş, idari düzenleyici işlemle sınav şartı getirilemeyeceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenleme ve sınırlamalar ancak kanunla yapılabileceğinden 1136 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca bir serbest meslek olan avu- katlığa giriş koşullarının da kanunla belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda avukatlık mesleğine giriş koşullarının belirlenmesi hususunda asli yetki yasama organına ait olup yasama organınca genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra bu konuda idari düzenleyici işlemler yapılabilir.” gerekçesiyle söz konusu kanun hükmünün Anayasanın 2 nci, 13 üncü ve 48 inci maddelerine aykırı olmadığına oyçokluğu ile karar verilmiştir. Sonsöz yerine Avukatlık stajına ilişkin günümüze kadar yapılan düzenlemeler ve bu düzenlemelerin yasalaşma sürecinden, staj öncesi ve sonrası sınav getirilmesi hususu başta olmak üzere, stajın nasıl olması ve ne şekilde düzenlenmesi gerektiği hususunda, bilgi, birikim ve tecrübeleri çerçevesinde meslektaşları- mızın farklı değerlendirme ve önerilerinin olması, sosyal bilimlerin doğasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, yukarıdaki tarihsel süreçte, ortaya çıkan başlıca ve güncelliğini koruyan sonuç, sürek- lilik arz eden bir şekilde, avukatlığa kabulde sına- vın getirilip, bir müddet sonrasında kaldırılmasıdır. Bu şekilde birbirine zıt düzenleme yapılmasının basit nedenlerle izahının mümkün olmadığı, bu düzenlemelere yol açan bireysel ve toplumsal koşullar ve nedenlerinin bilimsel bir şekilde ele alınması ve buna göre karar verilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Avukatlık tarihine ilgi duyanlar için önerilen kaynaklar: 1. Avukatın Kitabı, Av. Ali Haydar ÖZKENT (Yayın tarihi 1940) 2. Avukatlık Hukuku, Av. Semih GÜNER 3. Müfit Mert BALAK’ın Türkiye’de Avukatlık Mesleği Tarihi Gelişimi isimli tezi 4. Türkiye’de Savunma Mesleğinin Gelişimi , TBB yayınları . Kitapta 1969 tarihine kadar mevzuat hükümleri yer almaktadır.
  2. Gerekçeli kararın stajyer avukata tebliği geçerli midir? Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulu 2017/1287 E. , 2019/90 K. - 07.02.2019 "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Aile Mahkemesi Sıfatıyla Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.07.2012 tarih ve 2011/310 E., 2012/403 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 tarih ve 2012/23641 E., 2013/10736 K. sayılı kararı ile; "…Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır (6100 s. HMK. md. 255). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Davada tanıkların olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. O halde, davalı kocanın eşine sürekli şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve aşağıladığına ilişkin ve olaylara çok yakın tanık sözlerine değer verilmesi gerektiği gibi, tarafların birbirlerine karşılıklı şiddet eylemlerinden dolayı ceza mahkemesinin kesinleşen ilamı da dikkate alındığında, davacı kadının isteğinin kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekirken, bu yönler gözönünde tutulmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği düşünüldü: Dava evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Davacı (kadın) vekili, davalının müvekkilini sürekli hor görüp aşağıladığını, dövdüğünü, müvekkilinin ilk eşinden olan küçük kızını evlatlık olarak almayı taahhüt ettiği halde almadığı gibi müvekkiline kızını evlendirirken maddi ve manevi yardımda bulunmadığını, düğüne dahi katılmadığını ileri sürerek tarafların TMK'nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilerek 500,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasının, 20.000,00TL maddi tazminat ve 20.000,00TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı (erkek) davanın reddini savunmuştur. Mahkemece dinlenen davacı tanıklarından birinin davacının önceki evliliğinden olan kızı olduğu, bu tanığın davalı ile problemlerinin olduğu, diğer davacı tanıklarının da davacı ile yakın akraba olmaları yanında bilgi ve görgülerinin davalı tanık beyanları ile örtüşmediği, davalı tanık beyanlarına göre taraflar arasında bir geçimsizlik olmadığı, ceza davasında da her ikisinin karşılıklı yaralama eylemlerinden dolayı yargılandıkları, bu son soruşturma dışında davacı tanıklarının belirtiği şekilde davacının, davalının hakaret veya yaralama eyleminden ötürü bir şikayetinin bulunmadığı, davacı tanık beyanlarında geçen bir kısım geçimsizlik ifadelerinin geçmişte kaldığı ve tarafların tekrar bir araya geldiği, taraflar arasında boşanmayı gerektirecek nitelikte bir geçimsizliğin bulunmadığı gerekçesiyle ve TMK'nın 184. maddesinde yer alan "Hakim boşanma sebebi olarak ileri sürülen vakıanın varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe boşanmaya hükmedemez" hükmü ve "hukuk hiç kimsenin kusuruna dayanarak hak elde etmesini korumaz." hükmü uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece davanın reddine ilişkin verilen direnme kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca “…usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmadığından" bahisle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma kararına uyulmak suretiyle taraflar arasında daha önce olan kavgaların dava konusu yapılamayacağı, davaya gerekçe gösterilen ceza davasına konu son olayda kavgayı başlatan ve aşağılayanın kim olduğu üzerinde durulması gerektiği, davacının savcılıkta verdiği ifade ile mahkemede verdiği ifadenin farklı olmasının yanında savcılıkta verdiği itiraf mahiyetindeki beyanında, eşine "Çekil şuradan, ayağımın altından dedim ve ensesinden itekledim" şeklindeki davalıya karşı aşağılayıcı tavrı ve beyanı dikkate alındığında aslında aşağılayan ve kavgaya sebebiyet verenin davacı olduğu, eşinin böyle bir muamelesiyle karşılaşan davalının da davacıya tokat vurmasının Türk örfünde yadırganacak bir durum olmadığı, davacının kızının beyanlarının üvey babasına karşı tarafsız olmayacağı, yine tanık tarafından davacının sürekli dayak yediği beyan edilmiş olsa dahi dayaktan sonra evliliğin devam ettiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı (kadın) vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece temyiz talebinin süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine dair verilen ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanma davasına konu olayda davalı erkeğin kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı kadının açtığı davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktasındadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce direnmeye ilişkin gerekçeli kararın davacı vekiline tebliğine ilişkin işlemin usulüne uygun olup olmadığı, dolayısıyla temyiz talebinin süreden reddine ilişkin 02.07.2014 tarihli ek kararın kaldırılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. Bilindiği üzere; 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesinin ilk cümlesine göre; “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır". 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun “Belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icrası” başlıklı 17. maddesinde; ''Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır'' hükmü yer almaktadır. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Meslek ve sanat erbabına tebligat” başlıklı 26. maddesinde de; ''Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlere, o yerde de tebligat yapılabilir. Muhatabın işyerinde bulunmaması hâlinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Muhatap, meslek veya sanatını konutunda icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Bunlardan hiç birinin bulunmaması durumunda tebliğ, aynı konutta sürekli olarak oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır'' şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Mevcut düzenlemeler dikkate alındığında belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde bunlara yapılacak tebliğ, o kişinin aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılmalıdır. Bir başka deyişle muhatabın daimi çalışanı şeklinde yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için, muhatap adına tebligat yapılan kişinin gerçekte muhatabın daimi çalışanı olması ve muhatabın bulunamaması halinde ise yukarıda mevzuatta belirtilen şekli işlemlerin yerine getirilerek tebligatın yapılması gereklidir. Aksi takdirde yapılan tebligat usulsüzdür. Somut olayda 02.07.2014 tarihli direnme kararı davacı vekili Av. …'e tebliğe çıkarılmış, tebligat parçasında "muhatap adresten soruldu. Adliyeye gittiğinden aynı iş yerinde çalışan G. K.'a tebliğ edildi" açıklaması ile 13.08.2014 tarihinde tebliğ memuru ve Gizem Koşar imzası ile tebligat yapılmıştır. Davacı vekili ise 22.09.2014 tarihli temyiz dilekçesinde G. K.'ın, kendisinin stajyeri olduğunu ve stajyerinin konunun önemini bilmediğinden tebliğ işleminden haberdar olmadığını beyan etmiştir. "Dosya evrak tamamlama" sistemi ile tebliğ tarihinde adı geçen kişinin avukat stajyeri olup olmadığı hususlarının araştırılması için ilgili mahkemeye müzekkere yazılmış, 05.02.2019 tarihli cevabi yazıda G. K'ın Bursa Barosuna kayıtlı avukat stajyeri olduğu ve avukat yanında olan stajını Av. … (davacı vekili) yanında 08.04.2014 ile 09.10.2014 tarihleri arasında tamamladığı bildirilmiştir. Bu durumda gerekçeli kararın davacı vekili adına 13.08.2014 tarihinde stajyeri olan Av. G. K.'a tebliğ edildiği tartışmasız olup, öncelikle ön sorunun çözümü açısından avukat stajyerine yapılan tebliğin usulüne uygun ve geçerli bir tebligat sayılıp sayılamayacağı hususunun irdelenmesi gerekmektedir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanunla değişik 23. maddesinde stajın yapılması ve stajyerin ödevleri düzenlenmiş ve maddenin ikinci fıkrasında “Stajyer, avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Stajyerler, meslek kurallarına ve yönetmeliklerde belirlenen esaslara uymak zorundadırlar” hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı Kanunun 26. maddesinde “Stajyerlerin yapabileceği işler” düzenlenmiş; bunlar “Stajyerler, avukat yanında staja başladıktan sonra, avukatın yazılı muvafakati ile ve onun gözetimi ve sorumluluğu altında, sulh hukuk mahkemeleri, sulh ceza mahkemeleri ile icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilirler.” şeklinde sıralanmış ve bu yetkinin staj bitim belgesinin verilmesi veya staj listesinden silinme ile sona ereceği maddenin son fıkrasında belirtilmiştir. İşlerin stajyer veya sekreterle takibi, dava dosyalarının incelenmesi ve dosyadan örnek alma ise, aynı Kanunun 46.maddesinde; avukatın, işlerini kendi sorumluluğu altındaki stajyeri veya yanında çalışan sekreteri eliyle de takip ettirebileceği; avukat veya stajyerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği, bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, vekâletname ibraz etmeyen avukata ise dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği, şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Avukat Katiplerine Ve Stajyerlerine Tebligat” başlıklı 37. maddesi “Celse esnasında kazai merci tarafından sıfatları tesbit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine mütaakip celse gün ve saatinin bildirilmesi avukata tebliğ hükmündedir.” düzenlemesini içermektedir. Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Staj Yönetmeliğinin 19. maddesinde ise stajyerin yapabileceği işler düzenlenmiş; maddede aynen; “Stajyer, avukat yanında staja başladıktan sonra, avukatın yazılı oluru ile onun gözetim ve sorumluluğu altında, sulh hukuk, sulh ceza mahkemeleri ile icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilir. Bu yetki, staj bitim belgesinin verilmesi veya staj listesinden adının silinmesi ile sona erer. Stajyer, yanında staj yaptığı avukatın yazılı oluru ile dava dosyalarından fotokopi ve benzeri yollarla örnek alabilir. Stajyer ayrıca vekaletname veya yazılı olur olmaksızın, dava ve takip dosyalarını inceleyebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 20.maddesinde de, yanında staj yapılan avukatın, ilk üç ayın bitiminde ve staj süresinin sonunda birer rapor vereceği, son raporun kesin rapor olup, raporlarda stajyerin staja devamı, mesleki ilgisi, meslek ilke ve kurallarına yatkınlığı, katıldığı duruşmalar, yetki belgesi ile yürüttüğü işler, yaptığı araştırmalar ile uygulamalar ve benzeri çalışmaların değerlendirileceği, belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, avukat stajyerinin ancak avukatın yazılı oluru ile onun gözetimi ve sorumluluğu altında, sulh hukuk, sulh ceza mahkemeleri ve icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebileceği ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebileceği kabul edilmiştir. Diğer yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 15. maddesinde; “Avukatlık stajı bir yıldır. Stajın bu kısmında yer alan hükümler uyarınca ilk altı ayı mahkemelerde ve kalan altı ayı da en az beş yıl kıdemi olan (bu beş yıllık kıdem hesabına Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı hizmette geçen süreler de dahildir.) bir avukat yanında yapılır…” denilmektedir. Buna göre avukatlık stajı kanuni bir zorunluluk olup, mesleki bilgi ve tecrübeyi kazanmak amacıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla avukat ile stajyer avukat arasındaki ilişki iş akdi ya da hizmet akdine dayalı olmayıp kanuni bir ilişkidir. Bu nedenle avukat stajyerinin, Tebligat Kanunu'nu 17. maddesinde sayılan daimi çalışan veya müstahdem sıfatını taşımadığı belirgindir. Bu açıklamalar ışığında, dosya içerisinde gerekçeli kararın stajyer avukata tebliğine ilişkin avukatın yazılı bir oluru bulunmadığı gibi, 02.07.2014 tarihli gerekçeli kararın "çalışan" sıfatıyla stajyer avukat G. K.'a tebliği geçersizdir. Ne var ki, Tebligat Kanununun 32. maddesinde yer alan " tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmus ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur" hükmü gereğince davacı vekilinin tebliğden haberdar olduğunu beyan ettiği 15.09.2014 tarihi itibariyle 22.09.2014 tarihinde yapılan temyiz istemi süresindedir. Belirtilen nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteğinin süresinde olmadığından reddine ilişkin yerel mahkemenin 11.11.2014 tarihli ek kararının bozularak kaldırılmasına oy çokluğu ile karar verilerek ön sorun bu şekilde aşılmış ve davacı vekilinin direnme kararına yönelik temyizinin esastan incelenmesine geçilmiştir. İşin esasının incelenmesine gelince; Uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal düzenlemelerin değerlendirilmesinde yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş bir çok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime taktir hakkı tanımıştır. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu taktirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olması durumunda, davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır (TMK m. l66/II). Bu düzenlemeyle davalıya bu yolla bir itiraz hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı da aynı hükümde belirtilmiştir. Gerçekten, TMK. m. l66/II son cümleye göre itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 255. maddesi uyarınca aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı (kadın) tanığı olarak dinlenen …, "annesinin evlilikte yıllarca dayak yediğini ama katlandığını, son bir kaç olayın adliyeye yansıdığını", diğer tanık … ise, "davalının devamlı suretle eşini küçümsediğini ve eşini evde istemediğini" beyan etmiştir. Dosyada tanıkların olmayan vakıaları olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu bulunmamaktadır. Diğer yandan, 09.04.2011 tarihli olayda Karacabey Sulh Ceza Mahkemesi'nin 22.06.2011 tarih ve 2011/297 E., 2011/884 K. sayılı kararı ile eşler arasından çıkan kavgada tarafların karşılıklı olarak birbirlerine fiziksel şiddet uyguladıkları, bu olay nedeniyle yargılanıp ceza aldıkları, verilen mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği ve tarafların bu olay sonrası bir araya gelmedikleri anlaşılmıştır. Bu durumda, adı geçen tanık beyanları ve ceza dosyası birlikte değerlendirildiğinde, davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet verecek nitelikte kusurlu olduğu anlaşıldığından davacı kadının boşanma davasının kabulü gerekmektedir. O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin davacı vekilinin temyiz isteğinin reddine ilişkin 11.11.2014 tarihli ek kararının oy çokluğu ile bozularak kaldırılmasına, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde peşin temyiz harcının yatırana iadesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak 07.02.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi
×
×
  • Create New...