Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'tutuklama'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • hukuk lobisi
    • Hukuki Gelişmeler
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 4 results

  1. Yakalanan kişinin soruşturmanın tamamlanması için gözaltı süresi ile sınırlı olarak hakim önüne çıkarılıncaya veya serbest bırakılıncaya kadar gözaltına alınabilir. Yakalama gözaltı anlamına gelmez. Yakalanan kişi Cumhuriyet Savcısının emri ile gözaltına alınabilir. Gözaltına alma yetkisi Cumhuriyet Savcısındadır. Gözaltına alma ne demektir? Ceza Muhakemesi Kanunu yakalama ile gözaltına alma işlemlerini birbirinden tamamen ayırmıştır. CMK 91/1 gereği gözaltına alma, Cumhuriyet savcılığınca verilen bir kararla olmaktadır. Yakalama esas itibariyle fiili bir durum olmasına ve kural olarak kolluk tarafından (istisnaen herkes tarafından) yapılır. Ancak, yakalamanın sonucunda şüpheli gözaltına alınır ise, Cumhuriyet savcısının emriyle işlemlerinin tamamlanması amacıyla, yetkili hakim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar, sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğü geçici olarak kısıtlanır (Yakalama Yönetmeliği 4/5). Nezarethanelerin fiziki durumunu Yakalama Yönetmeliğinin 25 ve 26 ıncı maddelerinde belirtilmiştir. Gözaltı kararı hangi hallerde verilebilir? Cumhuriyet savcısının gözaltı kararı (CMK 91/2). Bu iki koşula bağlanmıştır: a) Gözaltına alma tedbirinin soruşturma yönünden zorunlu olması. Burada gözaltına alınmada bir orantılılık aranmalıdır, yani kişinin örneğin sadece ifadesinin alınmasının yeterli olması halinde gözaltına alınmaması gerekir. b) Kişinin “bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı (CMK “2014-6526” 91/2). Somut delillere dayanan ve ilk bakışta herkesi inandırabilecek şüphenin bulunmadığı hallerde yakalama yapılamayacağı gibi, Cumhuriyet savcısı gözaltına alma kararı da veremez. Bu deliller olmadan gözaltı kararı verilmesi hukuka aykırılık olur. Nitekim AİHM, yakalama emri dışında ilgiliye karşı oluşan şüphelerin dayanağını oluşturan bir delil bulunmamasına rağmen yakalanan kişi dolayısıyla Türkiye’yi mahkum etmiştir. Vali tarafından belirlenen kolluk amirinin gözaltı kararı (CMK 91/4). 2015-6638 sayılı kanun ile kabul edilen “polisin toplumsal olaylardaki suçüstü gözaltısı” şöyle kaleme alınmıştır: CMK 91/4: Suçüstü halleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmidört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek top- lumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırksekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talima- tı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbest bırakılmaz- sa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırksekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alman kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır. a) Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar. b) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1) Kasten öldürme (madde 81, 82), taksirle öldürme (madde 85). 2) Kasten yaralama (madde 86, 87). 3) Cinsel saldın (madde 102). 4) Çocukların cinsel istismarı (madde 103). 5) Hırsızlık (madde 141,142). 6) Yağma (madde 148,149). 7) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188). 8 ) Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (madde 195). 9) Fuhuş (madde 227). 10) Kötü muamele (madde 232). c) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun- da yer alan suçlar. d) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürü- yüşleri Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlar. e) 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanı- larak ilan edilen sokağa çıkma yasağını ihlal etme. 2015-6638 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, gözaltı tedbirini düzenleyen CMK 91’e 4 numara ile yeni bir fıkra eklendi ve diğer fıkra numaraları da buna göre teselsül ettirildi. Bu yeni fıkra ile Kanuna yeni bir katalog daha eklendi ve burada sayılan kasten öldürme, fuhuş, yağma, cinsel saldırı, hırsızlık gibi suçların işlenmesi durumunda, suçüstü hali ile sınırlı kalmak kaydıyla mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda ise kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilmesi imkanı yaratıldı. Ayrıca gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç belirtilen sürelerin sonunda C. savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verileceği ve onun talimatı doğrultusunda hareket edileceği belirtilmiştir. Eğer kişi serbest bırakılmazsa önceki fıkralara göre işlem yapılacağı; ancak kişinin en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün içinde hâkim önüne çıkarılacağı ifade edilmiştir. Ve bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alman kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanacağı belirtilmiştir. CMK 91’e eklenen 4. fıkra ile “mülki amirce belirlenecek kolluk amirlerine” gözaltına alma kararı verme yetkisi verilmektedir. Bu yetkinin suçüstü hali ile sınırlı olduğu ve listede sayılan belli suçlarda uygulanabilen bir yetki olduğu görülmektedir. “Mülki amirce belirlenecek kolluk amiri” hukukumuza ilk defa giren bir kavramdır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Alman Mahkemeler Teşkilatı Kanunu’nun 52. maddesinde yer alan savcı yardımcısı kolluk kavramına benzer bir kurum yaratıldığı görülmektedir. Böyle bir makamın yürütme tarafından belirlenmesi hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Suçüstü hallerinde yakalanan kişiler hakkında C. savcısına hemen bilgi verilerek emri doğrultusunda işlem yapılacağı CMK 90/5’te düzenlenmiş, 91. maddede de 2014-6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile gözaltı kararı verilebilmesi için, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olması ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı koşulu aranmıştır (CMK 91/2). Aynı maddede gözaltı kararı vermek açısından, suçüstü halleri ve belli suçlarla sınırlı da olsa C. savcısının görev ve yetkilerinin yürütmeye devredilmesi, Ceza Muhakemesi Hukuku açısından, kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan böyle bir tedbirde yürütmenin yetkilendirilmesi Anayasa’nın 19 ve AİHS’nin 5. maddesine aykırıdır. Maddedeki düzenlemenin amacının toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlarda çok sayıda kişinin yakalandığı durumlarda C. savcısının devre dışı bırakılarak yürütmenin belirlediği kolluk amiri tarafından gözaltı kararı verilmesi ile kolaylık sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, özellikle bu gibi toplu olaylarda savcının hukuk garantisi teşkil eden denetimi ortadan kaldırılmış bulunmaktadır. 91. maddeye eklenen yeni 4. fıkrada suçüstü hallerinde, henüz suç işlememiş olan kişilerin de yakalanmasına olanak sağlayacak bir yaklaşım gözlemlenmektedir. Zira CMK 90/1 suçüstü halinde herkese yakalama yetkisi vermekte, bu madde ile de bu yetkinin genişletilmesi ortaya çıkmaktadır. Liste halinde sayılan suçlarda genel kuralın istisnası olarak kolluğa adeta suç işlememiş fakat işleme ihtimali olan kişileri de yakalama ve mülki amirlerce belirlenen kolluk amiri tarafından da gözaltına alınması uygulaması yerleşmesi tehlikesini içermektedir. Bu düzenleme yasada hiçbir zaman yer almaması gereken bir hükümdür. Gözaltı süreleri Genel Suçlarda Gözaltı süresi soruşturmanın tamamlandığı anda sona erer. Burada gözaltı sırasında yapılan işlemlerin sürelerinin tek tek toplanarak hesaplama yapılmalıdır (örneğin, doktora getirme 1 saat, arama 5 saat gibi). Kişi gözaltına alındıktan sonra arka arkaya işlemler yapılmadan, yasal sürenin dolması beklenmişse, bu durum kişinin özgürlük hakkının kısıtlanması anlamına gelir. AİHM kararları da bu yoldadır. Kanunda öngörülen sürelerin dolması beklenmez. Süre, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç (bu süre de 12 saati geçemez) yakalama anından itibaren 24 saati geçemez. Toplu suçlarda Delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı “her defasında” “gerekçesini de” göstererek gözaltı süresini ayrı ayrı kararlarla ve “yazılı emir” vererek üç gün süre ile uzatabilir (CMK 91/3). Burada özellikle süre uzatımına ilişkin her emir, gözaltına alınana derhal tebliğ edilecek olma zorunluluğu (CMK 91/3) gözden kaçırılmamalıdır. Müdafi olarak açıkça bu kurala uyulmadığını saptadığınız takdirde (ki bu şüpheliyle yapılan görüşmede ve özellikle evrakı incelemeden anlaşılacaktır), derhal itiraz ediniz. Terörle Mücadele Kanunu'na 7145 Sayılı Kanun ile Eklenen Geçici 19. Madde 25.7.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanunun 13 maddesi ile , Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen Geçici 19. madde düzenlemesi : Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle TCK'nin "Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları" ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından; gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren 48 saati, toplu olarak işlenen suçlarda ise 4 günü geçemeyecek. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresi en fazla 2 defa uzatılabilecek. Gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar, cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmek suretiyle hakim tarafından verilecek. Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, cumhuriyet savcısı veya cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk güçleri tarafından yapılabilecek. Yakalama veya gözaltı süresinin uzatılması işlemlerine karşı “başvuru” nedir? CMK 91/4 bunu düzenlemiştir. Yakalama ve gözaltı sü- resinin uzatılması işlemlerine karşı yakalanan kişinin, müdafiinin hemen serbest bırakılmayı sağlamak için, sulh ceza hakimi’ne başvurma hakkı vardır. Bu hak, müdafiinin yanında şüpheliye, birinci derecede kan hısımları (anne-baba), ikinci derecede kan hısımları (kardeşler) ve kanuni temsilciler için de söz konusudur. Bu başvuruyu incelemekle yükümlü hakim, incelemeyi evrak üzerinden yaparak derhal ve nihayet 24 saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. İnceleme sonucu, yakalamanın veya gözaltına alma ya da gözaltı süresini uzatmanın yerinde, hukuka uygun olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalanın derhal soruşturma evrakı ile birlikte Cumhuriyet savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir. Bu karar bir “hakimlik kararı” olduğu için ve “itiraz yolunun kapalı olduğuna dair yasada açık bir kural da bulunmadığından tüm hakimlik kararlarına olduğu gibi CMK 260’ daki “olağan kanun yollarından itiraz” yolu açıktır. Burada CMK 261’deki “avukatın başvurma hakkı” kullanılmasında önemli bir ayırım gözden kaçırmamak gereklidir. Müdafiliğini üstlenilen kişinin “zorunlu müdafilik” hallerinden CMK 150/2 uyarınca atanan bir müdafiinin iradesi şüphelinin veya sanığın iradesinden ÜSTÜN kabul edilmiştir. Bunun dışındaki hallerde şüphelinin iradesi kuşkusuz geçerlidir. Müdafi gerekçeden yoksun ve kanuna uygun olmayan, orantılılık ilkesine uymayan bir uzatmaya itiraz etme hakkını mutlaka kullanmalıdır. Bu itirazı maalesef birçok müdafiin yapmadığı üzülerek gözlenmektedir. Ancak bunu yapmayan müdafiler hukuki yardımdaki özen görevini yerine getirmemiş olmaktadırlar ki bunun olası aleyhe sonuçları da söz konusu olabilir. Gözaltına alınan kişinin durumunun bildirilmesi. CMK 95/1’e göre “şüpheli veya sanık“, “yakalandığında” veya “gözaltı süresi uzatıldığında” Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. CMK 95/2 ye göre de bu kişi yabancı uyruklu ise yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, durumu uyrukluğunda olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir. Burada uygulamada yabancı uyruklu kişiye seçimlik bir hak tanınmıştır. Yazılı olarak karşı çıkmaması halinde bu bildirim yapılabilecektir. Bunun için de yabancı uyruklu kişiye bu hakkı çok iyi anlatılarak daha doğrusu öğretilerek kullanıp kullanılmayacağını saptamak gerekir. Kolluk yakalama anından Cumhuriyet savcısına götürünceye kadar, sadece kanuni YAKINLARINA haber vermek zorundadır (PVSK 13). Şüpheli yakalamanın “kendi belirlediği bir kişiye haber verilmesini“ istiyorsa, o zaman kolluk bunu kendiliğinden değil, ancak Cumhuriyet savcısının emri ile yapabilir. CMK 95/1 ve Yakalama Yönetmeliği 8 inci maddeye göre ise, Cumhuriyet savcısının yakalanan kişinin gözaltına alınmasına karar vermesi ile birlikte, ”bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verin”, diye kolluğa emir vermesi halinde, kolluk bunlara durumu bildirebilecektir. Yönetmeliğin 8 inci maddesine göre kolluk bu bildirimi; -Yakalanan veya gözaltına alınan kişiyle birlikte birisi varsa bu kişi vasıtasıyla, -Suçun işlendiği veya yakalandığı yerde ikamet ediyorsa ve haber vereceği yakınının telefonunu biliyorsa ya da kolluk vasıtasıyla sair suretle tespit edilebiliyorsa, telefon ile, -Haber vereceği yakınının telefon numarasını bilmiyorsa ilgili yer kolluğu vasıtasıyla, -Konutu suç yeri dışında ise telefonla veya kişinin adresinin bulunduğu yerle ilişki kurulmak suretiyle yapar. Yabancılara yakalandıklarını konsolosluklarına bildirme hakkından vazgeçmeleri mümkünken, Türk yurttaşlarının böyle bir vazgeçme hakları yoktur. Gözaltı işlemleri Gözaltına alınan kişi hakkında, nezarethanede hangi işlemler yapılır? Gözaltına alma kararı ve nezarethaneye kabul. Bir kişinin nezarethaneye kabul edilebilmesi için, Cumhu- riyet savcısının gözaltı kararı vermesi gerekir (CMK 91). Yakalanıp Cumhuriyet savcısının kararı ile gözaltına alı- nana uygulanacak kayıtlamalar, tutuklularınkine kıyasla, yakalamanın gayesi ile haklı görüleceklerden ibarettir. Nezarethane defterine kayıt İster yakalanmış olsun, ister kendiliğinden gelip de, son- radan gözaltına alınan kişiler hakkında, en kısa zamanda nezaret tutanağı düzenlenir. Yönetmeliğin 12 inci maddesine göre denetime tabi olan bu defterde şu bilgiler yer alır: a) Kimlik ve adres bilgileri. b) Gözaltına alınmasına esas bilgiler. İsnat edilen suç, gözaltına alınma nedeni, suç yeri ve tari- hi, mimin emri ile yakalandığı ve nezarete alındığı, haber verilen Cumhuriyet savcısının adı ve soyadı, Cumhuriyet savcısına haber verildiği tarih ve saat, bilgi toplama işlem kısmı kaydı, c) Giriş işlemleri. Yakalamanın yeri, tarihi ve saati, giriş tarihi ve saati, giriş- te alınan hekim raporunun verildiği makam, tarihi ve öze- ti, üst aramasında teslim alınan malzemeler, teslim eden ve teslim alanın imzası, giriş işlemini yapan görevlinin adı v soyadı, rütbesi ve imzası, ç) Şüpheli ile ilgili işlemler. Haber verilen yakını veya belirlediği kişi, adresi ve telefon numarası, diplomatik temsilciliğin ad ve telefon numarası(yabancı uyruklu kişi için), haber veren personelin adı, soyadı ve sicil numarası. Şayet soruşturma konusu Terörle Mücadele Kapsamına giren bir suça ilişkin ise, kolluk tarafından düzenlenen tutanakları ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. d) Çıkış işlemleri belirtilir. Gözaltı işlemlerinin denetimi nasıl olur ? Bu konuda CMK 92 ye göre, Cumhuriyet Başsavcıları veya görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları, adli görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişinin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma neden ve sü- relerini, gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetler; sonucunu Nezarethaneye Alınanlar Defterine kaydederler. Denetim insan hakları açısından önemlidir. Soruşturma işlemlerinin başı Cumhuriyet savcısı olduğu için, kanuna aykırılıklardan kollukla birlikte doğrudan sorumlu tutulacaktır. Şüphelinin durumundan şikayet etmesi halinde, müdafiin de şüphelinin gözaltında bulunduğu bu yeri “görme hakkı” vardır. Ve bunu da yapmalıdır. Çünkü şüphelinin olası bir şikayetinin doğru olup olmadığının hukuki bir yardımda bulunan kişi olarak gözlemesi en doğal gerektir. Uygulamada İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları da bu denetimi yapabilmektedirler. Bu içerik, Türkiye Barolar Birliği CMK El Kitabı adlı basılı yayından faydalanılarak hazırlanmış ve güncelleştirilmiş olarak siteye aktarılmıştır.
  2. Şüpheli Olma, Sanık Olma, İfade, Sorgu, Yakalama, Tutuklama, Uzlaşma, Mahkumiyet Hakkında Genel Bilgiler Sanık Kimdir? Şüpheli Kimdir? Bir suç işlediği şüphesiyle Cumhuriyet Savcılığı ve onun emri altında kolluk güçleri (polis, jandarma) tarafından soruşturulan kişiye şüpheli denir. Eğer bu kişi hakkında ceza davası açılır ise bu aşamadan itibaren artık şüpheli sanık olarak adlandırılır. Bir Suç Şüphelisi Olduğum Bildirildi. Karakola, Cumhuriyet Savcılığına Çağrıldım. Ne Yapmalıyım? Öncelikle sakin olunuz. Bir hukuk devletinde yaşadığınızı ve insan haklarının anayasal güvence altında olduğunu unutmayınız. Ailenize veya yakınlarınıza haber verdikten sonra ilgili kolluk birimine veya Cumhuriyet Savcılığına gidiniz. Hukuki danışmanlık almanızda veya avukatınızla birlikte gitmenizde yarar bulunmaktadır. İfadem Alınıyor, Ne Olacak? Şüpheli sıfatıyla ifadeniz alınıyorsa ciddi bir durumda olduğunuzu ve özgürlüğünüzden mahrum olmanızla sonuçlanabilecek bir sürecin başladığını unutmayınız. Etrafınızdaki kişiler, hatta bazen memurlar dahi sizi sakinleştirmek için “önemli değil”, “bundan bir şey çıkmaz”, “Savcı seni hemen bırakır” gibi sakinleştirmek amaçlı cümleler kurabilirler. Bunların nezaket amacıyla söylenmiş temenniler olduğunu unutmayınız. İçinde bulunduğunuz süreçte söylediğiniz ve yaptığınız her şey geri dönülemez sonuçlar doğurabilir. Size tanınan hakları kullanmanız Anayasa güvencesi altındadır. Haklarınızı kullanmaktan çekinmeyiniz. Örneğin; bu kapsamda avukat talep edebilir, bazı delillerin toplanmasını isteyebilirsiniz. Cumhuriyet Savcısı veya Mahkemenin Davetine Uymak Zorunda mıyım? Sanık/Şüpheli olarak Cumhuriyet Savcısı veya Mahkeme tarafından çağrılmanız durumunda bu davete uymaz ve haklı bir mazeret gösteremezseniz, savcı veya Mahkeme sizin zorla getirilmenize karar verebilir ya da hakkınızda yakalama kararı çıkartabilir. Gözaltına Almak Ne Demektir? Suç işlediği şüphesi olan kişinin Cumhuriyet savcısının gözetim ve denetimi altında hareket eden kolluk kuvvetleri (polis, jandarma) tarafından Cumhuriyet savcısının emri ile sorgulanmak üzere alıkonulmasıdır. Gözaltına alınan kişi, serbest bırakılmaz ise yakalama anından itibaren yirmidört saat içerisinde hâkim önüne çıkarılmalıdır. Yakalanan kişinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için gereken yol süresi yirmidört saatlik süreye dâhil değildir. Yol süresi on iki saati geçemez. Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Konuşmak Zorunda mıyım? Hayır. Susma hakkınızı kullanabilirsiniz; ancak kimliğinizle ilgili soruları doğru olarak cevaplamak zorundasınız. Aksi halde cezai yaptırım ve tedbirlerle karşılaşabilirsiniz. Yalan Söylersem Ne Olur? İfade verirken doğruları olduğu gibi söylemek sizin yararınızadır. Ancak sizi kimse buna zorlayamaz. Yalan tanıklık suçtur fakat sanığın yalan söylemesi hali suç olarak belirlenmemiştir. Ancak ceza yargılamasının vicdani kanaate dayalı olduğunu ve takdiri indirim nedenlerini uygulayıp uygulamamak konusunun hâkime bırakıldığını; yalan söylediğinizin anlaşılması halinde bu bakımlardan zora girebileceğinizi unutmamanız gerekir. İfademi Değiştirebilir miyim? Konuşmama hakkınız olduğu gibi önceki söylediklerinizi değiştirme hakkınız da bulunmaktadır. Ancak sık sık değiştirilen ifadenin iddia makamı veya mahkeme tarafından doğruyu söylememenin ve olayı saptırmaya çalışmanın işareti olarak kabul edilebileceğini unutmayınız. Olayı Farklı Anlatsam Az Ceza Alır mıyım? Bazı kişiler size olayları farklı anlatmanızı telkin edebilir. Bazen bu telkinlere uyarak olayları farklı anlattığı için alması gerekenden daha yüksek cezaya çarptırılan kişiler olmaktadır. Örneğin; uyuşturucu kullanmak suçundan sanık olan kişi kendisini kurtarmak adına olayı farklı anlattığı için uyuşturucu satıcısı konumuna girip, yüksek ceza alabilmektedir. Bu nedenle hukuki sürece ve sonuçlarına hâkim değilseniz bu tür yollara başvurmanın yarardan çok zarar getireceğini akılda tutunuz. Avukat Tutmak Şart mıdır? Ceza yargılaması çok ciddi birtakım sonuçlar doğurabilir, cezaevine girip, özgürlüğünüzden mahrum kalabilirsiniz. Bu nedenle avukatınızın bulunmasında büyük yarar vardır. Alt sınırı beş yıldan fazla ceza gerektiren bir suçun şüphelisi iseniz kendi avukatınız bulunmasa dahi devlet tarafından size avukat atanacaktır. 18 yaşından küçükseniz veya sağır dilsizseniz ve avukatınız yok ise, şüphelisi olduğunuz suça bakılmaksızın devlet tarafından size avukat atanacaktır. Tutuklama Nedir? Suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe altında olan bir kişinin bu şüphenin yanı sıra; kaçma, saklanma, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunma eylemlerinden birisi bakımından da kuvvetli şüphe altında bulunması halinde, ceza yargılamasının sağlıklı devam etmesini temin amacıyla tedbir olarak kişi özgürlüğünden alıkonabilir. Tutuklama bir ceza değil, bir tedbirdir. Tutuklamayı gerektiren koşullar ortadan kalktığı anda kişi bırakılmalıdır. Kişinin tutuklu yargılanması dava sonunda mutlaka ceza alacağını göstermediği gibi, tutuksuz yargılanıyor olması da dava sonunda ceza almayacağı anlamına gelmez. Tutuksuz Yargılanıyorum, Cezaevine Girmem! Bu bilgi de tümüyle yanlıştır. Tutuksuz yargılandığı halde, ceza alıp cezaevine giren kişi sayısı çok fazladır. Tutuksuz yargılanmanız, hapis cezası S a n ı k m almayacağınız anlamına gelmez. Tutuklu olmasanız dahi davayı ciddiye almalı, davada hazır bulunmalı ve mahkeme tarafından talep edilenleri en kısa sürede yerine getirmelisiniz. Serbest Bırakmak Ne Demek? Ceza yargılamasında kural olarak yargılama tutuksuz yapılır. Ancak yukarıda sayılan istisnai durumlarda ve zorunlu ise tutuklama tedbirine başvurulur. Kişilerin tutuksuz yargılanmak üzere bırakılması, yazılı ve görsel basında çoğu zaman “serbest bırakıldı” başlığı altında o kişinin ceza almayacağı veya beraat ettiği izlenimini verecek şekilde sunulmaktadır. Bu bir hatadır. Kişi tutuksuz yargılansa bile ceza davasının sanığıdır ve yaptırım tehdidi altındadır. Suçu sabit görülürse cezalandırılmasına karar verilir. Savcı Beni Bıraktı, Beraat Etmiş mi Oldum? Cumhuriyet savcısının sizi tutuklamaya sevk etmemesi dosyanın kapandığını göstermez. Hakkınızda takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) kararı verilmedikçe şüpheli konumunuz devam eder. Açılacak ceza davasında sanık olarak yargılanıp ceza almanız mümkündür. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Ne Demektir? Cumhuriyet savcısı önüne gelen her olayda dava açmakla yükümlü bir memur değildir. Olayları hukuk bilgisi ile tartar, ortada bir suç olup olmadığını ve suç varsa failini tespit etmeye yetecek delil olup olmadığını değerlendirir ve dava açıp açmamaya karar verir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, Cumhuriyet savcısının ilgili olay hakkında dava açmamaya karar verdiğini gösterir. Bu karara itiraz etmek mümkündür. Yani mağdur veya suçtan zarar görenler Cumhuriyet savcısının kararının kaldırılıp, ilgili hakkında dava açılmasına karar verilmesi sağlamak için en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına başvurabilirler. Ağır ceza mahkemesinin itiraz hakkında verdiği karar kesindir. m ı s ı n ı z ? Bu karar hakkında herhangi bir başka makama başvuru yapmak mümkün değildir. Dava Açıldı, Şimdi Ne Olacak? Hakkınızda ceza davası açıldıysa sanık sıfatı ile yargılanırsınız. Cumhuriyet savcısı tarafından yazılan iddianame, üzerinize atılı suçu ve sizin bu suçu işlediğinize dair delilleri içerir. Bu delillerin aksini gösteren tüm olguları mahkemeye sunabilirsiniz. Kamu makamları elindeki belgelerin getirilmesini talep edebilirsiniz. Tanıklarınızı bildirip dinlenilmelerini talep edebilirsiniz. Aleyhinize tanıklık yapan kişilere sorulması için mahkemeye soru yöneltebilirsiniz. Olayların nasıl olduğunu bildiren ifadeniz mahkeme önündeki en önemli araçlarınızdan birisidir. Ceza yargılaması hâkimin vicdani kanaatine dayandığı için sözlü olarak yapacağınız savunmalarınız önemlidir. Ancak mahkemeye bildireceğiniz her şeyi yazılı olarak da verebilirsiniz. Mahkeme önünde bulunmanız çok önemlidir. Avukatınız varsa ve her celseye katılmak sizin için zor olacaksa mahkemeden “duruşmadan bağışık tutulmak” için izin alarak duruşmalara katılmayabilirsiniz. Dava Bitti! Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmediği hallerde, dava hüküm verilmesi ile biter. Hüküm yargılamanın sona erdiğini ifade eder. Mahkeme tarafından verilebilecek hükümler şunlardır: • beraat, • ceza verilmesine yer olmadığı, • mahkûmiyet, • güvenlik tedbirine hükmedilmesi, • davanın reddi ve • davanın düşmesi Hakkınızda verilen hüküm aleyhinize ise, temyiz yoluna başvurabilirsiniz. Mahkûm Oldum, Şimdi Ne Olacak? Hakkınızda hapis cezasına ilişkin bir mahkûmiyet kararı verildiyse, kararda belirlenen süreyi bir ceza infaz kurumunda tamamlamanız gerekir. Üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olduysanız, cezanız kesinleştiğinde size çağrı kâğıdı adı verilen bir belge gönderilecektir. Çağrı kâğıdını aldıktan sonra on gün içinde cezanızı çekmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmanız gerekir. Üç yıldan fazla süreli hapis cezası almanız halinde ise hakkınızda doğrudan yakalama kararı çıkartılır. Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi Ne Demektir? Sanığa verilen ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Bu karar itiraza tabidir. Şayet sanık beş yıllık süre içinde kasten yeni bir suç işlemediği takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. Aksi takdirde mahkeme mahkumiyet hükmünü açıklar. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Hangi Durumlarda Verilebilir? Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; • Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, • Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması, • Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesi gerekir. Kaynak
  3. “Adli kontrol”, tutuklama gibi kişi özgürlüğünü kısıtlayan çok ağır bir koruma tedbirinin öncesinde uygulanan ve kişinin” kaçmasını”, “delil karartmasını” engelleyerek, tutuklama yolunu öncelikle kapatan, yeni bir koruma tedbiridir (CMK 109). Adli Kontrol. “Adli kontrol”, tutuklama gibi kişi özgürlüğünü kısıtlayan çok ağır bir koruma tedbirinin öncesinde uygulanan ve kişinin” kaçmasını”, “delil karartmasını” engelleyerek, tutuklama yolunu öncelikle kapatan, yeni bir koruma tedbiridir (CMK 109). Adli kontrol, tutuklamaya nazaran, öncelikle uygulanması gereken bir kurumdur. Yasa koyucu, CMK 101/1 deki düzenlemesinde, tutuklama kararı verilirken, ”adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlerin neler olduğunun mutlaka belirtilmesi” mecburiyeti öngörmüştür. Bu nedenle, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunun 13/1-b maddesi uyarınca, Müdürlük karar öncesinde mahkeme veya hakimin isteği üzerine; şüpheli veya sanığın geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal ve ekonomik durumu, ruhsal ve psikolojik durumu, topluma ve mağdura karşı taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunar. Uygulamada tamamen ihmal edilen bu raporun temini için, müdafiin uyarı görevini yapması, gerekirse itiraz yoluna başvurmasını öneririz. 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile CMK 109 değiştirilerek, eski düzenlemenin aksine ve çok da doğru olarak uygula- maya sınır getiren üç yıl süresi kaldırılmıştır. Yeni düzenleme ile Adli Kontrol Yükümlülüklerine 109 uncu maddenin 3 üncü fıkrasında sayılanlara ek olarak üç yeni adli kontrol yükümlülüğü getirilmiştir: (j) Konutunu terk etmemek; (k) Belirli bir yerleşim yerini terk etmemek;(l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek. Uygulamada yargılama yerlerinin tutuklama kararı yeri- ne öncelikle vermeleri gereken adli kontrol yükümlülüklerinin süre açısından sınırsız hale gelmesi ve yükümlülük çeşitlerinin artması karar açısından önemli bir rahatlık getirmiş olmalıdır. Ancak, bu koruma tedbirinin öncelikle uygulanmasını ısrarla ve hukuki dirençle talep etmek mü- dafilerin vazgeçilmez görevi olmalıdır. Şüphelinin adli kontrol yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemek, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Müdürlüğün kovuşturma evresindeki görevleri arasındadır. Uygulamada denetimli serbestlik istendiği gibi çalışmadığı için adli kontrol kararı ve uygulaması gerektiği gibi yeşermemiştir. Tutuklamanın genel koşulları nelerdir ? Anayasanın 19 uncu maddesine göre, tutuklama, “Suç işlediği kuvvetli şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması halinde, şüpheli veya sanığın, kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemek amacı ile, kişi özgürlüğünün, kesin hükümden önce, hakim kararı ile, kısıtlanmasıdır.” Tutuklama, Ceza Muhakemesindeki “en ağır” koruma tedbiridir. Şunu unutmamak gerekir ki, tutuklama, koşulları oluşmuş olsa bile başvurulması zorunlu olmayan bir koruma tedbiridir. Kanun (CMK 100/1), “tutuklama kararı verilebilir”, diyerek, tutuklamayı hakimin takdirine bırakmıştır. Tutuklama kararı verilebilmesi için, genel olarak, şu koşulların hepsinin bir arada mevcut bulunması gereklidir: 1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması (CMK “2014-6526” 100/1): Görüldüğü gibi, sanığın suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe sebepleri, yani kuvvetli suç şüphesinin varlığını gös- teren “deliller” elde edilmiş olmalıdır (olmazsa olmaz kuralı). Olgudan kasıt, şüphelinin suç fiilini işlediğini gösteren somut vakıalardır. Bunların, iddianame dü- zenlenmesini gerektiren “yeterli şüpheden”, daha güç- lü olması şarttır. 2) Kanunda gösterilen tutuklama nedenlerinden biri de, somut olayda gerçekleşmiş bulunmalıdır: Tutuklama kararı verilebilmesi için gerçekleşmesi gereken temel koşullardan biri de, “tutuklama nedeni” bulunmasıdır. 3) Tutuklama “son çare” olmalıdır. 4) Tutuklama yasağı bulunmamalıdır. Suç, türü Bakımın- dan “Tutuklama Kararı Verilemeyen Suçlardan” Ol- mamalıdır (Tutuklama Yasağı) (CMK100/4). 5) Ölçülülük, orantılılık ön şartı da gerçekleşmiş olmalıdır. 6) Somut olayda adli kontrolün uygulanamaması gerekir. 7) Muhakeme şartı gerçekleşmiş olmalıdır: Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarda, şika- yet şartı gerçekleşmeden tutuklama kararı verilemez. 8) Sanığa güvence belgesi verilmemiş olmalıdır: Mahkeme, bulunduğu yer bilinmeyen veya yurt dışında bulunup da yetkili mahkeme önüne getirilemeyen veya getirilmesi uygun bulunmayan gaip sanığa (CMK 244/1) güvence belgesi verebilir. Ayrıca hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlama amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılama- yan kaçak (CMK 247/1) hakkında da duruşmaya gelmesi halinde tutuklanmayacağı hususunda bir güven- ce belgesi verilebilir (CMK 246/1, CMK 248/7). Kendisine böyle bir “güvence belgesi” verilmesi üzerine gelen sanık hakkında tutuklama kararı verilemez. Ancak sanık, hapis cezası ile mahkum olur veya kaçmak hazırlığında bulunur veya güvence belgesinin bağlı olduğu koşullara uyulmazsa, belgenin hükmü kalmaz (CMK 246/2). Kuvvetli suç şüphesinin varlığın gösteren somut delil bulunması (CMK 100/1) ne anlama gelir? CMK da 2014 yılında 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte, somut delil bulunması şartı koşulmuştur. Bunun için bir kişi hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için, kuvvetli suç şüphesi bulunacak, fakat bu kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller de mevcut bulunacaktır. Bu nedenle, tutuklama kararı verilebilmesi için, CMK 100/3 deki katolog suçlar dışında, aşağıdaki üç şartın da birlikte mevcut olması gerekir. ”Katalog suçlar”da ise, ilk tutuklama kararında ilk iki şart yeterli iken, tutukluluk durumunun devamı için, üç şartın birlikte mevcut olması gerekir. Kanunda gösterilen bir tutuklama nedeninin bulunması (CMK 100/2). 1 - Tutuklama nedenleri. Kanun (CMK 100/2) tutuklama nedenlerini, “kaçma, saklanma veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular” ve “belli davranışların, delilleri yok etme, gizleme, değiştirme, tanık üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında” kuvvetli şüphe oluşturması” şeklinde tanımlamıştır. Bununla birlikte, CMK 100/3 maddede sayılan suçlarda (ki 6638 sayılı yasa ile bu fıkraya (g) 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33 maddesinde sayılan suçlar ; (h) bendi ile de 12.04.1991 tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında belirtilen suçlar da eklenmiştir), hakimin takdirine göre, tutuklama nedeni olmadan da, bunlar var sayılarak, tutuklama kararı verilebilir. Ancak, Mooren-Almanya kararında da belirtildiği gibi, bu istisna, sadece ilk tutuklama kararı için uygulanabilir. Tu- tukluluk durumunun uzatılması için verilen kararlarda, artık aşağıda belirtilen kaçma ve delil karartma şüpheleri- nin somut olgularının, kararda açıklanması gerekir. 2 - Kaçma. Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması bir tutuklama nedenidir. 3 - Kaçma şüphesi. Bunun dışında, eğer somut olgular, şüphelinin kaçacağı şüphesini uyandırıyorsa, hakim tutuklama kararı vere- bilir. Örneğin kişinin evini satılığa çıkarması veya vize başvurusunda bulunması olguları mevcut bulunmadıkça, tutuklama kararı verilemez. Müdafi olarak “somut olgu” bulunup bulunmadığını denetleyin. Bilet alma, evini satışa çıkarma ve bu gibi olgular yoksa, tutukluluk sürelerinin artırılması kararları hukuka aykırıdır. 4 - Delil karartma şüphesi. Şüpheli veya sanığın belli davranışlarının, delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturduğu durumlarda da, hakim tutuklama kararı verebilir. 5 - Ölçülülük. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez. Tutuklama nedeni olmadan tutuklama kararı verilebilir mi? Kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi dışında liste halinde sayılan (katalog) ağır suçlarda, bu suçların işlen- diği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılabilmektedir (CMK 100/3). Bu nedenle listede yer alan suçlardan dolayı ilk tutuklama kararı verilirken kaçma şüphesi veya delil karartma şüp- hesi bulunduğunu gösteren “olguları” hakim kararın da gerekçeler arasında gösterilmesine gerek yoktur. Ancak AİHM’in Shishkov-Bulgaristan ve Mooren-Almanya kararlarında belirtildiği gibi, 30 gün içerisinde tutukluluk durumunun devamı konusunda karar verilirken, artık tutuklama nedeni teşkil eden somut delillerin kararda gösterilmesi zaruridir. Zira Devletin bu süre içinde yeterli araştırma olanağı bulunacağından, artık “karineye” dayanmaya ihtiyaç kalmamıştır. Adli kontrole uyulmaması halinde tutuklama kararı verilebilir mi? Şüpheli adli kontrol yükümlülüklerine uygun davranmadığı hallerde, hakkında CMK 112 inci maddeye göre tutuklama kararı verilir. Tutuklama kararı kimin isteği üzerine verilir? Şüphelinin tutuklanmasına soruşturma ve kovuşturma ev-resinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine CMK101/1 karar verilebilir. Soruşturma evresinde CMK 163/1 gereği sulh hakiminin re’sen tutuklama kararı verme yetkisi kaldırılmıştır! Kovuşturma evresinde ise, davaya bakan mahkeme kendiliğinden tutuklama kararı verebilir. Tutuklama istemi gerekçeden yoksun olabilir mi? Hayır olamaz. Cumhuriyet savcısı, gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde tutuklama isteminde bulunması halinde, istemini mutlaka gerekçeye dayandırmalıdır. Müdafi olarak Cumhuriyet savcısının hazırladığı istemi, dosyadan inceleyiniz ve suç işlemek kuvvetli şüp- hesini gösteren olguların ve kaçma veya delil karartma şüphesini gösteren olguların somut olayda neler olduğu- nu belirleyin: Yargıtay içtihatları doğrultusunda “gerekçe, somut olaydaki olguların hukuka uygulanması” olduğu belirtilmiştir. AİHM, ulusal hukuka göre verilen kararların gerekçeli olup olmadığını denetlemektedir. Çünkü kişinin bir mahkeme tarafından dinlenilme hakkı ve tarafsız bir mahkemede savunma hakkı vardır: Gerekçeye dayanmayan bir tutuklama kararına itiraz etmekte mümkün değildir. Gerekçesiz tutuklama kararı savunma hakkını ihlal eder. Adli Kontrolün neden yetersiz kalacağını, kanundaki diğer koşulların nasıl mevcut olduğunu da mutlaka belirtmelidir. Uygulamada maalesef çokça böyle davranılmadığı gözlenmektedir. Yasada yer almayan nedenlerle tutuklamaya, amacını aşan işlevler yüklenmemelidir. Oysa uygulamada hala “toplumun adalet hislerini tatmin”, olası “cezanın fazlalığı” gibi yasal olmayan gerekçeler üretilmektedir. CMK da tutuklama yasağı var mıdır? 6352 sayılı Kanun ile 2012 yılında değiştirilen CMK 100/4 e göre, sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis ce-zasının iki (daha önce bir yıl idi) yıldan fazla olmayan bir suç halinde tutuklama kararı verilemez. Çocuklarda tutuklama yasağı var mıdır? 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında beş yılı aşma- yan hapis cezasının gerektiren fiillerinden ötürü tutukla- ma kararı verilemez (ÇKK 21). Soruşturma evresinde tutuklama kararını vermeye yetkili hakim kimdir? Soruşturma evresinde bu yetki, suçun işlendiği veya yakalandığı yerdeki sulh ceza hakiminindir (CMK 100/1). Buna karşılık, arama kararının verilmesi açısından, işlemin yapılacağı yer hakimi yetkilidir (CMK 162). Tutuklama kararı gıyapta verilebilir mi? 1 - CMK da gıyabi tutuklama kararı yoktur. Tutuklama kararının verilebilmesi için şüphelinin yüzüne karşı celse açılması gerekir. Soruşturma evresinde sulh ceza hakimi şüpheliyi CMK 147 de belirtilen usule göre sorguya çekecek ve sorgu sırasında zorunlu olarak müdafii de hazır bulunacaktır (CMK 101/3). AHİM Mooren-Almanya kararında, gerek ilk tutuklama kararı verilirken ve gerekse tutukluluğun devamı gibi kararlar verilirken şüphelinin vücudu ile hazır bulunması gerekir. CMK 102/3 de şüphelinin görüşünün alınmasından bahsettiğine göre uzatma kararı verilirken yüze karşı celse açılmasını emretmektedir. Şüpheli veya sanığın yokluğunda (gıyapta) tutuklama kararı verilemez. Çünkü tutuklama kararının içeriği şüpheliye/ sanığa sözlü olarak yüzüne karşı bildirilmelidir (İHAS 5/2). Uygulamada kanunun açıkça düzenleme yapmasına rağmen, düzenlenen yakalama emirleri (CMK 98) bir nevi gıyabi tutuklama kararı gibi kaleme alınmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi yakalama emrinin önceden düzenlenen çağrıdan sonra yapılması gerekir. 2 - Bunun iki istisnası vardır Yurt dışında bulunan kaçaklar hakkında (CMK 248/5, CMK Yürürlük Kanunu 5/2) ve milletlerarası adli kapsamında, geri verme işlemleri için (TCK 18/6, 7), gıyabi tutuklama kararı verilebilir. 3 - İtiraz merciinin tutuklama kararı vermesi. Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminin sulh hakimince reddi halinde, itiraz hakkını kullanan savcının itirazının incelendiği merciin itirazı kabul etmesi de tutuklama kararıdır. Ancak bu takdirde, “şüpheli veya sanık” bu itiraz muhakemesinde “hazır” bulunamazlar. CMK 271 de itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verileceği belirtilmiştir. Ancak gerekli görüldüğü takdirde savcı ve sonra müdafii veya vekil dinlenebilecektir. Oysa CMK 104/2 de “mahkemece verilen ret kararlarına itiraz edilebileceği” düzenlenerek tutuklama ile ilgili kararlarda genel kuralın istisnası olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle adil yargılanma hakkına ve silahların eşitliği prensibine aykırı olan bu uygulamanın ortadan kaldırıl- ması ve itiraz üzerine verilecek kararda da şüpheli ve mü- dafiinin hazır bulundurulması gerekir. Uygulamada bu hususa uyulmadığı görülmektedir. 4 - Yakalama emri, “gıyabi tutuklama kararı” gibi kullanılamaz Uygulamada, verilen yakalama emirlerinde (CMK 98), hakimlerimizin artık hukukta yer almayan gıyabi tutuklama kararını yeniden canlandırmaya gayret ettikleri görülmektedir. Önceden yapılan çağırıya uymayanlar hak kında düzenlenmesi gereken yakalama emri, doğrudan ve yakalandığında tutuklanması istemi ile kaleme alınmaktadır. Bu uygulamaya mutlaka itiraz edilmelidir. Yakalama emri üzerine yakalanan şüphelinin en yakın hakime çıkarılması, bu mümkün değilse, en yakın adliye- ye götürülerek SEGBİS ile yetkili hakim tarafından sorgu veya savcı tarafından ifadesinin alınması gerekir. Yol tutuklaması 2014 de kaldırılmıştır (CMK 94). 46 - Tutuklama kararında yazılması gereken noktalar nelerdir? CMK, iletişimin denetlenmesi veya arama kararlarında hangi hususların yer alması gerektiğini düzenlemişken, CMK 100 ve 101 maddelerince “genel çerçeve” belirtmekle yetinmiş, tek tek bulunması geren hususları 6352 sayılı kanunla yeniden düzenlenmiştir. Buna göre tutuklama, kişinin kişi özgürlüğünü çok ağır bir şekilde kısıtlayan bir tedbir olduğundan, hakim’ler- den oluşan bir yargı makamının ayrıntılı ve gerekçeli karar vermesi AY 19/3 gereği de olduğundan CMK 101 inci maddeye göre mutlaka gerekçe gösterilmesi ve adli kont- rol uygulamasının neden yetersiz kalacağı belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilmelidir. Mahkeme Cumhuriyet. savcısının istemi üzerine karar verirken istemde yukarıda belirttiğimiz hususların gerek- çeleri ile birlikte bulunup bulunmadığını mutlaka kontrol etmeli, şayet istem bu gerekleri karşılamıyorsa açıklama- da bulunmasını C. savcısından isteyebilmeli veya istemi doğrudan reddetmelidir. Tutuklama kararının aşağıdaki gibi yazılması yerinde olur. 1) Şüphelinin atılı suçu işlediğini gösteren kuvvetli suç şüphesini destekleyen olgular bulunması, 2) Suçun , kanunda tutuklama nedeni var sayılan suçlardan olması durumunda (100/3-a,1,2…11,b,c,….f) ilk tutuklama kararı verilirken kuvvetli suç şüphesi yeter- li ise de tutukluluk durumunun devamın da tutuklama nedeni gösterilmelidir. 3) Şüphelinin soruşturma ve kovuşturmadan kaçma şüphesinin bulunması (bu hususların olguları da belirtilerek açıklanması örneğin yurt dışına çıkmak üzere pasaport, bilet alma v.s gibi) 4) Delilleri yok etme, gizleme, tanık, mağdur ve başkaları üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunması (somut olayda buna ilişkin kanıtların gösterilmesi gerekir) ve; 5) Tutuklama kararına itiraz yerleri de gösterilerek 7 gün içinde itiraz edilebileceği belirtilmelidir. Tutuklama kararına karşı kanun yolu. 1 - Olağan Kanun Yolları. Müdafi, olağan kanun yollarından itiraz yoluna başvurabilir (CMK 101/5). Tutuklama kararlarına karşı itiraz mercileri aşağıdaki gösterildiği gibidir (CMK 268/3): -Tutuklama kararını veren sulh ceza hakimi ise, o yerde birden fazla sulh ceza hakimliğinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen hakimliğe; son numaralı hakimlik için bir numaralı hakimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliği; -İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hakimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz halinde, yukarıdaki usul uygulanır. Ancak ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hakimliği, tutuklama kararını itiraz merci olarak in- celeyemez, -Asliye ceza hakimi ise, ağır ceza mahkemesi, -Ağır ceza mahkemesi veya başkanı ise, izleyen numaralı ağır ceza, son numaralı daire ise bir numaralı ağır ceza, tek ağır ceza varsa en yakın ağır ceza mahkemesi. 2 - Olağanüstü kanun yolları. Tutuklama kararına itiraz edilip merciin karar vermesi üzerine, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen bir hakimlik ya da mahkeme kararı ortaya çıkar. Merciin iti- raz üzerine verdiği kararlar kesin olmakla birlikte ilk defa merci tarafından tutuklama kararı verilirse, kanun buna karşı itiraz yolunu açmıştır. CMK 271/4 Gerek bu halde ve gerekse diğer durumlarda istinaf veya temyiz incelemesi olmadan kesinleşen karar veya hükümde ki hukuka aykırılıklara karşı Adalet Bakanı kanun yararına bozma isteminde bulunabilir (CMK 309/1) (eski yazılı emir). Müdafi olarak, tutuklama kararında bir hukuka aykırılık tespit ederseniz, gerekçeli olarak Adalet Bakanlığına duyurunuz. Uygulamada, görülmekte olan davalarda, kanun yararına bozma istemlerinin kabul edilmediği görülmektedir. Kanunda aranmayan bir koşulun uygulama ile yerleştirilmesi mümkün olmadığından (Kanun sadece “Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşme” koşulunu öngörmektedir), olağan üstü kanun yolunu harekete geçirmek için gayret gösteriniz. İtirazı inceleme işlemleri nelerdir? 1 - İtiraz başvurusu gerekçeli olmalıdır. İtiraz hakkı olanlardan müdafi, kararı öğrendiği günden itibaren 7 gün içinde kararı veren mercie bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle itiraz edebilir. Kuşkusuz bir müdafiin, zabıt katibine sözle beyanda bulunması işin, görevin ciddiyetine ve özellikle özen yükümlülüğünün doğru kullanılmaması gibi bir sonuç doğurur. Çünkü müdafii hukuki yardımda bulunan bir avukattır ve bundan ötürü bağlı bulunduğu meslek kuralları vardır. İtiraz sıradan bir itiraz olmamalıdır. Tutuklama istemleri ve tutuklama kararları maalesef gerek yasanın gerek öğretinin ve özellikle de İHAS kontrol mekanizması AİHM in kararları gereği olmasına rağmen hala eksik gerekçe ile veya gerekçesiz verilmektedir. Yani eski hatalı uygulamanın devam ettiği veya gerekçelerin somut olgularla kanıtlanmadığı, ölçülülük unsurunun göz önünde tutulmadığı görülmektedir. Bunun için mü- dafii somut olayda yasaya aykırılığı iyice belli edecek tüm olguları dilekçesinde açık ve gerekçelendirerek belirtmek zorundadır. Bu inceleme ve davranış, özen, özellikle çok şüphelinin bulunduğu ve onlarca delil dosyalarını tam olarak inceleme olanağına sahip olamayan hakime de incelemesi sırasında yol gösterici bir unsur olabilir. Çünkü müdafiin bir görevi de adil yargılanmayı sağlamak ve karar merciine yardımcı olmaktır. 2 - İtirazın, “kararı veren hakim” tarafından incelenmesi. Kanun itiraz için kısa başvuru süresi ve kısa bir inceleme süresi öngörmüştür. Yasa koyucunun buradaki amacı, kararı veren hakim veya hakimlerin kendi kararlarının düzeltmelerine olanak vermektir. Uygulamada, tutuklamaya yapılan itirazların, itiraz edilen hakim tarafından değil, nöbet durumuna göre baş- ka hakim tarafından incelendiği görülmektedir. Bu usul CMK nun 268/2 fıkrasına aykırıdır. Doktrin de bu yöndedir. İtiraz üzerine verilebilecek kararlar ve sonuçları nelerdir? 1 - Kararına itiraz edilen hakim veya mahkemenin kendi kararını düzeltmesi. Kararına itiraz edilen merci itirazı yerinde görürse kararı- nı düzeltir. Kanun koyucu usul ekonomisi düşüncesi ile, gerekçeli olarak ortaya konulan hukuki ve maddi hatala- rın, kararı veren hakim tarafından düzeltilmesine olanak tanınmıştır. Bu istisnai bir yetkidir. Çünkü her hakim yada mahkeme o işe tekrar el atıp dönemez. Bu istisnanın yargı organları tarafından iyi değerlendirilmesi gerekir. 2 - İtirazı incelemeye yetkili olan merciin kararı. Kararına itiraz edilen merci itirazı yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir. İtirazı inceleyecek mercii, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. İtiraz hakkında karar duruşma yapılmaksızın verilir. Ancak gerekli görüldüğünde C. savcısı ve sonra müdafii veya vekil dinlenir. Oysa tutuklamaya ilişkin itirazlarında tarafların çağrılarak duruşmalı yapılması gerekir. Yukarda da belirtildiği gibi, AİHM Mooren/Almanya 2009 kararında buna vurgu yapmıştır. Kararda tutukluluk incelemelerinin de duruşmalı yapılması gerektiği belirtilmiştir. 3 - Merciin verebileceği kararlar. İtiraz üzerine yapılan hukuki ve maddi inceleme sonucu iki tür karar verilebilir: -İtiraz yerinde (haklı) görülmezse gerekçeli olarak reddedilir; - İtiraz yerinde görülürse, hukuka aykırı karar kaldırılır ve hukuka uygun karar itirazı incelemiş olan mercii tarafından verilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Şunu unutmamak gerekir ki şayet itirazı incelemekle yükümlü mercii şüphelinin tutuklanmasına itiraz üzerine ilk defa kendisi karar verirse, bu karara karşı itiraz yolu açıktır (CMK 271/4). Tutukluluk halinin devamı nedir? Tutuklulukta üst süre var mıdır? 1 - Tutukluluğun “savcı istemi” ile veya “ re’sen” incelenmesi CMK 108 inci maddesi, ağır bir tedbir olan tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği konusunda kendiliğinden denetimi zorunlu hale getirmiştir. Uzayan soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı otuzar günlük süreler içinde sulh ceza hakiminden inceleme talep eder. 2 - Tutukluğun şüpheli tarafından istenmesi halinde incelenmesi Tutuklama her koruma tedbiri gibi geçicidir. Başlangıçta tutukluğu tüm unsurları ile haklı gösteren koşulların tutukluluğun sona erebilmesi için kalıp kalmadığını araştırmak gerekir. Tutukluluğun denetimi de diyebileceğimiz bu araştırma ya kendiliğinden ya da istek üzerine yapılır (CMK 108/2). Tutukluğun devamına karar verebilmek için hakimin ilk tutuklama kararından daha kuvvetli gerekçelere dayan- ması gerekir. Hakim kararında bu gerekçeleri ayrıntıları ile belirtmelidir. 3 - Savcının tutuklama kararını geri alınmasını istemesi (CMK103/1). Uygulamada pek kullanılmayan bir yol da CMK 103 üncü maddesindeki Cumhuriyet savcısının “Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi halidir”. CMK 103/1 e göre, C. savcısı, şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hakiminden isteyebilir. Burada unutulmaması gereken husus şudur ki bu istemi tutuklama kararı verilmiş tutuklu ve müdafii de yapabilir. 4 - Savcının şüpheliyi re’sen serbest bırakması. CMK 103/2 çokça kullanılmayan bir maddedir ama oldukça önemlidir ve müdafiler bu yolun da kullanılmasını C. savcısından isteme hakkına sahiptirler ve istemelidirler. CMK 103/2 ye göre “Soruşturma evresinde C. savcısı” Adli Kontrol veya Tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varırsa, şüpheliyi re’sen bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinde şüpheli serbest kalır. 5 - Tutuklulukta geçecek üst süreler. Kanun en çok tutukluluk süresi olarak en çok 1 yıl kabul etmiştir (CMK 102/1). Sulh ve asliye ceza mahkemelerinde uygulanan bu süre zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek 6 ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda, tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Zorunlu hallerde uzatma yapıla- bilir ve uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez (CMK 102/2). Terör suçlarında bu sürelerin iki kat uygulanacağına dair CMK 250 de bulunup, 2012 yılında TMK 10’a nakledilen hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, fa- kat yürürlüğü bir yıl sonraya bırakılmıştı.2014-6526 sayılı Kanun ile TMK 10 yürürlükten kaldırıldı ve üst tutukluluk süresi terör suçlarda da 5 yıla indi. Tutuklama kararına itirazda müdafiin nelere dikkat etmesi gerekir? Yukarıda da belirttiğimiz üzere, tutuklama kararları nasıl gerekçeli olmak zorunda ise, müdafilerin de salıverilmeyi sağlamaya yönelik itiraz dilekçelerinde şu konulara değinerek istemde bulunmaları gerekir: -Suçun niteliği tutuklamayı gerektiren suçlardan ve öngörülen ceza miktarı açısından tutuklamayı öne çıkartan bir suç mudur? -Ceza miktarının tutuklama kararı için yasal bir zorunluluğu yoktur. Sadece belirli suçlardan ötürü tutuklamamayı buyuran haller vardır) -Kanıtlar yeterli midir? Tutuklama sırasında bulunan bazı delillerde sonradan şüpheli lehine değişiklikler olmuş mudur? -Suç vasfının değişmesi olasılığı var mıdır? -Tutuklamadan önceki evrelerdeki yakalama, gözaltı, arama, teşhis v.s gibi araştırma işlemlerinde hukuka aykırılık halleri var mıdır? -Şüphelinin objektif olarak kişisel durumu (yaş, sağlık, malullük gibi) kaçma ve delil karartma şüphesini ortadan kaldırır nitelikte mi? -Bu tutuklamadan doğan mağduriyetler ile tutuklamanın amacı arasında şüpheli aleyhine önemli bir mağduriyete ilişkin ölçüsüzlük var mı? Bunların dışında hukuki dayanağı olmayan itirazların ka- bul olasılığı hemen hemen yoktur Tutuklama hali hangi hallerde sona erer? Yukarıda anlattıklarımızın sonucu olarak, tutuklama hali: -Savcılığın tutuklu şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi ile, -Soruşturma evresinde C. savcısının 103/2 deki re’sen ser- best bırakması ile, -Yetkili mercilerce verilen tutukluğun kaldırılması (tahli- ye) kararları ile, Yakalama ve tutuklama ile ilgili 2014 değişiklikleri. 2014-6526 sayılı Kanunun 6 ıncı maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “işlediğini düşündürebilecek emarelerin” ibaresi “işlediği şüphesini gösteren somut delillerin” şeklinde de- ğiştirilmiştir. Bu değişikliğin kolluk uygulamaları üzerinde doğuracağı etki, yakalama ile ilgilidir. CMK 90/1 süçüstü yakalama- sında kolluk suçun delilini de birlikte toplayıp, Cumhu- riyet savcısına iletmek ve bu delile dayanarak tutuklama kararı verilmesi gerekecektir. CMK 90/2 uyarınca suçüstü hali dışındaki yakalamalarda ise, kolluğun önce şüphelinin işlediğini düşündüğü suçun somut delillerini elde etmesi, daha sonra da gecikmede sakınca varsa, ancak o zaman kendiliğinden yakalama işlemi yapması söz konusu olabilecektir. Her iki durumda da somut delil olmadan yakalama yapılırsa, C. savcısı gözaltı kararı vermeyeceği gibi, hukuka aykırı bir şekilde özgürlük kısıtlayan kolluk görevlisi hakkında cezai işlem de yapacaktır. Aynı yasanın 8 inci maddesi ile tutuklama kararı verilmesi için de somut delil aranır olmuştur (CMK “2014-6526” 100/1). Bu nedenle, kolluk yakalama sırasında “somut delil” elde etmemiş ise, şüpheli ne gözaltına alınabilir, ne de tutuklanabilir. Kaynak: Ceza Muhakemesinin Soruşturma Evresindeki Süjeler İçin CMK CEP KİTABI
  4. Tutuklama bir koruma tedbiri olması itibariyle, “GEÇİCİLİK” özelliği taşır. Bu nedenle, tutukluluğun gereksiz duruma gelmesi halinde sona erdirilmesi gerekir. A. KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA TUTUKLULUK SÜRELERİ Tutuklama bir koruma tedbiri olması itibariyle, “GEÇİCİLİK” özelliği taşır. Bu nedenle, tutukluluğun gereksiz duruma gelmesi halinde sona erdirilmesi gerekir.Tutuklamanın niteliği göz önüne alınarak birçok ülkede, tutuklamada “azami süre” getirilmiştir . Bu yazıda, Tutuklama (arrest, detention) tedbirinde hassasiyetle göz nüne alınması gereken makul süre (reasonable time), iç hukukumuz ve Anayasa ’nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun parçası haline gelmiş Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (European Convention For The protection of Human Rights and Fundamental Freedoms) düzenlemeleri karşısında normatif ve İçtihadi (jürisprüdansiyel) açıdan ele alınmıştır. Fransız Ceza Usul Yasası m.145/1’e göre, tutuklama süresi asliye cezalık suçlarda 4 ayı geçemez. 5 yıldan az özgürlüğü bağlayıcı cezayı gerektiren bir suçtan yargılanan kimsenin, daha önce ağır hapse veya 3 aydan fazla ertelenmiş cezaya çarptırılması durumunda bu süre, 2 ay daha uzatılabilir. Daha ağır durumlarda ise bu süre 4 ay daha uzatılabilir. Ancak toplam olarak 1 seneyi aşamaz . Mehaz Alman CMUK m.121/1 uyarınca, özgürlüğü bağlayıcı ceza verilmediği sürece, aynı eylem nedeniyle tutukluluk süresi en fazla 6 ay olabilir. Yalnız tutuklama sebeplerinin sürmesi şartı ile, soruşturmanın kapsamı, özel zorluklar var ise ve bunlar tutukluluğun sürdürülmesini haklı gösteriyor ise, mahkeme kararı ile süre 6 ayın üstüne çıkabilir . B. CEZA YARGILAMASI YASAMIZDA TUTUKLULUK SÜRESİ 1. Genel Olarak CMUK. ’nda 3842 sayılı yasa öncesi, tutuklama için bir süre sınırı yoktu. Bu nedenle uzun süren ceza davası boyunca, tutuklu sanıklar için mağduriyet durumları söz konusu olabiliyordu. Öğretide tutukluluğa bir üst sınır getirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür . 3842 sayılı yasa ile değişik CMUK m.110 gereğince, hazırlık soruşturmasında tutukluluk süresi azami 6 ay olarak belirlenmiştir. Bu süre zarfında sanık hakkında kamu davası açılmaz ise, sanık salıverilecektir. Tutuklu sanık hakkında kamu davası açılmış ise, hazırlıkta geçen süre ile beraber azami tutuklu kalma süresi 2 yıldır. Ancak soruşturmanın veya yargılamanın özel zorluğu veya geniş kapsamlı olması sebebiyle, belirtilen sürelerde kamu davası açılamamış veya hüküm verilememiş ise, soruşturma konusu eylemin yasada gösterilen cezasının alt sınırı 7 seneye kadar özgürlüğü bağlayıcı cezayı müstelzim suçlarda tutuklama kararı kaldırılacaktır. 7 yıl veya daha fazla özgürlüğü bağlayıcı cezayı veya ölüm cezasını gerektiren suçlarda yargıç tutuklama nedenine, delillerin durumuna ve sanığın kişisel durumuna göre tutukluluk durumunun sürdürülmesine, sona erdirilmesine yahut tutuklunun teminatla salıverilmesine karar verebilir. Yasanın gerekçesinde belirtildiği gibi, maddede geçen tutukluluk süreleri fiilen tutuklulukta geçen sürelerdir. Gıyabi tutukluluk hali söz konusu sürelere dahil değildir . Cezanın altı sınırının belirlenmesinde, kural olarak iddianamedeki eylem esas alınır. Ancak mahkeme sanığa ek savunma hakkı tanıyıp suçun hukuki nitelendirmesinin değişebileceğini varsaymış ise bu takdirde ek savunmaya esas alınan nitelendirme göz önüne alınabilir. Ama mahkeme, iddianamedeki nitelendirme veya ek savunmaya esas alınan nitelendirme ile bağlı kalmadan, tutuklamanın devamına veya kaldırılmasına karar verdiği andaki nitelendirmeyi de esas alabilir. Ve bu durum tutuklama bir önlem olduğu için ihsas-ı rey niteliğinde değildir . 2. Tutuklulukta Azami Süre Gerekliliği Tutuklamada soyut bir üst sınır getirilmesinin kapsamlı, çözümü zor ve genellikle ağır suçları işleyen faillerin işine yarayacağı, bu faillerin yanlış bilgi ve delillerle ceza yargılamasını uzatmaya kalkabileceği ileri sürülmüştür . Ancak tutuklama kurumunun sıkça kullanıldığı ülkemizde, uygulamada tutuklulukta geçen sürelerin çok uzun olduğu bir gerçektir. Çoğu zaman yalnızca iddianamenin düzenlenmesi ve sanıkların mahkeme önüne çıkarılması için bile yıllar geçmiş, tutuklulukta geçen süreler verilebilecek cezaların tavanını aşmıştır. Nitekim yalnızca tahliye olabilmek için mahkumiyet kararını temyiz etmeyen sanıklar olmuştur. Uzun süre tutuklu kalmış sanık hakkında hüküm kurmak da zordur. Çünkü bu durum yargıçlarda beraat kararı verdikleri takdirde, sanığın bunca zaman tutuklu kalmasını nasıl açıklayabilecekleri konusunda bir takım endişelerin doğmasına ve bu da kararın verilecek kararı gölgelemesine neden olmaktadır. Aslında geçici bir koruma önlemi olan tutuklama, kişi özgürlüğünü peşinen sınırlayan bir ceza niteliğini kazanmıştır . Tutuklulukta üst sınır getirilmesi olumlu olmakla birlikte, 7 yıla kadar özgürlüğü bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda yargıcın karar vermedeki takdir yetkisinin elinden alınması yargıca güvensizliği gösterdiğinden dolayı eleştirilmiş, ayrıca neden 7 yıllık sınır getirildiğinin anlaşılamadığı, bu durumun her somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür . Bize göre bir koruma tedbiri olan tutuklamada, geçicilik özelliğinden dolayı azami süre-üst sınır getirilmesi sanık hakları açısından yerindedir. Bu konuda yargıca takdir yetkisi tanınması görüşüne katılmakla birlikte günümüze değin gelen uygulamaların pek iç açıcı olmaması süre sınırlamasını haklı kılmaktadır. Ancak ifade etmek gerekir ki, sistem bütünüyle ele alınmadan, yargının zabıta ile eşgüdümlü çalışması sağlanmadan, yargının iş yükü azaltılmadan kadrolar genişletilip yeni mahkemeler kurulup yeterli sayıda çalışkan, nitelikli yargı personeli oluşturulmaksızın yapılan çözümler yetersiz olacaktır. Uygulamaya baktığımızda, 2 yıllık süreye pek uyulmadığı gözlenmektedir. Suçun soruşturmasının özel zorluğu ileri sürülerek ilk derece mahkemesinin örneğin; sadece sanıklardan birisinin gıyabi tutuklu olduğu diğerlerinin de vicahen tutuklu bulunduğu bir durumda, gıyabi tutuklu sanığın yakalanamaması nedeniyle diğer tutuklu sanıklar da mağdur olmaktadırlar. Yine tatbikatta mahkemeler tutukluluk süresini tespit etmek açısından gayri resmi olarak şartla tahliye tarihini hesaplayarak deyim yerinde ise hükümden önce infaz yapmaktadırlar. Bu da tutuklamayı tedbir olmaktan çıkarıp ceza haline dönüştürmektedir. C. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ’NDE MAKUL SÜRE 1. Genel Olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5/3, tutuklanan kişinin “makul bir süre”(reasonable time) içinde yargılanma veya adli soruşturma sırasında serbest bırakılma hakkına sahip olduğunu hüküm altına almıştır. Bu maddede belirli bir tutukluluk süresi yer almamakta, her somut olayın özellikleri değerlendirilerek çözüme ulaşılmaktadır. Tutuklama süresi, yargılama süresi ile koşuttur. Diğer bir deyişle yargılama ne kadar uzun sürürse, tutukluluk süresi de buna paralel olarak uzamaktadır. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Komisyonu(European comission of human rights) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( European court of human rights) tarafından yargılamada makul süre kavramına ilişkin olarak geliştirilen ölçütleri göz önüne almak konumuz açısından faydalı olacaktır. 2. Tutuklulukta ve Yargılamada Makul Süre Ayırımı İfade etmek gerekir ki, AİHS m.6/1’de de “makul süre” kavramından söz edilmektedir. Ancak m.5’te geçen makul süre (reasonable time), m.6/1’den farklı olarak, özgürlüğü yakalama veya tutuklama gibi geçici önlem ile kısıtlanan kişiyi hedef alıp, özgürlüğün kısıtlanma süresini kısaltma amacını taşımaktadır. AİHS m.5/3 ile yakalama ve tutuklama makul yani kabul edilebilir bir süre ile sınırlandırılmıştır. Bu süre makul olma niteliğini yitirdiğinde, sanık hemen salıverilmelidir. AİHS m.6/1’deki makul sürede yargılanma hakkı tutuklu-tutuksuz bütün sanıklara ait bir hak olduğu halde, m.5/3’teki makul süre, tutuklu sanığın yargı organı önüne çıkarılarak tutukluluk halinin incelenmesini öngörmektedir. Mahkeme sanığı yargılayacak, koşulları gerçekleşmiş ise re’sen salıverecektir . 3. Yargılamada Makul Süre Bir yargılamanın adil olabilmesi, sözleşmenin öngördüğü koşullara uygun olarak yargılamanın makul sürede bitirilmesini gerektirir. Bir kişiye sanık sıfatı vererek onu süründürmek, kişilik haklarına tecavüzdür. Yargıya düşen bu “zorunlu haksızlık” halini mümkün olduğu ölçüde uzatmamaktır. R.Dinç/Türkiye davasında Komisyon, adil yargılanma ekseninde davada makul sürenin, davanın bütünü göz önüne alınarak incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre yargılama süresinin makullüğü, somut olayın özelliklerine bağlıdır. Mahkeme davanın karmaşıklığı, davacı ve yetkili makamların tutum ve davranışlarını göz önüne alarak, makul süreyi değerlendirmektedir. Bu cümleden olmak üzere, bir davadaki belgelerin fazlalığı, başlı başına davanın karmaşık olduğunu göstermez. Bir suçla itham edilen kişinin adli makamlarla işbirliği yapması zorunlu değildir. Duruşmalara çok sayıda savunma avukatının katılması bir ölçüde davanın seyrini yavaşlatsa da bu durum, davanın uzamasının tek etkeni olarak kabul edilemez. Belirtmek gerekir ki, delillerin değerlendirilmesi öncelikle iç yargı organlarının yetkisinde kalan bir husustur ve yargıç bunlardan keyfi sonuçlar çıkarmadıkça ya da açık bir hukuka aykırılık meydana gelmedikçe AİHS ’nin ihlali söz konusu değildir. Mahkemenin Mansur/Türkiye davasında verdiği karara göre, yargılamanın uzunluğunun makullüğü, davanın özel koşulları göz önüne alınarak Divan içtihadı ile konulan ölçütler ışığında, davanın karmaşıklığı, başvurucunun ve ilgili makamların davayı izleme biçimlerine göre değerlendirilirken başvurucunun karşı karşıya kaldığı riski de göz önüne almak gerekir. Başvurucunun tavrı davayı yavaşlatsa da tek başına yargılamanın uzun sürmesini açıklamaz. Sözleşme m.6/1 yargılanan kişi hakkındaki itham ile ilgili nihai kararın makul bir sürede verilmesi hakkını güvence altına alır. Sözleşmeci Devletler, hukuk sistemlerini mahkemelerinin bu gerekliliğe uymalarını sağlayacak biçimde düzenlemelidirler . Ceza davasında sürenin başlangıcı, başvurucunun aleyhine yargılama işlemlerinden etkilendiği an olup, bu sürenin isnat edilen suçlamanın nihai olarak karara bağlandığı zamana dek hesaplanması gerekir . 4. Tutuklulukta Makul Süre a. Genel Olarak AİHS m.5/3’te belirtilen hemen (promptly) bir yargıç veya adli görev yapmaya kanunen yetkili kişi (judicial officer) önüne çıkarılması gereğinden yola çıkan Komisyon, sözleşmeye bağlı ya da Avrupa Konseyi Üyesi diğer devletlerin geçerli yasa hükümlerini bu madde ile göz önünde bulundurulduğunda bu ülkelerdeki mevzuatla, tutuklanan her kişinin gereksiz gecikmelere meydan verilmeksizin bir hakim önüne çıkarılması genel eğilimdir. Yalnızca, sürelerde ufak tefek bazı ayrıntılar vardır. Makul sözcüğü yargılanma hakkına sahip kişinin yargılanma süresine uygulanacağından tam anlamı ile gramatik yorum, yargılama makamlarını iki yükümlülük arasında tercihe zorlar; bu yükümlülük hüküm verilinceye kadar davayı makul bir sürede görme veya yargılama sürerken, sanığı gerekirse belirli bir teminat ile salıvermedir. Ancak, sözleşmeci tarafların kendi yargısal makamlarına sanığın salıverilmesi karşılığında davayı makul sürenin ötesine uzatma imkanı vermeyi amaçladığı düşünülemez ve buradaki süre ilk kez suçlamanın isnad edilmesi ile başlar, hüküm verilinceye kadar devam eder. Başlangıçta bir sanık sebebi ne olursa olsun kamu yararı nedeniyle makul olarak tutulmuş olsa bile, muhakeme uzun sürmüş ise, bu durum m.5/3’nin ihlali sonucunu doğurabilir. Adli mercilere ya yargılamayı makul süre içinde yapmak ya da gerektiğinde teminat alarak sanığı serbest bırakmak ihtimallerinden birini seçmek olarak yorumlanması madde hükmünün amacına aykırıdır. Sözleşmenin m.5/3 hükmünün anlamı ve amacının hangi nedenle tutuklanmış olursa olsun yargılama sırasında tutukluluk halinin makul süre içinde kalması, diğer bir deyişle sürenin makul niteliğini kaybeder kaybetmez sanığın tutukluluk haline son verilerek kendisinin gereğinde güvence karşılığı serbest bırakılmasını sağlamak olduğu şeklinde yorumlanması gerekir. Makul sürenin hesaplanmasında göz önüne alınacak zaman süreci kişinin özgürlüğünün fiilen kısıtlanmasından, yerel mahkemenin esas hakkındaki kararına kadar devam eden süredir. Kesinleşmemiş de olsa yerel mahkemenin hükmünden sonra da tutukluluk halinin sürmesi halinde m.5/3 değil, m.5/1-A uygulanacaktır . Belirli bir olayda sanığın tutukluluğunun makul bir süreyi aşmamasını güvence altına almak, öncelikle ulusal yargı makamlarının görevidir. Bu merciler masumluk karinesine özen göstererek kişi özgürlüğüne sınırlama getiren kamu yararı gereğinin gerçekten var olduğu hakkında lehte ve aleyhte ileri sürülen bütün koşulları incelemeli ve kararlarında bunları göstermelidirler. Gözaltına alınan bir kişinin suç işlediğinden makul kuşku duyulmasındaki süreklilik, tutukluluğun devam etmesinin geçerliliği için “sine qua non” bir koşuldur; fakat belirli süre geçince bu yetersizdir. Yargısal makamlarca gösterilen gerekçeler, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye ilgili ve yeterli olmalıdır. İfade etmek gerekir ki, Komisyona göre, makul süre içinde yargılanma veya dava sürerken salıverilme hakkı ile m.5 hükümlerine aykırı herhangi bir özgürlükten yoksun bırakılmadan ötürü tazminat alma hakkı iki ayrı haktır. Türk Hukukunda haksız tutuklama ve yakalama halinde tazminatı öngören 466 sayılı Yasa çerçevesinde uğranılan zarar nedeniyle devlet aleyhine dava açılmasındaki amaç, özgürlükten haksız olarak yoksun bırakılma nedeniyle uğranılan zararın tazminini güvence altına almaktır ve bu, bir sanığın makul sürede yargılanması ya da dava derdest iken salıverilmesine ilişkin değildir. b. Makul Sürenin Tespitinde Kullanılabilecek Ölçütler Önemli olan, tutuklulukta geçen sürenin makul olup olmadığıdır ve bu da soyut (inabstract) değil somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecektir. Tomasi/Fransa davasında makul süreyi takdirde Mahkeme bir yandan ulusal adli mercilerin, sanığın tutuklanması ve tutukluluk halinin sürdürülmesini meşru kılmak amacıyla gösterdiği nedenleri, öte yandan sanığın salıverilme taleplerine ilişkin olarak verdikleri kararlardaki gerekçeleri inceleme yetkisine sahip olduğunu vurgulamaktadır. Adli mercilerce belirtilen tutukluluk gerekçelerinin yeterli ve geçerli olması durumunda, ikinci safhada, ulusal adli mercilerin soruşturmayı yürütmede gerekli süratle hareket edip etmedikleri araştırılacaktır. Ulusal mercilerin sanığın tutuklanmasına ilişkin gerekçeleri geçerli ve yerinde olsa da, bu merciler yargılamayı sürüncemede bırakarak makul tutukluluk süresinin sınırını aşacak biçimde uzatmışlar ise, m.5/3 hükmü ihlal edilmiştir . Sadi Mansur’un Türkiye’ye karşı yaptığı başvuruda 1984 yılında tutuklanıp 19.02.1991’de mahkum olduğu ve cezasının 30.04.1991 tarihinde Yargıtay’ca onaylanmasından sonra 01.07.1991’de salıverildiği olayda Komisyon sürelerin uzamasında başvuranın kusuru bulunmadığına, çoğu defa tutukluluğun gereksiz yere uzatıldığına ve yargılamanın gerekenden uzun sürdüğüne, dolayısıyla Sözleşme m.5/3 ve 6/1 hükümlerinin çiğnendiğine karar vermiştir . Mahkeme Müller/Fransa davasında, davanın hapishane gardiyanlarının grevi yüzünden geri bırakılması nedeniyle, yalnızca bir kaç haftalık gecikme olduğunu, işlem süresince iki soruşturma yargıcının davanın alındığı ve üç defa da soruşturma yargıçlarının değiştirilmiş olduğunu, ayrı ayrı sürdürülen bir kaç işlemin adaletin düzgün biçimde sağlanması için gerekli ise de, yargıçların birbiri ardına değiştirilmesinin soruşturmanın ağırlaşmasına neden olduğunu, müracaatçının soruşturma başında suçunu itiraf etmesi ve işlemlerin ağırlaşmasına sebebiyet verebilecek bir başvuruda bulunmamasına göre, adli makamların yeteri derecede süratli davranmadıklarına ve m.5/3’ün ihlal edildiğine karar vermiştir . AİHM terör suçlarının soruşturulmasında, soruşturma makamlarının özel sorunlarla karşılaştıklarını birçok kararında kabul etmiştir. Ancak bu durum terör unsuru içerdiğini ileri sürdükleri her halde, m.5 soruşturma makamlarına sanıkları sorgulamak üzere tutuklamaları için açık çek vermez; yerel makamların, bu durumlarda sözleşmenin denetim mekanizmalarının etkin kontrolünden bağışık oldukları anlamına gelmez. M.5, temel bir insan hakkı olan, bireyi devletin kişi özgürlüğüne yönelik keyfi müdahalelerine karşı korumayı güvence altına alır. Yargısal denetime tabi olmaksızın makul sürenin aşılmasının amacı terörizme karşı bir bütün olarak toplumu korumak olsa da, m.5/3’teki makul süre kaydına aykırı davranılmaması gerekir . Tomasi/Fransa kararında AİHM terör sanığı Tomasi’nin karıştığı suçun ağır cezalık olmasının tutukluluğun uzamasını açıklayamayacağını, tutukluluk süresinin makul süreyi aşmasında günün koşullarının göz önüne alınması gerekliliğini, terörist bombalama olayının ilk günlerde tutukluluğu haklı kılabileceğini, sonra kamu düzeninde karışıklık tehlikesinin azalarak ortadan kalkacağını ifade etmiştir . Komisyon tutukluluk süresinin değerlendirilmesinde tekil olayları genelde yedi ölçüye göre incelemektedir. (1)Tutukluluğun gerçek uzunluğu kıstası gereğince sanık makul sürede yargılanma ve yargılama devam ederken salıverilme hakkına sahiptir. Bu nedenle hükmün açıklandığı tarihte süre bitecektir. (2)Suçun niteliği, öngörülen ve mahkumiyet halinde verilmesi beklenen ceza ile, verilebilecek cezanın infazından tutukluluk süresinin düşürülmesini sağlayan yasal hükümler bakımından süre göz önüne alındığında eğer, tutukluluk süresi mahkumiyet halinde verilmesi beklenen cezanın süresine çok yaklaşacak olursa, masumluk karinesi ilkesine tam uyulmamış olur. (3)Tutuklu kişinin maddi, ahlaki ve diğer açılardan durumu (4)Sanık tavır ve tutumları ile soruşturma ve yargılamanın gecikmesine veya süratine katkıda bulunmuş mu; yargılanırken salıverilme, temyiz ve diğer hukuki yollara başvurması sonucu bir gecikmeye sebebiyet vermiş mi; kefaletle salıverilme isteminde bulunmuş mu? (5)Olayın soruşturulmasındaki güçlükler, vakaların karmaşıklığı, tanıkların ve şerik sanıkların sayısı, yurtdışından delil elde etme ihtiyacı. (6)Soruşturmanın yürütülme tarzı, soruşturma makamlarının tavrı, bu makamların olayı ele alırken gösterdikleri özen ve soruşturmayı organize etme tarzları. (7)Yargısal makamların tavrı, yargılama sürerken salıverme talepleri için yapılan başvuruları ele alırken ve yargılamayı tamamlarken ileri sürdükleri gerekçeler. SONUÇ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuz, tutuklama ile ilgili önemli hükümler koymuştur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Tutukluluk Hakkındaki R(80) 11 sayılı Tavsiyesi ile , insancıl ve sosyal sebeplerle , tutukluluğa başvurmayı adalet gereği elverdiğince minimuma indirmenin arzu edilirliğini görerek, Avrupa düzeyinde duruşma için bekleyenlere uygulanmak üzere belli standartlar vazetmenin arzu edilirliğini ele alarak, hakkında bir suç isnad edilen kimsenin mümkün olan süratle duruşmasının yapılması için gerekli kaynakları sağlamanın önemini algılayarak, suçluluğu sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağını, bir suçla itham edilen hiç kimsenin durumlar kesin gerektirmediğinde tutuklanamayacağını, kendisine bir suç isnad edilen ve hürriyetinden yoksun bırakılan kişi derhal hakim önüne çıkarılması , tutukluluğuna ilişkin kararın gecikmeksizin alınacağı, tutukluluk durumu kanun veya adli makamca saptanacak makul ölçüdeki kısa aralıklarla gözden geçirilmesi gerektiği yönünde kararlar almıştır. Bu anlamda olmak üzere, getirdiği haklar listesi ve denetim mekanizması ile uluslar arası sözleşmeler arasında en etkili güvence sistemini oluşturan AİHS, gerek normatif düzenlemeleri ve gerekse içtihadi birikimiyle, hukuku ileriye götürücü nitelikteki yorumlarıyla, insan haklarının aktif bir biçimde korunmasını gerçekleştirmekte, iç hukukları da etkilemektedir. Özellikle koruma tedbiri niteliğinde olan ve dolaysıyla geçicilik özelliğine sahip Tutuklama kurumu, gerek hazırlık soruşturması aşamasında, gerekse son soruşturma safhasında koşuları ve nedenlerine uygun olarak kullanılmalı, özellikle Avrupa insan Hakları Mahkemesi kararlarında belirtilen ölçütlere uyularak, dikkatli kullanılmalı, tutuklulukta makul süre özenle gözetilmelidir. Av. Jirhat KILIÇ KAYNAKÇA AKILLIOĞLU, Tekin:“Terör ve İnsan Hakları”, AÜSBF İHMD,C.III, Sayı:3, Kasım 1995 AKILLIOĞLU, Tekin : İnsan Hakları, İmaj Yay., Ankara-1991 AKILLIOĞLU, Tekin : “Komisyonun İki Kararı : Sadık Ahmet/Yunanistan ve Sadi Mansur/Türkiye, AÜSBF İHMD Yay.,C.II, Sayı:2, Ekim 1994 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlar Bülteni, C.I, Sayı:3-4 BATUM, Süheyl : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye, Kavram Yay., İstanbul-1996 BUHARALI, Ahmet : “Tevkifte Süre”, AD, Sayý:3, 1966 ÇAVUŞOĞLU, Naz : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Topluluğu Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler Üzerine, AÜSBF Yay., No:1, Ankara-1994 DEMİRBAŞ, Timur : “Kişi Güvenliği”, İÜHFM, C.XLIII, Sayı:1-4, 1977 Demokratikleşme ve Yargı Reformu, C.I, Adalet Bakanlığı Yay., Özel Seri No:1, Ankara-1994. DOĞRU, Osman : İnsan Hakları Avrupa İçtihatları, Beta Yay., İstanbul-1997 DONAY, Süheyl : İnsan Hakları Açısından Sanığın Hakları ve Türk Hukuku, İÜHF Yay., No:647, 1982 GEMALMAZ, M. Semih : Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Önünde Türkiye-I: Kabul Edilebilirlik Kararları, Beta Yay., İstanbul- 1997 GEMALMAZ, M. Semih : Olağanüstü Rejim Standartları, 2. B.,Beta Yay., İstanbul-1994, s.67. GÖLCÜKLÜ, Feyyaz : “Yargılama Makamları Önünde Makul Süre” AÜSBF İHMD, C.III, Sayı:2, Nisan 1995 GÖZLÜGÖL, Said Vakkas : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İç Hukukumuza Etkisi, Ankara, 1999 KUNTER, Nurullah : Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.B.,İstanbul-1989 ÖZDEN, Rıza : “AİHS Karşısında Ceza Usul Kanunumuz”, ABD, Sayı:3, 1974 ÖZGEN, Eralp: “Adil Yargılama Hakkının Boyutları” Çağdaş Hukukçular Dergisi, Aralık 1997 SAVAŞ, Vural : “Demokratik Devletlerin Teröristlere Karşı Aldığı Yasal Tedbirler ve CMUK’ta Yapılan Son Değişikliklerin Bu Açıdan Değerlendirilmesi”, YD, C.XIX, Sayı:1-2, Ocak-Nisan 1993 TANÖR, Bülent : Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 3.B., BDS Yay., İstanbul TEZCAN, Durmuş : Türk Hukukunda Haksız Yakalama ve Tutuklama, Ankara-1989 TUTUMLU, M. A. : “Ceza Yargılamasında Tutuklama Tedbiri”, ABD, Sayı:5-6, 1987 ÜNAL, Şeref : “AİHM’nin Yağcı ve Sargın-Türkiye Davasına İlişkin 8 Haziran 1995 Tarihli Kararı”, YD. C.XXI, Sayı:4, Ekim 1995 YENİSEY, Feridun: Almanya Federal Cumhuriyeti Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (StPO), Adalet Bakanlığı Yay., No:40, Ankara-1979 YENİSEY, Feridun : Hazırlık Soruşturması ve Polis, 3.B., Beta Yay.,İstanbul-1993.
×
×
  • Create New...