Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'usulsüz tebligat'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • hukuk lobisi
    • Hukuki Gelişmeler
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 2 results

  1. Gerekçeli kararın stajyer avukata tebliği geçerli midir? Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulu 2017/1287 E. , 2019/90 K. - 07.02.2019 "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Aile Mahkemesi Sıfatıyla Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.07.2012 tarih ve 2011/310 E., 2012/403 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 tarih ve 2012/23641 E., 2013/10736 K. sayılı kararı ile; "…Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır (6100 s. HMK. md. 255). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Davada tanıkların olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. O halde, davalı kocanın eşine sürekli şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve aşağıladığına ilişkin ve olaylara çok yakın tanık sözlerine değer verilmesi gerektiği gibi, tarafların birbirlerine karşılıklı şiddet eylemlerinden dolayı ceza mahkemesinin kesinleşen ilamı da dikkate alındığında, davacı kadının isteğinin kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekirken, bu yönler gözönünde tutulmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği düşünüldü: Dava evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Davacı (kadın) vekili, davalının müvekkilini sürekli hor görüp aşağıladığını, dövdüğünü, müvekkilinin ilk eşinden olan küçük kızını evlatlık olarak almayı taahhüt ettiği halde almadığı gibi müvekkiline kızını evlendirirken maddi ve manevi yardımda bulunmadığını, düğüne dahi katılmadığını ileri sürerek tarafların TMK'nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilerek 500,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasının, 20.000,00TL maddi tazminat ve 20.000,00TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı (erkek) davanın reddini savunmuştur. Mahkemece dinlenen davacı tanıklarından birinin davacının önceki evliliğinden olan kızı olduğu, bu tanığın davalı ile problemlerinin olduğu, diğer davacı tanıklarının da davacı ile yakın akraba olmaları yanında bilgi ve görgülerinin davalı tanık beyanları ile örtüşmediği, davalı tanık beyanlarına göre taraflar arasında bir geçimsizlik olmadığı, ceza davasında da her ikisinin karşılıklı yaralama eylemlerinden dolayı yargılandıkları, bu son soruşturma dışında davacı tanıklarının belirtiği şekilde davacının, davalının hakaret veya yaralama eyleminden ötürü bir şikayetinin bulunmadığı, davacı tanık beyanlarında geçen bir kısım geçimsizlik ifadelerinin geçmişte kaldığı ve tarafların tekrar bir araya geldiği, taraflar arasında boşanmayı gerektirecek nitelikte bir geçimsizliğin bulunmadığı gerekçesiyle ve TMK'nın 184. maddesinde yer alan "Hakim boşanma sebebi olarak ileri sürülen vakıanın varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe boşanmaya hükmedemez" hükmü ve "hukuk hiç kimsenin kusuruna dayanarak hak elde etmesini korumaz." hükmü uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece davanın reddine ilişkin verilen direnme kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca “…usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmadığından" bahisle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma kararına uyulmak suretiyle taraflar arasında daha önce olan kavgaların dava konusu yapılamayacağı, davaya gerekçe gösterilen ceza davasına konu son olayda kavgayı başlatan ve aşağılayanın kim olduğu üzerinde durulması gerektiği, davacının savcılıkta verdiği ifade ile mahkemede verdiği ifadenin farklı olmasının yanında savcılıkta verdiği itiraf mahiyetindeki beyanında, eşine "Çekil şuradan, ayağımın altından dedim ve ensesinden itekledim" şeklindeki davalıya karşı aşağılayıcı tavrı ve beyanı dikkate alındığında aslında aşağılayan ve kavgaya sebebiyet verenin davacı olduğu, eşinin böyle bir muamelesiyle karşılaşan davalının da davacıya tokat vurmasının Türk örfünde yadırganacak bir durum olmadığı, davacının kızının beyanlarının üvey babasına karşı tarafsız olmayacağı, yine tanık tarafından davacının sürekli dayak yediği beyan edilmiş olsa dahi dayaktan sonra evliliğin devam ettiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı (kadın) vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece temyiz talebinin süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine dair verilen ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanma davasına konu olayda davalı erkeğin kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı kadının açtığı davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktasındadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce direnmeye ilişkin gerekçeli kararın davacı vekiline tebliğine ilişkin işlemin usulüne uygun olup olmadığı, dolayısıyla temyiz talebinin süreden reddine ilişkin 02.07.2014 tarihli ek kararın kaldırılmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. Bilindiği üzere; 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesinin ilk cümlesine göre; “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır". 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun “Belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icrası” başlıklı 17. maddesinde; ''Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır'' hükmü yer almaktadır. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Meslek ve sanat erbabına tebligat” başlıklı 26. maddesinde de; ''Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlere, o yerde de tebligat yapılabilir. Muhatabın işyerinde bulunmaması hâlinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Muhatap, meslek veya sanatını konutunda icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Bunlardan hiç birinin bulunmaması durumunda tebliğ, aynı konutta sürekli olarak oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır'' şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Mevcut düzenlemeler dikkate alındığında belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde bunlara yapılacak tebliğ, o kişinin aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine yapılmalıdır. Bir başka deyişle muhatabın daimi çalışanı şeklinde yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için, muhatap adına tebligat yapılan kişinin gerçekte muhatabın daimi çalışanı olması ve muhatabın bulunamaması halinde ise yukarıda mevzuatta belirtilen şekli işlemlerin yerine getirilerek tebligatın yapılması gereklidir. Aksi takdirde yapılan tebligat usulsüzdür. Somut olayda 02.07.2014 tarihli direnme kararı davacı vekili Av. …'e tebliğe çıkarılmış, tebligat parçasında "muhatap adresten soruldu. Adliyeye gittiğinden aynı iş yerinde çalışan G. K.'a tebliğ edildi" açıklaması ile 13.08.2014 tarihinde tebliğ memuru ve Gizem Koşar imzası ile tebligat yapılmıştır. Davacı vekili ise 22.09.2014 tarihli temyiz dilekçesinde G. K.'ın, kendisinin stajyeri olduğunu ve stajyerinin konunun önemini bilmediğinden tebliğ işleminden haberdar olmadığını beyan etmiştir. "Dosya evrak tamamlama" sistemi ile tebliğ tarihinde adı geçen kişinin avukat stajyeri olup olmadığı hususlarının araştırılması için ilgili mahkemeye müzekkere yazılmış, 05.02.2019 tarihli cevabi yazıda G. K'ın Bursa Barosuna kayıtlı avukat stajyeri olduğu ve avukat yanında olan stajını Av. … (davacı vekili) yanında 08.04.2014 ile 09.10.2014 tarihleri arasında tamamladığı bildirilmiştir. Bu durumda gerekçeli kararın davacı vekili adına 13.08.2014 tarihinde stajyeri olan Av. G. K.'a tebliğ edildiği tartışmasız olup, öncelikle ön sorunun çözümü açısından avukat stajyerine yapılan tebliğin usulüne uygun ve geçerli bir tebligat sayılıp sayılamayacağı hususunun irdelenmesi gerekmektedir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanunla değişik 23. maddesinde stajın yapılması ve stajyerin ödevleri düzenlenmiş ve maddenin ikinci fıkrasında “Stajyer, avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Stajyerler, meslek kurallarına ve yönetmeliklerde belirlenen esaslara uymak zorundadırlar” hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı Kanunun 26. maddesinde “Stajyerlerin yapabileceği işler” düzenlenmiş; bunlar “Stajyerler, avukat yanında staja başladıktan sonra, avukatın yazılı muvafakati ile ve onun gözetimi ve sorumluluğu altında, sulh hukuk mahkemeleri, sulh ceza mahkemeleri ile icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilirler.” şeklinde sıralanmış ve bu yetkinin staj bitim belgesinin verilmesi veya staj listesinden silinme ile sona ereceği maddenin son fıkrasında belirtilmiştir. İşlerin stajyer veya sekreterle takibi, dava dosyalarının incelenmesi ve dosyadan örnek alma ise, aynı Kanunun 46.maddesinde; avukatın, işlerini kendi sorumluluğu altındaki stajyeri veya yanında çalışan sekreteri eliyle de takip ettirebileceği; avukat veya stajyerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği, bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, vekâletname ibraz etmeyen avukata ise dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği, şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Avukat Katiplerine Ve Stajyerlerine Tebligat” başlıklı 37. maddesi “Celse esnasında kazai merci tarafından sıfatları tesbit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine mütaakip celse gün ve saatinin bildirilmesi avukata tebliğ hükmündedir.” düzenlemesini içermektedir. Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Staj Yönetmeliğinin 19. maddesinde ise stajyerin yapabileceği işler düzenlenmiş; maddede aynen; “Stajyer, avukat yanında staja başladıktan sonra, avukatın yazılı oluru ile onun gözetim ve sorumluluğu altında, sulh hukuk, sulh ceza mahkemeleri ile icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilir. Bu yetki, staj bitim belgesinin verilmesi veya staj listesinden adının silinmesi ile sona erer. Stajyer, yanında staj yaptığı avukatın yazılı oluru ile dava dosyalarından fotokopi ve benzeri yollarla örnek alabilir. Stajyer ayrıca vekaletname veya yazılı olur olmaksızın, dava ve takip dosyalarını inceleyebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 20.maddesinde de, yanında staj yapılan avukatın, ilk üç ayın bitiminde ve staj süresinin sonunda birer rapor vereceği, son raporun kesin rapor olup, raporlarda stajyerin staja devamı, mesleki ilgisi, meslek ilke ve kurallarına yatkınlığı, katıldığı duruşmalar, yetki belgesi ile yürüttüğü işler, yaptığı araştırmalar ile uygulamalar ve benzeri çalışmaların değerlendirileceği, belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, avukat stajyerinin ancak avukatın yazılı oluru ile onun gözetimi ve sorumluluğu altında, sulh hukuk, sulh ceza mahkemeleri ve icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebileceği ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebileceği kabul edilmiştir. Diğer yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 15. maddesinde; “Avukatlık stajı bir yıldır. Stajın bu kısmında yer alan hükümler uyarınca ilk altı ayı mahkemelerde ve kalan altı ayı da en az beş yıl kıdemi olan (bu beş yıllık kıdem hesabına Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı hizmette geçen süreler de dahildir.) bir avukat yanında yapılır…” denilmektedir. Buna göre avukatlık stajı kanuni bir zorunluluk olup, mesleki bilgi ve tecrübeyi kazanmak amacıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla avukat ile stajyer avukat arasındaki ilişki iş akdi ya da hizmet akdine dayalı olmayıp kanuni bir ilişkidir. Bu nedenle avukat stajyerinin, Tebligat Kanunu'nu 17. maddesinde sayılan daimi çalışan veya müstahdem sıfatını taşımadığı belirgindir. Bu açıklamalar ışığında, dosya içerisinde gerekçeli kararın stajyer avukata tebliğine ilişkin avukatın yazılı bir oluru bulunmadığı gibi, 02.07.2014 tarihli gerekçeli kararın "çalışan" sıfatıyla stajyer avukat G. K.'a tebliği geçersizdir. Ne var ki, Tebligat Kanununun 32. maddesinde yer alan " tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmus ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur" hükmü gereğince davacı vekilinin tebliğden haberdar olduğunu beyan ettiği 15.09.2014 tarihi itibariyle 22.09.2014 tarihinde yapılan temyiz istemi süresindedir. Belirtilen nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteğinin süresinde olmadığından reddine ilişkin yerel mahkemenin 11.11.2014 tarihli ek kararının bozularak kaldırılmasına oy çokluğu ile karar verilerek ön sorun bu şekilde aşılmış ve davacı vekilinin direnme kararına yönelik temyizinin esastan incelenmesine geçilmiştir. İşin esasının incelenmesine gelince; Uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal düzenlemelerin değerlendirilmesinde yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş bir çok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime taktir hakkı tanımıştır. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu taktirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olması durumunda, davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır (TMK m. l66/II). Bu düzenlemeyle davalıya bu yolla bir itiraz hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı da aynı hükümde belirtilmiştir. Gerçekten, TMK. m. l66/II son cümleye göre itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 255. maddesi uyarınca aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı (kadın) tanığı olarak dinlenen …, "annesinin evlilikte yıllarca dayak yediğini ama katlandığını, son bir kaç olayın adliyeye yansıdığını", diğer tanık … ise, "davalının devamlı suretle eşini küçümsediğini ve eşini evde istemediğini" beyan etmiştir. Dosyada tanıkların olmayan vakıaları olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu bulunmamaktadır. Diğer yandan, 09.04.2011 tarihli olayda Karacabey Sulh Ceza Mahkemesi'nin 22.06.2011 tarih ve 2011/297 E., 2011/884 K. sayılı kararı ile eşler arasından çıkan kavgada tarafların karşılıklı olarak birbirlerine fiziksel şiddet uyguladıkları, bu olay nedeniyle yargılanıp ceza aldıkları, verilen mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği ve tarafların bu olay sonrası bir araya gelmedikleri anlaşılmıştır. Bu durumda, adı geçen tanık beyanları ve ceza dosyası birlikte değerlendirildiğinde, davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet verecek nitelikte kusurlu olduğu anlaşıldığından davacı kadının boşanma davasının kabulü gerekmektedir. O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin davacı vekilinin temyiz isteğinin reddine ilişkin 11.11.2014 tarihli ek kararının oy çokluğu ile bozularak kaldırılmasına, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde peşin temyiz harcının yatırana iadesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak 07.02.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi
  2. Davada tebligatın büyük önemi vardır. Tarafların yaptıkları usul işlemlerinin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için ekseriyetle tebliğ edilmiş olması gerekir. Tebligat; hukuki bir işlemin, ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamların yasa ve yöntemine uygun bir biçimde yazı ile veya ilanla yaptığı bildirim işlemidir.1 Tebligat dava ile ilgili olabileceği gibi idari işlemlerle de ilgili olabilir. Davada tebligatın büyük önemi vardır. Tarafların yaptıkları usul işlemlerinin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için ekseriyetle tebliğ edilmiş olması gerekir. Örneğin esasa cevap süresinin işlemeye başlayabilmesi için, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmiş olması gerekir. Bunun gibi Mahkemenin yapacağı usul işlemleri için de tebliğ ekseriyetle zorunludur. Mesela kendisine duruşma günü tebliğ edilmemiş olan tarafın yokluğunda duruşma yapılamaz, Sulh ve Asliye Hukuk Mahkemelerinde temyiz süreleri kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar 2. Keza Ceza Yargılamaları bakımından da Mahkemelerce gıyapta verilen kararların kesinleşebilmesi için veya tarafların temyiz haklarının kullanabilmeleri için de mezkur kararların ilgilisine yani sanığa veya müdahile tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bu ve benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hukuk yargılamalarında, özellikle İcra İflas Kanunu'ndan kaynaklanan icra işlemlerinde, ceza yargılamalarında, idari yargılamalarda, veya idari işlemlerde "tebligat", yapılması gereken işlemlerle ilgili olarak süreci başlatan bir basamak olduğundan önem arz etmektedir. Tebligat memurunun Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü'ndeki şekil ve esaslara aykırı davranması nedeniyle usule aykırı işlem yaptığı takdirde örneğin, haber kağıdını kapıya yapıştırmamışsa fakat haber kağıdının yapıştırıldığına dair tutanak tutmuş ise bu takdirde şekil olarak belki usule uygun bir işlem olduğundan, söz konusu işlem ile ilgili süreler başlayacaktır ve muhatap durumdan haberdar olmadığından dolayı başvuracağı hukuksal yolları ilk etapta kaybetmesine neden olacaktır. Dolayısıyla mezkur işlem şayet icra işlemi ise bu takibe karşı itiraz süresi geçtiğinden muhatabın her an için haciz baskısı altında kalması anlamına gelecektir. Eğer bir tebliğe konu işlem bir mahkeme kararı ise bu karara karşı itiraz veya temyiz süreleri de geçeceğinden yine ilk etapta muhatabın bu haklarını kaybedeceği manasına gelecektir. Elbette bir usulsüzlük olduğu takdirde buna karşı gidilecek bir yargısal yol mutlaka vardır. Fakat tebliğ memurunun bu kasıtlı veya ağır ihmal sonucunu doğuran bir hatası neticesinde bu kusurlu davranış nedeniyle gidilebilecek bir yargısal yol var mıdır? Yani ilgili memurun kastından veya ihmalinden ötürü ilgili memura veya çalıştığı kuruma karşı meydana gelebilecek zararlara karşılık, doğacak zararın nevine göre maddi veya manevi tazminat davası ikame edilebilecek midirş Ya da ilgili muhatabın bu usulsüz tebligat nedeniyle doğacağı maddi veya manevi zarar nedeniyle tazminat isteyebilirmiş İsteyebilir ise kimden talep edebilir. İşte makale konumuz esas itibariyle hem bu konu hakkında hem de bu neviden sorunlara karşılık gidilebilecek yargısal yolarla ilgili gerek mevzuat gerekse de Yargıtay içtihatları doğrultusunda cevap verilmeye çalışılacaktır. Uygulamada tebligatlarla ilgili olarak özellikle Tebligat Kanunu'nun 21.maddesi bağlamında çok sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Zira tebliğ memurları tebligat parçalarına kapıya haber kağıdının yapıştırıldığı hususunun yazmasına rağmen bu kağıtları yapıştırmadığı veya daire kapısı yerine apartman kapısına yapıştırdığı, tebligat teslim edilen memurun (muhtarların, kolluğun) iş yükünden dolayı alınan tebligatları teslim etmedikleri, tebligatların kaybolması nedeniyle muhatapların bu tebligatları bulmakta güçlük çektikleri ve bu nedenle işlemden haberi olmayan kişinin mağduriyetine sebebiyet verdikleri sıklıkla yaşanmaktadır. Ancak öncelikle makale konumuz olan tebligatla ilgili yasal mevzuat hakkında bilgi vermek daha doğru olacaktır. Makale konumuz olan Tebligata ilişkin ilk temel düzenleme, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine ilişkindir3. Usulüne aykırı olarak yapılan tebliğin hükmüne ilişkin olarak düzenleme Tebligat Kanunumuzun 32. maddesinde düzenlenmiştir4. Tebligat Tüzüğü'nün ilgili maddeleri olan 28 5, 29 6, 30 7maddeleri ise şöyledir: Tebligat Tüzüğü'nde tebliğ evrakını almakla yükümlü olan memurların ilgili evrakı saklama müddetlerine ilişkin olarak tüzüğün 31. maddesinde 8 düzenlenme getirilmiştir. Posta tebligat işlemleri rehberinde ise tebliğ imkansızlığı ile ilgili olarak 61. maddede9, Tebliğden imtina ile ilgili olarak ise 62. maddesinde birdüzenleme getirilmiştir10. Mevcut yasal hükümler dikkate alındığında şu ayrımın yapılarak değerlendirme yapılması daha doğru olacaktır. Tebligat yapılacak adreste muhatabın bulunmaması halinin geçici olması gerekir yani tebliğ esnasındaki bulunmama halinde Tebligat Kanunu'nun 21. maddesindeki usul uygulanır, aksi takdirde muhatabın o adrese gelme ihtimali hiç yoksa zaten söz konusu evrak çıkış merciine aynen geri iade olunacaktır. Bu nedenle tebliğ evrakının muhatabın adreste bulunmaması halinde kime teslim edileceği, tebligatın ne şekilde yapılacağı yasada ve tüzükte açıkça düzenlenmiştir. Buna göre muhatap veya muhatap adına tebligatı kabule yetkili kişi 11 adreste bulunmazsa bu takdirde Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi ve Tebligat Tüzüğü'nün 28-30. maddelerine göre usulüne uygun tebliğ işleminin yapılabilmesi için sırayla şunların yapılması gerekmektedir: 1) Tebliğ memurunun muhatabın adresine gitmiş olması, ancak muhatap veya onun namına tebligatı almaya yetkili kimsenin adreste bulunmaması veya bulunduğu halde bu kişilerin tebligatı almaktan kaçındıklarının tespit edilmiş olması, tabiatıyla tebliğ memurunun muhatabın ne şekilde bulunmadığını yani adreste bulunmama nedenini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti azası, zabıta amir ve memurlarından tahkikinin yapılmış olması gerekmektedir. Bu kişilerin beyanları alınarak tebliğ tutanağının altına imzalatılmalıdır, imzadan imtina halinde bu husus da tutanağa yazılmalıdır. 2) Daha sonra o yerin muhtar, ihtiyar heyeti azası veya zabıta amir veya memurlarına tebliğ evrakı teslim edilmiş olmalıdır. 3) En sonunda ilgili memur tekrar muhatabın adresine gelerek, tebliğ evrakını teslim alanın adresinin yazılı olduğu 2 nolu ihbarnameyi kapıya yapıştırmış olması gerekir. Bu sıraya uyulmaması yapılan tebliği usulsüz kılar12. Bu konuda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi T: 03. 10. 2005 E:2005ğ10482 K:2005ğ14426 ".... muhatap tevziat saatlerinde kendisinin veya aile sakinlerinin şehre gitmesi nedeni ile tebliğ evrakının Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre muhtar Ramazan imzasına teslim edilerek 2 no'lu ihbarname muhatabın kapısına yapıştırılarak tebliğ edilmiş ve en yakın komşusu Sefer'e haber verilmiştir. İbarelerinin yazıldığı komşunun beyan ve imzasının alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yukarıda açıklanan şekilde Tebligat Kanunu' n u n 21. maddesi ve Tüzüğün 28. maddesi hükümlerine uygun olmayan şekilde yapılan tebligatın geçerli olduğu kabul edilemez.13" şeklindeki içtihadıyla Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre yapılacak tebligatın çok sıkı şekil şartlara tabi olduğuna karar verilmiştir. Yine aynı şekilde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin Tarih 06. 12. 2004 E:2004ğ9619 K:2004ğ26053 sayılı içtihadında ".... Davalı Holger adına çıkarılan tebligat, Tebligat Kanunu 21. maddeye göre tebliğ edilmiştir. Mahkeme davanın kabulüne karar vermiştir. Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre davalı Holger adına adreste bulunmaması nedeniyle yapılan tebligat usulüne uygun değildir. Zira Tebligat Kanunu'nun 21.maddesi ve Tebligat Tüzüğü'nün 28. maddesinde de düzenlenen koşullar yerine getirilmemiştir. Tebliğ memuru tebligat muhatabını adreste bulamazsa adreste bulunmama nedenini en yakın komşudan sorup beyanını imzası ile tevsik etmesi gerekir. Davalı adına çıkarılan tebligatta ise komşuya sorulup beyanının alındığı hususu adı geçenin imzası alınmadığından denetime olanak vermemektedir. Tebliğ memurunun yukarıda açıklanan ilkeye riayet etmeden Tebligat Kanunu 21. maddeye göre yaptığı tebligat usulüne uygun bir tebliğ işlemi olarak değerlendirilemez. Davalı Holger'e usulüne uygun tebligat yapılmadan dolayısıyla taraf teşkili sağlanıp davalıdan savunma ve delilleri sorulmadan davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir, 14" şeklindeki kararda da Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre yapılacak tebligat işlemlerinin sıkı biçimde şekil şartlarına tabi olduğu vurgulanmış yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Keza Yargıtay HGK'nın 01. 07. 2009 tarih ve 2009ğ12-257 E, 2009ğ315 K sayılı kararında "Dava, takibin taliki veya iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; davacı borçluya yapılan tebligatın geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Ödeme emrinin tebliğ belgesine, muhatabın çarşıda bulunması nedeniyle adresin kapalı olduğu, Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre muhtara tebligat evrakının bırakıldığı, muhatabın kapısına ihbarın yapıştırıldığı ve imzadan imtina eden karşı komşusuna haber verildiği hususları şerh edilmiş ve tebliğ memurunca imzalanmıştır. Tebliğ memurunca, davalının gösterilen adreste geçici ve kısa süreli bulunmama sebebini komşusundan soruşturarak, "muhatabın çarşıda" olduğu yönündeki beyanını tebliğ belgesine yazarak, beyanda bulunanın imzadan çekinmesi nedeniyle bu ciheti de şerh ve imzası ile tasdik edildikten sonra; ödeme emrinin muhtara tebliğ ve 2 no'lu fişin kapıya yapıştırılması işlemlerini tamamlanmıştır. Ödeme emrinin davacı borçluya tebliğ işlemi, kanun ve tüzük hükmüne uygun yapıldığından, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihin, ödeme emrinin davacı borçluya tebliğ tarihi olduğu kanaatine varılmıştır. O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir," şeklinde içtihadı ile uygulamanın ne şekilde cereyan etmesi gerektiğini belirtmiştir15. Ancak Yargıtay CGK'nın 10. 02. 2009 Tarih ve 2008ğ4-165 E, 2009ğ18 K sayılı içtihadında ise ".... Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02. 07. 2002 gün ve 2002ğ4-154-282 sayılı kararında" da vurgulandığı üzere; muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbirinin tebliğ saati itibariyle adreste bulunmaması halinde tebliğ işleminin nasıl yapılacağı, tebligat evrakının kime teslim edileceği, tebligat memurunca sırayla hangi işlemleri yapılacağı Tebligat Yasası'nın 21. Tebligat Tüzüğü'nün ise 28 ve 30. maddelerinde düzenlenmiştir. Madde hükümlerinin uygulanabilmesinin temel koşulu, muhatap veya onun adına tebligat yapılabilecek kimselerin yalnızca tebligat saati itibariyle adreste bulunmaması, ancak o adreste oturmaları gerekmektedir. Bu sebeple, o an için adreste bulunmama nedeninin tebligat evrakında açıklanmasına gerek bulunmadığı gibi, yasal düzenlemede bu yönde bir hükme de yer verilmemiştir. Tebligat evrakında açıklanmasına gerek bulunmayan bir hususun (adreste bulunmama nedeni), araştırılmasına ve imza ile doğrulanmasına gerek bulunmadığı ise izahtan varestedir. Sıralı işlemlerden amaç, muhatabın tebligattan haberdar olmasını sağlamaktır. Komşuya haber verme keyfiyeti, eğer mümkün ise söz konusu olabilir. Somut olaydaki tebligat parçasında, tebligat memurunca tevziat esnasında muhatabın adreste bulunmaması sebebiyle Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi gereği tebliğ evrakının muhtara imza karşılığı teslim edildiği, 2 no'lu haber kâğıdının muhatabın kapısına yapıştırıldığı, komşusuna haber verildiği yazılı bulunmaktadır. Tebligat memurunca muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin o an için adreste bulunmadıkları saptanınca diğer sıralı işlemlerin yapıldığının açıkça anlaşılması karşısında; tebliğ işleminin Tebligat Yasası'nın 21. ve Tebligat Tüzüğü'nün 28 ile 30. maddelerine uygun biçimde gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir 16 " Sıkı şekil şartları aranmamıştır. Yüksek mahkeme bu içtihadıyla "adreste bulunmama sebebinin" tebligat memurunca "tahkik edilmesi 17-18" hususunun yasada yer almadığından Tebligat Kanununda ve tüzüğünde silsileyle yapılması gereken işlemlerin (evrakı teslim etme, haber kağıdını kapıya yapıştırma ve tutanağın imzalanması) yapılması halinde tebliğ işleminin usule uygun olduğuna karar verilmiştir. söz konusu kararın Tebligat Tüzüğü'nün 28-30. maddesine aykırı olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. Tebligat işleminin önem arz ettiği belli başlı temel kanunları şu şekilde sayabiliriz. 1086 sayılı HUMK, 5271 sayılı CMK, 2004 sayılı İİK, 213 sayılı VUK, 5941 sayılı Çek Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 2577 sayılı İYUK, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu vs'dir. Tebligat Kanunu'nun 21. ve Tüzüğün 28-30 maddelerine aykırı fakat şeklen uygun gibi görülen bir işlem tesis edildiği takdirde yapılan işlemin mahiyetine göre; bu durum yapılan tebligatla, tebligata konu işlem ile ilgili karar verecek merciinin dikkatinden kaçarsa süreler işlemeye başlayacağından bu sürelere hak kaybının olmaması bağlamında bir takım usulü girişimde bulunmak gerekecektir. Örneğin kambiyo senedine dayalı bir takipte ödeme emri borçluya gönderilmiş ancak borçlu adresinde bulunmadığından dolayı tebligat memuru tebliğ evrakını muhatara teslim etmiş ancak adreste bulunmama sebebini unutmuş ve tutanağa yazmayarak yeniden adrese gelmiş ve apartman kapısına, (Daireye değil) 2 nolu ihbarnameyi yapıştırmış ve komşusuna da haber vermiş olduğunu, komşunun da imzadan kaçındığını, memurun bu hususları tutanağa yazdığını, apartman kapısındaki haber kağıdının 12 yaşlarındaki çocuklar tarafından yırtıldığını, komşunun da borçluya haber vermeyi unuttuğunu varsayalım. Bu takdirde yapılan işlem acaba tebligat kanunu ve tüzüğündeki şekil ve usullere uygun mudur? Uygun değilse borçlunun buna karşı ne gibi hukuksal yola başvurması gerekmektedirş Öncelikle belirtmek gerekir ki burada yapılan işlem usule aykırıdır. Zira tebliğ memuru her ne kadar evrakı muhtara bırakmış ve adrese tekrar gelerek 2 no'lu haber kağıdını kapıya yapıştırmış ve komşuya da haber vermiş ise de burada ihbarnamenin yapıştırılacağı kapı, ilgili şahsın adresinin bulunduğu dairenin kapısıdır. Bu nedenle ihbarname muhatabın adresinin bulunduğu kapıya yapıştırılmış olması gerekmektedir 19 Esasen memurun muhatabın niçin adreste bulunmadığını da tahkik etmemiştir. Olayımızda muhatap yani borçlu, hakkında takibin yapıldığından haberdar olmadı- ğından ödeme emrine karşı borçlu değilse süresi içinde yapması gereken itirazı kaçırmış olduğundan bu hususta İcra Hukuk Mahkemesine müracaatta bulunarak ödeme emrini öğrendiğini bildirdiği tarihin tebliğ tarihi sayılmasına ilişkin dava açması gerekecektir 20. Yine hakkında gıyabi olarak mahkumiyet kararı verilen sanığın kendisine yukarıdaki şekilde tebliğ işlemi yapılmış ise bu takdirde sanığın temyiz süresini kaçırmış olduğu takdirde kararı veren Mahkemeye CMK 40 vd. maddelerine 21 göre yeniden müracaat ederek kararın öğrendiği tarihten itibaren tebliğ edilmiş sayılmasına ilişkin talepte bulunması gerekecektir. Bu talepte bulunurken yine yapılamayan usulü işlemin de, olayımızda temyiz gerekçelerini de ilgili dilekçesinde belirtmiş olması gerekmelidir. Keza HUMK 163. maddesi gereğince kendisine verilen sürede yapması lazım olan muameleyi yapmamasına yukarıdaki misalde belirtildiği şekilde süresini geçiren kişi de yine aynı madde gereğince o hakkı kullanma hakkı şeklen düşeceğinden tebligatın usulsüz olduğuna dayanarak 166. vd. maddelerine göre aynı şekilde eski hale iade yoluna başvurması suretiyle sakıt olan hakkın yeniden kullanılması bağlamında müracaatta bulunması gerekecektir 22. Yine 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nda da bu durumda İYUK 21, 23 31 v e 6 0. maddeleri gereğince müracaatta bulunması gerekmelidir. Muhatap, müracaat hakkını kullanırken iddialarının ispatı sadedinde delil olarak; gerekirse ihbarnamenin yapıştırıldığı adresteki kapı ile yapıştırılması gereken kapının fotoğraflarını çekip dosyaya eklemesinde ispat açısından faydalı ve yerinde olacaktır. Yine kapıcının veya yöneticinin de bu uğurda tanık olarak dinlenilmesi hususunda da talepte bulunulabilmelidir. Keza işlemi gerçekleştiren memurun da tanık olarak dinlenilmesinin istenilmesinde yararlı olacağı kanaatindeyiz. Bu işlemlere yani usulsüz işlemlere sebebiyet veren tebliğ memurunun sorumluluğuna gelince; cezai açıdan sorumluluğu 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 52. maddesinde tanzim edilmiştir 24 Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında disiplin yönünden de sorumluluğuna da işaret edilmektedir. Cezai sorumlukla ilgili olarak Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 14.09.1994 Tarih ve E:1994ğ3589, K:1994ğ6633 sayılı içtihadında "PTT. dağıtıcısına yalan bilgi vererek usulsüz tebligat yaptıran apartman kapıcısının eylemi, 7201 sayılı Tebligat Yasası'nın 55/b madde ve bendinde yazılı suçu oluşturur. PTT dağıtıcısının, apartman kapıcısının verdiği yalan bilgiden haberi olup, onunla birlikte davranarak usulsüz tebligat yapması halinde her ikisinin eylemleri, TCK'nın 240/1. madde ve fıkrasına uyar." Tebligat memurunun görevini kötüye kullandığı takdirde görevi kötüye kullanma suçunu işlemiş olduğuna hükmetmiştir 25 . Tebligat memurunun hukuki sorumluluğuna gelince; kanaatimizce bu konuda da genel hükümlerden hareket etmenin doğru olacağını düşüncesindeyiz. Zira burada ilgili memurun ihmali, hatası veya kastından kaynaklanan bir eylemi bahis konusudur. Bu bağlamda hukuksal nitelik olarak haksız fiil söz konusudur. Bu sebeple memurun bu eyleminden dolayı BK 41. maddesine göre sorumlu olacaktır. İlgili memur Posta İşletmesinin müstahdemi sıfatında olduğundan ve bunlar da genellikle sözleşmeli memur pozisyonunda bulunduğundan, ilgili memurun tabi olduğu kurum da BK 55. maddesi bağlamında doğan zararlardan sorumlu olacaktır. Zira istihdam eden ile mutazarrır yani zarar gören kişi arasında herhangi bir sözleşmesel bir ilişki bulunmamaktadır. Usulsüz tebligat nedeniyle muhatabın bundan doğacak zararların tazminiyle ilgili olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'ne intikal eden bir olayda şöyle bir karar verilmiştir. "Y. 4. HD. 16. 01. 2003 T. E: 2002/8860 K: 344 sayılı içtihadında"...İcra Müdürü, ödeme emrine ilişkin tebligatın Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmiş olup olmadığını denetlemekle yükümlü olduğundan, yapılan usulsüz tebligat nedeniyle hakkındaki takibin kesinleşmesi sonucu, taşınmazı haksız olarak) satılan borçlunun Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davasının kabulü gerekeceği dava, tazminat istemine ilişkindir. Davacı, "uzun yıllar yurt dışında yaşamasına rağmen dava dışı E. Otomotiv Ltd. Şti. tarafından Samandağ İcra Müdürlüğü'nde aleyhine yapılan icra takibi sırasında çıkarılan ödeme emrine ilişkin tebligatın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği gözetilmeksizin, icra takibinin kesinleşerek İzmir Karşıyaka Şemikler Mahallesi 16 no'lu parsel üzerindeki apartman dairesinin satışı nedeniyle uğradığı zararın, İcra ve İflas Kanunu'nun 5. maddesi gereğince tahsilini" istemiştir. Davalı "İcra Müdürünün tebligatın usulüne yapılıp yapılmadığını inceme sorumluluğu bulunmadığından davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece "davanın reddine" karar verilmiştir. Dava konusu icra takibinin yapıldığı Samandağ İcra Müdürlüğü'nün 1997ğ2335 sayılı dosyası içinde mevcut ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligatın "muhatabın dağıtım saatlerinde adreste bulunmaması nedeniyle Yalı Mahallesi muhtarına bırakıldığı, 2 no'lu kağıt yapıştırılıp, komşusu bulunmadığından haber bırakılmadığından" şerhi ile tebliğ edildiği görülmektedir. Tebligat Yasası'nın 21. maddesi ve Tebligat Tüzüğü'nün 28. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; "muhatabın adreste bulunmaması halinde, muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliği tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak kendisinin imzalaması" gerekir. Anılan düzenleme ile PTT memuruna, "ilgilinin neden adreste bulunmadığını" tahkik etme görevi yüklenmiştir. "Adreste bulunmama nedeni" tevsik edilmeden yapılan tebligat, Tebligat Yasası'nın 21. maddesine aykırıdır. İcra dosyasındaki mevcut tebligat, bu açıklamalar ışığında incelendiğinde, davacının adreste bulunmama nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıyla tebligatın, Tebligat Yasası'nın 21. maddesine aykırı olduğu görülmektedir. İcra müdürü, tebligatın Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle yükümlüdür. Tebligatın usulsüz olduğu yukarıda yapılan açıklamalar ışığında anlaşıldığı gibi, Samandağ İcra Hukuk Mahkemesi'nin 1999ğ122 esas dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilen karar ile de sabit olmuştur. Yerel mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek, İİK' in 5. maddesine göre sorumluluğun kapsamı belirlenerek hüküm kurulması gerekirken, davanın reddedilmiş olması ve kısa kararda "dava ispatlanamadığı"ndan reddedilmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda "hem husumetten ve hem de esastan" red kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Not: Yukarıdaki içtihadında, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi "İcra Müdürünün, tebligatın Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak yapılmadığını kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğunu" belirterek "yapılan usulsüz tebligat nedeniyle hakkındaki takibin kesinleşmesi sonucu, taşınmazı (haksız olarak) satılan borçlunun Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davasının kabulü g e r e k e c e ğ i n i " -kanımızca da isabetli olarak- vurgulamıştır... Halbuki Yargıtay 12. Hukuk Dairesi öteden beri "tebligatın usulsüzlüğünün icra müdürünce doğrudan doğruya gözetilemeyeceğini bu hususun ancak tetkik merciine şikayet konusu yapılabileceğini" (bknz: 12. HD. 27. 10. 1993 T. E: 12327, K: 16516 "UYAR, T. İcra Hukuku'nda Tebligat Yakında yayınlanacak makalemiz; IX, dipn. 201; "UYAR, T. İcra Hukuku'nda fiikayet Sebepleri" (Tür. Bar. Bir. D. MartğNisan-2004,dipn. 570" 12. HD. 16.10.1984 T. E:7518, K:10498; 8. 7. 1980 T. E:4315, K. 5997 "UYAR, T. İcra Hukuku'nda Tebligat," IX, dipn. 193 " belirtmektedir. Davalı da, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bu doğrultudaki içtihatlarına yollama yaparak "icra müdürünün tebligatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleme sorumluluğu bulunmadığını" savunmuşsa da, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu savunmaya itibar etmeyerek, "icra müdürünün bu hatalı işleminden devletin sorumlu olduğu" sonucuna varmıştır. Kanımızca da, icra müdürünün "tebligatınusulüne uygun olup olmadığını" inceleyebilmesi ve tebligatın usulüne uygun olarak yapılmamış olduğunu saptaması halinde, ilgiliye yeniden tebligat yapılmasına karar vermesi gerekir... UYAR, T. İcra Hukukunda Tebligat, açıklama: IX, dipn. 192 civarı; UYAR, T. İcra Hukukunda fiikayetin Hukuki Niteliği ve Konusu "Bknz: Yargı Dünyası Der. Ocak 2004, sayi: 97, s:9-17; Balıkesir Barosu Dergisi, Eylülğ2004, S67, s:7-10 ve http://www.talihuyar,com/makaleler/4 ichuk. sk. rtuk. nitkonu. doc; açıklama: II, dipn. 30 civarı). Bu nedenle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıdaki içtihadını çok isabetli buluyoruz.26 Emsal niteliğinde olan bu içtihattan yola çıkarak acaba hukuk usulü veya ceza muhakemeleri kanununu uygulamakla yükümlü olan ve tebliğ memurunun işlemlerini denetleyen hakimlerin sorumluluğundan bahsedilebilir mi, diye akla bir soru gelebilir. Ancak bu soruya verilecek cevap olumsuz olacaktır. Zira Hakimlerin mesuliyetiyle ilgili olarak HUMK 573 ve devamı maddelerinde sorumluluk nedenleri tahdidi olarak sayılmış ayrıca buna yönelik açılacak davalarda yazılacak dilekçeler ve eklerinin, delillerin çok sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Davanın kaybı halinde ise talep aranmaksızın davacı yanın uygun bir maddi ve manevi tazminata hükmedileceği de ayrıca düzenlenmiştir. Dolayısıyla hakimlerin yargı yetkisini kullanmaları nedeniyle vermiş olduğu kararlardan dolayı kural olarak sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak eğer yasada sayılan hallerden biri var ise yani örneğin HUMK 573-2-2. b'e göre "yoruma ihtiyaç duymayacak surette yasaya açıkça aykırı bir karar verildiği takdirde"hakimin sorumluluğu söz konusu olabilecektir. Ancak yukarıda da belirtildiği şekilde CGK kararında tebligat kanunu ve tüzüğünün gerek HGK gerekse de Hukuk Dairelerinden farklı şekilde yorumlanarak karar verildiğinden Tebligat Kanunu' n un 21. maddesi bağlamında usulsüz tebligat ile ilgili olarak hakimin sorumluluğuna gidilebilmesi o l a s ı görülememektedir. Peki, tebligatın usulsüzlüğü ile ilgili olarak meydana gelebilecek hangi zararlardan dolayı sorumluluk doğacaktır. Burada yapılan usulsüz tebligatla ilgili olarak eylem Haksız Fiil olarak nitelendirildiğinden bu sorumluluk rejimine göre değerlendirmek gerekir. Ancak zarar olarak maddi zarar, manevi zarara ayrımı bağlamında burada sadece meydana gelebilecek elem ve ızdırabın neticesi olarak bunların bir nebzede olsa telafisine yönelik olarak manevi zararın tazmin edilebileceği düşüncesindeyiz. Zira burada sırf tebligatla ilgili konularda usulsüzlüğün öğrenildiği anda yapılması gereken işlemler tekrardan yenileceğinden dolayı maddi zararların doğması güç görülmektedir. Örneğin usulsüz tebligat sonucu bir ilamsız takip kesinleştirilmiş olsa, borçlunun menkul gayrimenkulüne haciz konulsa dahi gıyabında bu işlemler yapılmış ise bu takdirde İİK'in 103. maddesine göre bu işlemler hakkında bir diyeceğinin olup olmaması hususunda davetiye gönderileceğinden bu takdirde takipten haberdar olacağından artık tebliğ usulsüzlüğünden bahsedilemeyecektir. Diyelim ki bu hususta yani 103 davetiyesi de usulsüz olarak yapıldı ve borçlunun gayrimenkulüne haciz konularak satışa esas olmak üzere kıymet takdiri yapıldı. Bu takdirde kıymet takdiri borçluya tebliğ olunacağından muhatap bundan haberdar olacak ve tebliğ usulsüzlüğü bulunduğu takdirde İcra Hukuk Mahkemesine müracaatla ödeme emrinin tebligatının öğrendiği tarihte tebliğ edilmiş sayılması hususunda talepte bulunacak ve yine de burada borçlu muhatabın maddi zararının meydana gelmesi engellenmiş olacaktır. Dolayısıyla özel hukukta usulsüz tebligat nedeniyle maddi zararın oluşamayacağı düşüncesindeyiz. Ancak borçlu muhatabın bu süreçte çekmiş olduğu acı elem ve ızdırabın telafisine yönelik olarak uygun bir manevi tazminatın talep edebileceği kanısındayız. İşin bir de cezai boyutundan bakıldığında örneğin sanık hakkında açılan kamu davası ile tensip kararı alınmış ve sanığa duruşma davetiyesi gönderilmiş ancak Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine aykırı olarak yapılmış ve denetim makamı olan mahkeme yargıcı tarafından bu husus göz ardı edilmiş ve sanık hakkında bu kez zorla getirme kararının çıkarıldığını, bu ikinci tebligatında aynı şekilde usulsüz olduğunu ve yine mahkeme yargıcı tarafından sanık hakkında bu kez yakalama emri kararının çıkarıldığını bir an için varsayarsak bu takdirde acaba bundan dolayı maddi zararı söz konusu olabilir miş Burada kişinin özgürlüğünden yoksun kalacağından işine gidememesinden dolayı, bir toplantıya katılamamasından dolayı maddi zararı doğmuş olabilir. Burada sanık hakkında dava açıldığını bilebilecek durumda değildir. Haberi bulunmamaktadır. Haberi bulunsa duruşmaya gelecek midir? Bilinemez bir varsayım. Ancak haberdar değildir duruşmadan ve bir anda özgürlüğünden alıkonulmuştur, hiçbir şeyden habersiz apar topar hakim karşısına çıkarılmıştır. Burada elbette maddi bir zarar ortaya çıkacaktır. Manevi zarar yönünden zaten herhangi bir problem de bulunmamaktadır. Bu nedenle ceza hukuku bağlamında usulsüz tebligat nedeniyle ortaya çıkacak maddi ve manevi zararlardan dolayı dava. ikame edilebileceği kanısındayız. Ancak belki burada bir illiyet bağının kesilip kesilmemesi meselesi tartışma konusu yapılabilir. Bu bağlamda tebliğ memuru diyebilir ki her ne kadar usulsüz tebligatın yapılması neden olunmuş ise de kişinin zararından benim değil, denetim makamının ihmalinden dolayı ortaya zarar çıkmıştır. Usulsüz tebliğin telafisi her zaman düzeltilebilir mahiyettedir şeklindeki savunmasına itibar etmemek gerekir. Zira sorumluluğu başkasına atarak tebliğ memurunun veya çalıştığı kurumun mesuliyetinden kurtulmasına imkan tanımak zarara uğramış insanın zararlarının telafi edilmesine engel olmaktan öteye anlam taşımayacağından bu durum hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır. SONUÇ: Uygulamada Yargıtay içtihatlarındaki yorum farklılıkları da nazara alındığında tebligat işlemlerinin ne derece önem arz ettiğini vurgulamak izahtan varestedir. Özellikle vekil arkadaşların dosyalarını titizlikle incelemelerinde gerek adil yargılanma hakkının tesisinde ve gerekse de avukatın hukuki ve cezai sorumluluklarından kurtulmalarında önemli bir faktör olacağı düşüncesindeyiz. Usulsüz yapılan bir tebligat işleminden dahi davanın kazanılabileceği, bu sayede kişinin borcundan dolayı takibe itiraz hakkını kazanabileceği veya davada süresi içinde cevap verebileceği, savunma yapabileceği, temyiz hakkını kullanabilme hakkına kavuşabileceği veya usulü diğer işlemlerin yapılabilme hakkının tesisine imkan getirebilmesi bakımından göz ardı etmemek gerektiği kanısındayız. Av. Refik AY - Avukat / İzmir Barosu Bu Hukuki Makale, İstanbul Barosu Dergisinin 2010 yılı 84.cildi 5. sayısında yayınlanmıştır. KAYNAKÇA 1- Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Sözlüğü Yetkin Hukuk Yayınları 5. Baskı 2- Prof. Dr. Baki KURUğProf. Dr. Ramazan ARSLANğProf. Dr. Ejder YILMAZ, Medeni Usul Hukuku Ders kitabı Genişletilmiş 13. Bası 3- Prof. Dr. Timuçin MUfiUL Tebligat Kanunu ve ilgili Mevzuat Legal yayıncılık 3. baskı 4- Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Av. Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku Yetkin yayınevi genişletilmiş 3. Bası. 5- www.talihuyar.com web adresi 6- Kazancı içtihat programı DİPNOTLAR (1) YILMAZ Syf 794 (2) KURUğ ASLAN - YILMAZ Syf 87 (3) Tebligat Kanunu'nun 21. Maddesi (Değişik madde: 06ğ06ğ1985 - 3220ğ7 md.) "Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşulardan birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir.İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. (Ek fıkra: 19ğ03ğ2003 - 4829 S.K.ğ5. md.) Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkra uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar."hükmünü amridir. (4) Tebligat Kanunu'nun 32. md. "Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. (5) Tebligat Tüzüğünün 28. maddesi "(Değişik fıkra: 05ğ10ğ1987 - 87ğ12170 K.) Muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir. (Değişik fıkra: 05ğ10ğ1987 - 87ğ12170 K.) Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten devamlı olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tespit edilmemişse, tebliğ evrakı, çıkaran mercie geri gönderilir. Yeni adres tebliğ memuru tarafından tespit edilmiş ise bu adres tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır. Bu halde; A) Yeni adres, tebliğ memurunun tevzi bölgesi dahilinde bulunduğu takdirde tebligat o adrese yapılır. B) Yeni adres, aynı PTT merkezinin diğer bir tevzi bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunursa, tebliğ evrakı yeni adreste tebliğinin temini için tebliğ memuru tarafından bağlı olduğu merkeze iade olunur. Tebligat evrakında yazılı tarihe kadar 12 nci Maddede gösterilen müddetlerden daha az bir zaman kalmış veya yeni adres yabancı bir memlekete ait ise PTT merkezi tebliğ evrakını tebligatı çıkaran mercie geri gönderir. Muhatap ve onun yerine tebligat yapılacak kimseler, o adreste bulundukları halde tebliğin yapılacağı sırada orada mevcut değillerse 30. uncu Maddeye göre muamele yapılır."hükmünü taşımaktadır. (6) Tebligat Tüzüğü'nün 29.maddesi "Kendisine tebliğ yapılacak kimse veya yukarıdaki Maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimseler tebellüğden imtina ederlerse 30 uncu Maddeye göre muamele yapılır." Hükmünü içermektedir. (7) Tebligat Tüzüğü'nün 30. Maddesi "28 inci Maddenin son fıkrasında ve 29 uncu Maddede zikredilen ahvalde tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi azasından birine veyahut zabıta amir, veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. (Değişik fıkra: 05ğ10ğ1987 -87ğ12170 K.) Tebliğ memuru, Tüzüğe ekli 2 numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi, gösterilen adresteki kapıya yapıştırır. Durumu, muhataba duyurmasını mümkünse en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir." İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır." ( Tebligat Tüzüğü'nün 31. Maddesi "Yukarıdaki Maddenin 1. fıkrasında zikredilen kimseler,kendilerine teslim edilen tebliğ evrakını, 3 ay saklamakla mükelleftirler. Tebliğ evrakı muayyen müddeti ihtiva ederse, mezkur evrak ihtiva ettiği müddetin bitiminden itibaren 3 ay daha saklanır. Yukarıdaki Maddede yazılı ihbarname kapıya yapışmış olarak 10 gün kalır." (9) Posta Tebligat İşlemleri Rehberi 61. maddesi "Kendisine tebliğ yapılacak kimse veya yukarıdaki maddelere göre kendilerine tebliğ yapılabilecek kimselerden hiç biri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ olunacak evrak o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine yahut zabıta amir veya memuruna (polis karakolu) imza mukabilinde teslim edilir. Teslim edilenin adresini ihtiva eden 2 örnek numaralı ihbarname gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırılır ve aynı zamanda tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesi için mümkün oldukça en yakın koşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir.İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacağından personelimizin kapıya yapıştırma tarihini ihbarnameye ve tebliğ mazbatasına işaret etmesi gerekir." MUşUL Sy. 635 (10) Posta Tebligat İşlemleri Rehberi 62. maddesi "Muhatap ve onun yerine tebliğ yapılabilecek kimseler o adreste bulundukları halde tebliğin yapılacağı sırada orada mevcut değillerse veya bu şahıslar tebellüğden imtina ederlerse tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclis azasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza mukabilinde teslim eder. Tebliğ memuru 2 örnek no'lu ihbarnameyi düzenler ve teslim alanın adresini yazdıktan sonra gösterilen adrese ait kapıya yapıştırır ve ayrıca keyfiyetin muhataba haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da söyler. İhbarnamenin kapıya yapıştırdığı tarih tebliğ tarihi sayılacağından, tebliğ memurunun kapıya yapıştırma tarihini ihbarnameye ve tebliğ mazbatasına işaret etmesi gereklidir" MUŞUL Syf 635 (11) Bu konuda bkz Tebligat Kanunu'nun 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19 ve 20. maddeleri (12) MUŞUL syf. 229 (13) Kazancı İçtihat programı (14) Kazancı içtihat programı (15) Kazancı içtihat programı (16) Kazancı içtihat programı (17) "Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 08.05.2003 tarih ve E.2003ğ5389, K:2003ğ6824 sayılı içtihadında Tebligat Kanunun 20,21 ve özellikle tüzüğün 28.maddesi uyarınca muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan her biri gösterilen adreste bulunmaz iseler tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı; muhtar, ihtiyar kurulu; zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması; imzadan çekilmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir.Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur.(YHGK'nun 29.12.1993 tarihli 1993ğ 18- 778, 876 sayılı kararı) Olayımızda muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı tevsik edilememiştir. Bu hali ile davalıya yapılan tebligat geçersizdir.Bu hususu dikkate alınmadan işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. "MUŞUL s.235 (18) Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 29.09.2003 Tarih E:2003/2498 K:2003/8399 sayılı içtihadında "...Dava, ihraç kararının iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından alınan ihraç kararı mümeyyiz davacı Hasan B.'ye tebliğe çıkarılmış ise de, tebligat muhatabın tevzi saatinde adreste bulunmadığından komşusuna haber verilip, mahalle muhtarına tevdi edilmek suretiyle yapılmıştır. Ancak, Tebligat Kanunu 21. maddesi ve Nizamnamenin 28. maddesi uyarınca, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin veya namına tebligat yapılabilecek kişilerin gösterilen adreste bulunmaması halinde, adreste bulunmama nedeninin araştırılarak yapılacak beyanların imza ile tevsik ettirilmesi, imzadan imtina halinde ise tebliğ memurunun bu durumu şerh ve imza ile tasdik etmesi gerekmektedir. Davalıya 21. maddeye göre yapılan tebligatta açıklanan bu hususlara riayet edilmediği ve tebligatın usulsüz olduğu tereddütsüzdür." Kazancı içtihat programı (19) Yargıtay 10 HD 20.01.1977 T. 4462ğ141 sayılı içtihadında "Davacı, tebligat çıkartılan apartmanın 15 nolu dairesinde oturduğu halde, tebligatın Tebligat Kanunun 21. maddesi gereğince 11 nolu daireye yapıldığı ve usulüne aykırı tebliğin muhatap için ancak muttali olduğu tarihten itibaren hüküm ifade edeceği anılan yasanın 32. maddesi hükmü gereği olduğu, bu suretle de pim komisyonun kararının iptaline ilişkin davanın süresinde bulunduğu gözetilmeksizin yazlı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.(Uygur s.695), Yılmaz s.648 (20) 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 65. maddesine göre "(Değişik madde: 18ğ02ğ1965 - 538ğ35 md.) Borçlu kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde itiraz edememiş ise paraya çevirme muamelesi bitinceye kadar itiraz edebilir. Ancak borçlu, maniin kalktığı günden itibaren üç gün içinde, mazeretini gösterir delillerle birlikte itiraz ve sebeplerini ve müstenidatını bildirmeye ve müteakip fıkra için yapılacak duruşmaya taalluk eden harç ve masrafları ödemeye mecburdur. İtiraz üzerine icra mahkemesi *1* ancak gecikme sebebinin mahiyetine ve hadisenin özelliklerine göre takibin tatilini tensip edebilir. Merci, tetkikatını evrak üzerinde yapar. Lüzumu halinde iki tarafı hemen davetle mazeretin kabule şayan olup olmadığına karar verir. Duruşmaya karar verilmemesi halinde borçludan alınan masraflar kendisine iade olunur. Mazeretin kabulü halinde icra takibi durur. Aynı celsede alacaklı itirazın kaldırılmasını sözlü olarak da isteyebilir. Bu takdirde tahkikata devam olunarak gerekli karar verilir. Daha önce borçlunun mallarına haciz konulmuşsa mazeretin kabulü kararının tefhim veya tebliği tarihinden itibaren alacaklı yedi gün içinde, merciden itirazın kaldırılmasını istemez veya aynı süre içinde 67 nci maddeye göre mahkemeye başvurmazsa haciz kalkar." şeklinde düzenlenmiştir. (21) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 40. maddesine göre "kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi eski hale getirme isteminde bulunabilir."hükmünü taşımaktadır. Yine 363 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 54. maddesi 29.06.2006 tarih ve 5530 Sayılı Kanunun 62-63 maddeleri gereğince değiştirildiğinden bu durumda da 5271 sayılı CMK 40. vd madde hükümleri tatbik edilecektir. (22) 1086 sayılı Hukuk usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 163. maddesi "Bu kanunun veya hakimin tayin ettiği kati müddetin müruruyla sukut etmiş olan hakkın hali sabıka ircaı aşağıda beyan olunan hallerde talep ve hükmolunabilir." Hükmünü ihtiva etmektedir. (23) Sonradan ibraz olunan belgeler başlıklı 21. Maddesinde "Dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgeler, bunların vaktinde ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına mahkemece kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir. Bu belgeler duruşmada ibraz edilir ve diğer taraf cevabını hemen verebileceğini beyan eder veya cevap vermeye lüzum görmezse, ayrıca tebliğ edilmez." (24) Tebligat Kanunu'nun 52. maddesine göre"(Değişik fıkra: 23ğ01ğ2008-5728 S.K.ğ251.mad) Bu Kanunun tatbikinde vazifeli bulunan memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti ve meclisi azaları işledikleri suçlar ile kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı, Türk Ceza Kanunu'nun kamu görevlisine ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır. Yukarıdaki fıkra hükmüne göre yapılacak takibat inzibati ceza tatbikine mani değildir." Hükmünü amirdir. (25) Muşul s.462 (26) av.talihuyar.com web sayfasından alınmıştır.
×
×
  • Create New...