Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'yakın tarih'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • hukuk lobisi
    • Hukuki Gelişmeler
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 3 results

  1. Eylül 1936’da Büyük Britanya Kralı VIII Edward (şimdiki kraliçenin amcası) Türkiye’ye gayriresmi ziyaret yaptı. Kral, özel Nahlin yatını kiralamış, Amerikalı sevgilisi Wallis Simpson ve dostlarıyla Akdenz’e açılmıştı. Kendi hükümetiyle arası kötüydü; dış politikada yapmaya çalıştığı hamleler hoş karşılanmıyordu. Yugoslavya ve Yunanistan’a gittikten sonra 3 Eylül’de Çanakkale’ye geldi, buradaki İngiliz mezarlarını ziyaret ettikten sonra İstanbul’a doğru yola çıktı. The Times gazetesine göre İstanbul halkı kenti İngiliz ve Türk Bayraklarıyla donatmıştı. İngiliz gazetesi, Türk gazetelerinin kralı övücü manşetlerle karşılandığını belirtmişti. Kurun gazetesi ‘Welcome Your Majesty! Büyük Misafirimiz, Hoş geldiniz!’ manşetini atmış, Son Posta ise ‘Dünyanın en büyük imparatorluğunu dağılmaktan kurtaran genç kral’ başlığını taşıyan Ömer Rıza Doğrul imzalı bir yazı yayınlanmıştı. VIII. Edward popülerdi ama Doğrul’un bu iddiasını kanıtlayacak bir şey yapmış değildi. 4 Eylül sabahı Nahlin yatı Dolmabahçe Sarayı açıklarına demirledi. Tophane’de karaya çıkan kralı Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakan İsmet İnönü, Türkiye’nin İngiltere Büyükelçisi Fethi Okyar ve İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Sir Percy Loraine karşıladı. Buradan Atatürk’ün arabasında halkı selamlayarak İngiliz Büyükelçiliği’ne giden kral, şehri dolaştı. Kral 11 Aralık 1936’da sevgisiyle evlenmek için tahttan feragat edecekti. İngiltere Kralı VIII. Edward’ın İstanbul Günleri İstanbul, 1936’nın Ağustos ayı sonlarında, bir yandan Balkan festivali için gelen konuklarını ağırlarken öte yandan da bir başka hazırlığın içindeydi. Başta Galata Köprüsü olmak üzere, şehrin çeşitli yerlerine Türk ve İngiliz bayraklarıyla süslü taklar kuruluyor ve yollar temizleniyor; Haydarpaşa’dan Kuzguncuk’a, Kumkapı’dan Beşiktaş’a, tüm kıyı ışıklandırılıyordu. Bütün hu hazırlıklar, “Duke de Lancastre” müstear adıyla, yanına bazı yakın dostlarını da alarak Nahlin Yatı ile Doğu Akdeniz’de özel bir geziye çıkan ve Atatürk’ü görmek için, İstanbul’a da gelecek olan Büyük Britanya Kralı VIII. Edward’ı en iyi şekilde karşılayıp, ağırlamak içindi. O güne kadar, İstanbul’da bulunduğu sırada Atatürk’ü birçok yabancı devlet adamı ziyaret etmişti. Ama Büyük Britanya Kralı VIII. Edward’ın ziyaretinin çok özel bir anlamı vardı… Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in “Atatürk ve İngiltere/Bir Barışmanın Diplomatik Tarihi” adlı çalışmasının ‘Sunuş’ bölümünde, şu satırlara rastlıyoruz: Erik Göldstein devlet ziyaretleri üzerine yaptığı sınıflandırmada İngiltere Kralı VIII. Edward’ın 1936 Türkiye ziyaretini, resmi olmamasına karşın, hasım ülkeler arasında görülen ‘barışma ziyaretleri’ arasında saymaktadır. Yine Göldstein, dünya diplomasi tarihinde hasım ülkeler arasındaki ‘barışma ziyaretleri’ türüne ilk örnek olarak, İngiltere Kralı’nın bu ziyaretini göstermektedir. O sıralar II. Dünya Savaşı’na giden yolda, Avrupa’da değişmeye yüz tutan dengeler; faşist İtalya’nın saldırgan tutumu ve sonraları yalanlamasına rağmen, Doğu Akdeniz üzerindeki emelleri Doğu Akdeniz’deki İngiliz çıkarlarını tehlikeye sokabilirdi… Bu tür düşünceler de İngiltere Kralı’nı, Türkiye ile ilişkilerinde dönüm noktası oluşturacak yeni bir sayfa açmak için harekete geçmeye, en azından bir nabız yoklamaya zorlamış olabilirdi. Mustafa Kemal’in ‘Yurtta barış dünyada barış’ ilkesini uygulayan Cumhuriyet Hükümeti’nin bu girişimi olumlu karşılaması bekleniyordu ve nitekim öyle oldu: Kral, umduğundan fazla ilgi gördü… Atatürk’ün Çanakkale Jesti İngiltere Kralı’nı karşılama, refakatle İstanbul’a getirme görevi Orgeneral Fahrettin Altay’a verilmiş, Kocatepe ve Adatepe Savaş gemileriyle Çanakkale’ye giderek VIII. Edward’ı karşılaması istenmişti. Orgeneral Altay, konuğu Bozcaada açıklarında törenle karşıladı. Kral’ın yatı Nahlin, Anafartalar’ın Suğla limanına demirledikten ve telsizle gerekli görüşme yapıldıktan sonra Altay yata çıktı ve Kral’a takdim edildi. Orgeneral Altay, Kral’a Atatürk’ün mesajı iletti. Yat refakatindeki savaş gemileri Seddülbahir’e doğru yol alırken, Torpidolar Komutanlığından gelen bir mesaj, Krala iletildi. Mesajda şöyle denilmekteydi: … Biraz sonra Kabatepe açıklarından Kral’ın yatı, 1915 Savaşı’nda Alman denizaltı gemisinin torpili ile batan Triumph’un üzerinden geçecektir. Eğer Haşmetmeap lütfedip bir dakika durmaya müsaade ederlerse, Türk denizcileri, kahraman İngilizlerin şanlı hatıralarını kutsamak için, denize bir çelenk atma merasimi yapacaklardır. Kral’ın izni vermesinden sonra, muhteşem bir çelenk denize atıldı. Herkes saygı duruşuna geçti; bando, İngiliz ve Türk ulusal marşlarını çaldı. Sancaklar selama geçtiler… Kral, sakin ve vakur, dimdik ayaktaydı. Bir ara dudaklarından, “Çok güzel düşünülmüş asil bir hareket” sözleri döküldü. Kral, daha sonra karaya çıkarak İngiliz Mezarlığı’nı ve Mehmetçik Anıtı’nı ziyaret etti. Daha sonra, o günlerden 21 yıl önce, 1915’teki kanlı çarpışmaların yaşandığı savaş alanlarını gezdi… İngiltere Kralı VIII. Edward Dolmabahçe’de 4 Eylül 1936 günü İstanbul olağanüstü günlerinden birini daha yaşıyordu. İstanbullular kadın-erkek, genç-yaşlı, VIII. Edward’ı karşılamak için sokaklara dökülmüştü. Yavuz ve Hamidiye savaş gemilerinin Moda açıklarında selamladığı Nahlin Yatı, saat 10.00 sıralarında Dolmabahçe Sarayı önlerine demirledi. Gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra Kral, yata gelerek kendisini karşılayan İngiltere Büyükelçisi yanında olduğu halde, bir motora binerek Tophane rıhtımına indi. Saatler 12.15’i gösterirken Kral, Tophane rıhtımına ayak basıyordu. Atatürk, konuğuna Fransızca “Hoş geldiniz Majeste” diyererek seslenmişti. Deniz oldukça dalgalıydı ve Kral”ın bindiği motor sürekli sallanıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral’ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk: “Vatanımın toprağı temizdir. O, elinizi kirletmez!” diyerek Kral”ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi. Birleşen bu eller, o anda Türk-İngiliz ilişkileri tarihinde yeni bir dönemin başladığını dünyaya duyuruyordu. Tophane rıhtımında bekleşen halk arasında heyecan son haddini bulmuştu. Halk beyaz çizgili koyu renkli bir elbise, açık gri bir gömlek giymiş ve siyah bir kravat takmış olan Kral Edward’ı görebilmek için çırpınırken, atlı polisler düzeni sağlamaya çalışıyordu. Kral ise halkın yürekten tezahüratını, beyaz denizci kasketini sallayarak yanıtlıyordu. Atatürk, konuğunu sağına alarak rıhtımda bekleyen üstü açık otomobile bindi. Otomobil, Dolmabahçe, Beşiktaş, Akaretler, Maçka, Nişantaşı, Rumeli Caddesi, Osmanbey, Pangaltı, Harbiye, Taksim ve Galatasaray’dan geçip İngiliz Elçiliği’ne ulaşırken, yol kenarında birikmiş halkın yoğun ilgisi, hep sürdü… Kral VIII. Edward, daha sonra Atatürk’ü Dolmabahçe Sarayı’nda ziyaret etti, iki devlet adamı, Saray’ın denize bakan büyük salonunda 40 dakika süreyle görüştü. Oldukça sıcak geçen bu önemli görüşme sırasında Kral, Atatürk’ü Nahlin yatında vereceği kokteyle davet etti. Kral’ın ziyareti sırasında yanında bulunan dönemin İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Loraine daha sonra bu görüşmeye ilişkin olarak günlüğüne şu notu düşecekti: Açıkça görebiliyorum ki, Atatürk’ün görkemli konuğuna olan ilgisi çok yoğundu ve ilk izlenimleri kesinlikle olumlu oldu. Kralın olağanüstü mutlu bir tavrı vardır ve çevresindeki herkesi anında rahatlatıyordu. Gördüğüm kadarıyla, Atatürk de bu sıradışı çekiciliği hissetmiş, sadeliği ve dürüstlüğü takdir etmişti. Günler öncesinden, gazetelerde denizde yapılacağı açıklanan fener alayı, o gece Kral’ın şerefine, görkemli bir şekilde gerçekleştirildi. Saat 21.50 sıralarında, fener alayının başını çeken Kalamış vapuru, içindeki bandonun çaldığı marşla harekete geçerken onu diğer gemiler, sayısız motor ve Denizyollarının özel olarak ışıklandırdığı bir duba izledi. Bu duba üzerinde rengarenk ışıklar altında, Balkan Festivali’ne katılan ekipler Kral onuruna gösteri yaptılar. Atatürk, konuğu ile birlikte Saray’ın balkonunda gösterileri izliyor ve tezahürat yapanları selamlıyordu. İstanbul coşku dolu bir yaz gecesi yaşıyordu. Mehtabın çıkması da geceye renk katmıştı. Yapılan gösterileri ilgiyle izleyen Kral da mutluluğunu daha sonra şu sözlerle dile getirecekti: “Ben hayatımda bu kadar güzel bir geceyi pek az hatırlıyorum!” Kral, İstanbul’daki ikinci gününü üçü kadın, dördü erkek yedi konuğuyla birlikte, bir turist gibi kenti gezerek geçirdi. Sultanahmet’e, Ayasofya Müzesi’ne gitti. Kapalıçarşı’ya da giden Kral, Bedesten’i ziyaret edip antikacı mağazalarına uğradıktan sonra, Çarşı’nın emektar kahvecilerinden Karabet Usta’nın hazırladığı Türk kahvesini içti. Daha sonra yatına dönen Kral, saat 14.30 sıralarında Kilyos’a kadar bir deniz gezisi yaptı. Dönüşte, Topkapı Sarayı’na giderek Hazine Dairesi’ni ziyaret etti. Bu Millete Her Şeyi Öğrettim, Fakat Uşaklığı Öğretemedim Akşam yemeğini dışarıda, ‘umuma açık bir yerde’ yemek isteyen Kral’a, Park Otel’de rezervasyon yapıldı. Kral saat 21.00 sularında otele gelerek denize bakan masasına oturduğunda, yanında Bayan Simpson ve diğer konukları da vardı. Gazeteler Kral’ın özel hayatına saygı göstererek Bayan Simpson’un varlığından söz etmemişlerdi; ama fısıltı gazetesi haberi, çoktan İstanbul’a yaymıştı. O gece, İstanbul’un tanınmış simaları, Bayan Simpson’u yakından görebilmek için, Park Otel’e akın ettiler. Tarihçi Enver Behnan Şapolyo anılarında yemekte yaşananları şöyle anlatır: İngiliz Kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce Atatürk “Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz!” demiş ve sofra merasimini bilen bir zattan öğrenilerek sofra düzene konulmuştu. Akşam Kral sofraya oturunca kendisini İngiltere’deki sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk’e dönerek, “Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim” diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Atatürk Kral’a eğildi… Gerisi günümüzde çoğu kişinin bildiği üzere Atatürk’ün kıvrak zekasının en iyi örneklerinden biridir: “Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!” der Kral Edward, İstanbul’daki son gününde önce yatla Marmara’da iki saat süren bir gezinti yaptı. Sonra da Büyükada’nın arka tarafında Yörükali Koyu’nda denize girdi. Sırada Moda Deniz Kulübü vardı: İstanbul’da yaşayan İngilizler, Kulüp’te Kral’a takdim edildiler. Kral’ı, Kulüp Fahri Başkanı ve dönemin İktisat Bakanı Celal Bayar karşıladı. Ülkesine deniz yoluyla değil de Viyana üzerinden dönmek isteyen Kral’a, Atatürk kendi özel trenini tahsis etmişti. Daha önce Haydarpaşa’dan Sirkeci Garı’na geçirilen tren, 6 Eylül 1936 gecesi harekete hazır hale getirilmiş, bu arada Kral’ın eşyaları için bir vagon daha eklenmişti. Konuğundan önce Sirkeci’ye gelen Atatürk, yanında Başbakan İnönü olduğu halde, trene binerek her şeyin tamam olup olmadığını kontrol etti. Daha sonra 23.25 sıralarında gara gelen Kral ve konuklarını, büyük salonun kapısında karşıladı. VIII. Edward trene binmeden önce, İstanbul’da kendisine gösterilen ilgi nedeniyle Atatürk’e teşekkür ettikten sonra, onu İngiltere’ye davet etti. Kral aynı daveti Başbakan İsmet İnönü’ye de yaptı. Cumhurbaşkanlığı treni, gecenin karanlığı içinde bir ışık seli halinde hızla yol alırken, Kral İstanbul’da geçirdiği üç unutulmaz günü düşünüyor, bu arada ziyaretinin de amacına ulaştığını hissediyordu. Türkiye ile İngiltere arasındaki buzlar erimiş, yaklaşan savaş tehlikesine karşı işbirliği olanağı doğmuştu… Kaynaklar: NTV TARİH TOPLUMSAL TARİH
  2. Bu muhteşem eser Fransa tarafından National Geographic'in katkı ve çalışmaları ile oluşturuldu. Kıyamet, bizlere savaşa katılanlar (askerler), savaşın acısını çekenler (siviller) ve onu yönetenlerin (siyasi ve askeri liderler) trajik kaderlerindeki bu akıl almaz çatışmayı anlatıyor. Gizliliği kaldırılmış, renklendirilmiş ve onarılmış orjinal görüntülerle II. Dünya Savaşı daha önce hiç görülmemiş haliyle gözler önüne seriliyor. Belgeselin tamamı dönemin orjinal görüntülerinden oluşturulmuş. Apocalypse:The Second World War (Kıyamet: İkinci Dünya Savaşı) Bu muhteşem eser Fransa tarafından National Geographic'in katkı ve çalışmaları ile oluşturuldu. Kıyamet, bizlere savaşa katılanlar (askerler), savaşın acısını çekenler (siviller) ve onu yönetenlerin (siyasi ve askeri liderler) trajik kaderlerindeki bu akıl almaz çatışmayı anlatıyor. Bu dünya tarihinin en kanlı savaşı, dünya çapında 50 ila 70 milyon arasında erkek ve kadının ölümüne yol açtı. Belgeselde rahatsızlık verici görüntüler de bulunmaktadır. 1. BÖLÜM 2. BÖLÜM 3. BÖLÜM 4. BÖLÜM 5. BÖLÜM 6. BÖLÜM
  3. II. Dünya Savaşı, Almanya'nın Eylül 1939'da Polonya'yı istila etmesiyle başlamıştı. Polonya'yı hem sosyal olarak ekonomik olarak sakat bırakan ve 5,5 milyon Polonyalı'nın öldüğü bu savaşta bazı Polonyalı erkek, kadın ve çocuklar iki Polonyalı hekim sayesinde ölümden kaçabildi. Eugene Lazowski ve Stanislaw Matulewics kurgusal bir salgın bulmaya karar verdiler ve sahte bir aşı geliştirdiler. Salgın tifo, mahpuslarla ve mültecilerle ilişkili bir hastalıktı. Bu savaş hastalığı, özellikle insanların yoğun olduğu ve zayıf sağlık koşullarının bulunduğu yerlerde çok hızla yayılıyordu.ve mülteci kamplarında, hapishanelerde ve askeri barakalarda daha yaygın görülüyordu. Hastalık, tarihsel savaşlar sırasında yaşanan birçok ölümle ilişkilendiriliyordu: Peloponezyen Savaşı sırasında, Atina nüfusunun 2 / 3'ünden fazlasını , Napolyon Büyük Ordusu'ndaki Fransız Askerlerin çoğunu öldürmüştü. Birinci dünya savaşında Rusya'da da bu hastalıktan kaynaklı birçok ölüm meydana gelmişti. Birisinin hastalığa maruz kalıp kalmadığını hızlı bir şekilde not etmek zor olsa da, başlıca belirtilerin bazıları şunlardı: deri döküntüleri, baş ağrısı, ateş ve titreme. Enfekte kişi sonunda şok ve dehidrasyon nedeniyle ölüyordu. Arthur Felix ve Edward Weil, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi sırasında bu hastalığı teşhis etmenin bir yolunu bulan ilk Avrupalı biyologlardı. Eugene Lazowski ve Stanislaw Matulewics , daha önce Rozwadow'daki Polonya Kızıl Haçı için çalışmıştı. Buradaki vatandaşların çoğu sınır dışı veya Almanlar tarafından infaz edilme tehlikesindeydi. Bu nedenle özellikle ülke erkeklerini korumanın bir yolunu geliştirmeye karar verdiler. Tedavi için onlara gelen tüm hastalara ölü proteus vulgaris aşısı enjekte ettiler. Ardından, hastaların vücudundan Alman laboratuvarlarına örnekler gönderdiler ve bu da hastanın gerçekten korkunç savaş hastalığına yakalandığını gösterdi. Yakında tüm bölgeye enfekte olmuştu; Alman askerleri, 25 yılı aşkın bir süredir hastalık hakkında bilgi sahibi değillerdi ve bu nedenle de paniklediler. Alman nazilerinin , bölgeyi karantinaya almak ve hastalığa ilişkin posterleri yerleştirmekten başka seçenekleri yoktu," Achtung Fleckfieber "yazısı" Uyarı Tifüs "anlamına geliyordu. Afişler, köyün çevresine çok yönlü olarak yerleştirildi. Eugene Lazowski ve Stanislaw Matulewics kurgusal bir salgın bulmaya karar verdiler ve sahte bir aşı geliştirdiler. Salgın tifo, mahpuslarla ve mültecilerle ilişkili bir hastalıktı. Bu savaş hastalığı, özellikle insanların yoğun olduğu ve zayıf sağlık koşullarının bulunduğu yerlerde çok hızla yayılıyordu.ve mülteci kamplarında, hapishanelerde ve askeri barakalarda daha yaygın görülüyordu. Hastalık, tarihsel savaşlar sırasında yaşanan birçok ölümle ilişkilendiriliyordu: Peloponezyen Savaşı sırasında, Atina nüfusunun 2 / 3'ünden fazlasını , Napolyon Büyük Ordusu'ndaki Fransız Askerlerin çoğunu öldürmüştü. Birinci dünya savaşında Rusya'da da bu hastalıktan kaynaklı birçok ölüm meydana gelmişti. Birisinin hastalığa maruz kalıp kalmadığını hızlı bir şekilde not etmek zor olsa da, başlıca belirtilerin bazıları şunlardı: deri döküntüleri, baş ağrısı, ateş ve titreme. Enfekte kişi sonunda şok ve dehidrasyon nedeniyle ölüyordu. Arthur Felix ve Edward Weil, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi sırasında bu hastalığı teşhis etmenin bir yolunu bulan ilk Avrupalı biyologlardı. Eugene Lazowski ve Stanislaw Matulewics , daha önce Rozwadow'daki Polonya Kızıl Haçı için çalışmıştı. Buradaki vatandaşların çoğu sınır dışı veya Almanlar tarafından infaz edilme tehlikesindeydi. Bu nedenle özellikle ülke erkeklerini korumanın bir yolunu geliştirmeye karar verdiler. Tedavi için onlara gelen tüm hastalara ölü proteus vulgaris aşısı enjekte ettiler. Ardından, hastaların vücudundan Alman laboratuvarlarına örnekler gönderdiler ve bu da hastanın gerçekten korkunç savaş hastalığına yakalandığını gösterdi. Yakında tüm bölgeye enfekte olmuştu; Alman askerleri, 25 yılı aşkın bir süredir hastalık hakkında bilgi sahibi değillerdi ve bu nedenle de paniklediler. Alman nazilerinin , bölgeyi karantinaya almak ve hastalığa ilişkin posterleri yerleştirmekten başka seçenekleri yoktu," Achtung Fleckfieber "yazısı" Uyarı Tifüs "anlamına geliyordu. Afişler, köyün çevresine çok yönlü olarak yerleştirildi.
×
×
  • Create New...