Jump to content

About This Club

Hukuk eğitimine ilişkin yazılar, ders notları, sınav soruları, kur-pratik çalışmaları ve diğer eğitim dökümanları, forum alanları ...
  1. What's new in this club
  2. Türkiye Barolar Birliği'nin hukuk eğitimi ve öğretimindeki standartları belirlemek amacıyla başlattığı "ölçme-değerlendirme" çalışmaları sonuçlandı. Türkiye'deki hukuk fakültelerinin dekanlarının katılımıyla yaklaşık 3 yıldır yürütülen çalışmaya, 73 hukuk fakültesinden 53'ü katıldı. Çalışma sonucunda hazırlanan listede ilk sıraları devlet üniversiteleri aldı. "Ölçme-değerlendirme" çalışmalarına 2014 yılında başlayan Türkiye Barolar Birliği, 37 hukuk fakültesi dekanının katılımıyla kurduğu komisyonda, bir hukuk fakültesinin hangi asgari standartları taşıması gerektiğine dair ölçütleri belirledi. Çalışmaya YÖK Başkanlığı ile son şekli verildi. Akademik kadro, kütüphane olanakları, eğitim-öğretim faaliyetleri gibi kriterlerin yer aldığı değerlendirme formu Türkiye'de aktif olarak eğitim veren tüm hukuk fakültelerine gönderildi. Verilen cevaplar doğrultusunda en iyiler listesi hazırlandı. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu şunları söyledi: "Kontrolsüz şekilde açılmış ve sayısı her geçen gün artan hukuk fakültelerinin pek çoğunun eğitim-öğretim kalitesi ne yazık ki istenilen seviyede değil. Üniversiteye girecek adaylar tercihlerini yapmadan önce önlerinde hukuk fakültelerini objektif ölçülere göre sıraladığımız cetveli bulacaklar. Bu cetvel, hukuk fakültelerinin tercih edilme sıralamasının oluşumunda en önemli etken olacak. Amacımız, üniversite adaylarının daha bilinçli tercih yapabilmelerinde yol gösterici olmak. Ayrıca hukuk fakültelerinin de eksikliklerini görerek kendilerini geliştirmelerini sağlamak." Çalışma sonuçlarına göre Türkiye'nin en iyi 10 hukuk fakültesi sıralaması şöyle: 1. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi 5. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 6. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi 7. Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 8. Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi 9. Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi 10. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Listenin tamamı için tıklayınız Hukuk fakültelerinde lisans eğitimi değerlendirme formu için tıklayınız Hukuk fakültelerinde lisans eğitimi değerlendirme ölçütleri için tıklayınız
  3. Sıradan vatandaşlardan yargı mensuplarına kadar toplumun her kesiminde adalete karşı güvensizlik ciddi boyutlarda seyrediyor. Adliyelerde korkunç boyutlara ulaşan iş yükü, fiziki imkânsızlıklar, dosya sayıları, sonuçlanması kimi zaman on seneyi bulan yılan hikâyesi tadında... Hukuk, bireyleri yaptırımlar biçiminde ciddi olarak etkileyen, diğer yandan meşruiyet kaygısı taşıyan bilimler üstü bir disiplin; bu kanaat yaygın olarak kabul ediliyor. Hukuk eğitimi de, binlerce yıl öncesine dayanan köklü bir geleneğe sahip olmakla birlikte devletten devlete, kültürden kültüre değişkenlik gösteregelmiş. Hukukçular doğal olarak öyle, her zaman ayrıcalıklı, çoğu zaman onursal bir mesleğe sahip insanlar olarak pek çok toplumda ayrı muamele gören insan grubu olarak karşımıza çıkıyor. İlkel kabilelerde hukuku şef temsil ederken, Roma'da Preatorlar, Frigler'de kral, Hitit devletinde Pankuş meclisi bu işlevi görüyor. Fakat hepsinde ortak nokta, hukuku, yani teraziyi ve kılıcı, elinde tutan kim olursa olsun meşru olmayı, meşru değilse en azından meşru görünmeyi başarma konusunda derin bir kaygı taşımalarıdır. Devletlerin bir biri ardına çağdaş hukuk sistemlerine geçip yıllardır benimsediği şu zamanda, çağdaş hukuk eğitimi de hukuk sistemlerinin vazgeçilmez bir parçası, olmazsa olmaz ayırt edici özelliği haline geldi. Pekâlâ, öyleyse, çağdaş hukuk eğitiminin ayırt edici özellikleri nelerdir? Bir çırpıda cevaplanamayacak bir soru olmasının yanı sıra sorunlar yumağını araştırmacıların kucağına atan bu soru, Türkiye'deki hukuk eğitimi bakımından yanıtlanmayı bekliyor. Hukukçuların ilk öğrendikleri hususlardan biri, hukukun ceza hukuku ve özel hukuk ayrıştırmasına tabi tutulmasıdır. Çağdaş hukuk anlayışı bunu gerektirir. Bu anlayışa göre, ceza hukuku kamu tarafından cezai adaletin sağlanmasını amaçlar. Özel hukuk, sözleşme serbestîsi ilkesine paralel halde, neredeyse sonsuz bir genişleme kapasitesine sahip bir alan olarak bireye güvenen modern anlayışın önemli yapı yaşlarından birini oluşturur. Ceza hukukunda, suçlu, modern öncesi dönemdeki uygulamanın aksine gelişigüzel, öç alma duygusunu tatmin etmek için cezalandırılmaz. Özel hukukta, devlet bireylerin serbest ilişki ağına, sosyal ve ekonomik adalete aşırı derecede zarar vermediği sürece müdahale etmez. Çağdaş hukuk yapılanmasının benimsediği serbestlikler ve modern cezalandırma prensipleri çerçevesinde sağlıklıca işlemesi, büyük ölçüde hukukçulara bağlıdır. O halde çağdaş yaklaşımlar, modern hukuk eğitimini bir şekilde biçimlendirmek durumundadır. Türkiye'de otuzu geçkin sayıda hukuk fakültesi var. Sayıları gittikçe artıyor. Her üniversite, -bir yandan doğal karşılanması gereken bir tavırla- üniversiteye saygınlık sağlayacak bir hukuk fakültesine sahip olmak istiyor. Her sene binlerce öğrenci bu fakültelerden mezun oluyor. Mezun olanlar, avukatlığı, bir bölümü hâkim ve savcılık mesleğini seçiyor. Fakat öte yandan, ÖSYM'nin düzenlediği hâkimlik-savcılık sınavına giren hukuk fakültesi mezunları trajik başarısızlıklarla kendini gösteriyor. Bir kez yapılmaya çalışılan avukatlık sınavı da aynı şekilde eğitim düzeyi açısından üzücü tabloyu gözler önüne serdi. Sıradan vatandaşlardan yargı mensuplarına kadar toplumun her kesiminde adalete karşı güvensizlik ciddi boyutlarda seyrediyor. Adliyelerde korkunç boyutlara ulaşan iş yükü, fiziki imkânsızlıklar, dosya sayıları, sonuçlanması kimi zaman on seneyi bulan yılan hikâyesi tadında, filmlere konu olan davalar, hatalı yargı kararları, yüksek mahkemeleri boğan %99 temyiz oranları hukuk sistemindeki trajik durumu içinden çıkılmaz hale getiren unsurlardan birkaçı olarak ortada beliriyor. Durum böyleyken, hukuk eğitiminde keskin disipline duyulan ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Hukuk eğitiminde hukukçu adaylarına aşılanması gereken en kayda değer husus, adalet ve hakkaniyet bilincidir. Teknik bilgiler kuşkusuz önemlidir, doyurucu şekilde öğretilmelidir de. Ancak bundan önce, ders anlatan öğretim üyesi, pratik derslerini yapan araştırma görevlisi, eğitimin yapıldığı ortam her bakımdan adalet ve hakkaniyet duygusuna sahip hukukçular yetiştirmek için elverişli ve nitelikli olmalıdır. Bu açıdan ben, şanslı bir fakültede olduğumu söylemek isterim. Şöyle ki, Bilgi Üniversitesi'nde görmekte olduğum öğrenim sırasında, Anayasa Hukuku'nda Doç. Serap Yazıcı, Medeni Hukuk'ta Doç. Yeşim Atamer, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi'nde Prof. Niyazi Öktem, Prof. Turgut Tarhanlı, ayrıca ve özellikle Prof. Cemal Bali Akal, gerçek birer hukukçu kimliğiyle görevlerini yerine getirdikleri kanısındayım. Derslerde, gerçek bir hukukçunun adalet tanrıçası gibi gözleri bağlı, tarafsız, terazisini düzgünce tutan, gerektiğinde ise kılıcı kullanmaktan kaçınmayan, adalet duygusuyla dolu olması gerektiği büyük bir ciddiyetle anlatıldığı için bu kanımı dile getirmekteyim. Bütün hukuk fakültelerinde olabildiğince bu standartlara sahip öğrenciler ve öğretim üyeleri olmalıdır. Adalet kavrayışından yoksun, hakkaniyet bilincinde olmayan kişilerin hukukçu olamayacağı, ancak bir 'hukuk teknisyeni' olabileceği sözleri, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ders veren öğretim üyelerinden, örneğin Y. Atamer'in sıklıkla yinelediği bir söz olarak belleğimdedir. Şu cümleler küçük birer teşekkür ifadesi olarak da değerlendirilebilir. Diğer yandan, çağdaş hukuk anlayışının gerek ceza hukuku gerekse özel hukuk anlamında gerekleri, hukuksal düşünme yöntemleri, hukuk tarihi, hukuksal kavramların felsefi dayanakları, hukuk disiplininin sosyolojiyle, psikolojiyle, felsefeyle olan sıkı bağları hukuk eğitimini var eden unsurlardandır. Bu unsurlardan biri ya da birkaçı eksik olduğunda hukukun varlık amacı unutulmakta, işlerliği sekteye uğramakta, sonunda ise hukuk sistemini temelinden sarsan ciddi problemlere yol açacak kadar endişe verici durumlar ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda siyaset ile yargı arasında gerçekleşen kaygı verici ilişkiler, anlaşmazlıklar, ortaya çıkan çelişkilerin kanıtlarıdır. Eldeki tablo böyleyken Türkiye'nin hukuk eğitim sistemi yeniden ele alınıp tartışılmayı gerekli kılacak kadar nazik özelliğiyle hukukçuların, siyasetçilerin, aktivistlerin, entelektüellerin karşısına bir açmaz olarak çıkmaktadır. Faruk Turinay: Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bu yazı, ülkemizde hukuk fakültelerinin henüz otuzu geçmediği zamanlarda kaleme alınmıştı. Hukuk eğitiminde kaygı verici gelişmelerin o zamandan sezildiği bu yazıyı, bugün faal bulunan yüzü aşkın hukuk fakültesi bulunuyor olması gerçeği karşısında daha kaygı verici bir şekilde okumamız gerektiği kanısındayız. SİTE YÖNETİMİ
  4. Sitemizde paylaştığımız geçmiş dönem hukuk fakültesi derslerine ait sınav soruları ve bu derslere ilişkin testler ve sorulara ilişkin içeriklerimize, alfabetik sıra ile aşağıda ulaşabilirsiniz! Anayasa Hukuku Mid-Term 1 Soruları (2005/06) - Koç Üni. Hukuk Fak. Anayasa Hukuku Mid-Term 2 Soruları (2005/06) - Koç Üni. Hukuk Fak. Borçlar Hukuku Genel - Bütünleme Sınavı Soru ve Cevapları- 2014 - 2/A Sınıfı - AÜHF Borçlar Hukuku Özel Final Sınavı - AÜHF - 21.05.2008 Borçlar Hukuku Özel Final Sınavı - 28.05.2009 - AÜHF Borçlar Hukuku Özel Ara Sınavı Soru ve Cevapları - 17.04.2010 - AÜHF Borçlar Hukuku Özel Final Sınavı - 22.05.2010 - AÜHF Ceza Hukuku Genel - Vize Sınavı Soru ve Cevapları - 2020 - AÜHF Ceza Muhakemesi Hukuku 2010-2011 Dönemi 1.Eğitim Vize Sınavı (Marmara Ün. Hukuk F.) Eşya Hukuku - İÜHF - Final Sınavı Soru ve ve Cevapları- 2012/2013 Genel Hukuk ve Türk Hukuk Tarihi Bitirme Sınavı - İÜHF - 12.06.2013 Hukuk Başlangıcı Final Sınavı Soru ve Cevapları - 30.05.2014 - AÜHF İcra-İflas Hukuku 4/A Yıl Sonu Sınavı Soru - Cevapları - 29.6.2009 - AÜHF İcra-İflas Hukuku 4/A Bütünleme Soru-Cevapları-14.07.2009-AÜHF İcra İflas Hukuku 2014 Bütünleme Soru ve Cevapları - 25.07.2014 - AÜHF İcra ve İflas Hukuku – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üni. – Vize Sınavı Soru ve Cevapları – 23.03.2019 İcra İflas Hukuku Test Soruları ve Cevapları-85 Adet İdare Hukuku 2/A Bütünleme Sınavı - 18.07.2007 - AÜHF İdare Hukuku 2/A Yıl Sonu Sınavı - 30.05.2008 - AÜHF İdare Hukuku Bütünleme Sınavı 2009- AÜHF İdare Hukuku 2/A Yıl Sonu Sınavı Soru ve Cevapları - 18.6.2009-AÜHF İdare Hukuku Final Sınavı - 09.05.2014 - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Final Sınavı - 2/B - AÜHF - 16.06.2015 İdare Hukuku Bütünleme Sınavı - 2/B - AÜHF - 28.07.2015 İdare Hukuku Final Sınavı Soru ve Cevapları - 2018-2019 - AÜHF İdare Hukuku Vize Sınavı - AÜHF - 2020 - Soru ve Cevapları İdare Hukuku Test Soruları ve Cevapları - 106 Adet İdari Yargılama Usulü Hukuku Dersi Bütünleme Sınavı (İstanbul Üni. Hukuk) - 30.06.2014 İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Vize Soruları - 2008 - Kocaeli Üni. Hukuk Fak. İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku - Bütünleme Sınavı - 18.07.2014 - AÜHF Kıymetli Evrak Hukuku - AÜHF 2002/03 Vize Sınavı Kıymetli Evrak Hukuku - AÜHF 2003/04 Vize Sınavı Kıymetli Evrak Hukuku - AÜHF 2004/05 Vize Sınavı Kıymetli Evrak Hukuku - AÜHF 2005/06 Vize Sınavı Kıymetli Evrak Hukuku - Final Sınavı - 04.06.2014 - 4/B Sınıfı - AÜHF Kıymetli Evrak Hukuku Bütünleme Sınavı Soru ve Cevapları - AÜHF - 20.07.2018 Kıymetli Evrak Hukuku Bütünleme Sınavı Soru ve Cevapları - AÜHF - 20.07.2018 Medeni Hukuk Temel Kavramlar Test Soruları ve Cevapları - 36 Adet Medeni Hukuk Vize Sınavı - 1/B - A.Ü.H.F 2005-2006 Medeni Hukuk Final Sınavı - 1/B - A.Ü.H.F 2007-2008 Milletlerarası Hukuk Final Sınavı - İÜHF - Haziran 2017 Roma Hukuku 2013-2014 Bütünleme Sınavı - AÜHF Siyasal Tarih Vize Sınavı - Soru ve Cevapları - FSM Üniversitesi Hukuk Fakültesi - 2018-2019 Yılı Ticaret Hukuku Vize Sınavı Soru ve Cevapları - AÜHF - 26.01.2019 Ticaret Hukuku Final Sınavı - AÜHF - 2018 Ticaret Hukuku Bütünleme Sınavı - AÜHF - 3/A Sınıfı - 26.07.2018
  5. Sitemizde paylaşılan kur-pratik çalışmaları : Anayasa Hukuku Pratik Çalışması - İstanbul Üni. Hukuk F. - 27.11.2013 Borçlar Hukuku Genel Kur Pratik Çalışmaları - Atılım Üni. - 24.12.2010 Borçlar Hukuku Özel Pratik Çalışması (Kira) - İÜHF - 16.01.2015 Borçlar Hukuku Özel Pratik Çalışması - İÜHF - 20.11.2014 Borçlar Hukuku Özel Final Sınavı - AÜHF - 21.05.2008 Borçlar Hukuku Özel Final Sınavı - 28.05.2009 - AÜHF Borçlar Hukuku Özel Final Sınavı - 22.05.2010 - AÜHF Ceza Hukuku Genel Hükümler Uygulama Rehberi ve Pratik Çalışmalar Ceza Hukuku Özel Pratik-Kur Çalışmalar - İstanbul Ü.H.F - 2014 Ceza Muhakemesi Hukuku - Hakimin Reddi - Pratik Çalışmalar - 2012-2013 Ceza Muhakemesi Hukuku Pratik Çalışma Soruları - 2012 Genel Kamu Hukuku - İnsan Hakları Pratik Çalışması - 15.5.2009 - AÜHF İdare Hukuku Pratik-Kur Çalışmaları - AÜHF - Kasım 2013 İdare Hukuku Vize Sınavı İçin Pratik Çalışma- 2019-AÜHF İdari Yargılama Usulü Hukuku Pratik Çalışması - 20.5.2009 - AÜHF İdari Yargılama Hukuku Pratik-Kur Çalışması - AÜHF - 2013-2014 İdari Yargılama Hukuku Pratik Çalışma - Ankara Üni. Hukuk Fak. - 2019 İdari Yargılama Hukuku Pratik Çalışma – 2 - Ankara Üni. Hukuk Fak. – 2019 Medeni Hukuk Kur Pratik Çalışması - Medeni Hukuka Giriş ve Kişiler Hukuku - Atılım Üni. - 02.11.2010 Kıymetli Evrak Hukuku Kur-Pratik Çalışması - 12.5.2009 - AÜHF Kıymetli Evrak Hukuku Kur Pratik Çalışmaları - Atılım Üni. - 18.05.2011 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 12.04.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 19.04.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 03.05.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 10.05.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk -17.05.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 24.05.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 08.11.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 15.11.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 29.11.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 06.12.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 20.12.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 27.12.2019 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 02.01.2020 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 01.05.2020 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 08.05.2020 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 12.05.2020 Ticaret Hukuku Pratik Çalışması - Marmara Hukuk - 19.05.2020 Uluslararası Özel Hukuk Pratik Çalışması - Atılım Üni. - 17.05.2010 DEVAM EDECEK ....
  6. Sitemizde paylaşılan ders notları alfabetik sıralama: A Anayasa Yargısı Ders Notu Adli Travmatoloji - Adli Tıp Dersi Notu B Borçlar Hukukunun Konusu Borçlar Hukuku Özel Hükümler - Vekalet Sözleşmesi Ders Notu Borçlar Hukuku Özel Hükümler - İstisna Sözleşmeleri - Ders Notu C Ceza Hukuku Genel Hükümler Ders Notu Slaytları Ceza Hukuku Genel Hükümler Uygulama Rehberi Ceza Hukuku (Genel-Özel) Ders Notu Ceza Kanunu'nda Evrensellik İlkesi Ders Notu Ceza Kanunu'nda Evrensellik İlkesi Ders Notu-2 Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Notları D Devletler Genel Ders Notları Devletler Umumi (Genel) Hukuku - ÖZET E Eşya Hukuku Ders Notu Eşya Hukuku - Tapu Sicili Eşya Hukuku Özet Ders Notları H Hukuka Giriş Özet Ders Notu İ İcra-İflas Hukuku Ders Notu İcra-İflas Hukuku Ders Notu - 2 İcra İflas Hukuku Ders Notu - 2013 - İstanbul Üni. Hukuk Fak. Notu İdare Hukuku Ders Notu ve Deneme Sınavı İdare Hukuku - Kamu Hizmeti ders notu İdari Teşkilat Ders Notu - ÖZET - İstanbul Üni. Hukuk Fak. 2014-2015 İflas Hukuku Ders Notu İmar Hukuku Ders Notu - İstanbul Üni. Hukuk Fak. 2014-2015 İş Hukuku Ders Notu İş Hukuku Ders Notları (Sorulu Notlar) İş Hukuku Ders Notu - 2012 - İstanbul Üni. Hukuk Fak. M Miras Hukuku Ders Notu S Sigorta Hukuku Ders Notu Siyaset Bilimi (Soru Cevap Şeklinde - 339 Soru ve Cevap) Siyasi Tarih Ders Notu Sosyal Güvenlik Hukuku Ders Notu - 2019 Sosyal Sigortalar Hukuku Ders Notu - 2012 - İstanbul Üni. Hukuk Fak. T Ticaret Hukuku Özet Ders Notu Ticaret Hukuku 3. Sınıf - Trakya Üni. Hukuk Fak. - Vize öncesi notlar - 2015 Türk Medeni Hukuku Ders Notu Y Yabancılar Hukuku Ders Notu - 2012 Devamı gelecek ....
  7. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Genel Hükümler 2/A Sınıfı 2019-2020 Öğretim Yılı Vize Sınavı Soru ve Cevapları 1.“İyi ama şimdi ben burada neye göre yargılanıyorum? Dağıtımı bile yapılmamış, üstelik de adıma gölge düşürerek, beni içine tıktıkları hücreden ötürü tamamlanamamış bir yazı nedeniyle… Başkalarına mal olması çok baştan engellenmiş görüşler için…” (Macit BALIK,Türk Romanında 12 Eylül Darbesi, 2009.) Romanda anlatılan yapıyı yaratan devlet düzeninin sahip olduğu ceza hukuku anlayışının beş (5) temel özelliğini yazınız. (10 p.) CEVAP: Sözü edilen ceza hukuku "baskıcı"dır. Baskıcı ceza hukukunda, devlet ön plandadır ve kutsaldır. Resmi ideolojiye dayanmayan düşüncelere hayat hakkı tanınmaz. İfade özgürlüğünden söz edilemez. Yargı siyasallaşmıştır. Geçmişte "mutlakiyetçi" düzenlerde, günümüzde totaliter devletlerde görülür. Ancak kendisini demokratik olarak nitelendiren bir devlet de bu ceza hukukunun özelliklerini taşıyabilir. Suçlar fazla ayrıntılıdır, belirlilik/güvenlik ilkesi söz konusu değildir ve yargıç suç yaratabilir. 2. “Beccaria, ikrarı sağlamak için işkenceyi önemli bir yöntem olarak kabul etmiştir.” şeklindeki önerme doğru mudur? Soruyu Beccaria’nın dahil olduğu Okul’un beş (5) temel özelliğini de yazarak cevaplayınız. (10 p.) CEVAP: Beccaria işkenceye şiddetle karşı çıkmıştır. Bu yöntemi hem insan onuruna aykırı bulmuş, hem de gerçeğin bu şekilde bulunamayacağını savunmuştur. Beccaria, Klasik Okul’un temsilcisidir. Bu Okul’un başlıca özellikleri şunlardır: - İrade serbestisi esasına dayanır. - Cezalandırmanın esası mutlak adalet-toplumsal yarardır. - Tümdengelim metodu kullanılır; suç ve suçlu soyut olarak ele alınır. - Cezanın önleme etkisi “özel” ve “genel” önleme olarak kabul edilir. - Yaptırım olarak güvenlik tedbirleri değil cezaya başvurulur. 3. “Ceza muhakemesi hukuku normları, aynen ceza hukuku normlarında olduğu gibi, failin lehine mi yoksa aleyhine mi olduğuna bakılmaksızın, yürürlüğe girdikleri anda uygulanır ve geçmişe yürümez.” şeklindeki önerme doğru mudur? Neden? (10 puan) CEVAP: Önerme bir yönüyle doğrudur. Derhal uygulanırlık ilkesi ceza muhakemesi hukuku normları için geçerlidir. Sonradan yürürlüğe giren norm failin lehine de aleyhine de olsa, derhal uygulanır. Oysa ceza hukuku normu failin lehine olması durumunda, geçmişe yürür. O nedenle önermedeki ceza hukuku normlarında olduğu gibi, ifadesi yanlıştır. 4. Ankara-Lefkoşa (KKTC) seferini yapan Türk Havayollarına ait yolcu uçağı Türkiye’nin hava sahasından ayrıldıktan 14 mil sonra, uçakta bulunan yolculardan Ali yanında oturan Letonya vatandaşı Oskar’la kavga etmeye başlar ve yumruk atarak Oskar’ın burnunu kırar. Bunun üzerine uçak Türkiye’ye döner ve Adana Şakirpaşa Havalimanına iniş yapar. Ali hakkında Türkiye mahkemelerinin yargı yetkisi var mıdır? Gerekçeli olarak açıklayınız (Not: Türkiye kıyı şeridi ile KKTC kıyı şeridi arasındaki mesafe 80 mil civarındadır). (10 puan) Türkiye Cumhuriyeti’nin Akdeniz’deki karasuları kıyıdan itibaren 12 deniz milidir. Bu mesafenin ötesi açık denizdir. TCK m. 8/2-b’ye göre açık deniz üzerindeki hava sahasında Türk hava araçlarında işlenen suçlar Türkiye’de işlenmiş sayılır. Bu durumda Ali, TCK m. 8/1 uyarınca Türkiye’de yargılanır ve Türk kanunları uygulanır (MÜLKİLİK İLKESİ). 5.İşten çıkarılan ve kızının yurt parasını ödeyemeyen Cemil çaresizlik içindedir. Cemil gerçeğine çok benzeyen oyuncak tabancayla yolda gördüğü bir kadını tehdit ederek boynundaki pırlanta kolyeyi ve kolundaki üç altın bileziği alır. Kadının bağırması üzerine panikleyen Cemil kolyeyi düşürür ancak bilezikleri alıp kaçar. Olayı uzaktan gören Can, kaçmakta olan Cemil'i takip ederek yakalar ve zorla karakola götürür. a) Cemil kaç suç işlemiştir ve olayda tipikliği engelleyen bir durum var mıdır? Cemil herhangi bir hukuka uygunluk nedeninden yararlanır mı? (15 p.) CEVAP: CEMİL tek bir suç işlemiştir (yağma ya da hırsızlık cevabı kabul edilmiştir) Maddi konunun birden çok olması ve kolyenin düşürülmesi suç sayısını etkilemez. Burada suç tamamlanmıştır, teşebbüsten söz edilmesi temel hatadır. Olayda tipikliği engelleyen bir durum yoktur. Tabancanın oyuncak olması aracın elverişsiz olduğu anlamına gelmez. Somut olayda araç elverişlidir, suç işlenebilmiştir. Burada akla gelebilecek hukuka uygunluk nedeni sadece “zorunluluk hali”dir. Ancak bu hukuka uygunluk nedeninin ilk şartı “ağır ve muhakkak bir tehlike”nin varlığıdır. Olayda bu şart gerçekleşmemiştir. b) Can'ın cezai sorumluluğu var mıdır? Neden? (5 p.) (20 puan) CEVAP: CAN’ın eylemi hukuka uygundur. TCK m. 24/1 bağlamında “kanunun hükmünü yerine getirmekte”dir. CMK m. 90 “suç üstü” halinde, herkese geçici olarak yakalama yetkisi vermiştir. 6. Yasin, baraj yapımı üstlenen önemli bir inşaat firmasının ortağıdır ve adı bir “bakan”la birlikte ihale yolsuzluğuna karışır. Muhalefet partisi milletvekili Tahir, TBMM Genel Kurulu’nda gündem dışı söz alarak bu hususu dile getirir ve “Sayın bakan bu yolsuzluk iddialarında nasıl bir role sahiptir? Adı defalarca böylesi olaylara karışmış olan bakan hakkında, hükümetin bir sözü var mıdır?” der. Gazeteci Galip, Tahir’in bu konuşmasını haber yapar ve yolsuzluk hakkında bilgisi olduğunu, bir yazı dizisiyle konuyu ayrıntılı olarak yazacağını duyurur. Yasin,Galip’i iki gün arayla iki kez arar ve bu konunun peşini bırakmasını, aksi halde çocuğunu kaçırarak öldüreceğini söyler. Çok sinirlenen Galip, Yasin’in evinin önüne giderek beklemeye başlar. Bir süre sonra arabasıyla gelen Yasin’i araçtan iner inmez bir yumruk atarak yere düşüren Galip, eline geçirdiği bir taşı vurmak üzereyken, arabada bulunan Yasin’in misafiri, milletvekili Melih, tabancasının kabzasıyla Galip’in ensesine vurarak bayıltır. Galip uzun bir süre ayılmayınca Melih ambulans çağırır. Galip ambulansla hastaneye götürülürken, ambulansın kaygan yolda devrilmesi sonucu başını cama çarpar ve görme yeteneğini kaybeder. Birkaç gün sonra, milletvekili Tahir ve gazeteci Galip hakkında “TC. Hükümetini” aşağıladıkları gerekçesiyle dava açılır. a)Yasin'in (10 p.) b)Tahir’in'in (5 p.) c)Galip'in (10 p.) d)Melih’in cezai sorumluluklarını değerlendiriniz. Melih'in hareketiyle, Galip'in görme yeteneğini kaybetmesi arasında nedensellik bağı var mıdır? (15 p.) (40 puan) CEVAP: a) YASİN, Galip’e karşı iki kez tehdit suçunu işlemiştir. Herhangi bir hukuka uygunluk nedeni yoktur. b) TAHİR’ in sözleri herhangi bir suç unsuru içermemektedir. TCK m. 26/1 bağlamında eleştiri hakkını kullanmaktadır. Eylem suç olmadığı için yasama sorumsuzluğunu tartışmaya gerek yoktur. c) GALİP gazetecidir ve TCK m. 26/1 anlamında bir hakkını kullanmaktadır. Galip, Yasin’in tehditleri karşısında meşru müdafaa durumunda değildir haksız tahrikten yararlanır. Taşı vurmak üzereyken engellenmesi “teşebbüs” değildir. Olayda tek bir yaralama vardır. d) MELİH, üçüncü kişi lehine meşru savunmada bulunmaktadır. Olayda suç olmadığı için yasama dokunulmazlığının kaldırılması gerekmez. Ancak bu saptamayı TBMM değil mahkeme yapacağı için, dokunulmazlık konusu gündeme gelebilir. Melih’in hareketiyle, Galip’in görme yeteneğini kaybetmesi arasında nedensellik bağı olduğu “şart teorisi”ne göre kabul edilebilir. Ancak “uygun nedensellik” ve “insani nedensellik” teorilerine göre nedensellik kabul edilemez. Araya atipik ve istisnai bir neden girmiştir.
  8. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU II (1-2. EĞİTİM) (HUK308) PRATİK ÇALIŞMASI (youtube canlı yayın - 19.05.2020 Salı 14.00) (A) AŞ, İzmir’de bir otel işletmek üzere 10.01.2014 tarihinde (B) ve (C) tarafından kurulmuştur. Şirketin 13.02.2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine yeniden (B), (D) ve (E)’nin seçilmelerine; ayrıca seçilen bu yöneticilerin 2015 yılı faaliyetleri dolayısıyla ibra edilmelerine karar verilmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar, ticaret siciline tescil edilmiştir. İlerleyen zamanda (B), (C)’ye şirketteki paylarını uygun bir bedel karşılığında devretmeyi önermiş, (C) de bu teklifi kabul ederek bakiye sermaye borcu ile (B)’ye ait bütün payları devralmıştır. (C)’nin devraldığı paylar için pay defterine kaydedilmesinin ardından usulüne uygun olarak toplanan genel kurulda mevcut yönetim kurulu üyeleri azledilmiş, yönetim kurulunun tek kişiden oluşmasına ve (C)’nin yönetim kurulu üyeliğine seçilmesine karar verilmiştir. Yönetim kurulu üyesi sıfatıyla şirket hesaplarını kontrole başlayan (C), gerçekte sermayenin neredeyse tamamının karşılıksız kaldığını, ancak önceki yönetim kurulunun bu durumu bilânço hileleriyle gizlediğini, bu suretle (B)’nin hisseleri gerçek değerinin çok üzerindeki bir fiyattan kendisine sattığını tespit etmiş ve hisselerin satış değeri ile gerçek değer arasındaki farkın doğrudan kendisine ödenmesi istemiyle (B), (D) ve (E)’ye karşı bir sorumluluk davası açmıştır. Bu davada (D) ve (E), - tazminatın sadece şirkete ödenmesinin istenebileceğini, - sözleşmesinin tarafı olmadıklarından kendilerine dava açılamayacağını, - ayrıca açılsa bile kendilerinin ibra edildiklerini ileri sürmüşlerdir. (A) AŞ, işletme konusunun imkânsız hâle gelmesi sebebiyle sona ermiş, (C) ve pay sahibi olmayan (T) tasfiye memuru atanarak sicile tescil ve ilan edilmişlerdir. Göreve gelmelerine ilişkin genel kurul kararıyla her biri ayrı ayrı yetkili kılınan ve alacaklılara ilanla çağrı yapıp tasfiye işlemlerini tamamlayan tasfiye memurlarının talebi üzerine (A) AŞ’nin ticaret unvanı 02.02.2019 tarihinde sicilden silinerek bu durum tescil ve ilan edilmiştir. Süresi içinde alacağını tasfiye memurlarına bildirmemiş (A) AŞ’den alacaklı olan (Z) ise alacağının sona ermiş olduğundan endişelenmektedir. 1- a) Açılan sorumluluk davasında talep edilen zararın niteliğini tespit ederek, ileri sürülen savunmaların yerindeliğini ayrı ayrı değerlendiriniz. b) B paylarını C’ye değil de şirkete yabancı olan F’ye devretmiş olsaydı; ilgili usulsüzlükler için F sorumluluk davası açabilir miydi? c) B, D ve E şirketin tüm mali işlemleri ve bilançoların hazırlanması ile muhasebe müdürü M’nin ilgilendiğini ve yapılan usulsüzlüklerden sorumlu olmadıklarını ileri sürebilir mi? 2- (Z)’nin, pay sahibi olmayan (T)’nin tasfiye memuru olarak atanamayacağı ve ayrıca bu mümkün olsa dahi tasfiye işlerini çift imzayla yapmamaları nedeniyle tasfiye işlemlerinin hukuka uygun olmadığı iddiasını değerlendiriniz. 3- (Z)’nin süresi içinde alacağını bildirmemiş olmasının sonucunu ve (Z)’nin alacağını elde edebilmek için müracaat edeceği hukuki bir yol olup olmadığını değerlendiriniz. Olay II Kumaş üretimi ile iştigal eden (X) Anonim Şirketi, 02.02.2017 tarihinde yapılan 2016 yılı olağan genel kurulunda (A), (B) ve (C)’yi yönetim kurulu üyesi seçmiştir. Etkin oldukları faaliyet yılında yönetim kurulu üyeleri (A) ve (B) üretim, satış ve pazarlama faaliyetlerini yürütürken; (C) ise Ar-Ge ve insan kaynakları faaliyetlerinin yürütülmesinde aktif olmuştur. (B), yönetim kurulu üyesi seçildiği 2017 yılının neredeyse tamamını şirketin dış bağlantılarını güçlendirmek için yurtdışında geçirmiş ve toplantılara katılamadığı gibi şirket işlemleri ve hesapları ile de ilgilenememiştir. 2017 yılı sonunda, şirketin 2017 yılına ilişkin elektrik sarfiyatı ve hammadde alımı incelenmiş, 40.000 ton kumaş üretimi yapılması gerekirken; şirket kayıtlarına göre ilgili dönemde 32.000 ton üretim yapıldığı görülmüştür. 03.04.2018 tarihli olağan genel kurulda yönetim kuruluna üye olarak (D) ve (C) seçilmiş ve tescil ve ilan yapılmıştır. Toplantıda yönetim kurulu, yapılması gereken 8.000 tonluk fazladan üretimin şirket kayıtlarına yansımamış olması nedeniyle ibra edilmemiştir. (C) ve (D) göreve başlar başlamaz şirketin ilgili döneme ilişkin kaybının giderilmesi için (A) ve (B) hakkında sorumluluk davası açmıştır. (X) AŞ’de sermayenin %14’üne karşılık gelen nama yazılı paya sahip (E), yıllardır kâr payı dağıtımı yapılmadığı, azınlık pay sahiplerinin haklarının sürekli olarak ihlal edildiği gerekçeleriyle 07.08.2018 tarihinde şirkete karşı haklı sebeple fesih davası açmıştır. Haklı sebebin varlığını tespit eden mahkeme; fesih yerine, davacı (E)’nin paylarının, çoğunluk pay sahiplerince satın alınmasına karar vermiştir. 1- Açılan davada yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun kusur ve ispat yükü bakımından niteliğini açıklayınız. 2) a) (A) ve (B) ilgili faaliyet döneminde (C)’nin de kendileri ile birlikte yönetim kurulu üyesi olduğunu, alınan kararları bildiğini ve ortaya çıkan zarardan kendileri ile birlikte sorumlu olduğunu ileri sürebilir mi? b) YK üyelerinin davacılara karşı ve kendi aralarında sorumluluklarının türünü ve kapsamını açıklayınız. 3- (E), haklı sebeple fesih davası açabilir mi? Bu davanın kabul edilebilmesinin esasa ve usule ilişkin koşulları açısından değerlendiriniz. 4- Mahkemenin dava sonucunda verdiği kararın yerindeliğini tartışarak başka hangi şekilde karar verebileceğini açıklayınız. Bu pratik çalışmanın çözümleri için buraya tıklayınız! ==> https://www.youtube.com/watch?v=xTCWNj3E88A
  9. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU (1-2. EĞİTİM) (HUK.3003) KIYMETLİ EVRAK HUKUKU II (1-2. EĞİTİM) (HUK.402) 12. HAFTA (4-8 MAYIS 2020) PRATİK ÇALIŞMASI 12 MAYIS 2020 15.00 - YOUTUBE CANLI YAYIN OLAY: (D), 15.12.2019 tarihinde, düzenleme yeri Kadıköy/İstanbul muhatabı (B) Bankası, 10.000.-TL bedelli bir çeki (L)’ye teslim etmiştir. (L), çeki (H)’ye ciro etmiştir. (H) ibraz süresinin son günü bu senet ile (B) Bankasına başvurmuş, (B) bankası karekodun da çekin zorunlu bir unsuru olduğu oysa mevcut çekte karekodun yer almadığı gerekçesi ile ödemeden kaçınmıştır. Aşağıdaki soruları birbirinden bağımsız olarak cevaplayınız. S.1) Banka iddiasında haklı mıdır? S.2) Çekle işleyen hesapta 5000.-TL olduğu banka yetkilisi tarafından (H)’ye bildirilmiştir. (H) ise bu miktarı kabul etmesinin mümkün olmadığını beyan edip sinirli bir şekilde çeki banka yetkilisinden geri alarak bankayı terk etmiştir. Ertesi gün elindeki çekle borçlusu (L)’ye başvuran (H)’nin talebi reddedilmiştir. (H), çek bedelini kimden hangi hukuki zeminde talep edebilir? Açıklayınız. OLAY: Rosa Giyim ve Tekstil Anonim Şirketi, 15.3.2020 düzenleme tarihli bir çek keşide ederek lehtar (S)’ye teslim etmiştir. Çekin muhatabı Bostancı merkezli (T) Bankası, düzenlenme yeri ise Şişli/İstanbul’dur. Piyasadaki nakit akışının durma noktasına gelmesi karşısında çekin karşılıksız kalmasını istemeyen Rosa AŞ, 27.3.2020 tarihinde bankayı arayarak çekten caydığını beyan etmiştir. S.3) Rosa AŞ’nin cayma beyanı geçerli midir? 7226 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi[1] gereğince doktrinde savunulan görüşlere göre tartışınız. S.4) Rosa AŞ (T) Bankası’na yolladığı bir beyan ile dünya genelinde etkisini gösteren Covid-19 pandemisinin bir mücbir sebep teşkil ettiğini ileri sürerek TTK m. 811 uyarınca kendileri tarafından keşide edilen tüm çeklere bu hususun şerh düşülmesini ve ödeme yapılmamasını istemiştir. Bu talebi değerlendiriniz. OLAY: Tacir (Z), unsurları tam ve muhatabı (M) Bankası Üsküdar Şubesi olan 7000.-TL bedelli bir çek düzenleyerek ticari borcuna karşılık olmak üzere (Y)’ye teslim etmiştir. (Y) bu çeki ibraz süresi içerisinde (F)’ye (F) de (M) Bankasının Ataköy Şubesine ciro etmiştir. Aşağıdaki soruları birbirinden bağımsız olarak yanıtlayınız. S.5) Tacirin düzenlemiş olduğu çekin tacir çeki olmaması halinde bankanın ödemeden imtina etmesi mümkün müdür? S.6) (F)’nin yapmış olduğu cironun hükmü nedir? Bu ciro geçerli midir? Neden? S.7) İbraz tarihinde düzenleyenin çek hesabı üzerinde ihtiyati tedbir olması sebebiyle çekin ödenememesi varsayımında hukuken karşılıksız çek söz konusu mudur? Neden? Bu durumda karşılıksız çek düzenleme suçu oluşur mu? Ayrı ayrı yanıtlayınız. S.8) Düzenleyenin ibraz anında hesabında 1000.-TL olması halinde bankanın yapması gereken işlem ve ödemekle yükümlü olduğu bedel(ler) nelerdir? Hamil, çek bedelinin karşılıksız kalan kısmına istinaden kimden/kimlerden hangi kalemleri talep edebilir? Şartlarıyla birlikte değerlendiriniz. [1] “(1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibrazve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere** bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; … 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, … itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur**. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.” BU PRATİK ÇALIŞMANIN ÇÖZÜMÜNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ! ==> https://www.youtube.com/watch?v=2FGbB8KxHbM
  10. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET (KIYMETLİ EVRAK) HUKUKU PRATİK ÇALIŞMASI TİCARET HUKUKU (1-2. EĞİTİM) (HUK3003) KIYMETLİ EVRAK HUKUKU II (1-2. EĞİTİM) (HUK402) UZAKTAN EĞİTİM-12. HAFTA (4-8 MAYIS 2020) 8 MAYIS 2020 Cuma - 16:00 (youtube canlı yayın) OLAY Tekstil sektöründe faaliyet gösteren (D) Anonim Şirketi’nin müdürü Kaya Bey, kumaş alımı karşılığında 20.000 TL bedelli bir çek düzenleyerek 1.7.2020 tarihinde (L)’ye vermeyi düşünmektedir. Ekonomik kriz ortamında çekin karşılığının bulunmamasından ve sonradan inkar edilme olasılığından çekinen (L), çeki ancak Kaya Bey’in iki kere imzalaması ve çekin ön yüzüne banka tarafından “karşılığı vardır” şeklinde bir kayıt düşülmesi halinde kabul edebileceğini belirtmiştir. Çekin düzenlenme yeri “K.ELİ”, ödeme yeri “ERENKÖY” olup çek üzerinde 1.8.2020 ve 1.9.2020 şeklinde iki tarih bulunmaktadır. Ayrıca, “Çekin zamanında ödenmemesi durumunda yıllık %15 oranında faiz ödenir.” şeklinde bir kayıt da mevcuttur. Son olarak Kaya Bey, (L)’nin isminin yanına “veya hamiline” ibaresini eklemiştir. Çeki bu haliyle teslim alan (L), çekin arkasını imzalayarak (C1)’e vermiştir. (C1) de “C2’ye ödeyiniz, teminat içindir” ibaresi ile birlikte imzasını atarak (C2)’ye teslim etmiştir. (C2) ise “(H)’ye ödeyiniz, tahsil içindir” yazıp imzaladıktan sonra çeki (H)’ye vermiştir. (H), 12.8.2020 tarihinde çeki muhatap bankaya ibraz etmiş; ancak muhatap banka, hesapta yalnızca 12.000 TL olduğu için en çok bu tutarda ödeme yapabileceğini belirtmiştir. Çeki ayrıntılı olarak inceleyen banka, Kaya Bey’in 15.7.2020 tarihinde görevinden istifa ederek şirketten ayrıldığını öğrenmiş; bu sebeple ibraz tarihi itibariyle çek düzenleme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle çekin ödenemeyeceğini bildirmiştir. SORULAR Lütfen aşağıdaki soruların her birini birbirinden bağımsız olarak yanıtlayınız. 1-Kaya Bey, (D) AŞ adına çek düzenleyebilir mi? Olasılıklara göre değerlendiriniz. 2-Kaya Bey’in senedi iki kere imzalamasının sonucunu değerlendiriniz. 3-Senet üzerindeki “karşılığı vardır” kaydının hüküm ve sonuçları nelerdir. Tartışınız. 4-Çek üzerinde yer alan düzenlenme ve ödeme yeri geçerli midir? 5-Çek üzerinde yer alan tarihlerin ne anlama geldiği ve çekin geçerliliğine etkisini tartışınız. 6-Çek üzerindeki faiz kaydının geçerliliğini değerlendiriniz. 7-Çek üzerindeki “(L) veya hamiline” ifadesinin çeke etkisi nedir. Lehtarın isminin yanında “veya hamiline” ifadesi olmasaydı ve fakat (L)’nin tüzel kişiliği bulunmasaydı, çek bundan nasıl etkilenirdi? 8-(H)’nin yetkili hamil olup olmadığını değerlendiriniz. 9-Muhatap bankanın en fazla 12.000 TL’den sorumlu olduğunu beyan etmesi yerinde midir? Hamilin kısmi ödemeyi kabul etmemesinin sonucu nedir? Kabul etmesi halinde, bunun hamil ve muhatap banka bakımından sonuçlarını değerlendiriniz. 10-Bankanın ödememe gerekçesi yerinde midir? Avukatı olarak size danışılmış olsaydı, nasıl bir çözüm önerisi getirirdiniz? 11-Çekin karşılıksız çıkması durumunda düzenleyenin cezai sorumluluğu söz konusu mudur? Cezanın infazına ilişkin güncel düzenlemeleri de belirtiniz. BU PRATİK ÇALIŞMANIN ÇÖZÜMÜ
  11. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU (1-2. EĞİTİM) (HUK3003) TİCARET HUKUKU II (1-2. EĞİTİM) (HUK308) 11. HAFTA (27 NİSAN -1 MAYIS) 1 MAYIS 2020 - 16.00 (YOUTUBE CANLI YAYINI) PRATİK ÇALIŞMASI Payları borsaya kote olmayan Tekstil Üretim ve Satış AŞ’nin esas sözleşmesi uyarınca şirkete sadece tekstil mühendisleri ortak olabilmektedir. Şirket paylarına ilişkin olarak, A grubu hamiline ve B grubu nama yazılı hisse senetleri basılmıştır. Şirketten ayrılmak isteyen A grubu pay sahibi Neriman, sahip olduğu pay senetlerini avukat yeğeni Alper’e doğum günü hediyesi olarak bağışlamıştır. Ancak Alper yeni malik olarak kendisinin pay defterine işlenmesi için yönetim kuruluna başvurduğunda kendisinin tekstil mühendisi olmadığı savunması ileri sürülmüştür. B grubu pay sahibi Bahar yaşadığı maddi sıkıntı nedeniyle sermaye taahhüdünü tamamen yerine getirmiş olduğu B grubu paylarını tekstil mühendisi Eralp’e devretmiştir. B grubu pay sahibi Ali’nin ölümü üzerine eczacı olan kızı Feride 10.12.2019 tarihinde veraset ilamı ile şirkete başvurup pay defterine kayıt yapılmasını talep etmiştir. Tekstil Üretim ve Satış AŞ yönetim kurulu eskiyen dokuma makinelerini hava jetli dokuma makineleriyle değiştirmek istemektedir. Bu maksatla iki yıl vadeli sabit faizli tahvil ihraç edilmesine ilişkin bir karar almıştır. S.1. Yönetim kurulunun Alper’e karşı yapmış olduğu savunma yerinde midir? Gerekçesiyle açıklayınız. S.2. Yönetim kurulu Eralp’e yapılan pay devrini reddedebilir mi? Açıklayınız. S.3. Nama yazılı pay borsaya kote olsaydı şirket Eralp’e yapılan pay devrini reddedebilir miydi? S.4. Feride’nin eczacı olması pay sahibi olmasına engel teşkil eder mi? Feride kendisine miras kalan paylara ilişkin haklarını hangi andan itibaren kullanabilir? Şirket Feride’nin payı iktisabını engelleyebilir mi? S.5. Nama yazılı pay borsaya kote olsaydı Feride kendisine miras kalan paydan doğan hakları hangi andan itibaren kullanabilirdi? Şirket paydan doğan hakların kullanımını engelleyebilir miydi? S.6. Yönetim kurulu kararı ile tahvil ihraç edilmesi mümkün müdür? İki yılın sonunda Tekstil Üretim ve Satış AŞ’nin zarar etmesi söz konusu olursa tahvile ilişkin faizi ödemekten kaçınabilir mi? PRATİK ÇALIŞMA ÇÖZÜMLERİ İÇİN ==> https://www.youtube.com/watch?v=KZMs9F4pYXk
  12. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku 2/B Sınıfı 2019-2020 Öğretim Yılı Vize Sınavı Soru ve Cevapları ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARE HUKUKU VİZE SINAVI (2/B) CEVAP ANAHTARI 14.01.2020 Adı ve Soyadı: Öğrenci Numarası: Sınav Yönergesi: 1) Sınav süresi 75 dakikadır. 2) Yalnızca Anayasa metni kullanılabilir. 3) Olaylara ilişkin soruların (I) gerekçeli olarak yanıtlanması zorunlu olup; gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 4) Olaylara ilişkin soruların yanıtları, soru kâğıdı üzerinde, her bir sorunun altında ayrılmış olan boşluklara yazılacak; ek yanıt kâğıdı verilmeyecektir. 5) Çoktan seçmeli soruların (II) yanıtları, sadece 10’uncu sorunun altında özel olarak hazırlanmış olan “yanıt tablosu”na işaretlenecek; sorularla birlikte bulunan şıklar üzerine veya soru kâğıdının başka hiçbir yerine buna ilişkin herhangi bir işaretleme veya karalama yapılmayacaktır. Aksi halde çoktan seçmeli sorulara verilen tüm yanıtlar değerlendirme dışında tutulacaktır. 6) Çoktan seçmeli sorularda, “yanıt tablosu”na, her soru için sadece bir yanıt işaretlenecektir. İşaretleme (X) şeklinde yapılacaktır. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY I. OLAYLAR (10’ar puan) Aşağıdaki olaylarda bahsi geçen işlemlerin “idari işlem” olarak kabul edilip edilemeyeceğini ve gerekçesini belirtiniz (İşlemlerin hukuka uygun olup olmadığı tartışılmayacaktır - Olaylar varsayımsaldır). Adalet Bakanlığının, tüm idari yargı mercilerinin verdikleri yargısal kararlarda, kararın dayanağı kanun veya cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün açık olarak belirtilmesinin zorunlu olduğuna dair genelgesi. Yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarından oluşan devlet fonksiyonlarının tanımlanmasında maddi ve şekli ölçüt kullanılmaktadır. Maddi ölçütün fonksiyonların tanımlanmasında yetersiz olması sonucu şekli ölçüt kullanılır. Şekli ölçüte göre yasama ve yargı fonksiyonu dışında kalan her türlü kamusal faaliyet idari fonksiyon kapsamına girer (Değilleme Yöntemi). Söz konusu kamusal faaliyet veya işlem, şekli ölçüte göre yasama ve yargı fonksiyonuna girmiyorsa idari fonksiyona gireceği varsayılacağından, ortada idare tarafından bir faaliyet veya işlem bulunduğu kabul edilecektir. Yasama ve yargı organlarının idari fonksiyona giren faaliyetleri olduğu gibi yürütme organının da yasama ve yargı fonksiyonuna giren faaliyetleri olabilir. Yargı fonksiyonu, bağımsız bir mahkeme tarafından yargılama usulleri uygulanarak kesin hüküm niteliğinde karar verilmesi ve ayrıca bunlarla iç içe olan ve bunlardan ayrılamaz nitelikteki (onların doğrudan nedeni veya sonucu olan) kamusal faaliyet ve işlemlerdir. Yukarıdaki olayda Adalet Bakanlığı yürütme organı olmasına rağmen söz konusu genelge ile yargı alanına, yargı kararının içeriğine ve kararda değinilecek hususlara müdahale etmektedir. Bu nedenle Adalet Bakanlığının işlemi, yargı fonksiyonuna girmektedir. İdari fonksiyona girmemektedir. Bu nedenle idari işlem olarak kabul edilemez. Sağlık Bakanlığının web sayfasına konulan, bakanlık hastanelerinde çalışan hekimlerin mesai sonrasında özelde çalışmasına yasak getiren kanun hükmünün, bu hekimlerin mesai sonrasında vakıf üniversitesi hastanelerinde çalışmasına engel bulunmadığı şeklinde anlaşılması gerektiğine dair internet duyurusu. Şekli ölçüte göre kamusal faaliyet veya işlem, yasama ve yargı fonksiyonuna girmiyorsa idari fonksiyona gireceğinden, ortada idare tarafından yapılmış bir faaliyet veya işlem bulunduğu kabul edilecektir. Söz konusu ön şarta ilave olarak hukuki anlamda tamamlanmış ve hukuki etki ve sonuç doğurmaya elverişli halde bulunması yani kesin ve yürütülebilir işlem özelliği taşıması da gerekir (icrailik). İlgili mevzuatın tekrarı ve hatırlatılmasından ibaret olan işlemler hukuki etki ve sonuç doğurma kabiliyetine sahip olmadıklarından idari işlem sayılmazlar. Söz konusu olayda Sağlık Bakanlığının internet duyurusu, kanun hükmünün tekrarı ve hatırlatılmasından ibaret olmayıp, kanun hükmünü yorumlamakta ve hukuki etki ve sonuç doğurmaktadır. Özetle idari işlem mahiyetindedir. Milli Eğitim Bakanlığınca verilen ruhsat ile faaliyet gösteren Ankara Özel (X) Lisesi yönetimi tarafından 3. sınıf öğrencisi (A)’nın okulda başarısız sayılarak aynı sınıfı bir yıl daha tekrar etmesine dair karar. İdari işlemler kural olarak idari makamlarca yapılırlar. Ancak bütün idari işlemlerin kamu tüzel kişileri tarafından tesisi söz konusu değildir. Yasama ve yargı organları ile özel hukuk tüzel kişilerinin de bazı istisnai durumlarda idari işlemleri olduğu kabul edilmektedir. Bu doğrultuda kamu hizmetini yürütmekle görevli bir özel hukuk tüzel kişisinin, bir kamu hizmetini yürütmesi nedeniyle kamu otoritesi yani özel hukuku aşan kamusal yetkiler kullandığı ölçüde bu tür işlemleri idari işlem sayılmaktadır. Danıştay 13. Dairesinin de bu yönde kararı vardır. Somut olayda da Milli Eğitim Bakanlığının denetimi ve gözetiminde eğitim faaliyeti yürüten özel lisenin, bir öğrenciyi başarısız sayarak aynı sınıfı bir yıl daha tekrarına ilişkin kararı, işlemi tesis eden makam özel hukuk tüzel kişisi olmasına rağmen kamu hizmeti yürütmekle görevli olup kamusal yetki kullandığından idari işlemdir. (Y) Vakıf üniversitesi yönetimi tarafından alınan ve öğrenim ücretini yatırmayan öğrencilerin bilgi işlem sisteminde ders kayıtlarının yapılmamasına ve yapılmışsa ders kaydının dondurulmasına dair karar. Anayasa, vakıf üniversitelerinin kamu tüzel kişiliğine sahip olduklarını öngörmemesine rağmen 2547 sayılı YÖK Kanunu ile bunların kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu düzenlenmiştir. Vakıf üniversitelerinin yürüttükleri hizmet de kamu hizmetidir. Anayasanın 130. maddesinin son fıkrası uyarınca vakıf üniversiteleri akademik konular, öğretim elemanları ve güvenlik yönlerinden devlet üniversitelerinin hukuki statülerine tabi tutulmuştur. Öğrencilerin disiplin işlemleri, sınıf geçme, mezun olma gibi konular da kamu tüzel kişisi olarak hareket ettikleri için bu işlemler idari işlemdir. Vakıf üniversitesinin öğrenim ücretini yatırmayan öğrencilerinin ders kayıtlarının yapılmaması ve ders kayıtları yapılmışsa bu kayıtların dondurulmasına ilişkin işlemler kamu otoritesi kullanılmasına yönelik ve ilgili öğrenciler hakkında hukuki etki ve sonuç doğurduğu için idari işlemdir. Anayasada öngörülen yeterli sayıda milletvekilinin bu yönde talebi ve imzası bulunmasına karşın, ülkede kamu güvenliğini tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı tarafından alınan, Meclisin olağanüstü toplantıya çağrılma talebinin reddine dair karar. TBMM Başkanı tarafından alınan meclisin olağanüstü toplantıya çağrılma talebinin reddine dair karar yasama organının rutin işleyişine ilişkin olup yasama fonksiyonuna dahildir. Nitekim TBMM’nin olağanüstü toplantıya çağrılması işlemi yasama faaliyetinden ayrılamaz nitelikte (yasama faaliyetine bitişik) olduğundan yasama fonksiyonuna dahil kabul edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle idari fonksiyona dahil bir işlem olmadığından idari işlem olarak kabul edilemez. II. Çoktan Seçmeli Sorular (5’er puan) 1. I. Bucak idaresi yalnızca büyükşehir belediyesi bulunan iller dışında mevcuttur. II. Kaymakamlar ilçede Cumhurbaşkanının idari yürütme vasıtasıdır. III. Valiler başkente (merkeze) danışmadan karar alma yetkisine sahiptirler. IV. Bakanlıkların il müdürlükleri valinin hiyerarşik denetimi altındadır. “Merkezi idarenin taşra teşkilatı” ile ilgili olarak yukarıda yer alan ifadelerden hangisi/hangileri yanlıştır? A) Yalnız I B) Yalnız IV C) I ve II D) I ve IV E) I, II ve IV 2. I. Bakanlıkların görev ve yetkileri ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması II. İl genel meclislerinin kuruluş ve görevleri III. Devlet Denetleme Kurulunun kuruluşu, görevleri ve işleyişi IV. Devlet üniversitelerinin kuruluş ve görevleri Yukarıda belirtilenden hangileri, idarenin kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenleneceğine dair yasallık ilkesine, 2017 Anayasa değişiklikleri ile getirilen istisnalardandır? A) I ve II B) I ve III C) I, II ve III D) II ve IV E) I, III ve IV 3. I. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri II. Özel bütçeli idareler III. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar IV. Mahalli idareler Yukarıda belirtilenlerden hangisi/hangileri 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanundaki bütçe esasına göre merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri içerisinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarındandır? A) Yalnız I B) I ve II C) I ve III D) I, III ve IV E) I, II ve III 4. Aşağıdakilerden hangisi başkentteki yardımcı kuruluşlardan değildir? A) Danıştay B) Hâkimler ve Savcılar Kurulu C) Kişisel Verileri Koruma Kurumu D) Kamu Görevlileri Etik Kurulu E) Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu 5. Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde, yenisi seçilene kadar en yaşlı Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder B) Mevzuatta Cumhurbaşkanı yardımcısı sayısına ilişkin belirleme yapılmamıştır. C) Devlet Denetleme Kurulunun yaptığı inceleme ve soruşturmalar üzerine bağlayıcı karar alma yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. D) Doğrudan cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşlardan bazılarının kamu tüzel kişiliği bulunmaktadır. E) Doğrudan cumhurbaşkanlığına bağlı bütün kurum ve kuruluşların teşkilat ve görevleri cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile düzenlenmiştir. 6. Belediye Kanunu’na göre, belediye meclisi kararlarının yürürlüğe girme koşulu aşağıdakilerden hangisidir? A) Kararın mahallin en büyük mülki idari amirine gönderilmesi B) Dava açma süresinin geçmesi C) Meclisin kararında ısrar etmesi D) Kararın İçişleri Bakanlığına gönderilmesi E) Belediye başkanının kararı onaması 7. I. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı – Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu II. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği – Ankara Ticaret Odası III. Bayburt Belediyesi – Bayburt Dereli Köyü IV. Cumhurbaşkanı – Diyanet İşleri Başkanı Yukarıda eşleştirilenlerden hangisi/hangileri arasında “hiyerarşi” ilişkisi söz konusudur? A) Yalnız III B) Yalnız IV C) IIIve IV D) II ve IV E) I, II ve IV 8. Aşağıdakilerden hangisinde idari vesayet yetkisinin kullanımı söz konusu değildir? A) İl genel meclisi kararının vali tarafından veto edilmesi B) İlçe belediye meclisinin bütçe kararının büyükşehir belediye meclisi tarafından onaylanması C) Görevi ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma açılan belediye başkanının kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırılması D) Ankara Barosu tarafından verilen baro siciline kayıt kararına karşı Adalet Bakanlığı tarafından idari yargıda iptal davası açılması E) Dekan tarafından verilen disiplin cezasının rektörün onayına tabi tutulması 9. İdari yapılanmaya ilişkin anayasal ilkelere dair aşağıdakilerden hangi yanlıştır? A) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulan kamu tüzel kişiliği kanunla kaldırılabilir. B) Anayasada ulusal (milli) kamu hizmetleri ile yerel kamu hizmetlerinin ayırım ölçütü belirlenmiştir. C) Merkezi idarenin taşra birimi olarak kurulan bölge idaresinin en üst yöneticisi yetki genişliğinden yararlanır. D) Anayasal açıdan kanunla tekçi devlet modelinden vazgeçilmesi mümkün değildir. E) Bir kurumun kamu tüzel kişiliği kanunla kaldırıldıktan sonra, aynı kuruma cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile sonradan tekrar kamu tüzel kişiliği verilebilir. 10. I. Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda belediye meclisi yeni başkan seçer. II. Soru, genel görüşme ve faaliyet raporunu değerlendirme, belediye meclisine tanınan denetim yetkileridir. III. Belediyeye Meclisi, belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa İçişleri Bakanlığı tarafından feshedilir. IV. Belediye encümenin tüm üyeleri, belediye bürokratları arasından belediye başkanınca seçilir. Belediyelerle ilgili yukarıda yer alan önermelerden hangisi/hangileri doğrudur? A) I ve II B) I, II ve IV C) II ve III D) I, II ve III E) II, III ve IV YANIT TABLOSU 1. (a) (b) (c) (d) (e) 3. (a) (b) (c) (d) (e) 5.(a) (b) (c) (d) (e) 7.(a) (b) (c) (d) (e) 9.(a) (b) (c) (d) (e) 2. (a) (b) (c) (d) (e) 4. (a) (b) (c) (d) (e) 6.(a) (b) (c) (d) (e) 8.(a) (b) (c) (d) (e) 10.(a) (b) (c) (d) (e)
  13. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU (İKİNCİ EĞİTİM) – PRATİK ÇALIŞMA 03.01.2020 – 14:00 OLAY: İstanbul’da tekstil fabrikası sahibi Adem Koloğlu “(A)”, esnaf (B)’ye bir kısım tekstil ürünleri satıp teslim etmiş, bu satıştan doğan 5.000.-TL alacağını içeren ve üst kısmını imzalayarak düzenlediği faturayı (B)’ye göndermiştir. Aradan iki ay geçmesine rağmen (B)’den herhangi bir cevap çıkmamıştır. (A) fabrikasının girişine “Koloğlu Tekstil” ibaresini yazmış ve bu ibareyi diğer işlerinde de kullanmaktadır. (A) bu ibareyi ticaret siciline tescil ettirmek istemektedir. 25.11.2019’da (A) tekstil fabrikasındaki bir hırsızlık olayında ticari defterlerinin çalındığını öğrenmiştir. S.1) İmzanın faturanın üst kısmında olmasının ticari hayattaki anlamı nedir? (A), satış bedelini ödediğini ileri süren (B)’ye karşı, imzasının faturanın üst kısmında olduğuna dayanabilir mi? Neden? Değerlendiriniz. S.2) “Koloğlu Tekstil” ibaresinin hukuki niteliğini tespit ederek, bunun kullanılması, tescili, korunması, devri hususlarını değerlendiriniz. S.3) Hırsızlık olayında ticari defterleri çalınan ve avukat olarak size 10.12.2019’da başvuran (A)’ya, ne tavsiye edersiniz? Sonuçlarını da belirterek değerlendiriniz. OLAY: Merkezi Almanya’da olan bir anonim şirket İstanbul’da şube açmak için (P)’yi ticari vekil olarak tayin ederek gerekli evrakı sicile teslim etmiştir. Sicil memuru (M), (P)’nin kanunun aradığı şartları gerçekleştirmediği gerekçesiyle reddetmiştir. S.4) Sicil memuru (M)’nin bu nedenle tescil istemini reddi haklı mıdır? Sicil memuru (M)’nin ret kararına karşı başvuru imkânı ve bunun olası sonucu nedir? OLAY: Adıyaman’da güneş enerjisi santrali bulunan Solar Enerji AŞ, santralin finansmanını Kapital Banka AŞ’den aldığı kredi ile gerçekleştirmiş; teminat olarak da santral işletmesi üzerinde Banka lehine birinci dereceden rehin tesis etmiştir. Devlet teşviki alamayan Solar Enerji AŞ, bir süre sonra krediyi ödemede temerrüde düşmüştür. S.5) Temerrüt üzerine, Kapital Bankası AŞ’nin başvurabileceği hukuki yollar nelerdir? Açıklayınız. YARGITAY KARARI (3. HD., T. 02.10.2012, E. 2012/14878, K. 2012/20498 – UYAP) “Somut olayda, taraflar arasında yazılı şekilde yapılan komisyon sözleşmesinde “satıştan vazgeçen tarafın, iki tarafın komisyonunu ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği” kararlaştırılmıştır. Davalı emlakçı, davalı, satıcı ile davacı alıcıyı bir araya getirmiş ve bu şekilde de satış aşamasına gelinmiştir. Bu aşama itibariyle artık davalı tellal ücrete hak kazanacaktır. Davacı alıcı, satış aşamasında, dairedeki eksikliklerin davalı tarafından giderilmediği gerekçesi ile satıştan vazgeçmiştir. Davacı, her ne kadar dairedeki eksikliklerin davalı tarafından giderilmesi gerektiğini, davalının bu taahhüdünü yerine getirmediği gerekçesi ile taşınmazı almaktan vazgeçtiğini iddia etse de bu iddiasını ispat edememiştir. … Davalı komisyoncunun görevi, tarafları bir araya getirerek, satış aşamasına gelmelerini sağlamaktır ve bunu da gerçekleştirmiştir. O halde ücrete hak kazanacaktır.” S.6) Yargıtay kararına konu olan hukuki ilişkiyi nitelendirerek, ücret konusunda varılan sonucu değerlendiriniz. OLAY: Birlikte bir restoran işletmeye karar veren dört arkadaş, restoranın Bağdat Caddesi üzerinde bulunan (A)’ya ait taşınmazda kurulması, restoranın masa ve sandalyeleri ile diğer iç dekorasyon malzemelerinin alımı amacıyla 100.000 TL paranın (B) tarafından verilmesi, yemek malzemelerinin taşınması için (C)’nin aracının kullanılması ve restoranın yönetiminin (D) tarafından üstlenilmesi konusunda sözlü olarak anlaşmışlardır. Hemen işe koyulan (A) derhal taşınmazdaki binanın tadilatı konusunda ortaklık adına ve hesabına bir inşaat şirketi ile anlaşmıştır. Bu anlaşmada tadilat bedeli 120.000 TL olarak kararlaştırılmış, bu arada (B) bedelin fahiş olduğunu iddia ederek bu işleme itiraz etmiştir. Restoran işletmesinin üçüncü yılında (D) vefat etmiş, oğlu (E) ise (A) ve (B)’ye bundan sonra ortaklık ilişkisinde babasının yerini alacağını bildirmiştir. Bu arada bu sektörü yeterince tanımadığı için tek başına bu işe girişmeye cesaret edemeyen (E)’nin arkadaşı (F), (E)’den ortaklıklarına kendisinin de alınması için diğer ortakları ikna etmesini istemiş, kriz sonrası dönemde sermaye sıkıntısı yaşayabileceklerini öngören (A), (B) ve (C) de (F)’nin bu teklifine sıcak bakmış ve böylece (F) ortaklığa dahil edilmiştir. (F) bir süre sonra kendisinin ortaklığa katılmasından önce satın alınan iç dekorasyon malzemelerinin bedelinin tahsili için açılan davada davalılar arasında gösterildiği bir tebligat almıştır. S.7) (A), (B), (C) ve (D) arasındaki anlaşma şeklen geçerli midir? Geçerli ise kurulan hukuki ilişkinin niteliğini değerlendiriniz. S.8) (A)’nın ortaklığı temsil yetkisi bulunup bulunmadığını ve bu bağlamda restoranın faaliyette bulunacağı taşınmazın tadilatı amacıyla yaptığı anlaşmanın geçerli olup olmadığını, bu anlaşmadan kimin/kimlerin sorumlu olacağını açıklayınız. S.9) Olayda (A)’nın yaptığı işleme (B)’nin itiraz hakkı var mıdır? Bu itirazın bir sonuç doğurup doğurmayacağını tartışınız. S.10) (E)’nin babasının yerine ortaklık ilişkisine dahil olması mümkün müdür? S.11) Ortaklığa dahil olmasından önceki döneme ilişkin bir borçtan dolayı (F)’nin sorumluluğuna gidilebilir mi? OLAY: S.12) Bülent Pamir, vadede ödeme talebinde bulunan Ömer Çıkrıkçı’ya karşı ileri sürdüğü senette düzenleme yeri gösterilmediğinden senedin geçersiz olduğu iddiasını değerlendiriniz. S.13) Senet, Ömer Çıkrıkçı tarafından Aslıhan Cingöz’e ciro edilmiştir. Bülent Pamir, vadede ödeme talebinde bulunan Aslıhan Cingöz’e senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek ödeme yapmaktan kaçınabilir mi? Kaçınabilirse bu durum, Aslıhan Cingöz’ün Ömer Çıkrıkçı’ya başvurmasına engel olur mu? OLAY: Bülent Pamir, Ömer Çıkrıkçı emrine bir bono düzenlemiştir. Ömer Çıkrıkçı bonoyu beyaz ciro ile Aslıhan Cingöz’e devretmiştir. Aslıhan Cingöz de bonoyu Necmettin Düzel’e sadece teslimle devretmiştir. Bono bedelinin ödenmemesi üzerine Necmettin Düzel, protesto çekerek Ömer Çıkrıkçı aleyhine takip başlatmıştır. Ömer Çıkrıkçı bunun üzerine yetkili ve görevli mahkemede menfi tespit davası açmış ve dava dilekçesinde, Necmettin Düzel’i tanımadığını, aralarında herhangi bir hukuki ilişki olmadığını, bu nedenle bono bedelini ödememesi gerektiğini ileri sürmüştür. S.14) Ömer Çıkrıkçı’nın iddialarını değerlendiriniz.
  14. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku 2. Eğitim Pratik Çalışması (27.12.2019) OLAY I Tacir A, kardeşi T’yi kendi adına işletmenin amacına giren her türlü işlemi yapmaya temsille yetkili kılmıştır. Ancak iki yıl sonra A, bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. A’nın ölümünden kısa bir süre sonra S şirketi T ile söz konusu işletmenin devri hususunda anlaşmışlardır. Bunu öğrenen A’nın diğer mirasçıları B ile C, S şirketinin kendilerine karşı açmış olduğu işletmenin devri sözleşmesinin yerine getirilmemesi nedeniyle aynen ifa ve tazminat istemli davasında, T’nin A’nın ölümü ile birlikte temsil yetkisini kaybettiğini dolayısıyla işletmenin devri sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürmüşlerdir. T’nin hukuki sıfatını belirterek, B ve C’nin gerekçelerini değerlendiriniz. OLAY II Tanınmış bir markaya sahip ve merkezi Ankara’da bulunan Y Anonim Şirketi’nin çalışanı Z, şirketin Aydın ilindeki müşterilerini gezmek, yeni müşteriler bulmak ve gerektiğinde yeni sözleşmeler akdetmek, şirketin yeni ürünleri hakkında müşterileri bilgilendirip Y Anonim Şirketi ile müşterilerinin ilişkisini korumak için gerekli diğer işlemleri yapmak üzere görevlendirilmiş olup tüm bunlar karşılığında aylık sabit bir ücret almaktadır. Z ve Y Anonim Şirketi arasındaki ilişki yaklaşık altı yıl sürmüştür. Ancak Y Anonim Şirketi, Aydın ilinde artan müşteri çevresi ile ilgilenmede Z’nin yetersiz kaldığını görmüştür. Şirket, bu nedenle Z’nin yanına bir de X’i aynı görev tanımı ve işlem yetkileri ile atamıştır. X’in atanması ile birlikte Z sözleşmeyi derhal feshetmiştir. Z denkleştirme isteminde bulunduysa da Y AŞ, Z’nin üç aylık süreye uymadan ve haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi feshettiğini, bu nedenle TTK 121/4 uyarınca doğmuş tazminat hakkının olduğunu ifade ederek bu hak ile denkleştirme isteminin takasını defi olarak ileri sürmüştür. Y AŞ’nin takas define karşı Z, tekel hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de Y AŞ, Z’nin kendisine hizmet akdi ile bağlı bir çalışanı olduğunu dolayısıyla tekel hakkından söz edilemeyeceği savunmasında bulunmuştur. Z ile Y arasındaki sözleşmenin niteliğini belirterek tarafların iddia ve savunmalarını değerlendiriniz. Olay III İ Anonim Şirketi’nin Bursa ilindeki işlemlerine kendine ait işletmesi ile aracılık etmeyi, sürekli olarak üstlenmiş olan K arasında yaklaşık üç yıllık bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. K son olarak 02.01.2018 tarihinde İ Anonim Şirketi ad ve hesabına akdettiği sözleşmeden doğan ücret hakkının ödenmediğini ileri sürmüştür. İ Anonim Şirketi, K’ye Ekonomik kriz nedeniyle şirketin mali durumunun bozuk olduğunu bu nedenle sözleşmeyi yerine getiremeyeceği, Sözleşmenin karşı tarafının sözleşmeden doğan ediminin bir kısmını yerine getirdiğini, karşı tarafın ifayı tam olarak yerine getirdiği anda K’nin ücrete hak kazanacağı, K’ye sözleşme yapma yetkisinin verilmediği, Yönündeki ücretin ödenmemesine ilişkin gerekçelerinden hangisini/hangilerini ileri sürerse kabul edilir. K’nin hukuki sıfatı ile birlikte belirtiniz. OLAy ıV P, mevcut piyasaya ilişkin bilgisi iyi olan R’ye başvurarak açacağı işletmesi için gerekli olan kahve yapma makinelerinin kalitelilerini uygun fiyata satacak bir firma bulmasını istemiştir. R de bunun için S Şirketini bulmuş, R’nın aracılık faaliyeti neticesinde R ile S arasında makinelerin alım satımına ilişkin sözleşme kurulmuştur. Ancak sözleşmenin kurulmasından itibaren üç ay geçmesine rağmen S Şirketi teslim etmekle yükümlü olduğu kahve makinelerini P’ye teslim etmemiş, bunun üzerine P söz konusu sözleşmeden dönmüştür. P’nin söz konusu sözleşmeden dönmesinden sonra R, P’den ücretinin ve yapmış olduğu masraflarının ödenmesini talep etmiştir. P ise sözleşmenin R’nin bulduğu S Şirketi’nin borcunu ifa etmemesi nedeniyle sona erdirildiği, bu nedenle R’nin ücret ve masrafları talep edemeyeceğini ileri sürmüştür. R ücretin ödenmesini talep edebilir mi? Ne zaman? P’nin iddiası bu bakımdan yerinde midir? Sözleşme irade sakatlığı nedeni ile geçersiz olsaydı cevabınız değişir miydi? R yapmış olduğu masrafların ödenmesini talep edebilir mi? R’nin hukuki sıfatı ile birlikte belirtiniz.
  15. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ KIYMETLİ EVRAK HUKUKU PRATİK ÇALIŞMASI (2. EĞİTİM) 20.12.2019-11.45 OLAY İşleri son derece kötü giden (A), piyasadaki borcunu kapatabilmek için bir miktar nakit arayışındadır. Durumu arkadaşı (B)’ye anlatan (A), (B)’nin haftasonu Kıbrıs’a giderek bahis oynama teklifini kabul eder. Parasını artırmak umuduyla cebindeki tüm para ile bahis oynayan (A) kumarhane sahiplerine yüklü miktarda borçlanır. Kumarhane sahibi (K), (A)’nın borcuna karşılık kendisinden bir bono alır. Aşağıdaki soruları birbirinden bağımsız cevaplayınız. Bononun lehdarının (K) olduğu ve senedin ciro görmediği varsayımında (A)’nın vadede senet bedelini ödemekten imtina edip edemeyeceğini açıklayınız. Bononun lehdarının (K) dışında bir üçüncü kişi olması durumunda durum değişir miydi? Bononun lehdarının (K) olduğu varsayımında, (K)’nın senedi borçlu olduğu (C)’ye ciro etmesi ve (C)’nin vadede (A)’ya başvurması durumunda (A) ödemekten kaçınabilir mi? (C)’nin, (K)’nın çalışanı olması halinde durum değişir miydi? Yargıtay içtihatlarını da göz önüne alarak değerlendiriniz. Bononun (K) tarafından (A)’ya silah zoruyla imzalatılmış olması halinde (A)’nın ödemeden kaçınabilmesi mümkün müdür? Neden? Vadede kendisine başvurulması halinde (A)’nın alkolün etkisiyle senet imzaladığını söyleyerek ödemeden kaçınması mümkün müdür? Bononun ciro gördüğü varsayımında (A)’nın, (K)’nın kendisinden bedel hanesi boş bir bono aldığı, borç miktarının 300.000 TL olduğu, oysa senedin 500.000 TL olarak doldurulduğu dolayısıyla ödeme yapmayacağı iddiası haklı mıdır? (A) parasını kumara yatırmak yerine arkadaşı (B)’den borç istemiş, piyasada ödeme gücüyle tanınırlık kazanmış olan (B) de kendisine bir bono tanzim ederek teslim etmiştir. Aralarında aksinin kararlaştırılmış olmasına karşın (A), bu senedi cirolamış, hamil vadede (B)’ye başvurmuştur. (B)’nin ödemeden kaçınması mümkün müdür? “Davacı, lehtardan ciro suretiyle çeki alan konumunda, davalılar ise davacıdan sonraki ciranta ve hamil konumundadırlar. Davacı, cirodaki imzasına itiraz etmemiş, kendisinden sonraki ciro imzasının sahte olduğunu iddia etmiş ve menfi tespit isteminde bulunmuştur… Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru olmamış, mahkeme kararının hükmü temyiz eden davalı şirket lehine bozulması gerekmiştir.” (YARGITAY 19. HD, E. 2016/13281; K. 2017/3874; T. 17.5.2017) Yukarıda yer alan Yargıtay kararını değerlendiriniz.
  16. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU ANABİLİM DALI TİCARET HUKUKU (KIYMETLİ EVRAK HUKUKU) PRATİK ÇALIŞMASI (6.12.2019 - 11.45) OLAY (A)’dan satın aldığı mal karşılığı bir bono düzenleyen (D), düzenleme tarihini bilerek boş bıraktığı senedin fotokopisini aldıktan sonra (A)’ya 01.05.2019 tarihinde teslim etmiştir. (A), senedi (M)’ye vermiş o da tahsil edilmesi için cirolayarak yerleşim yeri olan İstanbul (B) Bankasına teslim etmiştir. Senet, muhabir bankaya gönderildiği sırada kargoda kaybolmuştur. Senet üzerindeki yetki kaydında Denizli mahkemelerinin yetkili olduğu yazmaktadır. Bunun üzerine (B), İstanbul’da dava yoluna başvursa da mahkeme, (B)’nin hak sahibi olmadığı için dava yetkisinin bulunmadığı, ayrıca mahkemenin de yetkili olmadığını gerekçe göstererek davayı reddetmiştir. Bu arada, senedi elinde bulunduran (H), senet üzerine düzenleme tarihi olarak 06.07.2019 tarihini yazarak, senedin ödenmesi istemiyle, 01.11.2019 tarihinde (D)’ye başvurmuştur. (D), senet üzerinde tahrifat yapıldığı gerekçesiyle ödemeyi reddetmiştir. SORULAR Açılan davanın hukuki niteliğini, özelliklerini belirtiniz. Verilen red kararını görev ve yetki yönünden değerlendiriniz. Verilen red kararının gerekçesini dava yetkisi yönünden tartışınız. Avukatı olarak (M)’ye ne yapmasını tavsiye edersiniz? Örneğin (M), (H) aleyhine dava açarak senedini isteyebilir mi? Davanın niteliğini ve sonucunu tartışınız. (H)’nin başvurusu üzerine (D) tarafından ileri sürülen savunmayı değerlendiriniz. Ödeme için (D)’ye başvuran ve senedin üzerine düzenleme tarihini koyan (A) olsaydı, bir önceki soruya vereceğiniz cevap değişir miydi? Hukuk Dairesinin aşağıdaki kararını değerlendiriniz. “Davacı vekili, müvekkilinin alacağına karşılık olarak aldığı ve hamili olduğu çekleri kaybettiğini ileri sürerek, çeklerin iptalini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacının çekleri yetkili hamili olduğu sırada kaybettiğine ilişkin delillerini sunmadığı gibi iptali talep edilen belgelerin boş çek koçanı olduğunun beyan edildiği, boş çek yapraklarının kıymetli evrak niteliğinde olmadığı, boş çek yapraklarının doldurulması suretiyle ibraz edilmesi halinde hak talep eden hamile karşı İİK m.72 kapsamında menfi tespit davası açma imkânının mevcut olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.” (11. HD. 5.2.2018, 2016/6909 E., 2018/777 K.) Hukuk Dairesinin aşağıdaki kararını değerlendiriniz. “…Davacı vekili müvekkillerinin hamili bulunduğu çeklerin sehven yakılmak suretiyle imha edildiğini ileri sürerek iş bu davayı açmıştır. Bu durumda, mahkemece çeklerin davacının iradesi dışında ve rızası hilafına elinden çıktığının kabulü gerekirken,… davanın reddi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir…” (11. HD. 24.04.2013, 2012-9898/8123 – Moroğlu/Kendigelen, İçtihatlı Notlu TTK, İstanbul 2014, s. 507 )
  17. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU ANABİLİM DALI PRATİK ÇALIŞMASI[1] (29.11.2019 11.45) OLAY: Ali Koçyiğit, merkezi Ankara’da bulunan tekstil fabrikasından son yıllarda oldukça iyi gelir etmiş olmasından aldığı güçle, kendi ürettiği tekstil ürünlerinin satışını gerçekleştirmek için İstanbul’da 10.09.2019 tarihinde bir satış mağazası açmıştır. Bunu öğrenen İstanbul Ticaret Sicili Müdürü, Ali Koçyiğit’e bir yazı göndermek suretiyle işletmesini 30 gün içinde tescil ettirmesi için uyarmıştır. Bunun üzerine Ali Koçyiğit derhal sicil müdürlüğüne gitmiş ve ticari işletmesinin zaten Ankara Ticaret Odası’nda kayıtlı olduğu, dolayısıyla tescil ettirmesi gereken bir durum olmadığı şeklinde bir beyanda bulunmuştur. Bu arada Uluşar Tekstil A.Ş. yetkili temsilcisi Ahmet Gelen, Ali Koçyiğit’in fabrikasına giderek tanesi 100 TL’den 500 adet beyaz tişört siparişi vermiştir. Aralarında yaptıkları sözleşmede, teslimatın 20.09.2019 tarihinde yapılacağı, 50.000 TL tutarındaki bedelin ise teslimatın yapıldığı günden itibaren 15 gün içinde ödeneceği belirtilmiştir. 20.09.2019 tarihinde Ali Koçyiğit’in çalışanları Uluşar Tekstil A.Ş.’ye 1 adet büyük koli teslim etmiş ve üzerinde tanesi 150 TL’den 500 adet beyaz tişörtün 75.000 TL bedel karşılığında satıldığını gösteren bir faturayı yetkili kişiye imza karşılığı vermişlerdir. Faturayı gören Ahmet Gelen, bunun bir yanlışlık sonucu meydana geldiğini düşünerek faturaya itirazda bulunmamıştır. Aradan 15 gün geçtikten sonra Ali Koçyiğit, Uluşar Tekstil A.Ş.’ye alacak davası açmış ve faturaya itiraz edilmemiş olması dolayısıyla sözleşme içeriğinin faturada belirtildiği şekilde değiştirilmiş sayılması gerektiği yönündeki gerekçe ile 75.000 TL talep etmiştir. S.1) Ali Koçyiğit İstanbul’daki satış mağazasını tescil ettirmek zorunda mıdır? Sicil müdürünün izlemesi gereken prosedürü anlatınız. S.2) Uluşar Tekstil A.Ş.’nin faturaya itiraz etmemiş olması, Ali Koçyiğit’in açtığı alacak davasında iddia ettiği üzere sözleşme şartlarının faturada belirtildiği şekilde değiştirilmiş olduğu anlamına gelir mi? Açıklayınız. OLAY: Alacaklı (E) tarafından ticari işletmenin devri sonrasında kendisine başvurulan devralan (D), taraflar arasındaki sözleşmeye göre sadece işletmenin aktiflerini devraldığını işletmenin borçlarından sorumlu tutulamayacağını iddia etmektedir. Ayrıca, devralan (D) devir anında işletmede bulunan, işletmeye tamir için getirilmiş makinelerin kendisine ait olduğunu ileri sürerken, makineleri tamir için işletmeye bırakan (Ü) bunların kendisine ait olduğunu ve iade edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. S.3) (D)’nin işletmenin borçlarına ilişkin iddiasını ve (Ü)’nün makinenin mülkiyetine ilişkin iddiasını değerlendiriniz? OLAY: Elektronik eşya mağazaları işleten Armada Electronic Anonim Şirketi, mağazalarında kullanmış olduğu turuncu renk ile Türkiye çapında tanınmaktadır. “Mavi Tech” markasıyla elektronik eşya perakendeciliği alanında faaliyet gösteren Mehmet Türk Ticaret ve Sanayi A.Ş. ise, reklam ve tanıtımlarında “Ucuz ve Kaliteli Teknolojinin Adresi” sloganını kullanmaktadır. Mehmet Pak Ticaret ve Sanayi A.Ş., ayrıca yeni reklamlarında, turuncu giyinen elektronik eşya tüketicilerinin mutsuz, mavi giyinen tüketicilerin ise mutlu olduğu ve “aradaki farkı bulun” sorusunun sorulduğu bir görsel kullanmıştır. S.4) Olayda belirtilen ticaret unvanlarının hukuka uygun olup olmadığını değerlendiriniz. Ayrıca, Mehmet Pak Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından kullanılan slogan ile hazırlanan yeni KARAR: “Taraflar arasındaki “rekabet yasağı sözleşmesine dayalı cezai şart alacağının tahsili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda; 4. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.09.2006 gün ve 2006/394-734 sayılı kararının incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 06.06.2007 gün ve 2006/31990 – 2007/18182 sayılı ilamı ile … Davacı banka tarafından davalı işçi hakkında açılan bu davada, taraflar arasında imzalanmış olan rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan cezai şartın ödetilmesi talep olunmuştur … Borçlar kanununun 348 ve devamı maddelerine dayalı olarak İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kişinin, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılan cezai şartın tahsiline ilişkin davalarda iş mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilerek … işin esasının incelenmesine ... karar verilmiştir.” (Yarg. HGK., T. 22.09.2008, E. 2008/9-517, K. 2008/566) S.5) Yargıtay kararının isabetli olup olmadığını gerekçeli olarak değerlendiriniz. Olaydaki dava ticari kredi sözleşmesinden doğmuş olsaydı yanıtınız değişir miydi? [1] 18.11.2019 tarihinde yapılan ticaret hukuku dönemlik vize sınavıdır.
  18. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ TİCARET HUKUKU (II. EĞİTİM) PRATİK ÇALIŞMASI (15.11.2019) OLAY I Üsküdar’da Spa ve Güzellik merkezi sahibi olan Ayşe Sağlam, 10.09.2019 tarihinde iş çıkışı ünlü Böcek Mobilya A.Ş.’nin Kadıköy’deki satış mağazasına uğramıştır. Mağazayı gezen Ayşe hanım, sahibi olduğu Spa merkezinin dinlenme odası için, etiket fiyatı 15.000 TL olan oturma odası takımını (koltuk takımı ve yemek masası) çok beğenmiş, ancak takımın içinde bulunan yemek masasını almak istemediğini, yalnızca koltuk takımına ihtiyacı olduğunu belirterek bu ürüne ilişkin olarak mağaza müdürüyle pazarlık yapmaya başlamıştır. Yapılan pazarlıklar sonucu Ayşe hanım, mağaza müdürünün söz konusu koltuk takımına ilişkin 9.000 TL’lik teklifini kabul etmiş ve taraflar „koltuk takımının bir hafta içinde gönderileceği, ödemenin ise en geç 15.10.2019 tarihine kadar yapılacağı“ hususunu yaptıkları sözleşmede kayıt altına almışlardır. Böcek Mobilya A.Ş. 13.09.2019 tarihinde Ayşe hanımın sahibi olduğu Spa Merkezine, tüm oturma odası takımını göndermiş; yani sadece almak istediği koltuk takımını değil, takımın içinde bulunan yemek masasını da göndermiştir. Ayrıca üzerinde koltuk takımı ve yemek takımına ilişkin bilgilerin yer aldığı 15.000 TL tutarındaki fatura da, eşyaları taşıyanlardan birisi tarafından Spa Merkezinde çalışan bir görevliye imza karşılığı teslim edilmiştir. Söz konusu faturanın dipnotunda “Ödeme faturanın tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde yapılmalıdır. Aksi taktirde gecikilen her gün için sözleşme bedelinin %5’i oranında ek ödeme talep edilecektir.” ibaresine yer verilmiştir. Ayşe hanım iş yerine geldiğinde mobilyaları ve faturayı görmüş, Böcek Mobilya A.Ş.’nin yemek masasını yanlışlıkla gönderdiğini düşünerek uyarmak için mağazayı aramış, ancak kimseye ulaşamamıştır. Daha sonra da söz konusu mobilya şirketinin yaptığı yanlışlığın farkına varacağını düşünerek faturaya itiraz etme gereği duymamıştır. Ayşe hanım, aralarında yapmış oldukları anlaşma gereği 14.10.2019 tarihinde Böcek Mobilya A.Ş. hesabına 9.000 TL havele etmiştir. Ayşe hanım ertesi gün iş merkezine gelen bir tebligatı açtığında, Böcek Mobilya A.Ş. tarafından kendisine bir alacak davası açılmış olduğunu, söz konusu davada faturaya itiraz edilmemesi sebebiyle sözleşmenin faturada belirtildiği şekilde değiştirildiğinin kabul edilmiş olduğu ve vaktinde ödeme yapılmamış olması sebebiyle temerrüdün gerçekleşmiş olduğu; dolayısıyla ödenmeyen 15.000 TL nin yanı sıra gecikilen her gün için %5 ek ödeme isteminde bulunulduğunu görmüştür. Soru 1) Ayşe Sağlam’ın faturaya itiraz etmemiş olması, Böcek Mobilya A.Ş.’nin açtığı alacak davasında iddia ettiği üzere sözleşme şartlarının faturada belirtildiği şekilde değiştirilmiş olduğu anlamına gelir mi? Ayrıntılı açıklayınız. Soru 2) Ayşe Sağlam, somut olay koşullarında temerrüde düşmüş müdür? Soru 3) Faturada sözü geçen %10’luk ek ödemenin hukuki niteliği nedir? Böcek Mobilya A.Ş. nin böyle bir talepte bulunma yetkisi var mıdır ? OLAY II Ahmet Keser Pendik‘te kiralamış olduğu bir fabrika binasında, 10.01.2019 tarihinde parke ve laminant üretim ve satışı işlemine başlamış, ancak işletmesini ticaret siciline kaydettirmemiştir. Bunu öğrenen ticaret sicili müdürü, 10.02.2019 tarihinde Ali Keser’e bir yazı göndermek suretiyle işetmesini 30 gün içinde tescil ettirmesi hususunda uyarmıştır. Ancak Ahmet Keser sicil müdürünün verdiği süre içinde tescil isteminde bulunmadığı gibi, tescilden kaçınma sebeplerini de bildirmemiştir. Aradan geçen 6 aylık süre sonunda ticari işletmesi sicile tescil edilmiş olan Ahmet Keser, 01. 10.2019 tarhinde İstanbul’da bulunan inşaat yapı malzemeleri satan ünlü DAUHAUS firması ile bir satış sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmede Ahmet Keserin 10.10.2019 tarihinde DAUHAUS firmasına birinci sınıf ceviz parke teslimatında bulunacağı, söz konusu yapı marketinin ise teslimatın gerçekleştiği gün 100.000 TL ödemede bulunacağı kararlaştırılmıştır. Ahmet Keser anlaşmaya uygun olarak 10.10.2019 tarihinde parke teslimatını yapmış ve 100.000 TL’lik faturayı DAUHAUS yetkilisine teslim etmiş, ancak kendisine bir ödeme yapılmamıştır. Aradan bir ay geçmesine rağmen hala ödeme yapılmamış olması sebebiyle Ahmet Keser DAUHAUS’a dava açmaya karar vermiştir. Soru 1) Ahmet Keser’in işletmesini tescil ettirmek zorunda olup olmadığını, eğer zorundaysa bunun hangi süre içinde ve nerede yapılması gerektiğini belirtiniz. Soru 2) Sicil müdürünce verilen süre içinde tescil isteminde bulunulmaması halinde sicil müdürünün izlemesi gereken prosedürü tarif ediniz. Soru 3) Ahmet Keser’in avukatı olsanız DAUHAUS‘a açtığınız davada 100.000 TL’lik tutar dışında başka ne talep edersiniz?
  19. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ YILLIK SİSTEM ÖĞRENCİLERİ İÇİN TİCARET HUKUKU PRATİK ÇALIŞMASI (2. EĞİTİM) 8.11.2019 - 11.45 OLAY 1 Tacir A, M’nin taşınmazında faaliyet gösterdiği ticari işletmesini 1.1.2019 tarihinde B’ye devretmiştir. Yapılan devir sözleşmesinde A’nın bir başka tacir olan C’ye karşı 200.000 TL tutarında borcu devrin kapsamı dışında tutulmuştur. Bu sözleşme yazılı olarak akdedilmiş ve ticaret siciline A tarafından tescil edilmiştir. Ne var ki A’nın tüm ihtarlarına rağmen B, devrin alacaklılara bildirimini gerçekleştirmemiştir. Ticari işletmenin devri sözleşmesinde kiracılık hakkının devri için malik M’nin rızası gerekli midir? Değişik ihtimallere göre cevaplandırınız. A ile B arasında akdedilen sözleşmede 200.000 TL tutarındaki borcun kapsam dışında bırakılıp bırakılamayacağını doktrindeki görüşleri de ileri sürerek açıklayınız. iii. A, B’ye karşı yalnızca işletmenin devredildiğini ayrıca şubenin sözleşme kapsamına alınmadığından bu devrin şubeyi kapsamadığını zira şubenin ayrı bir işletme olduğunu ileri sürdüğü varsayımında bu iddianın haklılığını değerlendiriniz. Devrin alacaklılara bildirim yahut ilan yükümlülüğü kime aittir? Devreden ve devralanın somut olaydaki sorumluluğunun ne zaman başlayacağını, doktriner görüşler ışığında değerlendiriniz. OLAY 2 Aşağıda yer alan uyuşmazlıkların ticari iş ve ticari davaya vücut verip vermeyeceğini değerlendiriniz. M’nin T’ye X Bankasından bir miktar para havale etmesi Bir tacir ile pazarlamacısı arasında pazarlamacılık sözleşmesinden doğan hukuki uyuşmazlık iii. Bir tacirin diğerinin kredi kartı borcuna kefil olması İki öğrencinin evlerine buzdolabı almak için tacir Y lehine düzenledikleri bonodan çıkan uyuşmazlık A A.Ş.’nin işletme faaliyeti esnasında esnaf B’nin kamyonuna çarpması OLAY 3 R, işletmesinin çapını genişletmek ve yeni işletme konularında da çalışma üzere X bankasından aldığı kredi karşılığında işletmesinin menkul işletme tesisatından bir bölümünü ve ticaret unvanını TİTRK uyarınca süresiz olarak rehin göstermiştir. Rehin sözleşmesi yazılı olarak yapılıp, noterce onaylanmış ve bir ay sonra Sicile tescil edilmiştir. Rehinin sicile tescilini takip eden aylarda R, işletmesini ticarete yeni başlayacak olan Z’ye devretmiştir. Borcun ödenmemesi üzerine X, Z’ye karşı genel haciz yoluyla takibe geçmiştir. Z, kendisinin TİTRK m. 3 uyarınca rehin sözleşmesine taraf olamayacağını, Taraf olduğu kabul edilse dahi kendisine, doğrudan genel haciz yoluyla takip yapılamayacağını, iii. Ticaret unvanının tek başına rehne konu olamayacağını iddia etmiştir. Bu iddiaların haklılığını değerlendiriniz. Rehinin tarafları arasında çıkacak bir uyuşmazlıkta görevli mahkeme neresidir?
  20. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2018-2019 öğretim yılı, Siyasal Tarih Vize Sınavı soru ve cevapları FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ 2018/2019 BAHAR YARIYILI YAZ OKULU “SİYASAL TARİH” VİZE SINAVI Adı: Soyadı: Numara: 05.08.2019 Açıklamalar ¨Yanınızda veya sıranızda kitap, not vs. bulundurmayınız ♦Cep telefonları Sınav Salonu Dışında Tutulmalıdır ¨Kurşun kalem kullanmayınız ¨Birbirinizden kalem vb. şeyler istemeyiniz ¨Cevap kağıdında yazılar okunaklı olmalı ve yazım kurallarına uyulmalıdır; okunamayan kısımlar değerlendirme dışı bırakılacaktır ¨İstenilen sorudan başlanabilir ♦Sınav süresi 75 Dakikadır. Başarılar Dilerim. Dr. Aslan DELİCE SORULAR 1- Bilindiği gibi Anadolu Selçuklu Devleti 1243 yılında Kösedağı savaşında Moğollara yenilince zayıflamaya başlamış ve Anadolu’da Karamanlılar, Germiyanoğulları, Karesiler, Saruhanoğulları gibi çok sayıda beylik ortaya çıkmıştı. Osmanlılar nüfus ve toprak açısından diğerlerine nazaran orta büyüklükte olmalarına rağmen izledikleri siyaset sayesinde Selçukluların gerçek varisi olarak bir imparatoluk kurmayı başardılar. Osmanlılar’ın izledikleri siyaseti anlatıp günümüz Türkiye’sinin izlediği siyasetle mukayese ediniz. 2- Batı’nın 19. Asrın ikici yarısında dünya üzerinde kurduğu sömürge ağı tüm insanları Batı’ya karşı yabancılaştırıp kendi kaderlerini kendilerini belirlemeleri noktasında cesaretlendirmişti. Dünya üzerindeki müslümanlar Osmanlı İmparatorluğunu Batı’ya kafa tutabilecek son islam gücü, II. Abdülhamiti de yeryüzünün halifesi olarak görüyorlardı. II. Abdülhamit Batı’yla olan mücadelesinde halifelik kurumundan ve Siyasal İslam’dan yararlandı. Bu siyasetle, Alman birliğinin sağlanıp Almanya’nın diğer Batılı devletlerle mücadeleye girmesi hemen hemen aynı zaman dilimine denk gelir. (19. Asrın son çeyreği) Almanya’nın bu dönemde İslam dünyası ve Osmanlı İmparatorluğuyla nasıl bir ilişki kurduğunu açıklayınız. 3- 1854 Kırım Savaşının Osmanlı Devleti üzerindeki mali sonuçlarını yazınız. 4- 1856 Islahat fermanı Müslüman ve Hristiyan teb’a arasındaki eşitliğe kuvvetli bir vurgu yapar. Eşitliğe Osmanlı, İngiliz ve Rus bakış açısını anlatınız. 5- Feroz Ahmad’e göre “Doğu Sorunu” nedir? Hangi olaydan sonra başlamıştır? CAVAP ANAHTARI 1- İmparatorluğun kurucusu Osman Bey’in toprakları Bizans’a komşuydu ve bu ona din savaşları / cihad yapma imkanı veriyordu. Bu sayede o ve halefleri Bizans’a karşı yürüttükleri cihad akınlarında gazi unvanı taşıyabilmişti. Üstelik bu mücadelelerde Anadolu’nun her yerinden Müslümanlar Osman Bey’in saflarına katılmakta tereddüt etmiyorlardı. Diğer beylikler birbirlerini kırıp Müslüman kardeşlerinin kanını dökerken Osmanlılar Doğu Roma İmparatorluğuna saldırarak büyük bir meşruiyet elde ettiler. Günümüzde de benzer bir siyaset güden Türkiye, Ege’de Yunanistan, Doğu’da Ermenistan ve Güneyde Batı ve İsrail’in hizmetinde olan G. Kıbrıs ile mücadele etmektedir. Diğer İslam ülkeleri olan İran- Irak -S. Arabistan-Kuveyt ve Mısır gibi ülkelere baktığımızda birbirleriyle mücadele ederek zayıf düştükleri, insan ve diğer kaynaklarını tükettikleri görülür. Bu durumun ABD-AB ve İsrail gibi sömürgeci devletlerin çıkarlarına hizmet ettiğine hiç kuşku yoktur. 2- 1871 yılında Almanya birliğini kurduktan sonra emperyalist rakipleri İngiltere, Fransa ve Rusya ile tek başına mücadeleye başladı. Hiç Müslüman sömürgesi olmadığı için bu ülkelere karşı Osmanlı devletiyle dostluk kurmanın ve yapılacak işbirliğinin Almanya için kazançlı olacağı açıktı. Kayzer II. Wilhelm 1898’de başkent İstanbul’u ziyaret eden tek Batılı büyük devlet lideri oldu. Daha sonra Kudüs’ü ziyaret edip haçlıları perişan eden S. Eyyubi’nin mezarını ziyaret etti. I. Dünya savaşından önce Alman-Osmanlı İttifakının temellerini atarak kendini Müslüman halkların dostu ilan etti. Bu sayede İngiltere’nin Hindistan’a Rusların Akdeniz’e ulaşmasını engelleyebilecekti. 3- Osmanlı Devleti 1854 yılına kadar mali açıdan borçlarını ödeme gücüne sahipti. Kırım Savaşı sırasında Avrupa’dan borç almak zorunda kalan Devlet, bu paraları modern bir devletin alt yapısını oluşturmak için harcamadı. Karayolları, demiryolları yapılmak yerine modern saraylar inşa edildi. Ordu için silahlar satın alındı büyük bir donanma inşa edildi. Borç alınan paranın devasa miktarı hanedan düğünleri için harcandı. 1880’de bir prenses öldüğünde ardında Galata bankerlerinden alınmış 16.000 Altın liralık yüklü bir borç bırakmıştı. Bu zincirleme hatalar devletin 1875 yılında mali açıdan iflasına yol açacak kadar ağır mali sonuçlar doğurdu. 4-1856 tarihli Islahat Fermanı Tanzimat Fermanı hükümlerini yineleyerek Müslüman ve Hristiyanlar arasındaki eşitliği daha kesin bir şekilde ifade etmiştir. Ancak Avrupalı güçler eşitlik sorununu tamamen farklı görüyordu. Osmanlılar için eşitlik tüm Osmanlı tebaasının yasalar önünde eşit olması, cemaatlere yönelik ayrıcalıkların din konularına, millet kavramının da cemaate indirgenmesiydi. Ruslar için eşitlik, dini cemaatlere tanınan hakların bağımsızlık mümkün olmaz ise özerklik olarak genişletilmesiydi. İngilizler için eşitlik, Bab-ı Âlinin önerdiği gibi Müslüman ve Hristiyan tebaaları için Osmanlı yurttaşları olarak değil kurumsal topluluklar olarak milletler arasında eşitlikti. 5- Batılı güçlerin Hristiyan toplulukları öne sürerek Osmanlı İmparatorluğu’nun çok dinli karakterini sömürmesi bir başka deyişle azınlıkları bahane ederek Osmanlı devletinin içişlerine müdahale etmesinin genel adı “Doğu Sorunudur.” Osmanlı-Rus savaşından sonra 1774 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca antlaşması, İstanbul’daki Ortodoks Kilisesini himaye etme dolayısıyla Osmanlı devletinin içişlerine karışma hakkını Rus devletine tanımıştı. Bu tarihten sonra Batılı güçler, Ermeniler, Rumlar, Bulgarlar gibi Hristiyan azınlıkları öne sürerek Osmanlı devletinin içişlerine müdahale etmeye başlamışlardır. Bunun karşılığında ise Sultan I. Abdülhamit, önce Rusya daha sonra diğer Avrupa güçleri tarafından “Tüm Müslümanların Halifesi” olarak tanındı.
  21. Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölmesi veya gaipliğine karar verilmiş olması halinde, para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının yani malvarlığının mukadderatını düzenleyen hukuk kurallarından ibarettir. Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölmesi veya gaipliğine karar verilmiş olması halinde, para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının yani malvarlığının mukadderatını düzenleyen hukuk kurallarından ibarettir. Mirasçı, ölmüş veya gaipliğine karar verilmiş bir kimsenin mirasının (terekesinin) intikal ettiği gerçek veya tüzel kişidir. Muris, ölümüyle birlikte malvarlığı mirasçı dediğimiz kişilere geçen kimsedir. Malvarlığının miras yoluyla intikali ancak gerçek kişilerde söz konusu olabilir. Kişinin sağlığında elde ettiği hak ve borçlardan oluşan malvarlığı ölümünde tereke adını alır. I-KANUNİ MİRASÇILIK Bu tür mirasçılık, muris ile mirasçı arasındaki aile ilişkilerine veya tabiiyet (uyrukluk) bağına dayanır. Kanuni mirasçılar; murisin kan hısımları, evlatlığı, sağ kalan eşi ve devlettir. I. Altsoy Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar. Mirasbırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır. II. Ana baba ettik Altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit olarak mirasçıdırlar. Mirasbırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır. Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır. III. Büyük ana ve büyük baba Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, büyük ana ve büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar. Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır. Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalır. Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır. Sağ kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde onların payları diğer tarafa geçer. IV. Evlilik dışı hısımlar Evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar. V. Sağ kalan eş Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur: 1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri, 2. Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı, 3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır. VI. evlatlık Evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Evlât edinen ve hısımları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.Evlatlık kanuni mirasçılarındandır. Kendisini evlat edinmiş kişinin füruu gibi mirasçısı olur. Fakat evlat edinen kimse ile onun mirasçıları evlatlığın mirasçıları olamazlar. Evlatlık sadece kendisini evlat edinenin mirasçısı olur: evlat edinenin mirasçılarının mesela çocuklarının, ana ve babasının, kardeşlerinin vs. mirasçısı olamaz. VII. Devlet Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer. MAHFUZ HİSSE (SAKLI PAY): Kanuni mirasçılardan murise çok yakın olanlara murisin iradesiyle bertaraf edemeyeceği (ortadan kaldıramayacağı) bir miras hissesi tanınmıştır ki, bu hisseye mahfuz hisse (saklı pay), bu surette kanun tarafından korunmakta olan mirasçılara da mahfuz hisseli (saklı paylı) mirasçılar denir. 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı, 2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, 3. Kardeşlerden her biri için yasal miras payının sekizde biri, 4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü. Kan hısımlığı mirasçılığı 1-Birinci dereceden mirasçılar: Murisin (füruu-altsoyu) çocukları, torunları, torun çocukları, torunların torunları... murisin birinci dereceden mirasçılarıdır. Çocukların miras hakları eşittir. Muristen önce ölmüş çocukların yerine onların füruu geçer. 2-İkinci dereceden mirasçılar: Murisin ana babası ve onların füruudur. Ana babanın miras hakları da eşittir. Ana veya babadan birisi muristen önce ölmüşse, onun yerine füruu, yani çocukları, torunları (murisin kardeşleri, kardeş çocukları –yeğenler- ) geçer. 3-Üçüncü dereceden mirasçılar: Murisin büyük ana ve babasıdır. Bunlar da eşit surette mirasçıdırlar. 4-Büyükana ve büyükbabanın ana-babalarının durumu: Murisin büyükana ve büyükbabasının ana ve babalarının (büyük dede ve büyük nine) ve onların çocuklarının (büyük amca, büyük hala, büyük dayı, büyük teyze)oluşturdukları dördüncü parantelde mirasçılık yoktur. İlk üç parantelde hiç mirasçı yoksa miras devlete geçer. b-Sağ kalan eşin mirasçılığı Sağ kalan eş, murisin füruu, çocukları, torunları ile birlikte mirasçı olmuşsa, mirasın 1/4'ünü alır. Sağ kalan eş, murisin ana-babası veya bunların füruu ile birlikte mirasçı olmuşsa mirasın 1/2'sini (yarısını) alır. Sağ kalan eş, murisin büyükana ve büyükbabaları ile birlikte mirasçı olmuşsa, mirasın 3/4'ünü alır. Bunlardan hiçbiri olmazsa, sağ kalan eş tek başına mirasçı olur ve mirasın tamamını alır. II-İRADİ (MANSUP) MİRASÇILIK a-Mirasçı atama: Kanunumuz murise, ölüme bağlı bir tasarrufla herhangi bir kimseyi veya kimseleri mirasçı olarak atama imkanı vermiştir. Bu gerçek veya tüzel kişi olabilir. murisin ölüme bağlı tasarrufla kendisine mirasçı atadığı kişilere "mansup mirasçı (atanmış mirasçı)", bu işleme de "mirasçı nasbı (mirasçı atama)"denir. b-Belli mal vasiyeti: Muris, bir kimseyi mirasçı atamaksızın ona terekesinden belli bir malın bırakılmasını da isteyebilir. c-Ölüme bağlı tasarruflar: Ölüme bağlı tasarruflar, murisin ölümünü düşünerek, yapılmasını istediği hususları bir hukuki muamele ile bildirmesidir. Bunlar; i-Vasiyet:Tek taraflı bir hukuki muameledir. Vasiyet yoluyla ölüme bağlı tasarruflarda bulunabilmek için temyiz kudretine sahip olmak ve 15 yaşını bitirmiş bulunmak gerekir. Vasiyet yapma hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan burada; kanuni veya akdi temsil geçerli olmaz, murisin bu hakkını bizzat kullanması gerekir. Vasiyetname; resmi vasiyetname, el yazısıyla vasiyetname ve sözlü vasiyetname olmak üzere üç çeşittir. ii-Miras mukavelesi: Miras mukavelesi murisin başka bir kimseyle yaptığı bir sözleşme olduğundan, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun şekilde açıklamalarıyla oluşur. Miras mukavelesi ancak "resmi vasiyetname" şeklinde yapılır. Miras mukavelesi yapabilmek için, temyiz kudretine sahip bulunmakla birlikte reşit olmak da lazımdır. MİRASIN İNTİKALİ (GEÇİŞİ) I-Mirasın açılması Miras ölüm ile açılır. Miras, tüm malları kapsamak üzere murisin son ikametgahı mahkemesinde açılır. Ölüme bağlı tasarruflarda iptal, tenkis, mirasın taksimi ve miras sebebiyle istihkak davaları da bu mahkemede görülür. II-Miras ehliyeti Murisin ölümü anında hayatta olmak (olumlu şart), mirastan mahrum bulunmamak (olumsuz şart) a-Murisin ölümü anında hayatta olmak: Mirasçı olabilmek için murisin ölümü anında hayatta olmak gerekir. Muristen önce ölenler onun mirasçısı olamazlar. Kanunumuz sağ doğmak şartıyla ceninin mirasçılığını da kabul etmiştir. b-Mirastan mahrum bulunmamak: Mirastan mahrum bulunan kimseler mirastan yararlanamazlar ve sanki muristen önce ölmüşler gibi hesaba katılmazlar; onların yerin füruu alır. Mirastan mahrumiyet sebepleri (mirasçı olamayan kimseler) 1-Kasten veya hukuka aykırı bir surette murisi öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler, 2-Kasten veya hukuka aykırı bir surette muris ölüme bağlı bir tasarrufta bulunamayacak hale getirenler 3-Hile veya tehdit yahut cebirle murisi ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmaya veya böyle bir tasarruftan rücu etmeye (dönmeye) sevkedenler veya bunları yapmaya engel olanlar 4-Ölüme bağlı tasarrufu, murisin bunları tekrar yapmasına imkan olmayan hal ve zamanda kasten veya hukuka aykırı surette gizleyen veya bozanlar mirastan mahrumiyet yukarıdaki sebeplerden birinin varlığı halinde kendiliğinden, yani herhangi bir karar veya işleme gerek olmaksızın kanundan ötürü meydana gelir ve o mirasçının mirasa ehliyetini ortadan kaldırır. Mirastan ıskat, murisin kanunda sayılan sebeplerden birinin bulunması halinde mahfuz hisseli bir mirasçısını ölüme bağlı bir tasarrufla mirasının dışında bırakması, onu mirasçılıktan çıkarmasıdır. Mirastan ıskat, sadece mahfuz hisseli mirasçılar hakkında söz konusudur. Ayrıca, mirastan ıskat, mahrumiyet gibi kanundan değil murisin ölüme bağlı bir tasarrufundan doğar. Mirastan ıskat sebepleri 1-Mahfuz hisseli mirasçının, veya onun yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi 2-Mahfuz hisseli mirasçının, murise veya onun ailesine karşı kanunen yükümlü olduğu ödevleri ağır bir şekilde ihmal etmesi Mirasçıların, mirasçılık sıfatını ispata yarayan belgeye "veraset ilamı" denilmektedir. Veraset ilamı, mahiyeti itibariyle "resmi senet" niteliğinde olduğundan, içeriğinin doğruluğu hakkında adi bir karine geçerlidir yani aksi ispat edilinceye kadar bu ilamda belirtilen kimselerin mirasçı oldukları kabul edilir. III-MİRASIN KAZANILMASI a-Külli halefiyet ilkesi (Tamamıyla intikal ilkesi) Terekeye dahil haklar ve borçlar mirasçılara bir bütün olarak intikal eder. Mirasçılar sadece terekedeki mal ve hakları kazanmazlar, aynı zamanda murise ait borçları da üstlenmiş olurlar. Terekenin bir bütün olarak ve kanundan dolayı mirasçılara geçmesine "külli halefiyet ilkesi" denir. Mirasçılar mirası kabul edip etmemekte serbesttirler. Mirasın reddi için, mirasçının murisin ölümünü öğrendiği andan itibaren 3 ay içinde sulh mahkemesine yazılı veya sözlü olarak mirası reddettiğini açıklaması lazımdır. Mirasın reddi kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Mirasçılar murisin borçlarından dolayı terekeye dahil mallarla değil, aynı zamanda kendi malvarlığıyla da sınırsız ve müteselsil bir sorumludurlar. Her mirasçı terekedeki borçların tamamından sorumludur. Bu sorumluluktan kurtulmanın yolu "mirası red" veya "mirasın tasfiyesini istemek"tir. b-Cüzi halefiyet ilkesi Cüzi halefiyet ilkesi, tereke üzerinde sadece bir talep hakkı elde etmeyi, buna karşılık borçlardan sorumlu olmamayı ifade eder. Kendisine sadece belirli bir mal bırakılmış şahıs (musaleh) cüzi haleftir. Çünkü musaleh, kendisine, muris tarafından ölüme bağlı bir tasarrufla bırakılan şeyin devredilmesini mirasçılardan isteme hakkına sahipken, murisin borçlarından sorumlu değildir. Sadece intifa hakkı olan dördüncü paranteldeki hısımlar ile intifa hakkını seçmiş olan eş de cüzi haleftirler. Sağ kalan eş intifa yerine mülkiyeti seçerse külli halef olur. İştirak halinde mülkiyet ilkesi Miras kendiliğinden ve bir bütün olarak mirasçıların hepsine birden geçer. Yani, birden fazla mirasçı tereke üzerinde "iştirak halinde malik" sıfatıyla hak sahibi olurlar. Taksim anına kadar herhangi bir mirasçı, tereke malları üzerinde bir hak iddia edemez, kendi hissesi üzerinde tasarrufta bulunamaz. Mirası hep birlikte kazanmış olan mirasçıların taksime kadar meydana getirdikleri topluluğa "miras şirketi" denir. Mirasın intikaline ilişkin önemli ilkeler * Kendiliğinden intikal ilkesi * Tamamıyla intikal ilkesi * İştirak halinde mülkiyet ilkesi
  22. 2018-2019 Öğretim Yılı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku dersi vize öncesi pratik çalışması İDARE HUKUKU 2/B VİZE SINAVI İÇİN PRATİK ÇALIŞMA Prof. Dr. Ali ULUSOY I. Danıştay’ın, Rekabet Kurulu için iki üye adayı belirlemesi II. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nın, TBMM Yasama Uzmanlığı Yönetmeliği çıkarması III. Ankara Üniversitesi’nin, bir öğretim üyesi hakkında lüzum-u muhakeme kararı vermesi Yukarıdaki işlemlerden hangisi/hangileri, “idari fonksiyon” kapsamında değildir? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) II ve III E) I, II ve III I. Mahalle, kamu tüzel kişiliğine sahip bir mahalli idare türüdür. II. Köyler, Devlet tüzel kişiliği içerisinde yer almaktadır. III. Her ilde, bir il özel idaresi mevcuttur. “Mahalli idareler” ile ilgili olarak yukarıda yer alan ifadelerden hangileri yanlıştır? A) Yalnız I B) I ve II C) I ve III D) II ve III E) I, II ve III I. (İ) İlçesi Kaymakamı – (K) Köyü Muhtarı II. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı – Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı III. Kültür ve Turizm Bakanı – İstanbul Valisi Yukarıda eşleştirilenlerden hangileri arasında “hiyerarşi” ilişkisi söz konusu olamaz? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) I ve III İllerin idaresinin yetki genişliği esasına dayanması, aşağıdaki idari ilkelerin hangisinin istisnası durumundadır? A) İdarenin Kanuniliği İlkesi B) Merkezden Yönetim İlkesi C) İdarenin Bütünlüğü İlkesi D) Yerinden Yönetim İlkesi E) Hiyerarşi ilkesi I. Büyükşehir belediyesinin ilçe belediyelerinin imar uygulamalarını denetleme yetkisi II. Görevi ile ilgili bir suç nedeniyle hakkında kovuşturma açılan bir belediye başkanının kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırılması III. Köy muhtarının, köylünün faydasına olmayan kararlarının kaymakam tarafından bozulması IV. Rektörün Dekan hakkında idari inceleme başlatması Yukarıdakilerden hangileri idari vesayet yetkisinin bir kullanımı değildir? A) Yalnız IV B) Yalnız II C) I, II ve IV D) II, III ve IV E) I ve IV Aşağıdakilerden hangisi idari fonksiyona dahildir? A) TBMM Başkanının TBMM’nin olağanüstü toplantıya çağrılma istemini ret kararı B) (Önceki Hükümet Sisteminde) Cumhurbaşkanının bir milletvekilini hükûmeti kurmakla görevlendirme kararı C) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bir hâkimi Yargıtay üyesi seçme kararı D) Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun verdiği içtihatları birleştirme kararı E) Adalet Bakanının bir davaya ilişkin kanun yararına bozma isteminde bulunmasına dair kararı Belediye Kanunu’na göre, belediye meclisi kararlarının yürürlüğe girme koşulu aşağıdakilerden hangisidir? A) Kararın mahallin en büyük mülki amirine gönderilmesi B) Dava açma süresinin geçmesi C) Mahallin en büyük mülki amirinin onaması D) Kararın İçişleri Bakanlığına gönderilmesi E) Belediye başkanının onaması I. Danıştay’ın, bir kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi hakkında düşüncesini bildirmesi II. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, bir hâkimin meslekten çıkarılmasına karar vermesi III. Rekabet Kurulu’nun, hâkim durumunu kötüye kullanan bir şirkete idari para cezası vermesi Yukarıdaki işlemlerden hangisi/hangileri, “idari fonksiyon” kapsamındadır? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) I, II ve III I. Büyükşehir belediyesi bulunan bazı illerde, aynı zamanda il özel idaresi de bulunur. II. Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır. III. Her ilde, köy tüzel kişilikleri mevcuttur. “Mahalli idareler” ile ilgili olarak yukarıda yer alan ifadelerden hangisi/hangileri yanlıştır? A) Yalnız I B) Yalnız III C) I ve III D) II ve III E) I, II ve III I. İçişleri Bakanı – (K) Köyü Muhtarı II. Çevre ve Şehircilik Bakanı – (İ) İli Valisi III. Türkiye Barolar Birliği Başkanı – Kırıkkale Barosu Başkanı Yukarıda eşleştirilenlerden hangisi/hangileri arasında “hiyerarşi” ilişkisi söz konusu olamaz? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve III E) I, II ve III I. (Anayasanın 2017 yılı öncesindeki halinde) Bakanlar Kurulu’nun yönetmelik çıkarmaya yetkili olduğu açıkça belirtilmiştir. II. Bütün yönetmeliklerin Resmi Gazete’de yayımlanması zorunludur. III. Danıştay’ın incelemesinden geçirilmeksizin yönetmelik çıkarılamayacağı hükme bağlanmıştır. 1982 Anayasası’na göre, “yönetmelikler” ile ilgili olarak yukarıda yer alan ifadelerden hangisi/hangileri yanlıştır? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) II ve III E) I, II ve III I. Yetki genişliğinden yararlanma II. Genel emir çıkarma yetkisine sahip olma III. Hem Devletin hem de hükümetin temsilcisi olma Yukarıda belirtilenlerden hangisi/hangileri bakımından, “vali” ile “kaymakam” arasında farklılık bulunmaktadır? A) Yalnız I B) I ve II C) I ve III D) II ve III E) I, II ve III Anayasanın 127. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.” Bu Anayasal düzenlemede İçişleri Bakanı’na tanınan yetki ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir? A) İdarenin bütünlüğü ilkesini sağlamaya yönelik bir yetkidir. B) Görevden uzaklaştırmanın geçici tedbir mahiyeti nedeniyle, bu yetki kullanılarak yapılan işlem, icrai (kesin ve yürütülebilir) nitelik taşımaz. C) Bu yetki, Anayasa’da düzenlenmek yerine, doğrudan bir yönetmelikte öngörülmüş olsaydı da, yönetmeliğin salt bu nedenle Anayasa’ya aykırılığından söz edilemezdi. D) Bağlı yetki niteliğindedir. E) Hiyerarşik bir yetkidir. AÜHF İDARE HUKUKU FİNAL SINAVI (2/B) (16 HAZİRAN 2015) Sınav Yönergesi:Sınav süresi 1 saat 45 dakikadır. İstenilen sorudan başlanabilir. Anayasa metni kullanılabilir. Kurşun kalem kullanılamaz. Ek yanıt kağıdı verilmeyecektir. Yanıtlar gerekçeli olacaktır. Soruların puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali D. ULUSOY ….. OLAY II Devlet Demiryolları A.Ş. Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan ve sonradan bu görevinden ayrılan B hakkında, bir günlük gazetede C tarafından yazılan “İnsan önce adam olmaya memurdur!” başlıklı Köşe Yazısında, “hırstan kinden gözü dönmüş, milliyetçi ve muhafazakar…, partici arkadaşları sayesinde genel müdür yardımcısı olmuş ve diğer genel müdür yardımcısının görev yerinin değişmesi için uğraşıp durmuşlardır”, “lojmanında eşya yokmuş, normal, evini de vicdanına benzetmiş demek” gibi ifadeler kullanılmış; bu köşe yazısı aynen kesilmek suretiyle sözkonusu Kurumun Kurumla ilgili olarak basında çıkan yazıların asıldığı İlan Panosuna asılmış ve 5 gün asılı kalmış; B tarafından anılan İdareye yapılan yazılı başvuruda bu yazıyı İlan Panosuna asanlar hakkında disiplin soruşturması açılması ve bu soruşturmanın sonucunun da aynı İlan Panosunda ilan edilmesi talep edilmiş, ancak İdare tarafından bu hususta hiçbir işlem yapılmamıştır. Bu arada B tarafından yazıyı yazan C ve yayınlayan Gazeteye karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davası, yazıda sert bir uslup kullanılmış olsa da genel olarak basın özgürlüğü sınırları içinde olduğu gerekçesiyle Mahkemece reddedilmiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır. B, anılan yazının kendi Kurumunun İlan Panosuna asılmasına idarecegöz yumulmasının kendisini rencide ettiği ve kişilik haklarını özel biçimde ihlal ettiği gerekçesiyle Kurum aleyhine 15 bin TL’lık manevi tazminat davası açmıştır. NOT: 233 sayılı KHK’nın Ekinde Devlet Demiryolları A.Ş. Genel Müdürlüğü iktisadi devlet teşekkülü olarak sayılmıştır. 1) Devlet Demiryolları A.Ş. Genel Müdürlüğü’nün T.C. İdari Teşkilatı içindeki yerini belirleyiniz. Kamu tüzel kişiliğine sahip olup olmadığını tartışınız. 2) Aynı Kurumun iktisadi devlet teşekkülü olarak sayılmasının hukuken isabetli olup olmadığını değerlendiriniz. 3) B, Kuruma karşı açtığı manevi tazminat davasında haklı mıdır? Neden? AÜHF İDARE HUKUKU BÜTÜNLEME SINAVI (2/B) (28 Temmuz 2015) Sınav Yönergesi:Sınav süresi 90 dakikadır. İstenilen sorudan başlanabilir. Anayasa metni kullanılabilir. Kurşun kalem kullanılamaz. Ek yanıt kağıdı verilmeyecektir. Yanıtlar gerekçeli olacaktır. Soruların puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali D. ULUSOY OLAY Matematik öğretmeni olan A, çalışmakta olduğu Uşak Anadolu Lisesindeki öğretmenlik görevinden 5 yıl önce istifa ederek ve İzmir Valiliği ve İzmir Milli Eğitim Müdürlüğünden gerekli idari izinleri alarak, 4 öğretmen arkadaşı ile birlikteİzmir’in Urla ilçesinde U Dershanesini açmış olup, toplam 120 öğrencisi bulunan dershanede gerek ortaöğretime gerekse üniversitelere giriş sınavlarına hazırlık dersleri verilmektedir. Dershanenin aylık gideri, 8 öğretmene ve 3 idari personele verilen maaş ve bina kirası dahil aylık ortalama 40 bin TL’dir. Mart 2014’de çıkarılan Kanun ile 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yapılan değişiklikle, önceden başvuru yaparak ve gerekli fiziki koşulları sağlayarak 1 Eylül 2015 tarihine kadar temel liseye dönüşmemiş tüm dershanelerin kapatılmasına ve yeni dershane açılmasının yasaklanmasına karar verilmiş; özel kurs şeklinde ortaöğretime ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlık dersleri verilmesi ve 12 yaş ve üstündeki öğrencilerin okul sonrasındaetüt merkezlerine gitmesi yasaklanmıştır. Ayrıca temel liseye dönüşmüş dershanelerin de bu faaliyetlerini en fazla 3 yıl daha yapabilmelerine izin verilmiştir. Anayasa Mahkemesi (AYM), 13.7.2015 tarihinde sözkonusu Kanunun yukarıda değinilen hükümlerini esastan Anayasaya aykırı görerek iptal etmiş ve bu iptal kararının yürürlüğe girmesini erteleyen herhangi bir süre vermemiştir. Anılan AYM Kararının gerekçesi 23 Temmuz 2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Bu arada AYM, anılan Kanundaki temel liseye dönüşmüş olan dershanelerin 3 yıl boyunca bu statüde faaliyet gösterebileceğine dair hükmü iptal etmemiştir. U Dershanesi adına ortakları,sözkonusu Kanun uyarınca 1 Haziran 2015 tarihinde temel liseye dönüşüm başvurusu yapmış ve Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün 1 Temmuz 2015 tarihli kararı ile, dönüşüm talebinin kabul edildiği ve binaya ilişkin belirtilen birtakım fiziki eksikliklerin giderilmesi kaydıyla 1 Eylül 2015 tarihi itibarıyla temel lise olarak faaliyet gösterebilecekleri 10 Temmuz 2015 tarihinde bildirilmiştir. U Dershanesi bu karar üzerine temel lise için 80 öğrenciye ön kayıt yapmış, ancak AYM’nin anılan iptal kararı sonrasında bunlardan 60’ı kayıttan vazgeçmiştir. A ve ortakları, dershane ücretinin yaklaşık 3 katını bulan temel liseye yeterli kayıt alamayacaklarının anlaşılması üzerine temel liseye dönüşümden vazgeçerek önceki dershane statüsünde faaliyet göstermek istemektedirler. Bu amaçla 27 Temmuz 2015 tarihinde idareye verdikleri dilekçe ile,AYM’nin iptal kararını da dikkate alarak 1 Haziran 2015 tarihli temel liseye dönüşüm başvurularını geri çektiklerini ve artık temel liseye dönüşüm istemediklerinden 1 Temmuz 2015 tarihli işlemin iptal edilmesini ve dershane olarak faaliyetlerine devamı için gereğinin yapılmasını belirtmişlerdir. SORULAR: 1) İzmir Valiliği ile İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün idari teşkilat içindeki yerini belirleyiniz. İzmir Milli Eğitim Müdürü ile İzmir Valisi ve İzmir Valisi ile Milli Eğitim Bakanı arasındaki idari denetim ilişkisini belirtiniz. 2) Mevcut mahalli idarelerin yapısı ve türleri açısından İzmir ili ile Uşak ili arasında fark var mıdır? Neden? 3) AYM, bahsi geçen iptal kararında Anayasanın hangi hükümlerine aykırılığı tartışmış olabilir? Neden? 4) AYM’nin iptal kararını hukuken haklı buluyor musunuz? Neden? 5) AYM’nin sözkonusu iptal gerekçesindeki, Dershaneler “okul dışı eğitim alanında özel teşebbüs statüsünde faaliyet gösterirler” ifadesini idari faaliyetler yönünden nasıl nitelemek ve değerlendirmek gerekir? Mahkemenin bu nitelemesine katılıyor musunuz? Neden? …
  23. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdari Yargılama Hukuku 2018-2019 Eğitim dönemi pratik olay ve çözümü çalışması ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARİ YARGILAMA HUKUKU DERSİ PRATİK ÇALIŞMA II VE ÇÖZÜMLERİ(A ŞUBESİ) Oğuzhan GÜZEL(Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İdare Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi) OLAY I Deprem sonucu Kocaeli ilindeki kalıcı konutlarda hak sahipliği kabul edilen ve İstanbul’da ikametgahı bulunan (A)’nın hak sahipliği sonradan yapılan ihbar ve şikayetler üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından iptal edilmiştir. Söz konusu işlem üzerine (A) iptal davası açmıştır. 1. (A)’nın açmış olduğu iptal davasında görevli ve yetkili mahkemeyi belirtiniz. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise dava konusu uyuşmazlıkla ilgili 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu ve özel kanunlarda bir hüküm bulunup bulunmamasına göre değişir. 2577 sayılı Kanunun 34/1 hükmü uyarınca imar, kamulaştırma, yıkım, işgal tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme taşınmaz malın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Maddede imar, kamulaştırma, yıkım, işgal tahsis, ruhsat ve iskan gibi denilmek suretiyle bu örnekler dışında da taşınmazlara ilişkin bir uyuşmazlık olmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Somut olayda taşınmaza ilişkin bir hak sahipliği vardır. Taşınmaz da Kocaeli’de bulunduğundan yetkili mahkeme Kocaeli İdare Mahkemesidir. Danıştay 11. Dairesinin 11.4.2006 tarih ve E.2005/1816, K.2006/1795 sayılı kararı “Deprem sonucu kalıcı konutlarda hak sahipliği kabul edilen davacının, sonradan yapılan ihbar ve şikayetler üzerine, hak sahipliğinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca iptal edilmesi üzerine açılan davada yetkili mahkeme, İYUK’nun 34’üncü maddesine göre, taşınmazın bulunduğu yer olan Bolu ilinin bağlı olduğu Sakarya İdare Mahkemesidir. Ankara 2. İdare Mahkemesinin 34. maddedeki yetki kuralını gözetmeden karar vermesi usul hükümlerine aykırıdır. Bu nedenle kararın yetki yönünden bozulmasına karar verilmiştir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: Açıklamalı ve Son İçtihatlarla İdari Yargılama Usulü Kanunu, Ankara 2009, s. 1137). 2. Bir an için (A)’nın işbu davayı Danıştayda açtığını varsayalım. Danıştay ilk incelemeye ilişkin nasıl bir karar vermelidir? Bu aşamada Danıştayın vermesi gereken bu karar üzerine diğer idari yargı mercileri ne karar verebilir? Tartışınız. İşbu davada görevli ve yetkili mahkeme birinci soru cevabında belirtmiş olduğumuz üzere Kocaeli İdare Mahkemesidir. D bu davayı Danıştayda açarsa görevsiz bir mahkemede dava açmış olur. 2577 sayılı Kanun’un 14/3-a hükmü uyarınca görev ve yetki ilk dikkate alınacak ilk inceleme konusudur. 2577 sayılı Kanunun 15/1-a hükmü uyarınca idare mahkemeleri idari yargının görevli olduğu konularda görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddederek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verecektir. Bu doğrultuda Danıştay davayı görev yönünden reddederek dava dosyasının Kocaeli İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermelidir. 2577 sayılı Kanunun 43. maddesi uyarınca Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir. Ancak somut olayda ortada 43. madde kapsamında bir görev uyuşmazlığı bulunmamasına rağmen Danıştayın vermiş olduğu görevsizlik kararı kesin nitelikte kabûl edilmekte ve Danıştayca görevli bulunan mahkemenin görevsizlik kararı veremeyeceği belirtilmektedir. (Danıştay 10. Dairesinin 05.12.1990 tarihli ve E. 1990/4612, K. 1990/2901 sayılı kararı için bkz. ÇAĞLAYAN, Ramazan: İdari Yargılama Hukuku, Ankara 2016, s. 262). T.C. DANIŞTAY 7. DAİRE E. 1997/2530 K. 1997/2926 T. 15.9.1997 • GÖREVSİZLİK KARARININ KESİN OLMASI ( İlk Derece Mahkemesi Olarak Danıştayda Açılan Davada Verilen ) • İLK DERECE MAHKEMESİ OLARAK DANIŞTAYDA AÇILAN DAVA ( Verilen Görevsizlik Kararının Kesin Olması) •DANIŞTAYDA İLK DERECE MAHKEMESİ SIFATIYLA AÇILAN DAVA ( Verilen Görevsizlik Kararının Kesin Olması) 2575/m.24 ÖZET : İlk derece mahkemesi olarak danıştayda açılan davada dairenin verdiği görevsizlik kararı kesin olup gönderilen mahkeme davaya bakmak zorundadır. … Otel … Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi tarafından fazladan tahsil edildiği ileri sürülen damga vergisinin ret ve iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle Maliye Bakanlığına karşı ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da açılan davada; bu tür uyuşmalıkların çözümünün vergi mahkemelerinin görevine girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddederek, dava dosyasının görevli ve yetkili İstanbul Vergi Mahkemesine gönderilmesi yolundaki dairemizin 27.10.1994 gün ve E: 1992/7886; K: 1994/5191 sayılı kararı üzerine dosyayı inceleyen İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 12.06.1995 gün ve E: 1995/38; K: 1995/1473 sayılı kararı ile davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddi ile dosyanın Danıştay Başkanlığına gönderilmesine karar verildiği, bu karar gereği dosyanın dairemize geldiği ve dairemizin 30.11.1995 gün ve E: 1995/5645; K: 1995/4892 sayılı kararıyla, Danıştay tarafından görevli mahkemenin kesin olarak belirlendiği, bu kararların kesin olması sebebiyle dosyanın gönderildiği mahkemenin kendisini görevsiz görmesi veya eski kararında ısrar etmesi olanağı bulunmadığı gerekçesiyle dosyanın uyuşmazlığı çözümlemekle görevli İstanbul 1. Vergi Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, bunun üzerine anılan mahkemece 15.04.1996 gün ve E: 1996/504; K: 1996/821 sayılı kararla davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülmesi gerektiğinden bahisle davanın görev yönünden reddine ilişkin ilk kararında ısrar edildiği, bu karar uyarınca Danıştay Başkanlığına gönderilen dosyanın 12.01.1996 gün ve 3 sayılı Danıştay Başkanlar Kurulu Kararıyla damga vergisi ihtilaflarını çözümlemekle görevlendirilen Danıştay Dokuzuncu Dairesince Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kuruluna gönderildiği, anılan genel kurulun ise 06.12.1996 gün ve E: 1996/327; K: 1996/418 sayılı kararıyla, mahkeme kararının bir ısrar kararı değil, temyize ve itiraza konu edilmesi söz konusu olmayan bir görev ret kararı olduğu, ayrıca taraflardan birinin temyiz istemi de bulunmaksızın gönderilen dosya üzerinde kurullarınca herhangi bir inceleme yapılmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın konusu gözönüne alınarak dosyanın Danıştay Dokuzuncu Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verildiği, Danıştay Dokuzuncu Dairesince ise 20.06.1997 gün ve 13 sayılı Danıştay Başkanlar Kurulu Kararı uyarınca dosyanın dairemize intikal ettirildiği anlaşılmakla, dosya incelenerek işin gereği görüşüldü: Dairemizce verilen 30.11.1995 gün ve E: 1995/5645; K:1995/4892 sayılı kararda da belirtildiği üzere, Danıştay tarafından görevli mahkemenin belirlendiği durumlarda, bu kararlar kesin olup, dosyanın gönderildiği mahkemenin kendisini görevsiz görmesi veya eski kararında ısrar etmesi olanağı bulunmamaktadır. Nitekim, vergi daireleri genel kurulunun yukarıda bahsi geçen kararında da İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 15.04.1996 gün ve E: 1996/504; K: 1996/821 sayılı kararının bir ısrar kararı niteliğinde olmadığı belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle, işin esası incelenerek bir karar verilmek üzere dosyanın uyuşmazlığı çözümlemekle görevli İstanbul 1. Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 15.09.1997 gününde oybirliği ile karar verildi. OLAY II Aşağıdaki davalarda görevli ve yetkili mahkemeyi gerekçeli olarak belirtiniz. 1. Hakkında Belediye tarafından düzenlenen bir ihalede yolsuzluk yaptığı iddiasıyla ceza soruşturması açılan Erzurum ili … ilçesi belediye başkanı (B)’nin İçişleri Bakanı tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırılması işlemine karşı açılacak iptal davası 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanunun33/3 hükmü uyarınca mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir. Bu nedenle yetkili mahkeme Erzurum İdare Mahkemesidir. Danıştay 8. Dairesinin 27.2.1997 tarih ve E.1997/283, K.1997/721 sayılı kararı “2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. Maddesinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davaların neler olduğu tek tek sayılmış; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 3410 sayılı Yasa ile değişik 5. Maddesinde İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki dava ve işlerin yanı sıra özel kanunlarda Danıştayın görevi olduğu belirtilen ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile İdare Mahkemelerinin görevli kılınmış bulunduğu davaları çözümleyeceği ve 2577 sayılı Yasanın 33. Maddesinin 3. Fıkrasında mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkemenin ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesi olduğu kuralları yer almaktadır. Bu durumda, davacının geçici bir görev olarak belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılması yolundaki dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümü görevli bulunduğu yer idare mahkemesi olan Konya İdare Mahkemesi görevli ve yetkili bulunmaktadır.” (GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref- TAN, Turgut: İdare Hukuku Cilt II İdari Yargılama Hukuku, Güncelleştirilmiş 8. Bası, Ankara 2016, s. 749, dipnot 53). 2. Antalya ilindeki bir ilçeden, Malatya İlindeki bir ilçeye atanan öğretmene yolluk verilmeyeceğine ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı işlemine karşı açılacak iptal davası 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanun’un 33/3 hükmü uyarınca kamu görevlilerinin ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal haklarıyla ilgili davalara yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir. Somut olayda kamu görevlisinin parasal bir hakkı dava konusu edildiği için yetkili mahkeme davacı öğretmenin halen görevli bulunduğu yer idare mahkemesi olacaktır. Bu nedenle de Malatya İdare Mahkemesi yetkilidir. Erzurum 2. İdare Mahkemesinin 25.1.2005 tarih ve E.2004/1136, K.2005/15 sayılı kararı “Ağrı ilindeki bir ilçeden, Ordu ilindeki bir ilçeye atanan öğretmenin, kendisine yolluk verilmeyeceğine ilişkin işlemin iptali istemiyle açmış olduğu davada yetkili mahkeme Ordu İdare Mahkemesidir. Bu nedenle davanın yetki yönünden reddine ve dosyanın anılan mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1137). 3. Konya Emniyet Müdürlüğünde görev yapan, ancak daha önce görev yaptığı Isparta ilinde işlediği bir disiplin suçu nedeniyle, Isparta Valiliğince verilen uyarma cezasına karşı açılacak iptal davası 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanun’un 33/3 hükmü uyarınca kamu görevlilerinin, görevle ilişkilerinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir. Somut olayda kamu görevlisi Konya’da görev yapmaktadır. Bu nedenle yetkili mahkeme Konya İdare Mahkemesidir. Kayseri İdare Mahkemesinin 27/2/2004 tarih ve E. 2003/948, K. 2004/193 sayılı kararı “Kars Emniyet Müdürlüğünde görev yapan, ancak daha önce görev yaptığı Nevşehir ilinde işlediği bir disiplin suçu nedeniyle, Nevşehir Valiliğince 4 ay kısa süreli durdurma konulu disiplin cezası ile tecziye edilen davacının, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davada yetkili mahkeme, İYUK md. 33/3 uyarınca, Kars ilini yargı çevresine alan Erzurum İdare Mahkemesidir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1137). 4. Çankaya Tapu Sicil Müdürlüğünde müdür olarak görev yapan (M)’nin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün işlemi ile Şanlıurfa Viranşehir Tapu Sicil Müdürlüğüne müdür olarak atanması işlemine karşı açacağı iptal davası 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanun’un 33/3 hükmü uyarınca kamu görevlilerinin atanması ve nakilleriyle ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlilerinin yeni veya eski görev yeri idare mahkemesidir. Bu davalarda davacı kamu görevlisi bakımından, seçimlik bir yetki kuralı öngörülmüştür. (M)’nin eski görev yerinin Ankara ve yeni görev yeri Şanlıurfa’dır. Bu doğrultuda Ankara İdare Mahkemesi ya da Şanlıurfa İdare Mahkemesi yetkilidir. 5. Orman Ürünleri Sanayi ve Anonim Şirketinin Isparta’da bulunan Pazarköy İşletmesinin satışına ilişkin Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı işlemine karşı açılacak iptal davası. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanunun 34/1 hükmü uyarınca imar, kamulaştırma, yıkım, işgal tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme taşınmaz malın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Maddede imar, kamulaştırma, yıkım, işgal tahsis, ruhsat ve iskan gibi denilmek suretiyle bu örnekler dışında da taşınmazlara ilişkin bir uyuşmazlık olmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Somut olayda taşınmaza ilişkin satış söz konusudur. Taşınmaz da Isparta’da bulunduğundan yetkili mahkeme Isparta İdare Mahkemesidir. Danıştay 10. Dairesinin 31.10.1996 tarih ve E. 1996/9144, K. 1996/6545 sayılı kararı “Orman Ürünleri Sanayi A.Ş.’nin Isparta Pazarköy İşletmesinin satışına ilişkin Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davanın görüm yeri, İYUK md. 34/1’e göre [Isparta] İdare Mahkemesidir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1143). ÖNEMLİ NOT Uyuşmazlığa konu Danıştay kararından sonra 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 27. maddesine 3/7/2005 tarihli ve 5398 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesiyle eklenen hüküm uyarınca: ‘Özelleştirme uygulamalarına ilişkin idari davalar, ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülür.’ Bu nedenle söz konusu davada 2005 yılından sonra ilgili mevzuat uyarınca Danıştay görevlidir. 6. Ankara ili Çankaya ilçesinde işletilmekte olan akaryakıt istasyonunun yıkama ve yağlama servisinin kapatılmasına ilişkin Ankara Trafik Komisyonu kararına karşı açılacak iptal davası. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanunun 34/1 hükmü uyarınca imar, kamulaştırma, yıkım, işgal tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme taşınmaz malın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Somut olayda uyuşmazlık ruhsat işinden kaynaklandığından taşınmazın bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkilidir. Dolayısıyla yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemesidir. Danıştay 10. Dairesinin 22.5.1985 tarih ve E.1985/961, K.1985/1067 sayılı kararı “Davacının işletmekte olduğu akaryakıt istasyonunun, Belediye Sınırları İçerisindeki Karayolları Kenarında Yapılacak ve Açılacak Bazı Tesislerde Aranacak Vasıf ve Şartlar Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilmesi için altı ay süre tanınmasına ve yıkama yağlama servisinin kapatılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığınca onaylı … İl Trafik Komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözüm yeri, uyuşmazlığın ruhsat işinden kaynaklanması nedeniyle, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1143). 7. İstanbul’da işletilmekte olan taksi durağının kapatılmasına ilişkin İstanbul İl Trafik Komisyonu kararına karşı açılacak iptal davası. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanunun 34/1 hükmü uyarınca imar, kamulaştırma, yıkım, işgal tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme taşınmaz malın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Somut olayda uyuşmazlık ruhsat işinden kaynaklandığından taşınmazın bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkilidir. Dolayısıyla yetkili mahkeme İstanbul İdare Mahkemesidir. Danıştay 10. Dairesinin 27.5.1985 tarih ve E.1985/891, K.1985/1098 sayılı kararı “İşletilmekte olan taksi durağının kapatılmasına ve daha önce taksi durağının açılmasına müsaade eden komisyon kararının iptaline ilişkin İçişleri Bakanlığınca onaylı … İl Trafik Komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözüm yeri, taşınmazın bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1143). 8. Kaçak olduğu iddiasıyla Trabzon gümrüğünde el konulan ve tutulan eşyaların iadesi talebini reddeden Hazine ve Maliye Bakanlığı işlemine karşı açılacak iptal davası. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca taşınır mallarla ilgili davalarda yetkili mahkeme taşınır malın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Somut olayda uyuşmazlık Trabzon gümrüğünde bulunan taşınır malların iade talebinin reddine ilişkin olduğundan bu malların bulunduğu yer idare mahkemesi yetkilidir. Dolayısıyla yetkili mahkeme Trabzon İdare Mahkemesidir. Danıştay 10. Dairesinin 19.9.1994 tarih ve E.1993/4404, K.1994/4395 sayılı kararı “Dava kaçak zannıyla ek konulup gümrüğe teslim edilen eşyaların ceza mahkemesi kararıyla davacılara iade edilmesine karar verilmesi üzerine davacıların yaptığı başvurunun davalı idarece reddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Trabzon İdare Mahkemesi; dava konusu işlemin Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tesis edilmiş olduğu, 2577 sayılı Yasanın 32. maddesinde yer alan genel yetki kuralı uyarınca iptali istenilen işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesinin uyuşmazlığı çözmekte yetkili olduğu gerekçesiyle davanın yetki yönünden reddine karar vermiştir. Davacı anılan kararın temyizen incelenip bozulmasını istemektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 35. maddesinde; taşınır mallara ilişkin davalarda yetkili mahkemenin taşınır malın bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olduğu kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelemesinden; dava konusu uyuşmazlığın Trabzon gümrüğümde bulunan taşınır malların iade edilmesi isteminin reddinde kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; açılan davada yetkili olmasına rağmen Trabzon İdare Mahkemesince davanın yetki yönünden reddinde hukuki isabet görülmemiştir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1148). 9. Devlet memurluğu sınavını kazanmasına rağmen ataması yapılmayan ve bu işleme karşı Ankara İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasını kazanması üzerine Mersin’e ataması yapılan (M)’nin atamasının geç yapılması sebebiyle yoksun kaldığı parasal haklarının tazmini istemiyle açacağı tam yargı davası. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanun’un 36/a hükmü uyarınca idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili idare mahkemesidir. Somut olayda zararı doğuran atamanın yapılmaması sebebiyle doğan uyuşmazlığı Ankara İdare Mahkemesi çözmeye yetkilidir. Dolayısıyla yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemesidir. Danıştay 10. Dairesinin 17.1.2005 tarih ve E.2004/13770, K.2005/64 sayılı kararı “Devlet memurluğu sınavına atanan, ancak ataması yapılmayan ve bu işleme karşı Ankara İdare Mahkemesinde dava açan ve bu mahkemenin iptal kararı üzerine Balıkesir iline ataması yapılan davacının, atamanın geç yapılması nedeniyle uğramış olduğu parasal haklarının tazmini istemiyle açmış olduğu davada yetkili mahkeme, İYUK md. 36/a’ya göre, Ankara İdare Mahkemesidir.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1150). 10. Hatay’da askerlik hizmetini şoför olarak yaparken meydana gelen bir askeri kaza sonucunda sakat kalan asker (A)’nın Milli Savunma Bakanlığına karşı açacağı tam yargı davası. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davaları görmekle görevli mahkemedir. [Vergi mahkemelerinin görev alanı için bkz. 2576 s. Kanun md. 6, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar için bkz. 2575 s. Kanun md. 24/1 ]. Bir idarî dava diğer idarî yargı mercilerinden birinin görev alanına girmiyorsa o davaya genel görevli olarak idare mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme idare mahkemesidir. 2577 sayılı Kanun’un 36/b hükmü uyarınca idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında zarar idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise yetkili mahkeme eylemin yapıldığı yer idare mahkemesidir. Somut olayda (A)’nın tazminini istediği zarar bir askeri kaza olayından doğmuştur. Zararı doğuran bu olay idari eylem niteliğinde olduğundan yetkili mahkeme eylemin yapıldığı yer idare mahkemesidir. Dolayısıyla yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemesidir. Doktrinde mesleki risk ve sosyal risk söz konusu ise 2577 sayılı Kanun’un 36/c hükmünün uygulanabileceği iddia edilmektedir. (YENİCE, Kâzım-Yüksel ESİN: Açıklamalı-İçtihatlı-Notlu İdarî Yargılama Usulü, Ankara 1983, s. 677-678) Ankara 4. İdare Mahkemesinin 22.4.2009 tarih ve E.2009/472, K.2009/646 sayılı kararı “2577 sayılı Kanun’un 36. Maddesinde; ‘İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla; a- Zararı doğuran uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili, b- Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, c- Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesidir.’ Kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelemesinden, ….’un Gölcük Denizaltı Filosu komutanlığı emrinde hizmetini yaparken 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle hayatını kaybettiği, uğranıldığı ileri sürülen 30.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi zararın bayındırlık hizmeti sonucu meydana geldiği anlaşılmakta olup, yukarıda hükmüne yer verilen Kanun maddesi gereğince yetkili mahkeme, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer olan Gölcük İlçesinin idari yargı yönünden bağlı bulunduğu Kocaeli İdare Mahkemesidir. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Kocaeli İdare Mahkemesine gönderilmesine … karar verildi.” (KARAVELİOĞLU, Celal: age., s. 1153-1154). SORU III “… Kanun metninde bir idarî işleme karşı yargısal kanun yollarına başvurulamayacağına dair bir hüküm bulunsa bile iptal dâvasının gene kabulü gerekir. Çünkü hiçbir kanun hükmü olmasa bile hukukun genel esaslarından olan kanuna saygı, kanunîlik prensibi uyarınca idarî işlemlere karşı iptal davası açılabilecektir…” (Fransız Danıştayının 17 Şubat 1950 tarihli kararı) Bu içtihadı 1982 Anayasasında idareye ve anayasa yargısına ilişkin yer alan ilkeler çerçevesinde değerlendiriniz. Yukarıdaki kararda Fransız Danıştayı kanunla yargı denetimi dışında tutulmasına rağmen dava konusu idari işlemin denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir. Anayasanın 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, yönetilenlere hukukî güvenceler sağlayan devlettir. Kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi, kanunî idare ilkesi ve idarenin yargısal denetimi hukuk devletinin gereklerindendir. Anayasa’nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Bu sebeple bir idarî işlemin kanunla yargı denetimi dışında tutulması bu hükümle bağdaşmamaktadır. Anayasa’nın 8. maddesi uyarınca yürütme yetkisi ve görevi kanunlara uygun olarak yerine getirilir. Tüm bu hükümler uyarınca bir idarî işlemin hem kanunu uygun olması kuralı getirilip hem de kanunla yargı denetimi dışında tutulması hukuk devleti ilkesi ile çelişmektedir. Çünkü iptal davası idarenin kamu gücü kullanımını denetlemesi sebebiyle davası kamu yararını gerçekleştiren, hukuk devletini koruyan objektif bir davadır. İptal davasındaki amaç hukuka aykırı idari işlemleri ortadan kaldırmak suretiyle hukuk düzenini korumaktır. Bu nedenlerle iptal davası hukuk devletinde bir hak olarak kabul edilmekte, kanunda açıkça yer almasa da bir idari işleme karşı iptal davası açılabilmektedir. (AKYILMAZ, BahtiyarSEZGİNER,Murat-KAYA,Cemil: Türk İdari Yargılama Hukuku, 1. Baskı, Ankara Ekim 2018, Savaş Yayınevi, s.90-91) Dolayısıyla söz konusu karar isabetlidir. Ancak 1982 Anayasasının 148. maddesi uyarınca kanunların anayasaya uygunluğunu denetleme Anayasa Mahkemesinin görev alanına girmekte, diğer mahkemelerin de kanunları ihmal etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle yargı sistemimizde idari yargı mercilerinin bu şekilde karar verme yetkileri bulunmamaktadır.
  24. 2018-2019 Akademik Yılı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2/B sınıfı Final Sınavı soru ve cevapları ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARE HUKUKU FİNAL SINAVI (2/B) 17.06.2019 Adı ve Soyadı: Öğrenci Numarası: Sınav Yönergesi: 1) Sınav süresi 100 dakikadır. 2) Yalnızca Anayasa metni kullanılabilir. 3) Soruların gerekçeli olarak yanıtlanması zorunlu olup; gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 4) Yanıtlar, soru kâğıdı üzerinde, her bir sorunun altında ayrılmış olan boşluklara yazılacak; ek yanıt kâğıdı verilmeyecektir. 5) Her sorunun puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY OLAY I (X) Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Programı öğrencisi olan (A), 01.07.2013 tarihinde mezun olduktan sonra, gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için gıda işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartları ile gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin Türk gıda mevzuatına uygunluğunun denetim ve kontrolü işini ifa etmekle yükümlü “gıda denetmeni” olarak ve Devlet Memurları Kanununa göre açılan kadrolara atanmak üzere, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 01.09.2013 tarihinde açılan sınava başvurmuştur. Bakanlık, ilgili yönetmelikte yapılan ve Resmi Gazetede 01.03.2013 tarihinde yayımlanan değişiklik uyarınca gıda denetmeni olabilmek için aranan en az iki yıl yükseköğrenim görmüş olma koşulunun dört yıl biçiminde değiştirildiği ve iki yıllık meslek yüksekokulu mezunu (A)’nın bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle söz konusu başvuruyu reddetmiştir. (A), ret işlemi ile birlikte bu işleme dayanak olan yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle dava açmıştır. Bakanlık tarafından yürütülen gıda kontrolü ne tür bir faaliyettir? Açıklayınız. Bakanlık tarafından yürütülen faaliyet, kolluk (koruyucu kamu hizmeti) faaliyetidir. (3 puan) İdarenin kolluk faaliyetinin amacı kamu düzeninin korunmasıdır. Kamu düzeninin modern anlamda, genel güvenlik (kamu güvenliği), genel sağlık (kamu sağlığı) ve toplumsal huzur (dirlik ve esenlik) olmak üzere üç unsurdan oluştuğu kabul edilmektedir. (3 puan) Bakanlık, genel sağlığın korunması amacıyla önleyici nitelikte idari kolluk faaliyeti icra etmektedir. Genel kolluk - özel kolluk ayrımında söz konusu denetim ve kontrol, genel kolluk faaliyeti kapsamında değerlendirilmektedir. (4 puan) Bakanlığın gıda kontrol faaliyetini özel denetim şirketlerine devretmesi mümkün müdür? Tartışınız. İdari kamu hizmetlerinin çekirdeğini oluşturan ulusal güvenlik, iç güvenlik (genel idari kolluk ve adli kolluk), istihbarat ve adalet hizmetlerinin özel kişilere devri hem yerindelik açısından hem de hukuki açıdan tartışmalıdır. Anayasanın 128. maddesi uyarınca “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” Bu bağlamda kolluk yetkisinin devri ilke olarak mümkün değildir. İdarenin sahip olduğu genel denetim ve yaptırım uygulama yetkisi özel kişilere devredilemez. Ancak yaptırım uygulama ve asli denetim yetkisi idarede kalmak kaydıyla faaliyetin teknik kısmı özel kişilere devredilebilir. (10 puan) Alternatif cevap: Anayasanın 47. maddesine 1999 yılında yapılan değişikle eklenen 4. fıkra uyarınca “Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.” Bu hüküm uyarınca kanunla öngörülmek suretiyle denetim faaliyetinin özel şirketlere devredilmesi mümkündür. (5 puan) (A), üniversiteye başlarken iki yıllık yüksekokul mezunlarının gıda denetmeni olarak atanabilmelerinin mümkün olduğunu, bu düzenlemeye güvenerek iş bulma ümidiyle bu bölüme kaydolduğunu, dolayısıyla yapılan yönetmelik değişikliğinin ve sınava başvurusunun reddinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. (A)’nın iddiasının ilgili olduğu idare hukuku prensibini açıklayınız ve (A)’nın bu savında haklı olup olmadığını değerlendiriniz. İlgili yönetmelik değişikliği 01.08.2013 tarihinde yapılsa ve ilan edilse idi, vereceğiniz yanıt değişir miydi? Niçin? [Not: Bu soruda (A)’nın iddiasında haklılığıyla ilgili, olarak alternatif değerlendirmelerin ikisine de tam puan verilmiştir.] Yönetmelik değişikliğinin 01.03.2013 tarihinde, yani (A) henüz mezun olmadan önce yapılması ihtimalinde konu haklı beklenti çerçevesinde tartışılmalıdır. Haklı beklenti, kişilerin geleceğe yönelik olarak belli bir hukuki statü elde edilmesi ve bu hukuki statü uyarınca belli haklar kazanılması hususunda yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun ve iyi niyetli olarak içinde oldukları beklentilerinin makul bir gelecek süre için hukuk düzeni tarafından da kabul edilmesini ifade eden bir kavramdır. Yürürlükteki hukuk kurallarına uygun olarak idare ile bir hukuki bağlantı içine girilmiş olması ve bunun sonucunda gelecekte bir statü kazanımının ve bu statü gereğince belli ve somut bir hak doğmasının umulması, iyiniyetli biçimde beklenti içine girilen hakkın kamu düzenini ciddi biçimde sarsıcı etki doğurmaması ve beklentinin makul bir gelecek süre için geçerli olması koşulları mevcuttur. Olayda mezuniyet tarihi ile yönetmelik değişikliği arasındaki sürenin azlığı dikkate alındığında (A)’nın haklı beklentisi olduğundan söz edilebileceği gibi gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve adaptasyon ilkesi kapsamında hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği de kabul edilebilir. (5 puan) Yönetmelik değişikliğinin 01.08.2013 tarihinde, yani (A) mezun olduktan sonra yapılması ihtimalinde konu kazanılmış hak çerçevesinde tartışılmalıdır. Zira (A)’nın mezun olup sınava girme hakkını kazandığından söz etmek mümkündür. Kazanılmış hakkın kabul edilebilmesi için hak doğurucu işlem, yapıldığı tarihteki hukuk kurallarına uygun bireysel bir idari işlem olmalı, hak sahibinin o işlem oluşurken hilesi olmamalı, hak kişi yönünden kesinleşmiş olmalı, muhtemel yani beklenen hak niteliğinde olmamalı ve oluşan hak kamu düzenini ihlal etmemeli ve kamu menfaatine ağır biçimde aykırılık taşımamalıdır. Olayda kamu düzeni koşulu tartışmalı olup, gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği kabul edilebilir. (5 puan) Bir an için (A)’nın sınav başvurusunun kabul edildiğini ve sınavı kazanarak gıda denetmeni kadrosuna 01.11.2013 tarihinde atandığını ve (A)’nın atamasının atanmadaki öğrenim şartını taşımadığı gerekçesiyle idarece 01.03.2014 tarihinde iptal edildiğini varsayalım. Söz konusu iptal kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Soruda geçen iptal kararı teknik anlamda idari işlemin geri alınmasıdır. Geri alma, hukuka aykırı bir idari işlemin geçerliliğine, idare tarafından geçmişe ve geleceğe etki olarak son verilmesidir. (4 puan) Kural olarak yükümlendirici işlemler her zaman geri alınabilirken yararlandırıcı işlemler bakımından süre sınırlaması söz konusudur. Danıştay içtihadına göre, kamu görevlileri hakkında idarece yapılan hatalı terfi ve intibaklar nedeniyle yapılan fazla ödemeler genel dava açma süresi olan 60 gün içinde; bu istisna dışındaki idari işlemler ise “makul” sayılabilecek bir süre içinde geri alınabilir. Makul sürenin, somut olaya göre değerlendirmesi gerekmekle birlikte; bir yıllık sürenin makul görülmesi yönünde genel bir eğilim bulunduğu söylenebilir. Fransız Danıştay’ı ve doktrinimiz tarafından genel olarak kabul gören yaklaşım ise, idari işlemlerin idari yargıda genel dava açma süresi içinde (60 gün) geri alınmasıdır. Bununla birlikte hukuka aykırı işlemin yapılmasında ilgilinin kusuru varsa, örneğin ilgili idareyi yanıltmışsa ya da işlemdeki hukuka aykırılık çok ağır ve barizse geri almada süre sınırlaması olmadığı kabul edilmektedir. (4 puan) Somut olayda 60 günlük genel dava açma süresi aşılmış ancak bir yıllık süre henüz geçmemiştir. Buna ek olarak yönetmelikle öngörülen bir kurala açıkça aykırı olarak atama işlemi tesis edildiğinden bu işlemin geri alınmasında süre sınırlaması yoktur ve bu açıdan işlem hukuka uygundur. (2 puan) (A)’nın talebinin, yönetmeliğin gıda kontrol görevlisi olabileceklerin niteliklerini düzenleyen maddesinde “ziraat, gıda, kimya, su ürünleri mühendisleri, veteriner hekimler, kimyagerler, biyologlar”ın sayıldığı ve fakat gıda bilimine ilişkin bölümlerden söz edilmediği gerekçesiyle reddedildiğini varsayalım. Bu durumda (A)’nın söz konusu yönetmelik hükmüyle ilgili başvurabileceği bir yol var mıdır? Danıştay içtihadı çerçevesinde tartışınız. İdarece yapılan bir düzenlemenin eksik olması ve bu bağlamda düzenleme ile tanınan hakların söz konusu düzenlemede bazı kişi, grup veya kategorilerin kapsam dışında bırakılması veya kapsama alınmaması nedeniyle bu kişi, grup veya kategorinin bu haklardan yararlanmasının mümkün olmaması halinde (6 puan), Danıştay içtihadı uyarınca ortada “eksik düzenleme” (4 puan) vardır ve bu tür “eksik düzenlemeler” idari yargıda iptal davasına konu edilebilir. [Not: Eksik düzenlemenin tanımı tam yapılmamış ya da hiç yapılmamışsa aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Somut olayda (A) kendi mezun olduğu gıda bölümüne yer verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olması sebebiyle söz konusu düzenlemenin iptalini istemelidir. (+3 puan) Düzenlemenin tamamının iptali halinde hak sahibi olan 3. kişilerin mağdur olacaktır, bu nedenle İYUK m.10 çerçevesinde yazılı başvuru yapılıp mevcut düzenlemede revizyon talep edilmesi ve oluşacak ret yanıtına karşı iptal davası açılması gerekmektedir. (+ 2 puan) Gıda denetimi konusunda muhtelif kanunlarla belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu idari makamların gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar nasıl çözümlenmelidir? Açıklayınız. İdarelerin düzenleyici işlemleri aynı düzeyde değilse, bu işlemler arasındaki uyuşmazlıkta normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan norm uygulanmalıdır. (3 puan) Bu idarelerin işlemleri aynı düzeyde idari işlemler ise o zaman farklı kriterlere bakmak gerekecektir. Farklı bakanlıkların yönetmelikleri arasında idari yönden hiyerarşi bulunmadığından, “düzenleme konusunun hangi bakanlığın görev alanıyla daha yakından ilişkili olduğu” (2 puan), aynı derecede ilişki söz konusu ise de “birlikte düzenleme”(2 puan) ölçütüne göre hareket etmek gerekir. Buna göre, bir hususta iki ayrı (veya daha fazla) bakanlık yönetmeliğinde de düzenleme varsa ve bu iki ayrı yönetmelik hükmü birbiri ile çelişiyorsa, o husus hangi bakanlığın görev alanı ile daha yakından ilişkili ise o bakanlığın yönetmelik hükmüne öncelik verilecektir. Eğer o husus her iki (veya daha fazla) bakanlığın görev alanını da eşit ve yakın biçimde ilgilendiriyorsa, bu durumda bu iki bakanlığın o düzenlemeyi birlikte yapması gerekir. Bakanlıkların yönetmelikleri ile kamu tüzel kişilerinin yönetmelikleri arasında da kural olarak aynı ölçüt geçerlidir. Zira teknik olarak bakanlıklar ile kamu tüzelkişileri arasında idari yönden hiyerarşi ilişkisi bulunmamaktadır. Aynı durum bir bakanlık ile o bakanlığın vesayet denetimine tabi olan bir kamu tüzel kişisi için de geçerlidir. Zira idari vesayet denetimi istisnai ve sınırlı bir denetim yetkisi olup, hiyerarşik bir üstünlüğü ifade etmez. (1 puan) Bu açıklamalar doğrultusunda belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkacak uyuşmazlıkta görev alanı düzenleme konusuyla daha yakından olanın işlemine öncelik verilecek, düzenleme konusunun aynı derecede görev kapsamlarına girmesi durumunda ise işlemi birlikte çıkarmaları gerekecektir. (2 puan) [Kanunla idari vesayet ilişkisinin olduğu varsayımında bulunmadan Bakanlıkların düzenleyici işlemleri belediyenin düzenleyici işlemlerinden üstündür ifadesini yazanlara aynı düzeyde idari işlemlerin değerlendirilmesine ilişkin 7 puanlık kısımdan puan verilmemiştir.] Bir an için anılan Yönetmelik değişikliği ile, bahsi geçen kadroya ve göreve atanmak için “35 yaşını doldurmamış olmak” koşulu getirildiğini ve 39 yaşında olan (A)’nın başvurusunun bu nedenle reddedildiğini kabul edelim. Söz konusu Yönetmelik değişikliği ve başvuru ret kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Özel yasal hükümlerle memuriyete girişte maksimum yaş sınırı öngörülebilir. Ancak maksimum yaş sınırının kanun yerine idari düzenlemelerle (CBK ve yönetmeliklerle) öngörülmesi yasallık ilkesiyle bağdaşmayacaktır (3 puan). Zira doğrudan Anayasa (m.70) ile tanınmış bir temel hakkın (memur olabilme hakkı) sınırlanabilmesi (1 puan) yine Anayasa (md. 13) uyarınca ancak kanunla olabileceği gibi (1 puan), Anayasa m.128/2 hükmüne göre de, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” (3 puan). Somut olayda yasal bir dayanak olmaksızın yönetmelikle üst yaş sınırı öngörülmesi Anayasa’nın 13, 128/2 ve 70. maddelerine aykırıdır. Anayasaya aykırı yönetmeliğe dayanılarak tesis edilen başvuru ret kararı da konu ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırıdır. (2 puan) [Yukarıda sayılan bilgilerde eksiklik bulunması halinde aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Kaldı ki Devlet Memurları Kanununun bu yaş hususunu düzenlediği hükmünde (m.40), memuriyete girişte azami yaş sınırının yönetmeliklerle öngörülebileceğine dair özel bir yetki de tanınmamıştır. Zira, Kanun, genel öğrenim şartı dışında spesifik alanlar için özel ilave öğrenim şartı belirlenmesine yönelik olarak yönetmeliğe özel yetki tanımış olmasına karşın (md 41), benzer özel yetkinin azami yaş sınırı için tanınmamış olması da, yasama organının bu hususta yönetmelikle özel düzenleme yetkisi tanıma iradesinin bulunmadığını göstermektedir. (+2 puan) Danıştay bazı kararlarında isabetli biçimde, memuriyete girişte yönetmeliklerle azami yaş sınırı konulmasını yasallık ilkesine aykırı bularak iptal etmesine karşın; başka bazı kararlarında hatalı biçimde hukuka aykırı bulmamaktadır. (+1 puan) OLAY II B, 12.10.2017 tarihinde şahsi aracını Ankara Sıhhıye’deki köprünün altına park etmiştir. Bir anda çok yoğun biçimde yağmur yağması nedeniyle köprünün altında biriken sel suları, aracı tamamıyla kaplamış ve bir süre sürüklemiş ve aracın içini de kaplayan sel suları nedeniyle araçta 10 bin TL hasar oluşmuştur. B, gördüğü bu zararını ilgili idareden talep etmek istemektedir. NOT: B’nin aracını park ettiği yerde “park yapılmaz” levhası bulunmaktadır. B’nin aracının bu hasarı karşılayacak sigortası bulunmadığı varsayılacaktır. B, buradaki zararını kimden/kimlerden (hangi idareden/idarelerden) talep etmeyi düşünebilir? Bu idarenin/idarelerin T.C. İdari Teşkilatı içindeki konumu nedir? Bu olay kapsamında söz konusu olabilecek/en başta akla gelecek idari faaliyet hangisidir? Açıklayınız. B’nin aracı Ankara Sıhhiye’de yaşanan sel dolayısıyla hasar görmüştür. Aracın hasar görmesinde su ve kanalizasyon hizmetlerinde yaşanan aksama etkili olmuştur. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7’nci maddesine göre büyükşehir belediyesi kurulu olan illerde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetlerini yürütmek görevi büyükşehir belediyesine verilmiştir. Bu sebeple sel suları nedeniyle aracı hasar gören B, zararını Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden talep edecektir (2 puan). T.C. İdari Teşkilatı, idari karar alma mekanizmalarında serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olup olmama açısından merkezi hükümete göre konumlanma esasına dayanmaktadır. T.C. İdari Teşkilatı, Genel İdare (Merkezi İdare) ve Özerk İdareler başlıkları altında sınıflandırılmaktadır. Merkezi hükümetin yakın yörüngesi dışında kalan ve göreceli de olsa karar alma süreçlerinde kayda değer biçimde asgari bir serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olan Özerk İdareler; Yerel İdareler, Akademik İdareler, Bağımsız İdari Otoriteler ve Atipik Özerk İdarelerden oluşur. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Özerk İdareler kapsamında olan Yerel İdareler içinde bulunmaktadır (3 puan). Olay kapsamında en başta akla gelecek idari faaliyet, kamu hizmetidir. Kamu hizmeti, kamuya yararlı olması ve özel ticari faaliyet olarak gereği gibi yürütülmesinin mümkün ya da arzulanır olmaması nedeniyle, yasama organı tarafından özel ticari faaliyetlere göre farklı ve spesifik bir hukuki rejime tabi tutulmuş ve sorumluluğu son tahlilde bir idari makam tarafından üstlenilen faaliyettir. Kamu hizmetleri; hizmetin amacına ve niteliğine, coğrafi esasa, rekabet yönünden, işletmecisine göre ve hukuki referansına göre sınıflandırılmaktadır. Olayda söz konusu olan su ve kanalizasyon hizmetleri, ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetleri, büyükşehir belediyesi tarafından yürütülen yerel (mahalli) kamu hizmetidir (5 puan). B, burada talep edeceği zararını hangi idare hukuku kavramına dayandırabilir? Bu iddiasında haklı olur mu? Zararını talep etmesi hukuken haklı mıdır? Açıklayınız. B’nin burada talep edeceği zararını, hizmet kusuruna dayandırmalıdır. Herhangi bir faaliyette bulunurken idarenin bireylere maddi ve manevi zarar vermesi halinde, idarenin mali sorumluluğu gündeme gelir. İdare kendi eylem ve işlemlerinde doğan zararı ödemekle yükümlüdür (Anayasa m. 125). İdarenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmakta ve idarenin kusura dayanan sorumluluğu için hizmet kusuru kavramı kullanılmaktadır. Hizmet kusuru, idarenin bir faaliyeti yürütürken, organizasyonunun gereği gibi olmaması nedeniyle, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesinden dolayı oluşan kusuru ifade etmektedir. Hizmet kusuru için zarar gören kişinin, idarenin bütünsel bir organizma olarak, o faaliyetin yürütülmesinde gerekli özeni ve dikkati göstermediğini veya iyi organize olamadığını ya da hatalı tercihler yaptığını ortaya koyabilmesi yeterlidir. Tek tek kamu görevlilerinin somut kusurlarının ortaya konmasına gerek yoktur. İdarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için ön koşul; ortada bir zarar bulunması ve zararın idarenin bir faaliyetinden doğmuş olması, yani zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması ve idarenin hizmet kusurunun bulunmasıdır (kusursuz sorumluluk halleri mevcut değilse). Somut olayda çok yoğun yağmur yağması dolayısıyla biriken sel suları, B’nin aracına zarar vermiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmesi gereken su ve kanalizasyon hizmetleri olması gerektiği gibi yürütülmemiş, sel suları birikmiş ve B’nin aracına 10 bin TL’lik hasar vermiştir. Olayda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet kusuru bulunmaktadır (5 puan). İdarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler, kural olarak mücbir sebep, beklenmeyen hal, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu durumlar idarenin sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırabileceği gibi, azaltabilir de. Söz konusu nedenler, zarar ile idarenin fiili arasındaki nedensellik bağını kesmektedir. Olayda zarar görenin kusuru bulunmaktadır. Zira B’nin aracını park ettiği yerde park yasağı bulunmaktadır. Park yasağına rağmen aracını oraya park etmesi, B’nin yani zarar görenin kusurudur ve idarenin sorumluluğunu kaldırmaktadır. Dolayısıyla iddiasında haklı değildir (5 puan). B, 3 günlüğüne şehir dışına çıkacağından aracını evinin özel otoparkına park etseydi; ancak döndüğünde otoparkın bulunduğu sokağın ilgili idarece genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılması yüzünden aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı kullanamadığı için 3 bin TL zarar görseydi, bir üst soruya nasıl yanıt verirdiniz? İki farklı olasılığa göre yanıtlayınız. Burada 2 farklı olasılık bulunmaktadır. Olasılıklardan ilki idarenin sokağın genişletilmesi çalışmalarını ve trafiğe kapatılmasını duyurmaması, diğeri ise genişletme çalışmalarının duyurulmasıdır. Sokağın genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılmasının ilgili yerde yaşayan insanlara duyurulmaması olasılığında idarenin hizmet kusuru bulunmaktadır. İdare söz konusu sokak genişletme hizmetinin organizasyonunu gereği gibi yapmamış ve B’ye ve ilgili yerde yaşayanlara bu durumu duyurmamıştır. İdarenin hizmet kusuru söz konusudur. Genişletme çalışmaları nedeniyle sokağın trafiğe kapatılması yüzünden, bu durumdan bilgisi olmayan B aracını otoparktan çıkaramamış ve 3 bin TL zarar görmüştür. İdarenin hizmet kusuruna dayanarak zararını talep edebilecektir (5 puan). İkinci olasılık olan yol genişletme çalışmalarının B’ye duyurulması durumunda ise idarenin hizmet kusuru bulunmamaktadır. Bu olasılıkta idarenin kusursuz sorumluluğuna dayanarak B zararını talep edecektir. Bu bağlamda idarenin kusurlu bulunması gerekmemektedir. Kural olarak zarar ile idarenin fiili arasında nedensellik bağı bulunması yeterlidir. İdarenin kusursuz sorumluluk halleri; tehlike ilkesi, sosyal risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinden oluşmaktadır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca kusursuz sorumlulukta idarenin kamuya yararlı bir faaliyeti esnasında, idarenin kusuru olmasa bile, bu faaliyetin doğası gereği bazı özel kişilerin istisnai, geçici ve arızi biçimde zarar görmesi halinde, kişilerin bu zararı idarece tazmin edilmek zorundadır. Burada tüm toplum tarafından görülecek bir yarar nedeniyle, toplumdaki bazı kişilerin gördüğü istisnai zarara sadece zarar gören kişilerin değil, tüm toplumun katlanmasının daha adil ve hakkaniyetli olduğu düşünülmektedir. Belediyenin tüm toplumun yararına olan yol genişletme çalışmasında trafiğin kapatılması dolayısıyla B aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı 3 bin TL zarar görmüştür. B’nin söz konusu istisnai, geçici ve arızi zararının kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir (5 puan).
  25. 2018-2019 Akademik Yılı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2/B sınıfı Final Sınavı soru ve cevapları ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARE HUKUKU FİNAL SINAVI (2/B) 17.06.2019 Adı ve Soyadı: Öğrenci Numarası: Sınav Yönergesi: 1) Sınav süresi 100 dakikadır. 2) Yalnızca Anayasa metni kullanılabilir. 3) Soruların gerekçeli olarak yanıtlanması zorunlu olup; gerekçesiz yanıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. 4) Yanıtlar, soru kâğıdı üzerinde, her bir sorunun altında ayrılmış olan boşluklara yazılacak; ek yanıt kâğıdı verilmeyecektir. 5) Her sorunun puan değeri eşittir. Başarılar dilerim. Prof. Dr. Ali ULUSOY OLAY I (X) Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda Kalite Kontrolü ve Analizi Programı öğrencisi olan (A), 01.07.2013 tarihinde mezun olduktan sonra, gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için gıda işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartları ile gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin Türk gıda mevzuatına uygunluğunun denetim ve kontrolü işini ifa etmekle yükümlü “gıda denetmeni” olarak ve Devlet Memurları Kanununa göre açılan kadrolara atanmak üzere, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 01.09.2013 tarihinde açılan sınava başvurmuştur. Bakanlık, ilgili yönetmelikte yapılan ve Resmi Gazetede 01.03.2013 tarihinde yayımlanan değişiklik uyarınca gıda denetmeni olabilmek için aranan en az iki yıl yükseköğrenim görmüş olma koşulunun dört yıl biçiminde değiştirildiği ve iki yıllık meslek yüksekokulu mezunu (A)’nın bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle söz konusu başvuruyu reddetmiştir. (A), ret işlemi ile birlikte bu işleme dayanak olan yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle dava açmıştır. Bakanlık tarafından yürütülen gıda kontrolü ne tür bir faaliyettir? Açıklayınız. Bakanlık tarafından yürütülen faaliyet, kolluk (koruyucu kamu hizmeti) faaliyetidir. (3 puan) İdarenin kolluk faaliyetinin amacı kamu düzeninin korunmasıdır. Kamu düzeninin modern anlamda, genel güvenlik (kamu güvenliği), genel sağlık (kamu sağlığı) ve toplumsal huzur (dirlik ve esenlik) olmak üzere üç unsurdan oluştuğu kabul edilmektedir. (3 puan) Bakanlık, genel sağlığın korunması amacıyla önleyici nitelikte idari kolluk faaliyeti icra etmektedir. Genel kolluk - özel kolluk ayrımında söz konusu denetim ve kontrol, genel kolluk faaliyeti kapsamında değerlendirilmektedir. (4 puan) Bakanlığın gıda kontrol faaliyetini özel denetim şirketlerine devretmesi mümkün müdür? Tartışınız. İdari kamu hizmetlerinin çekirdeğini oluşturan ulusal güvenlik, iç güvenlik (genel idari kolluk ve adli kolluk), istihbarat ve adalet hizmetlerinin özel kişilere devri hem yerindelik açısından hem de hukuki açıdan tartışmalıdır. Anayasanın 128. maddesi uyarınca “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” Bu bağlamda kolluk yetkisinin devri ilke olarak mümkün değildir. İdarenin sahip olduğu genel denetim ve yaptırım uygulama yetkisi özel kişilere devredilemez. Ancak yaptırım uygulama ve asli denetim yetkisi idarede kalmak kaydıyla faaliyetin teknik kısmı özel kişilere devredilebilir. (10 puan) Alternatif cevap: Anayasanın 47. maddesine 1999 yılında yapılan değişikle eklenen 4. fıkra uyarınca “Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.” Bu hüküm uyarınca kanunla öngörülmek suretiyle denetim faaliyetinin özel şirketlere devredilmesi mümkündür. (5 puan) (A), üniversiteye başlarken iki yıllık yüksekokul mezunlarının gıda denetmeni olarak atanabilmelerinin mümkün olduğunu, bu düzenlemeye güvenerek iş bulma ümidiyle bu bölüme kaydolduğunu, dolayısıyla yapılan yönetmelik değişikliğinin ve sınava başvurusunun reddinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. (A)’nın iddiasının ilgili olduğu idare hukuku prensibini açıklayınız ve (A)’nın bu savında haklı olup olmadığını değerlendiriniz. İlgili yönetmelik değişikliği 01.08.2013 tarihinde yapılsa ve ilan edilse idi, vereceğiniz yanıt değişir miydi? Niçin? [Not: Bu soruda (A)’nın iddiasında haklılığıyla ilgili, olarak alternatif değerlendirmelerin ikisine de tam puan verilmiştir.] Yönetmelik değişikliğinin 01.03.2013 tarihinde, yani (A) henüz mezun olmadan önce yapılması ihtimalinde konu haklı beklenti çerçevesinde tartışılmalıdır. Haklı beklenti, kişilerin geleceğe yönelik olarak belli bir hukuki statü elde edilmesi ve bu hukuki statü uyarınca belli haklar kazanılması hususunda yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun ve iyi niyetli olarak içinde oldukları beklentilerinin makul bir gelecek süre için hukuk düzeni tarafından da kabul edilmesini ifade eden bir kavramdır. Yürürlükteki hukuk kurallarına uygun olarak idare ile bir hukuki bağlantı içine girilmiş olması ve bunun sonucunda gelecekte bir statü kazanımının ve bu statü gereğince belli ve somut bir hak doğmasının umulması, iyiniyetli biçimde beklenti içine girilen hakkın kamu düzenini ciddi biçimde sarsıcı etki doğurmaması ve beklentinin makul bir gelecek süre için geçerli olması koşulları mevcuttur. Olayda mezuniyet tarihi ile yönetmelik değişikliği arasındaki sürenin azlığı dikkate alındığında (A)’nın haklı beklentisi olduğundan söz edilebileceği gibi gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve adaptasyon ilkesi kapsamında hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği de kabul edilebilir. (5 puan) Yönetmelik değişikliğinin 01.08.2013 tarihinde, yani (A) mezun olduktan sonra yapılması ihtimalinde konu kazanılmış hak çerçevesinde tartışılmalıdır. Zira (A)’nın mezun olup sınava girme hakkını kazandığından söz etmek mümkündür. Kazanılmış hakkın kabul edilebilmesi için hak doğurucu işlem, yapıldığı tarihteki hukuk kurallarına uygun bireysel bir idari işlem olmalı, hak sahibinin o işlem oluşurken hilesi olmamalı, hak kişi yönünden kesinleşmiş olmalı, muhtemel yani beklenen hak niteliğinde olmamalı ve oluşan hak kamu düzenini ihlal etmemeli ve kamu menfaatine ağır biçimde aykırılık taşımamalıdır. Olayda kamu düzeni koşulu tartışmalı olup, gıda denetimi faaliyetinin kamu düzeni ile yakın ilişkisi ve hizmet kalitesinin artırılması doğrultusunda koşulların gerçekleşmediği kabul edilebilir. (5 puan) Bir an için (A)’nın sınav başvurusunun kabul edildiğini ve sınavı kazanarak gıda denetmeni kadrosuna 01.11.2013 tarihinde atandığını ve (A)’nın atamasının atanmadaki öğrenim şartını taşımadığı gerekçesiyle idarece 01.03.2014 tarihinde iptal edildiğini varsayalım. Söz konusu iptal kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Soruda geçen iptal kararı teknik anlamda idari işlemin geri alınmasıdır. Geri alma, hukuka aykırı bir idari işlemin geçerliliğine, idare tarafından geçmişe ve geleceğe etki olarak son verilmesidir. (4 puan) Kural olarak yükümlendirici işlemler her zaman geri alınabilirken yararlandırıcı işlemler bakımından süre sınırlaması söz konusudur. Danıştay içtihadına göre, kamu görevlileri hakkında idarece yapılan hatalı terfi ve intibaklar nedeniyle yapılan fazla ödemeler genel dava açma süresi olan 60 gün içinde; bu istisna dışındaki idari işlemler ise “makul” sayılabilecek bir süre içinde geri alınabilir. Makul sürenin, somut olaya göre değerlendirmesi gerekmekle birlikte; bir yıllık sürenin makul görülmesi yönünde genel bir eğilim bulunduğu söylenebilir. Fransız Danıştay’ı ve doktrinimiz tarafından genel olarak kabul gören yaklaşım ise, idari işlemlerin idari yargıda genel dava açma süresi içinde (60 gün) geri alınmasıdır. Bununla birlikte hukuka aykırı işlemin yapılmasında ilgilinin kusuru varsa, örneğin ilgili idareyi yanıltmışsa ya da işlemdeki hukuka aykırılık çok ağır ve barizse geri almada süre sınırlaması olmadığı kabul edilmektedir. (4 puan) Somut olayda 60 günlük genel dava açma süresi aşılmış ancak bir yıllık süre henüz geçmemiştir. Buna ek olarak yönetmelikle öngörülen bir kurala açıkça aykırı olarak atama işlemi tesis edildiğinden bu işlemin geri alınmasında süre sınırlaması yoktur ve bu açıdan işlem hukuka uygundur. (2 puan) (A)’nın talebinin, yönetmeliğin gıda kontrol görevlisi olabileceklerin niteliklerini düzenleyen maddesinde “ziraat, gıda, kimya, su ürünleri mühendisleri, veteriner hekimler, kimyagerler, biyologlar”ın sayıldığı ve fakat gıda bilimine ilişkin bölümlerden söz edilmediği gerekçesiyle reddedildiğini varsayalım. Bu durumda (A)’nın söz konusu yönetmelik hükmüyle ilgili başvurabileceği bir yol var mıdır? Danıştay içtihadı çerçevesinde tartışınız. İdarece yapılan bir düzenlemenin eksik olması ve bu bağlamda düzenleme ile tanınan hakların söz konusu düzenlemede bazı kişi, grup veya kategorilerin kapsam dışında bırakılması veya kapsama alınmaması nedeniyle bu kişi, grup veya kategorinin bu haklardan yararlanmasının mümkün olmaması halinde (6 puan), Danıştay içtihadı uyarınca ortada “eksik düzenleme” (4 puan) vardır ve bu tür “eksik düzenlemeler” idari yargıda iptal davasına konu edilebilir. [Not: Eksik düzenlemenin tanımı tam yapılmamış ya da hiç yapılmamışsa aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Somut olayda (A) kendi mezun olduğu gıda bölümüne yer verilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olması sebebiyle söz konusu düzenlemenin iptalini istemelidir. (+3 puan) Düzenlemenin tamamının iptali halinde hak sahibi olan 3. kişilerin mağdur olacaktır, bu nedenle İYUK m.10 çerçevesinde yazılı başvuru yapılıp mevcut düzenlemede revizyon talep edilmesi ve oluşacak ret yanıtına karşı iptal davası açılması gerekmektedir. (+ 2 puan) Gıda denetimi konusunda muhtelif kanunlarla belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu idari makamların gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar nasıl çözümlenmelidir? Açıklayınız. İdarelerin düzenleyici işlemleri aynı düzeyde değilse, bu işlemler arasındaki uyuşmazlıkta normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan norm uygulanmalıdır. (3 puan) Bu idarelerin işlemleri aynı düzeyde idari işlemler ise o zaman farklı kriterlere bakmak gerekecektir. Farklı bakanlıkların yönetmelikleri arasında idari yönden hiyerarşi bulunmadığından, “düzenleme konusunun hangi bakanlığın görev alanıyla daha yakından ilişkili olduğu” (2 puan), aynı derecede ilişki söz konusu ise de “birlikte düzenleme”(2 puan) ölçütüne göre hareket etmek gerekir. Buna göre, bir hususta iki ayrı (veya daha fazla) bakanlık yönetmeliğinde de düzenleme varsa ve bu iki ayrı yönetmelik hükmü birbiri ile çelişiyorsa, o husus hangi bakanlığın görev alanı ile daha yakından ilişkili ise o bakanlığın yönetmelik hükmüne öncelik verilecektir. Eğer o husus her iki (veya daha fazla) bakanlığın görev alanını da eşit ve yakın biçimde ilgilendiriyorsa, bu durumda bu iki bakanlığın o düzenlemeyi birlikte yapması gerekir. Bakanlıkların yönetmelikleri ile kamu tüzel kişilerinin yönetmelikleri arasında da kural olarak aynı ölçüt geçerlidir. Zira teknik olarak bakanlıklar ile kamu tüzelkişileri arasında idari yönden hiyerarşi ilişkisi bulunmamaktadır. Aynı durum bir bakanlık ile o bakanlığın vesayet denetimine tabi olan bir kamu tüzel kişisi için de geçerlidir. Zira idari vesayet denetimi istisnai ve sınırlı bir denetim yetkisi olup, hiyerarşik bir üstünlüğü ifade etmez. (1 puan) Bu açıklamalar doğrultusunda belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının gıda denetimine ilişkin düzenleyici işlemleri arasında çıkacak uyuşmazlıkta görev alanı düzenleme konusuyla daha yakından olanın işlemine öncelik verilecek, düzenleme konusunun aynı derecede görev kapsamlarına girmesi durumunda ise işlemi birlikte çıkarmaları gerekecektir. (2 puan) [Kanunla idari vesayet ilişkisinin olduğu varsayımında bulunmadan Bakanlıkların düzenleyici işlemleri belediyenin düzenleyici işlemlerinden üstündür ifadesini yazanlara aynı düzeyde idari işlemlerin değerlendirilmesine ilişkin 7 puanlık kısımdan puan verilmemiştir.] Bir an için anılan Yönetmelik değişikliği ile, bahsi geçen kadroya ve göreve atanmak için “35 yaşını doldurmamış olmak” koşulu getirildiğini ve 39 yaşında olan (A)’nın başvurusunun bu nedenle reddedildiğini kabul edelim. Söz konusu Yönetmelik değişikliği ve başvuru ret kararı hukuka uygun olur muydu? Neden? Özel yasal hükümlerle memuriyete girişte maksimum yaş sınırı öngörülebilir. Ancak maksimum yaş sınırının kanun yerine idari düzenlemelerle (CBK ve yönetmeliklerle) öngörülmesi yasallık ilkesiyle bağdaşmayacaktır (3 puan). Zira doğrudan Anayasa (m.70) ile tanınmış bir temel hakkın (memur olabilme hakkı) sınırlanabilmesi (1 puan) yine Anayasa (md. 13) uyarınca ancak kanunla olabileceği gibi (1 puan), Anayasa m.128/2 hükmüne göre de, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” (3 puan). Somut olayda yasal bir dayanak olmaksızın yönetmelikle üst yaş sınırı öngörülmesi Anayasa’nın 13, 128/2 ve 70. maddelerine aykırıdır. Anayasaya aykırı yönetmeliğe dayanılarak tesis edilen başvuru ret kararı da konu ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırıdır. (2 puan) [Yukarıda sayılan bilgilerde eksiklik bulunması halinde aşağıdaki bilgileri yazanlara da belirtilen artı puanlar verilmiştir.] Kaldı ki Devlet Memurları Kanununun bu yaş hususunu düzenlediği hükmünde (m.40), memuriyete girişte azami yaş sınırının yönetmeliklerle öngörülebileceğine dair özel bir yetki de tanınmamıştır. Zira, Kanun, genel öğrenim şartı dışında spesifik alanlar için özel ilave öğrenim şartı belirlenmesine yönelik olarak yönetmeliğe özel yetki tanımış olmasına karşın (md 41), benzer özel yetkinin azami yaş sınırı için tanınmamış olması da, yasama organının bu hususta yönetmelikle özel düzenleme yetkisi tanıma iradesinin bulunmadığını göstermektedir. (+2 puan) Danıştay bazı kararlarında isabetli biçimde, memuriyete girişte yönetmeliklerle azami yaş sınırı konulmasını yasallık ilkesine aykırı bularak iptal etmesine karşın; başka bazı kararlarında hatalı biçimde hukuka aykırı bulmamaktadır. (+1 puan) OLAY II B, 12.10.2017 tarihinde şahsi aracını Ankara Sıhhıye’deki köprünün altına park etmiştir. Bir anda çok yoğun biçimde yağmur yağması nedeniyle köprünün altında biriken sel suları, aracı tamamıyla kaplamış ve bir süre sürüklemiş ve aracın içini de kaplayan sel suları nedeniyle araçta 10 bin TL hasar oluşmuştur. B, gördüğü bu zararını ilgili idareden talep etmek istemektedir. NOT: B’nin aracını park ettiği yerde “park yapılmaz” levhası bulunmaktadır. B’nin aracının bu hasarı karşılayacak sigortası bulunmadığı varsayılacaktır. B, buradaki zararını kimden/kimlerden (hangi idareden/idarelerden) talep etmeyi düşünebilir? Bu idarenin/idarelerin T.C. İdari Teşkilatı içindeki konumu nedir? Bu olay kapsamında söz konusu olabilecek/en başta akla gelecek idari faaliyet hangisidir? Açıklayınız. B’nin aracı Ankara Sıhhiye’de yaşanan sel dolayısıyla hasar görmüştür. Aracın hasar görmesinde su ve kanalizasyon hizmetlerinde yaşanan aksama etkili olmuştur. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7’nci maddesine göre büyükşehir belediyesi kurulu olan illerde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetlerini yürütmek görevi büyükşehir belediyesine verilmiştir. Bu sebeple sel suları nedeniyle aracı hasar gören B, zararını Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden talep edecektir (2 puan). T.C. İdari Teşkilatı, idari karar alma mekanizmalarında serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olup olmama açısından merkezi hükümete göre konumlanma esasına dayanmaktadır. T.C. İdari Teşkilatı, Genel İdare (Merkezi İdare) ve Özerk İdareler başlıkları altında sınıflandırılmaktadır. Merkezi hükümetin yakın yörüngesi dışında kalan ve göreceli de olsa karar alma süreçlerinde kayda değer biçimde asgari bir serbestliğe (idari özerkliğe) sahip olan Özerk İdareler; Yerel İdareler, Akademik İdareler, Bağımsız İdari Otoriteler ve Atipik Özerk İdarelerden oluşur. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Özerk İdareler kapsamında olan Yerel İdareler içinde bulunmaktadır (3 puan). Olay kapsamında en başta akla gelecek idari faaliyet, kamu hizmetidir. Kamu hizmeti, kamuya yararlı olması ve özel ticari faaliyet olarak gereği gibi yürütülmesinin mümkün ya da arzulanır olmaması nedeniyle, yasama organı tarafından özel ticari faaliyetlere göre farklı ve spesifik bir hukuki rejime tabi tutulmuş ve sorumluluğu son tahlilde bir idari makam tarafından üstlenilen faaliyettir. Kamu hizmetleri; hizmetin amacına ve niteliğine, coğrafi esasa, rekabet yönünden, işletmecisine göre ve hukuki referansına göre sınıflandırılmaktadır. Olayda söz konusu olan su ve kanalizasyon hizmetleri, ildeki ana yolların yapım ve bakımı gibi kentsel alt yapı hizmetleri, büyükşehir belediyesi tarafından yürütülen yerel (mahalli) kamu hizmetidir (5 puan). B, burada talep edeceği zararını hangi idare hukuku kavramına dayandırabilir? Bu iddiasında haklı olur mu? Zararını talep etmesi hukuken haklı mıdır? Açıklayınız. B’nin burada talep edeceği zararını, hizmet kusuruna dayandırmalıdır. Herhangi bir faaliyette bulunurken idarenin bireylere maddi ve manevi zarar vermesi halinde, idarenin mali sorumluluğu gündeme gelir. İdare kendi eylem ve işlemlerinde doğan zararı ödemekle yükümlüdür (Anayasa m. 125). İdarenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmakta ve idarenin kusura dayanan sorumluluğu için hizmet kusuru kavramı kullanılmaktadır. Hizmet kusuru, idarenin bir faaliyeti yürütürken, organizasyonunun gereği gibi olmaması nedeniyle, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesinden dolayı oluşan kusuru ifade etmektedir. Hizmet kusuru için zarar gören kişinin, idarenin bütünsel bir organizma olarak, o faaliyetin yürütülmesinde gerekli özeni ve dikkati göstermediğini veya iyi organize olamadığını ya da hatalı tercihler yaptığını ortaya koyabilmesi yeterlidir. Tek tek kamu görevlilerinin somut kusurlarının ortaya konmasına gerek yoktur. İdarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için ön koşul; ortada bir zarar bulunması ve zararın idarenin bir faaliyetinden doğmuş olması, yani zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması ve idarenin hizmet kusurunun bulunmasıdır (kusursuz sorumluluk halleri mevcut değilse). Somut olayda çok yoğun yağmur yağması dolayısıyla biriken sel suları, B’nin aracına zarar vermiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmesi gereken su ve kanalizasyon hizmetleri olması gerektiği gibi yürütülmemiş, sel suları birikmiş ve B’nin aracına 10 bin TL’lik hasar vermiştir. Olayda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet kusuru bulunmaktadır (5 puan). İdarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler, kural olarak mücbir sebep, beklenmeyen hal, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu durumlar idarenin sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırabileceği gibi, azaltabilir de. Söz konusu nedenler, zarar ile idarenin fiili arasındaki nedensellik bağını kesmektedir. Olayda zarar görenin kusuru bulunmaktadır. Zira B’nin aracını park ettiği yerde park yasağı bulunmaktadır. Park yasağına rağmen aracını oraya park etmesi, B’nin yani zarar görenin kusurudur ve idarenin sorumluluğunu kaldırmaktadır. Dolayısıyla iddiasında haklı değildir (5 puan). B, 3 günlüğüne şehir dışına çıkacağından aracını evinin özel otoparkına park etseydi; ancak döndüğünde otoparkın bulunduğu sokağın ilgili idarece genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılması yüzünden aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı kullanamadığı için 3 bin TL zarar görseydi, bir üst soruya nasıl yanıt verirdiniz? İki farklı olasılığa göre yanıtlayınız. Burada 2 farklı olasılık bulunmaktadır. Olasılıklardan ilki idarenin sokağın genişletilmesi çalışmalarını ve trafiğe kapatılmasını duyurmaması, diğeri ise genişletme çalışmalarının duyurulmasıdır. Sokağın genişletilmesi çalışmaları nedeniyle trafiğe kapatılmasının ilgili yerde yaşayan insanlara duyurulmaması olasılığında idarenin hizmet kusuru bulunmaktadır. İdare söz konusu sokak genişletme hizmetinin organizasyonunu gereği gibi yapmamış ve B’ye ve ilgili yerde yaşayanlara bu durumu duyurmamıştır. İdarenin hizmet kusuru söz konusudur. Genişletme çalışmaları nedeniyle sokağın trafiğe kapatılması yüzünden, bu durumdan bilgisi olmayan B aracını otoparktan çıkaramamış ve 3 bin TL zarar görmüştür. İdarenin hizmet kusuruna dayanarak zararını talep edebilecektir (5 puan). İkinci olasılık olan yol genişletme çalışmalarının B’ye duyurulması durumunda ise idarenin hizmet kusuru bulunmamaktadır. Bu olasılıkta idarenin kusursuz sorumluluğuna dayanarak B zararını talep edecektir. Bu bağlamda idarenin kusurlu bulunması gerekmemektedir. Kural olarak zarar ile idarenin fiili arasında nedensellik bağı bulunması yeterlidir. İdarenin kusursuz sorumluluk halleri; tehlike ilkesi, sosyal risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinden oluşmaktadır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca kusursuz sorumlulukta idarenin kamuya yararlı bir faaliyeti esnasında, idarenin kusuru olmasa bile, bu faaliyetin doğası gereği bazı özel kişilerin istisnai, geçici ve arızi biçimde zarar görmesi halinde, kişilerin bu zararı idarece tazmin edilmek zorundadır. Burada tüm toplum tarafından görülecek bir yarar nedeniyle, toplumdaki bazı kişilerin gördüğü istisnai zarara sadece zarar gören kişilerin değil, tüm toplumun katlanmasının daha adil ve hakkaniyetli olduğu düşünülmektedir. Belediyenin tüm toplumun yararına olan yol genişletme çalışmasında trafiğin kapatılması dolayısıyla B aracını 1 ay süreyle otoparktan çıkaramamasından dolayı 3 bin TL zarar görmüştür. B’nin söz konusu istisnai, geçici ve arızi zararının kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir (5 puan).
  26. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdari Yargılama Hukuku 2018-2019 Eğitim dönemi pratik olay ve çözümü çalışması ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARİ YARGILAMA HUKUKU DERSİ PRATİK ÇALIŞMA I ÇÖZÜMLERİ (A ŞUBESİ) Oğuzhan GÜZEL - Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İdare Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi OLAY I (M) Ankara-Konya karayolunda aracıyla seyir halindeyken yoldaki çukurun çökmesi sebebiyle kaza geçirmiştir. Kaza sonucu (M)’nin aracında ağır hasar meydana gelmiştir. (M) söz konusu zararının tazmini için Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Karayolları Genel Müdürlüğü vekili süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile söz konusu davada görevli yargı kolunun adli yargı olduğunu belirterek görevsizlik itirazında bulunmuştur. Ankara İdare Mahkemesi görevsizlik itirazını reddetmiştir. 1. Adli yargının görevli olduğunu düşünen davalı vekili Ankara İdare Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik itirazının reddi kararı üzerine mevzuat uyarınca –bu aşamada- kaç gün içerisinde nereye başvurabilecektir? Açıklayınız. Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, … başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 12/I). Bu hüküm uyarınca görev itirazında bulunan davalı idare vekili, Ankara İdare Mahkemesinin görevsizlik itirazını reddettiği kararın tebliğ tarihinden başlayarak onbeş gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi Ankara İdare Mahkemesine vermelidir. 2. Birinci soruda davalı vekili tarafından başvuru yapılan merci bu başvuru üzerine ne tür kararlar alabilir? Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 12/3). Bu hükümden anlaşılacağı üzere Ankara İdare Mahkemesi, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı verebilir. Görevsizlik kararı vermediği takdirde yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir. 3. Bu olaya ilişkin uyuşmazlık çıkarılma isteminde bulunmaya yetkili makam neresidir? Bu makamın uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli bulması halinde Ankara İdare Mahkemesi yargılamaya devam edebilecek midir? Açıklayınız. Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısıdır. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 10/3). Uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumlarda yetkili makam, dilekçe ve eklerinin kendisine ulaştığı tarihten, şayet eksiklikleri tamamlatmak yoluna gitmiş ve bu erekle gönderdiği yazıları on gün geçmeden postaya vermiş ise eksikliklerin tamamlandığı tarihten başlayarak en geç on gün içinde düzenleyeceği gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir. Bu takdirde ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 13/2). Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu resmi yazı ile kendisine bildirilen yargı mercii, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır… Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğunu bildiren yazının alındığı günden başlamak üzere altı ay içinde bu Mahkemenin kararı gelmezse yargı mercii davayı görmeye devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelirse yargı mercii bu karara uymak zorundadır. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 18/1-2). Olayda adli yargı yararına ileri sürülmüş bir görevsizlik itirazı söz konusu olduğu için uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli bulup Uyuşmazlık Mahkemesine başvurursa bu başvuru Ankara İdare Mahkemesine bildirilir. Ankara İdare Mahkemesi de Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır. Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru yapıldığının bildirildiği tarihten itibaren altı ay içinde Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelmezse Ankara İdare Mahkemesi davayı görmeye devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelirse davayı görmekte olan yargı mercii bu karara uymak zorundadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu Görevli ve Yetkili Mahkeme: (1) Madde 110 – (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. 4. Uyuşmazlığı çözmeye yetkili merci neresidir? Bu merci 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğinin belirtildiği gerekçesiyle işbu davada görevli yargı kolunun adli yargı olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararları ve doktrindeki görüşler ışığında söz konusu kanun hükmünü idari yargının görev alanı açısından değerlendiriniz. Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli ve idari bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 10/1). Bu hüküm uyarınca uyuşmazlığı çözmeye yetkili merci Uyuşmazlık Mahkemesidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi ile idari nitelik taşıyan bir uyuşmazlık adli yargının görev alanına dahil edilmiştir. İdarî yargının görev alanının anayasal bir dayanağa sahip olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Anayasa’nın 125. maddesi “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü benimsemesine karşın bu işlem ve eylemlere karşı hangi yargı yoluna gidileceği düzenlenmemiştir. Anayasa’nın Danıştayı düzenleyen 155. maddesinin 2. fıkrası Danıştayın görevlerini sayarken “idarî davalardan” değil yalnızca “davalardan” söz etmektedir. Bu düzenleme karşısında yasakoyucunun görevli yargı yerini belirleme ve dolayısıyla bir idari davayı adli yargının görev alanı içine sokabilme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ifade edilmektedir. Danıştayı düzenleyen 155. maddenin ikinci fıkrasında geçen Danıştayın görevleri arasında “idarî uyuşmazlık”ları çözümlemek ifadesinden hareketle idari yargının görev alanının anayasal ile korunduğu yorumu yapılmakta ise de burada kastedilen şeyin “idarî işlere ilişkin idarî uyuşmazlıklar” olduğunu belirtilmektedir. Anayasa’nın 155. maddesinde Danıştay’ın görevinin “kanunda gösterilen belli davalar”a ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak şeklinde açıklandığı vurgulanarak Anayasamızda idarî yargının görev alanını tanımlayan ve idarî yargının görev alanını adlî yargıya karşı koruyan bir hüküm bulunmadığı ileri sürülmektedir. (GÖZLER, Kemal/KAPLAN, Gürsel, “İdarî Eylemlerden Kaynaklanan Zararlara İlişkin Davalar Adlî Yargının Görev Alanına Sokulabilir mi?”, Terazi Hukuk Dergisi, Yıl:6, Sayı:63, Kasım 2011, s.40) Sait GÜRAN ise 1982 Anayasasının, metni ve mantığı ile idarî yargının kapsamının, doğal olarak görev alanına giren konularının yasalarla adlî yargıya aktarılarak daraltılmasına izin vermediğini; bu yasağın temelinde ise aktarmanın, idarî yargı sisteminin sağladığı etkin yargısal denetimin ve buna bağlı olan duyarlı anayasal dengeyi bozma tehlikesinin olduğunu belirtmektedir. (GÜRAN, Sait, “Yargı Denetiminin Kapsamı”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Dönmezer’e Armağan Sayısı, Cilt:I-II, Sayı 14, İstanbul 1987, s.39) ERKUT da idarî yargının görev alanına girdiği açık olan bir işte, yasakoyucunun görev belirleme yetkisini adliye mahkemelerinden yana kullanması halinde Anayasa’nın İdare Hukuku ilkelerine aykırı bir durum oluşacağı kanaatindedir. (ERKUT, Celâl, İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdarî İşlemin Kimliği, Danıştay Yayınları No:51, Ankara 1990, s.155-156). Anayasa Mahkemesi idarî yargının görev alanının anayasal bir dayanağa sahip olduğu yönünde kararlar vermekteydi. Anayasa Mahkemesinin eski bir kararına göre idari bir davanın kanunla adli yargının görev alanına dahil edilmesi Anayasanın idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten kuralına uyarlık göstermez. Zira bu kuralla açık tutulan “yargı yolu”nun kamu hukuku alanında idarî yargı, özel hukuk alanında ise adlî yargı olduğunun tartışma gerektirmeyecek şekilde belirgin olduğunu belirtmiştir. Yüksek mahkeme, aksi halde bu durumun, 1961 Anayasası’nın “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlığı altındaki 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz” biçiminde ifade edilmiş bulunan “tabiî mahkeme ve tabiî hâkim” kuralına aykırılık teşkil edeceği sonucuna varmıştır. Görüldüğü üzere yüksek mahkeme, bu kararında sorunu salt bir görev sorunu olmaktan öte, hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesi ile ilgili bir sorun olarak da algılamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 25.5.1976 gün ve E.1976/1, K.1976/28 sayılı Kararı) Anayasa Mahkemesi yakın tarihli kararlarında ise haklı neden ve kamu yararı bulunması halinde idarî bir uyuşmazlığın çözümünün yasal düzenleme ile adlî yargıya bırakabileceğini öngörmektedir. İdarenin araçları ile sebebiyet verdiği zararlar hakkında 2918 sayılı Kanun’da yer alan hükümler sonucunda oluşan yerleşik uygulama haklı sebep ve kamu yararı teşkil ettiğinden adlî yargının görevlendirilmesi kabul edilebilir. Ancak yol kusuru ya da işaretleme eksikliği gibi hizmet kusuru kabul edeceğimiz nedenlerden dolayı meydana gelen trafik kazalarına ilişkin tazminat davalarında adlî yargının görevlendirilmesi sonucunu doğuran 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin 1. fıkrası Anayasa’ya aykırıdır. Çünkü hizmetin kurulması, düzenlenmesi ya da işleyişindeki bozukluk ve aksaklık olarak nitelendirilen ve idarî eylem ya da işlemlerden doğan hizmet kusurunun tespiti idarî yargı organlarının görevine girmekte olup, bu uyuşmazlıkların adlî yargının görev alanına dâhil edilmesinde kamu yararı ya da haklı bir sebep söz konusu olamaz. (GÜZEL, Oğuzhan: “Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında İdarî Yargının Görev Alanına Yönelik Müdahalelerin Değerlendirilmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Oğuz Kürşat ÜNAL’a Armağan, Cilt:XVII, Yıl:2013, Sayı:1-2, s. 1483-1524). Ancak Anayasa Mahkemesi 26.12.2013 tarihli ve E. 2013/68, K.2013/165 sayılı içtihadı ile söz konusu kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI T.C ANAYASA MAHKEMESİ Genel Kurul Esas: 2013/ 68 Karar: 2013 / 165 Karar Tarihi: 26.12.2013 RGT: 27.03.2014 RG NO: 28954 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1- Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2013/68) 2- Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2013/117) İTİRAZLARIN KONUSU : 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir. I- OLAY Davacılar tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan tazminat talepli tam yargı davalarında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuştur. II- İTİRAZ BAŞVURULARININ GEREKÇELERİ A- E.2013/68 Sayılı Başvurunun Gerekçe Bölümü Şöyledir: "A- itiraz Konusu Yasa Kuralı; Davada uygulanması gereken 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilen 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesi: "Görevli ve Yetkili Mahkeme Madde 110- (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez Düzenlemesi Anayasa'nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine aykırı olduğuna kanaat getirilmiştir. B- Dayanılan Anayasa Kuralları; Başvurumuzda, Anayasa'nın 2., 125, 140, 142 ve 155. maddelerine dayanılmıştır. Anayasaya aykırılığı iddia edilen düzenlemede 2918 sayılı kanundan doğacak olan sorumluluğa ilişkin hukuki uyuşmazlıklarla ilgili davaların tamamının kapsamına alması bakımından işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olan davaları da kapsamına alacak şekilde Adli Yargı mahkemeleri görevli mahkeme olarak belirlenmiştir. Bunun yanında cümlenin devamında ise bu kanundan doğan sorumluluk davalarının da tamamında yine adli yargı mahkemeleri görevlendirilmiştir. Ayrıca zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu hükmün uygulanmasını önlemeyeceği belirtilmiştir. 2918 sayılı kanunun 2.12 maddesinde bu kanunun öncelikle karayollarında uygulanacağı belirtilmiş, Karayolunun tarifi ise 3/3 maddesinde "Karayolu: Trafik için, kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlar olduğu şeklinde düzenlenmiş, Aynı kanun 7. maddesinde ise Karayolları Genel müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenerek 7/1-a mad "Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak," olarak kamusal hizmet niteliği ağır basan görevlendirme yapılmıştır. 85 vd maddelerinde ise hukuki sorumluluk ve sigorta düzenlenmiştir. 110. Maddesi de bu kısımda düzenlenip bu kısımdaki hukuki sorumluluk hükümlerinden dolayı açılacak davalardaki görevli ve yetkili mahkemeleri belirlemesi gerekirken kanunda "bu kanundan doğan sorumluluk davaları... " Denilerek Adli yargı mahkemeleri hem 2918 sayılı kanunun 85 vd. maddelerinde hukuki sorumluluk kurumlarının düzenlendiği bölümde ve hem de kanunun tamamından doğacak sorumluluk ile ilgili bütün uyuşmazlıkları kapsayacak şekilde adli yargı mahkemeleri görevlendirilerek aynı kanunun 7/1-a maddesine göre kamu kurumu olan ve görevi kamusal hizmetlerin idari işlem ve eylemlerle yerine getirmek olan Karayolları Genel Müdürlüğünün görevinde kalan Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak görevlerinin yerine getirilmemesi veya kusurlu olarak yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk halleri de dolayısıyla Uyuşmazlık Mahkemesinin 04/02/2013 Tarih 2012/57 E., 2013/179 K Sayılı kararı gereğince Anayasanın 2, 125, 142, 145 ve 155. maddesine göre İdari Yargı mahkemelerinin Görevinde olması gerekirken bu anayasa hükümlerine aykırı olarak 110/1f 1 ve 2 cüm. Mad kapsamında olduğu kabul edilerek adli yargı mahkemelerinin görevi kapsamında görülmüş mahkememizin aksı yöndeki yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararı bu Anayasaya aykırılığı ileri sürülen ve itiraza konu edilen 110. maddedeki düzenleme dayanak gösterilerek kaldırılmıştır. Anayasanın 2 nci maddesindeki düzenlemeye göre "hukuk devleti" olmak, Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılmış; 11 inci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarım ve öbür kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu vurgulanmıştır. Bu kuralların doğal gereği olarak da 125 inci maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, 140 ıncı maddenin birinci fıkrasında da "hakimler ve savcıların adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yapacakları" belirtilmiştir. Anayasanın 155 inci maddesinin birinci fıkrasında, "Danıştay, idari mahkemelerce yerilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar" kurallarına yer verilmiştir. Anayasanın 125 nci, 140 inci ve 155 inci maddeleri birlikte incelendiğinde idari eylemlerin işlemlerin ve kamusal hizmetlerin yargısal denetiminin idari yargının görev alanına girdiği sonucuna varılır. Anayasanın "Kanuni Hakim Güvencesi" başlığını taşıyan 37 nci maddesinde ise Hiç kimse kanunen tab olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz'' denilmektedir. Anayasanın kurallarına uygun yapılmayan yasal düzenlemelerin Anayasaya aykırılık oluşturacağı açıktır. Anayasamız Türkiye Cumhuriyetinin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurgularken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Çünkü yargı denetim demokrasinin olmazsa olmaz' koşuludur. Anayasanın idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır' kuralıyla benimsediği husus da etki bir yargısal denetimdir. Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan bu kural, yönetimin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır. Kural olarak bunlardan kamu hukuku alanındaki eylem ve işlemler için idari yargının, özel hukuk alanındakiler için de adli yargının görevli olduğu şüphe götürmez. Anayasa kurallarının açıkça belirleyip yetkilendirme yaptığı hallerde yasama organı, idare hukuku alanına giren bir idari eylem ya da işleme karşı adli yargı yolunu seçme hakkına sahip değildir. Tersine bir düzenleme. Anayasanın Kanuni hakim güvencesi' başlığı altındaki 37 nci maddesinin birinci fıkrasında Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz' biçimindeki buyurucu kurala aykırılık oluşturur. Bunun içindir ki, Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında, idari uyuşmazlıkları çözümleme Danıştayın görevleri arasına alınmıştır. " Anayasanın 2 nci maddesinde anlamını bulan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez ölçülerinden biri, idarenin yargısal denetimidir. İdarenin yargısal özellikleri, idari uğraşın sınırları çizilemeyen görev alanı ve farklılıklar içeren denetimi ve uzmanlaşma ihtiyacı, tarihsel gelişim içinde özel yargı yerlerini gerektirmiştir. İdarenin konumu, yargısal denetimini yapacak hakim ve yargı yerlerinin adli yargı alanı dışında oluşturulması gerçeğini doğurmuştur. Anayasada "idari ve adli yargı ayrımı" esas alınmıştır. Bu ayrımın ilkeleri Anayasada gösterilmiş, idari ve adli yargıda görev konusu yasa koyucuya bırakılmamıştır. İdari yargının görev alanına giren uyuşmazlıkların çözümünü adli yargı yerlerine bırakan yasal düzenlemeler Anayasanın belirlediği ayrıma aykırılık oluşturur. Niteliği gereği idari olan eylem ve işlemler ile yerine getirilen kamu hizmetlerinin ifasından dolayı idarenin sorumlu olduğu durumlarda ortaya çıkan maddi ve manevi zarar tazminine ilişkin davaların, Anayasa gereği, idari yargı yerlerinde görülmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin de emsal kararlarında belirttiği gibi Anayasada idari ve adli yargının ayrılığı kabul edilmiştir. Bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı denetimine tabi olacaktır. Buna bağlı olarak idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasa koyucunun geniş takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Dava konusu olan 2918 sayılı kanun 110. maddesindeki kural, idari yargının görev alana giren aynı kanunun 7/1-a maddesine göre idari işlemlerle ve eylemlerle yerine getirilen kamu hizmetlerinden dolayı veya eksik ve ayıplı hizmet ifasından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözümünü adli yargı yerlerine bırakmakla Anayasanın belirlediği idari ve adli yargı ayrımına aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle, 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez." biçimindeki birinci ve ikinci cümlelerinin, Anayasanın 2, 37., 125. 140. ve 155. maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir. " B- E.2013/117 Sayılı Başvurunun Gerekçe Bölümü Şöyledir: "1- Uygulanacak Yasa Kuralı Sorunu (Bakılmakta Olan Davada, Mahkememizin Görevli ve Yetkili Olup Olmadığı Yönünden) Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddesine göre, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yapılan itiraz başvurusu hakkında, Anayasa Mahkemesi'nin 08/12/2011 tarih ve E:2011/124, K:2011/160 sayılı kararında, "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir. " gerekçesiyle; aynı gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı kararlarında ise, "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz yoluna başvuran Mahkemedeki bakılmakta olan dava ise itiraz konusu kural nedeniyle adli yargıda görülebilecek bir davadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin görev alanına girmemektedir. Buna göre, itiraz yoluna başvuran Mahkemede, yöntemine göre açılmış bir dava bulunmadığı gibi kuralın uygulanması sonucu görevsizlik kararı verilecek olması da bu durumu değiştirmemektedir." gerekçesiyle başvurunun, Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine kararı verilmiştir. Bakılmakta olan davada ise, davacı şirkete sigortalı aracın tek taraflı olarak seyir halinde iken yolun sol şeridindeki refüj taşlarına çarparak hasarlandığını, mahkememizin görevli olduğundan bahisle davanın açıldığı, davanın derdest olduğu, görev açısından uygulanacak yasa kuralının 2918 sayılı Kanun olduğu anlaşılmıştır. 2- İtiraza Konu Yasa Kuralı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 19/01/2011 tarih ve 27820 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun un 14. maddesi ile değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinin, "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. " şeklindeki 1. fıkrasının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istenilmektedir. 3- Dayanılan Anayasa Kuralları a) Anayasa'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, "idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. " b) Anayasa'nın 155. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, "Danıştay, idari mahkemelerce verilen kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar " hükümleri yer almaktadır. 4- İtiraza Konu Yasa Kuralının Kapsamı ve Sonuçları A) Kapsamı İtiraza konu olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değişik "Görevli ve Yetkili Mahkeme" başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında; "işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. " hükmüne yer verilmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; bu Kanunun amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğuna yer verildikten sonra, 7. maddesinde, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerine yer verilmiş, anılan maddede, "Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayolları"na ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Hangi yolların yapım ve bakımından sorumlu olduğuna ilişkin hükümlere ise 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 4. maddesinde belirtilmiş olup, otoyol, Devlet ve il yolları ağına giren karayolları güzergahları ile bunların değişikliklerine ilişkin planları hazırlamak veya hazırlatmak, hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarmak, onarımını yaptırtmak, işletmek, işlettirmek Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. B) Sonuçları Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarından ve hemzemin geçitte meydana gelen kazalar nedeniyle uğranılan maddi-manevi zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, 2918 sayılı Kanunun 6099 sayılı Kanunla değişik 110. maddesi uyarınca, adli yargı yerleri görevli ve yetkili kılınmış, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılan davalar adli yargı yerlerinde görülmeye başlanılmıştır. Konuyla ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi kararları incelendiğinde; - 06/02/2012 tarih ve E:2012/3, K.2012/29 sayılı kararı; yol kusurundan kaynaklanan ölüm nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, "Yukarıda açıklanan nedenler ve 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi gözetildiğinde meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. " gerekçesiyle adli yargının görevli olduğuna, - 06/02/2012 tarih ve E:2011/256, K:2012/25 sayılı kararında; aracın seyir halinde iken yolda bulunan çukura düşmesi sonucu uğranıldığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada, yukarıda anılan kararda (E:2012/3) belirtilen gerekçe ile adli yargının görevli olduğuna, - 04/06/2012 tarih ve E:2012/101, K:2012/133 sayılı kararı; resmi aracın, seyir halinde iken yoldaki logar kapağına çarpması sonucu araçta oluştuğu öne sürülen maddi zararın tazmini istemiyle açılan davada, yukarıda anılan kararda (E:2012/3) belirtilen gerekçe ile adli yargının görevli olduğuna, - 06/02/2012 tarih ve E:2012/31, K:2012/33 sayılı kararı; hemzemin geçitte, davalı Belediye Başkanlığına ait motosikletle trene çarpması sonucu ölümü nedeniyle oluştuğu ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, "Buna göre ve idare personelinin dikkatsizlik ve tedbirsizliği sonucu oluşan kişisel kusura değil de, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, kamu hizmeti yürüten davalı idarelerin hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu açıktır. Buna karşın, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde... "gerekçesiyle, adli yargının görevi olduğuna, - 24/12/2012 tarih ve E:2012/523, K.2012/422 sayılı kararı; davacıya ait aracın, davalı idarenin sorumluluğundaki yolda kaza yapması sonucu oluşan zararın tazmini istemiyle açılan davada, "...İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110. maddesinin 1. fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, idare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K.2011/160 sayı ve 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı aynı içerikli iki kararı ile; "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir. Başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir." kararına varmıştır. Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi'nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle, adli yargının görevli olduğuna, - 04/02/2013 tarih ve E:2013/104, K:2013/228 sayılı kararında; meydana gelen trafik kazası nedeniyle olay mahallinde emniyet ve asayiş görevini yürütmek amacıyla bulunduğu sırada, başka bir aracın çarpması sonucu, kardeşinin şehit olması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, yukarıda anılan karardaki (E:2012/523) gerekçeyle, adli yargının görevli olduğuna karar verilmiştir. Dolayısıyla, idari yargı yerlerinde açılan 2918 sayılı Kanundan kaynaklanan sorumluluk davaları hakkında, idari yargı yerlerince idarenin hizmet kusuru yönünden herhangi bir değerlendirme yapılamayacaktır. 5- Anayasaya Aykırılık Nedenleri a) İdari Yargının Görev Alanına İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararlarının Değerlendirilmesi Anayasanın 145. maddesinde, askeri yargının açıkça düzenlenmesi ve görev alanının tanımlanmasına karşın, idari yargı yolunun kabul edildiği 125 ve 155. maddelerinde, idari yargının görev alanının tanımlanmaması, ayrıca idari yargının görev alanını koruyan hükümlere de yer verilmemesi nedeniyle, yasakoyucu tarafından hukuki ihtilaflar hakkında idari-adli yargının görev alanına yönelik yapılan değişiklikler hakkında Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar önem kazanmaktadır. Bu nedenle, Mahkemenin konuya ilişkin yaklaşımım gösterir kararların, bakılan davada göz önünde bulundurulması gerekmektedir. 1) idari Yargının Görevli Olduğu Yönündeki Kararları - 16/02/2012 tarih ve E:2011/35, K:2012/23 sayılı kararı; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 3. maddesinin birinci cümlesi hakkında, - 20/10/2011 tarih ve E:2010/55, K:2011/140 sayılı kararı; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 102. maddesinin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesi hakkında, - 04/10/2006 tarih ve E.2006/75, K:2006/99 sayılı kararı; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 140. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü tümcesi hakkında, 2) Adli Yargının Görevli Olduğu Yönündeki Kararları - 22/12/2011 tarih ve E:2010/65, K:2011/169 sayılı kararı; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 101. maddesinde yer alan "...bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" bölümü hakkında, - 01/03/2006 tarih ve E:2005/108, K.2006/35 sayılı kararı; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu (görevli yargı yeri belirleme kısmı) hakkında, - 22/12/2006 tarih ve E:2001/226, K:2006/119 sayılı kararı; 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesi hakkında, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararları değerlendirildiğinde, Yüksek Mahkeme, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacağını kabul etmektedir. Ayrıca, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun mutlak bir takdir hakkının bulunmadığı da vurgulanmaktadır. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümünde, "haklı neden " ve "kamu yararı"nın bulunması halinde yasakoyucu tarafından adli yargıya bırakılabileceğini kabul ettiği görülmektedir. b) İdari Yargının Görev Alanına İlişkin Genel Değerlendirme Anayasanın 140, 142 ve 155. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa ile adli-idari yargı ayrılığının açıkça benimsendiği görülmektedir. Bunun sonucu olarak da, idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılındığından, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı denetimine tabi olacaktır. Anayasa ile kabul edilen idari-adli yargı ayrılığı nedeniyle, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde, ancak "kabul edilebilir haklı neden" bulunması halinde adli yargının görevlendirilebileceği, bunun dışında yasa koyucunun takdir hakkının bulunduğunu kabule olanak bulunmamaktadır. Doktrinde de, idare hukukunun uygulanmasından doğan bir dava veya uyuşmazlığın adli yargı yerine bırakılmasında yasakoyucunun takdir ve seçme serbestisinin bulunmadığı, idari davaların adli yargının kapsamına sokulmasının Anayasayla çeliştiği gibi, kurduğu idari yargı düzenin varlık sebebini ve işlevini reddetmesi anlamına geleceği (GÜRAN, Sait. Yargı Denetiminin Kapsamı, İHFM, Sulhi Dönmezer'e Armağan, C.LII, S. 1-4, s.39), idari yargının görev alanına girdiği açık ve seçik olan bir işte adliye mahkemelerinin görevli kılınması halinde, Anayasanın idare hukuku ilkelerine aykırılık oluşturacağı (ERKUT, Celal. İptal Davasının Konusunu Oluşturması Bakımından İdari İşlemin Kimliği, Danıştay Yayınları, Ankara 1990, s. 155) kabul edilmektedir. Aksi yöndeki, Anayasada idare hukukundan kaynaklanan davaların Danıştay da veya idare mahkemelerinde çözümlenmesine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, hangi uyuşmazlıkların hangi esaslara göre çözümleneceği konusunda kanun koyucuyu sınırlayan herhangi bir kuralın bulunmadığı yönünde görüş (GÖZLER, Kemal; KAPLAN, Gürsel. İdari Eylemlerden Kaynaklanan Zararlara İlişkin Davalar Adli Yargının Görev Alanına Sokulabilir Mi? (HMK m.3 ve TBK, m.55/2 Hakkında Eleştiriler) Terazi Aylık Hukuk Dergisi, S.63, s.40) bulunsa da, bu durumun isabetsizliğine yönelik eleştirilerin bulunduğu ifade edilmiştir. 6- Sonuç Olarak Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararlarında da ifade edildiği üzere, niteliği gereği idari eylem ve işlemlere ilişkin davaların, Anayasa gereği, idari yargı yerlerinde görülmesi esastır. Yasaların, belirsizlik ve kargaşa yaratması değil önlemesi esas olduğuna göre, yasa koyucunun da Anayasadaki idari ve adli yargı ayrılığını esas alması, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemlerinin, idari yargı denetimine tabi olması Anayasaya uygunluğun gereğidir. - İptali istenen kuralla, bu Kanun'dan doğan sorumluluktan kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi adli yargıya verilmektedir. İdare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakarlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuz olup, idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez. Belirtilen nedenlerle; Anayasa'nın yukarıda yer verilen 125. ve 155. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. " III-YASA METİNLERİ A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı 2918 sayılı Kanun'un, 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değiştirilen ve itiraz konusu kuralı da içeren 110. maddesi şöyledir: "Görevli ve Yetkili Mahkeme Madde 110- (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." B- Dayanılan Anayasa Kuralları Başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine dayanılmıştır. IV-İLK İNCELEME A- E.2013/68 Sayılı Başvuru Yönünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 11.6.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B- E.2013/117 Sayılı Başvuru Yönünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 31.10.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V- BİRLEŞTİRME KARARI 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2013/68 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2013/117 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2013/68 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 31.10.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VI- ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Başvuru kararlarında, idari eylem ve işlemlere ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerekirken 2918 sayılı Kanun'dan doğan tüm sorumluluk davalarının itiraz konusu kural gereğince adli yargıda görüldüğü belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İtiraz konusu kuralla, 2918 sayılı Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları da dahil olmak üzere adli yargıda görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği ve hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı öngörülmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır."; 155. maddesinin birinci fıkrasında ise "Danıştay, idari mahkemelerce verilen kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar" hükmü yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'da tanımlanan karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın, Anayasa'nın 37. ve 140. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasına yönelik iptal istemi, 26.12.2013 günlü, E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE, 26.12.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VIII- SONUÇ 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 26.12.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. OLAY II Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kâin 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde besicilik yapan (B)’nin taşınmazının bir bölümü otoyol inşası nedeniyle kamulaştırılmıştır. Otoyol inşasına başlandıktan sonra ortaya çıkan gürültü ve kirlilik nedeniyle (B)’nin geri kalan taşınmazı üzerinde besicilik yapma imkânı kalmamış ve (B) zarara uğramıştır. Bunun üzerine (B), 100.000 TL maddi tazminata faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuş, mahkeme idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve bu karar 5.3.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Bunun üzerine (B), süresi içinde Gaziantep İdare Mahkemesine başvurmuş ve bu mahkeme adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. 1. Gaziantep İdare Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine ortaya ne tür bir uyuşmazlık çıkmıştır? Adli ve idari yargı mercilerinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin ve kesinleşmiş olması halinde olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıkar. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 14/I). Somut olayda Gaziantep İdare Mahkemesi ve Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri söz konusudur. Bu yüzden olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıkmıştır. 2. Bu uyuşmazlığın giderilmesi için (B), ne kadar süre içerisinde nereye başvurmalıdır? Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca son görevsizlik kararını veren yargı merciine bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflardan birinin talebi gerekmektedir. Başvuru süresi konusunda kanunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Öğretide hukuk davalarındaki on yıllık zamanaşımı süresi içinde, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulabileceği, bu sürenin de hak düşürücü olduğu ifade edilmektedir. (AKYILMAZ, Bahtiyar-SEZGİNER,Murat-KAYA,Cemil: Türk İdari Yargılama Hukuku, 1. Baskı, Ankara Ekim 2018, Savaş Yayınevi, s.204-205) Ancak başvuru için süre bulunmadığına ilişkin görüşler de bulunmaktadır. Danıştayın da bu yönde içtihadı bulunmaktadır. (Danıştay 11. Dairesinin 21.04.2006 tarihli ve E.2005/3860, K.2006/1988 sayılı kararı) Bu doğrultuda uyuşmazlığın giderilmesi için (A), son görevsizlik kararını veren Gaziantep İdare Mahkemesine bir dilekçe ile başvurulmalıdır. 3. Uyuşmazlığı çözmeye yetkili merci neresidir? Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyaları son görevsizlik kararını veren yargı merciine bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflardan birinin talebi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin belirlenmesi istenir. Dolayısıyla uyuşmazlığı Uyuşmazlık Mahkemesi çözecektir. 4. Uyuşmazlığı çözmeye yetkili mercii, bu davada hangi yargı düzeninin görevli olduğuna karar vermelidir? Neden? Kısmen kamulaştırmadan doğan uyuşmazlıklar adlî yargıda görülür. Ancak kısmen kamulaştırma nedeniyle uğranılan ve idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararların giderilmesine yönelik bir dava söz konusuysa bu dava tam yargı davası niteliğinde olduğundan idarî yargıda çözümlenir. Somut olayda kısmen kamulaştırma nedeniyle tesis edilen kamu hizmetinin görülmesi sırasında idarenin eyleminden doğan bir zararın giderilmesi istenmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi bu davada idari yargının görevli olduğuna karar vermelidir. T.C UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ Hukuk Bölümü Esas: 2004/ 96 Karar: 2005 / 1 Karar Tarihi: 07.02.2005 (2577 S. K. m. 2) Davacı : A. Y. Vekili : Av. E. S.K. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A. E. OLAY: Davacı vekili, Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kain 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde müvekkili tarafından hayvan besiciliği yapıldığını, taşınmazın bir bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası nedeniyle kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığını ileri sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata yasal faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ŞANLIURFA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50 sayı ile, olayda davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir el atması ve dolayısıyla kamulaştırmasız el atma olgusunun bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar sonunda plan ve projelere uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların tazmininin idare mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden kaynaklandığı, buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi istemiyle 29.5.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. GAZİANTEP 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayı ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir. Bu karar üzerine davacı vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle 26.12.2003 tarihli dilekçe ile Danıştaya başvurulmuştur. DANIŞTAY 10. DAİRESİnin 13.4.2004 günlü, E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas kaydı kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine gönderilmiş; GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCUnun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLANın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖKün davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜRün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan taşınmazdan geri kalan kısım üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı ileri sürülerek bu nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine ilişkindir. 2942 sayılı Yasanın kısmen kamulaştırma başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde: kısmen kamulaştırılan malın değeri; kamulaştırılmayan kısmın değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın 11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan kısma düşen miktar olduğu; (b) bendinde: Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinden kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktar olduğu açıklanmakta; (c) bendinde de: Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde de, artış miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan miktardır. denilmekte ve aynı maddede ayrıca kamulaştırma dışında kalan kısım imar mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller (b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz ... hükmü yer almaktadır. Maddenin son fıkrasında da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen 12. maddesi kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği anlaşıldığından anılan hükmün olaya uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumu olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri arasında sayılmıştır. Yönetimin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün yönetsel eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Olayda, yönetimce davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde herhangi bir inşaat faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel mülkiyete konu taşınmaza müdahalede bulunmasından ya da kamulaştırmasız el atmasından söz etmek de olanaksızdır. Bu durumda, Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara uğradığı yolundaki davacı savı gözönünde bulundurularak, yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir. Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre yönetim, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır. Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle yönetimin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde "idari dava türleri" arasında sayılan "idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. Sonuç: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep İdare Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 7.2.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. OLAY III Pasaportsuz olarak yurt dışına kaçan ve yurt dışında da memleketi aleyhine beyanatta bulunduğu ve müteakiben radyo yayınlarında Türkiye’nin Hükümet şekli ve Hükümeti idare edenler aleyhine geniş propaganda kampanyasına girişen K’nin Cumhurbaşkanı tarafından Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu kararın iptali talebiyle dava edilmesi üzerine Danıştay, bu işlemin mahiyeti itibariyle özel ve olağanüstü bir duruma ilişkin olduğu ve bu işlemin siyasî bir tasarruf olması sebebiyle dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle davayı ilk incelemeden reddetmiştir. Danıştayın bu kararını idare hukuku ilkeleri ve mevzuat ışığında tartışınız. Hükümet tasarrufları yürütme organının yüksek yönetimine ilişkin faaliyetlerini ihtiva etmektedir. Yargı yerleri bu tür işlemleri, hükümetlerin siyasî sebeplerle aldıkları tedbirler olduğunu ifade ederek denetlemekten kaçınmaktadırlar. İşte yargı yerlerinin kendiliklerinden bir işlemi yargı denetimi dışında tutmalarına yargı kısıntısı denilmektedir. Somut olayda da Danıştay bu gerekçeyle dava konusu edilen vatandaşlıktan çıkarılma kararını denetmekten kaçınmıştır. Ancak Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” . Bu hüküm idarenin bazı işlemlerinin yargı denetiminin dışında tutulmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 66. maddesinde daha önce hükümet tasarrufu olarak görülen vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili kararlara karşı yargı denetiminin kapatılamayacağı öngörülmüştür. Bu nedenle 1982 Anayasası hükümet tasarruflarının varlığına imkân vermemiştir. Bu doğrultuda vatandaşlıktan çıkarılma işlemine ilişkin iptal davasının esastan incelenmesi gerekirken vatandaşlıktan çıkarılma işleminin dava konusu edilmeyeceği gerekçesiyle ilk incelemeden reddedilmesi isabetli değildir. OLAY IV Savcı (S) -görevde bulunduğu yerden başkan bir yere naklen atanmasına ilişkin işlem sonrasında- Adalet Bakanlığına bir mektup yazar. (S)’nin yazdıklarıyla Bakana hakaret ettiği gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunca kınama cezası verilir. Bu işlem üzerine (S) Danıştayda iptal davası açmıştır. Danıştay bu davada nasıl bir karar verecektir? Vereceğiniz cevabı idare hukuku ilkeleri çerçevesinde tartışınız. Anayasanın 159. maddesinin onuncu fıkrası uyarınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun meslekten çıkarma dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. Bu doğrultuda Danıştay 2577 sayılı Kanunun 14/1-d hükmü uyarınca idarî davaya konu olacak bir işlem olmadığından aynı Kanunun 15/1-b hükmü uyarınca davanın reddine karar vermelidir. 1982 Anayasasının 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti yöneticilerin de yönetilenler gibi hukuka bağlı olduğu devlettir. Bu tanım doğrultusunda hukuk devletinin en önemli unsuru idarenin yargısal denetiminin sağlanmasıdır. Yine Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Yaptığı iş nedeniyle idari bir organ olan ve tesis etmiş olduğu işlemler de idari işlem olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararlarının yargı denetimi dışında bırakılması hukuk devletinin en önemli gereği olan idarenin yargısal denetiminin sağlanmasına aykırıdır. (AKYILMAZ, Bahtiyar-SEZGİNER,MuratKAYA,Cemil: age., s.49)
  27.  
  • Member Statistics

    20
    Total Members
    102
    Most Online
    ONUR
    Newest Member
    ONUR
    Joined



  • etkinlik

    1. 0

      İş Hukuku

    2. 0

      Hukuk Tercih Tanıtım Günleri Hukuk Tercih Tanıtım Günleri.

    3. 0

      Bu gün, bir başka özel...

    4. 360

      Etimolojik Hukuk Sözlüğü

×
×
  • Create New...