Jump to content



  • etkinlik

    1. 0

      Vergi Hukuku

    2. 0

      375 Sayılı KHK

    3. 0

      Tapu İptali ve Tescil Davası

    4. 0

      Turkish Citizenship Through Property Purchase

    5. 0

      Adli Sicil Kaydı Nasıl Silinir?

About This Club

Sözlükler, elektronik dergiler, elektronik makaleler, dosyalar ...
  1. What's new in this club
  2. ENCÜMEN Asıl manası “cemiyet,toplantı” ve “grup” olan Farsça encimenin,muhtemelen 19.yüzyılın ortalarından itibaren Arapça’daki cem’iyyet ve meclis kelimelerinin karşılığı olarak Osmanlılar tarafından kullanılmaya başlandığı görülmektedir.[1] [1] KAHRAMAN,Kemal, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,11,s.175-176, 1995,İstanbul
  3. EMNİYET Emniyet bir şeye güvenmek manasına geldiği gibi, insanda doğruluktan ileri gelen bir huy anlamına da gelir, insanların sırlarını ve mallarını güzelce saklamak da, bir emniyet halidir. Emniyetin karşılığı "Hiyanettir", sözünde durmamaktır.
  4. EMİSYON Türkçe karşılığı "ihraç" demek olan emisyon sözcüğü yabancı dillerde çıkarmak, yaymak, tedavüle koymak anlamında kullanılır. Kâğıt paranın, tahvillerin, hisse senetlerinin ilk defa piyasaya sürülmesi emisyondur. Ufaklık paranın piyasaya çıkarılmasında emisyon terimi kullanılmaz. EMİSYON HACMİ Devletin yetkili kıldığı banka tarafından piyasaya sürülmüş toplam kağıt para miktarıdır.
  5. EMİN Emin sözlükte “kendisine güvenilen,hıyanet etmeyen,sözünde dura,vefalı,başkalarından korkmayan kimse” anlamlarına gelir.[1] Korkusu olmayan, emanet veren, emanet edilen bir beldenin lideri­ne, başkanına da denir.[2] Kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan güvenilir demektir.[3]Türk hukukunda emin sıfatıyla zilyet kavramı vardır. Mesela saati tamir için bıraktığımız saatçi emin sıfatıyla zilyettir. (Saatçi bu saati üçüncü bir kişiye satarsa, üçüncü kişi iyi niyetli olmak şartıyla saatin mülkiyetini kazanır.) Fakat saati çalan bir kimse emin sıfatıyla zilyet değildir. [1] ALGÜL,Hüseyin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,11,s.83, 1995,İstanbul [2] SOYALAN,Mehmet Yaşar, Elmalılı Tefsirinde Kur’an-i Terimler ve Deyimler, http://www.darulkitap.com/indir/elmalili-tefsirinde-kurani-terimler-ve-deyimler-m.y.soyalan-agac.html , erişim tarihi 23.06.2009 [3] YAZIR,M.Hamdi,Hak Dini Kur’an Dili,c.8,s.536
  6. EMERA Emretmek, buyurmak anlamını veren kök fiildir.[1] [1] UĞUR,Mücteba,Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,www.darülkitap.com
  7. EMARE Sözlükte; alamet, de­mektir Terim olarak, kendisini bilmekten, medlul'ün (delil olduğu şey) varlığı hakkında zan meydana gelen şeydir. Yağmura nispetle bulut gibi. Çünkü bulutu görmekten, yağmurun varlığı hakkında zan meydana gelir. (Emare ile alâmet arasındaki farka gelince; alamet bir şeyden ayrılmayan şeydir. İsim üzerindeki Elif-Lam gibi. Emare ise, beraber bulunduğu şeyden ayrılır. Yağmura nispetle bulut gibi.)
  8. EMANET Arapça’da “güvenmek,korku ve endişeden emin olmak” manasındaki emn masdarından gelen emanet kelimesi hıyanetin zıt anlamlısı olarak isim şeklinde kullanıldığı gibi “güvenilir olmak “anlamında masdar olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca güvenilen kimseye koruması için geçici olarak bırakılan “tevdi edilen” eşyaya da emanet denir. Türkçede bu son kullanım yaygındır.[1] Emanet, "vedia"dan daha geniş bir anlama sahiptir.[2] M.Hamdi Yazır ise şu açıklamaları yapar; “emnü yeminden masdar olup eminlik,yani başkasının hukuku (hakları) emniyet edilip inanılabilir olmak” demektir.[3] EMANET-İ MUKADDES Kutsal emanetler anlamına gelen Emanat-ı Mukaddes, Topkapı Sarayı'nın hazine dairesinde saklanmakta olan, kutsal olarak bilinen kişilere ait eşyalar için kullanılır. [4] EMANETLERE RİAYETİN FAYDALARI Toplum içinde vedialar(emanet), ariyetler(Kullanmak için eşyanın verilmesi),lukatalar(yitik mallar), birer emanet olmak üzere teca­vüzden korunması gerekir. Emanetlere riayet edilmesi, şahsi haklara riayet demektir.Emanetlere hıyanet edilmemesi, toplum içinde karşılıklı yardımlaşmaya hizmet eder, ihtiyaçların karşılanmasına vesile olur. Emanetlere hıyanet eden bir toplum bireyleri arasında ise emniyetten, iti­mattan eser kalmaz. Şahsi haklar zayi olur, amme menfaatleri (kamu menfaati) zarar görür.İnsanlar hayır yapmak yerine ümitsizliğe düşerler. Emanetleri muhafazaya çalışmak bir vecibedir(görevdir), insanlık gereğidir.[5] [1] TOKSARI,Ali, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,11,s.83, 1995,İstanbul [2] SOYALAN,Mehmet Yaşar, Elmalılı Tefsirinde Kur’an-i Terimler ve Deyimler, http://www.darulkitap.com/indir/elmalili-tefsirinde-kurani-terimler-ve-deyimler-m.y.soyalan-agac.html , erişim tarihi 23.06.2009 [3] YAZIR,M.Hamdi,Hak Dini Kur’an Dili,c.6,s.113 [4] Osmanlı Tarihi,Osmanlı Web Sitesi, [5] BİLMEN,Ömer Nasuhi,Hukuk-ı İslamiyye Ve Istılahat- ı Fıkhiyye Kamusu,www. Darülkitap.com
  9. EMALİ İmla etmek, yazmak manasına imlânın çoğuludur. Meclis veya çoğuluyla mecâlis denilen ve hadis yazmak için yapılan toplantılarda talebenin yazdığı hadislerden meydana gelen kitaplara denir.[1] [1] UĞUR,Mücteba,Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,www.darülkitap.com
  10. ELBİSE Elbise, Arapça “libas” yani giysinin çoğuludur. Giysiler manasına gelir.
  11. EKONOMETRİ (ECONOMETRICS) İngilizce econometrics kelimesinden gelmektedir. Sözlükte “ekonomi ölçer” Terim olarak ise “İstatistik ve matematikten yararlanmak suretiyle, ekonomik olayların ölçülmesini sağlayan bir iktisat dalıdır” şeklinde tanımlanabilir.
  12. ELKAB Lakab'ın çoğuludur. Lakab, bilinen manâsıyla bir kimsenin asıl isminden ayn olarak takındığı isimdir. aynı kökten telkib, bir kimseye lakab vermek, telakkub ise lakablanmak demektir.[1] [1] UĞUR,Mücteba,Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,www.darülkitap.com
  13. ELEKTRİK Elektrik, kehribarin Eski Yunanca adı olan elektron'dan gelir.Kehribar sözcügünün aslı olan kehrüba ise Farsça "saman çeker" demektir.
  14. ELÇİ Elçi (ilçi) kelimesi “halk,ülke,devlet” anlamına gelen Türkçe el (il) isim kökünden türetilmiştir.”haberci” anlamına gelmektedir. Bu kelimenin Farsça karşılığı “peygamber” Arapça karşılığı “resul” dür. İletişim açısında bakılırsa ileten anlamına gelir. Ülkemizde kız istemeye giden aracılara elçi dendiği gibi devletlerarası ilişkilerde savaş,barış,ticaret istek ve taleplerini ulaştıran kimselere de elçi denmektedir.Tarihi ilkçağa kadar giden elçilik müessesesi zamanla sağlam bir gelenek ve hukuki statü kazanmıştır.Bu statü,”elçiye zeval olmaz” Türk atasözüyle veciz bir biçimde ifade edilmiştir. Elçilerin milletlerarası imtiyazları ve dokunulmazlıkları vardır.[1] [1] İPŞİRLİ,Mehmet, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,11,s.3,1995,İstanbul
  15. EKOLOJİ Önceleri organizma ile çevre arasındaki İliş­kilerin incelenmesi şeklinde biyolojide kullanı­lan ekoloji, daha sonra sosyal bilimlere ilişkin birterim niteliği kazanmıştır. Biyolojideki kul­lanımda terim bireysel organizmalarla çevre (autecology) ve gruplarla çevre (synecology) arasındaki ilişkileri İçerir. Sosyal bilimlerde ekoloji terimi "syıecology" ile, yani insan grup­ları (ya da halkları) ile ait oldukları çevreleri, özellikle de fiziksel çevreleri arasındaki ilişki­lerin incelenmesiyle sınırlandırılmıştır. En geniş anlamda beşeri ekoloji, insan grup­ları (ya da nüfusları) İle çevrelen arasındaki ilişkilerin incelenmesi şeklinde tanımlanabi­lir.
  16. EKİN Türkçe "ekme" eyleminden gelir. “Tarlaların sürülüp ekildiği ay” demektir.
  17. EHVEN-İ ŞER Ehven, kelime anlamı itibariyle, "daha hafif"; şer ise, hayrın karşıtı olup, "meşru olmayan her türlü iş" demektir. Terkip olarak da ehven-i şer, diğerlerine kıyasla zarar ve fenalık bakımından daha hafif olan kötülük anlamında kullanılır.[1] [1] APAYDIN,H.Yunus,Şamil İslam Ansiklopedisi, http://www.sevde.de/islam_Ans/islam_ans.htm , erişim tarihi 23.06.2009
  18. EHLÜ’L-HAL VE’L-AKD Ehl-i Sünnet ile Şia arasında devlet başkanının (halife) iş başına gelmesi hususunda ihtilaf vardır.Ehl-i Sünnet,halifenin ümmetin hakimiyetini temsil ettiğini ve ümmetin seçimiyle iş başına gelmesi gerektiğini kabul etmiş; devlet başkanının ehlü’l-hal ve’l-akd denilen bir heyet tarafından belirlenmesi gerektiğini savunmuş ve uygulamıştır. Ehlü’l-hal ve’l-akd devlet başkanını seçmek ve gerektiğinde azletmek yetkisine sahip olan heyet anlamında bir terimdir. Şîa, ise imamın nas ile belirlendiğini, buna göre Hz. Peygamber’in kendisinden sonra Hz. Ali’yi halife olarak belirlediği görüşünü ileri sürmektedirler.[1] [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.142 ,2005 Ankara
  19. EHLİYET Arapça’da ehl kökünden türetilmiş yapma bir masdar olan ehliyyet sözlükte “yetki, elverişlilik,liyakat,yeterlilik” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise kişinin dini-hukuki hükümlere muhatap olmaya elverişliliği[1] layık ve yeterli olmak[2] anlamına gelir. Bir başka kaynakta şu açıklama vardır; Kelime olarak ehliyetin manası salahiyettir. "Falanca şu işe ehildir" denir. Yani o şahıs o işi yapabilir; o işi kaldırabilir demektir.[3] [1] BARDAKOĞLU,Ali, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,10,s.539,1994,İstanbul [2] KARAMAN,Hayreddin,Mukayeseli İslam Hukuku,Nesil Yayınları,c.1,s.178 ,1986 İstanbul [3] Abdülkerim Zeydan,Fıkıh Usulü,www.darülkitap.com
  20. EHLİ VUKUF Günümüz Türkçe’sinde “bilirkişi” denilen ehl-i vukuf, hukukî uyuşmazlık ve ispat konusunun özel ve teknik bilgi gerektirmesi durumunda, uzmanlığına başvurulan üçüncü kişi anlamına gelmektedir. Ehl-i vukuf şahitten farlıdır.Şahit bizzat gördüğü olayı yorum ve görüş katmadan aynen nakleder.Ehli vukuf ise şahit olmadığı bir olaya ilişkin teknik bilgine dayanarak görüş bildirir. Ehl-i vukufun, görüşüne başvurulan konuda özel bilgi ve uzmanlık sahibi olması, tarafsız olması gerekir. Bir konuda iki veya daha fazla bilirkişi tayin edilebilir. Bu durumda aralarında anlaşamamaları halinde hakim çoğunluğun görüşüne göre karar verir. Aralarında eşitlik varsa, hakim takdir hakkını kullanır.[1] [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.140 ,2005 Ankara
  21. EHLİ KİTAB Ehl-i kitab" kavramı Arapça "ehl" ve "kitab" kelimelerinden oluş­muş bir terkibdir. Ehl; yoldaş, aile, evlenmek, dost, yakın akraba, müte­hassıs, eş, bir yerde oturan anlamlarına gelir. "Ehl" kelimesinin çoğulu olan "ehali" manasında "ehl-i kura"; Kur'an'da aynı şehir, ülke ve köyde oturanları belirtmek için kullanılır. "Kitab" ketimesi ise Arapça "ketebe kökünden mastar olup sözlükte; yazmak, bir şeyi gerekti kılmak, farz kılmak, mektub, yazılmış şey gibi manalara gelir. Terim olarak "kitab"; ciltli veya ciltsiz bir araya getirilmiş, basılı veya kağıt parçalarının tümü, herhangi bir konu­da yazılmış kağıtların toplamı, Allah'ın kulları arasından seçtiği elçile­rine vermiş olduğu ilahi kökenli vahiylerin toplamı gibi anlamlan ifade eder. Şu halde "ehl" ve "kitab" kelimelerinden oluşan "ehl-i kitâb" tabiri kitab ehli, kitâb sahibi demek olur ki, bir terkib olarak pekçok tarifi ya­pılmıştır. Bunlardan bazıları ise şunlardır: Ehl-i kitab, yahudi ve hristiyanlarla sınırlandırılmaksızın son ilahi din İslam dışında ilahi bir dine inanan, Hz. Peygamber dışında herhangi bir peygambere inanan, Tevrat, Zebur, İncil ve Hz. İbrahim'e verilen suhuf gibi Kur'ân dışında kitabı olana denir. Ehl-i kitâb; değişik fırkalanyla beraber hristiyan ve yahudilerdir. Ehl-i kitâb; Kur'ân-ı Kerîm'e göre yahudi, hristiyan ve sabiilere verilen bir isimdir. Çünkü onlar kutsal bir kitaba sahiptirler. Hz. Peygamber'in Mekke döneminde ve İslâm'dan önce, "ehl-i kitab" yerine "ehl-i zikr", "ellezîne ûtü'l-ilm" gibi tabirler kullanılırdı. Bu tabirlerle Hicaz'da ve Hicaz dışında bulunan temeli ilahi vahye daya­nıp çeşitli sebeblerle bozulan dinler söz konusu edilirdi. Kur'ân onları müşriklerden ayırmış, onlara kucak açmış ve bir derece İslâm'a yakın saymıştır. Bu da ehl-i kitaba duyulan bir hoşgörünün eseridir. Ehl-i kitâb" tabiriyle kimlerin kasdedildiği ve müslümanların ehl-i kitaba dahil olup olmayacağı konusu ileride işlenecektir. Ancak ilk izle­nim olarak müslümanların ehl-i kitaba dahil edilmemesi gerektiğini söy­leyebiliriz. Yapılan tariflerde bu ortaya çıkmaktadır. Kur'ân dışında ilahi kitâblarda kullanılmayan bu terkib, terim olarak müslümanlar dışındaki kutsal kitâb sahibi din mensubları için kullanılmıştır. [1] [1] FİDAN,Yusuf,İslamda Azınlıklar Ve Yabancılar Hukuku,www.darülkitap.com
  22. EHL-İ HİBRE Hakimin, kendi ihtisası dışında kalan alanlarda bilgisine başvurduğu, konunun uzmanı kişi veya kişilerdir. Ehl-i Vukuf, bilirkişi, eksper de denir.[1] [1] ÜNAL,Halid,Şamil İslam Ansiklopedisi, Şamil İslam Ansiklopedisi, http://www.sevde.de/islam_Ans/islam_ans.htm , erişim tarihi 23.06.2009
  23. EĞİTMEK Eğitmek ve iğdiş etmek deyimleri aynı Eski Türkçe kökten türemiştir. İğdiş, “besleme, ehli hayvan veya hizmetçi” demektir.. Ama Kaşgarlı Mahmut bu kelimeyi Oğuzların “hadım edilmiş köle” anlamında kullandığını özellikle belirtmektedir.
  24. EGEMENLİK “Egemenlik” sözcüğü ise eski dönemler Türkçesinde “ige” kökünden gelir. Sahiplik, sahip olma, ıs demektir. Bugün devlet olgusu içinde kullandığımız anlamda yönetimin hiçbir kısıtlama ve engelleme olmaksızın sürdüren, bağımlı olmayan ve bundan türemiş olarak “egemenlik” buyruğunu yürütme, sahipliğini sürdürme anlamına gelir.
  25. EFSUN Farsça'dan dilimize geçmiş olup, büyü ve sihir anlamındadır. Efsun, füsûn olarak da kullanılır. Sihirbazların okudukları kelimelere olduğu gibi, hileye ve manasız şeye de denir. Büyücülük yapana efsunkâr denilmiştir. Aynı zamanda büyülü de demektir. Namık Kemâl bir şiirinde, "Ne efsunkâr imişsin âh ey didar-ı hürriyet/Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten" demekle bu anlamı dile getirmiştir.[1] [1] KUMANLIOĞLU,Hasan Fehmi, Şamil İslam Ansiklopedisi
  26. EFSANE Farsça kökenli olup fesâne şeklinde de söylenir. Efsâne kelimesi Araplarda Esâtîru'l-evvelîn, Türk'lerde masal, Yunanlılarda misus, Fransız'larda mit ifadelerini karşılamaktadır .Efsane sözlükte “masal, geçmişlerin tuhaf ve şaşılacak hikâyeleri, baştan geçen şeyler mânâlarına geldiği gibi, meşhur ve belli olmuş haberler” demektir. Efsane gerçek olan tarihten farklı olup daha çok uydurma hurâfeler mânâsında kullanılmıştır.[1] [1] KUMANLIOĞLU,Hasan Fehmi, Şamil İslam Ansiklopedisi
  27.  
×
×
  • Create New...