Jump to content


  • Similar Content

    • By ankahukuk
      Anayasal düzenin işleyişine karşı ya da anayasal düzene karşı işlenen suçlar Türk Ceza Kanunu içerisinde maddeler halinde düzenlenmiş olup, bu maddeler anayasayı ihlal suçu yasama organına karşı suçlar ve hükümete karşı suçlar şeklinde 3 temel başlığa ayrılmaktadır. Darbeye Teşebbüs Suçu ve darbe teşebbüsü sebebiyle tutuklanan kişiler de TCK’nın ilgili maddelerince cebir ve tehdit kullanılarak darbe girişimi içerisinde oldukları şüphesiyle haklarında işlem yapılmaktadır.
      Darbeye Teşebbüs Suçu ve Darbe Teşebbüsü
      Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar
      Darbeye teşebbüs suçu TCK içerisinde anayasal düzene karşı işlenen suçlar temelinde 3 ana başlıkta toplanmıştır. Söz konusu kanuna göre bireyler anayasayı ihlal suçu, yasama organına karşı işlenen suçlar ve hükümete karşı işlenen suçlar şeklinde fiil gerçekleştirmiş olabilmektedir.
      Anayasayı İhlal Suçu TCK 309. Madde
      Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup, anayasal bir düzen içerisinde yasama yürütme yargı erklerinin yanı sıra işleyiş, nitelik, yapılanma gibi unsurlar çerçevesinde bu düzenin devamını sağlamaktadır. Anayasal düzenin bozulmasına neden olacak her türlü fiil, anayasal düzene karşı işlenen suç kapsamında yer alır. Darbeye teşebbüs suçu ya da diğer bir ifadeyle darbe teşebbüsü, anayasal düzenin işleyişini sekteye uğratacağından dolayı, anayasal düzenin ortadan kaldırılması, yerine farklı bir düzen getirilmesi ya da anayasal düzenin fiilen uygulanmasının önlenmeye çalışılması, Türk Ceza Kanunu 309. Maddesine göre anayasayı ihlal suçu kapsamındadır. Anayasayı ihlal suçu işlendiğinde suçu işleyen kişi farklı suçları da işlemiş olması durumunda diğer suçları için ayrıca ceza alacaktır. Örneğin darbe teşebbüsü esnasında failin bir kimseyi öldürmesi, silahla tehdit etmesi… gibi durumlarda her işlediği suç için ayrıca ceza alacaktır.
      Yasama Organına Karşı İşlenen Suçlar TCK 311. Madde (TBMM’ye Karşı işlenen Suç)
      Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organı faaliyetini yürütmektedir. Kanun yapmak, kanun değişikli yapmak yürürlükteki kanunu kaldırmak gibi temel yasama görevlerini yerine getirmekle görevli kurum Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
      Türk Ceza Kanunu 311. Maddesi, TBMM’nin görevlerini kısmen ya da tamamen yapmasına engel olmak, TBMM’nin fonksiyonlarını işlevsiz kılmak gibi fiilleri, Meclise karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirmektedir.
      Hükümete Karşı Suç TCK 312. Madde
      Darbe suçu ya da darbeye teşebbüs suçu denilince aslında hükümete karşı işlenen suç tipi akıllara gelmektedir. Ceza Kanunu 312. Maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen ya da tamamen yapmasını engellemeye yönelik faaliyetler hükümete karşı işlenen suçlar kapsamında yer alır. Hükümetin ortadan kaldırılması ya da engellenmesi durumunda darbe suçu işlenmiş olur. Fail hükümete karşı suç işlediğinde darbe suçu ya da darbeye teşebbüs suçu ile yargılanacaktır.
      Normal şartlarda hükümete karşı işlenen suçlar içerisinde yer almayan, kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, 15 Temmuz Darbe Girişimi sürecinde faillerin örgütlü bir şekilde Devlet kurumlarına sistematik olarak saldırı düzenlemeleri, hükümet dışında olmasına rağmen hükümete karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmektedir.
      Hükümete karşı işlenen suçlarda failler, suçun işlenmesi esnasında farklı bir suç işlemiş olmaları durumunda da ayrı ayrı cezalandırılmaları gerekmektedir. Örneğin darbeye teşebbüs suçu işlenirken, hükümete karşı suç işleyen birey aynı zamanda adam öldürme suçunu işlemiş ise bu cezalar farklı farklı uygulanmaktadır.
      Darbeye Teşebbüs Suçu ve Örgüt Üyeliği Suçu
      Darbe teşebbüsü suçlarında söz konusu fiil, bireysel olarak işlenebileceği gibi örgütsel olarak da işlenebilmektedir. Darbeye teşebbüs suçunun örgütlü bir şekilde işlenmesi durumunda bireyler hem darbe suçundan hem de örgütlü suçlardan yargılanıp iki farklı şekilde ceza alamazlar. Zira örgüt üyeliği suçu “geçitli suç” haline gelmekte ve amaç suç olan darbenin içerisinde örgüt üyeliği erimektedir.
      Bu durumda darbe teşebbüsüne katılmayan ve yalnızca örgüt üyeliği bulunan bireyler etkin pişmanlık ceza indirimi hükümlerinden yararlanabilmektedirler.
      Darbeye Teşebbüs Suçunda Etkin Pişmanlık Nedir?
      Etkin pişmanlık kaba tabiriyle, bireylerin işledikleri suçtan pişman olmaları ve suçun oluşturduğu olumsuzlukları gidermeleri durumunda ceza adaletine karşı olumlu katkıları göz önüne alınarak uygulanan bir ceza indirimidir.
      Darbeye teşebbüs suçu ile yargılanan bireyler için etkin pişmanlıktan yararlanarak ceza indirimi almak mümkün olmamaktadır.
      Fakat darbe suçu kapsamında suçlanmayan yalnızca örgüt üyeliği kapsamında yargılanan kişiler için etkin pişmanlıktan yararlanmak söz konusudur. Etkin pişmanlıktan yararlanmanın şartları Türk Ceza Kanunu 221. Maddesinde düzenlenmiştir.
      Burada örgüt üyeliği suçlamasıyla karşılaşan kişiler, Etkin pişmanlıktan yararlanabilmeleri için darbe girişimi ya da darbeye teşebbüs suçuna katılmamış yalnızca örgüt üyeliği kapsamında yargılanan kişiler olabilir. Burada örgütün dağılması adına ya da diğer örgüt üyelerinin yakalanması adına verilecek bilgiler vermesi durumunda etkin pişmanlıktan yararlanmak mümkün olabilmektedir.
      Diğer yandan örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün yapısı ve faaliyetleri açısından işlenen suçlarda, örgüt adına suç işleyen kişiler de yararlanabilmektedir. Örgüt adına suç işleyen kişilerin ceza indirimi 1/3 ile ¾ arasında bir oranda uygulanır.
      Darbeye Teşebbüs Suçunun Cezası
      Darbeye teşebbüs ya da darbe girişimi suçu işleyen kişilerin cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olmaktadır. Darbe girişiminde bulunan kişilerin işledikleri suç nedeniyle yukarıda belirttiğimiz üç maddeyi ihlal etmeleri durumunda Türk Ceza Kanunu 309. Maddesi uyarınca Anayasayı İhlal Suçu nedeniyle cezalandırılırlar.
      15 Temmuz Darbe Girişimi suçlamasıyla yargılanan bireyler hem hükümete karşı hem de yasama organına karşı suç işlemelerine rağmen, anayasayı ihlal suçu cezası ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alırlar.
      Darbe girişimi nedeniyle anayasayı ihlal suçu işleyen ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılacak olan kişiler diğer yandan darbe teşebbüsü esnasında mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, yağma,adam öldürme, tehdit… gibi suçları işlemiş olmaları durumunda da bu suçlardan ayrıca ceza alacaklardır.
      Av. Halil İbrahim ÇELİK - KAYNAK
    • By ankahukuk
      Herkesin reddi gereken askeri darbeler ve askeri darbeye kalkışma suçlarının yargılamalarında ortaya çıkacak olan her uygulama; hukukun, insan haklarının ve demokratik hukuk devleti olmanın turnusol kâğıdıdır.
      Darbeler dönemi çoktan kapanmıştır. Bu nedenle aynı söylemlerle politika yapmak da beyhudedir. Askeri darbe veya girişimleri Türkiye’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin reddettiği suçlardır. Toplumsal hiçbir kazanımı olmayan askeri darbelerin geçmişi ve yaşanılanlar, geride bıraktığı acılar, nereden gelirse gelsin ve kim yaparsa yapsın herkesin karşı çıkmasını gerektiren demokrasi görevi olduğunu kanıtlamıştır… Tekerrürü olmayan ve tarihin çöp sepetinde atılmış askeri darbeler hukuk devleti ilkelerine aykırıdır, eğer hukuk devletine inanıyorsanız!
      Demokrasi ve yeni devlet düzeni kurmak adına askeri darbe eylemlerini “siyasal suç” olarak gösterme çabaları, askeri darbelerin kanlı geçmişi nedeniyle kabulü mümkün olmayan tarihsel hukuki yanılgılardır ve tümü trajedidir, tekerrürü ise komedidir. Askeri darbelere karşı olmak gerekir, yana olunmaz, alkışlanmaz.
      15 Temmuz 2016 gecesi saat 22.30’dan itibaren “köprü kapatma” eylemine tanıklığımızla başlayan askeri darbe kalkışmasından geriye, Başbakan’ın açıklamasına göre 161 ölü, 1440 yaralı kaldı. “Darbecilerden” kaç ölü ve kaç yaralı istatistiği de vardır herhalde… Askerlerden 2839 kişi hakkında gözaltına alındı, suç işledikleri iddiasıyla…
      Bu eylemlerin Türk Ceza Kanunundaki karşılığı nedir?
      Hemen ilk bakışta gözükenler “Anayasayı ihlal”, “Yasama Organına Karşı Suç”, “Hükümete Karşı Suç” ve diğerleri…
      Türk Ceza Kanunu;  İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Beşinci Bölüm’de yer alan “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında sayılan suçlar 15 Temmuz 2016 tarihli askeri darbe kalkışmasının karşılığıdır. Türk Ceza Kanununda vatana ihanet başlığı altında düzenlenmiş bir suç tipi yoktur.
      Bu düzenlemeye göre; “(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzeninin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırırlar” (TCK Madde 309). TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen veya tamamen engellemeye (Madde 311) ve aynı şekilde Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye (Madde 312) teşebbüs edenler içinde de aynı ceza uygulanır. Bu suçların işlenmesi sırasında başka suçlar işlenmişse bu suçlardan dolayı da ayrıca ceza verilir. Bu suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek de suçtur (Madde 314).
      Akıldan çıkarılmaması gerekir, “ölüm cezası” geri gelmemek üzere kaldırılmıştır. Kimse böyle bir cezayı aklına bile getirmesin, dillendirmesin. Hiç bir toplumda adalet duygusu yaratmayan insanlık dışı böyle bir ceza olamayacağı gibi; ölüm cezasını anımsatmak bile insan hakları ve hukukun kasten linç edilmesi demektir.
      Tam da Anayasada yer alan “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” ilkesinin unutulmaması gereken ve askeri darbe sonrası siyasi partilerin demokraside birleştiği, herkesin hukuka gereksinim duyduğu şu günlerde…
      Bütün ülkelerde ve ceza hukuku doktrininde “Devletin şahsiyeti aleyhine cürümler” sürekli tartışma konusudur. Son yıllarda karşılaşılan değişik olaylar bu suçları düzenleyen maddelerin yeniden tartışılmasını zorunlu kılıyor. Bu cürümler Türkiye’de 15 Temmuz 2016 askeri darbe kalkışmasından sonra eskisinden çok daha fazla tartışılacak…
      Öncelikle, bu suçlara neden olan fiillerin cezalandırılmasının için maksat açık olduğu halde doktrinde değişik açılardan bu maksada bakılmış ve suçların isimlendirilmesi tartışılmıştır.
      Prof. Çetin Özek’in yarım yüzyıl önce yazdıklarına göz atalım. Sayın Özek; bu suç grubunun isimlendirilmesi ve tasnifi yönünden “bu fiillerin cezalandırılmasındaki menfaati, gayeyi göz önünde bulundurmanın” zorunlu olduğu görüşünde. Çünkü Sayın Özek’e göre devlet bir topluluğun, hukuki ve politik birliği ve düzeni olarak “himaye” görmektedir. Hukuk, devlet şeklinde ortaya çıkan siyasi organizasyonu bir bütün halinde, sahip olduğu biçim içinde korumaktadır. Hukukun gayesi, devletin varlığını ve devamını olduğu biçimde korumak olarak kabul edilince, bu hukuki muhtevaya uygun olarak, suç teşkil eden fiiller de devlet varlığına ve biçimlenişine karşı işlenmiş olmaktadır. Devletin varlığı, onun sadece varlığını “idame ettirmesini” ifade etmemektedir. Aynı zamanda varlığına esas oluşturan siyasi ve etik ideolojileri, siyasi biçimlenmeyi ve siyasi fonksiyonları da içerir.
      Sayın Özek, bu suçların isimlendirilmesinden başlayarak kanaatini şöyle açıklıyor: “Yani varlık, o günkü devletin kuruluş şeklini de içine almaktadır. Bu bakımdan devletin mevcudiyetine karşı olmamakla beraber, ideolojik bir değişmeyi hedef alan fiiller dahi, devletin mevcut varlık biçimine karşı suç teşkil etmektedir. İşbu sebeple, tetkik konusu suçların, hukuki muhtevalarına uygun olarak, ‘Devletin varlığı aleyhine cürümler’ şeklinde isimlendirilmesinin yerinde olacağını zannediyoruz” (Özek, İÜHFD. Cilt 32.Sayı 2,1967).
      Sayın Özek’in siyasi iktidar aleyhine cürümlerle ilgili olarak yaptığı değerlendirmede “Devlet, halen siyasi toplulukların en genişi olmakla beraber, siyasi iktidarın en kuvvetli, gelişmiş olduğu topluluktur” diyor. Özellikle bu suçlar bakımından devlet/siyasal iktidar yapılanmasındaki ilişkiye çektiği dikkat başka bir yazının konusudur.
      Askeri darbeye kalkışma fiiliyle ilgili olup bitenler baştan sona haberdi. Medya haberleri, yorumları ve görüşleri aktarmakla ziyadesiyle görevini yaptı. Demek ki olaylar hakkında yayın yasağı koymayınca da oluyormuş. Böylece haberleri izleyerek olup bitenleri öğrenen kamuoyu ve özellikle kendisine karşı askeri darbe yapılan siyasal iktidar da olup bitenlerden haberdar olabiliyormuş… Haberdar olma ve gerçekleri öğrenme hakkına sahip toplumun gözü kulağı olan gazetecilere teşekkürünüz ziyadesiyle memnuniyet vericidir, o halde gazetecilik suç değildir.
      Siyasal hiçbir çıkara hizmet etme görevi olmayan medyanın, demokratik hukuk devleti ilkelerine göre yayın yapması esastır. Koşulları var mıdır? Vardır; çünkü habere ulaşabilmenin, bilgi ve haberi elde edebilmenin ve serbestçe yayın yapabilmenin yollarını açmakla, yayınların serbestçe dolaşımını sağlamakla ve basını korumakla görevli olan siyasal iktidar/devlettir. Ama devletin kendisi engeldir. Devlet sınırlandırma engeli olmaktan çıkıp bu görevi yerine getirmelidir. Çünkü demokratik hukuk devleti olmak demek, haberlerin ve görüşlerin serbestçe dolaşımının sağlanması, engellenmemesi, sansürlenmemesi, eleştirinin ve yorumun hak sayılması, herkesin görüşünü endişe etmeden, korkmadan serbestçe ve ceza tehdidi olmadan açıklayabilmesini sağlayan devlet demektir. Aksi, antidemokratik devlettir. O zaman devletin bu ortamı sağlaması için demokratik hukuk devleti olmayı içine sindirmesi ve ilkelerini benimsemesi gerekir. Gazetecilik yapan gazetecileri sadece gazetecilik yaptıkları için ceza tehdidi ile karşı karşıya bırakmayın, hakkınızdaki eleştiriler yüzünden ve haberlerinden dolayı gazetecileri ve insanları yargılamayın. Haberlerinden dolayı suçlamayın, gazetecilik suç değildir. Bu gerçekleri önce kendiniz öğrenin ve yaptıklarınızla yüzleşin. Basın özgürlüğünü sağlayın ve herkesin ifade özgürlüğüne saygılı olun, bizler sizlere teşekkür edelim, hesapsız, çıkarsız ve ön yargısız…
      Hukuka her aykırılık haberdir. Askeri darbeye kalkışma suçunu işledikleri iddiasıyla yapılacak olan soruşturma, uygulama ve yargılamanın her işi; basının denetimi altında olacaktır. Böylece medyanın haberleriyle bilgilenecek olan toplumda ortaya çıkacak olan tartışmalar daha yaşanılır bir demokratik toplum düzeni, adalet ve vicdan demektir. Kimse, kızmasın, devlet hiddetlenmesin.
      Herkesin reddi gereken askeri darbeler ve askeri darbeye kalkışma suçlarının yargılamalarında ortaya çıkacak olan her uygulama; hukukun, insan haklarının ve demokratik hukuk devleti olmanın turnusol kâğıdıdır.
      Fikret İLKİZ - KAYNAK
       
    • By ankahukuk
      Demokratik bir hukuk devletinde; hükümetin el değiştirmesi belirli aralıklarla yapılan seçimlerle, hükümetin düşürülmesi ise hukuki birtakım yollarla gerçekleşmektedir. Bu duruma aykırı olarak hukuk dışı yöntemlerle,
      hükümetin düşürülmesi veya görev yapmasının engellenmesi gerek 765 sayılı, gerekse de 5237 sayılı TCK’da suç olarak kabul edilmiştir. Bu anlamda hükümetin hukuk dışı müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan ve 765 sayılı TCK’nın 147. maddesinde yer alan hükme karşılık gelen bir düzenlemeye, 5237 sayılı TCK’nın 312. maddesinde “Hükümete Karşı Suç” başlığı altında yer verilmiştir. Hükümetin hukuk dışı müdahalelerle karşı karşıya kalması siyasi hayatımızın her döneminde gündemde olmuş ve son yıllarda kamuoyuna yansıyan bazı davalar yoluyla sıklıkla tartışılmıştır. Bu durum “Hükümete Karşı Suç”un bu çalışmada ele alınmasını gerekli kılmıştır.
      Arş. Gör. İsmail YAZICIOĞLU - Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Ana Bilim Dalı.
      i.yazicioglu@hotmail.com
      MAKALENİN TAMAMINA, AŞAĞIDAKİ DOSYADAN ULAŞABİLİRSİNİZ!
      hukumete-karsi-suc.pdf
    • By ankahukuk
      Anayasal düzene karşı suçların hukuksal konusuna verilen önemin bu suçlar açısından özel “suç tipleri”nin oluşmasına yol açtığı bir gerçektir.
      Ceza hukukunun ayrıcalık getiren suç tipleri ve maddelerin uygulanma koşulları açısından kabul edilen özellikler, doğal olarak uygulamada bazı sorunların çözümü zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Kaldı ki, anayasal düzene karşı suçların hukuksal konusunun niteliği, özel sorunların çözümünde izlenen uygulamanın giderek kişi haklarının sınırlandırılması, ceza sorumluluğunun demokratik kurallarıyla çelişmesi tehlikesine yol açmaktadır.
      Gerçekten, “Anayasal düzene karşı suç tipleri”nin özelliklerinin uygulanmasında, genel kuralların dışında özel kurallarla çözüm aranması ve bu suç tipleri açısından kabul edilen özelliklerin “kabul sebebi”nin ve “mantığı”nın göz önünde bulundurulmaması, ceza sorumluluğunun temel anayasal kurallarıyla bağdaşmayan, demokratik düzenler açısından geçerli olmayan yargı kararlarının verilmesine sebep olabilir. Dolayısıyla bu suç tipleri ciddi bir incelemeye tabi tutulmalı ve unsurları dikkatle ele alınmalıdır.
      Uygulamada “Türkiye Cumhuriyet Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya yönelik fiiller” kısaca “darbe girişimi” veya “darbe suçu” olarak adlandırılmaktadır. Ağır yaptırımlara bağlanan bu fiillerin 765 Sayılı TCK dönemindeki karşılığı 147. maddedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yeni TCK’da ise Hükümete karşı suç 312. maddede düzenlenmiştir.
       
      MAKALENİN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ! = >Yargitay_Kararlari_Isiginda_TCK_Madde_312.pdf
    • By ankahukuk
      Darbe , Türk Dil Kurumu sözlüğünde bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama darbe suçları ile ilgili fikir verebilirse de bu suç Türk Ceza Kanununun  “HÜKÜMETE KARŞI SUÇ” başlıklı 312. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre TCK 312. Madde cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevini yaptırmamaya teşebbüs şeklinde işlenecek fiillere verilecek cezalar düzenlenmiştir. Darbe suçuna yani , Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevini yaptırmamaya teşebbüs edenler TCK 312. maddesindeki düzenlemeye göre ceza alacaklardır.  TCK 312 metni aşağıda yer almaktadır.
       
      (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan   kaldırmaya   veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
      (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu   suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
      Türk Milletine ait egemenliğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti , milleti adına kullanmaktadır. Türkiye Cumhuriyetini yönetme gücünü ise Hükümet yerine getirmektedir. Bu nedenle Hükümetin cebir ve şiddetle ortadan kaldırılmaya veya görevlerini yapmasının engellenmeye çalışılması Türk Milletine karşı işlendiğinden Türk Ceza Kanunumuzdaki en ağır suçlardan birisidir.
      Türk Milleti tarafından seçimle görevlendirilen ve iş başına getirilen ve Türk Milletini temsil eden hükümette görev alan seçilmişlerin cebir ve şiddetle bu görevden alınamaması ve hükumetin ortadan kaldırılamaması yönüyle bir dokunulmazlığı bulunmaktadır. Seçim ile iş başına gelen bir hükümetin, seçimle görevini bırakması prensibinden dolayı cebir ve şiddetle bir hükumetin ortadan kaldırılmasını düşünebilmek dahi mümkün değildir.
      Tek başına tehdit ile bu suçun işlenmesi mümkün değildir. Bu suçun unsurlarının oluşabilmesi için cebir ve şiddet kullanılmış olması da gerekmektedir. Bu nedenle darbe suçu , ancak silahlı bir örgüt tarafından işlenebilir.Bu nedenlerle sokaklarda gerçekleşen olayları , protestoları veya konuşmaları darbe suçu ile ilişkilendirmek TCK’nın ruhuna ve amacına uygun olmayacaktır. Darbe suçu işlenirken , darbeye teşebbüs edenlerin bunun yanında başka suçların işlenmesi halinde de  , bu durum darbe soruşturmasında ve yargılamasında dikkate alınacak diğer suçlar bakımından (ispatlanması halinde) faillere ayrıca ceza verilmesi gerekecektir.
      Av. Ozan KAYAHAN - KAYNAK
       
    • By ankahukuk
      Darbe Girişimi Suçları
      Darbe girişimi suçları salt bir kanun maddesinde düzenlenmemiş olup Türk Ceza Kanunu’ nda beşinci bölümde yer alan 8 maddede çeşitli suç tiplerine göre düzenlenmiştir.  Bu kapsamda ceza hukuku bakımından darbe girişimi suçları ile ilgili Türk Ceza Kanunu’ nda mevcut olan düzenlemeleri hukuki olarak ceza kanunu sistematiğinde kısa ve net olarak değerlendirmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz.
      Anayasal Düzen Nedir?
      Sosyal, ekonomik, siyasal hayatımızı düzenleyen normların bütünü normlar hiyerarşinin en üstünde bulunan Anayasa’ya uygun olmak zorundadır. Tüm bu normların Anayasa’ya uygun olması ve bu çerçeveden çıkmayıp Anayasa’ya göre uygulanması “anayasal düzen” olarak tanımlanabilir.
      Anayasa millet egemenliğinin olmazsa olmazı, milli bir mutabakattır. En temel haklar ve hürriyetler ve kapsamları ile çerçeve mahiyetindeki kuralları Anayasa’da düzenlenir. Anayasa, devletin devlet olmasını sağlayan kuralların adeta omurgası niteliğindedir. Tüm bu minvalde uygulanması ve korunması devletlerin en mühim vazifelerinden biridir. Kanunkoyucu Anayasa ve anayasal düzeni korumak maksadıyla TCK’ da bazı suçlar düzenlemiş ve anayasal düzenin bozulmasını ve bozmaya yönelik teşebbüsleri yaptırıma tâbi tutmuştur.
      Anayasayı İhlal Suçu
      Türk Ceza Kanunu’ nun beşinci bölümünde anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar başlığı altında 309. madde ile Anayasayı ihlal suçu düzenlenmiş olup cebir ve şiddet kullanılması ile anayasal düzenin tamamen kaldırılması, değiştirilmesi, fiilen uygulanmasının engellenmesi ile teşebbüs edilmesi suç olarak tanımlanmıştır. Cezai yaptırım olarak ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür.
      Cumhurbaşkanına Suikast ve Fiili Saldırı Suçu
      Cumhurbaşkanı tarafsız devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetinin başıdır. Anayasamızın yürütme başlığı altındaki 101, 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde Cumhurbaşkanlığı kurumu ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
      Bununla beraber TCK’ nın 310. maddesine göre Cumhurbaşkanına suikastta bulunan kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu fiil sonucuna ulaşamamış, teşebbüs halinde kalmış olsa dahi aynı cezaya hükmolunur. Söz konusu madde, sadece suikast ya da suikast girişimini düzenlememiş ayrıca Cumhurbaşkanı’na yapılacak herhangi bir fiili saldırıyı(örneğin yaralama) da düzenlemiştir. Ayrıca burada mağdur Cumhurbaşkanı, bu suçun genel mağdurlarından ayrı tutulmuş ve bu fiil Cumhurbaşkanı’na karşı işlendiği halde cezada yarı oranında artırıma gidileceği açıkça düzenlenmiştir. Bir diğer düzenleme olarak Cumhurbaşkanına karşı fiili saldırının cezasının beş yıldan az olamayacağı da kanunla sabittir.
      Yasama Organına Karşı Suç
      Bu suç, Anayasa tarafınca da koruma altına alınmış olan milletin egemenliğini korumak, garantiye almak, aksini yaptırıma bağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Korunan hukuki yarar millete ait olan egemenlik hakkıdır. Yasama organı, parlamenter sistem çerçevesinde üyelerinin tamamı millet tarafından seçilmiş olan TBMM’dir. TCK’ nın 311. maddesine göre, cebir ve şiddet kullanarak TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya TBMM’ nin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçtur. Cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Suçun işlenmesi sırasında farklı suçlar da işlenmiş ise farklı suçlar ile ilgili kanun maddeleri ayrıca tatbik edilir.
      Hükümete Karşı Suç
      Türkiye Cumhuriyeti hükümeti milli irade ve demokratik haklara binaen faaliyet göstermektedir. Türkiye’ nin Cumhuriyeti Devleti’ nin parlamenter sistemini oluşturan 3 organdan biri olan yürütme organı hükümettir. Hükümetin kurulması, Cumhurbaşkanı’ nın onayına sunulması işlemleri ve diğer usul Anayasa’ mızda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bununla beraber meşru hükümetin korunması ve hukuka aykırı girişimlerin engellenmesi amacıyla Türk Ceza Kanunu’ nun 312. maddesi düzenlenmiştir. Kanun metninde düzenlenen suçun tanımı ve cezasına bakılacak olursa, bu minvalde yaptırımlar ve suçun maddi unsurları açısından yasama organına karşı suç ile benzer bir düzenleme yapılmıştır. Cebir ve şiddet ile hükümeti ortadan kaldırmak veya görevlerini kısmen yahut tamamen yapmasına engel olmaya teşebbüs etmenin cezası ağırlaştırılmış müebbettir.
      Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyan Suçu
      Türk Ceza Kanunu madde 313/1’e göre; Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahla isyana tahrik etmek suçtur. Bu suçun cezası 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasıdır. Dikkat etmek gerekir ki kanun sadece tahrik etmekten söz etmiştir. Bir isyanın gerçekleşmiş olması şart değildir. İsyanın gerçekleşmiş olması ayrı bir cezaya tâbi kılınmıştır. İsyan gerçekleştiği takdirde ceza 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezasıdır.
      Söz konusu kanun bendinin maddi unsuru “tahrik etmek” tir. Tahrik suçun oluşmuş olması için yeterli bir sebeptir. Bundan ziyade ikinci bentte ayrıca bu isyanı idare eden kişi/kişiler açısından bir suç düzenlenmiştir. Buna göre, silahlı isyanı idare eden kişi müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Bu eylem dahilinde isyana katılan diğer kişiler ise 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.
      Üçüncü bentte ise birinci ve ikinci bentte belirtilen suçların bir nitelikli hali düzenlenmiştir. Bu nitelikli hal söz konusu fiillerin ülkenin/devletin savaş içerisinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halidir. Bu halde verilecek ceza ağırlaştırılmış müebbet cezasıdır.
      Darbe İçin Silahlı Örgüt Kurma Suçu
      Yukarıda belirttiğimiz ‘Hükümete Karşı Suç‘ ve ‘Silahlı İsyan’ suçlarını işlemek maksadıyla bir silahlı örgüt kurulması halinde bu örgütü kuran ve yöneten kişi/kişiler 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. Bu örgüte üye olmanın suçu ise 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır.
      Bu örgütlere faaliyetlerinde kullanmak maksadıyla söz konusu örgütün faaliyetlerini ve amacını bilerek silah üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek, nakletmek veya depolamak suçtur. Suçun cezası ise 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır.
      ‘Hükümete Karşı Suç’ ve ‘Silahlı İsyan’ suçlarını işlemek maksadıyla iki veya daha fazla kişi maddi olgularla da sabit olmak kaydıyla anlaşırlarsa suçların ağırlık derecesine göre 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Amaçladıkları suçu işlemeden veya anlaşma ile ilgili soruşturma başlamadan önce bu ittifaklardan çekilenlere ceza verilmez.
      Darbe Girişimi Suçlarında İçtima
      Yukarıda bahsettiğimiz hususlar mevzuatta düzenlenen hususlardır. Söz konusu darbe girişimi suçları ile ilgili öngörülmüş olan yaptırımlardaki temel amaç kamu güvenliğini, ülkenin bölünmez bütünlüğünü, millet egemenliğini, kamu güvenliğini vs. koruma altına almaktır.  Darbe girişimi suçları muhteviyatları ve doğaları gereği diğer suçlardan ayrı olarak birkaç tanesinin bir arada işlenmesine oldukça müsait suçlardır. Bu durumda verilecek cezalar ne olacaktır. Her suç tipi için tek başına ayrı ayrı cezalar öngörülmüştür. Cezaların içtimaı kurumu aynı fail hakkında tek veya birden çok yargılama sonucunda verilen cezaların toplanmasına olanak sağlamaktadır. Söz konusu, ayrı ayrı tanımlanmış, faklı cezalar öngörülmüş birden fazla darbe girişimi suçları aynı fail tarafından işlendiği takdirde bu kuruma başvurulur. Örneğin kişinin üç kez müebbet hapis cezasına çarptırılması veya 684 yıl hapis cezası alması gibi medyada dikkat çekici nitelikte belirtilen cezaların sebebi içtima hükümleri olabilmektedir.
      Av. Tuğsan YILMAZ - KAYNAK
    • By ankahukuk
      Türk Ceza Kanunu 312. maddesinde “Hükümete darbe” ağır bir suç tipi olarak düzenlenmiştir.
      Sıradan eylemlerin darbe olarak değerlendirilmesi, belki siyaseten veya günlük konuşma dilinde mümkün sayılabilir. Ancak Ceza Hukuku nazarında bir eylemin darbe suçu sayılabilmesi için, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca mutlaka TCK m.312’de öngörülen unsurların gerçekleşmesi, bunun da suça konu eylemin hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen somut delillerle kanıtlanması gerekir.
      Türk Dil Kurumu’nun “darbe” ile ilgili tanımına baktığımızda; eskiden bu tanımın “bir ülkede zor kullanarak yönetimi devirme işi”, şimdi ise “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi” olarak yapıldığı görülmektedir.
      Ceza Hukuku bu tanımlarla bağlı değildir. “Hükümete karşı suç” başlıklı TCK m.312’ye göre, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
      Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur”.
      Darbe suçunun tanımında, Türk Milleti’ne ait egemenlik unsuru ile bu unsurun kullanıcısı durumunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim gücünü temsil eden Hükümetin, elverişli vasıtalarla ve silahlı örgüt tarafından cebir ve şiddet kullanılarak ortadan kaldırılmaya çalışılması, cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis olarak öngörülen ciddi bir suç sayılmıştır. Bu suçun gerçekleşmesi için, “tehdit” veya diğer adı ile “manevi cebir” yeterli değildir. Ancak yerel mahkeme ve Yargıtay kararlarında, TCK m.312’nin net hükmüne ve gerekçesine rağmen tehdidin, yani manevi cebrin darbe suçunun maddi unsuru sayıldığı görülmektedir.
      Son zamanlarda her eylemi ve hatta konuşmayı darbe olarak, kurum, kurul ve kuruluşları da darbeci veya darbe mağduru olarak nitelendirmek alışkanlık haline geldi. Bizce bu tür nitelendirmeler, siyasi veya mesleki tartışmalarda veya günlük konuşmalarda kullanıldığında da insanları rahatsız etmekte, “demokratik hukuk devleti” ilkesine bağlı toplumun huzurunu, düzenini ve gelişmesini sekteye uğratmaktadır. Sürekli gündemde tutulan “darbe” kavramı, tartışılan konuyu mecraından saptırdığı gibi, demokrasiye yönelik darbe iddialarında ve bu kültürden kurtulmayı da geciktirmektedir. Artık Ülkemiz, sivil demokratik hayata yönelik kalkışmaları gündeminden kaldırmalı, bilime ve çağdaşlığa dayalı üretime geçmelidir. Bunun önemli bir kaynağını, özü ile benimsenen “demokratik hukuk devleti” ilkesinin oluşturduğu muhakkaktır.
      Devletin; suçu önleyiciliği, hukuka aykırılıklara müdahalesi, suçun niteliğinin ağırlaşmasını engellemeye yönelik tedbirleri olağan karşılanabilir. Ancak bir eylemin Ceza Hukuku nazarında “darbe suçu” olarak nitelendirilebilmesi için, TCK m.312’de tanımlanan suçun oluştuğu, bu suçla ilgili elverişli vasıtaların ve sayısal çoğunluğun bulunduğu, icra hareketlerine başlandığı ve sorunların tespit edildiği net bir şekilde delilleri ile ortaya koyulmalıdır. Aksi halde, hem darbe nitelendirmeleri ciddiyetini kaybeder ve hem de bu suçun baskı aracı olarak kullanıldığı algısı doğar.
      Sokak olaylarını, protestoları veya konuşmaları, doğrudan darbe suçu ile ilişkilendirmek mümkün değildir. Bu tür bir değerlendirme, hem sübjektif ve hem de “suçta ve cezada kanunilik” prensibine aykırı olur.
      Darbe suçu, ancak bir suç örgütü vasıtası ile işlenebilir. Ancak bu örgüt, TCK m.220’de tanımlanan klasik suç örgütü olmayıp, “Silahlı örgüt” başlıklı TCK m.314 kapsamında değerlendirilmelidir. TCK m.314’de düzenlenen silahlı örgüt, Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesi ile terör suçu sayılmış, 5. maddesi ile cezasının artırılması öngörülmüş ve 7. maddesinde de terör örgütünün tanımı yapılmıştır.
      TCK m.314/1’de, Devletin güvenliğine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan örgüt silahlı terör örgütü sayılmıştır. Bu sebeple, Hükümete karşı darbe suçunun TCK m.220’de sayılan suç örgütü vasıtasıyla işlenmesi kabul edilmemiş, darbe suçunu işleyene örgütün silahlı terör örgütü sayılacağı ifade edilmiştir.
      Darbe suçunun tehdit, yani manevi cebirle, silah ve terör örgütü olmaksızın işlenebileceği kabul edilebilir. Hukukun evrensel ilke ve esaslarına aykırı olmamak kaydıyla darbe suçunun alanı genişletilebilir veya bu konuda “Suç için anlaşma” başlıklı TCK m.316’da olduğu gibi alt suçlar oluşturulabilir. Ancak mevcut durumda, “kanunilik” prensibi ile bağlı olduğumuzu, darbe suçunun varlığından bahsedebilmesi için TCK m.312’de öngörülen unsurların gerçekleşmesi gerektiği, aksi halde darbe iddialarının ciddiyetini kaybedeceği, “darbe” kavramının her durumda ileri sürülen bir konuşma biçimine dönüşeceği, bunun da demokratik hukuk toplumunu rahatsız eden bir baskılama yöntemi olarak algılanabileceği, kamu yararı-birey yararı arasında korunması gereken dengenin Ceza Hukukunun fikri alana müdahalesi ile sonuçlanabileceği, hukuk güvenliği hakkının zedelenebileceği, bu durumdan kişi hak ve hürriyetlerinin zarar göreceği hususları dikkate alınmalıdır.
      Devletin, kendisi ile kişi hak ve hürriyetlerini koruması gerektiği tartışmasızdır. Ancak bu korumada ifrada gidilmemeli, fakat geri de durulmamalıdır. Devletin “önleyici kolluk” adı altında alacağı tedbirler, hukuka aykırılık ve suçların önüne geçilebilmesi kapsamında çalışmaları devam edecektir. Bunun yanında, Ceza Hukukunda suç sayılan eylemler ile faillerin hukuka uygun yol ve yöntemler ile takip edilip adalet önüne çıkarılmasına da kimsenin itirazı olamaz. Hukuk devletinde bu işlerin, düzgün ve kurallarına uygun yapılması gerektiği ise tartışmasızdır.
      PROF DR. ERSAN ŞEN - KAYNAK
    • By ankahukuk
      Bu suçun hukuki konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Devletin ve Anayasal Düzenin temel unsurları TCK'daki çeşitli hükümlerle korumaya alınmıştır. Örneğin "ülke" unsuru, yani toprak bütünlüğü TCK 302. madde ile; "Devletin şekli ve temel unsurları" TCK madde 309 ile; Anayasa'nın üç temel gücünden birisi olan "Yasama Organı/TBMM" TCK madde 311 ile; "Yürütme Organı/Hükümet" TCK madde 312 ile himaye edilmektedir.
      Bu suçla korunmak istenen hukuksal yarar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten (yasama, yürütme ve yargı gücünden) birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirebilmesi yeteneğini korumaktır.
      Devletin otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasal yapının, siyasi iktidarın himayesi ile mümkündür. İşte bu ihtiyaç nedeniyle, gerek Devletin ideolojik yapısını belirleyen hükümler, gerekse de Anayasalarda düzenlenmiş devletin fonksiyonlarını ifa eden Devletin organları, öncelikle Anayasa güvencesi altına alınmışlardır. Bunun dışında ceza yasaları da o Devlet içinde mevcut iktidar düzenini ve buna hâkim kuvvetleri himaye eden ve belirlenmiş usuller dışında değiştirilmesini önleyen, durumu olduğu gibi korumaya çalışan hükümler taşırlar.
      Devletin ideolojik yapısına ve fonksiyonları nı ifa eden organlara yönelik hareketler, Devletin menfaatlerini koruyan ve düzenleyen normları ihlal etmeleri açısından Devlete karşı suç olarak kabul edilmektedir. Demokratik rejimin önde gelen kurumu yasama organı bu madde ile korunmaktadır.
  • ankahukuk
    ankahukuk

    Anayasayı İhlal Suçu

    Anayasa, normlar hiyerarşisinin tepesinde yer alan ve Ülkenin yönetim şekli ile kişi hak ve hürriyetlerini ve bunların sınırlandırma sebep ve usullerini tanımlayan çerçeve kanundur.

    GİRİŞ

    Anayasada yer alan kurallara aykırı hareket, anayasal suç veya Anayasa suçu olarak değerlendirilemez. Anayasada veya Türk Ceza Kanunu’nda, Anayasanın değiştirilemez maddeleri ile temel hak ve hürriyetlere aykırı eylemleri anayasal suç sayan bir hüküm bulunmamaktadır.

    “Anayasal suç” kavramı; Anayasa ile tanımlanan devletin yapısı, düzeni ve işleyişine ilişkin emredici kurallara, hukukun evrensel ilke ve esaslarına, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi ışığında sayılan görev ve yetkilere, niteliklere aykırı düşünce açıklamaları veya hareketler için kullanılmaktadır. “Anayasal suç” kavramı siyaseten kullanılsa bile, Ceza Hukukunda anlam taşımaz. Bir eylemin suç sayılıp failinin cezalandırılabilmesi için, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca suça konu eylemin ve cezasının kanunda yer alması gerekir.

    “Anayasal suç” tanımı altında geniş, belirsiz, kişi hak ve hürriyetlerine aşırı sınırlama getirme eğilimi taşıyan suç tipleri ilk bakışta etkileyici gözükse de, ifade hürriyetini ve toplumu oluşturan bireylerin örgütlenme hakkını kısıtlayan “fikri suç” kavramı ile “suçta ve cezada kanunilik” prensibinin “öngörülebilirlik ve bilinirlik” sonucuna ters düşen “soyut suç” kavramları gündeme gelebilecek ve “siyasi suç” türleri genişleyecektir. “Siyasi suç” kavramı; cebir ve şiddetle birleşmediğinde, yani ifade hürriyeti aşamasında kaldığında, “tehdit/manevi cebir” ve “örgüt” kavramları ile birlikte en kolay sindirme, baskı, ceza yargılamasına ait koruma tedbirlerinin geniş olarak uygulanıp cezalandırma yöntemine dönüşebildiği suç tiplerini kapsar.

    TCK m.309’da, “Anayasayı ihlal” suçunun tanımlandığı görülmektedir.

    TCK m.309/1’e göre; “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar”. Ancak bu suç, “anayasal suç” kavramı ile anlatılmak istenenin karşılığı değildir.

    TCK m.309’un karşılığı olan Mülga TCK m.146’ya göre; Anayasanın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye, başkalaştırmaya veya ortadan kaldırmaya ve Anayasa ile teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni düşürmeye veya görevlerini yapmaktan alıkoymaya veya yasaklamaya cebren teşebbüs edenler, Devletin Anayasa ve temel nizamlarını bozma suçunu işlemiş sayılırlar.

    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 309. ve 311. maddelerine göre, cebir ve şiddet kullanmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya Meclisin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler, Anayasayı ihlal suçu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı suç işlemiş sayılacaklardır.

    Kanun koyucu; Mülga Kanunun 146. maddesinde birlikte düzenlediği Anayasayı ihlal ve yasama organına karşı suçları yeni Kanunda iki ayrı maddede, “Anayasayı ihlal” başlıklı TCK m.309’da ve “Yasama organına karşı suç” başlıklı TCK m.311’de düzenlemiştir.

    Hükümete karşı suç ise, TCK m.312’de tanımlanmıştır. Yeri gelmişken; Hükümet kapsamında değerlendirilen Başbakanlık ve bakanlıklar dışında herhangi bir merkezi, taşra ya da mahalli idari yapılanmasına yönelik hareketlerin TCK m.312 kapsamında değerlendirilemeyeceğini, bu durumda eylemin özelliklerine göre TCK m.309’da düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun veya Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanan diğer suçların dikkate alınması gerektiğini ifade etmek isteriz.

    Birbirine benzeyen eski ve yeni hükümlerin tümünde ortak unsur; manevi unsurla ilgili suç işlemeye dair genel kastın yeterliliği yanında, elverişli vasıtalarla cebir ve şiddet kullanılması olarak gösterilebilir. Ancak başka bir görüşe göre; Anayasayı ihlal suçunda öngörülen cebir ve şiddetin, 302. maddede tanımlanan maddi unsurun gerçekleştirilmesine yönelik özel saikle icra edilmesi gerekir. Cebir ve şiddet, maddede öngörülen hedefleri gerçekleştirmek amacıyla kullanılmalıdır. Ancak suçun oluşabilmesi için; maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesi aranmaz, bu hedeflere yönelik fiillerin icrası yeterlidir.

    Mülga Kanunda, “maddi veya manevi zorlama ve zor kullanma” olarak tanımlayabileceğimiz “cebir” kavramına yer verildiği halde, 5237 sayılı Kanunda “cebir ve şiddet” ibaresi tercih edilmiştir. Şiddet ise, sertlik ve kaba güç kullanılması anlamını taşımaktadır.

    Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı cebir ve şiddet kullanmak suretiyle müdahale fiilinin suç sayılabilmesi için, bu suçu işleme kastına sahip failin mutlaka elverişli vasıtalarla suçun icra hareketlerine başlaması, yani suçun hazırlık hareketlerinden çıkıp, icra hareketlerine başlayarak suç yolunda ilerlemesi gerekir. Bu sebeple; bu suçun işlenmesinde henüz icraya koyulmayan plan, yani fikri aşamanın geçilmediği aşama, TCK m.309'da tanımlanan suçun oluşması için yeterli görülemez. Yürürlüğe koyulmayan bu plan ancak, “Silahlı örgüt” başlıklı TCK m.314 ve “Suç için anlaşma” başlıklı TCK m.316 kapsamında değerlendirilebilir.

    Failde cebir ve şiddete yönelik iradenin varlığı ve yoğunluğu, hatta bu iradeyi henüz kısmen dahi olsa kullanıma geçmediği veya geçirmediği, TCK m.309'da tanımlanan suçu işlemeye elverişli cebir ve şiddete yönelik vasıtaların mevcudiyeti, Anayasayı cebir ve şiddetle bozmaya teşebbüs etmek suçunun gerçekleşmesi için yeterli değildir. Bu tür fiiller; belki TCK m.314'de tanımlanan silahlı örgüt veya m.316'da tanımlanan suç için anlaşma veya yasak silah veya patlayıcı, yanıcı veya yakıcı madde bulundurmak veya taşımak suçlarının kapsamında değerlendirilebilir, fakat tüm bunların önüne geçip, elverişli vasıtalarla TCK m.309'da tanımlanan suçun unsurlarının oluştuğunu göstermez.

    Hazırlık hareketleri kapsamında sayılan plan ve programın yazılı olma ve bir mutabakata bağlanma zorunluluğu bulunmamaktadır.

    Suçun işlenmesi için gerekli olan hazırlık hareketleri o suç için ne olması gerekmekte ise, somut olayın özellikleri değerlendirilir ve suçta aranan hazırlık hareketleri aşamasının aşılıp aşılmadığı, dolayısıyla icra hareketlerine geçilip geçilmediği tespit edilir. “Suç için plan ve hazırlık yapma” olarak nitelendirebileceğimiz hareketin sırf bu aşaması, yani düşüncenin TCK m.309/1’de öngörülen icra hareketlerine dönüşmemesi hali, zaten TCK m.314 ve 316’da suç olarak tanımlanmıştır.

    Bir terör örgütü cebir ve şiddete dayalı eylemleri sırasında; eylemlerinin ağırlığı, yönü, içeriği, elde edilen deliller, terör örgütü mensupları tarafından veya örgüt adına yapılan açıklamalar, örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlardan birisinin veya amaç suçun TCK m.309 olduğunu ortaya koyabilir.

    TCK m.302’de tanımlanan ve maddi unsur olarak cebir ve şiddet kullanmanın aranmadığı Devletin birliğini ve Ülkenin bütünlüğünü bozmak suçu ile Anayasayı ihlal suçunun birbirine karışması mümkün gözükmemekle birlikte, bu suçların birlikte işlenmesi kararlaştırılabilir. Bu durum; failler yönünden bir seçenek olabileceği gibi, suça konu eylemlerin icrası sırasında da ortaya çıkabilir.

    Her ne kadar 302. maddenin gerekçesinde; “Bu fiillerin, cebri nitelikte olması gerekir. Maddede ayrıca yönelik cebri fiiller denilmesi gereksiz (lüzumsuz, zait) sayılmıştır’ açıklamasına yer verilse de, maddenin lafzı esas olduğundan ve maddede cebir ve şiddet suçun maddi unsuru olarak aranmadığından, gerekçenin bağlayıcı olmayan bu tespitine katılmamaktayız. “Kanunilik” ilkesi de bu tespitimizi doğrulamaktadır. Sonuç itibariyle Devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma suçu; yalnızca cebir ve şiddet suretiyle değil, tehdit veya başka hukuka aykırı yöntemlerle de işlenmeye elverişlidir.

    Cebir ve şiddet kullanmanın bir unsur olarak aranmadığı TCK m.302/1’de; Ülkenin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinde ayırmaya yönelik fiili işleyenin cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak tanımlanmıştır.

    Kanun koyucu; TCK m.309’da Anayasa ile kurulan düzeni bir hukuki yarar olarak korumakta iken, TCK m.302’de birlik ve bütünlüğün esasını teşkil eden Ülkenin korunmasını hedeflemiştir.

    TCK m.302 ile korunan hukuki menfaat “toprak” kavramı üzerinden Ülkenin birlik ve bütünlüğü iken, TCK m.309’da Anayasa ile kurulan bir düzenin ve sistemin korunması esas alınmıştır.

    Toprak talebi olmaksızın, Anayasa ile benimsenen yönetim biçiminin kısmen, yani Ülkenin bir kısmını veya tümünü kapsayacak şekilde cebir ve şiddet kullanılarak değiştirilmesine dair eylemler, TCK m.309 kapsamında değerlendirilmelidir. Ancak burada, TCK m.302’de yazılı olan “Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya”  dair hareketlerin de icrası, yani TCK m.44’de tanımlanan fikri içtimaın varlığı gündeme gelebilir mi? Çünkü talep, Ülkenin bir kısmına ve toprak bütünlüğüne yönelik olmamakla beraber, faillerin Devletin yönetim biçimi ile ilgili taleplerinin, aynı zamanda Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya elverişli olması da mümkündür. Bu noktada; faillerin suç işleme kasıtlarına bakılıp, suçun maddi unsurların kusurla birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Belirtmeliyiz ki meşru sistemin, hakimiyeti ve kontrolü kaybetmeksizin veya bir an için kaybetse bile Anayasayı ihlal eden gücün süre ve sistem bakımından meşruiyet kazanmadan kontrolü ve yetki kullanımını tekrar elde edebilmesi önem taşıyacak ve hukuka aykırı müdahalenin meşruiyet elde edebilmesi mümkün olmayacaktır. Belirli bir sürecin geçmesi ile haklılık ve destek elde eden, kendisine meşru zemin oluşturarak, "de facto" durumunu "de jure" hale dönüştürme gayretine giren, yani hukuka uygunluk elde etmeye çalışan, bu yollarla ulusal ve uluslararası alanlarda tanınan gücün cezalandırılmasını ise zorlaştıracaktır.

    Anayasayı ihlal suçu ile ilgili nelerin elverişli vasıta olduğunu tespit etmek gerekir.

    Elbette somut olayın özellikleri ve suçta kullanılan ve kullanılması amaçlanan vasıtalar değerlendirilmelidir. Anayasayı ihlale teşebbüste, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni veya Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarının işlenmesinde kullanılan veya kullanılması planlanan araçların, bu tür ağır suçları işlemeye elverişli olup olmadığına bakılmalıdır. Örneğin, cebir ve şiddet kullanarak Anayasa ile öngörülen düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs eden fail veya faillerin, gerek sıfatı ve gerekse sahip olduğu insan ve silah gücü ile bu suçu işleyebilme kudretine sahip olup olmadığı tespit edilmelidir.

    Suçun işlenmesinde kullanılacak vasıtanın elverişli olması, fakat kullanma hatası veya eksikliğinden dolayı yetersiz kalması, o vasıtanın elverişsizliğini göstermeyeceği gibi, suçun oluşmasını da engellemeyecektir.

    Cezalandırma açısından; TCK m.309'da gösterilen unsurlarla Anayasayı ihlale teşebbüs edilmesi yeterli kabul edilse dahi, eylemin ihlalle sonuçlanması, yani suçtan beklenen neticenin gerçekleşmesi de mümkündür. Suça teşebbüs aşaması, suçun tamamlanmış halinin içinde yer aldığından, bu noktada Kanunda ayrıca tanımlama yapılmamış olması, "suçta ve cezada kanunilik" ilkesi gerekçe gösterilerek, TCK m.309'da tanımlanan suça teşebbüste neticeye ulaşanların ceza sorumluluğunun oluşmasını engellemeyecektir. Çünkü suçun teşebbüs hali, zaten suçun tamamlanmış halinin içinde bulunduğundan, suçun tamamlanmış hali ile ilgili tanım eksikliği iddiası karşılık ve haklılık bulamayacaktır.

    TCK m.309’da tanımlanan suçun; sadece somut tehlike suçu değil, bir zarar suçu olarak da kabule elverişli olduğu görüşü ileri sürülebilir.

    Maddede tanımlanan suçu bir somut, hatta soyut ve muhtemel tehlike suçu olarak görmeye çalışan, böylece bu suçla ilgili ceza sorumluluğunu genişletmeyi hedefleyen düşüncelere iştirak etmediğimizi ifade etmek isteriz. Belki tehlikenin netleşip somutlaştığı, fakat henüz suçla korunan hukuki yarar olan Anayasa ile kurulan düzene ve bu düzenin işleyişine, yani kamu düzenine zararın gerçekleşmediği aşamada ceza sorumluluğunun doğması gerektiği, suçun ağırlık ve önemi ile maddedeki tanımın bu düşünceye uygun olduğu fikri ileri sürülüp savunulabilir.

    Maddenin gerekçesinde, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesinin ceza sorumluluğu için yeterli olduğu, yani suçun icra hareketlerine başlanması ile birlikte, neticenin gerçekleşmesine yönelik tüm icra hareketlerinin tamamlanması bir yana, icra hareketlerinin yarıdan kalması hali de dahil olmak üzere tamamlanmış suçtan ceza sorumluluğunun doğacağı ifade edilmiştir. Yine gerekçeye göre, hem idare edenler ve hem de idare edilenler tarafından bu suç işlenebileceğinden, teşebbüste aranan elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle de suçun bir teşebbüs suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin (madde metnine göre cebir ve şiddetin) neticeyi elde etmeye elverişli olup olmadığının hakim tarafından takdir edilmesi gerekir.

    Yine 309. maddenin gerekçesinde, tam olarak açıklanmasa bile suçun bir tehlike suçu olduğu ifade edilerek, ceza sorumluluğunun genişliğine işaret edilmiştir. Ancak maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yapılan değişiklik gerekçesinde, “Anayasamızda güvence altına alınmış olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında kullanılan hakların, Anayasayı ihlal suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğinin daha açık biçimde vurgulanması ve bakımdan ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi için böyle bir değişikliğin yapılması gerekli görülmüştür.” sözlerine yer verilerek, Anayasayı ihlal suçunun salt tehlike suçu olmadığına, elverişli vasıtalarla yapılan icra hareketleri sonucunda korunan hukuki yarara yönelik zararın aranması gerektiğine örtülü olarak değinilmiştir. Farklı bir görüşe göre gerekçede; suçun bir teşebbüs suçu olması nedeniyle, ifade ve örgütlenme hürriyeti kapsamında değerlendirilebilecek hareketlerin bir hukuka uygunluk sebebi ve hakkın ifası anlamı taşıdığı, bundan dolayı da madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini anlatılmak istenmiştir.

    TCK m.309'da tanımlanan suç teşebbüse elverişli gözükmemektedir, çünkü maddede suça teşebbüs halinin cezalandırılması öngörülmüştür.

    Suça teşebbüsün bağımsız suç kabul edildiği bir durumda, “teşebbüs suçuna teşebbüs” adı altında ayrı bir ceza sorumluluğu olamayacağından, suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve icra hareketleri tamamlansa bile, failin elinde olmayan sebeplerle neticenin gerçekleşmemesi “suç” olarak kabul edildiğinden ve bu suçun hazırlık hareketleri de “suça teşebbüs” olarak değerlendirilemeyeceğinden, teşebbüs suçunun yanında bir de bu suça teşebbüsten bahsedilebilmesi mümkün değildir. Suça teşebbüs, yani suçun icra hareketlerine başlanıp failin elinde olmayan sebeplerle yarıda kalması ve yine failin elinde olmayan sebeplerle suçun icra hareketleri bittiği halde neticeye ulaşılamaması halleri suç olarak tanımlandığında, bu tanımdan hareketle suçun hazırlık hareketlerinin doğrudan “suça teşebbüs” olarak değerlendirilmesi sonucuna varılması isabetli değildir. Bu konuda farklı bir görüş de ileri sürülebilir; örneğin, yabancı bir ülkeden silahlar Anayasayı ihlal suçunun işlenmesinde kullanılması amacıyla yollanmış ve sınırdan geçtikten sonra yurtiçinde alıcısına ulaşmadan yakalanmış olabilir. Burada Anayasayı ihlal suçuna teşebbüs edildiği ileri sürülebileceği gibi, suçun hazırlık hareketlerinin varlığından ve bu hareketten doğan ceza sorumluluğundan da (örgütlü veya toplu silah kaçakçılığı ve/veya suç için anlaşma) bahsedilebilir.

    Suçun tamamlanması, Anayasa ile tanımlanan düzenin son bulması veya bu düzen yerine başka bir düzene geçilmesi veya mevcut düzenin işleyişinin önüne geçilmesi hallerinde, meşru güç yetki kullanımını kaybettiğinden, artık hukuka aykırı fiilin cezalandırılması da mümkün olamayacaktır. TCK m.309'un 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'ndaki karşılığı olan 146. madde[1] ile ilgili bir kararında Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu suçtan doğan ceza sorumluluğunu genişletmek amacıyla "Suçun tamamlanmış hali düşünülemez. Suç tamamlanırsa, zaten suçlular başarılı olup amaçlarına ulaşacakları için, ortada bir suç ve suçu cezalandıracak makam olmayacaktır." gerekçesine yer vermiştir. Karara göre, "... Bir tehlike suçu niteliğinde olan Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs suçunda, suçun niteliğinin doğal sonucu olarak ancak amaçlanan sonucun gerçekleşebilme tehlikesini doğurabilecek eylemlerin teşebbüs olarak kabulü mümkündür. Bu nedenle, eylemin amaçlanan neticeyi elde etmeye uygun ve elverişli olması, elverişli vasıtalarla zorlayıcı eylemlere girişilmesi gerekir. Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan, sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler, tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. Eylemin işlenme şekli, zamanı, vahameti, etkisi birlikte değerlendirilmelidir. Suçun tamamlanması hali düşünülemez suç tamamlanırsa zaten, suçlular başarılı olup amaçlarına ulaşacakları için ortada bir suç ve suçu cezalandıracak makam olmayacaktır. Bu itibarla sanıkların, Anayasal düzeni yıkıp yerine teokratik düzene dayalı bir devlet kurma amacıyla giriştikleri silahlı şiddet hareketleri, düzeni zorlayıcı ve çökertici girişimleriyle sarsıp yıkacakları, Anayasal düzenin yerine kendi istedikleri düzeni kurmayı sağlayıcı hareketlerdir. TCK m.146/1'in uygulanabilmesi için, silahlı güçlerin tam Anayasal kuruluşlara yönelik toplu bir harekette bulunmaları şart değildir. Sanıkların dahil olduğu Kanundışı örgütü, kendi iktidarlarının gerçekleşmesi için yaptıkları ve var olan düzeni zorlayıcı bu silahlı eylemleri cebre dayalı icrai hareket niteliğinde olduğundan, maddede yazılı suçun yasal unsurları oluşmuştur” [2].

    Genel Kurul bu tartışmayı, suçun tamamlanmış halinin cezalandırılıp cezalandırılamayacağı ile ilgili değil, faillerin ceza sorumluluğunu genişletmek ve bu suçun soyut tehlike suçu olduğunu göstermek için yapmıştır. Gerek Mülga Türk Ceza Kanunu m.146 ve gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.309 ile bunlar gibi düzenlenen diğer suça teşebbüsleri suç olarak tanımlayan ceza normlarını (Eski TCK m.147, Yeni TCK m.311[3], m.312), soyut tehlike suçu düzenleyen hükümler olarak kabul eden düşünceye katılmadığımızı belirtmek isteriz.

    Anayasayı ihlal suçunun ağırlığı, önemi ve neden olabileceği tehlikeler inkar edilmez. Ceza Hukuku vasıtaları ve ceza sorumluluğu; bireyin hazırlık hareketlerini ve düşüncelerini sınırlayacak, kişi hak ve hürriyetlerinin özüne müdahale oluşturabilecek ve demokratik hukuk toplumlarda olması gereken çok sesliği kısıtlayacak şekilde uygulanmamalıdır. Henüz somut tehlike aşamasına gelmeyen fiiller yönünden, ya önleyici kolluk mevzuatı ya da soyut tehlike olarak görülen bu tür fiillerin bazı kısımlarını suç sayan ceza normları tatbik edilmelidir.

    Anayasayı ihlal suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşabilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 1, 2, 3, 6, 7, 8, 9 ve 14. maddeleri başta olmak üzere öngördüğü düzeni ortadan kaldırma veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme kastı ile icra hareketlerine başlayıp teşebbüs edenler, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçları işlemelerinden kaynaklanan ceza sorumlulukları saklı kalmak kaydı ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılacaklardır.

    TCK m.309’da; Anayasayı ihlal suçu işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, örneğin kasten insan öldürülmüş veya yaralanmış ya da mala zarar verilmişse, bu suçlardan dolayı faillerin ayrıca cezalandırılmaları öngörülmüştür.

    Kanun koyucu; cebir ve şiddet kullanmayı her iki suçun da unsuru olarak göstererek TCK m.42’de düzenlenen mürekkep/bileşik suçu kabul etmekle birlikte, TCK m.309’un ikinci fıkrasında öngördüğü hükümle, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişinin, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılmasını öngören ve TCK m.44’de düzenlenen fikri içtimanın tatbikini engellemiştir.

    Anayasayı ihlal suçu, bir fail tarafından işlenmeye elverişli ve fiili hakimiyetinin mümkün olabileceği bir suç tipi değildir.

    Bizce bu suçun örgütlü işlenmesi mümkün olabilir ki, bu nedenle Anayasayı ihlal suçu “Silahlı örgüt” başlıklı TCK m.314 kapsamında kabul edilmiş ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Terör suçları” başlıklı 3. maddesinde “mutlak terör suçu” olarak tanımlanmıştır.

    Anayasayı ihlal gibi önemli bir suçun işlenmesinin örgütlü mümkün olabileceği tespitinin yanında, suça katılan kişilerin; suçun maddi unsuruna konu icra hareketleri ile ilgili fonksiyonel hakimiyetlerine göre “müşterek fail”, suça azmettirmeleri itibariyle “azmettiren” veya TCK m.39/2’de sayılan maddi ve manevi desteklerden birisini vermek suretiyle “suça yardım eden” olarak nitelendirilebilmeleri mümkündür. Ancak suçun örgütlü işlenebileceğini kabul ettiğimizden; örgütün kurucu, yönetici, mensupları veya mensubu olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenlerin veya üyesi olmadığı örgüte yardım edenlerin Anayasayı ihlal suçu kastını taşıdıklarını kabulle birlikte, bu suçun icra hareketlerine TCK m.37, 38 ve 39’da tanımlanan suça iştirak şekillerinden birisi ile katıldıklarında, suça katılma derecelerine göre ceza sorumlulukları doğacaktır.

    “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı TCK m.220’de yer alan sorumluluk hükümleri de, failler hakkında uygulama alanı bulacaktır.

    TCK m.220/4-5’e göre; “Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

    Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır”.

    ------------------------------

    [1]        Yürürlükten kalkan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.

    65 inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat ve veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.

    Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur”.

    [2]        Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.04.1996, 1996/9-59 E., 1996/70 K. Karar özeti; Haydar Erol, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Cilt: 2, Ankara, 2007, s.2986-2988'den alınmıştır

    [3]        Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesinde düzenlenen Devletin Anayasa ve temel nizamlarını bozmaya teşebbüs suçunun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı olan Anayasayı ihlale teşebbüs suçunu düzenleyen 309’un yanında, yasama organı ortadan kaldırmaya veya görevlerini engellemeye teşebbüs suçunu tanımlayan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nu 311. maddesine göre, “(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.

    (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur”.

    Prof. Dr. Ersan Şen - Haber 7




    User Feedback

    Recommended Comments

    There are no comments to display.



    Join the conversation

    You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

    Guest
    Add a comment...

    ×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

      Only 75 emoji are allowed.

    ×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

    ×   Your previous content has been restored.   Clear editor

    ×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


×
×
  • Create New...