Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'anayasa değişikliği'.

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Categories

  • Records
  • Lozan Antlaşması
  • Hastane Enfeksiyonlarının Hukuki Yansımaları
  • Darbeye Teşebbüs Suçu
  • Kubilay Olayı
  • Milli Nizam Partisi Dosyası

Forums

  • A Test Category
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Fakülteleri Bilgi Paylaşım Alanı
  • Hukuk Deposu's Hukuk Sözlükleri
  • Ankahukuk Arşiv's Arşiv Haberler
  • Ankahukuk Arşiv's Blog Yazıları

Blogs

  • Hukuk Dünyası's Ceza Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Avukatlık Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ceza Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Gayrimenkul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İdare Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Aile Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İcra - İflas Hukuku
  • Hukuk Dünyası's İş Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Kira Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Medeni Usul Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sigorta Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Sosyal Güvenlik Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Ticaret Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Tüketici Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Diğer Hukuk Dalları
  • Hukuk Dünyası's Borçlar Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Anayasa / Kamu Hukuku
  • Hukuk Dünyası's Miras Hukuku
  • AnkaBlog's Sosyoloji
  • AnkaBlog's Tarih
  • AnkaBlog's Fotoğraf
  • AnkaBlog's Politika
  • AnkaBlog's Bilim
  • AnkaBlog's Sinema
  • AnkaBlog's Felsefe
  • AnkaBlog's Radyo Tiyatrosu
  • AnkaBlog's Belgesel
  • AnkaBlog's Edebiyat
  • AnkaBlog's Kültür
  • AnkaBlog's Magazin
  • AnkaBlog's Müzik
  • AnkaBlog's Psikoloji
  • Hukuk Eğitimi's Hukuk Eğitimi Dökümanları
  • Hukuk Eğitimi's Hakimlik-Savcılık Sınavları
  • Hukukçular Lokali's Yazıyorum
  • Hukuk Deposu's E-Makaleler

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Hukuk Fakültesi Mezunu musunuz? / Öğrencisi misiniz?


Cinsiyet


About Me


Meslek


Mezun Olduğunuz / Okuduğunuz Hukuk Fakültesi

Found 3 results

  1. Anayasa hukukçusu Doç. Dr. Ece Göztepe, AK Parti'nin başkanlık teklifini değerlendirdi: Ben bu teklife ‘mutlakî cumhurbaşkanlığı’ diyorum ve bu tekliften, Meclisin ne iş yapacağını anlayamadım. AK Parti’nin sistem değişikliği getiren Anayasa teklifi Meclis Anayasa Komisyonu’nda görüşülürken konuyu, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi, anayasa hukukçusu Doçent Doktor Ece Göztepe ile görüştük. Teklif için “mutlakî cumhurbaşkanlığı” benzetmesini yapan Doç. Dr. Göztepe, öneriye ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Göztepe, teklifin öngördüklerinin, Osmanlı Devleti’nin tek Anayasası olan Kanun-i Esasi’nin 1876 yılındaki ilk halini hatırlattığını belirterek “Bu teklifte bir padişah var!” dedi. Doç. Dr. Ece Göztepe, Doç. Dr. Aykut Çelebi ile birlikte editörlüğünü yaptıkları ve 2012 yılında Metis Yayınları’ndan çıkmış olan ‘Demokratik Anayasa – Görüşler ve Öneriler’ adlı kitabında, Türkiye’nin önde gelen hukukçuları ile ikisi yaset bilimcisinin makalelerine yer vererek anayasa tartışmalarına önemli bir katkı sunmuştu. Doç. Dr. Ece Göztepe’nin değerlendirmeleri şöyle: MECLİS’İN NE İŞ YAPACAĞI BELLİ DEĞİL Ben bu teklife ‘mutlakî cumhurbaşkanlığı’ adını verdim. Bir mutlakiyetçi rejim var ve son kertede her şey cumhurbaşkanın eline veriliyor. İşin aslı ben bu tekliften Meclis’in ne iş yapacağını anlamadım. 600 kişiye boşuna ödenek ve yolluk vermeye gerek yok; bu teklife göre feshedilebilir Meclis. DENETİM MEKANİZMASI YOK Rusya’daki rejime ‘süper başkanlık’ diyoruz ya da ‘süper padişahlık’. Rus Anayasası’nın 111’inci maddesine göre, başkan, başbakanı öneriyor, Duma onaylıyor. Duma önerilen başbakanı üç defa atamazsa başkan, başbakanı atıyor ve Duma’yı feshediyor; yeni seçimlerin yapılmasına karar veriyor. Son kertede tüm kararı başkan veriyor. Mecliste görüşülen bu teklifte de son kertede kararı veren her zaman cumhurbaşkanı! Gelişmiş ülkelerin demokrasilerinde, ister parlamenter, yarı-başkanlık ya da başkanlık rejimi olsun, nerede bir yetki ve sorumluluk varsa, onun yerine getirilip getirilmediğini, kötüye kullanılıp kullanılmadığını denetleyen bir denge mekanizması mutlaka vardır. Buradaki teklifteyse bir yetki yoğunlaşması var. ANAYASALAR UZLAŞMA BELGELERİ DEĞİLDİR Türkiye’de herkesin diline sakız olmuş bir tanım var: ‘Anayasa, toplumsal uzlaşma belgeleridir.’ Hayır, öyle değildir. Anayasalar her zaman siyasal iktidarı elinde bulunduranların çizgisini belirlediği metinler olmuştur. Anayasa teklifi, yürütmenin inisiyatifinde değildir. Bakanlar Kurulu’na bir anayasa değişikliği tasarısı yetkisi verilmemesi, münhasıran Meclis’in yetkili olduğunu gösterir bize. KOMİSYONA FARKLI BİR MEKÂN SAĞLANMALI Anayasa’nın 68’inci maddesi, “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır”, Anayasa’nın 95’inci maddesi, “TBMM, çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük hükümlerine göre yürütür. İçtüzük hükümleri, siyasi parti gruplarının, Meclisin bütün faaliyetlerine üye sayısı oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir” der. Siyasi partilerin Başkanlık Divanı’na üye sayıları oranında katılması, yasama sürecinde söz hakkına sahip olmaları güvence altına alınmıştır. Orada ağızlarını açmadan el kaldırmak için bulunmuyorlar. Komisyonda muhalefet partilerinin milletvekillerinin konuşturulmaması demek, Anayasa’nın 95’inci maddesinin esasına ilişkin bir müdahaledir. Anayasa Komisyonu üye olmayanlara da açık bir komisyondur. Bu nedenle çok sayıda milletvekili komisyon toplantılarına katılmak istiyorsa farklı bir mekân sağlanması gerekir. CUMHURBAŞKANININ GÖREV SÜRESİ BELLİ DEĞİL Bir kişi kaç yıl cumhurbaşkanlığı yapabilir, bu öneriden ben bunu anlamış değilim. Teklifin 8’inci maddesi, “Cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanlığı yapabilir” diyor. Ancak başka bir maddede erken seçim durumunda bir kez daha aday olabileceği belirtiliyor. Herhangi bir nedenle erken seçim yapılması, üçüncü kez aday olmasının sebebi olamaz. En fazla iki defa seçilir ve birbirine bağladığı meclis seçimleri yenilenirse de şansına küser. Türk anayasalarında şimdiye dek Meclis basit çoğunlukla erken seçim kararı alabiliyordu. Şimdi üye tam sayısının beşte üçüne çıkarılmış. BAŞKANLIK REJİMİ SADECE AMERİKA’DA İŞLİYOR Başkanlık rejimi, tüm mekanizmaları ve yaptırım dengesiyle sadece ve sadece Amerika’da işliyor. Ne Güney Amerika’da ne de Güneydoğu Asya’da işledi. Hep otoriterleşmeyle sonuçlandı, çünkü Amerikan demokrasisinin işlemesini sağlayan toplumsal siyasal arka plan oralarda yok. Demokrasinin diğer kurucu unsurları olan özgür basın, güçlü bir sivil toplum, bağımsız yargı vs. de yok. Cumhuriyetçilerle Demokratlar her oylamada pazarlık yaparlar, çünkü özellikle Avrupa’da gördüğümüz parti disiplini yoktur. ‘Başkanın partisindensiniz, Başkan ne istiyorsa onu yapacağız’ demezler. Böyle gevşek bir siyasal yapıda, başkanın parlamento üzerindeki gücü de azalır. Kıta Avrupasına baktığımızda ise parti disiplini olmasından dolayı diğer hükümet sistemleri iyi işliyor, ama Amerika demokrasisinin iyi işlemesinin sebebi tam tersi, bunun olmaması. SAĞDA DA SOLDA DA PARTİ İÇİ DEMOKRASİ YOK İlke olarak seçilme yaşının 18 olmasına karşı değilim. AB ülkelerinde bu var. Almanya’da Yeşiller Partisi’nden biri, liseden çıktı, Avrupa Parlamentosu’na gitti. O kadar başarılı oldu ki bir kez daha seçildi. Orada parti içi demokrasi var ama burada sağ, sol hiçbir partide parti içi demokrasi mekanizmalarını işletmiyorsan 18 yaşında biri nasıl milletvekili olacak? MECLİS’TE SÖZLÜ SORU ÖNERGESİ VERİLEMEYECEK Meclisin bilgi edinme ve denetim mekanizmaları ‘soru (sözlü ve yazılı soru önergesi), Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturmasıdır. Bunlar parlamenter sistemde çoğunluğa sahip yürütme ile yasamanın çoğunluk dışındaki unsurları arasındaki denge ve denetleme mekanizmalarıdır. Bu teklifte denetleme başlığı kalkmış ve tüm sistematik bozulmuş. Yazılı soru önergeleri hemen cevaplanmayabilir, sümen altı edilebilir, kamuoyu cevaptan haberdar olmayabilir ama sözlü soru önergelerinde hiç olmazsa Meclis TV’den veya tutanaklar üzerinden bir biçimde konunun görsel medyaya düşme şansı var. Bu teklife göre milletvekilleri sözlü soru önergesi veremeyecekler. Bir de yürütmeyle ilgili tek sorumlu Cumhurbaşkanı iken bakana ne soracaksınız? GENEL GÖRÜŞMENİN KAPSAMI DEĞİŞTİ Şimdiki Anayasada “toplumu ve devlet faaliyetlerini” ilgilendiren belli bir konu üzerine genel görüşmenin yapılabileceği belirtiliyor. Bu teklifte ‘devlet faaliyetleri’ çıkartılmış. Meclis genel görüşmesinde peyzaj mı konuşulacak? ‘Dış politikanın yönü nedir, ülkemizde neden terör var?’ gibi konular görüşülemeyecek. Bu bir tesadüf olamaz! Belli bazı kavramların kullanılmış olması o kavramların kastedildiği anlamına gelmiyor. ‘Genel görüşme yapabilir ama devlet faaliyetleri görüşülemeyecek’ gibi. Şu an genel görüşmenin muhatabı Bakanlar Kuruludur ve en az bir Bakanlar Kurulu üyesi Meclis’te bulunmuyorsa, genel görüşmeye başlanamaz. Bu teklifteki Meclis’te yürütme yok. Meclis kendi kendine gelin güvey olacak çünkü yürütme Meclis’in dışında. Tekrar ediyorum, bu durumda o 600 kişiye boşuna ödenek vermeyelim! BAKANLARA DOKUNMAYIN DENİYOR Bu teklifte Meclis’in hiçbir işlevi kalmıyor. Cumhurbaşkanının yardımcıları var, dışarıdan atanacak bakanlar var. Peki bu bakanların neden yasama dokunulmazlığı olduğu sorusunun yanıtı yok! Dokunmayın deniyor. Meclis bakanlara soru sorumayacak çünkü yasamada değiller. Göreviyle ilgili olmayan suçlarda bu kişilerin niye yasama dokunulmazlığı var? Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Bakan kavramı var ama ne iş yapacak bu bakanlar? Bu, anlaşılmıyor. ‘Mutlakî cumhurbaşkanlığı’ rejiminde bakanlar, bakanlıkların en üst idari amiri midir, yoksa cumhurbaşkanı mı olacak bütün bakanlıkların en üst idari amiri? Bunu da bilmiyoruz. CUMHURBAŞKANI İSTEDİĞİNİ GÖREVDEN ALABİLİR Teklifin 9’uncu maddesinde ‘Cumhurbaşkanı üst düzey kamu yöneticilerini atar ve görevlerine son verir’ diyor. Üst düzey kamu yöneticisine vali, kaymakam, HSYK Başkanı, Kamu Denetçiliği Kurumu Başkanı ve daha pek çok bürokrat girer. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları görev ve yetkisi de cumhurbaşkanı kararnamesiyle belirlenebilecek. KARARNAMELERİ KİM DENETLEYECEK? “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılabilir. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” deniyor. Hukukçuların bunu görünce tek sormaları gereken şudur: Münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda diyelim ki kararname çıktı, yurttaş olarak nereye gidebilirim? Bunun cevabı yok bu teklifte. Hiçbir kurumsal güvence ve kontrol mekanizması olmaksızın bir çatışma normu düzenlenmiş gibi görünüyor, ama bunun ihlali halinde hiçbir denetim mekanizması öngörülmemiş. Güç bende, kararname çıkardım, ‘hadi uygulama!’ deniyor. Denetleyecek bir mekanizma kurmak isteselerdi, Anayasa Mahkemesi’ne Cumhurbaşkanı kararnameleriyle yasalar arasındaki çatışmalarla ilgili olarak Anayasa’da ek bir yetki vermeleri gerekirdi. FEDERATİF DEVLET İHTİMALİ GÖRÜNMÜYOR Teklifin 15’inci maddesinde, “Merkezi idare kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının görev, yetki ve sorumlulukları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir” diyor. Ben burada bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile federatif devlet oluşturma ihtimali görmüyorum. Federal bir sisteme geçilecekse bunun Anayasada düzenlenmesi lazım. Bu, kararnameyle yapılamaz zaten. YARGI BAĞIMSIZLIĞININ RUHUNA EL FATİHA Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK)‘Yüksek’inin neden çıkartılıp HSK yapıldığına dair gerekçede herhangi bir bilgi yok. HSK üyelerinin 6’sı Cumhurbaşkanı, 6’sı Meclis tarafından seçilecek. Kurulun Başkanı, Adalet Bakanı. Onu da önceden Cumhurbaşkanı seçtiğine göre 6 isim Beştepe’de belirlenecek. Meclis’le Cumhurbaşkanının aynı seçimde seçileceğini ve dolayısıyla aynı siyasi görüşe tâbi olacağı varsayılabileceğinden bu siyasal resimde herhalde HSK’yı da aynı siyasi görüşün oluşturması sürpriz olmaz. Yargı bağımsızlığının ruhuna El Fatiha! HSK üyesinin Meclis’teki seçiminde ilk turda üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu aranıyor. Sağlanamazsa beşte üçü. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulüyle seçim tamamlanacak. Basit çoğunluktan bile vazgeçiliyor, kura ile belirleniyor. Eğer Antik Yunan demokrasisinin temel yöntemlerinden birisi olan kuraya geri dönmek istiyorlarsa, baştan itibaren bu yola başvursalardı. YEDEK MİLLETVEKİLLİĞİNDE HAYATİ TEHLİKE Mevcut Anayasanın 78’inci maddesi der ki, “…boşalan üyeliklerin sayısı, üye tam sayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.” 2003 yılında bu maddenin son fıkrasına bir de Erdoğan maddesi eklenmişti ve Erdoğan o sayede Meclis’e girmişti. Şimdi listeden kim eksilirse onun yerine başkası ikame edilecek. Ara seçim yaptığında o seçim bölgesinden başka bir partinin milletvekilinin Meclis’e girme olasılığı var. O yüzden ara seçimi kaldırıyor. Hani nerede kaldı “kutsal milli irade?” Yedek milletvekilliği Almanya’da hem eyalet hem federal düzeyde var ve kimse öldürülmedi ama orası medeni bir ülke. Ben Türkiye’de bazı seçim bölgelerinde hayati tehlike oluşturacağından ciddi endişe duyuyorum. TEKLİFTE BİR PADİŞAH VAR VE 1876’YA DÖNÜYORUZ Bu teklifte bir padişah var ve onun izniyle görev yapan bir parlamento var. Aynen 1876’ya dönüyoruz. Anlaşılması o kadar zor bir teklif ki! Ormanın içinde geziyorsun ve hiçbir şeyi göremiyorsun. Bu çok iyi bir bürokrasi taktiğidir. Tam bir yıldırma taktiği. Madde 19’un ‘ç’ bendinde, “108. maddesinin birinci fıkrasına ‘incelemek’ ibaresinden önce gelmek üzere “idari soruşturma” ibaresi eklenmiş ve böylece Devlet Denetleme Kurulu’na (DDK) idari soruşturma yetkisi veriliyor. Sadece rapor yazıp Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmekle yükümlü bir makam böylece idari soruşturma yetkisine sahip oluyor. Ayrıca şimdiki Anayasa’da Silahlı Kuvvetler, DDK’nın alanı dışındayken artık orada idari soruşturma yapılabilir. Bu soruşturmanın idari amiri kim? Cumhurbaşkanı. YANGINDAN MAL KAÇIRMA Yürürlük maddesi tamamen yangından mal kaçırma maddesi. Bazı yetkilere acilen ihtiyacımız var, bazıları biraz bekleyebilir maddesi. Anayasa yürürlüğe girer girmez cumhurbaşkanının AKP üyeliği hayata geçecek ama diğerleri için bekleyebiliriz demişler. Parti üyeliği acil lazım. Üyesi olduğu partinin genel başkanı olmasını engelleyen bir düzenlemeye de rastlayamadım. MHP’nin güya ayak dirediği şeyi göremedim. BÜTÇE İÇİN MECLİSİN KARARINA GEREK YOK Şimdiki Anayasa’da her ne kadar Bakanlar Kurulu bütçe yasa tasarısını Meclis’e sunma ve kırk kişilik Bütçe Komisyonu’nda en az yirmi beş kişi ile temsil edilme hakkına sahipse de, bütçe yapma yetkisi münhasıran Meclis’te başlayıp biten bir yetkidir. Bu nedenle Anayasa’da yazıldığı gibi, harcanabilecek miktar sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine dair bütçelere hüküm konulamaz; Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez. Parlamenter sistemde yürütmenin diğer kanadı olan cumhurbaşkanı diğer kanunlardan ve anayasa değişikliklerinden farklı olarak bütçe kanununu tekrar görüşülmek üzere Meclis’e geri gönderemez. Oysa teklifte ne görüyoruz? Bütçe teklif yetkisi cumhurbaşkanında; Meclis bu teklifi görüşme yetkisine sahip. Ama yetmiş beş günde bütçe karara bağlanamazsa da sorun değil, çünkü bu durumda bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak yürürlüğe konulur. Yani cumhurbaşkanı son kertede istediği bütçeye Meclis’in kararına gerek olmaksızın da kavuşur! KAYNAK
  2. Ceza hukukunda ve yargılamasında uygulamalar Anayasamızın hep önlemeyi amaçladığı durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştırmalı hukukta görebildiğimiz kadarıyla böylesine geniş düzenlemeler bulunmamasına rağmen kural dışı uygulamalar yoğun olarak yaşanmaktadır Türkiye, son günlerde, “yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin yürürlükten kaldırılması ile gündeme gelen sınırötesi çatışmaları, başkanlık rejimini, yeni Anayasa hazırlıklarını ve kadına karşı şiddeti konuşuyor. Dilerseniz bugün Anayasa hazırlıkları içinde, gelecekte önem kazanabilecek bir kavramdan, “ceza ve yargılama” kurallarından söz edelim. Bu konunun seçilme nedeni, son yıllardaki ceza yargılaması uygulamaları ve tutuklama, arama gibi “koruma önlemlerinin” amaç dışında alabildiğine kullanılmasıdır. Bilindiği gibi, 1982 Anayasası’nda ceza kuralları yer almaktadır. Örneğin Anayasa’nın 14. maddesinde, hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması gerekliliği, 17. maddesinde kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı, rıza olmaksızın bilimsel ve tıbbi deneye tabi tutulamayacağı, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı açıklanmıştır. Anayasa’nın hayli uzun olan 19. maddesinde herkesin kişi hürriyeti ve güvenliğine sahip olduğu, yakalama ve tutuklamanın ancak belirli sebeplerle mümkün olduğu ortaya konulduktan sonra 38. maddede ise suçta ve cezada kanunilik, masumiyet karinesi ve kimsenin kendisi ve yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanmaması gibi temel ilkeler belirtilmiştir.1* Türk Anayasası’nın bu durumuna karşı yabancı hukuk düzenlemeleri nasıldır? Bu soruya bir incelemenin sonuçlarını aktararak cevap vermek mümkündür:2* Suçta ve cezada kanunilik ilkesi pek çok ülkenin anayasasında yer almaktadır. (Alman AY m. 103, Estonya AY m. 22, Finlandiya AY m. 8, Gürcistan AY m. 42, Hırvatistan AY m. 31, İsveç AY m. 10, Slovakya AY m. 49, Slovenya AY m. 28, Ukrayna AY m. 58, Yunanistan AY m. 7) Bu ilkeyi tamamlayan “lehe olan kanunun uygulanması” sadece bazı anayasalarda kabul edilmektedir. (Estonya AY m. 23, Hırvatistan AY m. 31, İspanya AY m. 25, Slovenya AY m. 28, Ukrayna AY m. 58) Önemli bir ceza yargılaması ilkesi olan masumiyet karinesinin de pek çok ülkenin anayasasında yer aldığı tespit edilmektedir. (Bulgaristan AY m. 30, Estonya AY m. 22, Gürcistan AY m. 40, Hırvatistan AY m. 28, İspanya AY m. 24, İsviçre AY m. 32, Romanya AY m. 23, Rusya AY m. 49, Slovakya AY m. 50, Slovenya AY m. 27) Nonbis in idem ilkesinin de gene anayasalarda yer aldığı görülebilmektedir. (Alman AY m. 103, Estonya AY m. 28, Hırvatistan AY m. 31, Rusya AY m. 50, Slovakya AY m. 50, Slovenya AY m. 31, Ukrayna AY m. 61) Şüpheden sanığın faydalanacağı yönündeki kural ise daha az sayıdaki anayasalarda belirtilmektedir: (Gürcistan AY m. 40, Rusya AY m. 49, Ukrayna AY m. 62) Ölüm cezasının uygulanmayacağı ve kaldırıldığı genellikle kabul edilmektedir. (Alman AY m. 102, Belçika AY m. 14, Finlandiya AY m. 7, Fransa AY m. 66, Gürcistan AY m. 15, Hırvatistan AY m. 21, Hollanda AY m. 114, İsveç AY m. 4, İsviçre AY m. 10, Romanya AY m. 22, Slovakya AY m. 15, Slovenya AY m. 17) Rusya Anayasası’nın 20. maddesinde ise vahim ve ağır hallerde ölüm cezasının verilebileceği ortaya konulmaktadır. İşkence ve kişi üzerinde zor kullanma önemli bir ilke şeklinde düzenlenmektedir. Örneğin, İsveç AY. m. 5., Romanya AY. m. 22., İsviçre AY. m. 10., Norveç AY. m. 96, Slovenya AY. m. 18. ve Yunanistan AY. m. 7.’de bu durumu görmek mümkündür. İsveç Anayasası’nın beşinci maddesinde hiç kimsenin zor kullanma veya açıklama yaptırma amacı ile işkence veya tıbbi müdahaleye tabi tutulamayacağı, İsviçre Anayasası’nın 10. maddesinde işkence veya herhangi bir şekilde zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırma olamayacağı belirtildiği gibi Norveç Anayasası’nın 96. maddesinde işkence yolu ile sorgulama yapılmamalıdır şeklinde bir ilke ortaya konulmaktadır. Tutuklama, anayasaların hemen hepsinde yer alan önemli bir kavramdır. Örneğin, İsviçre AY 31., Gürcistan AY 18. ve 39., Hırvatistan AY 24., 25. ve 29., Slovenya AY 30., Ukrayna AY 62., Yunanistan AY 7., Norveç AY 99., Estonya AY 20., Fransa AY 66., Alman AY 104. ve Bulgaristan AY 30. maddelerinde tutuklama çeşitli yönleriyle irdelenmiş ve haksız tutuklananlara devlet tarafından tazminat ödeneceği, tutuklanan kişilerin yakınlarına bildirileceği, tutuklunun avukat veya danışmanın yardımından faydalanma hakkına sahip olduğu açıklanmaktadır. Bu konuda Slovenya Anayasası’nın 20. maddesi bizce önemlidir ve tutuklamayı sınırlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Madde şu şekildedir: “Bir suç işlemesi sebebiyle makul olarak şüphe altında bulunan bir kimse sadece bir mahkeme kararına dayanılarak, bu durum ceza yargılamasının işleyişi veya kamu güvenliğine ilişkin sebeplerle zorunlu olduğunda tutuklanabilir. Tutuklanmanın üzerinden yirmi dört saat geçmeden, gerekçeli mahkeme kararı tutuklanan kişiye iletilir. Tutuklanan kişinin mahkeme kararına itiraz hakkı vardır, söz konusu itiraz kırk sekiz saat içinde bir mahkemede ele alınır. Tutukluluk hali, üç ayı geçmemek şartıyla sadece hukuki sebepler bulunduğu sürece devam eder. Yüksek Mahkeme bu süreyi üç ay daha uzatabilir. Bu sürelerin sonunda şüpheli kişi cezaya çarptırılmazsa, salıverilir.” Yunanistan Anayasası’nın altıncı maddesinde tutukluluk süreleri ile ilgili ayrıntılı bir düzenleme getirilmektedir. Tutukluluğun en önemli noktalarından biri olan süreye ilişkin Anayasa’da şöyle denilmektedir: “(…) Duruşma öncesi tutukluluk halinin azami süresi kanunla düzenlenir, bu süre cürümlerde bir yılı, kabahatlerde ise altı ayı aşamaz. Çok istisnai hallerde azami süreler, yetkili yargı kurulu kararıyla cürümler için altı, kabahatler için üç ay uzatılabilir. Aynı dava içindeki ayrı olaylara müteselsilen bu kuralın uygulanması yoluyla duruşma öncesi tutukluluğa ilişkin azami sürelerin aşılması yasaktır.” Tutuklamadan önceki aşama olan gözaltına alma bazı anayasalarda belirtilmiştir. Gözaltı süresi Danimarka Anayasası’na göre 24 saattir ancak bu süre üç güne kadar uzatılabilmektedir. Estonya ve Gürcistan anayasalarında bu süre 48 saattir. Süre 72 saate çıkabilmektedir. Tutuklamanın ayrıntılı düzenleniş biçimine göre aramanın anayasalarda pek yer almadığı görülmektedir. Sadece Bulgaristan Anayasası’nın 30. maddesinde aramanın kanun hükmüne göre yapılacağı belirtilmiştir. Türk Anayasası’nda da yer alan sözleşme nedeniyle kişinin özgürlüğünün sınırlanabileceği Estonya Anayasası’nın 20. maddesinde de yer almaktadır. Bu kuralların yanı sıra özgürlüğü bağlayıcı cezanın ancak yargı kararı ile verilebileceği (Hollanda AY m. 113), herkesin cezasının affını ya da hafifletilmesini isteme hakkına sahip olduğu (Rusya AY m. 50), zamanaşımının belirli suçlarda işlemeyeceği (Hırvatistan AY m. 31) ve ispat yükünün savcıda olduğu (Estonya AY m. 40) şeklindeki kurallar da saptanabilmektedir. Kanuna aykırı delillerin geçersiz olduğu kuralı sayısı hayli az olan ülkelerin anayasalarında yer almaktadır. (Gürcistan AY m. 42, Hırvatistan AY m. 29, Ukrayna AY m. 62) Bu yazıda ortaya konulan 1982 Anayasası yabancı ülke anayasaları verilerinin karşılaştırılmasının şu önemli sonuca ulaşılmaktadır: Anayasamızdaki 14., 17., 19., 38., 39. ve 40. maddelerinin ayrıntılı, geniş içerikli ve kapsamlı düzenlemelerine karşı, yabancı ülkelerdeki maddeler çok kısa ve özlüdür. Türk Anayasası’nda son derece geniş bir madde olarak yer alan 38. maddenin ayrıntısı diğer ülke anayasalarında hemen hemen hiç yoktur. Bu duruma rağmen Türk hukukunda tutuklama, işkence, kanuna aykırı delil kavramları karşısında yargıcın Anayasa hükümlerini bir kenara bırakmasının açıklamasını yapabilmek çok zordur. Ceza hukukunda ve yargılamasında uygulamalar Anayasamızın hep önlemeyi amaçladığı durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştırmalı hukukta görebildiğimiz kadarıyla böylesine geniş düzenlemeler bulunmamasına rağmen kural dışı uygulamalar yoğun olarak yaşanmaktadır. Herhalde kusuru yazılı kurallarda değil uygulamanın işleyişinde, toplumumuzun sosyal, kültürel ve siyasal yapısında aramak daha uygun bir yaklaşım olacaktır. 1. Ceza kuralları ile anayasa hukukunun ilişkileri yıllarca önce 1961 Anayasası çerçevesinde şu çalışmamızda irdelenmişti: Bayraktar, Köksal, “”LesRelationsduDroitConstitutionnelavec le DroitPénal Dans le SystémeJuridiqueTurc”, Annales de la Faculté de Droitd’Istanbul, Tome: XXVII, No: 43, 1980, s. 223-235 2.Bu bölümdeki yabancı ülke anayasa bilgileri tamamen aşağıda açıklanan makale üzerinde, karşılaştırmalı hukuk yaklaşımı ile ortaya konulmuştur. Bkz. Kaptıkaçtı, Beyhan, Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar Konusundaki Anayasal Hükümler, TBMM Araştırma Merkezi, Kasım 2011 Prof. Dr. Köksal Bayraktar - Güncel Hukuk, Mart 2016
  3. Siyaset ve anayasa teorisinde bir gelenek, anayasa kavramını eski Yunan dönemine kadar geri götürmektedir. Anayasal yönetim düşüncesi ilk olarak, M.Ö. 3. Yüzyılda Aristo ve diğer yunanlı düşünürler tarafından ortaya atılmıştır. Anayasa, devletin temel yasasını, örgütlenişini, işleyiş kurallarını gösteren ve kişilerin haklarını güvence altına alan üstün hukuk kurallarından oluşur. Çağdaş demokratik ülkelerde, anayasalar iktidarın sınırlanması, özgürlük, eşitlik ve adalet uğruna verilen uzun mücadelelerle kazanılmış hakların, temel değerlerin ve ortak ideallerin somutlaştığı belgelerdir. Anayasa, ileride çıkarılacak yasaların da uymak zorunda olduğu temel ilkeleri gösterir. Hiçbir yasa ya da başka bir kural anayasaya aykırı olamaz. Bu yönüyle,anayasa bir ülkenin üstün ya da temel yasasıdır, yasaların anasıdır da denebilir. Siyaset ve anayasa teorisinde bir gelenek, anayasa kavramını eski Yunan dönemine kadar geri götürmektedir. Anayasal yönetim düşüncesi ilk olarak, M.Ö. 3. Yüzyılda Aristo ve diğer yunanlı düşünürler tarafından ortaya atılmıştır. Bu düşünürler, az sayıdaki kişinin talip olduğu siyasal iktidarın nasıl bölüşüleceği sorusuna yanıt aramışlardır. Romalılar anayasa düşüncesini daha ileri götürmüşler ve herkesin yasalar karşısında eşit olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.Bu görüş modern anayasacılığın temel fikri açısından bakıldığında pek doğru değildir. Çünkü Aristo’nun “politeia” kavramı yalnızca bir siyasi toplumun kuruluş biçimiyle ilgili olup, belli bir etnik ve siyasal toplumu ifade eder. Bundan da anlaşıldığı gibi Aristo’da bugünkü anlamda bir anayasa fikri yoktur. Çünkü anayasa herhangi bir siyasal sistemi değil, keyfi iktidarın sınırlandırılması amacıyla teşkilatlandırılmış bir siyasal toplumun çerçevesini ifade eder. Anayasanın Yapısı ve Amacı Anayasa iki temel blok üzerine oturtulmuş diyebiliriz. Bir yandan devletin yapısı, işleyişi ve bunların ana prensiplerini belirler ve organların birbiriyle olan ilişkilerini kurala bağlar. Diğer yandan da hakları ve özgürlükleri belirleyip tanımlar ve benimser.Böylelikle, iktidarın işleyişini düzene koyarak,keyfi hareketleri önleyerek, yönetilenlerin haklarını koruyarak ve bireysel özgürlüklere anayasal güvenceler sağlayarak amacına ulaşmış olur. Her ne kadar devletin sınırlandığı, hareket alanının dar aldığı düşünülse de, bu şekilde kişi hak ve özgürlüklerin kullanım alanının genişleyeceği söylenebilir.Anayasa bu yönüyle halkı devlete karşıda koruma altına almıştır. Nitekim anayasanın asli özelliği de devleti hukuki bakımdan sınırlamaktır.Zaten, anayasanın sadece devletin teşkilat yapısını gösterdiği, ama onu sınırlamadığı bir ülkede de, anayasallıktan söz edilemez. Anayasanın Üstünlüğü Anayasanın, halkı devlete karşı koruma altına aldığından bahsetmiştik. Peki bu anayasayı üstün yapan ne? Veya bu üstünlüğü sağlamasının nedeni? Elbette ki, ilk akla gelen anayasanın yazılı olma zorunluluğu. Zaten yazılı olmayan bir anayasa örneği yok. Tabii anayasanın uygulanacağı ülkenin hukuk devleti olması gerekli. Peki,anayasa sadece hukuki terimlerden oluşup sadece uygulayıcılar tarafından anlaşılır mı olmalı, yoksa korunan kişiler tarafından da anlaşılır mı olmalı?Madem anayasa halkı koruma amacı da taşıyor,o zaman herkes tarafından anlaşılır olmalı. Halk hakkının ne olduğunu bilmeli. İşte bu şekilde anayasa daha güçlü ve geçerli olur, saygı görür.Hukuk devleti, devletin bütün eylem ve işlemlerinde evrensel hukuk ilkelerine ve önceden belirlenmiş hukuk kurallarına uyması anlamına gelir.Hukuk devleti meşruluğunu kendi varlığından alan değil, hukuktan alan devlettir. Hukuk devletinde resmi makamlar hukuk tarafından kendisine verilmeyen hiçbir yetkiyi kullanamaz,hukuktan üstünmüş gibi davranamaz.Keyfiyete tamamen karşıdır. Bu bakımdan hukuk devleti bireyler açısından anayasal bir güvencedir. İnsan haklarının güvence altına alınması anayasacılığın yapı taşlarından birisidir, vazgeçilmezidir. Anayasada yer aldığı şekliyle temel haklar,bireysel kendi kaderini belirleme idealinin, siyasal alana yansıyan güvencesidir. İnsan hakları,bireylere, her türlü baskıdan korunmuş olarak,kendilerini gerçekleştirebilecekleri dokunulmaz bir alan sağlar. Hem onların başkalarıyla gönüllü etkinlikte bulunma potansiyelini güvence altına alır; hem de devlet yönetimine katılabilmelerine zemin hazırlar. Kuvvetler ayrılığı ise, devletin her şeyin üstüne olmasını, tek egemen erk olmasını engelleyen bir settir aslında. Yasama-yargı-yürütme organlarının tel elde toplandığını varsayarak hukuk devletinin yerine despot bir yönetim ortaya çıkar, birimlerin çıkarlarının yerinin kişisel çıkarlar alır ve kaos baş göstermeye başlar. Böyle bir durumda demokrasiden bahsedilemez.Peki bu demokrasi kavramının anayasalcılığın içindeki yeri nedir, onun bir ilkesi midir?Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.Demek ki demokrasi anayasacılık değil, iktidar belirlenmesi ile, kaynağı ile ilgilidir. Ancak anayasacılık,iktidarın gücünün kötüye kullanılmasını,bireyler için koruyucu mekanizmaların getirilmesini öngördüğü kadar, siyasi kararları alanlar üzerinde halkın denetimini sağlamayı da amaçlar.İşte bu nokta anayasacılığın demokrasi boyutu ile ilgilidir. Halkın kendisini yönetenleri seçmesi, kendi kaderleri ile ilgili karar alacakları belirlemeleri ve bunları değiştirebilmeleri, aynı zamanda devletin gücünü yönetenlerin güçleri olmaktan çıkaran bir husustur. Dünya’da Anasaya Hareketleri Modern çağın bir ürünü olarak ortaya çıkan anayasa kavramı, devlet iktidarının kurallarla sınırlanması ile siyasi iktidarın keyfi yönetiminin önlenebileceği düşüncesinden doğmuştur. Yeryüzünün ilk anayasası, 1787 Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’dır. İkinci anayasa 1791 Fransız Anayasası’dır. Onları sırasıyla şu anayasalar izlemektedir: 1809 İsveç Anayasası, 1812 İspanyol Anayasası, 1814 Norveç Anayasası, 1831 Belçika Anayasası, 1848 İsviçre Anayasası, 1848 İtalyan Anayasası (Statuto Al-bertino), 1848-1850 Prusya Anayasası, 1849 Danimarka Anayasası, 1849 Lüksemburg Anayasası, 1864 Yunanistan Anayasası,1866 Romanya Anayasası, 1876 Osmanlı Anayasası,1887 Hollanda Anayasası ve 1889 Japon Anayasası, 1860 Arjantin Anayasası ve 1891 Brezilya Anayasası. 1700’lü yılların sonlarında yazılı hukuk kuralları var olmasına rağmen, neden hiç biri anayasa niteliği taşımıyordu ya da taşıdığı kabul edilmiyordu?Çünkü, bu yasalar hiyerarşide üstün olarak kabul görmüyordu, bu yasaların değiştirilmeleri için ekstra sert kurallar yoktu. Ancak anayasa olgusu her ne kadar 17. ve 18.yy’de hukuk ve toplum gündemine gelmiş olsa da temelleri daha öncesine yani anayasal metinlere dayanır. Bu bağlamda, anayasa tarihçileri de ilk anayasal metin olarak 13.yy’de İngiltere’de yayınlanan Magna Charta’yı (Büyük Ferman) gösterir.Bu metin özünde krala başkaldırışı, bozulduğu düşünülen düzene, rejime karşı çıkışı barındırır.Ekonomik zenginliklerin, siyasal ve maddi güçlerin paylaşılmasını düşünen İngiliz feodallerin baskısı üzerine krala zorla imzalatılmış olan bu metin, kralın egemenliğine vurulan en büyük darbe niteliğini taşımaktadır. Feodal beyler, kralın mutlak güç olmadığının, iktidarın bir tek kişinin tekelinde olmayıp ortak paylaşılması gerektiğini savunmuşlardır. Bu karşı çıkış mevcut düzeni değiştirmeye yönelik olarak başlasa da, daha sonradan kendi can güvenliklerini koruma endişesi ile birleştirilmiştir. Ve bu da anayasa tarihçileri tarafından insan hakları düşüncesinin tarihteki başlangıcı olarak kabul edilmesine yol açmıştır. Anayasalar, sınıfsal çatışmaların sonunda mevcut düzenin yıkılıp yerine yenisinin kurulması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle de bir nevi anlaşma niteliği taşırlar. Avrupa’nın ilk anayasaları,mevcut düzeni yıkmak isteyen burjuvazi kendi çıkarları için kralın ve feodal beylerin iktidarlarını sınırlamış, kendi kurallarını meşrulaştırmıştır. Bu bağlamda anayasa hareketleri burjuvazinin feodalizme üstünlük sağladığı, aydınlanma düşüncesinin siyasal ve hukuki olgunluğa ulaştığı 17-18.yy dayanır. Dönemin burjuva düşünürleri, bu ilk anayasaları halk ile iktidar, yani devlet arasında yapılan bir anlaşma olarak lanse etmiştir. Bazı düşünürlerde devletin daha işin başında toplumun varoluşundan bu yana sahip olduğu hakları garanti edecek bir sözleşmeyle iktidarı sınırlaması gerektiğini savunmuştur. Ancak Marx ve Engels’in ortaya çıkması ile bu düşünceler yavaş yavaş yok olmuş-tur. Onlara göre mevcut düzeni değiştirmek için onu yorumlamak değil, sorgulamak lazım. Marx ve Engels’e göre onların hukukları, öz niteliği ve içeriği sınıflarının maddi varoluş koşullarıyla belirlenen sınıf iradesinin, herkes için bir yasa haline getirilmesinden başka bir şey değildir. Türkiye’de Anayasacılık Hareketleri 1876 Kanun-iEsasi Türk tarihinin ilk anayasası 1876 anayasası yani Kanun-i Esasi olarak bilinir. Her ne kadar önce- sinde Sened-i İttifak (1808), Gülhane Hatt-ı Hüma- yunu(1839) ve Islahat Fermanı(1856) gibi belgeler yürürlüğe konulmuşsa da, Kanun-i Esasi’den farklı olarak bir anayasa sistematiğine uygun değillerdi.Bu anayasa kuvvetler ayrılığının uygulanmadığı, yasama ve yürütme organ ve yetkililerinin açıkça belirtilmediği, padişahın üstünlüğüne yer verenbir anayasadır. Kanun-i Esasi, herhangi bir tem- sili organın işe karışmasına olanak verilmeksizin,padişahın atandığı bir kurul tarafından hazırlanıp bizzat padişah tarafındanyürürlüğe sokulmuş bir belgedir. Dolayısıyla “Ulus”un ya da “halk”ın biçimsel olarak Kanun-i Esasi’ye herhangi bir katkısı/etkisi bulunmamaktadır. Devletin Ayan Heyeti’nin, Mebusan Heyeti’nin, Hükümetin, memurların, mahkemelerin,maliyenin, eyaletlerin özelliklerine göre toplam 11 ayrı bölümden oluşuyordu. 1876-1877 Osmanlı- Rus savaşının çıkıp padişahın meclisi tatil etmesinden sonra Anayasa 31 Mart Ayaklanmasına kadar yürürlükte kalmasına rağmen hiç uygulanmamıştır. 1921Teşkilat-ıEsasiye Teşkilat-ı Esasi; ulusal egemenliğe dayalı temsili hükümet sistemini kabul eden ilk Türk anayasasıdır. Padişaha kendisini zorla kabul ettiren, kendisinden başka bir gücün olduğunu hissettiren devrimcibir meclistir. Neden devrimcidir derseniz;yeni bir ulusal devletin kurulduğunu ortaya koyduğu için, kuvvetler birliğine bağlı bir rejime yer verdiği için ve geniş yetkilere sahip yerel yönetimlere karşı hükümler içerip onların özerkliğine son verdiği için devrimci anayasadır. Yürütme-yargı-yasama meclis tekelinde toplanmış, yürütme meclis içinden seçilenler aracılığı ile kullanılmıştır. Temel hak ve özgürlüklere yer vermeyen, devlet düzenin eksiklikleri olan ve bu açılardan da aksayan bir anayasadır. Ancak daha sonra yapılan köklü değişiklikler ile devlet şekli,dili, dini belirlenmiş, cumhurbaşkanlığı makamı oluşturulmuştur. Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bu Anayasa, içerisinde eksiklikler barındırmasına rağmen, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmsında büyük rol oynayarak bir nevi görevini yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Ayrıca 1921 Anayasası olağanüstü şartlarda oluşturulduğu için de ayrıntılı hükümler içermemektedir. 1924 EsasTeşkilatKanunu Bu anayasa yeni kurulan ulus devletin ilk anayasasıdır. Teşkilatı Esasi’nin köklü değişikliklere uğraması aslında yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulmasının başlıca nedenlerindendir. 1921 Anayasası’ndan da etkilenerek ulusal egemenlik ilkesi doğrultusunda, kuvvetler birliğini de korumuştur. 1921’deki meclis hükümeti sistemi 1924’te mutlak bir meclis üstünlüğü olarak devam etmiştir. Egemenliğin tek sahibi olan halkın temsilcisi TBMM görülmüştür. 1946’ya kadar tek partili rejimin terk edilmemiş olmasıbunun en büyük göstergesidir. 1924 Anayasası da bundan öncekiler gibi bazı değişikliklere uğramış ve bu anlamda yapılan en çarpıcı değişiklik şüphesiz ki 1928 yılında laiklik ilkesinin eklenmesidir. Daha sonra 1937’de ‘Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik’ ilkelerinin devletin temel nitelikleri olarak anayasaya eklenmiştir. Bu değişiklikler zamanla parlamenter rejimin gerektirdiği denge ve güvenceleri sarsmış ve bu sarsıntılar 1950’li yıllarda daha da belirgin hal almış ve sonunda 27 Mayıs 1960 ihtilali sonucunda ortaya çıkan 1961 Anayasası ile ortadan kaldırılmıştır. 1961 Anayasası Meclis üstünlüğüne dayalı rejimde, hak ve özgürlüklerin tek güvencesi meclistir. Ancak bu sisteminde bazı iyi yönleri olduğu gibi kötü yanları da vardır. Milletin iradesi ile meclis oluşuyor ve halk da bu meclisten çıkan yasalara riayet ediyor ve mutlak özgürlük oluşuyor. Özellikle 1950-1960 yılları arasında mecliste çoğunluğa sahip parti yöneticileri meclis iradesini kendi istekleri ile yönlendirmeye başlayınca, meclis iradesiyle halk iradesi çatışmaya başlamış. Ulusal egemenlik ve temsili rejim çoğunluk diktatörlüğü ile yavaş yavaş aşındırılıyor; buna karşılık da muhalefet bu soruna karşı güçlenip sorunu anayasal düzende çözümlemek istiyordu. Ülkenin en demokratik ve özgürlükçü anayasası olarak tabir edilen 1961 Anayasası da bu anlayışın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu anayasanın bir askeri darbeden sonra yapılmış olması onun arkasındaki toplumsal olguların Avrupa’daki anayasacılık özelliklerini de içinde barındıran, bu anayasa temel hak ve hürriyetler açısından bireyleri devlet karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.(!) Kişi dokunulmazlığı, özel yaşamın korunması, düşünce ve inanç özgürlüğü gibi kavramların sınırları oldukça geniş tutulmuştur. Yargı bağımsızlığı tam anlamıyla sağlanmış, idarenin tüm işlem ve eylemleri de yargı denetimi altına alınmış. Ayrıca meclisin işlemlerin de anayasaya uygunluğunu yargı yolu ile denetlemek için Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Ancak bu özgürlükçü anayasanın ömrü kısa sürdü. Ve bu düzenlemeler önce 12 Mart 1971 darbesi ile gelen değişikliklerle törpülendi. Bu askeri müdahale ile TRT’nin özerkliği kaldırıldı; üniversitelere müdahale kolaylaştı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kurulmasını öngören, askeri mahkemelerin yapısını değiştiren, Yargıtay’ın yeniden düzenlenmesini sağlayan değişiklikler yapıldı. Ve sonrasında da 12 Eylül 1980 darbesiyle ise neredeyse 1961 Anayasası ile getirilen değişiklikler ortadan kaldırılacak hale getirildi. 1961 Anayasası 6 kısma ayrılmıştır. Bunlar sırasıyla şunlardır: 1. Kısım Genel Esaslar (1.-9.maddeler): Devletin temel niteliklerinin açıklandığı bölümdür 2. Kısım (10.-62.maddeler): Temel Hak ve Ödevler, Kişinin Hak ve Ödevleri, Sosyalveİktisadi Ödevler, Siyasi Hak ve Ödevleri olmak üzere 4 bölümden oluşuyordu. 3. Kısım (63.-152.maddeler): Yasama, yürütme veyargı bölümlerinden oluşuyordu. 4. Kısım (153.-154.maddeler): Çeşitli Hüküm- leri.Devrim yasalarını güvence altına alıyor ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve sorumlulukları belirtiliyor. 5. Kısım (22 Adet): Geçici Hükümler 6. Kısım (155.-157.maddeler) Anayasanın değiştirilmesine ilişkin maddeleri içeriyor. 1982 Anayasası 1970’li yılların sonlarına doğru insanlarara- sında gruplaşmaların oluşması,bu grupların bir- biriyle çatışması ve hatta birbirlerini öldürmeyebaşlamaları bu kadar kargaşanın üzerine bir de siyasi çekişmeler artınca ortam iyice gerilmeye başlandı. Dönemin cumhurbaşkanı Fatih Korutürk’ün görev süresinin dolması üzerine meclisin de yeni bir cumhurbaşkanı seçememesitüm bu olanların üzerine tuz biber ekti. Ve kaçınılmaz son… Kara, deniz, hava komutanlıklarının desteğini de arkasına alan dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren yönetime el koydu. Yeni bir anayasal düzenlemeye gidilmesi gerekiyordu.İlk olarak da 1981 yılınınHaziran ayında DanışmaMeclisi ve MGK dan oluşan Kurucu Meclis oluşturuldu. Ardından yeni bir anayasanın çalışmalarına başlandı. 23 Eylül 1982’de Danışma Meclisinin onayından geçerek 7 Kasım 1982’ de halkoyuna sunuldu. Çok yüksek bir oy oranıyla kabul edilen anayasa, 2 gün sonra yani 9 Kasım 1982 de yürürlüğe girdi. Bu anayasa Türk Anayasacılık Hareketleri arasında pek de demokratik olmayan ve en çok değişikliğe maruz kalan Anayasadır. Yürürlüğe girmesinin üzerinden henüz beş yıl geçmesine rağmen değişikliğe uğramış ve bu değişikler günümüze kadar da sürmüştür. Türkiye’de bundan önce yapılan anayasalara bakıldığında hepsi bireyi devlete karşı korumayı amaçlarken, 1981 Anayasası tam tersi olarak devleti bireye karşı koruma amacını benimsemiştir. Böylece özgürlük ve demokrasi gücünü yitirmiş, devlet ve otorite güçlenmiştir. 1982 Anayasasını 7 kısımda incelemek mümkündür: 1. Kısım (1.-11. Madde): Genel Esaslar devle- tin temel nitelikleri ele alınıyor. 2. Kısım (12.-74. Madde): Temel Hak ve Ödev-ler 4bölüme ayrılıyor: Genel Hükümler, Kişinin Hak ve Ödevleri, Sosyal ve Ekono- mik Hak ve Ödevler, Siyasi Hak ve Ödeveler. 3. Kısım (75.-160. Madde): Cumhuriyetin Temel Organları: 3 bölümden oluşuyor: Yasama, Yürütme ve Yargı konularına bölünmüş. 4. Kısım (161.-173. Madde): Mali ve EkonomikHükümler: 2 bölüme ayrılmıştır. İlki Mali Hükümler diğeriyse Ekonomikhükümler. 5. Kısım (174. Madde): Çeşitli Hükümler: İnkılap Kanunları ve Kanunlarına ilişkin Hükümler. 6. Kısım (16 Adet Madde): Geçici Maddeler 7. Kısım (175.-177. Madde): Anayasa değişikliğine ilişkin hükümler. ANAYASA YAPIM SÜRECİNE FARKLI BİR ÖRNEK VenezuelaAnayasası Chavez, Venezuela cumhurbaşkanı olduktan sonra artık bir reformun yapılması gerektiğini düşünüyordu. Bu referandumun amacı da halkın yönetime katılımını sağlamak, ülke zenginliğinin yeniden dağıtımını yapmak ve ademi merkeziyeti sağlamaktı. Başkanlık seçimini kazandıktan sonra ilk işi kurucu meclisi oluşturmak için yapılacak referandum tarihini belirlemek oldu. Referandum yapıldığında iki soru vardı, halkın cevaplayacağı: 1-Kurucu Meclis toplansın mı? 2-Seçmenler Chavez’in yönetimini onaylıyor mu? Beklenen oldu ve halk Chavez’in yönetimine%86, Kurucu Meclisin toplanmasına da %92 destek verdi. Bundan sonra artık anayasanın oluşturulup tekrardan halkoyuna sunmak kalmıştı.Anayasanın oylandığı referanduma halkın %44 ü katıldı ve katılanların %78.1’i ile de kabul edildi. Peki yeni anayasa ile yapılan değişiklikler nelerdi? Ad Değişikliği: İlk olarak ülkenin ismi değiştiriliyor. Maliyetli bir iş olacağı düşüncesiyle karşı çıkılsa da sonradan ülkenin adı “Venezuela Bolivar Cumhuriyeti” olarak değiştiriliyor. Bu ismin verilmesinin nedeni de ülkenin, kurucusu Simon Bolivar’ ın bağımsızlığa kavuşturduğu ülkelerden olması ve ilerde “Bolivar Cumhuriyetleri” federasyonuna katılabilme olasılığının olması. Başkanlık Süresi: Eski anayasada 6 yıl olan başkanlık süresi bu anaysa ile 7 yıla çıkarılmış ve eskisi gibi görevdeki cumhurbaşkanının bir sonraki seçimlere de katılabileceği benimsenmiştir. Bu değişiklik başkanın halka olan sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Çünkü seçmenlerin, seçilmiş görevlileri süresi dolmasa da görevden alma hakları devam ediyor. Cinsiyet belirlemesi: Bu anayasa ile politik ünvanlarda cinsiyet ayrımına gidilmiş. Yani bir ünvanın hem erkekler için hem de bayanlar için kullanım şekli var. Bu da anayasayı 2 cinsiyetli yapıyor. İlk bakışta ayrımcılık yapılıyormuş gibi anlaşılsa da, bu yolla kadınlarada kişilikleri ilehitap ediliyor ve kendilerine olan özgüvenlerini kazandırılıyor. Anayasa sadece bir cinsiyetin erkinde olmuyor. Beş Kuvvet: Kuvvetler ayrılığı denildiğinde yasama, yürütme, yargı anlaşılır. Bu yeni anayasada 3 kuvvete ek olarak anayasada seçici gücü ve kamu gücüne de yer verilmiştir. Vatandaş gücünün işlevi diğer 4 kuvveti anayasadan aldıkları güçleri düzgün olarak kullanıp kullanmadığını denetlemektir. Seçici güç ise; ulusal seçim kuruludur. Görevi, seçimleri düzenlemek ve yapılan işleri denetlemek. Halkoylaması: Bu anayasa 4 çeşit halk oylamasıgetirmiştir. Bunlardan biri danışma oylamasıdır ki hiçbir bağlayıcılığı olmayıp tamamen halkın nabzını ölçmek amacıyla getirilmiştir. İkincisi geri çağırma oylamasıdır. Bu oylamada da görev süresinin yarısını doldurmuş ve seçimlegöreve gelen kamu görevlisinin tekrardan seçilmesini sağlayan bir oylamadırve bağlayıcılığa sahiptir. Üçüncü oylama şekli, onaylayıcı halk oylamasıdır. Bu oylama da yasaları, anayasadaki değişiklikleri ve ulusalbağımsızlığı etkileyebilecek anlaşmaların oylamasıdır. Dördüncü ve sonuncusu da adından anlaşılacağı gibi yürürlükten kaldırma oylamasıdır. Mevcut yasayı yürürlükten kaldırmak için yapılır. Sivil İtaatsizlik: Bu bölüm daha çok muhalefetin işine yaramış ve kendi hatalarını illegal işlerini örtmek için kullanılmıştır. Bu bölüm içine koyulabilecek 2 madde (333 ve 350), iktidar anayasayı ihlal ederse halka anayasanın aslına uygun olarak uygulanması için yükümlülük yükleyen bir maddedir. Siyasi Partiler: Bu anayasa siyasi partilere yapılan devlet yardımını kaldırmıştır. Gerekçe olarak da daha önce yapılan yardımlarda partilerde yolsuzlukların artması ve yardım yapılan partilerin de halk gözünde itibarını kaybetmesi gösterilmiştir. Kadın Hakları: Kadın hakları konusunda çok modern, demokratik ve bir o kadar da tavizsiz biranayasadır. Eşitsizliğe yol açan hareketler bilerek yapılmamış dahi olsa ayrımcılıkkabul edilmemiştir. Türkiye’deki uygulama gibi, herkesi yasalar önünde eşit kabul etmiş, dil, din, ırk ayrımı yapılmayacağını anayasal olarak güvence altınaalmıştır. Kadınları kendi aralarındabile çalışan, çalışmayan olarak ayırmamış ve ev hanımlarını da sosyal sigorta kapsamında saymıştır. Fakat bu madde ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum göz önüne alındığında bir süre daha uygulama alanı bulamayacak gibi görünüyor. Sonuç Olarak; bu anayasaya Venezuela halkı etkin olarak katılmış ve anayasanın oluşturulmasında söz sahibi olmuştur. 1999 Anayasası ile halkın reform önerilerini kabul veya reddetme hakkı doğmuştur ve halk bunu 2007 Aralık ayında yapılan referandumda bu hakkını kullanmıştır. Böylece daha demokratik, modern, özgürlükçü,halkın birebir ihtiyaçlarını karşılayan bir anayasa oluşmuştur. Stj. Av. Uygar COŞGUN Hukuk Gündemi Dergisi 2015-2
×
×
  • Create New...