Jump to content

About This Club

Hukuka ilişkin makaleler, yargı kararları, pratik bilgiler
  1. What's new in this club
  2. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir mal veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren sözleşmelerdir. a. Araştırılması Gereken Hususlar ve Deliller Bu davalarda; · Tapu kaydı, · Yazılı delil, · Yazılı delil başlangıcı, · Yemin, Belli başlı deliller olarak sıralanabilir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir mal veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren sözleşmelerdir. İnanç sözleşmesi, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar ve yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi mümkündür. b. Uygulamada Sıkça Hataya Düşülen ve Bozma Nedeni Yapılan Konular Uygulamada mahkemelerce en sık yapılan hata yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmadığı ve karşı tarafın tanık dinlenmesine muvafakati olmadığı halde taraf tanıklarının dinlenmesi, gereksiz yere davanın uzatılması, masraf ve meşakkate yol açılmasıdır. Birkaç oturumda bitecek bir dava bazen tanıkların dinlenmesi için yazılan talimatlarla uzun süre ertelenmektedir. Bu durumun en önemli sebebi inanç sözleşmesinin muvazaalı işlemlerle birbirine karıştırılmasıdır. İspat şekli somut olarak sınırlandırılmış ve belirginleştirilmiş inanç sözleşmesine göre muvazaalı işlemlerde sözleşmenin tarafı olmayan kişiler için sınırsız ispat imkânı tanınmıştır. Bu sebeple mahkemelerce hukuki vasıflandırmanın doğru yapılamaması veya sözleşmenin doğru tanımlanamaması yargılamayı birçok gereksiz sürecin içine çekmektedir. Ayrıca tıpkı satış vaadi sözleşmelerinde belirtildiği gibi inanç sözleşmelerinde de keşif yapılması mutlak bir zorunluluk değildir. Bu davalarda uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata da davacının yemin deliline dayandığı halde yemin hakkı hatırlatılmaksızın davanın sonuçlandırılmasıdır.
  3. Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. Karara on beş gün içinde itiraz edilmezse karar kesinleşir. Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. Karara on beş gün içinde itiraz edilmezse karar kesinleşir. Tüketici Mahkemesinde yapılan itiraz sonucu görülen davada mahkemenin kararı ile birlikte karar yine kesinlik kazanır. Tüketici Hakem Heyetinin Kararlarının icraya konulması için kararın kesinleşmesine gerek yoktur. 28.05.2014 yürürlük tarihli, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 70. maddesinin 3. fıkrası bu konuda açık bir düzenleme getirmiştir. 6502 S.K. Madde 70 3) Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. İtiraz, tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak talep edilmesi şartıyla hâkim, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Madde hükmüne göre, 15 günlük süre içerisinde Tüketici Mahkemesi'ne yapılan itirazlar, hakem heyeti kararının icrasını durdurmamaktadır. Kanun metninden, kararın kesinleşmesi beklenmeden icra takibinin yapılabileceği anlaşılmaktadır. Tüketici hakem heyetinin kararına itirazda bulunan tarafın, kararın icrasının durdurabilmesi için dava açtığı Tüketici Mahkemesinde tedbir mahiyetinde durdurma talebinde bulunması gerekmektedir.
  4. Tüketici hakem heyetleri, Kanun koyucu tarafından tüketici işleminin tarafları olan tüketiciler ile satıcılar ve sağlayıcılar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların tüketiciler açısından masrafsız ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması amacıyla başvurulması zorunlu yargı dışı bir çözüm merciidir. Tüketici hakem heyetlerinin görevi nedir? Tüketici hakem heyetleri kimlerden oluşur? Tüketici hakem heyetleri, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre tüketici işlemleri ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla kurulan heyetlerdir. Başkanlığı illerde ticaret il müdürü ilçelerde kaymakam veya bunların görevlendireceği bir memur tarafından yürütülen tüketici hakem heyetlerinin diğer üyeleri belediye, baro, tacir/esnaf ve tüketici örgütü temsilcilerinden oluşur. Tüketici hakem heyetlerinin görev alanını belirleyen parasal sınırlar nedir? Tüketici hakem heyetlerinin görev alanını belirleyen başvuru sınırları tüketici uyuşmazlıklarının değerleri açısından her yıl Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ilan edilen yeniden değerleme oranında tekrar belirlenmektedir. Bu kapsamda 2021 yılı için; büyükşehir belediyesi statüsünde olmayan illerde değeri 11.330 Türk Lirası’nın altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir belediyesi statüsünde bulunan illerde ise 7.550 Türk Lirası ile 11.330 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine ve değeri 7.550 Türk Lirası’nın altında bulunan uyuşmazlıklar için ilçe tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılması zorunludur. 2021 yılı için, 11.330 Türk Lirası ve üzerindeki uyuşmazlıkların karara bağlanması amacıyla tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz. Söz konusu uyuşmazlıkların çözümü için 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi kapsamında sırasıyla dava şartı arabuluculuk müessesesine ve tüketici mahkemelerine; tüketici mahkemeleri bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemelerine başvurulması gerekmektedir. Tüketici hakem heyetlerine nasıl başvuru yapılır? Şahsen veya avukat aracılığıyla; elden, posta yoluyla veya elektronik ortamda e-Devlet kapısı üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) (https://tuketicisikayeti.ticaret.gov.tr) ile tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılabilir. Bu itibarla, tüketici hakem heyetlerine sözlü başvuru yapılamamaktadır. Başvurular, uyuşmazlık konusunu içeren dilekçenin, varsa delil oluşturan ilgili belgelerle birlikte tüketici hakem heyetine verilmesiyle yapılır. Tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurular Ticaret Bakanlığı’nın internet sayfasında yer alan başvuru formu kullanılarak yapılabilir. Başvuru formu kullanılmadan yapılan başvurularda ise başvuru sahibinin adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, adresi ve varsa diğer iletişim bilgileri, talebi ve Türk Lirası cinsinden uyuşmazlık değeri ile şikayet edilene ilişkin bilgilere yer verilmesi zorunludur. Uyuşmazlık değerinin döviz cinsinden olması durumunda, söz konusu değer başvuru tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın belirlediği efektif döviz satış kuru esas alınarak Türk Lirası’na çevrilir. Elektronik ortamda yapılan başvuruların TÜBİS ile yapılması zorunludur. Bu başvuruların geçerli olabilmesi için uyuşmazlıkla ilgili başvuru formunun eksiksiz olarak doldurulması, varsa bilgi ve belgelerin sisteme yüklenmiş olması gerekir. Hangi tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılabilir? Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilir. Tüketici hakem heyetleri bulunmayan yerlerde başvurular nasıl yapılır? Tüketici hakem heyetleri illerde Ticaret İl Müdürlükleri, ilçelerde Kaymakamlıklar bünyesinde faaliyet göstermektedir. Ancak her ilçede tüketici hakem heyeti bulunmamaktadır. Bazı tüketici hakem heyetlerinin yetki alanları daha geniş şekilde belirlenerek hakem heyeti bulunmayan ilçeleri de kapsayacak şekilde yetkilendirilmiş tüketici hakem heyetleri olarak faaliyette bulunmaktadır. Tüketici hakem heyetleri bulunmayan yerlerde ise ilgili kaymakamlıklarda bulunan irtibat personeli tarafından başvurular alınarak TÜBİS’e kaydedilmektedir. Tüketici hakem heyetleri tarafından başvurular nasıl incelenir? Tüketici hakem heyetleri incelemeleri dosya üzerinden yapılır, gerekli görülmesi halinde tüketici hakem heyetleri tarafından ayrıca taraflar ve bilirkişi dinlenebilir. Tüketici hakem heyetleri, uyuşmazlık konusuna ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi taraflardan, ilgili kişi, kurum ve kuruluşlardan isteyebilir. İstenen bilgi ve belgelerin sunulması için tebliğ tarihinden itibaren en fazla 30 gün süre verilir. Talep edilmesi ve tüketici hakem heyeti başkanlığınca uygun görülmesi halinde bu süre uzatılabilir. Tüketici hakem heyeti başkanlığınca istenilen bilgi ve belgelerin verilen süre içinde sunulmaması halinde dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler üzerinden karar verilir. Tüketici hakem heyeti başkanı, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut re’sen bilirkişi görevlendirebilir. Bilirkişi raporunun hazırlanması için bilirkişiye verilecek süre, bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin yazının bilirkişiye tebliğinden itibaren 15 iş gününü geçemez. Bilirkişinin talebi üzerine bu süre 15 iş gününü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Tüketici hakem heyetleri ne kadar sürede karar verir? Tüketici hakem heyetine yapılan başvurular başvuru tarih ve sırasına göre en geç altı ay içinde görüşülür ve karara bağlanır. Yapılan başvurunun niteliği, başvuru konusu, mal veya hizmetin özelliği gibi hususlar dikkate alınarak, karar süresi en fazla altı ay daha uzatılabilir. Tarafların ivedi inceleme talebinde bulunması ve talebin başkan tarafından uygun görülmesi halinde ise başvurular tüketici hakem heyetince öncelikle gündeme alınabilir. Tüketici hakem heyetlerinin kararlarının yerine getirilmesi nasıl sağlanabilir? Tüketici hakem heyetlerinin kararları tarafları bağlayıcı niteliktedir. Söz konusu kararlar yerine getirilmezse, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu kapsamında ilamların icrası hükümlerine göre kararın uygulanmasına yönelik işlemler için ilgili icra dairesine başvurulabilir. Tüketici hakem heyetlerinin kararlarına karşı itiraz edilebilir mi? Taraflar tüketici hakem heyeti kararının tebliğinden itibaren 15 gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine, tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesine karara karşı itiraz edebilir. Ancak daha önce karar veren tüketici hakem heyetine itiraz amacıyla yeniden başvuru yapılamamaktadır. Mahkemeye itiraz aşamasında, tüketiciler 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenen harçlardan muaftır. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca gider avansı ödenmesi gerekmektedir. Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. Başvuru aşamaları nereden takip edilebilir? Tüketici hakem heyetlerine yapılan başvurular e-Devlet üzerinden TÜBİS kanalıyla takip edilebilir. Tüketici hakem heyeti tarafından yapılan başvuruya ilişkin henüz karar alınmadan önce tarafların uzlaşması halinde nasıl bir yol izlenmelidir? Başvuruya konu uyuşmazlığın, tüketici hakem heyeti tarafından karar verilene kadar çözümlenmesi halinde, söz konusu durumun ispatına yönelik bilgi ve belgelerin tüketici hakem heyetine iletilmesi gerekmektedir. Daha detaylı bilgi için https://ticaret.gov.tr/tuketici/tuketici-hakem-heyetleri/sikca-sorulan-sorular adresli internet sitesinde yer verilen Sıkça Sorulan Sorular bölümünden tüketici hakem heyetleri ve tüketici sözleşmeleri hakkında Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan çeşitli soru ve cevaplara ulaşılabilir. Tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılırken kullanılması gereken başvuru formu örneğine https://ticaret.gov.tr/tuketici/tuketici-hakem-heyetleri/basvuru-formlari adresli internet sitesi üzerinden ulaşılabilir. (Kaynak)
  5. Türk Ticaret Kanununun 1530 uncu maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca mal ve hizmet tedarikinde geç ödemelerde uygulanacak temerrüt faiz oranı ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarı Türk Ticaret Kanununun 1530 uncu maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca mal ve hizmet tedarikinde geç ödemelerde uygulanacak temerrüt faiz oranı ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarı TÜRK TİCARET KANUNUNUN 1530 UNCU MADDESİNİN 7 NCİ FIKRASI UYARINCA MAL VE HİZMET TEDARİKİNDE GEÇ ÖDEMELERDE UYGULANACAK TEMERRÜT FAİZ ORANI VE ALACAĞIN TAHSİLİ MASRAFLARI İÇİN TALEP EDİLEBİLECEK ASGARİ GİDERİM TUTARI Geçerlilik Tarihi Mal ve Hizmet Tedarikinde Geç Ödemelerde Uygulanacak Temerrüt Faiz Oranı (%) Alacağın Tahsili Masrafları İçin Talep Edilebilecek Asgari Giderim Tutarı (TL) 01.01.2013 15,00 95,00 01.01.2014 12,75 120,00 01.01.2015 11,50 120,00 01.01.2016 11,50 130,00 01.01.2017 10,75 150,00 01.01.2018 10,75 185,00 01.01.2019 21,25 245,00 01.01.2020 15,00 260,00 01.01.2021 18,25 385,00 
  6. 2021 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi yayınlandı. Yayınlanan Tarife ile 2021 yılında uygulanacak Arabuluculuk Asgari Ücretleri belirlendi. Tarifeye göre, yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular, siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığı olarak verilecek. Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücret gerektirmeyecek. Ücret tarifesi Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasının sağlanmasında arabulucuya ödenecek ücret, aile hukuku uyuşmazlıklarında, 2 kişinin taraf olması durumunda taraf başına bir saati 170 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 360 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 380 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 400 lira olarak belirlendi. Ticari uyuşmazlıklarda ise 2 kişinin taraf olması durumunda taraf başına bir saati 330 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 680 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 700 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 720 lira olacak. İşçi-işveren uyuşmazlıklarında 2 kişinin taraf olması durumunda bir saati taraf başına 170 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 360 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda bir saati 380 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 400 lira olarak belirlendi. Tüketici uyuşmazlıklarında, 2 kişinin taraf olması durumunda taraf başına bir saati 170 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 360 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 380 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 400 lira olacak. Diğer tür uyuşmazlıklarda ise 2 kişinin taraf olması durumunda bir saati taraf başına 205 lira, 3-5 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 430 lira, 6-10 kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 450 lira, 11 ve daha fazla kişinin taraf olması durumunda taraf sayısı gözetmeksizin bir saati 470 lira olarak belirlendi. Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen uyuşmazlıkların ücretlendirmesi Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasının sağlanmasında arabulucuya ödenecek ücret, ilk 50 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 6, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 9; sonra gelen 80 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 5, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 7,5'i olacak. Sonra gelen 130 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 4, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 6 olacak; sonra gelen 260 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 3, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 4,5; sonra gelen 780 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 2, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 3'ü olacak. Sonra gelen 1 milyar 40 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 1,5, birden fazla arabulucu görev yaparsa 2,5; sonra gelen 2 milyar 80 milyon lira için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 1, birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 1,5; 4 milyar 160 milyon liradan yukarısı için bir arabulucu görev yaparsa yüzde 0,5 birden fazla arabulucu görev yaparsa yüzde 1'i olacak. 31 Aralık 2020 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 31351 TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: 2021 YILI ARABULUCULUK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Amaç, konu ve kapsam MADDE 1 – (1) Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, 2/6/2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersiz olup, ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanır. Arabuluculuk ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla, arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığıdır. (2) Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. (3) Arabulucu, ihtiyari arabuluculuk süreci başlamadan önce arabuluculuk teklifinde bulunan taraf veya taraflardan ücret ve masraf isteyebilir. Bu fıkra uyarınca alınan ücret arabuluculuk süreci sonunda arabuluculuk ücretinden mahsup edilir. Arabuluculuk sürecinin başlamaması hâlinde bu ücret iade edilmez. Masraftan kullanılmayan kısım arabuluculuk süreci sonunda iade edilir. (4) Arabulucu, dava şartı arabuluculuk sürecinde taraflardan masraf isteyemez. (5) Arabulucu, arabuluculuk sürecine ilişkin olarak belirli kişiler için aracılık yapma veya belirli kişileri tavsiye etmenin karşılığı olarak herhangi bir ücret talep edemez. Bu yasağa aykırı olarak tesis edilen işlemler hükümsüzdür. Arabuluculuk ücretinin sınırları MADDE 3 – (1) Aksi kararlaştırılmadıkça arabuluculuk ücreti taraflarca eşit ödenir. (2) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, her bir arabulucuya bu Tarifede belirtilen ücret ayrı ayrı ödenir. (3) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin ikinci kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, bu Tarifede birden fazla arabulucu için belirtilen orandaki ücret her bir arabulucuya eşit bölünerek ödenir. Ücretin tümünü hak etme MADDE 4 – (1) Arabuluculuk faaliyetinin, gerek tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde anlaşmaya varmış olması, gerek taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, gerekse taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi veya taraflardan birinin ölümü ya da iflası halinde veya tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi sebepleriyle sona ermesi hallerinde, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Arabuluculuk faaliyetine başlandıktan sonra, uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığı hususu ortaya çıkar ve bu sebeple arabuluculuk faaliyeti sona erdirilir ise, sonradan ortaya çıkan bu durumla ilgili olarak eğer arabulucunun herhangi bir kusuru yoksa, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. Arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 5 – (1) İhtiyari Arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık, arabuluculuk faaliyeti devam ederken, arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh gibi arabuluculuk yolu dışındaki yöntem ve nedenlerle giderilirse ücretin tamamına hak kazanılır. (2) Dava şartı arabuluculuk sürecinde, sehven kayıt, mükerrer kayıt veya arabuluculuğa elverişli olmama nedeniyle sona erdirilmesi hallerinde arabulucuya ücret ödenmez. Yeni bir uyuşmazlık konusunun ortaya çıkmasında ücret MADDE 6 – (1) Somut bir uyuşmazlıkla ilgili arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi sırasında, yeni uyuşmazlık konularının ortaya çıkması halinde, her bir uyuşmazlık için ayrı ücrete hak kazanılır. Arabuluculuk Ücret Tarifesine göre ücret MADDE 7 – (1) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre belirlenir. (2) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin ikinci kısmına göre belirlenir. (3) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre isteyebilir. (4) Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre isteyebilir. Taraflardan birinin aynı olduğu ve bir ay içinde başvurulan en az onbeş uyuşmazlık seri uyuşmazlık olarak kabul edilir. Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan hallerde ücret MADDE 8 – (1) Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan haller için, söz konusu Tarifenin birinci kısmındaki diğer tür uyuşmazlıklar için belirlenen ücret ödenir. Uyuşmazlığın Arabuluculuk-Tahkim Yoluyla Çözülmesinin Önerilmesinde Ücret MADDE 9 – (1) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, anlaşamama son tutanağının düzenlenmesinden sonra, arabulucu, tarafları arabuluculuk-tahkim yoluna devam etmeleri konusunda; arabuluculuk-tahkimin esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatıp, arabuluculuk-tahkim yoluyla uyuşmazlığın çözülmesinin sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan faydalarının olabileceğini hatırlatarak teşvik edebilir. Bu teşvik üzerine tarafların, arabuluculuk-tahkim yoluna devam etmeyi ve bir tahkim merkezinin arabuluculuk-tahkim kurallarını veya tahkim kurallarını uygulamayı kabul etmeleri halinde, ilgili tahkim merkezi tarafından arabulucuya, bilgilendirme ücreti ödenir. Uygulanacak tarife MADDE 10 – (1) Arabuluculuk ücretinin takdirinde, arabuluculuk faaliyetinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. Yürürlük MADDE 11 – (1) Bu Tarife 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer. Eki için tıklayınız.
  7. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 77 nci maddesinde düzenlenmiş olan idari para cezalarının, 28/11/2020 tarihli ve 31318 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 521)’nde 2020 yılı için yeniden değerleme oranı olarak tespit edilen % 9,11 (yüzde dokuz virgül onbir) oranında artırılarak yeniden belirlenmesini sağlayan Tebliğ, Resmi Gazete'nin 26.12.2020 tarihli sayısında yayınlandı. Tebliğ, 01.01.2021 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek. Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Tebliğ, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 77 nci maddesi ile 84 üncü maddesinin birinci fıkrasına ve 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin yedinci fıkrasına dayanılarak hazırlandı. 1/1/2021 ile 31/12/2021 tarihleri arasında uygulanacak idari para cezası miktarları
  8. Yabancı ülkelerden tebliğ ve istinabe istemi ile ilgili olarak 2021 yılında yapılacak uygulamalarda uyulması gereken usul ve esasları düzenleyen ve Adalet Bakanlığ'nca düzenlenen Tebliğ, Resmi Gazete'nin 26 Aralık 2020 tarihli sayısında yayınlandı. Tebliğ, 01.01.2021 tarihinden itibaren geçerli olacak. 26 Aralık 2020 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 31346 TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: YURT DIŞI TEBLİGAT VE İSTİNABE TALEPLERİNDE UYULMASI GEREKEN USUL VE ESASLARA DAİR TEBLİĞ BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler Amaç MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, uluslararası adlî iş birliği çerçevesinde yurt dışı tebligat ve istinabe taleplerinde ödenmesi gereken masrafları belirlemektir. Dayanak MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 25/1/2012 tarihli ve 28184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 39 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır. Tanımlar MADDE 3 – (1) Bu Tebliğde yer alan; a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını, b) Dış temsilcilik: Diplomatik temsilciliklerle konsoloslukları, ifade eder. Uygulanacak hükümler MADDE 4 – (1) Yurt dışı tebligat ve istinabe taleplerinde, Bakanlıkça bu konuda çıkartılan ve 16/11/2011 tarihinde yürürlüğe giren 63/2 ve 63/3 sayılı Genelgelerde belirtilen usul ve esaslar göz önünde tutulur. İKİNCİ BÖLÜM Masraflar Kapsam MADDE 5 – (1) Yurt dışı tebligat ve istinabe talebinin gönderilmesi için alınan posta gideri ile yabancı ülke makamlarınca istenilen masraflardan oluşur. Posta gideri MADDE 6 – (1) Bakanlık veya dış temsilcilikler aracı kılındığı her bir tebligat veya istinabe talebinde, a) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) için 60 TL, b) Diğer ülkeler için 100 TL, posta gideri alınır. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Tebligat Talepleri Tebligat Kanununun 25/a maddesi gereğince yapılacak tebligat MADDE 7 – (1) 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 25/a maddesi gereğince tebligat talebinde bulunulması halinde, 6 ncı maddede belirtilen posta giderinin ilgilisince Hazine ve Maliye Bakanlığının “Muhtelif Gelirler” hesabına yatırılması sağlanır. Buna dair makbuz örneği, evrakın iletileceği dış temsilciliğe gönderilecek evraka eklenir veya tarih ve sayısı sevk yazısında belirtilir. Diğer tebligat talepleri MADDE 8 – (1) 7201 sayılı Tebligat Kanununun 25/a maddesi dışındaki tebligat taleplerinde tebligat evrakı: a) KKTC için KKTC Yüksek Mahkemesi Başkanlığına, b) Diğer ülkeler için ilgili ülke yetkili makamlarına, doğrudan gönderilir. (2) Birinci fıkra uyarınca Bakanlık veya dış temsilcilikler aracı kılınmaksızın doğrudan yabancı ülke makamlarına iletilen tebligat talepleri için 6 ncı maddedeki posta masrafının yatırılması gerekmez. Yabancı ülke makamlarınca istenen masraflar MADDE 9 – (1) Tebligat Kanununun 25/a maddesi dışındaki tebligat taleplerinde, yabancı ülke makamları aracılığıyla yapılacak tebligatlarda aşağıda belirtilen ülke uygulamaları esas alınır: a) Amerika Birleşik Devletleri; 1) 95 ABD doları tutarındaki masraf, tebligatın yapılacağı muhatabın adı belirtilerek banka hesabına (ABC Legal adına Wells Fargo Bank, SWIFT No: WFBIUS6S account no: 2007107119 USA, ABA routing no: 121000248 belirtilmek suretiyle) yatırılması veya (abclegal.com) sitesi üzerinden online olarak ödenmesi sağlanır. 2) Makbuz örneği tebligat evrakı ile birlikte “ABC LEGAL, 633 Yesler Way, Seattle, WA 98104, USA” adresine gönderilir. 3) ABD Hükümetine yapılacak tebligatlarda 95 ABD doları masraf yatırılmaz. b) Avustralya; 1) Tebligat yapılacak adresteki posta kodu 2 (NSW) ile başlıyorsa 69 Avustralya doları, Australian Capital Territory (ACT) Eyaleti için 372 Avustralya doları, 08 veya 09 (Northern Territory) ile başlıyorsa yetkili memurun ofisine 25 km'ye kadar olan mesafeler için 151 Avustralya doları, posta kodu 4 (Queensland Eyaleti) ile başlıyorsa bir kişi için yapılacak bir saatlik tebligat hizmetinin karşılığının 110,10 Avustralya doları (tebligat yapılacak adresin 8 km’lik alanın ötesinde olması halinde gidilen her ilave km için 3,90 Avustralya doları, tebligat hizmetinin yerine getirilme süresi 1 saati aşıyorsa, her ilave saat başına 34,50 Avustralya doları, eğer tebligat hizmeti iki veya daha fazla kişi için yerine getirilecekse de 19,80 Avustralya doları) tutarındaki çekin Sidney Başkonsolosluğumuz adına, diğer posta kodları söz konusu olduğunda ise, Melburn ve yakın çevresi için 110 Avustralya doları, Viktorya Eyaleti'nde Melburn ve yakın çevresi dışındaki bölgeler için 170 Avustralya doları, görev bölgesindeki Viktorya dışındaki eyaletlerde (Güney Avustralya, Batı Avustralya ve Tazmanya) başkentlerin merkezlerine 40 km'den uzak olmayan yerler için 200 Avustralya doları tutarında çekin Melburn Başkonsolosluğumuz adına düzenlenmesi sağlanır. c) Bahamalar; 1) Muhatabın gerçek kişi olması halinde 80 ABD doları, muhatabın şirket olması halinde 160 ABD doları veya karşılığı Türk lirasının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması ve tebligat işlemi sonucunda Bahamalar makamlarınca istenilen masrafın ödenmesi sağlanır. ç) Belçika; 1) Belçika makamları 165 avro masrafın peşin ödenmesini talep etmektedir. Ayrıca, adrese göre masrafın yatırılacağı banka hesabı ve tebligat evrakının düzenleneceği dil değişmektedir. Bu nedenle tebligat evrakının düzenlenmesinden önce, tebligat yapılması istenen muhatabın adresi belirtilerek evrakın düzenleneceği dil ve masrafın yatırılacağı banka hesap numarasının bildirilmesi hususlarında, “dh1965@just.fgov.be” adresine, konu kısmına “new request for bank details and transaction reference” yazılarak e-posta gönderilir. Bildirilecek hesaba masrafın yatırılması sağlanır ve makbuz örneği evraka eklenir. d) Estonya; 1) Kural olarak tebligat taleplerinin yerine getirilmesi ücretsizdir. Ancak, talep eden makamca tebligatın adlî memur aracılığıyla yapılmasının istenilmesi halinde 60 avro veya karşılığı Türk lirasının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması ve tebligat işlemi sonucunda Estonya makamlarınca istenilen masrafın ödenmesi sağlanır. e) Fransa; 1) “Chambre Nationale des Huissiers de Justice” adına havaleyi yapanın kimliği ve tebligatın yapılacağı muhatabın adıyla birlikte dosya numarası yazılmak suretiyle "BNP Paribas IDF Institutions (02837) RIB: 30004 02837 00011021524 94 IBAN: FR76 3000 4028 3700 0110 2152 494 BIC: BNPAFRPPXXX" hesabına, 48,75 avro yatırılması sağlanır, makbuz evrak ile birlikte “Ministère de la Justice Direction des Affaires Civiles et du Sceau Bureau du droit de l'Union, du droit international privé et de l'entraide civile (BDIP) 13, Place Vendôme 75042 Paris Cedex 01 France" adresine gönderilir. f) Kanada; 1) Alıcısı kısmına “Canada” ifadesi eklenmeksizin, “Ministry of Finance” yazılı 100 Kanada doları tutarındaki çek, evrak ile birlikte ilgili dış temsilciliğimize gönderilir. 2) Tebligat yapılacak adres Alberta Eyaleti sınırları içerisinde ise düzenlenecek 100 Kanada doları tutarındaki çekin alıcısı kısmına "Canada" ifadesi eklenmeksizin "Government of Alberta", adres Ontario Eyaleti sınırları içerisinde ise “Ministry of Finance of Ontario” yazılır. 3) Çeklerin 6 aydan daha eski tarihli olması halinde Kanada makamlarınca işleme alınmadığı hususuna dikkat edilmelidir. 4) Quebec Eyaleti (https://sites.justice.gouv.qc.ca/SPEI/SPEI/en) internet adresi üzerinden kredi kartı ile online ödeme yapılmasını kabul etmekte olup, ödeme yapıldığına dair belge örneği evrak ile birlikte gönderilir. g) Kuzey İrlanda; 1) 70 GBP veya karşılığı Türk lirasının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması ve tebligat işlemi sonucunda Kuzey İrlanda makamlarınca istenilen masrafın ödenmesi sağlanır. ğ) Letonya; 1) “Council of Sworn Bailiffs” adına, muhatabın ismi ile dosya numarası yazılmak suretiyle “Registration No. 90001497619 Registered office: 82-3 Brivibas Street, Riga, LV-1001, Latvia Bank: Swedbank AS Account No: LV93HABA0551038096742 SWIFT code: HABALV22” hesabına 113,97 avro yatırılması sağlanır, makbuz evrak ile birlikte "Council of Sworn Bailiffs Lacplesa Street 27-32 Riga, LV-1011 Latvia" adresine gönderilir. h) Litvanya; 1) “Chamber of Judicial Officers of Lithuania” adına, muhatabın ismi ile dosya numarası yazılmak suretiyle “IBAN: LT92 4010 0424 0031 5815, AB "DnB bankas", code of legal entity 126198978” hesabına 110 avro yatırılması sağlanır, makbuz evrak ile birlikte "Ministry of Justice, Lietuvos Respublikos Teisingumo Ministerija, Gedimino ave. 30, LT-01104 Vilnius LITHUANIA" adresine gönderilir. ı) San Marino; 1) “Ufficio Registro e Ipoteche della Repubblica di San Marino” adına, muhatabın ismi ile dosya numarası yazılmak suretiyle “IBAN: SM44 A032 2509 8000 0001 0005 403 SWIFT CODE: ICSMSMSMXXX” hesabına 50 avro yatırılması sağlanır, makbuz evrak ile birlikte “Tribunale Unico of the Republic of San Marino, Via 28 Luglio n. 194, 47893 Borgo Maggiore, Repubblica di San Marino” adresine gönderilir. i) Singapur; 1) 80 Singapur doları masraf talep edilmektedir. Singapur doları Ülkemizde dolaşımda bulunmadığından, karşılığı ABD doları veya Türk lirasının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması ve tebligat işlemi sonucunda Singapur makamlarınca istenilen masrafın ödenmesi sağlanır. j) Tayland; 1) 450 baht masraf talep edilmektedir. Tayland bahtı Ülkemizde dolaşımda bulunmadığından, karşılığı ABD doları veya Türk lirasının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması ve tebligat işlemi sonucunda Tayland makamlarınca istenilen masrafın ödenmesi sağlanır. k) Yunanistan; 1) “Hellenic Ministry of Justice, Transparency & Human Rights” adına, muhatabın ismi ile dosya numarası yazılmak suretiyle “Bank of Greece, Bank Account Number: 23/2341147896, IBAN: GR9101000230000002341147896, Swift Code: BNGRGRAA” hesabına 50 avro yatırılması sağlanır, makbuz evrak ile birlikte "Ministry of Justice Directorate of Legislative Work, International Legal Relations and International Judicial Cooperation Department of International Judicial Cooperation in Civil and Criminal Cases 96 Mesogeion Av. Athens 11527 Greece” adresine gönderilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İstinabe Talepleri Posta gideri MADDE 10 – (1) Bakanlık veya dış temsilciliklerin aracı kılındığı her istinabe talebinde, 6 ncı maddede belirtilen posta giderinin ilgilisince Hazine ve Maliye Bakanlığının “Muhtelif Gelirler” hesabına yatırılması sağlanır. (2) Buna dair makbuz örneğinin, Bakanlığa gönderilen evraka eklenmesi veya tarih ve sayısının Bakanlığa yazılan sevk yazısında belirtilmesi gerekir. Diğer masraflar MADDE 11 – (1) Tüm istinabe taleplerinde, talepte bulunulan yabancı ülke makamı tarafından istenilmesi halinde masrafın ödeneceğine dair ilgilisinden Türkçe taahhütname alınır, taahhütnamenin bir sureti, tercüme ettirilmeksizin sevk yazısına eklenir, istinabe talepnamesinde ek olarak belirtilmez. (2) Bilirkişi incelemesi istenilen istinabe taleplerinde, yabancı ülke makamlarınca talep edildiğinde ödenmek üzere, 1.000 TL’nin mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. (3) DNA testi istenilen hallerde 4.000 TL, kan tahlili yapılması istenilen hallerde 1.500 TL, Türkiye’de yapılacak tahlil ve DNA testi işlemlerine esas olmak üzere yurt dışından kan veya doku örneğinin alınması istenilen hallerde 1.000 TL’nin mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. Yabancı ülke makamlarınca istenilen masraflar MADDE 12 – (1) Yabancı ülke makamlarınca yerine getirilecek istinabe taleplerinde aşağıda belirtilen ülke uygulamaları esas alınır: a) Almanya; 1) Dinlenecek her bir tanık için 2.200 TL, 2) Ekonomik ve sosyal durum araştırmaları için 1.000 TL, avansın mahkeme veznesine yatırılması sağlanır. 3) Köln şehrindeki adres tespitleri için "Sparkkasse Köln-Bonn, IBAN: DE89 3705 0198 0093 1329 75, BIC: COLSDE33XXX" banka hesap numarasına açıklama kısmına "9709.000.1230.7" nolu muhasebe numarası ve dosya numarası yazılmak suretiyle 11 avro yatırılarak makbuz örneği Bakanlığa gönderilecek sevk yazısına eklenir. 4) Kiel şehri ile Essen ve Düsseldorf Başkonsolosluğumuzun görev bölgesindeki şehirlerde adres tespit talepleri için istenilen 13 avro veya karşılığı Türk lirasının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. b) Danimarka; 1) DNA testi taleplerinde asgari 8.953 Danimarka kronunun (Baba, anne ve çocuk dahil) mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. 2) Adres tespiti taleplerinde 115 Danimarka kronunun mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. 3) Kan tahlili ve kan örneği alınması taleplerinde ise talebin içeriğine göre bildirilecek ücret Kopenhag Büyükelçiliği “Hesap sahibi: Turkish Embassy, Banka adı: Danske Bank-Danimarka, Şube No: 4001, Hesap No: 10409381, IBAN No: DK09 3000 0010 4093 81, SWIFT Kodu: DABADKKK” hesabına yatırılması sağlanır. c) Kanada; 1) Quebec Eyaleti’nde dinlenecek her bir tanık için 1.500 TL’nin mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. Bu husus Bakanlığa gönderilecek sevk yazısında belirtilir. ç) Kongo Demokratik Cumhuriyeti; 1) 100 ABD dolarının mahkeme veznesine avans olarak yatırılması sağlanır. (2) Bunların dışında kalan istinabe taleplerinde, devletler nadiren masraf talep ettiklerinden posta gideri dışında avans alınmaz. BEŞİNCİ BÖLÜM Ortak Hükümler Ülkemizde dolaşımda bulunmayan paralar MADDE 13 – (1) Yabancı ülke makamlarınca yurt dışı tebligat ve/veya istinabe talebinin yerine getirilmesi için Ülkemizde dolaşımda bulunmayan para cinsinden masraf istenilmesi halinde, Ülkemizde bulunan bankalardan birine başvuru yapılarak, yurt dışı muhabir bankaların verdiği hizmetlerden faydalanmak suretiyle istenilen para cinsinden ödemenin yapılması sağlanır. Masrafın hazineden karşılandığı talepler MADDE 14 – (1) Adlî yardım talepli veya kamu davası niteliğinde bulunması nedeniyle masrafların resen Hazineden karşılandığı dosyalarda; a) İstenilen posta giderinin Hazineden karşılanmak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığının “Muhtelif Gelirler” hesabına yatırılması sağlanır. Makbuz örneği Bakanlığa gönderilecek sevk yazısına eklenir veya tarih ve sayısı yazıda belirtilir. b) Yabancı ülke makamlarınca peşin istenilen masrafların Hazineden karşılanmak suretiyle yatırılması sağlanır. Makbuz örneği adlî yardımlaşma evrakına eklenir. c) Avans olarak vezneye yatırılması istenilen masraflar yatırılmaz. Bununla birlikte, işlemin tamamlanmasından sonra istenilen masrafın Hazineden karşılanmak suretiyle yatırılması sağlanır. Makbuz örneği Bakanlığa gönderilir. ç) “Taahhütname” alınmaz. Avansların yatırılması MADDE 15 – (1) Yukarıdaki maddeler uyarınca masrafın mahkeme veznesine avans olarak yatırılmasının istenildiği durumlarda; a) Avansın yurt dışı tebligat ve/veya istinabe talep eden kurumun kendi hesabına ya da veznesine yatırılması, b) Makbuz örneğinin Bakanlığa gönderilecek sevk yazısına eklenmesi veya tarih ve sayısının yazıda belirtilmesi, c) Makbuz örneğinin tercüme ettirilmemesi ve yabancı makama gönderilecek tebligat ve/veya istinabe talepnamesinde ek olarak belirtilmemesi, takım evraka eklenmemesi, gerekir. ALTINCI BÖLÜM Son Hükümler Yürürlük MADDE 16 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2021 tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 17 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.
  9. Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde uygulanan ve Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan 2021 yılında uygulanacak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, Resmi Gazete’nin 24.10.2020 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığından: AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ GENEL HÜKÜMLER Amaç ve kapsam MADDE 1 – (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir. (3) Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, bu Tarife hükümleri üzerinden yapılmış olarak kabul edilir. Avukatlık ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez. (2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir. Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti MADDE 3 – (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur. (2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. Birden çok avukat ile temsil MADDE 4 – (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez. Ücretin tümünü hak etme MADDE 5 – (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır. Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 6 – (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz. Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret MADDE 7 – (1) Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar davanın nakli, davanın açılmamış sayılması, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. (2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. (3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez. Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret MADDE 8 – (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur. Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret MADDE 9 – (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz. (2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez. Manevi tazminat davalarında ücret MADDE 10 – (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret MADDE 11 – (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 4.800,00 TL’ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. (2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir. (3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur. (4) Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır. (5) Tahliyeye ilişkin icra takiplerinde bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücrete hükmedilir. Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. (6) İcra dairelerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen maktu ücrettir. Ancak belirlenen ücret asıl alacağı geçemez. Tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinde ücret MADDE 12 – (1) Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre vekâlet ücretine hükmedilir. (2) Tüketici hakem heyetlerinde avukat aracılığı ile takip edilen işlerde, avukat ile müvekkili arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda bu Tarifenin birinci kısım ikinci bölümünün tüketici hakem heyetlerine ilişkin kuralı uygulanır. Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret MADDE 13 – (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. Ceza davalarında ücret MADDE 14 – (1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. (2) Ceza hükmü taşıyan özel kanun, tüzük ve kararnamelere göre yalnız para cezasına hükmolunan davalarda bu Tarifeye göre belirlenecek avukatlık ücreti hükmolunan para cezası tutarını geçemez. (3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemelerine yapılan başvurularda, bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret ikinci kısmın ikinci bölümünün sekizinci sırasındaki ücretten az, onikinci sıra numarasındaki ücretten fazla olamaz. (4) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. (5) Ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü veya ilk derece mahkemesinin kararına yapılan itiraz üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir. Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret MADDE 15 – (1) Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri genel kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedilir. (2) Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz. Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret MADDE 16 – (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur. (2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır: a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanır. Şu kadar ki miktarı 7.200,00 TL’ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, 1.080,00 TL. maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücrettir. c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 1.080,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek bu Tarifeye göre belirlenir. Tahkimde ve Sigorta Tahkim Komisyonunda ücret MADDE 17 – (1) Hakem önünde yapılan her türlü hukuki yardımlarda bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Sigorta Tahkim Komisyonları, vekalet ücretine hükmederken, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak kaydıyla bu Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine bu Tarifeye göre hesaplanan ücretin beşte birine hükmedilir. Konusu para ile ölçülemeyen işlerde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen maktu ücrete hükmedilir. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine öngörülen maktu ücretin beşte birine hükmedilir. Sigorta Tahkim Komisyonlarınca hükmedilen vekalet ücreti, kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) 28/1/2012 tarihli ve 28187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliğinin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Tahkim Kurulu, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar için öngörülen avukatlık ücretine hükmeder. İş takibinde ücret MADDE 18 – (1) Bu Tarifeye göre iş takibi; yargı yetkisinin kullanılması ile ilgisi bulunmayan iş ve işlemlerin yapılabilmesi için, iş sahibi veya temsilci tarafından yerine getirilmesi kanunlara göre zorunlu olan iş ve işlemlerdir. (2) Bu Tarifede yazılı iş takibi ücreti bir veya birden çok resmi daire, kurum veya kuruluşça yapılan çeşitli işlemleri içine alsa bile, o işin sonuçlanmasına kadar yapılan bütün hukuki yardımların karşılığıdır. Dava vekili ve dava takipçileri eliyle takip olunan işlerde ücret MADDE 19 – (1) Dava vekilleri tarafından takip olunan dava ve işlerde de bu Tarife uygulanır. (2) Dava takipçileri tarafından takip olunan dava ve işlerde bu Tarifede belirtilen ücretin 1/4’ü uygulanır. Tarifede yazılı olmayan işlerde ücret MADDE 20 – (1) Bu Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar için, işin niteliği göz önünde tutularak, bu Tarifedeki benzer işlere göre ücret belirlenir. Uygulanacak tarife MADDE 21 – (1) Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır. Seri davalarda ücret MADDE 22 – (1) İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir. Kötü niyetli veya haksız dava açılmasında ücret MADDE 23 – (1) Kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece 1136 sayılı Kanun ve bu Tarife esas alınarak takdir olunur. Yürürlük MADDE 24 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
  10. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 7251 Sayılı Kanunun Tanıtımı 1. VİDEO Bu videoda, Prof. Dr. Selçuk Öztek, HMK m. 20, 28, 36, 38, 42, 436 ve 440. maddelerindeki değişiklikleri ele almakta 2. VİDEO Bu videoda, Doç. Dr. Kudret Aslan, HMK m. 97,107, 116, 120, 123, 125, 310 ve 314. maddelerindeki değişiklikleri ele almakta 3. VİDEO Bu videoda, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, HMK m. 127,139, 140, 141, 177 ve 206. maddelerindeki değişiklikleri ele almakta 4. VİDEO Bu videoda, Prof. Dr. Serdar Kale, HMK 147, 149, 183/A, 186, 215, 222, 281 ve 290. ; 5235 Sayılı Kanunun 5 ve 7. ; 6769 Sayılı Kanun 156. maddelerindeki değişiklikleri ele almakta. 5. VİDEO Bu videoda, Doç. Dr. Bilgehan Yeşilova , HMK 305/A, 306, 317, 391, 393, 394 ve 402. maddelerindeki değişiklikleri ele almakta. 6. VİDEO Bu videoda, Doç. Dr. Tolga Akkaya , HMK 341, 353, 358, 359, 362, Geçici Madde 3 ile 3402 Sayılı Kanunun Ek 6. maddelerindeki değişiklikleri ele almakta. 7. VİDEO Bu videoda, Doç. Dr. İbrahim Ermenek, HMK 323 ve 331. ; İİK 8/a, 78 ve 258.; TTK 4. ; TKHK 73/A maddelerindeki değişiklikleri ele almakta
  11. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, iş sözleşmesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaret içeren resim ve sözlü paylaşımları nedeniyle feshedilmesini; sosyal paylaşım sitelerindeki resimli ve sözlü paylaşımların eleştiri sınırlarını aşması, hakaret boyutunda olması ve bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açması nedeniyle haklı buldu. İşveren'in işçinin iş akdinin " Sosyal medyada yer alan ve içerik açısından konusu suç teşkil eden Cumhurbaşkanına, devlet organlarına, devlet büyüklerine hakaret içeren paylaşımları mesai saatleri içerisinde yapması" dolayısıyla feshetmesi sonrasında açılan işçinin açmış olduğu feshin geçersizliği, işe iadesi ve yasal sonuçlarına hükmedilmesi talepli bir davada Yerel Mahkeme davanın reddine karar verdi. Davacı işçinin istinaf talebi ise Bölge Adliye Mahkemesince özetle; “Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere davacının sosyal paylaşım sitesinde kendi hesabından birden fazla paylaşımda, eleştiri sınırlarını aşan açıklamalarda bulunduğu, bu paylaşımların eleştiri düzeyini aştığı anlaşılmaktadır.Dosya içeriğine göre davacının iş sözleşmesinin Cumhurbaşkanına yönelik hakaret içeren sosyal paylaşımları nedeniyle tazminatsız feshedilmiştir. Paylaşımlarının eleştiri sınırlarını aştığı, hakaret boyutunda olduğu anlaşılmaktadır. Davacı ... Büyükşehir Belediyesine bağlı işyerinde çalışan bir kişidir. Davacının bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı sabittir. İlk Derece Mahkemesince feshin haklı nedenle feshedildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir...” gerekçeleriyle esastan reddine karar verildi. Uyuşmazlığın Yargıtay'a gelmesi sonrasında ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; "Somut uyuşmazlıkta, dosya içeriğine göre davacının iş sözleşmesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaret içeren resim ve sözlü paylaşımları nedeniyle feshedildiği sabit olup, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacının sosyal paylaşım sitelerindeki resimli ve sözlü paylaşımlarının eleştiri sınırlarını aştığı, hakaret boyutunda olduğu anlaşılmaktadır. Davacının bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı sabittir. Buna göre, feshin geçerli nedene dayandığının kabulü ile davanın reddi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçe ile reddi hatalıdır. " gerekçesiyle temyiz edilen istinaf mahkemesi kararını ortadan kaldırarak davanın reddine karar verdi. T.C YARGITAY 9.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 10551 Karar: 2019 / 9177 Karar Tarihi: 18.04.2019 MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 30. HUKUK DAİRESİ MAHKEMESİ : ... 31. İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur. ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi'nin kararı süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; müvekkilinin 20.05.1998 tarihinde davalı işveren idarenin alt işvereni olan şirketlerde çalışmaya başladığını, 30.06.2016 tarihinde iş akdinin " Sosyal medyada yer alan ve içerik açısından konusu suç teşkil eden Cumhurbaşkanına, devlet organlarına, devlet büyüklerine hakaret içeren paylaşımları mesai saatleri içerisinde yapmanız" iddiasıyla haksız feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğinin tespiti ile müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili; davacının sosyal medyada mesai saatleri içerisinde yaptığı paylaşımlar nedeniyle Çalışma ve Disiplin Kurulu'nun 24.06.2016 tarihli 2016/004 sayılı kararıyla iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının paylaşımları ile ilgili ... Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosunca 2016/68057 soruşturma nolu dosya ile tahkikat başlatıldığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, ''...Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü'nde çalışan davacının sosyal medya üzerinde yaptığı paylaşımlar konusunda kin ve nefret dili kullanmaksızın görüş ve düşüncelerini ifşa edebileceği, ancak sosyal medya üzerinden yayınlanan içeriklerin günümüzde hızlı şekilde geniş kitlelere yayıldığı gözetildiğinde tüm hesap kullanıcılarının yapıcı dil kullanmaları gerektiği ayrıca davacı işçinin mesai saatleri içerisinde paylaşımlar yaparak işyeri kurallarına da aykırı davrandığı, bu kapsamda davalı işverenlikçe yapılan feshin haklı olduğu... '' gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ç) İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince özetle; “Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere davacının sosyal paylaşım sitesinde kendi hesabından birden fazla paylaşımda, eleştiri sınırlarını aşan açıklamalarda bulunduğu, bu paylaşımların eleştiri düzeyini aştığı anlaşılmaktadır. Dosya içeriğine göre davacının iş sözleşmesinin Cumhurbaşkanına yönelik hakaret içeren sosyal paylaşımları nedeniyle tazminatsız feshedilmiştir. Paylaşımlarının eleştiri sınırlarını aştığı, hakaret boyutunda olduğu anlaşılmaktadır. Davacı ... Büyükşehir Belediyesine bağlı işyerinde çalışan bir kişidir. Davacının bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı sabittir. İlk Derece Mahkemesince feshin haklı nedenle feshedildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir...” gerekçeleriyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. F) Temyiz başvurusu : Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. E) Gerekçe: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/II.c.1 maddesinde açıkça, feshin geçerli nedenlere dayandığının ispat yükü davalı işverene verilmiştir. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu kanıtlayacaktır. Buna göre fesih işlemini yazılı yapmış olması, belli durumlarda işçinin savunmasını istediğini belgelemesi, yazılı fesih işleminin içeriğinde dayandığı fesih sebeplerini somut ve açık olarak göstermiş olması gerekir. İşverenin biçimsel koşulları yerine getirdiği anlaşıldıktan sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunun kanıtlanması aşamasına geçilecektir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması olasılığından kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez. İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir. İspat yükü kendisinde olan işveren, geçerli ve haklı nedende davacının davranışının veya yetersizliğinin işyerinde olumsuzluklara yol açtığını ve iş ilişkisinin çekilmez hal aldığını da ispat etmelidir. Somut uyuşmazlıkta, dosya içeriğine göre davacının iş sözleşmesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaret içeren resim ve sözlü paylaşımları nedeniyle feshedildiği sabit olup, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacının sosyal paylaşım sitelerindeki resimli ve sözlü paylaşımlarının eleştiri sınırlarını aştığı, hakaret boyutunda olduğu anlaşılmaktadır. Davacının bu davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı sabittir. Buna göre, feshin geçerli nedene dayandığının kabulü ile davanın reddi gerekirken Mahkemece yazılı gerekçe ile reddi hatalıdır. Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir. H) HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- İlk Derece Mahkemesi'nin kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyiz edilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Alınması gereken 44,40 TL karar-ilam harcından peşin alınan 29,20 TL'nin mahsubu ile bakiye 15,20 TL karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 4-Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Kullanılmayan avansların talep halinde ilgilisine iadesine, 7-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, Kesin olarak 18/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
  12. Avukatın gözaltında bulunan müvekkilleriyle görüştürülmemesi ve bu süreçte yaşananlar hakkında TBMM Kamu Denetçiliği Kurumu´nun (Ombudsmanlık) Tavsiye Kararı 03/02/2020 tarihinde Ankara ili Kızılay bölgesinde gerçekleşen eylem sırasında gözaltına alınanların avukatları ile görüştürülmemesi sonrası TBMM Kamu Denetçiliği Kurumuna (Ombudsmanlık) yapılan müracaat sonrası verilen Tavsiye Kararının TAM METNİNE buradan ulaşabilirsiniz!
  13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“Ticaret Kanunu”) 11. maddesinde ticari işletmenin tanımına yer verilmiş ve ticari faaliyetlerde devamlılığın sağlanması, ticari işletmenin temel unsurlarından biri olarak belirlenmiştir. İşletmelerin devamlılığının sağlanabilmesi için işletme sahiplerinin kredi veya finansman ihtiyacı hâsıl olmaktadır. Tacirlerin söz konusu kredi ihtiyaçları kefalet, garanti veya şahsi teminat gibi araçlarla karşılanabildiği gibi ayni teminatlar aracılığıyla da karşılanabilmektedir. Ayni teminat verilmesi ise, teminata konu taşınır veya taşınmaz varlık üzerinde rehin hakkı kurulmasıyla gerçekleşmektedir. Av. Özlem ALTAY & Av. Elif Bilge İNCESU İstanbul Barosu Dergisinin 2020/1 sayısında yayınlanmıştır. Giriş 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“Ticaret Kanunu”) 11. maddesinde ticari işletmenin tanımına yer verilmiş ve ticari faaliyetlerde devamlılığın sağlanması, ticari işletmenin temel unsurlarından biri olarak belirlenmiştir. İşletmelerin devamlılığının sağlanabilmesi için işletme sahiplerinin kredi veya finansman ihtiyacı hâsıl olmaktadır. Tacirlerin söz konusu kredi ihtiyaçları kefalet, garanti veya şahsi teminat gibi araçlarla karşılanabildiği gibi ayni teminatlar aracılığıyla da karşılanabilmektedir. Ayni teminat verilmesi ise, teminata konu taşınır veya taşınmaz varlık üzerinde rehin hakkı kurulmasıyla gerçekleşmektedir. Türk hukukunda, taşınırlar üzerinde rehin hakkı kurulması, söz konusu taşınır varlığın zilyetliğinin alacaklıya devri ile mümkündür. Bu prensip Türk Medeni Kanunu’nun (“Medeni Kanun”) 939. maddesinde “…taşınırlar, ancak zilyetliğin alacaklıya devri suretiyle rehnedilebilir.” denilerek ifade edilmiştir. Medeni Kanun’da taşınırlar için benimsenen bu prensip, aynı kanunun 954. maddesi uyarınca alacaklar üzerinde rehin kurulması bakımından da uygulanmaktadır. Bir diğer deyişle, taşınırlar veya alacaklar üzerinde rehin kurulması ancak taşınırların zilyetliğinin veya alacağın rehin alana devri ile mümkündür. Zilyetlik rehin alana geçirildiğinde, rehin alacaklısı rehine özgü rehin zilyetliğine sahip olur1. Ancak Medeni Kanun’da benimsenen prensipler çerçevesinde rehin hakkı tesis edildiğinde, tacir zilyetliğini devrettiği taşınır varlıkları kullanamayacak, taşınır varlıklardan yararlanamayacak ve ticari faaliyetini kısmen veya tamamen sürdüremeyecek duruma gelecektir. Bu durum, ticari işletmenin devamlılık unsuru ile çeliştiği için, ticari işletme kapsamındaki taşınırlar veya alacakların rehni bakımından Medeni Kanun’daki düzenlemelerden farklı bir usulün benimsenmesi gerekmiştir. Ticari faaliyetlerinin devamlılığını etkilemeden, kredi sağlanması amacıyla ilk olarak 21.07.1971 tarihli 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu (“Mülga Kanun”) çıkarılmış, teslimli taşınır rehinine istisna getirilmişti. Mülga Kanun ile “teslimsiz rehin”, “sicilli menkul rehni” veya “menkul ipoteği” rehin yöntemleri benimsenmişti2. Günümüz ihtiyaçlarına daha iyi bir şekilde cevap verebilmek ve bu tip rehin yöntemlerine ilişkin uygulama alanlarını ve rehnin konusunu genişletmek amacıyla 28.10.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu (“Taşınır Rehni Kanunu” veya “Kanun”) kabul edilmiş ve Ticari İşletme Rehni Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Türk kanun koyucular Alman hukukundaki benzer düzenlemeleri de göz önünde bulundurarak Taşınır Rehni Kanunu’nu düzenlemişlerdir. Alman hukukunda teslimsiz kurulan rehinlerde, rehne konu varlık hem bir teminat kaynağı hem de rehin veren borçlu tarafından kullanılmaya devam edilmesi sebebiyle bir yandan da fon kaynağı olarak nitelendirilmektedir. Bu şekilde ikili fayda sağlaması sebebiyle Alman kanun koyucular ve mahkemeler teslimsiz şekilde gerçekleşen teminat türlerini ciddi bir şekilde desteklemektedirler3. Çalışmamızın amacı, Taşınır Rehni Kanunu uyarınca taşınırlar üzerinde rehin kuruluşuna ilişkin güncel sorunları ele alıp değerlendirmektir. Bu amaçla çalışmamızın ilk bölümünde Taşınır Rehni Kanunu’nun zaman bakımından uygulanması sorununa, ikinci bölümde rehnin kuruluşuna ilişkin getirdiği önemli yeniliklere, üçüncü bölümde uygulanabileceği işlemler ve istisnalarına; dördüncü bölümde taşınır rehninin kuruluşuna, beşinci bölümde detaylı bir şekilde taşınır rehnine konu olabilecek varlıklara ilişkin incelemelerimize yer verilecektir. Son olarak ise rehin türleri ve değer tespitine, değinilecektir. 1. TAŞINIR REHNİ KANUNU’NUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI SORUNU Taşınır Rehni Kanunu 28.10.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmış, 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bir diğer deyişle, Taşınır Rehni Kanunu 01.01.2017 tarihinden sonra kurulmuş taşınır rehinleri bakımından uygulama bulacaktır. Taşınır Rehni Kanunu ile Ticari İşletme Rehni Kanunu ilga edildiğinden, Taşınır Rehni Kanunu Geçici Madde 1 ile Ticari İşletme Rehni Kanunu’ndan Taşınır Rehni Kanunu’na geçiş aşamasını düzenlemiştir. Geçici Madde 1’e göre; “(1) Bu Kanun, yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan dava ve takiplere uygulanmaz. (2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ticari işletme veya esnaf işletmeleri üzerinde tesis edilen rehin haklarına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri uygulanmaya devam eder.” Geçici madde 1’de Taşınır Rehni Kanunu’nun yürürlük tarihinden önceki taşınır rehinlerine uygulanmayacağı öngörülmekle birlikte, Mülga Kanun döneminde kurulmuş ancak Taşınır Rehni Kanunu’nun yürürlük tarihinden sonra işletmeye yeni olarak gelecek taşınır malvarlığı değerlerinin akıbetinin ne olacağı hakkında bir düzenleme yapılmamıştır. İşletmeye yeni olarak gelen bu taşınır malvarlığı değerlerinin nasıl rehnedileceği açıkça belirlenmemiştir. İlgili taşınır üzerindeki rehin, Mülga Kanun’daki usullere uyularak Ticaret Sicili’ne mi tescil edilecektir yoksa yeni kanun uyarınca kurulan Rehinli Taşınır Sicili’ne (“Sicil”) mi? Bu konu doktrinde tartışmaya açıktır. İşletmenin faaliyetine özgülenmiş tamamen yeni bir taşınırın, örneğin bir menkul işletme tesisatının, halihazırda rehinli mevcut işletmeye dahil edilmesi, Mülga Kanun’un 10/4. maddesi anlamında, yeni bir rehin hakkı tesis edilmesi ve bu yeni rehnin Ticaret Sicili’ne tescil edilmesi gerekliliğini doğurmaktadır. Antalya ve Acar’a göre, mevcut rehne yeni taşınırların eklenmesi durumunda, ilgili eklenen taşınırlar üzerinde kurulacak rehin yeni bir rehin niteliğinde olacaktır. Zira söz konusu yeni eklenen taşınırlar, işletme rehninin kurulduğu sırada rehin verenin mülkiyetinde bulunmamaktadır. Bu sebeple, Taşınır Rehni Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra rehinli işletmeye yeni eklenen taşınırlar üzerindeki rehin hakkının tesisi Taşınır Rehni Kanunu hükümlerine tabii olmalıdır4. Taşınır Rehni Kanunu hükümlerine uygun yeni bir rehin sözleşmesi düzenlenmeli ve Rehinli Taşınır Sicili’nde ilgili taşınırlar tescil ettirilmelidir. Kanun’un zaman bakımından uygulanması açısından rehinli taşınırlar ile ilgili gerçekleşebilecek bir diğer ihtimal, işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş bir taşınırın Taşınır Rehni Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra başkalarıyla değiştirilmesidir. Antalya ve Acar, Mülga Kanun’un 10/3. maddesi uyarınca değiştirme durumunda, rehinli taşınır listesinin noter marifetiyle değiştirilmesini yeterli görmüştür. Sonuç olarak, ticari işletme üzerinde kurulmuş olan rehin değiştirilmiş yeni taşınır üzerinde de devam eder ve Taşınır Rehni Kanunu uygulanmaz5. Ticari işletme rehni kapsamında kurulan rehinlerde, zaman bakımından uygulamada dikkat edilecek bir diğer husus sicile tescilin kurucu etkisidir. Mülga Kanun’un 5. maddesinde, rehin hakkı, işletmenin kayıtlı bulunduğu Ticaret veya Esnaf ve Sanatkarlar Sicili’ne tescil ile doğar. Rehnin sicile tescili için kanunda belirlenen süre rehin sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren 10 gündür. Tescil, rehin hakkı bakımından kurucu olduğundan, Taşınır Rehni Kanunu yürürlüğe girdiği 01.01.2017 tarihinden önce rehin sözleşmesi yapılmış ancak rehin henüz tescil edil memişse ve rehin tescili 01.01.2017’den sonra yapılmışsa, ilgili taşınır rehni Taşınır Rehni Kanunu hükümlerine tabi olur6. Örneğin rehin sözleşmesi taraflar arasında 30.12.2016 tarihinden imzalanmış, rehin ise 05.01.2017 tarihinde tescil edilmişse, rehne artık Taşınır Rehni Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Mülga Kanun döneminde rehin yoluyla teminat altına alınan alacaklar bakımından durum ise farklılık göstermektedir. Mülga Kanun döneminde kurulmuş alacak rehinlerine 01.01.2017 tarihinden sonra yenilerinin eklenmek istenmesi durumda ne olacaktır? Antalya ve Acar’a göre, Mülga Kanun dönemi itibariyle taşınmaz rehnine ilişkin Medeni Kanun hükümlerine atıf yapılmış olduğundan, ilgili rehinli alacakların anapara rehni mi yoksa üst sınır rehni mi olup olmadıklarına bakmak gerekir. Kurulu rehin anapara rehni ise, hali hazırda alacağın ne kadar olduğu belli olduğundan ve bu miktar sicilde tescil edildiğinden, bu alacaklar bakımından yeni bir alacak eklenmesi mümkün değildir. Ancak rehinli alacak üst sınır rehni ise, eklenecek olan alacak bedelleri üst sınırın altında kaldığı sürece Mülga Kanun hükümlerine tabi olacaktır7. 2. TAŞINIR REHNİ KANUNU’NUN REHNİN KURULUŞUNA İLİŞKİN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ YENİLİKLER Taşınır Rehni Kanunu ile birçok yenilikler getirilmiş olup aynı zamanda da ticari hayatın akışına uygun, pratik ve kolaylaştırıcı yöntemler getirilmeye çalışılmıştır. İlk olarak, ticari işletme rehni sözleşmesine taraf olabilecek kişilerin sınırları genişletilmiştir. Ticari işletme maliki olmayan ancak esnaf veya tacir sıfatını haiz kişilere de teslimsiz rehin sözleşmesi yapma hakkı tanınmıştır. Taşınır rehninin konusu olabilecek varlıkların sınırı da genişletilmiştir. Alacaklar, çok yıllık ürün veren ağaçlar, fikri ve sınai mülkiyete konu haklar, hammadde, hayvan, her türlü kazanç ve iratlar, lisans ve ruhsatlar, kira gelirleri, kiracılık hakkı, her türlü elektronik cihaz gibi menkul işletme tesisatı, stoklar, ticaret unvanı ve/veya işletme adı, ticari işletme veya esnaf işletmesi ve üçüncü kişiler zilyetliğindeki taşınır varlık, hak ve paylı mülkiyet hakları gibi malvarlığı değerleri üzerinde teslimsiz rehin kurulmasına izin verilmiştir. Bir diğer yenilik ise taşınır rehinlerinde derecelendirme sistemidir. Medeni Kanun uyarınca, taşınır rehinlerinde ilerleme sistemi uygulanır. Bir diğer deyişle, taşınır üzerinde birden fazla rehin hakkı tesis edildiği durumda, mevcut rehinler arası ilişki öncelik prensibine göre düzenlenir. Rehin hakkının tesisi bakımından hangi rehin daha önceki bir tarihte kurulduysa öncelik hakkı ilgili rehin hakkı sahibinin olur. Bu sistem Mülga Kanun döneminde de benimsenmiş ve uygulanmıştır. Ancak Taşınır Rehni Kanunu ile önceki kanun döneminden farklı olarak derece sistemi kabul edilmiştir. Taşınır varlıklardaki derece sisteminde, taşınmazlarda olduğu gibi taşınır, farazi bölümlere ayrılır ve aralarında derece belirlenir. Derece sisteminin benimsenmesiyle, taşınır rehininin yaygınlaşacağı düşünülmektedir8. Başka bir getirilen yenilik ise Rehinli Taşınır Sicili’nin kurulmasıdır. Taşınır Rehni Kanunu uyarınca, zilyetliğin devri gerçekleşmeden taşınırlar üzerinde rehin kurulabildiğinden, özellikle üçüncü kişilere karşı hakkın ileri sürülebilmesi bakımından, rehinli taşınırlara aleniyet kazandırılması sorunu ortaya çıkmıştır. Bu amaçla Taşınır Rehni Kanunu Rehinli Taşınır Sicili’nin kurulması öngörülmüştür. Böylece herkese karşı ileri sürülebilmesi bakımından rehin hakkının mutlak hak niteliği korunmuştur. Rehinli Taşınır Sicili’ne ilişkin detaylı düzenlemelere, 31.12.2016 tarih ve 29935 sayılı Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği’nde yer verilmiştir. Taşınır Rehni Kanunu’nun 14/1. maddesi ile bu Kanun kapsamındaki rehin borçlusunun temerrüde düşmesi halinde rehin alacaklısının İcra ve İflas Kanununun 24. maddesi uyarınca rehinli taşınırın mülkiyetinin devrini talep edebileceği düzenlenmiştir. Şit’in görüşünün9 aksine Antalya, Acar ve Gürpınar’ın da benimsediği görüş olan, madde 14/1’deki imkanların Lex Commisoria yasağını ortadan kaldırmadığı görüşündeyiz10. Lex Commisoria yasağı uyarınca, rehin borçlusunun, rehin konusu olan borcu ödememesi durumunda bu rehinli varlığın kendiliğinden rehin alacaklısına geçeceğine ilişkin borç muaccel olmadan önce düzenlenen sözleşme hükümleri geçersiz sayılmaktadır11. Bu sebeple taraflar ancak borç muaccel olduktan sonra, rehne konu taşınır varlığın mülkiyetinin rehin alacaklısına devredilebilmesine yönelik geçerli bir sözleşme yapabilirler12. Yani borç muaccel olduğunda borcunu ödeyemeyeceğini anlamış olan malikin borcu yerine rehinli malın mülkiyetini alacaklıya teklif etmesi pekâlâ mümkündür13. 3. TİCARİ İŞLEMLERDE TAŞINIR REHNİ KANUNU’NUN UYGULANABİLECEĞİ İŞLEMLER 3.1. KANUNUN KAPSAMINDAKİ TİCARİ İŞLEMLER Taşınır Rehni Kanunu’nun 3. maddesinde Kanun’un uygulama alanı ifade edilmiştir. Buna göre “Bu Kanun bir borca güvence teşkil etmek üzere kurulan ve konusu bu Kanunda sayılan taşınır varlıklar olan rehinli işlemlere uygulanır.” Kanun’un lafzında uygulama alanı olarak ilgili maddede sayılan taşınır varlıklar esas alınmıştır. Bir diğer deyişle, Taşınır Rehni Kanunu’na göre ancak sayılan taşınır varlıklar üzerinde teslimsiz rehin kurulabilecektir. Oysa ki Mülga Kanun’un 1. maddesinde kanunun uygulama alanı olarak, ticaret veya esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı ticari işletme, olarak belirlenmişti. Taşınır Rehni Kanunu’nun 5. maddesinde ise ticari işletme, rehne konu olabilecek taşınır varlıklardan yalnızca biri olarak sayılmıştır. Taşınır Rehni Kanunu’nun uygulanması bakımından üzerinde durulması gereken iki unsur karşımıza “ticari işlem” ve “taşınırlar” olarak çıkmaktadır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 5. maddesine göre rehin sözleşmesine konu olabilecek taşınır varlıklar sayılmıştır. Öte yandan Kanun’da ticari işlemden ne anlamak gerektiği düzenlenmemiştir. Ticaret Kanunu’nun 3/1. maddesi uyarınca ticari iş, “Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlar” ile “ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiiller”dir. Ancak Mülga Kanun anlamında ticari işlemlerin sınırlarının yalnızca Ticaret Kanunu’nda tanımlanan ticari iş olarak belirlenmesi, Taşınır Rehni Kanunu’nun uygulama alanını son derece daraltmış olacaktır. Zira Taşınır Rehni Kanunu hükümlerine göre kredi kuruluşu, esnaf, çiftçi, üretici örgütü, serbest meslek erbapları gibi ticari işi olmayan kişiler de ticari rehne taraf olabileceklerdir. O halde Kanun’un adında yer alan “ticari işlemler”, işletme ve mesleki faaliyet kapsamında ya da ilgili olarak kazanç elde edilmek üzere yapılan her türlü işlem ve fiillerdir14. Ancak Taşınır Rehni Kanunu anlamında rehin sözleşmesine taraf olabilecek kişilerin, Taşınır Rehni Kanunu’nun 5. maddesinde sayılan taşınırlardan dahi olsa tüketici işlemleri veya adi borçlarının güvencesi olarak verdikleri rehinler Taşınır Rehni Kanunu kapsamının dışındadır. Tüketici işlemleri veya adi borçlar bakımından verilen rehinler Medeni Kanun hükümlerine tabi olacaktır. Kanunun uygulama alanına tacirlerin işledikleri haksız fiiller de girmektedir15. Örneğin Antalya ve Acar’a göre bir tacirin teslimat yaptığı kamyonla başka bir tacirin dükkânına çarpması (haksız fiil) nedeniyle doğan tazminat borcu için Taşınır Rehni Kanunu’nun 5. maddesinde sayılan taşınırlarını Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehin olarak verebilir. Ancak Poroy ve Yasaman bu kanaatte değildir16. Yine ticari iş karinesi gereğince, ticari iş sayılan borçlar bakımından verilen teminatlar Taşınır Rehni Kanunu hükümlerine tabi olacaktır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 1/3. maddesi uyarınca, Kanun bir borca güvence teşkil etmek üzere kurulan rehinlere uygulanacaktır. Kanun’un 4/6 (b). maddesine göre, borcun konusunun belirtilmesi rehin sözleşmesinin zorunlu unsurlarındandır. Bu sebeple sicil görevlisi rehnin tescilini yapmadan önce güvence altına alınan borcun ticari işlemlerden olup olmadığını kontrol edeceği gibi borcun konusunu da kontrol etmekle yükümlü olacaktır. 3.2. KANUNUN KAPSAMI DIŞINDA KALAN TİCARİ İŞLEMLER Taşınır Rehni Kanunu’nun ilgili maddelerinde Kanun’un uygulama alanına bazı istisnalar getirilmiştir. Taşınır Rehni Kanunu’nun 1/4 maddesi uyarınca, Taşınır Rehni Kanunu, konusu sermaye piyasası araçları ile türev araçlara ilişkin finansal sözleşmeler olan rehin sözleşmelerine ve mevduat rehnine uygulanmaz. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47. maddesine göre Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde kayden izlenen sermaye piyasası araçlarının rehni Seri IV, No 28 Tebliğ’in 19. maddesine tabidir17. Sermaye piyasası araçlarından menkul kıymetler ve özellikle; pay senetleri ve türevleri, tahviller ve türevleri, hazine bonoları, banka bonoları, gelir ortaklığı senetleri gibi menkul varlıklar anlaşılmaktadır. Pay senetlerinin Taşınır Rehni Kanunu kapsamına girmemesi için sermaye piyasasında işlem görmesi gerekmektedir. Bu nedenle, halka açık anonim şirketler ile borsada işlem gören anonim şirketlerin pay senetleri Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehne konu edilemez. Ancak sermaye piyasasında işlem görmeyen anonim şirketlerin payları (çıplak pay), limited şirketlerin senede bağlanan veya bağlanmayan ortaklık payları, kolektif şirketlerin pay senetleri üzerinde rehin kurulabilecek ve Taşınır Rehni Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Pay senetlerinin getirisi olan kar payları her ne kadar ayrı bir malvarlığı değeri ifade etseler de Taşınır Rehni Kanunu çerçevesinde rehnedilebilir. Taşınır Rehni Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağı bir diğer işlem türü mevduat rehnidir. Esasında bankalar nezdindeki mevduatlar mevduat sahibi için alacak teşkil etmektedir18. Taşınır Rehni Kanunu ile müstakbel alacaklar üzerinde de rehin kurulmasına imkan verilmiştir. Ancak 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda mevduat rehniyle ilgili açık bir hüküm mevcuttur. Bankacılık Kanunu 61. maddesi uyarınca, Medeni Kanun ve Türk Borçlar Kanunu (“Borçlar Kanunu”) hükümleri saklı kalmak kaydıyla, mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakları hiçbir şekilde sınırlandırılamaz. Bu sebeple, mevduat rehinleri de Taşınır Rehni Kanunu kapsamı dışında kalmaktadır. Ticari İşlemlerde Rehin Hakkının Kurulması ve Temerrüt Sonrası Hakların Kullanılması Hakkında Yönetmelik’in (“Uygulama Yönetmeliği”) 2/2. maddesinde bu yönetmeliğin uygulanmayacağı rehin sözleşmelerine yer verilmiştir. Kanunun düzenlenmesine uygun olarak yönetmelik; Sermaye piyasası araçları ile türev araçlara ilişkin finansal sözleşmeleri konu edinen rehin sözleşmeleri ile mevduat rehni, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Medeni Kanun’a göre kurulmuş taşınır rehni, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre kurulmuş araç rehni, 14/10/1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununa göre kurulan hava aracı ipoteği, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulan gemi ipoteği, 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununa göre kurulan maden hakları ve cevher rehni, sözleşmelerine uygulanmaz Taşınır Rehni Kanunu’nun uygulama alanının bir diğer istisnası Taşınır Rehni Kanunu’nun 1/5. maddesinde yer almaktadır. Anılan hükme göre tapu kütüğüne herhangi bir nedenle tescil edilen taşınırlar Taşınır Rehni Kanunu kapsamında değildir. İlgili hükümde düzenlenen taşınırlara örnek olarak bir taşınmazın eklentisi olarak tapuda gösterilen taşınırlar verilebilir. Benzer bir şekilde, Taşınır Rehni Kanunu’nun 8/3. maddesi uyarınca, Taşınır Rehni Kanunu uyarınca rehni mümkün olan taşınırlar içerisinde diğer kanunlar uyarınca bir sicile tescili zorunlu olanlar üzerinde Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehin tesis edilemez. Bu hükün aslında Kanun’un 5/1. maddesi ile çelişmektedir. Kanun’un 8/3. maddesi, madde 5/1’de numerus clausus (sınırlı sayıda sayma) ilkesi benimsenerek tek tek sayılmış olan taşınır varlıklardan bir sicile tescili zorunlu olanlarının Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehnedilemeyeceğini ifade etmektedir. Rehinli Taşınır Sicili’nin 13/4. maddesine göre, mevzuatı gereği özel sicillerine kaydı gereken, gemi, hava aracı, iş makinası, maden ve cevher ile motorlu taşıtlar üzerinde tesis edilen rehin hakları ilgili siciller tarafından sicil merkezine bildirilir. 4. TİCARİ İŞLEMLERDE TAŞINIR REHNİNİN KURULUŞU 4.1. REHİN SÖZLEŞMESİ 4.1.1. Sözleşmenin Tarafları Taşınır Rehni Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, rehin sözleşmesi ancak kredi kuruluşları ile tacir, esnaf, çiftçi, üretici örgütü, serbest meslek erbabı gerçek ve tüzel kişiler arasında yapılabilir ya da tacir ve/veya esnaflar arasında yapılabilir. İlk durumda kredi kuruluşunun sözleşmenin hangi tarafında yer alacağı açıkça belirtilmemiştir. İşin niteliği gereği, rehin alacaklısının kredi kuruluşları olabileceği anlaşılmaktadır19. Kredi kuruluşları ise, başta mevduat ve katılım bankaları olmak üzere finansal kiralama şirketleri, faktöring şirketleri ile Finansman Şirketleri Kanunu uyarınca faaliyet gösteren finansal kuruluşlar ile kredi ve kefalet sağlayan kamu ve özel kurum ve kuruluşlardır20. Taşınır Rehni Kanunu ile birlikte kredi kuruluşlarının taşınır rehni karşılığında kredi vermesine olanak sağlanırken, tacirlerin kendi aralarında ya da tacirle esnaf arasında ya da esnaf ile esnaf arasında rehin sözleşmesi yapma imkanı sağlanmıştır. Bu, kanunun tanımış olduğu önemli bir yeniliktir. 4.1.2. Sözleşmenin Şekli Taşınır Rehni Kanunu’nun 4/2. maddesi uyarınca, rehin sözleşmesi yazılı olarak veya güvenli elektronik ortamda düzenlenir. Bu iki seçenekten biri seçilebilir. Yazılı olarak düzenlenen rehin sözleşmesinin Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilebilmesi için şekil şartı olarak tarafların imzalarının noterce onaylanması veya sözleşmenin Sicil yetkilisinin huzurunda imzalanması aranmaktadır. Bu bir geçerlilik şartıdır. Elektronik ortamda düzenlenen rehin sözleşmesinin Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilebilmesi için öncelikli olarak sözleşmenin güvenli elektronik imza ile onaylanması şarttır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5/1. maddesidir. İlgili hükme göre, kanunların resmi şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukuki işlemler ile teminat sözleşmeleri güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez. Elektronik imza ile ilgili bu genel hüküm uygulandığı takdirde, Taşınır Rehni Kanunu’nun düzenlemesi son derece anlamsız kalacaktır. Bu sebeple, Taşınır Rehni Kanunu çerçevesinde güvenli elektronik imza ile teminat verilmesi 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na getirilmiş bir istisna olarak düşünülmektedir21. 4.1.3. Sözleşmenin Zorunlu İçeriği Taşınır Rehni Kanunu’nun 4. maddesinde rehin sözleşmesinde bulunması zorunlu unsurlara belirtilmiştir. Buna göre, rehin sözleşmesinde rehin sözleşmesinin tarafı; borcun konusu, borcun miktarı, borcun miktarı belirli değilse rehnin ne miktar için güvence teşkil ettiği, ödenecek para cinsi ve rehnin azami miktarı, rehne konu varlık ile bu varlığın ayırt edici özelliklerini belirten seri numarası, üretim yılı, markası, belge seri numarası, şasi numarası, varsa GTİP ya da PRODTR sanayi ürünü kodu gibi hususların bulunması zorunludur. Kanunun özellikle rehne konu varlıkların ayırt edici özelliklerine rehin sözleşmesinde yer verilmesini düzenleme sebebi taşınır rehninde rehnin paraya çevrildiği anda alacağın kesin olarak belirlenebilir hale gelmesini sağlamaktır22. Zira taşınır rehninde, belirlilik ilkesi esastır. 4.1.4. Taşınır Rehni Siciline Tescil Taşınır Rehni Kanunu’nun 4/1. maddesi uyarınca rehin hakkının kurulabilmesi için Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil zorunlu bir unsurdur. Bu husus kanunda “Rehin hakkı, rehin sözleşmesinin Sicile tescil edilmesiyle kurulur” denilerek ifade edilmiştir. Bir diğer deyişle, rehin hakkı, sözleşmenin yapıldığı anda değil, sözleşmenin Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edildiği anda kurulur. Mülga Kanun döneminden farklı olarak Taşınır Rehni Kanunu, rehinli taşınırın tescili için ayrı bir sicil kurulmasını da öngörmüştür. Bu amaçla, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca Rehinli Taşınır Sicili kurulmuştur. Sicil ile ilgili hususlar ise Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği ile düzenlenir. Yönetmeliğin 11. maddesi uyarınca Bakanlığın Sicil’i denetleme ve gerektiğinde önlem alma yetkisi bulunmaktadır. Rehin sözleşmesinin tescil edilmesinde resen tescil ilkesi kabul edilmemiş olup, talebe bağlılık ilkesi kabul edilmiştir. Bu durum, Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği’nin 21/3. maddesinde “Tescil işlemi, kural olarak tarafların talebi üzerine yapılır” denilerek ifade edilmiştir. Sicil’e tescili talep edecek kişilerin kimler olması gerektiği ise Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği’nin 22. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili hüküm uyarınca “Kanuna göre rehin alacaklısı ve rehin veren sıfatına sahip kişiler ve bunların temsil ve ilzama yetkili kişileri rehin sözleşmesinin tescil ve değişiklik talebinde birlikte bulunur”. Yukarıda değinildiği üzere, Taşınır Rehni Kanunu 5/2. maddesi (c) 4 bendi uyarınca, ticari işletme veya esnaf işletmesi üzerinde rehin kurulması halinde, bu rehin Ticaret veya Esnaf Sicili’ne bildirilir. Bildirim yapılması bakımından sorumluluk Rehinli Taşınır Sicili memurlarına aittir. Buna benzer bir bildirim sorumluluğu, münferit taşınırların rehninde bu taşınırlarla ilgili işlemler için tutulan özel bir sicil bulunması halinde, ilgili sicillere bildirim yapılması bakımından da düzenlenmiştir (Taşınır Rehni Kanunu m. 5/2 (c) 2). Bildirim yapılacak diğer özel sicillere örnek olarak, gemi, hava aracı, iş makinası, maden ve cevher ile motorlu taşıtlar sicilleri verilebilir. Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilen hususun ilgili diğer sicillere bildirim zorunluluğunun olması, Mülga Kanun düzenlemeleri ile paraleldir. Bu anlamda, Taşınır Rehni Kanunu ile getirilen bir yenilik bulunmamaktadır. Rehin sözleşmesinin Sicil’e tescili bakımından Ticari İşletme Rehni Kanunu döneminde 10 günlük bir süre öngörülmekteydi. Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 5/2. maddesinde “Sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren 10 gün zarfında tescil talep edilebilir ve ilgili sicil memurluğunca bu işlem yerine getirilir” denilmesi sebebiyle, bu 10 günlük sürenin mahiyeti ile ilgili de tartışmalar doğmaktaydı. Doktrindeki kimi yazarlara göre bu 10 günlük süre hak düşürücü süre olarak yorumlanmıştı. Mülga Kanun’un 5/1. maddesinde rehnin Ticaret veya Esnaflar ve Sanatkar Sicili’ne tescil ile doğacağı düzenlendiğinden, rehin sözleşmesinin 10 gün içinde tescil edilmediği durumlarda sonradan rehin tescil edilemeyeceği için rehin hakkının da düştüğü ifade edilmekteydi23. Taşınır Rehni Kanunu’nda tescil için süre öngören bir hüküm yer almadığından yeni kanun döneminde bu tartışmalar son bulmaktadır. Sözleşmenin Sicil’e tescilinde, yeni kanun döneminde, taraflar arasında bir anlaşma varsa, bu anlaşmaya itibar edilerek, belirlenen süre içinde sözleşme Sicil’e tescil ettirilir. Taraflar arasında Sicil’e tescil süresi için bir anlaşma bulunmadığı durumlarda genel hükümler uygulanır ve Borçlar Kanunu’nun 90. maddesi uyarınca, tescil ettirme yükümlülüğü sözleşme yapılır yapılmaz doğar. Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği’nin 27/1 (d) hükmünde “Sicile tescil edilecek hususların, tarafların tam ve gerçek beyanına uygun olmaması veya kamu düzenine aykırılık oluşturması” tescil talebinin reddi sebebi olarak düzenlenmiştir. Rehinli Taşınır Sicili, Medeni Kanun anlamında resmi sicil niteliğini haizdir. Sicil’in resmi sicil niteliğinde olması ise Medeni Kanun’un 7. maddesi uyarınca, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturması anlamına gelir. Bir diğer deyişle sicile tescil edilen kayıtların doğruluğu hakkında karine bulunmaktadır. Sicil’deki kayıtların gerçeği yansıtmadığını iddia eden kişiler bu iddialarını ispatlamakla yükümlüdür. Medeni Kanun madde 7/2’ye göre ise, kayıtların içeriğinin doğru olmadığının ispatında herhangi bir şekil şartı bulunmamaktadır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 8.2. maddesi uyarınca Rehinli Taşınır Sicili alenidir. Ancak Sicil’i inceleme yetkisinin Ticaret Sicili’nde olduğu gibi herkese mi yönelik olduğu yoksa yalnızca ilgilisini ispat edenlerin mi Taşınır Rehni Sicili’ni inceleyebileceğine dair Kanun’da bir hüküm bulunmamaktadır. Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği bu soruna cevap vermiştir. Rehinli Sicil Yönetmeliği madde 26.1’e göre ilgisini ispat eden kişiler Sicil’den onaylı belge talebinde bulunabilir. Sicili inceleme yetkisi de ilgiyi ispat etme şartına bağlıdır. (Rehinli Sicil Yönetmeliği m.30.1) Sicilin aleni olması sebebiyle Medeni Kanun uyarınca kimsenin iyi niyeti korunmayacaktır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca, bir taşınırın rehni özel bir sicile tescil edilerek kuruluyorsa, ilgili taşınır, Taşınır Rehni Kanunu kapsamında Taşınır Rehni Sicili’ne tescil yoluyla rehin verilemez. Bir diğer deyişle, rehni özel sicile tescile bağlı taşınırların Taşınır Rehni Kanunu çerçevesinde teslimsiz rehni yasaktır. Kanunun bu düzenlemesi emredici bir hükümdür. Bu sebeple, başka bir sicile tescil edilmek suretiyle üzerinde rehin kurulan taşınırlar, herhangi bir şekilde, Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilmişse bu tescil yolsuz olacaktır. Kanun hükmü emredici olduğundan, hukuki imkansızlık sebebiyle rehin sözleşmesi de geçersiz olacaktır. Burada değinilmesi gereken önemli bir husus ise rehin ve rehin sözleşmesi arasındaki illiyettir. Taşınır Rehni Sicili’ndeki tescilin yolsuz olması durumunda hukuki imkansızlık sebebiyle rehin sözleşmesinin de geçersiz olması taşınır rehninin sebepten soyut olduğu ön kabulünden yola çıkılarak varılan bir yorumdur. Doktrinde tescil işleminin sebebe bağlı olduğu görüşü de savunulmuştur. Tescil işleminin sebebe bağlı olduğu kabul edilirse, rehin sözleşmesinin geçersizliğine dayanarak da tescilin geçersiz olduğu iddia edilebilir. Taşınır Rehni Kanunu kapsamında, rehinli taşınırın zilyetliği hala rehin verende kaldığından, üçüncü kişilerin rehne konu taşınırlar üzerinde hak sahibi olup olmaması, sicilin aleniyeti, sicile güven prensibi ve özellikle üçüncü kişilerin iyi niyetinin korunup korunmaması bakımından bazı sorunlar doğmaktadır. Aşağıda doğabilecek bu sorunlar ele alınacaktır. 4.1.4.1. Rehinli Taşınırlar Bakımından Hak Sahipliği Yukarıda, Rehinli Taşınır Sicili’nin Medeni Kanun’un 7. maddesi anlamında resmi bir sicil olduğuna değinilmişti. Resmi bir sicile güvenin korunması, istisnai ve özel bir durum oluşturmaktadır. Sicil’e güven ilkesi bakımından sistemimizdeki ana kural, sicile güven duyulmak suretiyle bir hakkın kazanılmasının ancak kanunun açıkça kabul ettiği hallerde mümkün olmasıdır. Ticari işletmenin (veya esnaf işletmesinin) bütünü üzerinde kurulan rehin, Ticaret (veya Esnaf ve Sanatkâr) Sicili’ne bildirildiği için ticari işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulması halinde, Rehinli Taşınır Sicili’ne güven ve güvenin korunması sorunu olmayacaktır. Sicil alenidir ve işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulup tescil edilmektedir. Bu durumda üçüncü kişiler iyi niyet iddiasında bulunamayacaktır. Bulunsalar bile iyi niyetleri korunmayacaktır. Şayet, ticari işlemler doğrultusunda işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulmayıp, belli taşınırlar üzerinde münferiden rehin kurulması özel bir sicile tescili gerektiriyorsa, Taşınır Rehni Kanunu’na göre rehin verilmesi zaten söz konusu olamayacağından, yine Taşınır Rehni Sicili’ne güven ve güvenin korunması sorunu olmayacaktır. Örneğin, motorlu araçlar Trafik Sicili’ne tescil edilir, üzerlerinde rehin kurulması halinde, rehin de Trafik Sicili’ne tescil edilir. Motorlu araç üzerinde ayni hak tesis etmek isteyen üçüncü kişi Trafik Sicili’ni kontrol etmekle yükümlüdür. Herhangi bir sicile tescili zorunlu olmayan taşınırların münferiden rehninde, Rehinli Taşınır Sicili’nden taşınırın maliki anlaşılmadığından, taşınıra ilişkin tasarruflarda üçüncü kişinin iyi niyetinin korunup korunmadığı tartışmaya açık bir konudur. Taşınır Rehni Kanunu’nun bu hususa açık bir çözüm getirmemesi sebebiyle, bu sorunun Medeni Kanun hükümleri uyarınca çözümlenmesi uygun olacaktır. Bilindiği üzere, Medeni Kanun’un 988. maddesi uyarınca bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen üçüncü kişinin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur. Yine Medeni Kanun’un 939. maddesi uyarınca, rehnedenin tasarrufta bulunma yetkisi olmasa bile, rehin konusu taşınıra iyi niyetle zilyet olan kimse, zilyetlik hükümlerine göre edinimi korunduğu ölçüde rehin hakkı kazanır. Sonuç itibariyle, genel hükümlere göre malikten veya emin sıfatıyla zilyetten iyi niyetli üçüncü bir kişinin ayni hak elde etmesi durumunda, üçüncü kişilerin iyi niyeti korunur ve bu kişiler taşınır üzerinde ayni hak kazanırlar. Yine herhangi bir sicile tescili zorunlu olmayan taşınırların münferiden rehninde; Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehin veren zilyedin (aynı zamanda genelde malik olur) Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde üçüncü kişi lehine teslime bağlı taşınır rehni kurmak suretiyle aynı taşınırı ikinci defa rehin vermek istemesi halinde, üçüncü kişilerin teslimli rehin sonucu rehin hakkı kazanması mümkün olmayacaktır. Bir diğer deyişle, Taşınır Rehni Sicili aleni olduğundan üçüncü kişiler iyi niyet iddiasında bulunamayacaklardır. Taşınır Rehni Kanunu kapsamındaki taşınır rehinlerindeki bir diğer sorun yolsuz tescil olması durumunda sicilde görünen hak sahipliğine dayanılarak yapılan işlemlerde iyi niyetin korunup korunmayacağıdır. Bu konu hakkında Taşınır Rehni Kanunu’nda herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Kural olarak, eşya hukuku prensipleri çerçevesinde, yolsuz tescile dayanarak işlem yapan üçüncü kişilerin iyi niyetleri korunur24. Örneğin Ahmet’e ait taşınmazın mülkiyeti yolsuz olarak Cemre adına tescil edilmiş ve banka da bu kayda güvenerek Cemre’den olan alacağına karşılık taşınmaz üzerinde bir ipotek hakkı tesis ettiğinde bankanın sicile duyduğu güven korunacağından banka ipotek hakkını kazanmış sayılacaktır. Ancak bizim de görüşlerine katıldığımız Antalya ve Acar’a göre yolsuz tescil durumunda sicile duyulan güvenin korunması Taşınır Rehni Kanunu bakımından söz konusu olamaz. Poroy ve Yasaman’a göre de sicil kaydına dayanılarak hak kazanılmasında sicile güven ilkesi geçerli değildir25. Arkan da bu görüştedir26 Taşınır üzerindeki rehin hakkı hukuka aykırı olarak tescil edildiğinde (yolsuz tescil) rehin hakkı sicilde şeklen var olmuş olacaktır. Yolsuz tescil sonucu sicilde rehin hakkı sahibi olarak görünen kişinin rehnin güvence oluşturduğu alacağı 3. kişiye temlik etmesi durumunda sicile duyulan güven korunmadığından alacak güvencesiz olarak devredilmiş olacaktır27. 4.1.4.2. Mülkiyetin Devrinin Sicil’e Tescili Taşınır Rehni Kanunu’nun 12/6. maddesi uyarınca, rehinli taşınırın mülkiyetinin üçüncü kişiye devredilmesi halinde, rehin veren bu devri Taşınır Rehni Sicil’e tescil ettirmekle yükümlüdür. Öte yandan Taşınır Rehni Kanunu’nda rehin verenin bu yükümlülüğe aykırı davranması halinde, yani rehinli taşınır varlığın devri Taşınır Rehni Sicili’ne tescil ettirilmediği takdirde Taşınır Rehni Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca rehin verene sadece adli para cezası uygulanacağı belirtilmiş ancak mülkiyetin devrinin sicile tescil ettirilmemesinin sonuçlarının ne olacağı açık bir şekilde düzenlenmemiştir. Medeni Kanun’un 988. maddesi uyarınca teslime bağlı taşınır rehinlerinde nasıl ki taşınırı zilyet olandan iyi niyetle kazanımı korunuyorsa, düşüncemize göre Taşınır Rehni Kanunu uyarınca kurulan ama Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilmemiş olan teslimsiz taşınır rehinde de üçüncü kişinin iyi niyeti korunması ve borçtan sorumlu olmaması gerekmektedir. 5. TİCARİ İŞLEMLERDE TAŞINIR REHNİNE KONU OLABİLECEK VARLIKLAR 5.1. TİCARİ İŞLETME ÜZERİNDE REHİN KURULMASI Taşınır Rehni Kanunu 5/2. maddesinde işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulması düzenlenmiştir. Ticari işletme rehninin kurulabilmesinin ön şartı Taşınır Rehni Kanunu 5. maddesinde sayılan taşınır varlıkların birisinin veya birkaçının borcu karşılaması halinde ticari işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulamayacağıdır28. Öte yandan Uygulama Yönetmeliği madde 17/3’de taşınır varlıklardan biri veya birden fazlasının borç miktarının tamamına ek olarak 1/5’den fazlasını karşılaması halinde işletmenin tümü üzerinde rehin kurulamayacağı ifade edilmiştir. Doktrinde bu hüküm eleştirilmiştir29. Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/2. maddesi uyarınca, rehin kuruluşu anında işletmenin faaliyetine özgü her türlü varlık rehne dahildir. Ancak, Uygulama Yönetmeliği’nin 17/1. maddesinde ise rehnin kuruluşu anında işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan taşınır ve taşınmaz varlıklar rehnedilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Uygulama Yönetmeliği’nin bu hükmü doktrinde özellikle Şit tarafından eleştirilmiş, Taşınır Rehni Kanunu sadece taşınırların rehnini düzenlerken, Uygulama Yönetmeliği ile taşınmazları da rehnin kapsamına dahil etmenin hata olduğunu vurgulamıştır30. Şit’e göre ilgili Uygulama Yönetmeliği’nin hükmü geçersizdir31. 5.2. TAŞINIR REHNİ KANUNU KAPSAMINDA TAŞINIRLAR ÜZERİNDE MÜNFERİDEN REHİN KURULMASI Ticari işlemlerde taşınır rehnine konu olabilecek varlıklar bakımından temel kurala (Taşınır Rehni Kanunu m. 8/3) yukarıda değinilmiş, özel bir sicile tescili zorunlu taşınır varlıklar üzerinde rehin kurulamayacağı ifade edilmişti. Taşınır rehnine konu olabilecek varlıklar bakımından bir diğer önemli düzenleme Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/1. maddesinde yer almakta ve maddede rehne konu edilebilecek taşınır varlıklara yer verilmektedir. İlgili maddede sayılan taşınırlar bakımından numerus clausus (sınırlı sayıda sayma) ilkesi benimsenmiştir. Bir diğer deyişle, Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/1. maddesinde sayılmayan taşınır varlıklar üzerinde Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehin kurulamaz. Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/1. maddesi uyarınca rehin hakkı aşağıda belirtilen taşınır varlıklar üzerinde kurulabilir: a) Alacaklar b) Çok yıllık ürün veren ağaçlar c) Fikri ve sınai mülkiyete konu haklar ç) Hammadde d) Hayvan e) Her türlü kazanç ve iratlar f) Başka bir sicile kaydı öngörülmeyen ve idari izin belgesi niteliğinde olmayan her türlü lisans ve ruhsatlar g) Kira gelirleri ğ) Kiracılık hakkı h) Makine ve teçhizat, araç, ekipman, alet, iş makinaları, elektronik haberleşme cihazları dâhil her türlü elektronik cihaz gibi menkul işletme tesisatı) ı) Sarf malzemesi i) Stoklar j) Tarımsal ürün k) Ticaret unvanı ve/veya işletme adı l) Ticari işletme veya esnaf işletmesi m) Ticari plaka ve ticari hat n) Ticari proje o) Vagon ö) Burada sayılan taşınırlardan üçüncü kişiler zilyetliğindeki taşınır varlık, hak ve paylı mülkiyet hakları Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/9. maddesi ile üçüncü bir kişiye taşınır varlığını bir başkası adına rehnetme imkanı getirilmiştir. Böylelikle üçüncü kişiler kendilerine ait taşınır varlıkları borçlu adına teslimsiz bir şekilde rehnedebileceklerdir. Kanunun düzenlediği taşınır rehnine konu olabilecek varlıklar bakımından özellikle fikri ve sınai mülkiyete konu haklar, alacaklar, hammadde, sarf malzemesi ve stokların rehnedilmesi hususları tartışmalıdır. Kanun uyarınca müstakbel alacakların da rehnedilebilmesi ve senede bağlılık bakımından alacağın teminatını teşkil eden rehin unsurlarının belirgin hale getirilmesi hususunda sorunlar bulunmaktadır. Aşağıdaki bölümlerde anılan konulardaki sorunlara değinilecektir. A.1.1 Fikri ve Sınai Mülkiyete Konu Hakların Rehin Verilmesi Fikri haklar kapsamına güzel sanat eserleri, ilim ve edebiyat eserleri, sinema eserleri, musiki eserleri ile işlenme ve derlemeler girerken sınai haklar kapsamına ise markalar, coğrafi işaret, tasarımlar, patentler, faydalı modeller, bitki çeşitliliği üzerine ıslahçı hakları, entegre devre topoğrafyaları girmektedir. Her ne kadar fikri ve sınai hakların ayni hak olduğu doğrudan doğruya söylenemese de, bu haklar herkese karşı ileri sürülebilen ve devredilebilen malvarlığı hakkı olduğu için fikri ve sınai hakların ayni haklara yaklaşan yönü olduğu kabul edilmektedir32. Fikri ve sınai haklar, ayni haklara yaklaşan yönünün bulunması ve devredilebilir nitelikte olmaları nedeniyle taşınır rehnine konu olabilirler33. Taşınır Rehni Kanunu’nun 8/3. maddesinde özel bir sicile tescili zorunlu taşınır varlıklar üzerinde Kanun kapsamında rehin kurulamayacağı ifade edilmiştir. Sınai haklardan olan markaların Marka Sicili’ne tescil edilmeleri sebebiyle Şit tarafından markalar üzerinde Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehin kurulamayacağı savunulmuştur34. Antalya ve Acar ise bu görüşe katılmayıp marka üzerinde taşınır rehni kurmanın mümkün olduğunu savunmaktadırlar. Bu görüşlerini savunurken, rehnin Marka Sicili’nde tescil edilmesinin kurucu olmamasına ve tescilin sadece üçüncü kişilerin iyi niyetinin önüne geçmek amacıyla yapılan bir tescil olmasına dayanmaktadırlar. Taşınır Rehni Kanunu’nun 8/3. maddesinde üzerinde rehin kurulması bakımından bir sicile tescilin zorunlu olduğu taşınır varlıkların Taşınır Rehni Kanunu kapsamına girmeyeceği düzenlenmiştir. Ancak fikri ve sınai mülkiyet hakları üzerinde rehin kurulması için bir sicile tescil zorunlu unsur değildir. Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 148/4. maddesi uyarınca, sınai haklara ilişkin hukuki işlemler yazılı şekle tabidir. Bir diğer deyişle, bir sınai hak üzerinde rehin hakkının doğması için rehin sözleşmesinin yazılı olarak yapılması yeterlidir. Sicile tescil kurucu etkiye sahip değildir35. Sınai Mülkiyet Kanunu’nda benimsenen yaklaşım Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda da yer almaktadır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 52. maddesine göre fikir ve sanat eserleri üzerinde rehin hakkı yazılı bir sözleşmenin yapılmasıyla kurulur, sicile tescil zorunlu değildir. Ayrıca, Rehinli Taşınır Sicili Yönetmeliği’nin 13/3. maddesinde fikri ve sınai mülkiyet hakları üzerinde Taşınır Rehni Kanunu uyarınca rehin kurulması halinde, bu rehin hakkının ilgili sicillere bildirileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle, bizim de görüşümüz fikri ve sınai mülkiyet hakları üzerinde Taşınır Rehni Kanunu uyarınca rehin kurulabileceği yönündedir. A.1.2 Alacakların Rehin Verilmesi Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/1. maddesi uyarınca rehnin kurulduğu sırada mevcut olan alacaklar rehin olarak verilebilir. Taşınır Rehni Kanunu anlamında rehnedilecek alacakların ticari bir iş veya işlemden doğma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ayrıca, Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/5. maddesine göre her türlü sözleşmeden doğan mevcut veya müstakbel alacaklar da rehnedilebilir. 5. maddenin 5. fıkrası, genel olan 1. fıkrayı detaylandırır mahiyette olduğu için 5. fıkra esas alınmalıdır. Buradan yola çıkarak ilgili alacakların rehnedilebilmesi için sözleşmeden kaynaklanması arandığından, Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/5. maddesi kapsamında rehnedilecek alacaklar, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğamaz. Bu sebeple özellikle müstakbel alacaklar sözleşmesel bir ilişkiden kaynaklanmak zorundadır36. Müstakbel alacakların rehnedilmesinde dikkat edilmesi gereken önemli bir husus genel rehin yasağıdır. Uygulama Yönetmeliği’nin 16. maddesi uyarınca, “belirli bir iş veya konu ile sınırlandırılmaksızın bütün müstakbel alacakların rehne konu edildiğine dair rehin sözleşmeleri geçersizdir”. Alacağın rehin verilmesi konusunda, senede bağlanmış ve bağlanmamış alacaklar olarak ikili bir ayrım yapmakta fayda vardır. Bilindiği üzere, senede bağlanmamış alacaklar üzerinde rehin kurulması bakımından yazılı sözleşme yapılması zorunludur (Medeni Kanun m. 955/1). Rehin sözleşmesi yapılması, senede bağlanmamış alacaklarda kurucu etkiye sahiptir. Taşınır Rehni Kanunu kapsamında, senede bağlanmamış alacaklar rehnedilirken yazılı rehin sözleşmesi yapılır ve sözleşme Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilir. Böylece Medeni Kanun sisteminden daha güçlü bir aleniyet sağlanmış olur. Senede bağlanmış alacakların rehni ise, Medeni Kanun’a göre, rehin cirosu ve teslim ile mümkündür. Ancak Taşınır Rehni Kanunu kapsamında, benimsenen yöntem teslimsiz rehindir. Bir diğer deyişle, Taşınır Rehni Kanunu kapsamında bir kıymetli evrak rehnedildiği zaman, rehin alana teslim yapılmaz. Şu halde, rehnedilen kıymetli evrak nasıl belirli hale getirilecektir? Meseleyi bono ve çekler açısından ayrı ayrı ele almak gerekir. Bonolar bakımından, bilindiği üzere, bonolar üzerinde seri numarası bulunmamaktadır ve bonoda temel borç ilişkisine işaret edilmemektedir. Taşınır Rehni Kanunu kapsamında, rehinli taşınırın tesliminin yapılmaması, üçüncü kişiler nezdinde rehin alanın haklarını oldukça sınırlar niteliktedir. Benzer bir şekilde üçüncü kişilerin sicile güveninin korunup korunamayacağı sorunu burada da ortaya çıkacaktır. Antalya ve Acar’a göre, işlem güvenliği bu şekilde tehlikeye atıldığından, kanunca kabul edilmiş ve aleniyeti sağlayan bir yöntem kullanmadıkça ayni hakkın kurulmasını kabul etmemek gerekir37. Bir kambiyo senedi türü olan çekler bakımından ise, çeklerde belge seri numarası bulunduğundan, bonolara kıyasen, belirlilik ilkesini sağladığı söylenebilir. Sonuç itibariyle senede bağlanmış alacakların Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehninde, her bir kıymetli evrak özelinde değerlendirme yapmak gerekecektir. Kıymetli evrak, sicilde bir şekilde belirlenebilir kılınıyorsa taşınır üzerinde rehin hakkı kurulacaktır. Ancak kıymetli evrak belirlenebilir nitelikte değilse rehin hakkının kurulamayacağı söylenebilir. A.1.3 Hammadde, Sarf Malzemesi ve Stok Rehni Hammadde, sarf malzemesi ve stokların rehninde belli başlı üç sorun görülmektedir. Bunlardan birincisi Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/2. maddesi uyarınca ticari işletmenin tamamı rehnedildiğinde; hammadde, sarf malzemesi ve stokların kendiliğinden rehnin kapsamına girip girmeyeceğidir. İkincisi eşyanın tabiatı gereğince bu türden taşınırların diğer taşınırlarla karıştığı veya birleştiği durumlarda, rehin hakkının birleşen veya karışan taşınır üzerinde devam edip etmeyeceğidir. Sonuncusu ve en önemlisi ise karışma veya birleşme sonucu ortaya çıkan taşınırın tüketicilere devri halinde durumun ne olacağıdır. Hammadde, sarf malzemesi ve stoklar mahiyeti itibariyle ticari işletmenin “duran varlığı” kapsamında değerlendirilmez38. İlgili taşınırlar üzerinde sürekli bir işleme ve kullanma söz konusu olduğundan, bu taşınırlar işletmenin döner varlıklarındandır. Taşınırların bu nitelikleri gereğince, Mülga Kanun döneminde, ticari işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulduğu durumlarda, işletmenin sermayesi olan döner varlıkların rehin kapsamı dışında kaldığı kabul ediliyordu39. Ancak Taşınır Rehni Kanunu 5/1. maddesinde hammadde, sarf malzemesi ve stoklar üzerinde teslimsiz rehin kurulabileceği açıkça düzenlendiği için, rehnedilebilecek varlıkların kapsamının Taşınır Rehni Kanunu ile genişletildiğini görmekteyiz. A.1.3.1 İşletmenin Bütünü Üzerinde Rehin Kurulması Halinde Hammadde, Stok ve Sarf Malzemesi Taşınır Rehni Kanunu ile hammadde, stok ve sarf malzemesinin rehninde karşımıza çıkan ilk sorun, ticari işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulduğunda, bu taşınır varlıkların kendiliğinden rehnin kapsamına girip girmeyeceğidir. Önceki kanun döneminde, işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulması Mülga Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmişti. Madde 3 uyarınca rehne konu varlıklar şu şekilde belirlenmişti; “Rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makine, araç, alet ve motorlu nakil araçları”. İlgili maddede rehnin kapsamına hammadde, sarf malzemesi veya stok rehni dahil edilmediğinden, anılan taşınırlar üzerinde Mülga Kanun’a göre rehin kurulamayacaktı ve bu hususta da bir tartışma söz konusu değildi. Ancak, Taşınır Rehni Kanunu döneminde Kanun’un 5/2. maddesi uyarınca “ticari işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulması halinde işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan her türlü varlık rehin kapsamına dahildir” denilmektedir. Her türlü varlık ifadesinin hammadde stok veya sarf malzemesini de kapsayıp kapsamadığı ve bunların kendiliğinden rehin kapsamına girip girmeyeceği hususu belirsizdir. Bu sorunun çözülmesinde, “işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olma” kıstası belirleyici olacaktır. Hammadde, sarf malzemesi ve stokların işletme faaliyetine tahsis edilmiş taşınırlardan olduğu kabul edilirse, ilgili taşınırların da işletme rehnine dahil olacağı sonucuna varılacaktır. Kanunda geçen “her türlü varlık” ifadesinin geniş yorumlanması da bu yargıyı güçlendirmektedir. Öte yandan doktrinde; hammadde, stok ve sarf malzemesinin işletmeye “sürekli olarak özgülenen” malvarlığı olarak değerlendirmeyen görüşler de mevcuttur40. Zira, eşya hukukunda genel kural özgülemede süreklilik unsurunun bulunmasıdır41. Antalya ve Acar’a göre, sürekliliği sağlayacak cinsten olmayan malvarlıkları, işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulduğunda kendiliğinden rehin kapsamına girmez42. Antalya ve Acar, bu görüşlerini ticari işletmenin devri hükümleriyle temellendirir. Ticari işletmenin devrinde bütünlük ilkesi esastır. Ticaret Kanunu’nun 11/3. maddesi uyarınca, aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Yazarlara göre, Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/2. maddesinin lafzında geçen “her türlü varlık”tan Ticaret Kanunu’nun 11/3. maddesinde belirtilen varlıklar anlaşılmalıdır. Bu sebeple, hammadde, stok ve sarf malzemeleri, kendiliğinden rehin kapsamına girmez. Anılan taşınırlar üzerinde rehin kurulabilmesi için ayrıca açık bir anlaşmanın yapılması gerekmektedir43. Doktrinde katıldığımız görüş de bu yöndedir. Yani sözleşmede açık bir şekilde hammaddenin de rehne konu edildiği belirtilirse hammadde rehin olarak verilebilecektir. Taşınır Rehni Kanunu çerçevesinde, hammadde, sarf malzemesi ve stokun rehnedilmesinde bir diğer önemli sorun, bu gibi tükenebilir cinsten taşınırların birleşmesi veya karışması sorunudur. Rehinli bir sarf malzemesi veya hammadde işlendiğinde mevcut rehin yeni taşınır üzerinde devam edecek midir? Bu konuyu aşağıda ele alıyoruz. A.1.3.2 Hammadde ve Sarf Malzemesinin Birleşmesi/Karışması Halinde Rehin Genel hükümlere göre, rehin verilen cins nesne başka bir cinsle birleşir veya karışır, bunun sonucunda da eklenti değil de paylı mülkiyet oluşursa payın üzerinde de rehin hakkı devam eder (ikame ilkesi)44. Örneğin kağıttan defter yapılması durumunda rehin defter üzerinde devam eder. Yargıtay uygulamasında da benimsenen görüş bu yöndedir45. Ancak, Taşınır Rehni Kanunu’nun 7. maddesi, genel hükümlerden ayrı bir düzenleme ile bu soruna çözüm getirmiştir. Buna göre, rehinli bir taşınır, karışma veya birleşme yoluyla başka bir taşınırın bütünleyici parçası olmuşsa, rehin hakkı sona ermez, birleşme veya karışma sonucunda oluşan yeni taşınırın tamamı üzerinde kurulmuş sayılıp, tamamı üzerinde varlığını sürdürür. Kanunun getirdiği düzenleme Medeni kanun hükümleriyle paralellik teşkil etmektedir. Burada “birleşmenin ayni haklara zarar vermezliği” ilkesi söz konusudur46. Eklentiye ilişkin olarak ise Medeni Kanun hükümlerinden farklı bir düzenlemeye yer verilmiştir. Medeni Kanun uyarınca aksi öngörülmedikçe eklenti rehnin kapsamında sayılmaktayken Taşınır Rehni Kanunu 6/2. maddesinde taşınır varlığın mevcut veya sonradan ilave edilen eklentilerinin rehin kapsamına alınması taraflarca ayrıca kararlaştırılabileceği düzenlenmiştir. Değinilmesi gereken önemli bir husus ise rehin verilen varlıkların birleşme ve karışma haricinde yok olması durumunun Taşınır Rehni Kanunu’nun 7. maddesi kapsamına girmemesidir. Rehin verilen taşınırın yok olması, örneğin yanması halinde rehin hakkı sona erer. Bir miktar benzin üzerinde taşınır rehni kurulduğunda zilyetliği elinde bulunduran rehin verenin bu benzini yakarak tüketmesi sonucunda rehin hakkı sona erer. Bu durum, rehin veren veya taşınırı rehin yüklü olarak devralanın; rehinli varlığı bu kanunun hilafına kullanması veya rehinli varlığı alacaklıya zarar vermek kastıyla tahrip veya imha etmesi durumu olarak nitelendirilip Taşınır Rehni Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca adli para cezasına konu olabilir. Ayrıca genel hükümlere göre, sigorta tazminatı, haksız fiil tazminatı elde edilmişse, ikame ilkesi gereği olarak, rehin ilgili tazminatlar üzerinde de devam edecektir47. Hammaddenin başkalaşmasına bir örnek verecek olursak çanta üreticisinin hammaddesi olan deri üzerinde rehin kurulması durumunda, derinin çanta imalatında kullanılması sonucu artık deriden değil son ürün olan çantadan söz etmek gerekecektir ve rehin çanta üzerinde devam edecektir. Sonuç itibariyle, taşınır rehni kapsamında, hammadde, stok veya sarf malzemesi rehnedildiği zaman her duruma göre özel değerlendirme yapmak gerekecektir. Anılan taşınırların başka bir taşınırın eklentisi veya bütünleyici parçası olması da söz konusu olabilir. Bu durumda Taşınır Rehni Kanunu’nun 7/2. maddesi gereği, rehin hakkı yeni taşınırın tamamı üzerinde devam eder. Ancak rehinli taşınırın yok olması söz konusuysa rehin hakkının sona erdiğini söyleyebiliriz. Rehin hakkının birleşme ya da karışma sonucu ortaya çıkan yeni taşınır üzerinde devam ettiği durumlarda karşımıza çıkan bir diğer sorun, söz konusu taşınır üzerindeki teminat yükünün ne olacağı ve nasıl belirleneceği sorunudur. Bu soruna Taşınır Rehni Kanunu’nun 7/3. maddesi ile cevap verilmiştir. Birleşen veya karışan taşınır varlıkta devam eden rehin hakkı, her bir birleşen taşınır varlığın; birleşme anındaki değerinin, birleşmiş ürün değerine oranı üzerinden devam eder. Örnek vermek gerekirse, birleşme anındaki değerlerinin sırasıyla 200 TL ve 600 TL olan iki taşınırın birleştiğini ve 200 TL değerindeki ikinci taşınır üzerinde 200 TL’lik bir rehin yükü olduğunu varsayalım. Her bir taşınırın birleşme anındaki değerleri şu şekilde olacaktır; birinci taşınırın 200/800 (1/4), ikinci taşınırın ise 600/800 (3/4). Birleşme sonucu oluşan yeni taşınırın (“yeni taşınır”) değerinde birleşme sebebiyle herhangi bir artma veya azalma olmayacaksa, yeni taşınırın değeri 800 TL olacaktır. Bu durumda, yeni taşınır üzerindeki rehin yükü 200/800 TL (1/4) oranında olacaktır. Ancak ilk taşınır üzerinde 200 TL’lik değil de 100 TL’lik bir rehin kurulmuş olsaydı, yeni taşınırın ayni sorumluluk limiti yine 200/800 TL (1/4) oranında olacaktı ve 100 TL’lik bir rehin kurulduğu için, bu kadarı yani teminat altına alınan alacak ve ferileri kadarı bu tutardan karşılanabilecekti. Taşınırların birleşmesi sonucunda, yeni taşınır üzerinde değer artışının meydana geldiği bir durum da söz konusu olabilir. Örneğin, sırasıyla 200 TL ve 600 TL değerindeki taşınırların birleşmesi sonucu ortaya çıkan yeni taşınır değerinin 1600 TL olduğunu ve yine 200 TL’lik taşınır üzerinde rehin yükü bulunduğunu varsayalım. Bu durumda, birinci taşınırın ilk baştaki 1/4’lük oranı uyarınca 400 TL’lik (1600/4) rehin yükü yeni taşınır üzerinde devam edecektir. Ancak alacaklı teminat altına almış olduğu alacağı kadarını bu tutardan tahsil edebilecektir. Son olarak, taşınırların birleşmesi sonucunda, son ürün üzerinde değer kaybının yaşanması da mümkündür. Taşınırların birleşmesi sonucu ortaya çıkan yeni taşınır değerinin 400 TL olduğunu ve yine 200 TL’lik taşınır üzerinde rehin yükü olduğunu varsayalım. Yukarıdaki ihtimallerle benzer bir hesaplamayla, birinci taşınırın ilk baştaki 1/4’lük oranı uyarınca 100 TL’lik rehin yükü yeni taşınır üzerinde devam edecektir. Hammadde ve sarf malzemesinin birleşmesi veya karışması sonucu ortaya çıkan yeni taşınır üzerindeki rehin değer itibariyle tam yüklü ol mayacaktır48. Her ne kadar, taşınır bir bütün olarak rehne konu olmaya devam etse de birleşen veya karışan taşınır üzerinde rehin hakkı kısmi olarak mevcuttur. Kanunun burada benimsediği uygulama, Medeni Kanun’un taşınmazlara ilişkin 859/2. maddesine benzerlik göstermektedir. Medeni Kanun madde 859/2 uyarınca, taşınmazlar birleşmiş de olsa yeni taşınmaz rehne konu haline gelmişse, eski rehinler yeni taşınmazı bir bütün olarak kapsar. Yani karışma veya birleşme sonucu ortaya çıkan yeni taşınırın da sadece belli bölümü değil, o taşınırın tamamı rehne konu olmaya devam etmektedir. Birleşen veya karışan taşınır varlıkların üzerinde ayrı ayrı önceden kurulmuş rehin varsa, birleşme veya karışma sonucu oluşan yeni taşınır varlık üzerinde rehnin ne şekilde devam edeceği konusu tartışmalara açıktır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca “Taşınır varlıkların birbirleriyle birleşmesi veya karışması halinde, alacaklılar yeni varlık üzerinde kendi taşınırlarının birleşme veya karışma zamanındaki değerleri oranında paylı rehne sahip olur.” Bu durumda, her bir birleşen veya karışan taşınır varlığın birleşme anındaki değerinin tespit edilmesi gerekir. Zira yeni taşınır üzerindeki rehin yükü, belirlenen bu değere göre devam edecektir. İki veya daha fazla rehinli taşınırların birleşmesi veya karışması sonucunda, oluşan yeni taşınır üzerindeki rehinler arasında sıranın ne şekilde olacağı hususu açıkta kalmaktadır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 11/3. maddesi uyarınca, “Birleşen veya karışan varlıklar üzerindeki rehin hakları, varlığın birleşme ve karışmadan önceki durumuyla aynı önceliğe sahiptir. Birleşen veya karışan varlıklar aynı dereceye sahip olmaları durumunda tescil anı dikkate alınır.” Kanun lafzında geçen birleşen veya karışan varlıkların üzerindeki rehin haklarının, varlığın birleşme ve karışmadan önceki durumuyla aynı önceliğe sahip olması ifadesi derece oluşturulmadan rehin kurulduğunda nasıl uygulanacaktır? Konuyu bir örnekle açıklamak gerekirse, X hammaddesi üzerinde önce A Bankası lehine, daha sonra ise B Bankası lehine taşınır rehni kurulduğunu varsayalım. Y hammaddesi üzerinde ise B Bankası’ndan önce A bankasından sonra C Bankası lehine taşınır rehni kurulmuş olsun. X ve Y’nin birleşmesi sonrası ortaya çıkan yeni taşınır olan Z üzerinde, rehin haklarının sırası ne şekilde olacağını inceleyelim. Z üzerinde Taşınır Rehni Kanunu madde 11/3 uyarınca A Bankası’nın rehin hakkı B Bankası’ndan önceliklidir. Bir diğer deyişle, A Bankası ba kımından rehnin kuruluş tarihi B Bankasından önce olduğundan rehin paraya çevrildiğinde ilk önce A Bankasının payı karşılanır. A Bankası ve C Bankası bakımından rehinler farklı taşınırlar üzerinde kurulduğundan A Bankası ve C Bankası tarih esasına göre sıralama yapmak yerinde olmayacaktır49. Antalya ve Acar’a göre böyle bir durumda A Bankası ve C Bankası statüleri eşit olmalıdır. Üzerinde rehin yükü bulunan farklı taşınırların birleştiği veya karıştığı durumda, mevcut rehinler derece oluşturularak kurulmuşsa tarih esası uygulanacaktır. Örneğin, X hammaddesi üzerinde A Bankası lehine 1. derecede, B Bankası 2. derecede; Y hammaddesi üzerinde C Bankası lehine 1. dereceden rehin kurulduğunu varsayalım. Bu durumda B Bankası lehine kurulan rehin 2. derece olduğundan her halükarda öncelikle A Bankası veya C Bankası’nın payı karşılanacaktır. A Bankası ve C Bankası lehine kurulan rehinler 1. derece olduğundan A Bankası ve C Bankası arasında tarih esasına göre bir sıralama yapılacak ve hangi rehin tarih bakımından önce tesis edilmişse öncelikli olarak o tatmin edilecektir. A.1.3.3 Birleşme veya Karışma Sonucu Ortaya Çıkan Taşınırın Tüketiciye Devri Birleşme veya karışma sonucu ortaya çıkan yeni varlığın tüketicilere satılması halinde durumun ne olacağına ilişkin de Kanun’da herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum pratikte hammadde ve sarf malzemesi üzerinde kurulacak rehnin tercih edilmemesine ve uygulanamamasına sebep olmaktadır. Örneğin 100 kg kakao hammaddesi üzerine rehin kurulduğunu düşünelim. Bu kakao üretim aşamasında başka taşınırlarla birleşip ortaya çikolata çıkıyor ve bu çikolata da marketlerde tüketici ile buluşuyor. Kanun uyarınca hammadde doğrudan rehne konu olabiliyor ve bu rehin Taşınır Rehni Sicili’ne tescil ediliyor. Bu durumda Sicilin aleniliği ilkesinin sonucu olarak 3. kişi olan tüketicinin iyi niyetinin korunmayacağını söylemek tüketicinin korunmasının gerekliliği ilkesi ile bağdaşmaz50. Aksi yönde bir yaklaşım borcun ödenmemesi halinde tüketicinin taşınırın paraya çevrilmesine katlanması sonucunu bile doğurabilecektir ki bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktan farklı bir fayda sağlamayan bir yaklaşım olacaktır. Ne var ki bu durumda da hammaddede ve sarf malzemeleri üzerinde rehin kurma hakkı verilmesinin bir önemi kalmadığı söylenebilir. Bu sorunun ne şekilde aşılacağının düzenlenmemiş olması Kanun’da çok büyük bir boşluk olduğuna işarettir. Şit’in bu konudaki önerisini tüketiciler için düzenlemek kanaatimizce konuya bulunabilecek en iyi çözümdür51. Şit, döner varlıklar olan hammadde, stok ve sarf malzemesini devralan 3. kişilerin çıkarlarının, bu kişiler tüketici olsun olmasın, korunmadığını ifade etmiştir. Zira bu varlıklar rehin verenin dahi mülkiyetinde bulunmayacak, işlenecek, sarf edilecek veya satılarak tüketicilere devredilecektir. Şit, İngiliz Hukuku’nda geçerli olan sabit-değişken rehin sistemine geçilerek bu sorunun aşılabileceğini belirtmiştir. Sabit rehinde, rehnin konusu olabilecek varlıklar rehin hakkının doğduğu anda (örneğin işletmenin makineleri gibi duran varlıkların rehni) belirlenirken değişken rehinde “kristalleşme anı” denilen ve borcun muaccel olduğu an gibi belirli bir anda malikin elinde bulunan varlıkların (örneğin hammadde, stok veya sarf malzemesi) rehnin kapsamında olduğu kabul edilir. Değişken rehinde rehin veren rehin alacaklısının rızası olmadan rehne konu taşınırları satabilir ya da üzerinde herhangi bir tasarrufta bulabilir52. Kristalleşme anında değişken rehin sabit rehne dönüşür53. Yani borcun muaccel olduğu anda rehin verenin elinde rehin konusu malın ne kadarı varsa sadece onlar rehin kapsamında sayılır. Şit ve bizim de katıldığımız görüşe göre; hammadde, stok veya sarf malzemesi gibi işletmenin döner varlıkları üzerinde rehin kurulurken, sözleşmenin yapıldığı sırada, bu taşınırların belirli ve sınırlı bir kısmı üzerinde rehin kurulabileceğinin düzenlenmesi ve kristalleşme anında rehin verenin mülkiyetinde kaldığı kadar kısmının alacağa güvence oluşturacağının taraflarca kabul edilmesi gerekir54. 6. REHİN TÜRLERİ VE DEĞER TESPİTİ 6.1. REHİN TÜRLERİ Taşınır Rehni Kanunu uyarınca aynı Medeni Kanun’daki gibi rehin veren malik rehne konu taşınırını farklı bir alacağın teminatı olarak birden fazla defa rehin verilebilir. Bu durumda doğacak olan sıra sorununu çözmek için Taşınır Rehni Kanunu’nda iki çeşit rehin sistemi benimsenmiştir. Biri ilerleme sistemi diğeri ise derecelendirme sistemidir. Taşınırın maliki isterse Medeni Kanun ve Mülga Kanun’da taşınırların rehni için benimsenen ilerleme sistemine ya da Medeni Kanun’da taşınmazların rehni için benimsenen derece sistemine göre rehin hakkını kurabilecektir55. 6.1.1. İlerleme Sistemi Medeni Kanun, aynı varlık üzerinde birden fazla rehin hakkı kurulması halinde meydana gelen sıra sorununu rehnin kuruluş zamanına göre çözümlemektedir. Önce tarihli kurulan rehin sonra tarihli kurulana göre üstün kabul edilecektir. Rehin paraya çevrildiğinde de ilk olarak tarih sırasına göre ilk kurulan rehin hakkı sahibine ödeme yapılacaktır. İlk kurulan rehin hakkı sahibinin ödemesi tamamen yapıldıktan sonra bir sonraki rehin hakkı sahibine geçilebilir. Önce olan rehin hakkının herhangi bir sebeple sona ermesi halinde tarih sırasına göre bir sonraki rehin hakkı sahibi ilk sıraya ilerler. İlerleme sistemi, Uygulama Yönetmeliği’nin 25. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca; (1) İlerleme sisteminde Sicile tescil anı dikkate alınır. (2) İlk tescil anına göre alacaklılar birinci sıradan başlamak üzere sıralanır. (3) Öncelik sırası, tescil anına göre belirlenir. (4) Rehinli taşınır varlığın tamamı, öncelik hakkına sahip rehin hakkına güvence teşkil eder. (5) Önceki sırada yer alan rehin alacaklısının rehin hakkının sona ererek Sicilden terkin edilmesi üzerine sonraki sırada yer alan rehin alacaklıları sırayla boşalan dereceye ilerler. (6) Sonraki sırada yer alan alacaklıya rehin sözleşmesi ile boşalan dereceye ilerleme hakkı tanınması halinde önceki sırada bulunan diğer rehin alacaklılarının muvafakatinin alınmış olması gerekir. Bu halde yeni rehin alacaklısı boşalan derecenin öncelik sırasına sahip olur. (7) Boşalan dereceye ilerleme hakkı veren sözleşmelerin geçerliliği, önceki sırada bulunan rehin alacaklılarının muvafakati üzerine Kanun ve bu Uygulama Yönetmeliği’nde belirtilen rehin sözleşmesi şekil şartına itibar edilmesine, boşalan derecenin öncelik hakkından istifade edebilmesi için bu sözleşmenin Sicile tesciline bağlıdır.” 6.1.2. Derece Sistemi Yukarıda da belirtildiği gibi sabit dereceler sistemi Medeni Kanun’da taşınmazlar için benimsenmiş bir sistemdir. Taşınır Rehni Kanunu’nun 10. maddesinde Medeni Kanun’un 871. ila 876. maddelerinin Taşınır Rehni Kanunu’na aykırı olmayan hükümlerinin kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Derece sisteminde rehin veren tarafından taşınır varlığın değeri itibari değerlere ayrılarak derecelendirildiğinde sabit derece sistemi ile rehin kurulabilir. Bu ayrılan itibari değerlerin yani derecelerin toplamı varlığın toplam değerini vermiş olur. Bu dereceler, varlığın maliki olan rehin veren tarafından belirlenir. Derece için belirlenen miktarın arttırılabilmesi için alt derecelerde yer alan rehin hakkı sahiplerinin tamamının onay vermesi gerekmektedir. Bu sistemde rehnin kuruluş tarihinin bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan üst derecede olmaktır. Rehnin paraya çevrilmesi durumunda ilk önce üst derecedekilere ödeme yapılacaktır. Miktarın artması halinde alt derecelere geçilebilecektir. Taşınır rehninde uygulanan sabit derece sistemi, Uygulama Yönetmeliği’nin 26. ve 27. maddelerinde daha detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Sabit derece sistemi şeklinde kurulan taşınır rehninde, farklı sıralarda kurulmuş bulunan rehin haklarından birinin terkin edilmiş olması, sonraki sırada yer alan rehin alacaklısına otomatikman boşalan dereceye geçme hakkı vermez. Malik bu dereceye başka bir rehin hakkı kurdurabilir. Ancak bu sistemde otomatik bir ilerleme söz konusu olmasa da sonraki sırada yer alan rehin alacaklısına rehin sözleşmesi ile boşalan dereceye ilerleme hakkı tanınabilir. Bu durumda bu hususun Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilmesi gerekir (Taşınır Rehni Kanunu m.10/2, c.1). Rehin, sırada kendisinden önce gelecek olanların derece, sıra ve itibari değerin tescilde belirtilmesi kaydıyla ikinci veya daha sonraki derecede de kurulabilir. Yani sicilde ilk derece boş bırakılıp doğrudan ikinci dereceye rehin tescili mümkündür. Derece sisteminde, rehin alanın hakları ilgili rehin hakkının kurulduğu derece için belirlenen miktar ile sınırlıdır. Bir başka ifade ile taşınır değerinin tamamı değil de o derece için tespit edilmiş olan miktar güvencenin sınırını oluşturmaktadır. Rehin alacaklısının alacağının belirlenen derecedekinden daha az olması durumunda rehin alacaklısı sadece alacağı olan miktarı almaya hak kazanır. Yani o derece için belirlenen miktarın tamamını almaya hak kazanamaz. Sonraki sırada yer alan rehin alacaklısına boşalan dereceye geçme hakkı veren sözleşmelerin geçerliliği, Uygulama Yönetmeliği’nde belirtilen rehin sözleşmesi şekil şartına itibar edilmesine, boşalan derecenin öncelik hakkından istifade edebilmesi ise Rehinli Taşınır Sicili’ne tesciline bağlıdır. Eğer varlığın maliki derece sistemi veya ilerleme sisteminden birini açıkça kararlaştırmamışsa hangi sistemin uygulanacağı sorunuyla karşı karşıyayız. Aynı taşınır varlık üzerinde derece sırası belirtilmeksizin bir den fazla rehin hakkı tesis edilmesi hâlinde alacaklıların öncelik hakkı, rehnin kurulma anına göre belirlenecek olup, derece belirtilmesi hâlinde ise derece sırası esas alınır (Taşınır Rehni Kanunu m.11/1). Şit’in derecelendirme sisteminin asıl olduğunu belirttiği görüşüne karşıt görüşte olan Antalya ve Acar’ın görüşüne katılarak Taşınır Rehni Kanunun’da aslolanın ilerleme sistemi olduğu görüşünü benimsemekteyiz. Taşınır Rehni Kanunu’nun 11/1. maddesindeki “derece belirtilmeksizin” ve “derece belirtilmesi halinde…” ifadeleri de açık bir şekilde bu görüşü desteklemektedir. Dolayısıyla derece sistemi benimsenerek rehin kurulacaksa bunun açıkça kararlaştırılması gerekmektedir. Bir taşınırın diğer bir taşınırla bütünleyici parçası olacak şekilde karışması hâlinde öncelik hakkı, o taşınır varlığın tamamı üzerinde Ticari İşlemlerde Taşınır Varlıkların Değer Tespiti Hakkında Yönetmelik (“Değer Tespiti Yönetmeliği”) hükümleri gereği yapılan değerleme sonucunda tespit edilen değerin yeni varlığın değerine oranı üzerinden rehnin kuruluş anı veya sabit derece sisteminde derecenin sırasına göre belirlenir (Uygulama Yönetmeliği m.33/3). Bir taşınırın misli olan diğer bir taşınırla bütünleyici parça olmayacak şekilde karışması hâlinde, karışma oranı kadar yeni varlığın değeri üzerindeki öncelik hakkı, ilerleme sisteminde, rehnin kuruluş anına göre; sabit derece sisteminde ise, derece ve sırasının sahip olduğu öncelik sırasına göre belirlenir (Uygulama Yönetmeliği m.33/4). Bir taşınırın başka bir taşınırla birleşmesi durumunda rehinli taşınırın değeri diğer taşınırın değerinden daha fazla ise, rehin alacaklısı, kendisiyle birleşilen taşınır varlığın bedelini ödeyerek o varlığın mülkiyetini edindiği takdirde, rehnin kuruluş anı veya derecenin tesis edilme tarihine göre ödenen bedel kadar öncelik hakkına sahip olur (Uygulama Yönetmeliği m.33/5). Son olarak Taşınır Rehni Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği hükümlerine göre Rehinli Taşınır Sicili’ne tescil edilerek kurulan rehin hakları, sonraki tarihlerde başka kanunlara göre kurulan rehinlere göre öncelik hakkına sahiptir. (Uygulama Yönetmeliği m.33/8). Bu durum, rehnin kuruluşunda benimsenen sisteminin ilerleme ya da sabit derece sistemi olmasından bağımsız olarak sınırlı aynî hakların kurulma anına göre öncelik sırasına sahip olması ilkesine de uygundur56. 6.2. TAŞINIRIN DEĞER TESPİTİ Değer tespiti, Kanun haricinde, Ticari İşlemlerde Taşınır Varlıkların Değer Tespiti Hakkında Yönetmelik ile detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Her ne kadar Taşınır Rehni Kanunu’nun 13. maddesinde taraflar rehin hakkı kurulmadan önce rehne konu taşınıra değer tespiti yaptırabilir denilerek değer tespitinin zorunlu olmadığı lafzen belirtilmiş olsa da bazı durumlarda değer tespitinin yapılmasının getirdiği faydalardan dolayı adeta zorunluluk halini almaktadır. Birleşen veya karışan taşınır varlıkta rehin hakkı, her bir birleşen taşınır varlığın; birleşme anındaki değerinin, birleşmiş ürün değerine oranı üzerinden devam edeceği için birleşen ve karışan varlıklar üzerinde birden fazla kişi lehine rehin kurulması durumunda çıkabilecek anlaşmazlıkların önüne geçmek için en iyi yöntem bağımsız bir eksper veya mahkeme tarafından değerleme yapılmasını talep etmek olacaktır. Dolayısıyla da değerleme yapılmasını talep etmek bir nevi zorunluluk haline gelmektedir. Rehin alacaklısının temerrüde düşmesini takiben rehne konu taşınır varlığın değer tespiti yapılmadır. Taşınır Rehni Kanunu’nun 13/2. maddesinde düzenlendiği şekilde rehinli taşınır varlığın birleşmesi veya karışması durumunda ya da temerrüt sonrası hakların kullanımında rehin alacaklısının başvurusu üzerine rehin verenin yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesince taşınırın değeri ekspertiz hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişilere üç gün içerisinde tespit ettirilir. Tarafların itiraz etmesi halinde mahkeme tarafından ekspertiz hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişilere üç gün içerisinde yeni bir değer tespiti yaptırtılır. İtiraz üzerine yapılan değer tespiti kesindir. Bu tespitin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden değer tespiti istenemez. Değer tespitine ilişkin rapor rehin verene ve rehin alacaklılarına tebliğ edilir. Taşınır Rehni Kanunu’nun 5/2. maddesi uyarınca işletmenin taşınır varlıkları ayrı ayrı borcu karşılamaya yetiyorsa işletmenin tümü üzerinde rehin kurulamaz şeklinde bir yasak getirilmiş. Bu yasağa uymamanın sonuçları da düzenlenmemiş. Değerleme yapılması da zorunluluk olarak belirtilmemiş. Dolayısıyla bu yasağa uyabilmek için ya da bu yasağa uyup uymadığının kontrolünün yapılabilmesi için en başta, daha rehin kurulmadan ticari işletmenin ve rehne konu olacak varlıkların değerinin tespit edilmesi gerekir. Fikrimizce daha rehin kurulmadan değerleme yapılmasının zorunluluk olması gerekmektedir. Uygulama Yönetmeliği’nin 15/1. maddesi uyarınca, rehinli taşınır varlığın işlendiği, başka bir varlık ile birleştiği veya karıştığının öğrenildiği an rehin alacaklısı Ticari İşlemlerde Taşınır Varlıkların Değer Tespiti Hakkında Yönetmelik hükümleri gereği yeni varlığın değeri ile işleme, karışma ve birleşme oranlarını tespit ettirir. Daha önceki bölümlerde de açıklandığı üzere rehin alan, karışma oranı kadar yeni varlığın değeri üzerinde paylı rehne sahip olur (Uygulama Yönetmeliği m. 15/4). Taşınır Rehni Kanunu’nun 13/2. maddesinde düzenlendiği şekilde rehinli taşınır varlığın birleşmesi veya karışması durumunda rehin alacaklısının başvurusu üzerine rehin verenin yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesince taşınırın değeri ekspertiz hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişilere üç gün içerisinde tespit ettirilir. Tarafların itiraz etmesi halinde mahkeme tarafından ekspertiz hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişilere üç gün içerisinde yeni bir değer tespiti yaptırtılır. İtiraz üzerine yapılan değer tespiti kesindir. Bu tespitin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden değer tespiti istenemez. Değer tespitine ilişkin rapor rehin verene ve rehin alacaklılarına tebliğ edilir. Sonuç Medeni Kanun uyarınca zilyetliğin devredilmesi suretiyle taşınırlar üzerinde rehin kurulması birçok işletme açısından faaliyetlerini sürdürmeyi zorlaştıracak, gelir elde etmelerini engelleyecek bir yöntemdir. Bu sebeple ticari işletmeleri rahatlatacak ve finansmana erişimlerini kolaylaştıracak en iyi yöntem teslimsiz taşınır rehnidir. Öncelikle ticari işletmenin tamamı üzerinde rehne ilişkin düzenlemeleri içeren Ticari İşletme Rehni Kanunu ile teslim şartlı taşınır rehnine istisna getirilmiş olup teslimsiz rehne hukuki olarak olanak sağlanmıştır. Ancak Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun günümüz büyüyen ekonomisinde önemli yere sahip olan KOBİ’lerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamaması ve özellikle ticari işletme içinde yer alan taşınırların tek tek rehnine imkan tanımaması ve taşınır rehninde aleniyeti yeterince sağlayamamış olması sebepleriyle Taşınır Rehni Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Taşınır Rehni Kanunu’nun tüm gereksinimleri karşılamadığı açık olmakla birlikte Ticari İşletme Rehni Kanunu’na kıyasen rehnin kuruluşuna ilişkin birçok yenilik getirmiştir. Taşınır Rehni Kanunu ile rehnin tarafları, kapsamı, rehne konu varlıklar genişletilmiştir. Kredi kuruluşlarının taşınır rehni karşılığında kredi vermesine olanak sağlanırken, tacirlerin kendi aralarında ya da tacirle esnaf arasında ya da esnaf ile esnaf arasında rehin sözleşmesi yapma imkanı sağlanmıştır. Bu, kanunun tanımış olduğu önemli bir yeniliktir. Taşınır rehnine konu olabilecek varlıklar sıralanmıştır. İşletmenin temin etmeyi planladığı müstakbel taşınır varlıklar, mevcut veya müstakbel taşınır varlıkların getirileri ve her türlü sözleşmeden doğan mevcut veya müstakbel alacaklar da rehnedilebilecek taşınırlar kapsamına alınmıştır. Rehinli taşınırın, karışma veya birleşme yoluyla başka bir taşınırın bütünleyici parçası olması halinde, rehin hakkının sona ermeyeceği ve birleşme veya karışma sonucunda oluşan yeni taşınırın tamamı üzerinde varlığını sürdürebileceği düzenlenmiştir. Rehin hakkının yeni birleşik taşınır üzerinde devam ettiği durumlarda, söz konusu taşınır üzerindeki teminat yükünün ne olacağı ve nasıl belirleneceği sorununa çözüm getirilmiştir. Taşınır Rehni Kanunu ile getirilen en büyük yeniliklerden biri Rehinli Taşınır Sicili’dir. Rehinli Taşınır Sicili ile bir rehin hakkının tesisi, ala caklıların öncelik hakkının belirlenmesi ve rehinli taşınırların alenileştirilmesi amaçlanmıştır. Ticari İşletme Rehni Kanunu’nda ilerleme sistemi benimsenirken Taşınır Rehni Kanunu rehin hakkının tesisinde derece sistemini benimsemektedir. Derece sistemi ile amaçlanan rehnin paraya çevrilmesi sürecinde alacaklılar arasında uyuşmazlık çıkmasını engellemektir. Taşınır Rehni Kanunu ile rehnin taraflarına rehin hakkı kurulmadan önce taşınırın değerinin tespitini ekspertiz hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişilere yaptırabilme imkanı sunulmuştur. Ancak değer tespitinin bir seçenek olarak sunulmasının yerine zorunlu tutulması çok daha yerinde bir düzenleme olacaktır. Taşınır Rehni Kanunu getirmiş olduğu yeniliklerin yanı sıra bazı önemli aksaklıklar ve boşluklar da içermektedir. Bunların en başında Rehinli Taşınır Sicili’nin aleniyeti ile tüketicilerin korunması ilkesinin örtüşmemesidir. Hammadde, stok, sarf malzemesi gibi varlıkların işlenmesi ve sonuç olarak elden çıkarılıp tüketiciye devredilmesi Taşınır Rehni Kanunu uyarınca rehni sona erdirmemektedir. Bu ürünler bu şekilde bir rehin sözleşmesine taraf olabilecek 3. kişilerin eline geçtiğinde sorun çıkmayabilir ancak tüketicilerin eline geçtiği durumlarda sorun teşkil etmektedir. Rehinli Taşınır Sicili’ne yapılan tescilin tüketicilerin de iyi niyetini korumaması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu sebeple, hammadde, stok veya sarf malzemesi gibi işletmenin döner varlıkları üzerinde rehin kurulurken kristalleşme anında rehin verenin mülkiyetinde bulunan kadarıyla güvence oluşturacağına ilişkin düzenlemelere Kanun’da yer verilmesi gerekmektedir. 1 Faruk Acar, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul 2015, s.189 2 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.1. 3 Petri Mantysaari, The Law of Corporate Finance: General Principles and EU Law Volume II: Contracts in General, Springer-Verlag, Berlin Heidelberg 2010, s.333. 4 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.7. 5 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.7. 6 Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Abuzer Kendigelen, Arslan Kaya, Füsun Ertan Nomer, Ticari İşletme Hukuku, 4. Baskı, İstanbul 2015, s. 241-242. 7 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.8. 8 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.3. 9 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12, s.40. 10 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.131-132; Damla Gürpınar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin Teslime Bağlı Taşınır Rehni Kurallarından Ayrılan Yönleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, İzmir 2017, s. 146-147. 11 Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Eşya Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2016, s.954. 12 Hikmet Bilgin, 6750 Sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’na İcra-İflâs Hukuku Açısından Genel Bir Bakış, TAAD Sayı 31, Ankara 2017, s. 623. 13 Damla Gürpınar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin Teslime Bağlı Taşınır Rehni Ku rallarından Ayrılan Yönleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, İzmir 2017, s. 146. 14 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.12. 15 A.g.e. 16 Aksi görüş: Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, 15. Baskı, İstanbul 2017, s.50. 17 Aslı Başak Makaracı, Taşınır Rehni Sözleşmesi, İstanbul 2014, s. 364. 18 Ünal Tekinalp, Banka Hukukunun Esasları, 2. Baskı, İstanbul 2009, s. 434. 19 Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, 15. Baskı, İstanbul 2017, s.50. 20 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12. 21 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.45. 22 Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Eşya Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2016, s.18. 23 Şaban Kayıhan, Ticari İşletme Rehni, İstanbul 1996, s.41. 24 Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Eşya Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2017, s. 259. 25 Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, 15. Baskı, İstanbul 2017, s.59. 26 Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2016, s.56. 27 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.61. 28 Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, 15. Baskı, İstanbul 2017, s.56. 29 Celal Göle, Gökhan Aydoğan, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’nun Ticaret Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Batider 2017, s. 4. 30 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12, s.34. 31 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12, s.33. 32 Özlem Tüzüner, Marka Rehni Sözleşmesi ve Uygulanacak Hukuk, İstanbul 2007, s.16. 33 Aslı Başak Makaracı, Taşınır Rehni Sözleşmesi, İstanbul 2014, s.61. 34 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12, s. 25. 35 Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, 15. Baskı, İstanbul 2017, s.54. 36 Faruk Acar, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul 2015, s.190. 37 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.77. 38 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.71. 39 Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Abuzer Kendigelen, Arslan Kaya, Füsun Ertan Nomer, Ticari İşletme Hukuku, 4. Baskı, İstanbul 2015, s. 236 40 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.72. 41 Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Eşya Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2016, s.301. 42 A.g.e. 43 Burada belirtmek gerekir ki, ticari işletmenin bütünü üzerinde rehin kurulmasını öngören rehin sözleşmesinde hammadde, stok veya sarf malzemesinin de rehin kapsamına gireceği düzenlenirse, ilgili taşınırlar üzerinde rehin kurulması mümkün olacaktır. 44 Erol Cansel, Türk Menkul Rehni Hukuku, Ankara 1967, s.201; Faruk Acar, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul 2015, s.214; Haluk Nami Nomer, Mehmet Serkan Ergüne, Eşya Hukuku, İstanbul 2016, s.258. 45 Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/430 E., 2010/6814 K., 14.06.2010 tarihli karar. 46 Faruk Acar, Rehin Hukukunda Taşınmaz Kavramı, 2. Baskı, İstanbul 2016, s.265. 47 Faruk Acar, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul 2015, s.215. 48 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.104. 49 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.106. 50 Damla Gürpınar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin Teslime Bağlı Taşınır Rehni Kurallarından Ayrılan Yönleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, İzmir 2017, s. 132. 51 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12, s. 29-31. 52 UNCITRAL Legislative Guide on Secured Transactions, II, N. 64, s.82. 53 A.g.e. 54 Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017, s.12, s. 31. 55 Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017, s.110. 56 Hikmet Bilgin, 6750 Sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’na İcra-İflâs Hukuku Açısından Genel Bir Bakış, TAAD Sayı 31, Ankara 2017, s. 636. KAYNAKÇA - Aslı Başak Makaracı, Taşınır Rehni Sözleşmesi, İstanbul 2014 - Başak Şit İmamoğlu, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Üzerine Bir İnceleme, Ankara 2017 - Celal Göle, Gökhan Aydoğan, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’nun Ticaret Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Batider 2017 - Damla Gürpınar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin Teslime Bağlı Taşınır Rehni Kurallarından Ayrılan Yönleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, 2017 - Erol Cansel, Türk Menkul Rehni Hukuku, Ankara 1967 - Faruk Acar, Rehin Hukuku Dersleri, İstanbul 2015 - Faruk Acar, Rehin Hukukunda Taşınmaz Kavramı, 2. Baskı, İstanbul 2016 - Gökhan Antalya, Faruk Acar, Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni, 2. Baskı, İstanbul 2017 - Hikmet Bilgin, 6750 Sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’na İcra-İflâs Hukuku Açısından Genel Bir Bakış, TAAD Sayı 31, Ankara 2017 - Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Abuzer Kendigelen, Arslan Kaya, Füsun Ertan Nomer, Ticari İşletme Hukuku, 4. Baskı, İstanbul 2015 - Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Eşya Hukuku, 16. Baskı, İstanbul 2016 - Nami Haluk Nomer, Mehmet Serkan Ergüne, Eşya Hukuku, 3. Baskı, İstanbul 2016 - Özlem Tüzüner, Marka Rehni Sözleşmesi ve Uygulanacak Hukuk, İstanbul 2007 - Petri Mantysaari, The Law of Corporate Finance: General Principles and EU Law Volume II: Contracts in General, Springer-Verlag, Berlin Heidelberg 2010 - Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, 15. Baskı, İstanbul 2017 - Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2016 - Şaban Kayıhan, Ticari İşletme Rehni, İstanbul 1996 - UNCITRAL Legislative Guide on Secured Transactions, II, N. 64, Vienna Austria, 2010 - Ünal Tekinalp, Banka Hukukunun Esasları, 2. Baskı, İstanbul 2009
  14. Adli yardım, mali gücü yetersiz olanların dava açma hakkından yoksun kalmaması için getirilmiş bir ilkedir. Mali olanakları yetersiz kişilerin dava harç ve masraflarından muaf tutulması ve kendisi için baro tarafından ücretsiz avukat görevlendirilmesidir. 1 - Genel Bilgiler Hukuk Yargılamasında Adli Yardım Hukuk sistemimizde adli yardım terimi iki farklı anlama gelmektedir: 1- Mahkeme masraflarının kamu tarafından üstlenilmesi. Uygulamada bu türe, adli müzaheret adı da verilmektedir. 2- Maddî imkânları avukat tutmaya yeterli olmayan kişilere, ücreti devlet tarafından ödenen bir avukat atanmasıdır. Birinci anlamı ile adli yardım, yani mahkeme masraflarının kamu tarafından üstlenilmesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir ve bu yöndeki talepler mahkeme tarafından karara bağlanır. İkinci anlamda adli yardım yani avukat atanması ise Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiştir ve bu talepler ilgili Baro Başkanlıkları tarafından karara bağlanır. Mahkemelerce adli yardım talebi konusunda verilen kabul veya red kararları kesindir. Ancak adli yardım talebinde bulunan bir kimse, bunu haklı gösterecek yeni bir sebebin ortaya çıkması halinde, yeniden adli yardım talebinde bulunabilir. Adli yardım talebi kabul edilen taraftanharç ve gider avansı talep edilmez. Yargılama sonuçlandığında, davanın kazanılması halinde harç ve masraflar karşı tarafa yükletilmektedir. Davanın kaybedilmesi halinde ise, karşı tarafın ödediği ve adli yardım nedeniyle alınmayan harç ve masraflar ödenmek zorunda kalınacaktır. Mali yetersizlik nedeniyle avukat tutamayacak durumda olan kişiler, davalarının adli yardım yolu ile temin edilecek bir avukat tarafından takip edilebilmesi için Baro Başkanlığına başvurabilirler. Baro Başkanlıkları adli yardım taleplerini inceleyip karara bağlamak için Baro Yönetim Kurulundan bir veya daha fazla avukatı görevlendirebilecekleri gibi bulundukları ilin büyüklüğüne göre Baro bünyesinde adli yardım komisyonları da kurabilirler. Adli yardımda görev almak konusunda gönüllü olan avukatlar, görevlendirmede adaletin sağlanması bakımından belirli bir sıra dahilinde, bu komisyonlar tarafından görevlendirilir. Kendisine avukat atanan kişiler tüm mahkeme masraflarını üstlenmekle yükümlüdürler. Adli yardımdan yararlanan kişi için mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücreti, yargılama gideri olarak Hazineden ödenir. Her iki adli yardım yönteminin birlikte uygulanması da mümkündür. Ceza Yargılamasında Adli Yardım Şüpheli veya sanık müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, baro tarafından kendisi için bir avukat görevlendirilir. Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ilgilinin istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Şikâyetçi veya mağdurun da, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalarda baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkı vardır. Şikâyetçi veya mağdur çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın kendisine avukat atanır. İdari Yargıda Adli Yardım İdari yargıda adli yardım, adli yargı hukuk usulünde düzenlendiği şekilde yürütülmektedir, dolayısıyla “Hukuk Mahkemelerinde Adli Yardım” başlığı altında anlatılanlar idari yargı için de geçerlidir. 2 - Sık Sorulan Sorular ADLİ YARDIMDAN KİMLER YARARLANABİLİR? Yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. TÜM DAVALARDA ADLİ YARDIM ALABİLİR MİYİM? Adli yardım sistemi ceza davaları dışındaki davalar içindir. Ceza davalarında adli yardım sistemi farklı yapılandırılmıştır. Adli yargıda hukuk mahkemelerinde ve idari yargıda dava açarken veya aleyhinize dava açılmışsa adli yardım talep edebilirsiniz. CEZA DAVALARINDA ADLİ YARDIMDAN FAYDALANABİLİR MİYİM? Hayır. Adli yardım sadece özel hukuk ve idari davalar için söz konusudur. Ceza davalarında şüpheli ve mağdurlar açısından farklı usuller belirlenmiştir. Şüpheliler açısından, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun şüphelisi veya sağır ve dilsiz veya 18 yaşından küçük veya kendinizi savunamayacak derecede malul iseniz tarafınıza zorunlu müdafi (sanık avukatı) atanır. Müdafi seçebilecek durumda olmadığınızı beyan ettiğiniz takdirde isteminiz üzerine müdafi görevlendirilir. Mağdurlar açısından; 18 yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramınızı ifade edemeyecek derecede malul olmanız durumunda zorunlu olarak, cinsel saldırı suçu ile alt sının 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun mağduru iseniz isteminiz hâlinde tarafınıza avukat görevlendirilir. ADLİ YARDIMDAN YARARLANABİLMEK İÇİN NE YAPMALIYIM? Adli yardım için yargılamanın yapılacağı mahkemeye; icra ve iflas takiplerinde takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesine; kanun yollarına başvuru sırasında bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a başvurulması gerekmektedir. Mahkeme adli yardımın koşullarının oluşup oluşmadığını değerlendirerek talebin kısmen veya tamamen kabulüne ya da reddine ilişkin karar vermektedir. Talep hâlinde inceleme duruşmalı olarak yapılır. Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam edecektir. Mahkemelerce adli yardım talebi konusunda verilen kararlara karşı, tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen kararlar kesindir. Adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir. Adli yardım talebinizin mahkemece kabulü halinde yargılama harç, avans ve giderlerini de adli yardım kararı devam ettiği müddetçe kısmen ya da tamamen ödemeyebilirsiniz. AVUKAT ATANMASI İÇİN ADLİ YARDIMDAN NASIL YARARLANABİLİRİM? Maddi açıdan avukat tutamayacak durumdaysanız adli yardım yoluyla temin edilecek bir avukat tarafından davanızın takip edilebilmesi için baro başkanlıklarına ya da baro adli yardım bürolarına başvurabilirsiniz. BARO NEDİR? BARO NEREDEDİR? Avukatların meslek örgütüne “Baro” denir. Otuzdan fazla avukat bulunan her il merkezinde bir Baro Başkanlığı bulunur. Yeterli sayıda avukat olan ilçelerde Baro temsilciliği vardır. Baroyu bulmanın en kolay yolu bulunduğunuz il merkezindeki adliye binasına gitmektir. Ayrıca Türkiye Barolar Birliği’nin web adresinden tüm baroların iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz (www.barobirlik.org.tr). ADLİ YARDIM AVUKATI BENDEN ÜCRET ALMADIĞI İÇİ DAVAMI İHMAL EDER Mİ? Adli yardım avukatı ücretsiz çalışmamaktadır. Asgari ücret tarifesine göre belirlenen ücret Baro tarafından sizin adınıza ilgili avukata ödenir. Adli yardım servislerinde çalışan avukatlar bu durumu kabul ederek gönüllü olmuşlardır. Baro Adli Yardım Kurulları görevlendirdikleri avukatları takip ederler. ÖDEMEDİĞİM DAVA HARÇ VE GİDERLERİ DAHA SONRA BENDEN ALINACAK MI? Adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avansları dava veya takip sonunda haksız çıkmanız hâlinde ödemenize karar verilir. Ancak uygun görülürse haksız çıkmanız hâlinde ödenecek yargılama giderlerini en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödemenize karar verilebilir. Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, sizin için mağduriyete neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmanıza karar verebilir.
  15. Geçit ve mera irtifakı kurulmasına dair davaların mahiyeti, özellikleri, bu tür davalarda araştırılması gereken hususlar ve deliller, uygulamada sıkça hataya düşülen ve bozma nedeni yapılan konular "Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine "mutlak geçit ihtiyacı" veya "geçit yoksunluğu", ikincisine de "nispi geçit ihtiyacı" ya da "geçit yetersizliği" denilmektedir. Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit tesisi davalarında başlangıçta davacı tarafından öngörülemediğinden dava dilekçesinde talep edilen yer dışındaki güzergahlardan da geçit kurulması gerekebilir. Bu güzergah üzerindeki taşınmazların maliklerine dava dilekçesi ile husumet yöneltilmemiş olması kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından 6100 sayılı HMK’nin 124. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olmayan bu taraf değişikliği talebi kabul edilerek davacının bu kişilerin harçsız olarak davaya katılmalarını sağlamasına imkan verilmelidir. Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir. Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hallerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 ve 1012. maddesi ile yeni Tapu Sicil Tüzüğünün "İrtifak hakları ve taşınmaz yükünün tescili" başlıklı 30. maddesi gereğince kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tesciline karar verilmelidir. Geçit hakkı tesisi davalarında davanın niteliği gereği, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması ve davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekir " (T.C YARGITAY 14.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 3261 Karar: 2019 / 324 Karar Tarihi: 14.01.2019) a. Araştırılması Gereken Hususlar ve Deliller Bu davada; · Tapu kayıtları, · Kadastro tespit tutanakları, · Çaplı kroki, · Geniş çaplı pafta, · İmar planı krokisi, · Mahalli bilirkişi listesi ve keşif, Delillerine başvurulmalıdır. Geçit yoksunluğu taşınmazın genel yola hiç bir bağlantısının bulunmaması anlamına gelirken nispi geçit ihtiyacı ise taşınmazın genel yola ulaşmasını sağlayan bir yolunun bulunması fakat taşınmazı için yeterli olmaması anlamına gelir. Mahkemece geçit yetersizliği bulunup bulunmaması objektif kriterlere göre belirlenmesi gereklidir. b. Uygulamada Sıkça Hataya Düşülen ve Bozma Nedeni Yapılan Konular Geçit davalarının taraflarının kimler olacağı noktasında tereddütler yaşanabilmektedir. Bu davalarda davacı lehinde geçit irtifakı istenilen taşınmazın paydaşlarından veya elbirliği mülkiyeti varsa mirasçılardan biri olabilir. Davalı tarafta yer alan ve aleyhine geçit irtifakı oluşturulan taşınmazların tüm maliklerinin davada davalı olması gerekir. Davada yer almayan fakat üzerinde geçit kurulması karar verilecek olan parsel malikleri hakkında ya ayrı bir dava açarak birleştirilmek ya da HMK'nun 124. maddesi uyarınca iradi taraf değişikliğine gidilmek suretiyle taraf teşkili tamamlanması gereklidir. Uygulamada bazen sadece lehine geçit kurulacak taşınmaz yönünden en lehe olan yerden geçit kurulduğu gözlenmektedir. Oysaki alternatifler belirlenirken fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi göz önünde bulundurulmalıdır. Uygun geçit yeri davacıya en az külfet getiren değil komşuluk hukuku ilkeleri gereğince üzerinden geçit kurulan taşınmazlara en az yükümlenme getiren yerlerden belirlenmeli ve bu yerden geçit kurulmalıdır. Uygulamada kadim kullanım gibi gerekçelerle taşınmazların kullanım bütünlüğünün bozulduğu durumlara rastlanmaktadır. Geçit davalarında geçerli olan kesintisizlik ilkesi gereğince kurulacak geçitin parsel bütünlüklerini bozmamasına özen gösterilmelidir. Geçit sınırları takiben oluşturulmalıdır. Sıklıkla yapılan bir hata da geçit kurulacak taşınmazın kesintisiz olarak genel yola bağlanmamış olmasıdır. Geçidin bağlanacağı genel yol ile geçit ihtiyacı içindeki taşımaz arasında kesintisiz bir bağlantı olmalıdır. Geçit davaları bazen yıllar sürmektedir. Bu durumda aleyhine geçit kurulanların mağduriyeti söz konusu olacağından geçit bedeli belirlenirken geçit bedeli mümkün olduğunca hüküm tarihine yakın yeniden belirlenmeli ve mutlaka hükümden önce mahkeme veznesine depo edilmelidir. Mahkemelerce bazen fiili yol bulunduğu veya herkesin gelip geçtiği yerler olduğu gerekçesi ile kurulan geçit genel bir yola bağlanmamaktadır. Oysa ki geçitler mera orman tapusuz açıklıklar üzerinden kurulamaz ve geçit yeri bunlara bağlanamaz. Geçit davalarında yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ile ilgili tereddütler yaşanmaktadır. Bu davaların mahiyeti gereği yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması, kendisini vekil ile temsil etmiş olsa dahi davacı vekili yararına vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekir. Mahkemelerce tarım makinesinin geçebilmesi için 4,5 metre eninde geçit kurulması durumlarına rastlanmaktadır. Ancak bu durum çoğu kez bozma sebebi yapılmaktadır. Yararına geçit kurulacak taşınmazın niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Mahkemelerce bazen tapuda kaydı bulunmaya taşınmazlar leh ve aleyhine geçit kurulmaktadır. Oysaki zorunlu geçit hakkı, mülkiyet hakkının kanundan doğan dolaylı bir sınırlaması olduğundan bu tür sınırlamalar ancak mülkiyet hakkına konu taşınmazlar için söz konusu olabilir. Taşınmaz mallarda mülkiyet hakkı, kural olarak o taşınmazın tapu siciline tescil edilmesi ile doğar. Tapu siciline kayıtlı olmayan bir taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının varlığından söz edilemeyeceğinden bu şekilde geçit kurulması mümkün değildir. Tapu kaydı bulunmayan taşınmazlar leh ve aleyhine geçit kurulması gerekli olduğu durumlarda davanın hemen reddedilmesi doğru değildir Bu durumda geçit ihtiyacı olan ve taşınmazı tapuda kayıtlı olmayan davacıya talep ettiği takdirde mahkemece taşınmazının tapuya tescilini sağlamak amacıyla dava açması için verilmelidir. Aynı şekilde aleyhine geçit kurulması talep edilen taşınmazların da tapulu olmaması halinde davacıya davalıya ait taşınmazın da tapuya tescilini sağlamak amacıyla yetki verilmeli ve bu davaların sonucu beklenmelidir. Sadece imar yolunun var olduğu belirtilerek geçit davalarının mahkemelerce reddedildiği durumlarla karşılaşılmaktadır. Oysaki davalı taşınmazı sınırındaki yolun fiilen kullanılıyor olması, bu yolun resmi olarak yola terk edildiği ve yol olarak kullanıma açıldığı anlamına gelmeyeceğinden açılmamış imar yollarının varlığı geçit ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Paftada görülmeyen orman için, mera ve yayla içi yollara veya dere yataklarına bağlantı kurularak geçit davalarının sonuçlandırıldığı görülmektedir. Orman içerisinden geçit kurulamayacağı gibi, mera ve tapusu bulunmayan mülkiyeti hazineye ait açıklıklardan da geçit kurulamaz. Birden fazla taşınmaz için geçit kurulması istendiğinde bunlardan birisi ana yola bağlanmakta yetinilmektedir. Davacı birden fazla taşınmazı için geçit talep etmişse ya da birden fazla kişi birden çok parsel için dava açmışsa kesintisizlik ilkesi gereğince, taraflara aralarında akdi geçit irtifakı kurmaları için uygun bir süre verilmeli veya geçide hükmederken davacılara ait taşınmazlarda dâhil olmak üzere tüm parseller lehine birbiri üzerinden geçit irtifakı kurulmalıdır. Zorunlu dava arkadaşı olmadıkları halde bazen farklı taşınmazların malikleri olan kişiler birlikte geçit isteminde bulunabilmektedir. Bu durum sağlıklı bir sonuca ulaşılmasını zorlaştırıyorsa zorunlu dava arkadaşı olmayan davacıların birlikte açtıkları davayı tefrik etmek, her bir davacı parselinin geçit ihtiyacını kendi bünyesi içerisinde değerlendirmek daha doğru olacaktır. Davacı taraf kendince uygun gördüğü bir alternatiften geçit istiyor ve mahkemece en elverişli ve uygun olarak belirlenen yerden kurulacak geçiti istemediğini açıkça beyan ediyorsa, istemediği yerden geçit kurulmamalı bu durumda davanın reddine karar verilmelidir.
  16. Edinilmiş Mallara Katılma ve Sözleşme örneği EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA (T.M.K. 202/1, 218 ilâ 241, Türk M.K.nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hk.K.nun 10/3.md.) Eşler birlikte söz alarak, (../../....) tarihinde evlendik. Evlenme tarihinden geçerli olmak üzere aramızda edinilmiş mallara katılma rejimini kabul ediyoruz: 1- Bu mal rejiminin başlangıcından bu tarihe ve bu tarihten sonra da devamı süresince, her birimizin çalışmasının karşılığını oluşturan edinimler, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumlarından yapılan ödemeler, çalışma gücümüzün kaybı nedeniyle ödenmiş veya yapılacak olası ödemeler, kişisel mallarımızın gelirleri ve bu kalemde sayılan mallarımızın yerine geçmiş veya geçecek gelirler her birimizin ayrı ayrı ve kendisine ait edinilmiş malını oluşturacaktır. 2- Ayrı ayrı ve yalnızca kişisel kullanımda bulunan eşyalar ile evlenmeden önce veya sonra miras yoluyla veya her hangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiğimiz malvarlığı değerleri, hükmolunmuş veya hükmolunacak manevi tazminat alacakları ve bu kalemde sayılan değerlerin yerine geçen değerler her birimizin kişisel malını oluşturacaktır. 3- Her birimiz, yasal sınırlar içinde, kendisine ait olan edinilmiş malları ile kişisel mallarını yönetmek, bunlardan yararlanmak ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunmak hakkına sahip olacağız. Ancak birbirimizin rızasını almak suretiyle paylı mülkiyet konusu malımızdaki kendimize ait pay üzerinde tasarrufta bulunabileceğiz. 4- Herbirimiz, kendisine ait borcundan dolayı şahsına ait olan edinilmiş ve de kişisel tüm malvarlığı ile sorumlu olacaktır. 5- Mal rejiminin sona ermesi durumunda her birimiz diğerinin zilyetliğinde bulunan mallarını geri alacaktır. 6- Birbirimizden olan karşılıklı borçlarımızı takas suretiyle ödeyeceğiz. 7- Her birimizin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi halinde, sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılacaktır. 8- Tasfiye sırasında, daha üstün yararı bulunduğunu ispat eden ve diğer eşin payını ödeyen eş, paylı mülkiyet konusu malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. 9- Birimize sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarından yapılan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminatlar, toptan ödeme veya tazminat yerine ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona ermesi durumunda, sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel malı olarak hesaba katılacaktır. 10- Birimizin, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, diğerinin rızası alınmadan, olağan hediyeler dışında, yaptığı karşılıksız kazandırmalar veya birimizin, mal rejiminin devamı süresince diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, o'nun edinilmiş malına değer olarak eklenecektir. 11- Her birimizin kişisel mallarına ilişkin borçları kendisinin edinilmiş mallarından veya edinilmiş mallarına ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme yapılacaktır. 12- Birimize ait borç O'na ait olan mal kesimini yükümlülük altına sokacak, ancak hangi mal kesimine ait olduğu anlaşılamayan borç, o eşin edinilmiş mallarına ilişkin sayılacaktır. 13- Birimize ait mal kesiminden yine ona ait diğer kesimindeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulması durumunda, o kesimde değer artması veya azalması olmuşsa, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete uygun olarak denkleştirme yapılacaktır. 14- Artık değer; eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her birimizin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar olacaktır. 15- Tasfiyede malların sürüm değerleri esas alınacak, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacak, edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanacaktır. 16- Her birimiz, diğerine ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olacak, alacaklar takas edilecektir. 17- Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilecektir. Aynî ödemede malların sürüm değeri esas alınacaktır. 18-Tasfiyenin sona erdiği tarihten başlayarak, katılma alacağına ve değer artış payına %.. oranında faiz uygulanacaktır. 19- Birimizin ölümü halinde sağ kalan, ölene ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde, katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı; aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde mülkiyet hakkı isteyebilecektir, diye sözlerini bitirdiler. Not: 3.Paragrafla ilgili olarak : Eşlerden birinin, diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunabileceğine dair sözleşmeye hüküm koyabilirler. 6.Paragrafla ilgili olarak : Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler. 16.Paragrafla ilgili olarak: a) Eşler değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi pay oranını da değiştirebilirler. b) Eşler artık değere katılmada başka bir esas kabul edebilirler. 18.Paragrafla ilgili olarak: Eşler katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülmeyeceğini, borçludan güvence istenmeyeceğini kararlaştırabilirler. 19.Paragrafla ilgili olarak: Eşler aile konutu ile ev eşyaları hakkında Türk Medenî Kanununun 240 ıncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilenlerden farklı düzenleme yapabilirler. DİKKAT : a) Eşler sözleşmede kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını kararlaştırabilirler. b) Sözleşmenin tescil ve ilânına ilişkin hükümler kaldırıldığından, bu işlemler yapılmayacaktır. c) Bu sözleşme örneği, Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına dayanarak başvuruda bulunan ve sözleşmenin başlangıcını evlenme tarihine kadar götürmek isteyen eşlerle ilgilidir. d) İşleme ilgililerin fotoğraflarının yapıştırılması gerekir. (NKY.md.93)
  17. Dava açmak bir kişi veya kuruluş aleyhinde mahkeme önünde bir hak talebinde bulunmak demektir. Haksızlığa uğradığınızda, hakkınızı alamadığınızda mahkemeler araya girecek “Türk Milleti adına” yargılama yaptıktan sonra hakkınızı size teslim edecektir. Dava Açmak Ne Demektir Dava açmak bir kişi veya kuruluş aleyhinde mahkeme önünde bir hak talebinde bulunmak demektir. Haksızlığa uğradığınızda, hakkınızı alamadığınızda mahkemeler araya girecek “Türk Milleti adına” yargılama yaptıktan sonra hakkınızı size teslim edecektir. Dava Nasıl Açılır? Dava mahkemeye vereceğiniz bir dilekçe ile açılır. Bu dilekçede olması gerekenler aşağıda belirtilmiştir. Dava dilekçesi, dava harca tabi ise harç ve gider avansının, harca tabi değil ise sadece gider avansının tahsil edilmesinden sonra ilgili mahkemeye kayıt olur ve bu tarihte davanız açılmış olur. Dava Açmak Bu Kadar Basit mi? Evet, dava açmak “yetkili mahkemeye” dava dilekçenizi dava harcı ve gider avansı ile birlikte teslim etmekten ibarettir. Bu tarif kolay görünse de dava açmak önemli yasal sonuçları olan ve mali yük getirmesi ihtimali bulunan ciddi bir iştir. Unutmayınız ki; davayı açmak işlemi basit olsa da işin kendisi son derece ciddidir ve bazen uzun süre alır. Bu hususu mutlaka göz önünde bulundurmalı ve yaptığınız işin göründüğü kadar basit olmadığını, sonuçlarının çok ciddi olabileceğini bilmelisiniz. Davalar Uzun Sürer mi? Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre 2010 yılında bir hukuk davasının karara bağlanması Türkiye genelinde ortalama 209 gün almıştır. Bu süre mahkemelere göre değişiklik göstermektedir. Örneğin 2010 yılında bir dava ortalama olarak; Fikri Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde 544 günde, Asliye Ticaret Mahkemesinde 455 günde, İş Mahkemesinde 446 günde, Aile Mahkemesinde 165 günde, Sulh Hukuk Mahkemesinde 109 günde karara bağlanmıştır. Dava Açmasam Daha mı İyi? Haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüz durumlarda mahkemelere başvurup hakkınızın size iade edilmesini talep etmek anayasal hakkınızdır. Bu hakkınızı kullanmaktan çekinmeyiniz. Ancak bu hakkınızı kullanırken konuyu etraflıca değerlendirmeniz gerekir. Davayı kazanma ihtimalinizi, kaybettiğiniz takdirde davanın size kaç liraya ve ne kadar zamana mal olacağını önceden hesaplamanız lehinize olacaktır. Dava Açarken Para Yatıracak mıyım? Dava açarken, davacı olarak belli bir miktar yargılama harcı ile davada yapılacak masrafların oluşturduğu ve her yıl Adalet Bakanlığı’nca yayınlanan listede gösterilen miktar kadar gider avansını mahkemeye yatırmanız gerekir. Davayı kazanmanız halinde bu giderleri ve harç parasını karşı taraftan geri alabilirsiniz. Davamı Nerede Açmalıyım? Davalar yetkili ve görevli mahkemelerde açılmalıdır. Hangi tür mahkemenin görevli olduğunu tespit ettikten sonra, hangi yer mahkemesinin yetkili olduğunu da belirlemeniz gerekir. Bu sorunun kısa bir cevabı olmadığı ve hatalı mahkemeye başvurmak zaman, para ve hak kayıplarına yol açabileceği için davanızı açmadan önce bu konuda bir hukukçudan profesyonel yardım almanız faydalı olabilir. Dava Açmadan Önce Neleri Bilmem Gerekir? Bir avukat yardımından faydalanmayacak iseniz aşağıdaki soruları kendi kedinize sorunuz; a) Dava açmak için yeterli bilgiye sahip olduğunuza emin misiniz? b) Davanızı takip etmek konusunda kararlı mısınız? Dava açtıktan sonra takip etmeyi ihmal etmeniz, davanızın reddedilmesine veya açılmamış sayılmasına neden olabilir. c) Davanızın olumsuz sonuçlanması halinde ne gibi sonuçlar doğuracağını değerlendirdiniz mi? Bir avukatınız varsa sizi bu konularda tam olarak bilgilendirmesini talep ediniz; a) Davanızın size maliyeti ne olacaktır? (Dava harcı, masraflar ve avukatlık ücreti vs.) b) Davayı kaybetmeniz halinde katlanacağınız ek maliyet ne olacaktır? (Tamamlanacak dava harcı, karşı tarafa ödenecek avukatlık ücreti, mahkeme masrafları vs.) c) Uğradığınız haksızlığın giderilmesi için başvurulabilecek başka hukuki yöntemler var mı? Dava Dilekçeniz Nasıl Olmalı? Dilekçeniz davada en önemli aracınızdır. Dilekçenizde dava açmanıza neden olan şeyi özlü biçimde anlatmanız gerekir. Gereğinden uzun yazmak, gereksiz ayrıntılara boğmak, davayla ilgisiz konuları, kişileri ve olayları anlatmak davanıza zarar verebilir. Aynı şekilde gereğinden kısa yazılmış, önemli hukuki noktaları atlanmış bir dilekçe de davanıza zarar verebilir. Bu nedenle dilekçenizin özenle hazırlanması gerekir. Dilekçenizi maddeler halinde yazmak, varsa ekler ve delilleri bir liste halinde yazmak ve arkasına ekler ve delilleri sıra numarası ile koymak, yararlı olacaktır. Dava Dilekçesinde Bulunması Gerekenler Nelerdir? 1. Dava açacağınız Mahkemenin adı 2. Adınız soyadınız, TC kimlik numaranız, açık adresiniz 3. Karşı tarafın (Davalının); adı soyadı (kurum ise unvanı), TC Kimlik numarası, adresi 4. Mümkün olduğunca açık ve öz şekilde aşağıdaki hususları dilekçenizde belirtiniz a. Davanızın konusu, mal varlığına ilişkin davalarda dava konusunun değeri b. Davayı açma nedeniniz c. Talebiniz (dava sonucu elde etmek istediğiniz sonuç) d. Yasal dayanaklarınız e. Delilleriniz i. Dilekçeniz arkasına delil listesi ekleyerek tüm delillerinizi sıra ile yazınız ii. Elinizde olan delilleri dilekçeniz ekinde sıra numarası vererek sununuz iii. Elinizde olmayan delillerin nereden temin edileceğini açık şekilde yazınız f. Davaya konu olayın (şeyin) gerçekleştiği tarih ve sizin öğrendiğiniz tarih g. Varsa dava konusu ile ilgili içtihatlar (önceki kesinleşmiş mahkeme kararlarından örnekler) Avukat Tutmak Zorunlu mudur? Hayır, avukat tutmak zorunlu değildir. Ancak bir avukatın size çok yardımı olacağını unutmayınız. Hukuk ve usul konusunda bilgi sahibi olduğunuza kesin olarak emin değilseniz bir avukatın yardımına başvurunuz. Mali durumunuz avukat tutmaya uygun değilse bulunduğunuz il barosuna başvurarak size “Adli Yardım” kapsamında avukat atanmasını talep etme hakkına sahip olduğunuzu unutmayınız. Dava Açmak Masraflı mıdır? Evet, dava açmak masraflı olabilir. Ülkemizde yargı masrafları Avrupa ülkelerindeki örneklere göre düşüktür. Yine de davanın türüne ve süresine göre masrafların ciddi boyuta gelmesi söz konusu olabilir. Bu konuda hazırlık yapmanız ve muhtemel masrafları önceden öğrenmeniz gerekir. Dava süreci boyunca masraflar kural olarak dava açan kişiden alınır. Masrafı yatırmadığınız takdirde mahkeme ilgili işlemden vazgeçtiğinizi varsayar, bu durum davanıza zarar verebilir. Masrafları Geri Alabilir miyim? Davayı kazandığınız zaman Mahkeme masrafların karşı taraftan alınarak size ödenmesini emreder. Ancak size ödenecek masrafların sadece yargılama masrafları olduğunu unutmayınız. Davaya hazırlık için yaptığınız masraflar, ulaşım giderleri, avukatınıza ödediğiniz vekâlet ücreti gibi bazı masraflar size geri ödenmeyecektir. Dava Bittiğinde Hakkımı Doğrudan Alabilir miyim? Kural olarak mahkeme kararlarına dayanarak icra takibi başlatabilmek için kararların kesinleşmiş olması gerekmez. Ancak kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe icra edilemez. İdari yargı mercilerinin kararları kesinleşmese dahi idari makamlarca 30 gün içerisinde yerine getirilmelidir. Mahkeme Kararı Kesinleşti. Şimdi Ne Olacak? Mahkemeyi kaybeden taraf kendiliğinden mahkemenin emrettiği kararı yerine getirebilir ve size mahkeme masraflarını da ödeyebilir. Bunu yapmadığı takdirde icra dairesine başvurup kararın icra kanalıyla yerine getirilmesini sağlamanız gerekir. İcra süreci hakkında bilgi için lütfen “icra” başlıklı broşüre bakınız. Karşı Taraf Bulunamazsa Ne Olur? Savunma hakkı anayasal bir haktır. Mahkeme hiç kimse hakkında kendiliğinden karar vermez. Bir davetiye göndererek hakkında dava açıldığını bildirir, dava hakkında diyeceklerini sorar, kararını verirken onun savunmasını da göz önünde bulundurur. Ancak kişilerin ortadan kaybolarak, davalardan kurtulmaları da başkalarının hakkını ihlal edecektir. Bu nedenle, bu hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla resmi kayıtlarda bulunan adrese tebligat ve ilan yoluyla tebligat imkânı da tanınmıştır. Benim Eski Adresime Tebligat Yapılırsa Ne Olur? Yeni adresinizi bildirmek sizin sorumluluğunuzdur. Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan yargı merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır. Dava Açarken Kimden Yardım Alabilirim? Dava açmak için bir avukatın yardımına başvurmak en doğrusudur. Bu alanda yeterli bilgiye sahip olduğunuza inanıyorsanız kendiniz de dava açabilirsiniz. Hukukçu olmayan kişilerin yardımıyla hareket etmeniz aleyhinize çok ciddi sonuçlar doğurabileceğinden bu kişilerin yardımına başvurmayınız. Arzuhalci olarak tabir edilen kişilerin yönlendirmesi ile hareket etmenin hak kayıplarına neden olabileceğini unutmayın. Dava Açacağım Mahkeme Bana Yardımcı Olur mu? Hayır. Mahkemeler danışmanlık yapmazlar. Mahkeme hâkimi de, mahkemede görevli diğer kişiler de size açacağınız dava konusunda yardımcı olamaz, yol gösteremez. Davamı Açtım, Mahkeme Bana Yardımcı Olur mu? Hukuki olmayan işlerde mahkeme çalışanları size yardımcı olacaklardır. Ancak hukuki konularda onlardan size danışmanlık yapmalarını beklememelisiniz. Örneğin; bir dilekçe teslim ederken yanında posta pulu vermeniz gerekip gerekmediğini mahkeme çalışanları size bildireceklerdir. Ancak dilekçenizin içeriği hakkında yorum yapamazlar, nasıl yazmanız gerektiğini size söylemezler. Hâkimle Görüşsem Faydası Olur mu? Devam eden dosyanız hakkında hâkimle görüşmeniz doğru değildir. Hâkimlerin dosya üzerinde görüş açıklamaları, kararlarını önceden taraflardan birine söylemeleri mümkün değildir. Bu konuda ısrarcı davranmanız aleyhinize ciddi sonuçlar doğurabilir. İnternet Güvenilir Bir Kaynak mıdır? Hayır, internet her zaman güvenilir bir kaynak değildir. Ancak güvenilir olduğuna emin olduğunuz bazı siteler size yararlı olacaktır. Adalet Bakanlığına, Yargı Kurumlarına, Barolara ait sitelerden veya güvenilir olduğuna kesinlikle emin olduğunuz özel kişilere ait sitelerden yararlanabilirsiniz. Forumlar, güvenilir olduğuna emin olmadığınız siteler, kaynağı belirsiz yazılar, zincir e-postalar gibi kaynaklara güvenerek hareket etmeniz çok ağır sonuçlar doğurabilir. İnternet yoluyla elde ettiğiniz bilgileri mutlaka güvenilir kaynaklardan doğrulayarak kullanmanız gerekir. İnterneti Dava Dilekçem İçin Kaynak Olarak Kullanabilir miyim? Kişilerin çok farklı amaçlarla koyduğu gerçek olmayan yazılar, tahrif edilmiş mahkeme kararları, başı veya sonu kesilerek alıntı yapıldığı için anlamı değişmiş makaleler gibi pek çok yazı internette dolaşmaktadır. Özensiz hazırlanan web siteleri bu yazıları kaynak göstermeksizin tekrar tekrar kullanarak yayılmasına neden olmakta, hukukçu olmayan kişiler forumlar vasıtasıyla bu sakıncalı yazıları ve tahrif edilmiş mahkeme kararlarını elden ele dolaştırmaktadır. Bu bilgileri dilekçenizde kullanmayınız, dilekçenize ek olarak koymayınız. Bu Sakıncadan Kendimi Nasıl Koruyabilirim? Öncelikle güvenilir olduğundan kesinlikle emin olmadığınız tüm kaynaklardan uzak durunuz. Ayrıca dilekçenizde yer alan ve sizin yazmadığınız her şey için kullandığınız kaynağı mutlaka belirtiniz. Bunun en kolay yolu parantez işareti ( ) kullanmaktır. Örnekler: • Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. (Anayasa, madde 9) • Kat mülkiyetine ilişkin bu konuda mahkeme kararları istikrar kazanmıştır. (Ahmet İyibilen, Kat Mülkiyeti Hukuku, sayfa 85) • Dilekçemizde izah ettiğimiz gibi Yargıtay 19. Hukuk Dairesi de 2006/6070 E. sayılı kararında vekâletle ipotek tesisi için vekâletnamede açık yetki bulunması gerektiğini belirtmiştir. (Örneği dilekçe ekinde sunulan karar UYAP Mevzuat programından alınmıştır.) Yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi kaynağınızı açıkça göstermeniz mahkemenin yazdığınız konunun doğruluğunu rahatça araştırmasını sağlar. Daha önemlisi bir yanlışlık söz konusu ise sorumlusunun siz olmadığını gösterir. Mahkeme Kararlarından Örnekler Koymak Gerekli midir? Dava açmadan önce aynı konuda verilmiş mahkeme kararlarına bakmanız ve dilekçenizi hazırlarken bu kararlardan faydalanmanız yararlı olacaktır. Ancak dilekçe ekinde mahkemeye sunmanız bir zorunluluk değildir. Dayandığınız kararların kesinleşmiş kararlar olması ve tahrif edilmiş kararlardan sakınabilmeniz için mutlaka güvenilir bir kaynaktan alınmış olması gerekir. UYAP HUKUKİ YARDIM SİTESİ
  18. Terk, bir eşin ortak konuttan ayrılması veya bir eşin diğer eşi ortak konuttan uzaklaştırması olarak tanımlanabilir. Nitekim uygulamada eşini evinden kovan eş terk etmiş sayılmaktadır. Bu nedenle terk tanımını genişletmek yerinde olacaktır. Terke dayalı olarak boşanma davaları uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur. Terk Nedeniyle Boşanma Terk, bir eşin ortak konuttan ayrılması veya bir eşin diğer eşi ortak konuttan uzaklaştırması olarak tanımlanabilir. Nitekim uygulamada eşini evinden kovan eş terk etmiş sayılmaktadır. Bu nedenle terk tanımını genişletmek yerinde olacaktır. Terke dayalı olarak boşanma davaları uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur. Türk Medeni Kanunu’nda terk, sıkı şekil şartlarına bağlanmış olup özel bir yargılama usulüne tabiidir. Terk Nedeniyle Boşanmanın Şartları Aşağıda anlatacağımız üzere sıkı şekil şartlarına bağlı olan terk nedeniyle boşanma davasında boşanma kararının verilebilmesi şu şartların varlığı aranır : Eşlerden biri ortak yaşama son vermiş olmalı, Terk eylemi ciddi olmalı ve ortak yaşama son verme amacı gütmeli, Terk, hukuka aykırı olmalı Eşi konuta davet için Mahkemece veya Noter kanalıyla ihtar çekilmeli, İhtar samimi ve uygulanabilir olmalıdır. Terk nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için yukarıdaki şartların varlığı aranır. Bu şartların sağlanması ile birlikte yargılama neticesinde aile mahkemesi, tarafların terk nedeniyle boşanmalarına karar verir. Bu şartları izah edecek olursak : Terk Nedeniyle Boşanmanın Medeni Kanundaki Yeri Özel boşanma sebeplerinden olan terk nedeni, Türk Medeni Kanunu’nun 164. Maddesinde yer almaktadır. Madde içeriği şu şekildedir : Terk – Madde 164 : ‘Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise terk edilen eş boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terketmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.’ Terk Nedeniyle Boşanma Davasını Kimler Açabilir ? Türk Medeni Kanunu’nun 164. Maddesinde düzenlenen terke dayalı boşanma davası ancak ve ancak terk edilen eş tarafından açılabilir. Terk eden eş kesinlikle dava açamayacaktır. Peki hangi hallerde konut eş tarafından terk edilmiş sayılacaktır ? Eşlerin birlikte yaşadığı konutu terk eden eş terk etmiş sayılır. Eşlerin birlikte yaşadığı konutta diğer eşi terk etmeye zorlayan eş terk etmiş sayılır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bu durumlar genellikle eşlerini (karılarını) evden kovan eşlerde (kocalarda) karşılaşılır. Kaba tabirle eşini konuttan kovan eş, terk etmiş sayılmaktadır. Eşinin ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Nitekim Türk aile yapısı gereği evlilik birliğinde çıkan problemlerde eşler geçici olarak evi terk edebilirler. Böyle durumlarda eşin pişmanlık duyup eve gelme arzusunun diğer eş tarafından görülmemesi ve yerine getirilmemesi terk olarak kabul edilecektir. Terk Nedeniyle Boşanma Davasında İhtar Nasıl Yapılır ? Terk nedeniyle boşanma davasında en önemli husus evi terk etmiş sayılan eşe yapılacak ihtardır. İhtarın yapılmasında bazı usuli sürelere uyulmuş, ihtar metninde bazı zaruri unsurların yer alması gerekmektedir. Eşlerin Birlikte Yaşamaya Ara Verme Kararı Almaları Türk Medeni Kanunu’nun 197. Maddesi ; eşlerin bazı hallerde ayrı yaşamaya karar verebileceklerini hükme bağlamıştır. Nitekim eşler; kişilik, ekonomik sebepler, güvenlik veya ailenin huzurunun tehlikeye düşmesi gibi nedenlerle ayrı yaşama kararı alabilirler. Böyle bir durumda konutu terk eden eş, TMK 164. Madde anlamında terk etmiş sayılmayacaktır. Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Davayı Kabul Terk nedeniyle boşanma davası, yapısı itibariyle sıkı şekil şartlarına bağlandığı için terk olgusunun varlığının tespiti için yukarıda saydığımız tüm şartların varlığı gerekmektedir. Nitekim ihtar çekilmeli bu ihtara karşılık verilmediği takdirde ikinci bir ihtar çekilmeli ve ihtarın da bazı nitelikleri taşıması gerekir. Bununla birlikte ihtarın noter veya aile mahkemesi tarafından çekilmesi gerekir. Bu kadar sıkı şekil şartlarının varlığı halinde davanın davalı tarafından kabul edilmesi aile mahkemesi hakimin bağlamayacak ve davayı kabul herhangi bir sonuç doğurmayacaktır. Terk ve Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedenleri Arasındaki İlişki Boşanma davası hem terk nedenine hem de evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açılırsa; dava Aile Mahkemesi tarafından reddedilecektir. Yani terditli olarak açılsa veya her iki sebebe aynı anda dayanılsa dahi dava reddedilecektir. Fakat terk nedenine dayalı olarak açılan boşanma davası tahkikat aşamasında ıslah edilerek başka bir sebebe dayanılabilir. Bununla birlikte terk nedenine dayalı olarak açılan boşanma davası yine ıslah edilerek anlaşmalı boşanma davasına çevrilebilir ve taraflar anlaşmalı boşanma protokolüyle birlikte anlaşmalı olarak boşanabilirler. Kaynak: Av. Mehmet Emre ULUSOY Terk Nedeniyle Boşanma Davasında İhtar (İzlenecek Usul) Türk Medeni Kanunu’nun 164. Maddesinde düzenlenen ‘terk nedeniyle boşanma’ usuli süreci mühim olan bir davadır. Nitekim madde metninde dahi terk nedeniyle boşanma davasında izlenecek usül açık bir şekilde belirtilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 164. Maddesinin 2. Fıkrasına göre : ‘Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz’ denilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 164. Maddesinde de belirtildiği üzere terk olgusu var ise bazı şartların sağlanması ile terk eden eşe ihtar çekilmelidir. İhtar, noter veya aile mahkemesi kanalıyla çekilmelidir. Buna göre ; İhtarın Aile Mahkemesi Tarafından Yapılması Terk nedeniyle boşanma davasında eşlerden biri, haklı bir neden olmadıkça veya evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerine yerine getirmemek kastıyla ortak konutu terk etmişse terk nedeniyle boşanma davası süreci başlayacaktır. Bu terk işleminden itibaren en az altı ay geçtikten sonra terk edilen eşin talebiyle terk eden eşe ihtar çekilebilecektir. İhtar ; evi terk eden eşe terk nedeniyle boşanmanın sonuçlarını izah etmektir. Peki ihtar nasıl yapılmalıdır ? Aile mahkemesi tarafından ihtar çekilebilmesi için öncelikli olarak terk edilen eşin açık bir talepte bulunması gerekir. Buna ilişkin dilekçe ilgili büroya kaydedilip ilgili mahkemesine yapılacaktır. İhtar çekilmesi talebi bir dava olmayıp yalnızca mahkemenin değişik iş kalemine kaydedilecek bir husustur. Aile mahkemesi ihtar talebini inceleyecek ve bir karar verecektir. Aile mahkemesinin bu inceleme neticesinde 2 farklı karar yetkisi vardır : Kabul Kararı : Aile mahkemesinin vermiş olduğu ihtarın yapılmasına dair kabul kararına karşı itiraz veya herhangi bir yasa yolu öngörülmemiştir. Değişik İş sayılan bu işlemde kanunkoyucu itiraz kurumunu devreye sokmamıştır. Bu nedenle aile mahkemesinin ihtarın çekilmesine dair kabul kararı kesin nitelik taşır. Red Kararı : Aile mahkemesinin vermiş olduğu ihtarın yapılmasına dair red kararı ise kabul kararının aksine yasa yoluna açıktır. Kanunkoyucu red kararına temyiz prosedürünü işletmiştir. Yani mahkemenin vermiş olduğu red kararı temyiz edilebilir bir karardır. Görevli ve Yetkili Mahkeme : Terk nedeniyle ihtar isteminde görevli mahkeme yukarıda da bahsettiğimiz üzere Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme hususunda ise kanunkoyucu herhangi bir yetki sınırı koymamıştır. Terk olgusuna dair ihtar çekilmesi işlemi herhangi bir adliyede gerçekleştirilebilir. Bu hususta herhangi bir kısıtlama yoktur. Terk nedeniyle boşanma davasında çekilecek ihtarda Aile Mahkemesi ; dönülecek konutun adresini açıkça göstermeli, bu konuta dönüş süresi açık açık yazılmalı, davet edilen eşin potansiyel yol gideri karşılanmalı ve konutta ödemeli gönderilmelidir. Bu hususlar Aile Mahkemesince yapılacak ihtarda muhakkak bulunması gereken hususlardır. Aile Mahkemesi Tarafından Yapılacak İhtarda İşlem Süreci Nasıldır ? Aile Mahkemesi, terk edilen eşin yapmış olduğu başvuruyu inceleyecektir. Öncelikli olarak terk işleminin gerçekleşmesinin üstünden en az 4 ay geçmiş olmalıdır. Nitekim 4 ay geçmeksizin yapılan ihtar başvuruları reddedilecektir. Bu hususta hakim, fiili terk olgusunu araştırmalı ve 4 ayın geçtiğini tespit etmelidir. Terk nedeniyle Aile Mahkemesince yapılan ihtarın muhatapa tebliğ edilmesi gerekmektedir. Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için de bu tebliğden itibaren en az 2 ay geçmelidir. Nitekim kanunkoyucu, terk eden eşe yapılan ihtarın sonuç vermesi adına 2 aylık azami bir süre öngörmüştür. Bu süre geçmeden açılacak boşanma davası reddedilecektir. Yapılan ihtarın tebliğ edilmesinden itibaren 2 aylık süreç söz konusudur. Bu süreç yukarda da belirttiğimiz üzere ihtar çekilen eşin eve dönmesine dair verilen süredir. Bu süre geçmeden boşanma davası açılmalı, davanın reddi ile sonuçlanacaktır. İhtarın Noter Tarafından Yapılması Türk Medeni Kanunu’nun 164. Maddesine göre terke dair yapılacak ihtar Aile Mahkemesi tarafından yapılacağı gibi Noter kanalıyla da yapılabilmektedir. Nitekim notere başvuru yapacak terk edilen eş, yazılı veya sözlü talepte bulunmalı, bu talep noter tarafından tutanağa geçirilmelidir. Noter de ihtarı ilgilisine tebliğ eder ve Aile Mahkemesinin yukarıda bahsettiğimiz esasları doğrultusunda ilk ihtar yapılmış olacaktır. İhtar Nasıl Olmalıdır ? Aile Mahkemesi veya noter tarafından yapılmış ihtar öncelikle şekli unsurları taşımalıdır. Bunun yanı sıra ihtar samimi olmalıdır. Samimi olmalı’dan kasıt ; terk edilen eş talebinde samimi olmalı, dönülecek konutu hazır etmeli ve eşine karşı güven sarsıcı/hakaret/olumsuz beyanlarda bulunmamalıdır. Bu ve buna benzer evlilik birliğini zedeleyici hususlar ihtarın samimi olmaması sonucunu doğurur. Böyle bir halde ihtar işlemi şekli olarak tamamlanmış olsa da hukuken bir değeri kalmamaktadır. Kaynak: Av. Mehmet Emre ULUSOY Terk Nedeniyle Eve Dön İhtarı İstemi (İhtar Örneği) ... AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE; İSTEMDE BULUNAN : TC KİMLİK NUMARASI : ADRES : VEKİLİ : (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin) ADRES : (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin) MADDİ İLGİLİ : ADRES : KONU : Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi istemimizi içerir. AÇIKLAMALAR : 1-) Müvekkilimiz, eşi … … ile …/ …/ … tarihinde evlenmiş (EK 1) ve bu evliliklerinden … ve … isimli iki çocukları olmuştur.(EK 2) Muhatap eş, …/ …/ … tarihinde “çocuklardan ve senden bıktım.” diyerek eşyalarını toplayıp babasının … … …/… adresinde bulunan evine gitmiştir. 2-) Müvekkilimiz evlilikte kendisine düşen sorumlulukları yerine getirmekte, eşini ve çocuklarını çok sevmektedir. Eşinin evi terk etmesini ve eve dönmemesini gerektirecek haklı bir nedeni yoktur. 3-) Müvekkilimizin dostları ve yakınları bu konuda girişimde bulunmasına rağmen aradan geçen dört aylık sürede herhangi olumlu bir sonuç alınamamıştır. Bu hususta dilekçemiz ekinde sunulmuş tanık listesinde (EK 3) isimleri yer alan ilgililer, mahkemenizce uygun görülmesi halinde, duruma ilişkin izahat verecektir. 4-) Müvekkilimiz, eşinin, …. … …./…. adresinde bulunan müşterek eve dönmesi için gerekli olan …-TL’lik masrafı konutta teslim edilecek şekilde ödemeye hazır olup gerekli ihtarın yapılması için mahkemenize başvurulması zorunluluğu hasıl olmuştur. HUKUKİ NEDENLER : 4721 S. K. m. 164, 6100 S. K. m. 382-388 HUKUKİ DELİLLER : Nüfus kayıtları, Tanık anlatımları SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, müvekkilimizin eşinin eve dönmesinin, dönmediği takdirde terk nedeniyle boşanma davası açacağımızın, ihtaren bildirilmesine karar verilmesini müvekkilimiz adına vekaleten saygılarımızla talep ederiz. …./…/… EKLER: 1- Uluslar arası Aile Cüzdanı Fotokopisi 2- Nüfus Kayıtları 3- Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları gösterir tanık listesi, 4- Bir adet özel yetki içerir onaylı vekaletname örneği. İstem Sahibi Vekili Av. KAYNAK: Sinerji
  19. Medeni Usul Hukuku’ndaki zorunlu dava arkadaşlığı kurumu İcra Hukuku’nda da uygulanır. Medeni Usul Hukuku’ndaki zorunlu dava arkadaşlığı kurumu İcra Hukuku’nda da uygulanır. Örneğin elbirliği mülkiyeti ile bir mala malik olanlara karşı takip, hepsine karşı birden aynı anda açılmalı, bunlar da bir takip başlatacaklarsa hep birlikte başlatmalıdırlar. Aynı durum miras şirketi için de söz konusudur. Kişinin sağlığında başlatılmamış bir icra takibi, öldükten sonra ancak miras şirketine karşı başlatılabilir. Terekeye karşı başlatılan icra takibini mirasçılar birlikte yürütür. İflas masasına karşı icra takibi yapılması da mümkündür. Takip arkadaşlığı zorunlu dava arkadaşlığı hallerinde mümkündür. İhtiyari dava arkadaşlarının icra takibinin pasif tarafında birlikte gösterilmeleri doktrinde tasvip edilmemektedir. Yaygın görüş bunlara ayrı ayrı icra takibi yapılması gerektiği yönündedir.
  20. Bazı Yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri arasında Muhatap Banka'nın "Karşılıksızdır" İşlemi Yapmaması Durumunda "Çekle İlgili Karşılıksızdır İşlemi Yapılmasına Sebebiyet Verme" suçunun oluşup oluşmadığı konusundaki karar uyuşmazlıkları, Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 27.01.2020 tarihinde verdiği karar ile ortadan kaldırıldı. Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 27.01.2020 Tarih ve 2019/35817 E-2020/415 K sayılı kararı ile "Çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında, şayet yeterli karşılığı bulunmamasına rağmen, banka tarafından ileri sürülen değişik gerekçelerle 5491 sayılı Kanun'un 3/4. maddesi gereğince "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan dolayı cezalandırılmasının mümkün olmadığına hükmetti. KARAR METNİNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ!
  21. Mirastan feragat sözleşmesi, miras bırakan ile mirasçılardan biri veya bir kaçı arasında, mirasçı veya mirasçıların miras haklarından feragat ettiklerine ilişkin akdedilen iki taraflı bir miras (ölüme bağlı tasarruf ) sözleşmedir. Mirasçılık sıfatının yitirilmesi nedenlerinden biri de mirastan feragattır. Miras bırakan bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder. Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu içinde sonuç doğurur. (TMK. md.528) Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişinin lehine yapılmış olursa, bu kişinin de herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat hükümden düşer. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, feragat yine hükümden düşer. (TMK.md.529) Mirasın açılması anında tereke borçları karşılayamıyorsa ve borçlar mirasçılar tarafından da ödenmiyorsa, feragat eden ve mirasçıları alacaklılara karşı feragat için ölümünden önceki beş yıl içinde miras bırakandan almış oldukları karşılıktan, mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında sorumludurlar. (TMK.md.530) Mirastan feragat, miras hakkının değil, fakat mirasçılık sıfatının yitirilmesidir. (Bkz.Esat Şener, Miras Hak ve Payları, sh 155) Mirastan feragatte miras, bırakan saklı pay sahibi mirasçılarından biriyle miras sözleşmesi yapmakta, iki taraflı bu sözleşme ile mirasçı ona karşı doğacak miras hakkından vazgeçmektedir. Bu vazgeçme mirasın tümü hakkında olabileceği gibi belirli bir payı ile ilgili kısmen de olabilir. Bir karşılık alınarak yapılan feragat sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça feragat edenin altsoyu da mirasçılık sıfatını yitirir MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN ŞEKLİ Mirastan feragat sözleşmesinin miras sözleşmesi şeklinde yapılması şarttır. Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın huzurunda imzalarlar. (TMK. md.545) Mirasçılar karşılıklı olarak da mirastan feragat edebilirler. Mirastan feragat tek taraflı bir irade beyanı ile vasiyet şeklinde ölüme bağlı tasarrufla da yapılabilir. Bu şekil feragat, bir karşılık alınmaksızın feragat halinde mümkündür. Miras bırakan yaptığı miras sözleşmesi ile mirasını veya belirli bir malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kimseye bırakma yükümlülüğü altına girebilir. Miras bırakan mal varlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir. Ancak, miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir. (TMK. md.527) Yargıtay uygulamalarında da mirastan feragat sözleşmesinin resmi vasiyet şeklinde yapılmadıkça muteber olmayacağı esası benimsenmiş, (Y.2.HD.19.7.1948 Ta.3056-4390 sayılı kararı) daha sonra. 11.2.1959 Tarih E. 1958/16 K.1959/14 sayılı İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararıyla da mirastan feragat sözleşmesinin resmi vasiyet şeklinde yapılması gerektiği vurgulanmıştır) Mirastan feragat sözleşmesi de hukuki niteliği itibariyle bir miras sözleşmesidir. Birbirlerinin mirasçısı olduğu durumlarda iki taraf bir yandan mirastan feragat eden, bir yandan da bunu kabul eden kişi durumunda olabilir. Miras sözleşmeleri gibi, feragat sözleşmeleri de bir taraflı veya iki taraflı olabilirler. Eğer sözleşmenin iki tarafı da karşılıklı olarak hem müstakbel muris, hem de müstakbel feragat eden durumunda iseler, bu takdirde iki taraflı bir feragat sözleşmesi vardır. İki taraflı feragat sözleşmelerinde her iki taraf karşılıklı olarak miras haklarından vazgeçmektedirler. Bu çoğu kez karı koca arasında yapılmaktadır. Tek taraflı feragat sözleşmelerinde ise, bir taraf müstakbel miras bırakandır, diğer taraf da müstakbel mirasçı dır. (feragat edendir). MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİ YAPIMINDA EHLİYET Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak gerektiğinden. (TMK md.503) Mirastan feragat sözleşmelerinde de tarafların ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmaları, kısıtlı bulunmamaları gerekir. Eğer vasiyetname ile tek taraflı bir feragat söz konusu olursa; Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve 15 yaşını doldurmuş olmak yeterlidir. (TMK.md.502) Mirastan feragat sözleşmesi yapan kişi veya kişilerin aynı zamanda ayırt etme gücünü haiz olmaları da gerekir. Onun için evlenme ile ergin olan (TMK. Md.11) kişiler de miras sözleşmesi yapabilirler. Çünkü o kişi 18 yaşını doldurmamış olsa bile evlenmekle ergin olmuştur. Aynı zamanda onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla ergin kılınabilir. (TMK.md.12). Bunlarda mirastan feragat sözleşmesi yapabilirler. Yasal Danışman atanan mahdut ehliyetsizler de yalnız başlarına mirastan feragat sözleşmesi yapabilirler. Ayırtım gücünü taşıyan kısıtlılar. (TMK.md.407) mesela mahkumlar vesayet makamının izni ve Denetim makamının muvafakati ile (TMK. md.463/5) vasileri aracılığı ile mirastan feragat sözleşmesi yapabilirler. MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN FESHİ Kural olarak mirastan feragat sözleşmesi tek taraflı olarak feshedilemez. Ancak sözleşmenin tarafları anlaşarak feragat sözleşmelerini feshedebilirler. Miras sözleşmesi tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırabilir. istisna; Miras sözleşmesiyle mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişinin, miras bırakana karşı miras sözleşmesinin yapılmasından sonra mirasçılıktan çıkarma (Mirastan ıskat) sebebi oluşturan davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa; Miras bırakan, miras sözleşmesini tek taraflı olarak da ortadan kaldırabilir. Tek taraflı ortadan kaldırma, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden biriyle yapılır. (TMK. md.546) Mirastan feragat sözleşmesi resmi şekilde yapıldığı halde, mirastan feragat sözleşmesinin feshi, sözleşmenin tarafları arasında yapılacak adi yazılı sözleşme İle de mümkündür. Miras sözleşmesi, tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir. (TMK. md.546/1) Mirastan feragat sözleşmelerinde yapılacak Değişikliklerin de mutlaka resmi vasiyet şekilde yapılması gerekir. Aksi takdirde adi yazılı anlaşma ile yapılan değişiklikler hukuki sonuç doğurmaz. MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN ÇEŞİTLERİ Mirastan feragat sözleşmeleri bir karşılık alınarak yapılabileceği gibi, bir karşılık alınmadan da yapılabilir. Mirasçı miras bırakanın sağlığında ihtiyaç içinde ise iş kurma, evlenme vb. gibi amaçlarla miras bırakanla bedelli mirastan feragat sözleşmesi yapmak isteyebileceği gibi, miras bırakanın sağlığında ekonomik yönden güçlü olan mirasçı, güçsüz, olan mirasçı veya mirasçılar lehine bir karşılık almaksızın da mirastan feragat edebilir. Mirastan bir karşılık ve bir karşılık almadan feragatin hukuki sonuçları ve etkileri farklı olduğundan ayrı ayrı incelenecektir. A) MİRASTAN BİR KARŞILIK ALARAK FERAGAT (İVAZLI) Bir karşılık alınarak mirastan feragat sözleşmesinde mirasçı mirasına karşılık bir bedel almaktadır. Miras bırakan, saklı pay sahibi mirasçısıyla ölümünden sonra hüküm ifade etmek üzere mirastan feragat sözleşmesi yaparken miras hakkı karşılığı olarak feragat edene bir karşılık vermekte, mirasçı da bu bedel karşılığı saklı payından veya miras payının bir kısmından veya miras payının tamamından vazgeçmektedir. Bir karşılık alınarak yapılan feragat sözleşmelerinde karşılık, sözleşmenin imzalanması sırasında sağlar arası bir işlemle verilmekte veya verilmesi taahhüt olunmakta, buna karşın sözleşme miras bırakanın diğer mirasçıları yönünden miras bırakanın ölümünden sonra hukuki sonuç doğurmaktadır. Karşılık olarak verilen şey para olabileceği gibi mal veya başka bir şeyde olabilir. B) MİRASTAN BİR KARŞILIK ALMAKSIZIN FERAGAT (İVAZSIZ) Mirastan bir karşılık almaksızın feragatte, miras bırakan mirastan feragat eden mirasçı ile karşılıksız olarak sözleşme yapmakta, mirasçı karşılıksız olarak miras bırakanın belli bir mirasçısı veya mirasçıları veya tüm mirasçıları lehine mirastan feragat etmektedir. MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN TARAFLARI Gerek bir karşılık alınarak gerekse bir karşılık alınmaksızın feragat sözleşmesinin tarafları önce de açıkladığımız gibi mutlaka ve mutlaka miras bırakan ve miras bırakanın saklı paylı mirasçılarıdır. Saklı pay sahibi dışındaki mirasçılarla mirastan feragat sözleşmesi yapılmasına gerek yoktur. Çünkü miras bırakan sağlığında veya ölüme bağlı tasarruf ile saklı paylar dışında tasarruf nisabı üzerinde dilediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. (TMK.md.505) Mirastan Feragat sözleşmesi, bir mirasçının mirastan feragatini temin etmek, miras bırakan tarafından ölüme bağlı bir tasarruftur. Mirastan feragat sözleşmesi kural olarak saklı paylı mirasçıyı mirastan uzaklaştırmak için başvurulan bir yoldur. Saklı paylı olmayan mirasçı ile veya vasiyet alacaklısı ya da atanan mirasçı ile de feragat sözleşmesi yapılmasına engel yoktur. MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ Mirastan feragat sözleşmesi yapıldıktan sonra sözleşmenin tarafı olan saklı paylı mirasçı, ilerde miras bırakanın ölümünde doğacak miras hakkını kaybeder. Tereke üzerinde herhangi bir haktalepedemeyeceği gibi onun borçlarından da sorumlu olmaz. Bu kuralın tek istisnası TMK'nun 530.uncu maddesi olup, ilerde incelenecektir. Feragat edenin burada kaybettiği mirasçılık hakkı değil, mirasçılığın iktisabına ilişkin beklenen hakkıdır. (Bak. Prof. Dr. Zahit İmre, Türk Miras H.sf.304) Tekrar edelim mirastan feragat mirasın tamamından olabileceği gibi, bir kısmından veya saklı paydan veya saklı payın belirli bir kısmından da olabilir. Feragat sözleşmesi hükümsüzlük, iptal nedenleri ve TMK'nun 529/1. maddesi gereği geçersiz hale düşerse, mirasçılık sıfatı tekrar döneceğinden murisin borçlarından da yeniden sorumluluk söz konusu olur. MİRASTAN FERAGATİN ALTSOYA ETKİSİ Altsoy yönünden feragatin etkisi, feragatin bedelli olup olmamasına göre farklı hukuki sonuçlar meydana getirir. a) Bir karşılık alınarak yapılan feragatte; Mirastan bedelli feragatte, mirastan feragat edenin altsoyu kural olarak terekeden herhangi bir hak talep edemez. Ancak sözleşmede aksine bir hüküm varsa miras bırakan ile mirasçı feragat sözleşmesi sırasında veya daha sonra yaptığı resmi vasiyet şeklindeki sözleşme ile feragat edenin altsoyunun bundan etkilenmemesini kararlaştırabilirler. b) Bir karşılık alınmaksızın feragatte; Mirastan feragatin bir karşılık alınmaksızın yapılmış olması halinde ise, kural olarak feragat edenin altsoyu bu sözleşmeden etkilenmez. Feragat edenin altsoyu feragat eden yerine geçecek, onun miras hakkını iktisap edecektir. Ancak miras bırakan ve mirastan feragat eden yine feragat sözleşmesinde veya sonradan yapacakları usulüne uygun yine ölüme bağlı yeni bir ek sözleşme ile ivazsız feragatin altsoyu da kapsayacağını, altsoyun da mirasçı olmayacağını kararlaştırabilirler. FERAGATTEN YARARLANACAK KİŞİLER Mirastan feragat kişi belirtilmeden yapılabileceği gibi, feragatten yararlanacak kişiler sözleşmede belirtilebilir. Burada incelenmesi gereken bir olasılık da mirastan feragat edenin altsoyunun bulunup bulunmamasıdır. a) Feragatin belli kişi yararına yapılmaması; Eğer feragat, lehine yapılan kişi bir karşılık alınmadan yapılmış ise, feragat edenin miras payı kendi altsoyuna geçer. Eğer feragat bir karşılık alınarak yapılmış ise veya feragat edenin altsoyu yoksa miras bırakan feragat edenin payı üzerinde tasarrufta bulunmuş, vasiyet etmişse, vasiyetname gereğince işlem yapılır. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamış ise, en yakın ortak kökün alt soyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde,feragat yine hükümden düşer. (TMK md.529/2) Örneğin: Feragat edenin altsoyu bulunmamaktadır. Bu durumda en yakın mirasçısı babası ve anasıdır. Bunlardan hangisinin mirasından feragat etmişse onun altsoyu mirasçı olur. Babanın mirasından feragat etmişse babanın çocukları ve onların feri'leri mirasçı olur. Ananın mirasından feragat etmişse ananın çocukları ve onların fer'leri, kısaca kardeşleri onlar da yoksa kardeş çocukları mirasçı olur. Eğer bu mirasından feragat edilen miras bırakanların ve mirastan feragat edenin de altsoyu yok ise, mirastan feragat hukuki sonuç doğurmayacak, miras payı yine mirastan feragat edene ait olacaktır. b)Mirastan feragatin belli kişi veya kişiler yararına yapılması: Mirastan feragat sözleşmesinde, açık olarak bir veya birkaç kişi mirasçı olarak gösterilmişse, miras bırakanın ölümünde mirastan feragat edenin payı bu şahıs veya şahıslara ait olur. Ancak yararına mirastan feragat edilen şahıs tek ise, bu şahsın mirasçılık sıfatını, mirastan çıkarılma ret veya yoksunluk yolu ile yitirilmesi veya miras bırakandan önce ölümü halinde feragat hükümsüz hale gelir. Feragat eden mirasçının miras payı yine kendisine döner Mirastan feragat sözleşmesinden yararlanan şahıslar birden fazla gösterilmişse, bunlardan sadece biri mirasçılık sıfatını kaybederse ölenin payı miras sözleşmesinde bu konuda bir açıklık varsa ona göre işlem yapılır, yok sözleşmede açıklık yok ise onun payı feragat edene değil, feragatten yararlanacağı gösterilen diğer kişilere ait olur. TMK.un 529/1. fıkrasının uygulanabilmesi için feragatin lehine yapılmış olduğu şahsın sarih ve açık olarak feragat sözleşmesinde gösterilmesi şarttır. Bu şahsın feragat sözleşmesinde değil, fakat vasiyetçinin sonradan tanzim ettiği vasiyetnamede mirasçı atanması halinde TMK.529.oncu madde hükmü uygulanmaz, böyle bir halde vasiyetnameler ve mirasçı atanması hakkındaki kurallar uygulanır. Buna karşılık, müteveffanın feragat eden aynı mirasçı ile sonradan akdettiği ikinci bir feragat sözleşmesinde atanmış mirasçıların tayin edilmiş bulunması halinde bu madde uygulanmak gerekir. c) Mirastan Feragat Sözleşmesinin benzeri hukuki muamelelerden farkları: Mirastan feragat sözleşmesi gerek yapılış şekli ve gerekse yapılış zamanı yönünden mirası ret işleminden farklıdır. Mirası ret miras bırakan hayatta değilken yapılır. Buna karşı mirastan feragat sözleşmesi miras sözleşmesi şeklinde resmi memur önünde yapılır. İki taraflıdır. Mirası ret ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Miras bırakanın ölümünden sonra hakiki redde üç ay içinde Sulh Mahkemesine yazılı veya sözlü beyanla yapılır. Miras bırakanın vefatı anında terekenin borca batık olduğu şayi veya sabit olursa miras kendiliğinden reddedilmiş olur. (TMK. md.605) Mirastan feragat sözleşmesinin miras hisseleri hakkında mirasçıların birbirleriyle yaptıkları sözleşmelerden de farkları vardır. Mirastan feragat sözleşmesi miras bırakanla mirasçısı arasında yapılır. Mirasçıların kendi aralarında yaptıkları miras hissesine ilişkin sözleşme ise miras hakkında vazgeçme hükmünü içerse dahi mirastan feragat sözleşmesi değildir. (TMK. md.677) Yine miras bırakanın sağlığında mirasçılardan birinin diğer mirasçılar veya üçüncü bir şahıs ile o kimsenin mirası hakkında onun iştirakiyle yaptığı TMK'nun 678. maddesine uygun sözleşmede mirastan feragat sözleşmesinden sonuçları itibariyle farklıdır. MİRASTAN BİR KARŞILIK ALINARAK YAPILAN FERAGAT TENKİS İLİŞKİSİ Miras bırakanın mirastan feragat edene verdiği karşılık saklı pay sahibi mirasçıların saklı paylarına tecavüz ediyorsa, TMK'nun 565/2. ve 573. maddesi uyarınca saklı paylarına el atılan mirasçılar tenkis davası açabilirler. Tenkis davası sabit oldukta, mirastan feragat etmiş olan mirasçının TMK'nun 574. maddesine uygun seçimlik hakka sahiptir. Feragat eden davalı mirasçı dilerse tenkisi gereken miktarı saklı pay sahibi mirasçıya verir, dilerse mirastan feragat sırasında miras bırakandan aldığı karşılığı tamamıyla iade ederek, hiç mirastan feragat etmemiş gibi mirasın paylaşımına katılır. MİRASTAN BİR KARŞILIK ALINARAK YAPILAN FERAGATTE MİRAS BIRAKANIN ALACAKLILARININ TALEP HAKKI Mirastan feragat eden mirasçı mirası bir karşılık alarak bırakmış ise, miras bırakanın ölümünde mirasçı olamayacağından terekenin borçlarından da mirasçı sıfatının yitirilmesi nedeniyle sorumlu değildir. Bu durumda, miras açıldığında tereke mevcudu borçlarını karşılayamıyor ise yani miras bırakan acz içinde ise, mirastan feragat etmeyen diğer mirasçıları da borçları ödemiyorlar veya mirasçılık sıfatını yitirmişlerse, mirastan bir karşılık alarak feragat eden mirasçı ve onun mirasçıları feragat sözleşmesi gereğince miras bırakandan, vefatından evvelki son beş yıl içinde almış oldukları karşılıktan mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri, tutarında miras bırakanın alacaklarına karşı sorumlu olur (TMK.md.530) Görüldüğü gibi bu durumda mirastan bir karşılık alarak feragat eden mirasçı TMK'nun 530 ncu maddesindeki koşulların oluşması halinde aldığı karşılıkla değil, sadece miras bırakanın ölümünden önceki son beş yıl içinde aldıkları karşılıktan mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında miras bırakanın alacaklılarına karşı sorumlu olacak, miras bırakanın ölümünden önceki beş yıldan daha önce alınan karşılıklar yönünden hiçbir iade sorumluluğu olmayacak, bu karşılıklar feragat eden mirasçıya kalacaktır. FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN FESHİ VE HÜKÜMSÜZLÜĞÜ A) MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN FESHİ Miras bırakan ve feragat eden mirasçı kural olarak önce de açıkladığımız gibi alelade yapacakları yazılı bir sözleşme ile (TMK. md.546) mirastan feragat sözleşmesini feshedebilirler. Feshin resmi sözleşme ile yapılması koşul değildir. Adi sözleşme ile yapılan fesih geçerlidir. İstisnai olarak da, mirastan feragat sözleşmesinde taraflara tek taraflı olarak sözleşmenin feshi yetkisi tanınmış ise veya rücu hakkı sözleşmede saklı tutul-muşsa, sözleşmenin tek taraflı feshi veya sözleşmeden rücu olanaklıdır. Miras sözleşmesiyle mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişinin, miras bırakana karşı miras sözleşmesinin yapılmasından sonra mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa miras bırakan, miras sözleşmesini tek taraflı olarak ortadan kaldırabilir. Tek taraflı ortadan kaldırma, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden biriyle yapılır. (TMK. md.546/2-son) Karşılık alınarak yapılan feragatlerde feragat eden mirasçı vasiyetçiye karşı kendisinin mirastan çıkarılmasını gerektiren bir fiil ika etmişse, miras bırakan sözleşmeyi feshederken taahhüt ettiği karşılığı vermekten imtina edebilir. Buna karşılık alınmaksızın yapılan feragatlerde vasiyetçinin bu sebeple bir fesih yapmasına ihtiyaç ve lüzum yoktur. Yine karşılık verilmesi için anlaşılan tasarruflarda bir taraf taahhüt ettiği borcu yerine getirmezse diğer taraf sözleşmeyi feshedebilir. Ancak fesih hakkını kullanantaraf bakımından durum miras sözleşmelerinden farklıdır. Bedelli feragat sözleşmelerinde saklı paylı mirasçı aldığı veya alacağı bir bedel veya karşılık karşılığında miras hakkından tamamıyla veya kısmen vazgeçmektedir. Burada sağlar arası bir borç altına giren vasiyetçidir ve vazgeçmesine karşılık mirasçısına belirli bir karşılık verecektir. Bu borç ifa edilmezse feragat eden mirasçı feragat sözleşmesini TMK'nun 547. maddesi vasıtasıyla B.Y.nın 106 vd. hükümleri gereğince feshedebilir. Yine irade sakatlığı sebeplerinden birinin varlığı halinde veya B.Y.nın 21.maddesi koşulları oluştuğunda feragat sözleşmesinin feshi istenebilir. B) FERAGAT SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ Saklı pay sahibi mirasçılardan biri veya bir kaçı ile miras bırakanın yapmış olduğu mirastan feragat sözleşmesinin aşağıdaki hallerde iptali de istenebilir. a) Ehliyetsizlik, şekil noksanı, kanuna, ahlak ve adaba aykırılık sebeplerinden birinin varlığı halinde feragat sözleşmesi hükümsüzdür. b) Evlenmenin iptali veya boşanma halinde vasiyetçi eski eşi ile akdetmiş olduğu feragat sözleşmesinin hükümsüzlüğüne dayanak taahhüt ettiği karşılıkları ödemekten kaçınabilir (Boşanma halinde esasen mirasçılık ilişkisi ortadan kalkacaktır.) c) Muvazaalı feragat sözleşmeleri de hükümsüzdür. d) Feragat eden mirasçının miras bırakandan önce ölmesi halinde durum miras sözleşmesinden farklıdır. Karşılıksız feragatte feragatin feragat edenin altsoyuna etkisi yoktur. e) TMK'nun 573 ve 574.maddesi gereğince tenkis ve geri verme koşullarının oluşması ve feragat edenin karşılığı iadesi halinde de feragat sözleşmesi hükümsüz kalacaktır. (Bak. Prof. Dr. Zahit İmre, Türk Miras H.sf. 310-312) MİRASTAN FERAGATTE GÖZ-ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR a)Mirastan feragat sözleşmesi resmi vasiyet şeklinde yapılmalıdır. Mirastan feragat sözleşmeleri ekseriye iki taraf lı sözleşmelerdir. Bu nedenle mutlaka ve mutlaka miras sözleşmesi şeklinde resmi memur önünde yapılmalıdır (Y.2.HD.29.1.1999 gün 12695-3-04 S.K.) İşlem düzenleme şeklinde yapılacaktır. Noter K.mad.89 NK.mad.84- Hukuki işlemlerin noter tarafından düzenlenmesi bir tutanak şeklinde yapılır. Bu tutanağın: 1. Noterin adı ve soyadı ile noterliğin ismini, 2. İşlemin yapıldığı yer ve tarihi (rakam ve yazı ile) 3. İlgilinin ve varsa tercüman, tanık ve bilirkişinin kimlik ve adresleri ile ayrıca ilgilinin vergi kimlik numarasanı, 4. İlgilinin hakikik arzusu hakkındaki beyanını, 5. İşleme katılanların imzalarını ve noterin imza ve mühürünü, Taşıması gereklidir. Resmi Vasiyet düzenleme şekli, TMK.mad.532: Resmi vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmi memur tarafından düzenlenir Resmi memur, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir. TMK.mad.533: Mirasbırakan arzularını resmi memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir. Vasiyetname, mirasbırakan tarafından okunup imzalanır. Memur vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar. TMK.mad.534: Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonramirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. (Noterler Birliği işlem Formülleri Kitabındaki Örneklere Göre Tanzim Edilir.) Adi yazılı şekilde yapılan miras feragat sözleşmeleri geçersizdir. (Y.iç B.K.11.2.1959 gün E.1958/16 K.1959/14 S.K.) Buna göre mirastan feragat sözleşmesi miras bırakanla saklı paylı mirasçılardan biri veya bir kaçı arasında Noter huzurunda resmi memur önünde yapılacak, iki taraf aynı zamanda arzularını ona bildirecek yine düzenlettikleri sözleşmeyi iki tanık önünde imza edeceklerdir. b) Mirastan feragat sözleşmesi bedelli yapılabileceği gibi bedelsizde yapılabilir. Mirastan feragat sözleşmesi bedelli (ivazlı) olarak yapıldığı takdirde aksine hüküm olmadıkça feragat eden kimsenin altsoylarını da etkileyecektir. Bu durumda miras payının tümünün bedelli olarak devri halinde dereden mirasçının altsoyları da mirasçılık sıfatını kaybedecektir. (Y.2.HD.26.11.1993 gün 10646-11333 S.K.) Mirastan feragat eden kimse mirasçılıkla ilgili tüm haklarından feragat halinde mirasçılık sıfatını kaybedecektir. Ancak mirastan feragat mirasın tümü hakkında olabileceği gibi belirli bir payı ile de ilgili olabileceğinden, mirasın belirli bir payından feragat halinde mirasçılık sıfatı yine devam edecektir. e) Miras payından bir karşılık almadan yapılan feragatte ise feragat şahsi olduğundan altsoya etki yapmaz. Miras,mirastan feragat eden miras bırakandan önce ölmüş gibi miras hakkı altsoylarına geçer. (Y.2.HD.15.12.1995 gün 12388- 13788 S.K.9) Yine mirastan feragat sözleşmesi bedelli olsa bile sözleşmede altsoyun mirasçı olacağı kararlaştırılmış ise altsoy yine mirasçı olacaktır. f) Mirastan feragat sözleşmesinde mirasçı diğer bir mirasçı lehine mirastan feragat etmiş ve fakat lehine feragat edilen mirasçı daha sonra mirasçılık sıfatını herhangi bir nedenle yitirmiş ise mirastan feragat sözleşmesi hukuki hükmünü yitirecek miras yeniden mirastan feragat eden kimseye dönecektir. g) Mirastan feragat sözleşmesi yapan kimselerin ayırtım gücü taşıması ve ergin olmaları, kısıtlı olmamaları ön koşuldur. Ancak bir kimse vasiyetname ile tek taraflı miras hakkından feragat etmiş ise ayırtım gücünü taşıması ve on beş yaşını bitirmiş olması vasiyetnamenin geçerliliği için yeterli olacaktır. Mahkemece ergin kılınma yolu ile veya evlenme ile ergin olanlar da mirastan feragat sözleşmesi yapabileceklerdir. Ayırtım gücünü taşıyan kısıtlılar ise vasileri aracılığı ile ve vesayet makamının izni, Denetim makamının onamı ile mirastan feragat sözleşmesi yapabileceklerdir. Mirastan feragat mukavelesi iki taraflı sözleşmelerden olduğundan bu sözleşmelerin tek taratlı irade beyanı ile feshi mümkün değildir. ı) Mirastan feragat sözleşmelerinin resmi memur önünde, miras sözleşmesi şeklinde yapılması zorunlu olduğu halde, sözleşmenin feshi sözleşmelerinin adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir. i) Mirastan bedelli feragat eden kimse ve mirasçıları; miras açıldığı zaman tereke borca batık ise ve mirasçılar da borçları ödememiş iseler miras bırakanın ölümünden önceki son beş yıl içinde almış oldukları karşılıktan mirasın açılması anındaki zenginleşmeler tutarında miras bırakanın alacaklılarına karşı sorumlu olacaklardır. Ancak miras bırakanın ölümünden önceki beş yıldan daha önce alınan karşılıklar yönünden sorumluluk söz konusu olmayacaktır. j) Diğer taraftan miras bırakanın feragat eden kişiye verdiği bedel veya bedeller diğer saklı pay sahibi mirasçıların saklı paylarına tecavüz ediyorsa, saklı payına el atılan bu mirasçılar feragat eden mirasçı aleyhine tenkis davası açabileceklerdir. k) Mirastan feragat sözleşmesi ehliyetsizlik, şekil noksanı, yasaya, ahlaka, adaba aykırılık sebeplerinden biri ile geçersiz ise ilgililer bu konuda iptal davası da açabileceklerdir. I) Miras bırakan ile miras sözleşmesi yapan anne baba sağ iseler onların altsoyu henüz mirasçı olmadıklarından feragatten yararlanamazlar. (Y.2.HD.10.12.1993 gün 11-268-12085 S.K.) MİRASTAN FERAGAT İLE İLGİLİ İÇTİHATLAR T.C.YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU E.1958/16- K.1959/14 T. 11.2.1959 -MİRASTAN FERAGAT SÖZLEŞMESİ (Miras Mukavelesi Niteliği ve Resmi Vasiyet Şeklinde Yapılması) -ŞEKİL KOŞUL (Mirastan Feragat Sözleşmesinin Resmi Vasiyet Şeklinde Yapılması Mecburiyeti) -RESMİ VASİYET ŞEKLİNDE YAPILMASI MECBURİYETİ (Mirastan Feragat Sözleşmesinin) 743/m. 474, 475 ÖZET: Mirastan feragat sözleşmesinin bütün miras sözleşmeleri gibi, resmi vasiyet şeklinde yapılması gerekir. DAVA: Dördüncü Hukuk Dairesinin 1853/997 sayılı ve 19/6/1934 günlü kararında mirastan feragat mukavelesinin bir şekle tabi tutulmuş olmadığı esası benimsenmiş bulunduğu halde, ikinci Hukuk Dairesinin 3056/4390 sayılı ve 19/7/1984 günlü kararında mirastan feragat mukavelesinin resmi vasiyet şeklinde birbirini tutmazlığın içtihadın birleştirilmesi yoluyla giderilmesi istenilmiş olmakla içtihadı Birleştirme Hukuk Kısmı Heyetinde kararlar arasında birbirini tutmazlık bulunduğuna karar verildikten sonra mesele incelendi, gereği konuşuldu: KARAR: Medeni Kanunun mirasa ait olan kitabının 3. Faslının başlığı (ölüme bağlı tasarrufun muhtelif suretleri) dir; gerçekten bu fasıldaki maddelerde vasiyetin ve miras mukavelesinin konularının neler olabileceği bildirilmiştir. Bunlardan 474. Maddede miras mukavelesinin konusunun mirasçı nasbi veya belli bir malın bir kimseye bırakılması olabileceğinin, 475. Maddede ise miras mukavelesinin konusunun mirastan feragat olabileceğinin bildirildiği görülür. Demek ki, konumuza göre mirastan feragat mukavelesi, miras mukavelesinin bir nevinden ibarettir. Bu itibarla mirastan feragat mukavelesinin (bütün miras mukaveleri gibi) Medeni Kanunun 492. Maddesi hükmünce resmi vasiyet şiklende yapılması gerektir. isviçre Hukukçularından Escher'in Medeni Kanuna ait almanca şerhinde (Alman Medeni Kanunundaki durumun aksine olarak) mirastan feragat mukavelesinin, miras mukavelesinin bir nevinden ibaret olduğunu yazmış bulunması da (Vorb. Art 494, N.2) bu görüşün doğruluğunu belirtmektedir. Netice: Mirastan feragat mukavelesinin bütün miras mukaveleleri gibi resmi vasiyet şeklinde yapılmasının gerektiğine, 11.02.1959 da ittifakla karar verildi. "Mirastan feragat nedeniyle miras payının iptali ile ilgili görev Asliye Hukuk Mahkemesine aittir." "Türk Medeni Kanununun 545 ncü maddesi koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir." "Sağ kalan eşin mirastan karşılıksız feragati halinde miras bırakandan olmayan çocukları mirastan yararlanamaz." "Mirastan çıkarılma ile ilgili iptal davasının davalı alt soyuna da yöneltilmesi gerekir." "Mirastan feragat, mirasçılık belgesi verilmesine engel değildir." "Mirastan feragat sözleşmesi bulunması mirasçılık belgesi istenmesine engel değildir." "Bedelli (İvazlı) olarak mirastan feragat eden mirasçının alt soyu da mirastan pay alamaz." "Mirastan feragat, mirası ret, mirastan ıskat edilen mirasçıda mirasçılık belgesi isteyebilir. Bu nedenle mirastan feragat, mirası ret, mirastan ıskatın hukuki sonuçlarının terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceğine işaret edilerek mirasçılık belgesi verilmelidir." "Mirastan feragat sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça tek taraflı dönülemez." "TMK'nun 528.529.545 ve 530.madde-lerine uygun düzenlenmeyen mirastan feragat sözleşmesi geçersizdir." "Mirastan feragat edenin mirasla ilgisi tamamen kesilmez, Mirastan feragat eden de mirasçılık belgesi isteyebilir. Ancak ilamda bu veya benzeri hallere işaret olunmalıdır." "Mirastan feragat sözleşmesinin resmi vasiyet şeklinde yapılması gerekir." "Mirastan feragat ivazsız ise miras, feragat edenin füruları varsa onlara kalır." "Miras bırakanla mirastan feragat mukavelesi yapan anne ve baba sağ olduğundan, feragat edenin fü ruu henüz mirasçı olmadığından feragatten yararlanamaz." "Mirastan feragat mukavelesi ivazlı olduğu takdirde feragat edenin füruu da aksi kararlaştırılmamışsa mirasçı olamaz." "Mirastan ıskat, mahrumiyet, ret ve feragat veraset belgesi istemeye engel değildir." "mirastan feragat sözleşmesinde feragat eden mirasçının iradeyi sakatlayan nedenlerle sözleşmenin iptalini istemesi mümkün olup, bu konuda deliller toplanmalı sonucuna göre karar verilmelidir." SÖZLEŞMENİN NÜFUS İDARESİNE BİLDİRİLMESİ Mirastan feragat sözleşmesini düzenleyen noter, miras bırakanın kayıtlı olduğu nüfus idaresine, miras bırakanın, nüfus kütüğüne kayıtlı ve şerhi edilmek üzere, mirastan feragat sözleşmesinin varlığını tarih ve yevmiye nosu ile birlikte bildirir, işbu bildirim yazısına, mirastan feragat sözleşmesinin örneği eklenmez, sadece miras bırakanın ve feragat edenin ikamet adresleri, kimlik ve nüfus kayıt bilgileri, feragatin ivazlı mı ivazsız mı yapıldığı ve varsa feragatin kimin lehine yapıldığı hususları yazılmalıdır. Feragat ivazlı ise, nüfus idaresine yazılan yazıda sadece feragatin ivazlı olduğu yazılmalı, ivazın ne olduğu ve ne miktarda olduğu yazılmamalıdır. Zira ivazın ne olduğu ve ne tutarda olduğu sözleşmenin kayıt ve şerhi için gerekli değildir. Feragat iki taraflı bir feragat ise, her bir taraf miras bırakan ve feragat eden durumda olduklarından bildirimin her birinin nüfus idarelerine ayrı ayrı yapılması gerekir. Bu bildirim niçin yapılmaktadır ve niçin sadece miras bırakanın nüfus kütüğüne işlenmek üzere miras bırakanın kayıtlı olduğu nüfus idaresine bildirilmektedir. Miras bırakan vefat ettiğinde onun veraset ilamını verecek olan Sulh Hukuk Hakimi veraset ilamını verebilmek için miras bırakanın vukuatlı nüfus kayıtlarını getirtecek olup, gelen bu nüfus kayıtlarında miras bırakanın mirastan feragat sözleşmesi yaptığını görecektir. Mirastan belgesini veren hakim gerek görürse noterden yapılan mirastan feragat sözleşmesinin aslını veya tasdikli örneğini isteyebilecek ve inceleyerek ve feragat edenin feragatini dikkate alarak ve mirastan feragat ile ilgili kanun hükümlerini (M.K. md. 529) uygulayarak mirasçılık belgesi düzenleyecek ve kararını verecektir. Nüfus idaresine bildirim tebligat alarak yapılmalıdır. Tek taraflı yapılan mirastan feragat sözleşmesinin nüfus idaresine bildirimine dair yazı örneği aşağıya çıkarılmıştır. .............. adresinde mukim, T.C.kimlik nolu ve ili ilçesi, mahellesi/köyü cilt no aile sıra no sıra noda nüfusa kayıtlı bulunan ve oğlu/kızı, doğumlu (MİRAS BIRAKAN) 21 adresinde mukim, T.C.kimlik nolu ve ili ilçesi mahellesi/ köyü, cilt no aile sıra no sıra noda nüfusa kayıtlı bulunan ve oğlu/kızı doğumlu (MİRASTAN FERGAT EDEN) Aralarında Noterliğimizin tarih ve Yevmiye numaralı işlemi ile BEDELLİ / BEDELSİZ ( Lehine) olarak Mirastan Feragat Sözleşmesi yapmışlardır. İşbu mirastan feragat sözleşmesinin FERAGATİ KABUL EDEN (MİRAS BIRAKAN) isimli kişinin yukarıda yazılı nüfus kütüğüne kayıt ve şerh edilmesini, kayıt ve şerh edildiğinin noterliğimize bildirilmesini rica ederim. .../.../ NOTERİ .........: Hukuk 1323 Ankara, 28.1.2004 Özü: Mirastan feragat sözleşmesi hk. GENELGE 2 Miras bırakan ile mirasçılar arasında yapılan ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu' nun 528. maddesinde yer alan mirastan feragat sözleşmelerinde, mirasçının miras bırakandan intikal edecek olan belirli bir maldaki miras hak ve payından feragatinin mümkün olup olmadığı hususundaki duraksamalar nedeniyle konu hakkında görüşleri sorulan Adalet Bakanlığı Hukuk işleri Genel Müdürlüğü'nden alınan ve Yönetim Kurulu'nun 23.01.2004 günlü toplantısında görüşülen 31.07.2003 tarih ve 014776 sayılı yazıda; ...Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 528 ve 529 uncu maddeleri... Mirastan feragat sözleşmesi... ni düzenlemiştir. 528. maddesinde, ...Miras bırakan, bir mirasçı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder. Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.... 529. maddesinde, ...Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olmaması hâlinde, feragat hükümden düşer. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.... Düzenlemesi mevcuttur. Ayrıca 545. maddesinde miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyet şeklinde yapılması gerektiği, 532. maddesinde de resmi vasiyetnamenin iki tanık huzurunda sulh hakimi, noter veya kanunla kendilerine bu yetki verilmiş diğer bir görevli tarafından düzenleneceği ifade edilmiştir. Yasal düzenleme değerlendirildiğinde; mirastan feragat sözleşmesinin, murisle mirasçıları arasında akdedilen ve bu mirasçının müstakbel ve muhtemel miras hakkından tamamen veya kısmen feragat etmesi sonucunu doğuran bir sözleşme olduğu, mirastan feragat sözleşmesinin mirasçının miras hakkının tamamını ve bir kısmını ihtiva edebileceği, mirastan kısmen feragat eden mirasçının mirasçılığının zayi olmayacağı düşünülmektedir.... Denilmektedir. Bilginizi ve gereğinin buna göre yapılmasını rica ederim. ANKARA 28.2.1991 Özü : Mirastan feragat sözleşmeleri GENELGE 14 1512 sayılı Noterlik Kanununun 69 ncu maddesinde bulunan, < <... vasiyetnameleri, gerek noterler tarafından düzenlenen sair ölüme bağlı tasarrufları yapanların ölümü halinde bilgi verilmesi için, durumu bunların kayıtlı oldukları nüfus dairelerine bildirirler.> > hükmüne rağmen nüfus dairelerinin mirastan feragat sözleşmelerine ait bilgileri kabul etmeyerek bu konuya ilişkin yazıları geri çevirdiklerine ilişkin şikâyetler üzerine konu içişleri Bakanlığına intikal ettirilmiş idi. Anılan Bakanlık Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 8.2.1991 tarih ve 621.145.1525/9340 sayılı yazılarında: Konunun nüfus dairelerine genelge yapıldığı ve «Bakanlığımızca yayınlanan 21.9.1984 gün ve 621.114.280/11020 sayılı genelgemizde belirtildiği gibi, ilgilinin ölüm sütununa kurşun kalemle şerh düşülerek söz konusu evrakların ayrı bir dosya içersinde muhafaza edilmesi gerektiğinin duyurulduğu bildirilmiştir. Bilginizi rica ederim., Ankara, 18.1.1989 Özü: Mirastan feragat sözleşmelerinin de nüfus idaresine bildirilmesi gerektiği Hk. GENELGE 15 1512 sayılı Noterlik Kanununun 69 ncu maddesinde, «...gerek bu suretle saklanan vasiyetnameleri, gerekse noterler tarafından düzenlenen sair ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARI yapanların ölümü halinde bilgi verilmesi için, durumu bunların kayıtlı oldukları NÜFUS DAİRELERİNE YAZI İLE BİLDİRİRLER.>> hükmü yer almaktadır. Medeni Kanunda miras mukavelelerini düzenleyen maddeler ise anılan kanunun <<ölüme bağlı tasarruflar>> bölümünde yer almaktadır. Bu itibarla mirastan feragat sözleşmelerinin de 1512 sayılı Noterlik Kanununun 69 ncu maddesi gereğince nüfus idarelerine bildirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bilinmesini ve buna göre işlem ifasını rica ederim. Kaynak
  22. Bilindiği gibi 6306 sayılı Kanun'un ("Kanun") amacı, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşam alanları oluşturmak için yapılacak iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir. Bu kapsamda riskli yapı tespitinin kesinleşmesinin kira sözleşmesine etkilerinin neler olacağı konusu gündeme gelmektedir. Bilindiği gibi 6306 sayılı Kanun'un ("Kanun") amacı, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşam alanları oluşturmak için yapılacak iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir. Bu kapsamda riskli yapı tespitinin kesinleşmesinin kira sözleşmesine etkilerinin neler olacağı konusu gündeme gelmektedir. Kanun'da riskli olduğu tespit edilen yapıların, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilmesi düzenlendiğinden kiracının yapının riskli olduğunu gerekli dikkat ve özeni göstererek öğrenebileceği tartışılabilir. Ancak kiracıdan, kira sözleşmesi yaparken tapu kayıtlarını incelenmesi beklenmemelidir. Kira sözleşmesi gibi sürekli borç doğuran bir sözleşmede kiracı olan kişinin kısa bir süre içerisinde binanın yıkılacağından haberdar edilmesi gerekir. Kiraya veren riskli yapı kararı alındığını bildiği halde taşınmazı kiraya vermiş ve bunu kiracıdan gizlemiş ise bu durumda tarafların sözleşme koşullarına ilişkin olan bilgileri birbirlerine doğru ve eksiksiz olarak vermeleri gerektiğinden aldatma söz konusu olur. Bu halde, riskli yapı tespiti yapılmış ve yıkılacak bir binada, kira sözleşmesi yapılıp durumun kasten kiracıdan gizlemesi halinde, kiracı aldatma nedeniyle sözleşmenin hükümsüzlüğünü öne sürebilir ve tazminat talep edebilir. Kira ilişkisi devam ederken riskli yapı tespiti söz konusu olduğunda kiracı ayıba karşı tekeffül hükümlerine başvurabilecektir. Sözleşmeyi feshedebilecek veya kira bedelinin indirilmesini talep edebilecektir. Ancak ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini talep etme hakkının kullanılabilmesi için ayıpsız bir benzerinin kiraya verenin elinde bulunması gerekmektedir. Bu durumda kiraya verenin kusurundan bahsedilemeyeceğinden, tazminat talep edilemeyecektir. Kiracının bu haklarını kullanmış olması halinde konu kiracının girişimi ile çözülmüş olacaktır. Ancak değerlendirilmesi gereken, kiracının bu haklarını kullanmaması durumunda kiracının tahliyesinin nasıl gerçekleştireceğidir. Kanun'da kira sözleşmesine yönelik özel bir düzenleme yer almadığından ve henüz bir Yargıtay Kararı da bulunmadığından kira sözleşmesinin durumdan etkilenmesi genel hükümler çerçevesinde olacaktır. Kiralananın risk tespitinin kesinleşmesi halinde ilk olarak imkânsızlık hali değerlendirilebilir. Risk tespitinin kesinleşmesinden sonra kiralananın yıkılması halinde, kiracının artık kiralanan yeri kullanması imkânsız hale gelecektir. Bu yıkım Kanun gereği olacağından kiraya verenin kusurundan da bahsedilemeyecektir. Bu doğrultuda TBK m. 136 hükümleri uyarınca borcun ifası imkânsızlaştığından, kira sözleşmesinin de sona ereceği savunulabilir. Ancak Kanun'un esas amacı öngörülen sürelerde ve hızlı bir şekilde binaların deprem, sel vb. afetlere karşı ya yeniden yapılması ya da güçlendirilerek dayanıklı hale getirilmesidir. Her ne kadar risk tespiti ve yıkım aşamasında birçok idari işlemden bahsedilse de yıkımdan sonra riskler ortadan kalktığından maliklerinin iradeleri ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle gerçek bir imkansızlıktan bahsedilemeyecektir. Buna ek olarak riskli yapı tespitinin yapılması ile yıkımın mutlaka gerçekleşmesi gerekmediği, güçlendirme seçeneğinin de var olduğu unutulmamalıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 350 hükmünde kiraya verenin yeniden inşa veya imar sebebiyle tahliyesi ve yıkımı sonrasında yeniden inşa edilmesi hali düzenlenmektedir. TBK m. 350 hükmünde, "Belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak tarihinden başlayarak bir ay içinde tahliye davası açılabilir" denilmektedir. 6306 sayılı Kanun çerçevesinde ise kira süresinin sonunu beklenmesinin mümkün olmadığı açıktır. 6306 sayılı Kanun'da, maliklere verilecek sınırlı süreler söz konusudur. Bu süreler aynı şekilde kiracılar bakımından da geçerli olacaktır. 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği'ne göre, riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden sonra İdarece, maliklere süre verilecek eğer bu süre içerisinde yıkım malikler tarafından gerçekleştirilmezse, İdare tarafından gerçekleştirilecektir. Söz konusu süreler kiracılar için de geçerli olduğundan kiracının da riskli yapıyı tahliyeye etmeme gibi bir hakkı bulunmamaktadır. 6306 Kanun çerçevesinde kiraya verenin kusurundan bahsedilemeyeceğinden kiracının tazminat talebinde bulunması da mümkün olmayacaktır. Kentsel dönüşüm süreci hızlı bir şekilde işleyeceğinden 6306 sayılı Kanun bakımından tahliye davası açılması zorunlu olmadığı gibi böyle bir beklenti Kanunun ruhu ile de uyuşmayacaktır. Bunun yerine Kanun'da ve Uygulama Yönetmeliği'nde yapının tahliyesi için kiracılara tebligat yapılması düzenlenmiştir. İdare tarafından altmış günden az olmamak üzere süre verilerek riskli yapıların tahliyesi ve yıktırılması yapı maliklerinden istendikten sonra tebligat yapılarak maliklere, kiracı veya sınırlı ayni hak sahibi kullananlara, riskli yapının tahliyesi için bildirim yapması gerektiği belirtilecektir. Kanun'da kiracılara yapılacak bildirimden bahsedilmesi ile kentsel dönüşüm durumunda imkânsızlık ve sözleşmenin kendiliğinden sona ermesi yerine kira sözleşmesinin bildirim yolu ile sona erdirildiği söylenebilecektir. Kiracı idarece yapılan tebligat ya da kiraya veren tarafından yapılan bildirim sonucu kiralananın riskli yapı olduğunu öğrendiğinde kendi isteği ile kiralananı tahliye edebilecektir. Ancak kiracı tarafından riskli olduğu tespit edilen kiralananın verilen süre sonunda tahliye edilmemesi durumunda zorla tahliye de mümkün olabilecektir. Uygulama Yönetmeliği'nde riskli yapıların tespitini, tahliyesini ve yıkımını engelleyenler hakkında cezai sorumluluk öngörülmüştür. Kiracılar bakımından da aynı sorumluluk söz konusu olacaktır. Kanun'un 5. Maddesine dayanılarak riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda, Kiracıya talebi halinde İdarece kira yardımı yapılabilecektir. Av. Işıl Çevikel Vanlı
  23. Yakalanan kişinin soruşturmanın tamamlanması için gözaltı süresi ile sınırlı olarak hakim önüne çıkarılıncaya veya serbest bırakılıncaya kadar gözaltına alınabilir. Yakalama gözaltı anlamına gelmez. Yakalanan kişi Cumhuriyet Savcısının emri ile gözaltına alınabilir. Gözaltına alma yetkisi Cumhuriyet Savcısındadır. Gözaltına alma ne demektir? Ceza Muhakemesi Kanunu yakalama ile gözaltına alma işlemlerini birbirinden tamamen ayırmıştır. CMK 91/1 gereği gözaltına alma, Cumhuriyet savcılığınca verilen bir kararla olmaktadır. Yakalama esas itibariyle fiili bir durum olmasına ve kural olarak kolluk tarafından (istisnaen herkes tarafından) yapılır. Ancak, yakalamanın sonucunda şüpheli gözaltına alınır ise, Cumhuriyet savcısının emriyle işlemlerinin tamamlanması amacıyla, yetkili hakim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar, sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğü geçici olarak kısıtlanır (Yakalama Yönetmeliği 4/5). Nezarethanelerin fiziki durumunu Yakalama Yönetmeliğinin 25 ve 26 ıncı maddelerinde belirtilmiştir. Gözaltı kararı hangi hallerde verilebilir? Cumhuriyet savcısının gözaltı kararı (CMK 91/2). Bu iki koşula bağlanmıştır: a) Gözaltına alma tedbirinin soruşturma yönünden zorunlu olması. Burada gözaltına alınmada bir orantılılık aranmalıdır, yani kişinin örneğin sadece ifadesinin alınmasının yeterli olması halinde gözaltına alınmaması gerekir. b) Kişinin “bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı (CMK “2014-6526” 91/2). Somut delillere dayanan ve ilk bakışta herkesi inandırabilecek şüphenin bulunmadığı hallerde yakalama yapılamayacağı gibi, Cumhuriyet savcısı gözaltına alma kararı da veremez. Bu deliller olmadan gözaltı kararı verilmesi hukuka aykırılık olur. Nitekim AİHM, yakalama emri dışında ilgiliye karşı oluşan şüphelerin dayanağını oluşturan bir delil bulunmamasına rağmen yakalanan kişi dolayısıyla Türkiye’yi mahkum etmiştir. Vali tarafından belirlenen kolluk amirinin gözaltı kararı (CMK 91/4). 2015-6638 sayılı kanun ile kabul edilen “polisin toplumsal olaylardaki suçüstü gözaltısı” şöyle kaleme alınmıştır: CMK 91/4: Suçüstü halleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmidört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek top- lumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırksekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talima- tı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbest bırakılmaz- sa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırksekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alman kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır. a) Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar. b) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1) Kasten öldürme (madde 81, 82), taksirle öldürme (madde 85). 2) Kasten yaralama (madde 86, 87). 3) Cinsel saldın (madde 102). 4) Çocukların cinsel istismarı (madde 103). 5) Hırsızlık (madde 141,142). 6) Yağma (madde 148,149). 7) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188). 8 ) Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (madde 195). 9) Fuhuş (madde 227). 10) Kötü muamele (madde 232). c) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun- da yer alan suçlar. d) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürü- yüşleri Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlar. e) 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanı- larak ilan edilen sokağa çıkma yasağını ihlal etme. 2015-6638 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, gözaltı tedbirini düzenleyen CMK 91’e 4 numara ile yeni bir fıkra eklendi ve diğer fıkra numaraları da buna göre teselsül ettirildi. Bu yeni fıkra ile Kanuna yeni bir katalog daha eklendi ve burada sayılan kasten öldürme, fuhuş, yağma, cinsel saldırı, hırsızlık gibi suçların işlenmesi durumunda, suçüstü hali ile sınırlı kalmak kaydıyla mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda ise kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilmesi imkanı yaratıldı. Ayrıca gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç belirtilen sürelerin sonunda C. savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verileceği ve onun talimatı doğrultusunda hareket edileceği belirtilmiştir. Eğer kişi serbest bırakılmazsa önceki fıkralara göre işlem yapılacağı; ancak kişinin en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün içinde hâkim önüne çıkarılacağı ifade edilmiştir. Ve bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alman kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanacağı belirtilmiştir. CMK 91’e eklenen 4. fıkra ile “mülki amirce belirlenecek kolluk amirlerine” gözaltına alma kararı verme yetkisi verilmektedir. Bu yetkinin suçüstü hali ile sınırlı olduğu ve listede sayılan belli suçlarda uygulanabilen bir yetki olduğu görülmektedir. “Mülki amirce belirlenecek kolluk amiri” hukukumuza ilk defa giren bir kavramdır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Alman Mahkemeler Teşkilatı Kanunu’nun 52. maddesinde yer alan savcı yardımcısı kolluk kavramına benzer bir kurum yaratıldığı görülmektedir. Böyle bir makamın yürütme tarafından belirlenmesi hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Suçüstü hallerinde yakalanan kişiler hakkında C. savcısına hemen bilgi verilerek emri doğrultusunda işlem yapılacağı CMK 90/5’te düzenlenmiş, 91. maddede de 2014-6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile gözaltı kararı verilebilmesi için, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olması ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı koşulu aranmıştır (CMK 91/2). Aynı maddede gözaltı kararı vermek açısından, suçüstü halleri ve belli suçlarla sınırlı da olsa C. savcısının görev ve yetkilerinin yürütmeye devredilmesi, Ceza Muhakemesi Hukuku açısından, kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan böyle bir tedbirde yürütmenin yetkilendirilmesi Anayasa’nın 19 ve AİHS’nin 5. maddesine aykırıdır. Maddedeki düzenlemenin amacının toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlarda çok sayıda kişinin yakalandığı durumlarda C. savcısının devre dışı bırakılarak yürütmenin belirlediği kolluk amiri tarafından gözaltı kararı verilmesi ile kolaylık sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, özellikle bu gibi toplu olaylarda savcının hukuk garantisi teşkil eden denetimi ortadan kaldırılmış bulunmaktadır. 91. maddeye eklenen yeni 4. fıkrada suçüstü hallerinde, henüz suç işlememiş olan kişilerin de yakalanmasına olanak sağlayacak bir yaklaşım gözlemlenmektedir. Zira CMK 90/1 suçüstü halinde herkese yakalama yetkisi vermekte, bu madde ile de bu yetkinin genişletilmesi ortaya çıkmaktadır. Liste halinde sayılan suçlarda genel kuralın istisnası olarak kolluğa adeta suç işlememiş fakat işleme ihtimali olan kişileri de yakalama ve mülki amirlerce belirlenen kolluk amiri tarafından da gözaltına alınması uygulaması yerleşmesi tehlikesini içermektedir. Bu düzenleme yasada hiçbir zaman yer almaması gereken bir hükümdür. Gözaltı süreleri Genel Suçlarda Gözaltı süresi soruşturmanın tamamlandığı anda sona erer. Burada gözaltı sırasında yapılan işlemlerin sürelerinin tek tek toplanarak hesaplama yapılmalıdır (örneğin, doktora getirme 1 saat, arama 5 saat gibi). Kişi gözaltına alındıktan sonra arka arkaya işlemler yapılmadan, yasal sürenin dolması beklenmişse, bu durum kişinin özgürlük hakkının kısıtlanması anlamına gelir. AİHM kararları da bu yoldadır. Kanunda öngörülen sürelerin dolması beklenmez. Süre, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç (bu süre de 12 saati geçemez) yakalama anından itibaren 24 saati geçemez. Toplu suçlarda Delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı “her defasında” “gerekçesini de” göstererek gözaltı süresini ayrı ayrı kararlarla ve “yazılı emir” vererek üç gün süre ile uzatabilir (CMK 91/3). Burada özellikle süre uzatımına ilişkin her emir, gözaltına alınana derhal tebliğ edilecek olma zorunluluğu (CMK 91/3) gözden kaçırılmamalıdır. Müdafi olarak açıkça bu kurala uyulmadığını saptadığınız takdirde (ki bu şüpheliyle yapılan görüşmede ve özellikle evrakı incelemeden anlaşılacaktır), derhal itiraz ediniz. Terörle Mücadele Kanunu'na 7145 Sayılı Kanun ile Eklenen Geçici 19. Madde 25.7.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanunun 13 maddesi ile , Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen Geçici 19. madde düzenlemesi : Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle TCK'nin "Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları" ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından; gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren 48 saati, toplu olarak işlenen suçlarda ise 4 günü geçemeyecek. Delillerin toplanmasındaki güçlük veya dosyanın kapsamlı olması nedeniyle gözaltı süresi en fazla 2 defa uzatılabilecek. Gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar, cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalanan kişi dinlenilmek suretiyle hakim tarafından verilecek. Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem, cumhuriyet savcısı veya cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk güçleri tarafından yapılabilecek. Yakalama veya gözaltı süresinin uzatılması işlemlerine karşı “başvuru” nedir? CMK 91/4 bunu düzenlemiştir. Yakalama ve gözaltı sü- resinin uzatılması işlemlerine karşı yakalanan kişinin, müdafiinin hemen serbest bırakılmayı sağlamak için, sulh ceza hakimi’ne başvurma hakkı vardır. Bu hak, müdafiinin yanında şüpheliye, birinci derecede kan hısımları (anne-baba), ikinci derecede kan hısımları (kardeşler) ve kanuni temsilciler için de söz konusudur. Bu başvuruyu incelemekle yükümlü hakim, incelemeyi evrak üzerinden yaparak derhal ve nihayet 24 saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. İnceleme sonucu, yakalamanın veya gözaltına alma ya da gözaltı süresini uzatmanın yerinde, hukuka uygun olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalanın derhal soruşturma evrakı ile birlikte Cumhuriyet savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir. Bu karar bir “hakimlik kararı” olduğu için ve “itiraz yolunun kapalı olduğuna dair yasada açık bir kural da bulunmadığından tüm hakimlik kararlarına olduğu gibi CMK 260’ daki “olağan kanun yollarından itiraz” yolu açıktır. Burada CMK 261’deki “avukatın başvurma hakkı” kullanılmasında önemli bir ayırım gözden kaçırmamak gereklidir. Müdafiliğini üstlenilen kişinin “zorunlu müdafilik” hallerinden CMK 150/2 uyarınca atanan bir müdafiinin iradesi şüphelinin veya sanığın iradesinden ÜSTÜN kabul edilmiştir. Bunun dışındaki hallerde şüphelinin iradesi kuşkusuz geçerlidir. Müdafi gerekçeden yoksun ve kanuna uygun olmayan, orantılılık ilkesine uymayan bir uzatmaya itiraz etme hakkını mutlaka kullanmalıdır. Bu itirazı maalesef birçok müdafiin yapmadığı üzülerek gözlenmektedir. Ancak bunu yapmayan müdafiler hukuki yardımdaki özen görevini yerine getirmemiş olmaktadırlar ki bunun olası aleyhe sonuçları da söz konusu olabilir. Gözaltına alınan kişinin durumunun bildirilmesi. CMK 95/1’e göre “şüpheli veya sanık“, “yakalandığında” veya “gözaltı süresi uzatıldığında” Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. CMK 95/2 ye göre de bu kişi yabancı uyruklu ise yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, durumu uyrukluğunda olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir. Burada uygulamada yabancı uyruklu kişiye seçimlik bir hak tanınmıştır. Yazılı olarak karşı çıkmaması halinde bu bildirim yapılabilecektir. Bunun için de yabancı uyruklu kişiye bu hakkı çok iyi anlatılarak daha doğrusu öğretilerek kullanıp kullanılmayacağını saptamak gerekir. Kolluk yakalama anından Cumhuriyet savcısına götürünceye kadar, sadece kanuni YAKINLARINA haber vermek zorundadır (PVSK 13). Şüpheli yakalamanın “kendi belirlediği bir kişiye haber verilmesini“ istiyorsa, o zaman kolluk bunu kendiliğinden değil, ancak Cumhuriyet savcısının emri ile yapabilir. CMK 95/1 ve Yakalama Yönetmeliği 8 inci maddeye göre ise, Cumhuriyet savcısının yakalanan kişinin gözaltına alınmasına karar vermesi ile birlikte, ”bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verin”, diye kolluğa emir vermesi halinde, kolluk bunlara durumu bildirebilecektir. Yönetmeliğin 8 inci maddesine göre kolluk bu bildirimi; -Yakalanan veya gözaltına alınan kişiyle birlikte birisi varsa bu kişi vasıtasıyla, -Suçun işlendiği veya yakalandığı yerde ikamet ediyorsa ve haber vereceği yakınının telefonunu biliyorsa ya da kolluk vasıtasıyla sair suretle tespit edilebiliyorsa, telefon ile, -Haber vereceği yakınının telefon numarasını bilmiyorsa ilgili yer kolluğu vasıtasıyla, -Konutu suç yeri dışında ise telefonla veya kişinin adresinin bulunduğu yerle ilişki kurulmak suretiyle yapar. Yabancılara yakalandıklarını konsolosluklarına bildirme hakkından vazgeçmeleri mümkünken, Türk yurttaşlarının böyle bir vazgeçme hakları yoktur. Gözaltı işlemleri Gözaltına alınan kişi hakkında, nezarethanede hangi işlemler yapılır? Gözaltına alma kararı ve nezarethaneye kabul. Bir kişinin nezarethaneye kabul edilebilmesi için, Cumhu- riyet savcısının gözaltı kararı vermesi gerekir (CMK 91). Yakalanıp Cumhuriyet savcısının kararı ile gözaltına alı- nana uygulanacak kayıtlamalar, tutuklularınkine kıyasla, yakalamanın gayesi ile haklı görüleceklerden ibarettir. Nezarethane defterine kayıt İster yakalanmış olsun, ister kendiliğinden gelip de, son- radan gözaltına alınan kişiler hakkında, en kısa zamanda nezaret tutanağı düzenlenir. Yönetmeliğin 12 inci maddesine göre denetime tabi olan bu defterde şu bilgiler yer alır: a) Kimlik ve adres bilgileri. b) Gözaltına alınmasına esas bilgiler. İsnat edilen suç, gözaltına alınma nedeni, suç yeri ve tari- hi, mimin emri ile yakalandığı ve nezarete alındığı, haber verilen Cumhuriyet savcısının adı ve soyadı, Cumhuriyet savcısına haber verildiği tarih ve saat, bilgi toplama işlem kısmı kaydı, c) Giriş işlemleri. Yakalamanın yeri, tarihi ve saati, giriş tarihi ve saati, giriş- te alınan hekim raporunun verildiği makam, tarihi ve öze- ti, üst aramasında teslim alınan malzemeler, teslim eden ve teslim alanın imzası, giriş işlemini yapan görevlinin adı v soyadı, rütbesi ve imzası, ç) Şüpheli ile ilgili işlemler. Haber verilen yakını veya belirlediği kişi, adresi ve telefon numarası, diplomatik temsilciliğin ad ve telefon numarası(yabancı uyruklu kişi için), haber veren personelin adı, soyadı ve sicil numarası. Şayet soruşturma konusu Terörle Mücadele Kapsamına giren bir suça ilişkin ise, kolluk tarafından düzenlenen tutanakları ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. d) Çıkış işlemleri belirtilir. Gözaltı işlemlerinin denetimi nasıl olur ? Bu konuda CMK 92 ye göre, Cumhuriyet Başsavcıları veya görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları, adli görevlerinin gereği olarak, gözaltına alınan kişinin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma neden ve sü- relerini, gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetler; sonucunu Nezarethaneye Alınanlar Defterine kaydederler. Denetim insan hakları açısından önemlidir. Soruşturma işlemlerinin başı Cumhuriyet savcısı olduğu için, kanuna aykırılıklardan kollukla birlikte doğrudan sorumlu tutulacaktır. Şüphelinin durumundan şikayet etmesi halinde, müdafiin de şüphelinin gözaltında bulunduğu bu yeri “görme hakkı” vardır. Ve bunu da yapmalıdır. Çünkü şüphelinin olası bir şikayetinin doğru olup olmadığının hukuki bir yardımda bulunan kişi olarak gözlemesi en doğal gerektir. Uygulamada İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları da bu denetimi yapabilmektedirler. Bu içerik, Türkiye Barolar Birliği CMK El Kitabı adlı basılı yayından faydalanılarak hazırlanmış ve güncelleştirilmiş olarak siteye aktarılmıştır.
  24. Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde uygulanan ve Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan 2020 yılında uygulanacak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, Resmi Gazete’nin 02.01.2019 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ GENEL HÜKÜMLER Amaç ve kapsam MADDE 1 – (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir. (3) Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, bu Tarife hükümleri üzerinden yapılmış olarak kabul edilir. Avukatlık ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez. (2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir. Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti MADDE 3 – (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur. (2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. Birden çok avukat ile temsil MADDE 4 – (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez. Ücretin tümünü hak etme MADDE 5 – (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır. Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 6 – (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz. Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret MADDE 7 – (1) Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar davanın nakli, davanın açılmamış sayılması, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. (2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. (3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez. Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret MADDE 8 – (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur. Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret MADDE 9 – (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz. (2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez. Manevi tazminat davalarında ücret MADDE 10 – (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. (4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret MADDE 11 – (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 4.000,00 TL’ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. (2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir. (3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur. (4) Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır. (5) Tahliyeye ilişkin icra takiplerinde bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücrete hükmedilir. Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. (6) İcra dairelerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen maktu ücrettir. Ancak belirlenen ücret asıl alacağı geçemez. Tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinde ücret MADDE 12 – (1) Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre vekâlet ücretine hükmedilir. (2) Tüketici hakem heyetlerinde avukat aracılığı ile takip edilen işlerde, avukat ile müvekkili arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda bu Tarifenin birinci kısım ikinci bölümünün tüketici hakem heyetlerine ilişkin kuralı uygulanır. Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret MADDE 13 – (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. (4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. Ceza davalarında ücret MADDE 14 – (1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. (2) Ceza hükmü taşıyan özel kanun, tüzük ve kararnamelere göre yalnız para cezasına hükmolunan davalarda bu Tarifeye göre belirlenecek avukatlık ücreti hükmolunan para cezası tutarını geçemez. (3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemelerine yapılan başvurularda, bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret ikinci kısmın ikinci bölümünün sekizinci sırasındaki ücretten az, onikinci sıra numarasındaki ücretten fazla olamaz. (4) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. (5) Ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü veya ilk derece mahkemesinin kararına yapılan itiraz üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir. Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret MADDE 15 – (1) Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri genel kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedilir. (2) Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz. Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret MADDE 16 – (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur. (2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır: a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanır. Şu kadar ki miktarı 6.000,00 TL’ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, 900,00 TL. maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücrettir. c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 900,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir. Tahkimde ve Sigorta Tahkim Komisyonunda ücret MADDE 17 – (1) Hakem önünde yapılan her türlü hukuki yardımlarda bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Sigorta Tahkim Komisyonları, vekalet ücretine hükmederken, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak kaydıyla bu Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine bu Tarifeye göre hesaplanan ücretin beşte birine hükmedilir. Konusu para ile ölçülemeyen işlerde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen maktu ücrete hükmedilir. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine öngörülen maktu ücretin beşte birine hükmedilir. Sigorta Tahkim Komisyonlarınca hükmedilen vekalet ücreti, kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) 28/1/2012 tarihli ve 28187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliğinin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Tahkim Kurulu, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar için öngörülen avukatlık ücretine hükmeder. İş takibinde ücret MADDE 18 – (1) Bu Tarifeye göre iş takibi; yargı yetkisinin kullanılması ile ilgisi bulunmayan iş ve işlemlerin yapılabilmesi için, iş sahibi veya temsilci tarafından yerine getirilmesi kanunlara göre zorunlu olan iş ve işlemlerdir. (2) Bu Tarifede yazılı iş takibi ücreti bir veya birden çok resmi daire, kurum veya kuruluşça yapılan çeşitli işlemleri içine alsa bile, o işin sonuçlanmasına kadar yapılan bütün hukuki yardımların karşılığıdır. Dava vekili ve dava takipçileri eliyle takip olunan işlerde ücret MADDE 19 – (1) Dava vekilleri tarafından takip olunan dava ve işlerde de bu Tarife uygulanır. (2) Dava takipçileri tarafından takip olunan dava ve işlerde bu Tarifede belirtilen ücretin 1/4’ü uygulanır. Tarifede yazılı olmayan işlerde ücret MADDE 20 – (1) Bu Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar için, işin niteliği göz önünde tutularak, bu Tarifedeki benzer işlere göre ücret belirlenir. Uygulanacak tarife MADDE 21 – (1) Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır. Seri davalarda ücret MADDE 22 – (1) İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir. Kötü niyetli veya haksız dava açılmasında ücret MADDE 23 – (1) Kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece 1136 sayılı Kanun ve bu Tarife esas alınarak takdir olunur. Yürürlük MADDE 24 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Eki için tıklayınız.
  25. 2020 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi yayınlandı. Yayınlanan Tarife ile 2020 yılında uygulanacak Arabuluculuk Asgari Ücretleri belirlendi. 31 Aralık 2019 SALI Resmî Gazete Sayı : 30995 TEBLİĞ Adalet Bakanlığından: 2020 YILI ARABULUCULUK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ Amaç, konu ve kapsam MADDE 1 – (1) Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, 2/6/2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve bu Tarife hükümleri uygulanır. (2) Bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersiz olup, ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanır. Arabuluculuk ücretinin kapsadığı işler MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla, arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığıdır. (2) Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. (3) Arabulucu, ihtiyari arabuluculuk süreci başlamadan önce arabuluculuk teklifinde bulunan taraf veya taraflardan ücret ve masraf isteyebilir. Bu fıkra uyarınca alınan ücret arabuluculuk süreci sonunda arabuluculuk ücretinden mahsup edilir. Arabuluculuk sürecinin başlamaması hâlinde bu ücret iade edilmez. Masraftan kullanılmayan kısım arabuluculuk süreci sonunda iade edilir. (4) Arabulucu, dava şartı arabuluculuk sürecinde taraflardan masraf isteyemez. (5) Arabulucu, arabuluculuk sürecine ilişkin olarak belirli kişiler için aracılık yapma veya belirli kişileri tavsiye etmenin karşılığı olarak herhangi bir ücret talep edemez. Bu yasağa aykırı olarak tesis edilen işlemler hükümsüzdür. Arabuluculuk ücretinin sınırları MADDE 3 – (1) Aksi kararlaştırılmadıkça arabuluculuk ücreti taraflarca eşit ödenir. (2) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, her bir arabulucuya bu Tarifede belirtilen ücret ayrı ayrı ödenir. (3) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, bu Tarifede birden fazla arabulucu için belirtilen orandaki ücret her bir arabulucuya eşit bölünerek ödenir. Ücretin tümünü hak etme MADDE 4 – (1) Arabuluculuk faaliyetinin, gerek tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde anlaşmaya varmış olması, gerek taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, gerekse taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi veya taraflardan birinin ölümü ya da iflası halinde veya tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi sebepleriyle sona ermesi hallerinde, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. (2) Arabuluculuk faaliyetine başlandıktan sonra, uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığı hususu ortaya çıkar ve bu sebeple arabuluculuk faaliyeti sona erdirilir ise, sonradan ortaya çıkan bu durumla ilgili olarak eğer arabulucunun herhangi bir kusuru yoksa, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. Arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret MADDE 5 – (1) İhtiyari arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık, arabuluculuk faaliyeti devam ederken, arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh gibi arabuluculuk yolu dışındaki yöntem ve nedenlerle giderilirse ücretin tamamına hak kazanılır. (2) Dava şartı arabuluculuk sürecinde, sehven kayıt, mükerrer kayıt veya arabuluculuğa elverişli olmama nedeniyle sona erdirilmesi hallerinde arabulucuya ücret ödenmez. Yeni bir uyuşmazlık konusunun ortaya çıkmasında ücret MADDE 6 – (1) Somut bir uyuşmazlıkla ilgili arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi sırasında, yeni uyuşmazlık konularının ortaya çıkması halinde, her bir uyuşmazlık için ayrı ücrete hak kazanılır. Arabuluculuk Ücret Tarifesine göre ücret MADDE 7 – (1) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre belirlenir. (2) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre belirlenir. (3) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre isteyebilir. (4) Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre isteyebilir. Taraflardan birinin aynı olduğu ve bir ay içinde başvurulan en az on beş uyuşmazlık seri uyuşmazlık olarak kabul edilir. Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan hallerde ücret MADDE 8 – (1) Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan haller için, söz konusu Tarifenin Birinci Kısmındaki diğer tür uyuşmazlıklar için belirlenen ücret ödenir. Uygulanacak tarife MADDE 9 – (1) Arabuluculuk ücretinin takdirinde, arabuluculuk faaliyetinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. Yürürlük MADDE 10 – (1) Bu Tarife 1/1/2020 tarihinde yürürlüğe girer. Eki için tıklayınız
  26. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 77 nci maddesinde düzenlenmiş olan idari para cezalarının, 23/12/2019 tarihli ve 30987 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 512)’nde 2019 yılı için yeniden değerleme oranı olarak tespit edilen % 22,58 (yüzde yirmiiki virgül ellisekiz) oranında artırılarak yeniden belirlenmesini sağlayan Tebliğ, Resmi Gazete'nin 31.12.2019 tarihli sayısında yayınlandı. Tebliğ, 01.01.2020 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Tebliğ, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 77 nci maddesi ile 84 üncü maddesinin birinci fıkrasına ve 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin yedinci fıkrasına dayanılarak hazırlandı. 1/1/2020 ile 31/12/2020 tarihleri arasında uygulanacak idari para cezası miktarları
  27.  
  • Member Statistics

    14
    Total Members
    102
    Most Online
    Sümeyye Saka
    Newest Member
    Sümeyye Saka
    Joined
×
×
  • Create New...