Jump to content

About This Club

Sözlükler, elektronik dergiler, elektronik makaleler, dosyalar ...
  1. What's new in this club
  2. Türk Ceza Kanunu’nda eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi olmak üzere iki kategori halinde düzenlenen müsadere, öteden beri tartışmaların ve eleştirilerin konusu olmuştur. Müsadereye ilişkin en problemli konulardan birisi TCK m. 54/1’in 2. cümlesinde düzenlenen suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın müsaderesidir. Bu çalışmada önce genel olarak müsaderenin hukuki niteliği ve uygulanma koşulları kısaca ele alınmış; ardından da suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın müsaderesi ile ilgili sorunlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak sorunun çözümü mahiyetinde, söz konusu hükmün temel hak ve özgürlükler ile ceza hukuku ilkeleri açısından sahip olduğu sakıncalar nedeniyle ilga edilmesi önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Müsadere, Eşya Müsaderesi, Kazanç Müsaderesi Güneş OKUYUCU ERGÜN - Doç. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı, Gunes.Okuyucu@law.ankara.edu.tr, ORCID: 0000-0001-5401- 2312, Makalenin Gönderim Tarihi: 11.01.2021, Kabul Tarihi: 11.01.2021 MAKALENİN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ!
  3. 7188 numaralı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 numaralı Ceza Muhakemesi Kanunu’na, ceza muhakemesi sürecini sona erdiren iki yeni müessese eklenmiştir. Bu müesseseler, kanun koyucunun ifadesiyle, seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulüdür. Çalışmada, bu müesseselerden basit yargılama usulü incelenecektir. Basit yargılama usulü, Türk ceza muhakemesi hukukunda ilk defa, mülga 1412 numaralı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda düzenlenmişti. Hakikaten bu kanundaki, sulh ceza hâkiminin ceza kararnamesi ile ceza tayinine ilişkin hükümler, basit yargılama usulüne ilişkin hükümler ile büyük oranda aynıdır. Bu çalışmada, öncelikle basit yargılama usulü kavramı incelenmiş, daha sonra müessesenin zaman bakımından uygulanmasına, koşullarına, müessesenin uygulanması kararından sonra yapılacak işlemlere, müessesenin uygulanması üzerine verilen hükme karşı gelmeye ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Hakan KAŞKA - Dr. Öğr. Üyesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı, kaska.hakan09@gmail.com, ORCID: 0000-0002- 5763-0324, Makalenin Gönderim Tarihi: 10.06.2020, Kabul Tarihi: 10.06.2020 MAKALENİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ!
  4. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda 2007 yılında yapılan bir değişiklik ile suçun niteliğine ve ağırlığına bakılmaksızın kişinin yakalanmasını sağlamak üzere kolluğa silah kullanma yetkisi tanınmıştır. Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin atıfta bulunduğu uluslararası belgeler, silah kullanımının istisnai niteliğinin altını çizmekte ve ateşli silahın ancak meşru savunma halinde veya gerçekleşmesi muhakkak öldürme veya ciddi yaralanma riski yaratan suçlara ilişkin olarak saldırganın yakalanması amacına dönük olarak kullanabileceğini belirtmektedir. Uygulamada suçun niteliğine bakılmaksızın her türlü suç, hatta kabahat türünden fiiller açısından silah kullanma yetkisine başvurulmaktadır. Dahası, şüphelinin başka suretle yakalanması mümkün iken, özellikle hareketli hedeflere dönük olarak, öldürücü şekilde atış tevcih edilebilmektedir. Bu noktada, temyiz aşamasına gelmiş az sayıda vakada ise, Yargıtay çoğunlukla failin kolluk görevlisi olması dolayısıyla bir nevi “taksir karinesi” benimsemekte, kastın bulunduğunu tespit ettiği az sayıda vakada ise kasten yaralama suçunun mevcudiyetinden hareket etmektedir. Bu biçimde, Yargıtay, kasten öldürme ve yaralama arasındaki ayrım bakımından geliştirdiği içtihadından ayrılmaktadır. Bu yazıda konu ile ilgili mevzuat çerçevesinde Yargıtay’ın söz konusu yaklaşımı eleştirel bir biçimde ele alınmaktadır. Öznur SEVDİREN - Dr (iur.) Öğr. Üyesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, oznur.sevdiren@bilgi.edu.tr, ORCID: 0000-0003-0952-7741, Makalenin Gönderim Tarihi: 28.01.2021, Kabul Tarihi: 28.01.2021 MAKALENİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ!
  5. Temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak olan ceza muhakemesi hukukunda, sanık bu amaca katkıda bulunmak istiyorsa bunu özgür iradesiyle gerçekleştirmelidir. Nemo tenetur seipsum accusare ilkesi uyarınca, hiç kimse kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya ve bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. Bu evrensel ilkenin temelini kişinin kendisini suçlayıcı davranışlardan kaçınma hürriyeti oluşturmaktadır. Ceza muhakemesi işlemlerine aktif katılmaya zorlanma yasağının içeriğinde bir tereddüt olmamakla birlikte, pasif katlanma yükümlülüğünün kapsam ve mahiyeti bu ilke karşısında tartışmalıdır. Sanığın susma hakkı ve kendisini suçlayıcı davranışlardan kaçınma hürriyetinin, devletin güç kullanması yoluyla ortadan kaldırılmasına karşı korunması gerektiği İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihatlarında vurgulanmaktadır. Ceza yargılamasında bireysel savunma makamını temsil eden süje olan şüpheli/sanığın maddi bir obje gibi değerlendirilip rızası hilafına delil aracı olarak işlemlere tabi tutulması nemo tenetur seipsum accusare ilkesinin içeriğinin sadece susma hakkı kapsamına indirgenmesine neden olacaktır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin “kişinin iradesine bağlı bilgi/iradesi dışında bilgi” ayrımı da iradeden bağımsız ispat vasıtalarının (vücuttan örnek alınması gibi) adli mercilere her durumda verilmesi zorunluluğunu doğurması nedeniyle bizi nemo tenetur ilkesi ile uyumlu sonuçlara götürmemektedir. Ceza muhakemesi işlemlerine pasif katlanma yükümlülüğünün, ancak ölçülülük ve insan onurunun dokunulmazlığı ilkeleri çerçevesinde yorumlanması halinde modern bir ceza ve ceza muhakemesi hukuku ile bağdaşır sonuçlara ulaşılabileceği düşüncesindeyiz. Ali Tanju SARIGÜL - Dr. Öğr. Üyesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı, atanju.sarigul@hku.edu.tr, ORCID: 0000-0002- 4112-0311, Makalenin Gönderim Tarihi: 11.01.2021, Kabul Tarihi: 11.01.2021 Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 20-26 Kasım 2020’de gerçekleştirilen “Ben Masumum” konulu 10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde sunulan tebliğin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş halidir, araştırma ve yayın etiğine uygundur. MAKALENİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ!
  6. Bazı suçlarda, duruşmada beyanda bulunmak çeşitli mağdur ve tanık kategorileri için oldukça güçtür. Zira bu kişiler bireysel nedenlerle kırılgandır ve menfaatlerinin, sanığın adil yargılanma hakkına ilişkin menfaatleri karşısında dengelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kırılgan mağdur ve duruşmada beyanda bulunması konusuna odaklanılmaktadır. Çalışmada öncelikle, kırılgan tanık ve kırılgan mağdur kavramları üzerinde durularak, AİHS’nin 6/3-(d) maddesi bağlamında tanık kavramının, neden mağdur kavramını da bünyesine aldığı açıklanmıştır. Sonrasında AİHM’nin kırılgan tanık ve mağdur bağlamında adil yargılanma hakkı konusunda geliştirdiği içtihat aktarılmaktadır. Son olarak, başta adli görüşme odaları olmak üzere, CMK’nın 236. maddesine 7188 sayılı Kanun’la 17.10.2019 tarihinde eklenen fıkralarda yer alan dengeleyici tedbirler ele alınmış ve uygulamada doğabilecek sorunlara değinilmiştir. Fahri Gökçen TANER Doç. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı, taner@law.ankara.edu.tr, ORCID: 0000-0002-9182-2549, Makalenin Gönderim Tarihi: 22.01.2021, Kabul Tarihi: 24.01.2021 MAKALENİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ!
  7. Kişisel verilerin korunması hakkı, bireyin kişisel verileri üzerinde karar verme özgürlüğünü korumaktadır. Bu koruma, işleme kapsamına giren verinin kaydedilmesi ile silinmesi arasında geçen birçok faaliyeti kapsamaktadır. Bunlardan biri de, kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılmasıdır. Kişisel verilerin korunması hakkı, bu verilerin ilgisiz üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesine ve kullanılmasına karşı bir güvence teşkil etmektedir. Bu kapsamda devlet tarafından işlenen kişisel verilerin de bu güvenceleri taşıması gerekmekte, kamu yararı gereği işlenen çok sayıda verinin üçüncü kişiler tarafından öğrenilip kullanılmasına karşı yeterli güvencelerin sağlanması gerekmektedir. Dolayısıyla devlet kayıt altında tutulan kişisel verileri yetkisiz üçüncü kişilerle paylaşmama şeklinde negatif ve veri güvenliğinin sağlanması konusunda yeterli yasal çerçevenin oluşturulması ile idari ve adli makamların bu çerçeveye uygun davranmasını sağlamak şeklinde pozitif yükümlülük altındadır. Anahtar Kelimeler: kişisel veri, veri aktarımı, erişim, gizlilik, özel hayat. Ayşenur OCAK - Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi MAKALENİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ!
  8. Bono temel bir ilişkiye dayanılarak verilir bu nedenle her kambiyo taahhüdünün altında temel bir ilişki bulunmaktadır. Ancak bononun üzerinde borcun sebebi gösterilmez. Borcun sebebi olan temel ilişkiyi gösteren bir açıklama senet üzerinde yapılamaz. Dolayısıyla bono borcun sebebi olan temel ilişki ile ilintili hale getirilemez. Aksi halde bono geçersiz olur. Bononun hamili taahhüdün sebebini açıklamak ve bunu ispatlamak zorunda değildir. Tam aksine borçlu, böyle bir borcun var olmadığını iddia ediyorsa bu durumu ispatlamak zorundadır. Bononun ta’lili bono için yeni sebep göstermek anlamındadır. Yargıtay bononun ta’lili kavramını ispat yükünün belirlenmesinde kullanmaktadır. Oysa bu kullanım yanlıştır. Bu çalışmada bononun ta’lili kavramı Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bono, Ta’lil, Soyutluk İlkesi, İspat, Bedel Kaydı. Gülşah YILMAZ - Dr. Öğr. Ü. / Uluslararası Final Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı MAKALENİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ!
  9. CEKET Haz ishak’ın oğlu Arapçada Yakub, Tevrat’ta ise Yacqôb, olarak geçer. İbranice kökünden “ardından gelen, sonraki” manasında. İkiz kardeşinden az sonra doğduğu için bu adı almış. Arapça tacqîb, mütecâqib, câqibet ve akabinde’den bildiğimiz caqb (iz, topuk) ile anlam ilgisi ve akrabalığı olan bir sözcüktür. Latinceye Iacobus olarak geçmiştir.. Fransızcada sesliden önce gelen /y/ sesi jandarmanın /j/sine dönüştüğü için, ve ayrıca vurgusuz hece düştüğü için, Jacques (/jak/) halini almış. İngilizcesi, Fransızcadan uyarlama Jack (/cäk/). Yorkshire (Kuzey İngiltere) diyalektinde Jock olur. Ortaçağın sonlarına doğru Batı Avrupa’da jacque/ jack/ jock en yaygın köylü erkek adı. Dolayısıyla hem Fransızcada hem İngilizcede “köylü, kıro, andavallı” anlamını vermişler. Türk Kültüründeki Memiş yahut İbiş gibi bir şey, fakat aynı değil, çünkü bayağı aşağılayıcı anlamı var. Fransızca 14. yüzyılda jacquerie = köylü isyanı, jaquette = köylü mintanı demekti. İngilizce jack 16. yüzyılda “çiftlik hayvanlarının erkeği”, 17. yüzyılda “herif, uşak, seyis, gemide tayfa” anlamına geliyordu. Jockey esasen “herifçik” demek, ama kesin olmamakla birlikte özellikle Kuzeyden gelen ağır taşralı bir tip kastedilmiştir. Atlara bakan uşağa bu ad verilmiştir. Türkçede jaket adı verilen bu giysinin adına en erken Ahmet Mithat’ın 1877 tarihli bir romanında rastlanmıştır. /j/ sesi Türkçede zor olduğundan kısa sürede ceket’e dönüşmüş. Genel kurala göre, yaygın dolaşıma giren kelimeler yerel dilin ses alışkanlıklarına uyar, buna karşılık jaketatay (jaquette à taille) gibi elit dilinde kalanlar orijinal seslerini daha çok korurlar. Jokey de “at yarışlarında binici” anlamında 1900’lerde geçiyor. Osmanlı Jokey Kulübü galiba 1906 yılında kurulmuş.[1] [1] NİŞANYAN,Sevan, 18.07.2009
  10. CEHENNEM Cehennem, ibranice “gözyaşı vadisi” anlamındaki “gehinnom” sözcüğünden gelir.”Hinnom” ilkçağda kudüs yakınlarında suçlular ve tanrılara kurban edilenlerin içine atıldığı bir ateş çukurudur.Ffransızcaya 'géhenne', İngilizceye ise 'gehenna' şeklinde geçmiştir.[1] Başka bir kaynakta şu bilgiler vardır; Sözlükte “derin kuyu” anlamına gelen cehennem, dini literatürde dünya hayatında iman etmeyenlerin sürekli olarak, iman ettiği halde salih amel işlemeyen kimselerin de günahları ölçüsünde, cezalandırılmak üzere kalacakları ceza ve azap yeridir. Kur’an-ı Kerim’de Cehennem için yedi isim kullanılmıştır: Cehennem (derin kuyu), nâr (ateş), cahîm, (alevleri kat kat yükselen ateş), hâviye (düşenlerin çoğunun bir daha geri dönemediği uçurum, yer), saîr (çılgın ateş), lezâ (dumansız ve katıksız alev), sakar (ateş), hutame (obur ve kızgın ateş). Bunlardan Kur’ân’da en çok geçeni cehennem kavramıdır. Âlimlere göre, Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyette cehennem hayatıyla alakalı olarak geçen acı, ıstırap, azap, ateş vb. şeyler bu dünyadakilere benzetilemez. Bunların içyüzünü insanların bilmesi mümkün değildir.[2] [1] http://209.85.135.132/search?q=cache:Rnp4_EO_JH8J:www.sevdaligul.com/archives.php/sozlerin-soyagaci/7163+Türk+demektir.+Kökünden+gelir.&cd=3&hl=tr&ct=clnk&gl=tr, 17.07.2009 [2] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.87 ,2005 Ankara
  11. CEHENNEM Azab yurdu olan ateşin özel ismidir ve müennes (dişi) dir. Arapça "Cehman" kelimesinden alınmış olup bu da "cehm"den türetilmiştir. Cehm, sert ve çirkin olmak; cehman dibi görünmez derin kuyu demektir.[1] [1] YAZIR, M.Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili
  12. CEHALET Genellikle İslam literatüründe cehl, ilmin zıddı olarak kullanılmıştır. Ayrıca düzensiz işleyiş, bir şeyin üzerinde bulun­duğu durumun haricinde düşünüp, aksine davranışta bulun­mak, gibi anlamlara da gelmektedir.[1] [1] AYDIN,Hayati,Kur’an da İnsan Psikolojisi, www.darulkitap.com.
  13. CEDEL Mukaddimeleri meşhurat ve müsellemat olan istidlala cedel denir. Amacı kanıtlamaya (ispata ) alıştırmak ve bilime yönlendirmektir. Yakînî bilginin asıl metodunun burhan olduğunu, cedelinse ancak güçlü bir zan verebileceği belirtilmiştir. Bâtıl bir fikrin savunulmasında da kullanılan cedel, savunmada başarıya ulaşmak gayesiyle formel mantığa sarılmaya ve kelime oyunlarına başvurmaya kapı açtığı için tek başına gerçeğe ulaştırıcı bir vasıta olarak görülmemiştir. Bu iş çirkindir, Çünkü o zulümdür, Her zulüm çirkindir.
  14. CEDEL Arapça cedele kökünden türemiş olan bu kelime­nin sözlük anlamı, "kişinin, arkadaşını sert bir yere yıkması, amansız düşmanlık, ipin bükülmesi, evirilip çevrilmesi, binanın sağlam yapılması, bölünmek ve cephe almak, delile delille karşılık vermek, bir fikri aşırı ölçüde ve kavga yaparcasına savunmak" de­mektir. Cedel kelimesinin neticesiz münakaşa, grup­laşma, ayrılma gibi manaları da vardır. "Adab ilmi" veya "ilmu'l-hilaf” adları da verilen cedel ilminin tanımı şöyledir: "Cedel, verilen bir çaba veya kabul edilen bir düşünceye zıd olan başka bir dü­şünceyi benimsememeye gayret gösterme sanatıdır." [1] Buna günümüzde demagoji (lâfazanlık) de denilmektedir. Hukukla ilgisi şöyle düşünülebilir; diplomatların ülke çıkarlrını ve haklarını koruması için cedel sanatını iyi bilmesi gerekir. Osmanlı tarihi için savaşta kazandığımız fakat masada kaybettiğimiz birçok siyasi olaydan bahsedilir. Bunun sebebi biraz da cedel sanatının bilinmemesidir. [1] Kur’anda Zihin Eğitimi, www.darulkitap.com.
  15. CEBRİYYE Sözlükte “bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek ve birine zor kullanarak iş yaptırmak” anlamlarındaki c-b-r kökünden türeyen cebriyye itikadî bir ekolün adıdır.[1] Bu mezhebin Batıdaki karşılığı Determinizm ekolüdür. [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.85 ,2005 Ankara
  16. CEBRAİL (CİBRİL) "Cibrîl" kelimesi esasen "cibr" ve "il" kelimelerinden oluşmuş İbranice bir kelimedir ve Hz. Muhammed’e vahiy getiren meleğin ismidir.Bu konuda başka yorumlar da vardır şöyleki; İbranice'de "cebr" abd, yani kul ve köle anlamına, "il" de ilah ve Allah anlamına geldiğinden "Cebrail" de "Abdullah" (Allah'ın kulu) demek olur. Bununla beraber bazı tefsirciler bunun yani, "Allah'ın ceberûtu" mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Gerçekten de kelimenin Arapça "cebr" maddesiyle açıkça ilişkisi vardır. Buna göre; Cibrîl, karşısında hiçbir kuvvetin engellemesine imkan olmayan ve eserlerinde gerek ilmî, gerek amelî bakımından, her yönüyle kat'iyyet, zaruret, kesinlik ve kaçınılmazlık sabit olan, hâsılı her meleğin, her ruhun, her kuvvetin ve her gücün üstünde bulunan bir melek anlamına gelmektedir.[1] [1] YAZIR, M.Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili,
  17. CEBBAR Kırığı yerine getirip sıkıca sarmak, eksiği giderip tamamlamak, telafi etmek, birini bir işe zorlamak, bir şeyi zorla yaptırmak anlamlarındaki “c-b-r” kökünden türeyen cebbar sözlükte; zalim, kibirli, gaddar, azgın, zorba, kahredici, insanları hükmü altına alan istediği şeyi yaptırmaya zorlayan, merhametsiz ve baskıcı demektir. Allah’ın sıfatı olarak cebbâr; âsî ve azgınları kahredici, emir ve yasaklardan istediğini kullarına yaptırmaya gücü yeten, kahhar; dertlere derman veren, kırılanları onaran, yoksullara rızık veren, perişanlıkları yoluna koyup düzelten anlamındadır.[1] Allah atomları,galasileri yıldızları,bitkileri emrine musahhar kılmıştır. Bunların üzerinde cebbariyetini göstermiştir. Ancak bu Cebbariyetini insanların üzerinden kısmen kaldırmıştır. İnsana cüzi irade vererek iyi ve doğruyu seçip seçmeme konusunda onu özgür bırakmıştır. Bu imtihan sırrının bir gereğidir.Yoksa herkesi cebren doğru yola sevketmeye onun gücü yeterdi. [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s.83 ,2005 Ankara
  18. CEBR (CEBİR) Cebr sözlükte “zorlama, düzeltme, tamir etme” anlamlarına gelmektedir. Hukukta ise cebr (cebir) , hukuk düzeninin tanıdığı bir yetki kullanılarak kişinin yapması gereken işe zorlanmasını ifade eder. Mükelleflerin hukuk kurallarına uymalarını temin etmek için hukuk kurallarının bulunması yeterli görülmemiş, insanları hukukun emir ve yasaklarına uymaya zorlayan birtakım tedbirler de tesis edilmiştir ki, bunlara müeyyide (yaptırım) denilmektedir. Hukukta müeyyide, cebir ve zorlamadır. Hukuk kaidelerinin en önemli özelliklerinden biri, ihlal edilmesi halinde, ihlal edene fiilî bir karşılığın gösterilmesidir. İhlal eden, ahlak kurallarına aykırılıkta olduğu gibi sadece ayıplanmakla, hor görülmekle kalmaz, fiili bir karşılığa da maruz kalır.[1] Adam öldüren hapse atılır.Askere gitmeyen zorla (cebr) götürülür,vergi ödemeyenden zorla alınır,borcunu ödemeyenden icra dairesi zorla alır. Bunların hepsi cebre (zorlama) bir örnektir. [1] Dini Kavramlar Sözlüğü,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,s. ,2005 Ankara
  19. CEDEL Cedel karşıdaki ne üstün gelmek amacıyla tartışmak demektir. Cedel kelimesinin temel anlamı, ipi güçlendirmek için bükmektir. Cidal tartışma demektir. Bu anlam da yine kelimenin temel anlamıyla ilgilidir. Çünkü tartışmacılardan her biri, kendi ipini büküp sağlamlaştırmaya (kendi düşüncesini üstün getirmeğe) çalışır. Ya da kelimenin kök anlamı sura' (güreşme)dir. Nasıl güreşçilerden her biri rakibini yenmeğe çalışırsa, tartışmacılardan her biri de söz düellosunda rakibini yenmeğe çalışır. Bundan dolayı tartışmaya cidal denmiştir.[1] [1] ATEŞ, Süleyman, Kur’an Ansiklopedisi
  20. CEBİR (CEBR) Bir şeyi zaptetmek, tamir etmek, zorlamak, zor kullanarak (ikrah) ıslah etmek, telâfi etmek. Genel anlamda cebr'in mukabili ihtiyar; ikrah'ın mukabili de rıza'dır. İcbar, kelime anlamı itibariyle ikrah'a yaklaşmakla, hatta bazı durumlarda birbirinin yerine kullanılmakla beraber; her birinin kullanım alanı umumiyetle farklıdır. İcbar, daha ziyade, hukuken yetkili bir kimsenin şer'i bir hükmü gerçekleştirmek amacıyla bir kimseye bir işi zorla yaptırması veya o işi onun adına, rızası ve ihtiyarı hilâfına cebren yapması durumunu ifade eder. İkrah ise tam tersine, hukukî ve meşru olmayan bir zorlamayı ifade eder.
  21. CEBECİ Moğolca “cebe” kökünden gelir. Cebe ,silah,özellikle ok veya mızrak anlamlarına gelir. Cebeci ise “silah,cephane cephaneci er” anlamlarına gelir.[1] [1] NİŞANYAN,Nişanyan,Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, http://www.nisanyansozluk.com/search.asp?w=casus, 14.07.2009
  22. CAYMAK Eski Türkçe de çantur- dan gelir.Kıpçak Türkçesinde kullanım şekli “çaw(u)n-tur-“ şeklindedir. Dönmek, vaz geçmek anlamlarına gelir.[1] [1] NİŞANYAN,Nişanyan,Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, http://www.nisanyansozluk.com/search.asp?w=casus ,14.07.2009
  23. CARİ HESAP Cari sözlükte akan,akıcı,geçmekte olan anlamlarına geldiği gibi insanlar arasında mer’i (yürürlükte) ,muteber (geçerli) ve mütedavil (elden ele dolaşan) anlamlarına gelir. O halde cari hesap sözlük anlamıyla (akan,akıcı,geçmekte olan) kelimelerinden ilham alarak iki kişi arasında hiç durmadan işleyen girdi ve çıktısı çok olan hesap demektir.[1] Terim olarak cari hesap ; iki kişinin para, mal veya hizmetten doğan, birbirlerinden olan alacaklarından vazgeçerek, bunları her biri ayrı bir kalem oluşturacak biçimde borç ve alacak şekline sokarak aradaki farkı isteyebileceklerine dair yaptıkları sözleşmedir. Bankacılıkta ise cari hesap, bankaya para yatıran ve çekenlerin durumlarının takip edildiği hesap anlamına gelmektedirki bu sözlük anlamına yakın bir anlamdır.[2] [1] YEĞİN,Abdullah,Osmanlıca Türkçe Yeni Lügat,Hizmet Vakfı Yayınları,s.75 [2] http://www.finhat.com/finhat/menu/sozluk/sozlukz.html erişim tarihi 28.09.2007
  24. CARİH Sözlükte yaralamak manasına gelen “cereha” kök fiilinden alınma ismi faildir. Yaralayan demektir.[1] [1] UĞUR,Mücteba,Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,www.darülkitap.com
  25. CASUS Arapça ces kökünden “gözetleyen,araştıran” manasında isim olan casus kelimesi “düşmanın sırlarını araştırıp bilgi sızdıran,düşman içinde çeşitli yıkıcı faaliyetlerde bulunan kişi” anlamına gelmektedir.[1] [1] KALLEK,Cengiz, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,ci1t,7,s.163,1993,İstanbul
  26. CANLILAR ARASINDA İNSANIN ÖZEL YERİ İnsan, diğer canlılar arasında tabiatı itibariyle medeni yara­tılmış tek varlıktır; hemcinslerinin yardımı olmadan asla yaşaya­maz. Çünkü insan, kendiliğinden biten otları yiyemez, çiy besinler­le beslenemez, derisi tüylerle kaplı olmadığından bir önlem alma­dan soğuktan korunamaz. Do­layısıyla insana, mesken edinme ve düzeni, yaşama kuralları ya­nında şehircilik ve medenî hayatla ilgili bilgilerin de ilham edilme­si gerekiyordu.[1] [1] Şah Veliyullah Dehlevi,Mütercim,ERDOĞAN,Mehmet,Hüccetullahi Baliğa,www.darülkitap.com
  27.  
  • Member Statistics

    14
    Total Members
    102
    Most Online
    Sümeyye Saka
    Newest Member
    Sümeyye Saka
    Joined
×
×
  • Create New...